En önemli şampiyonluklar
Futbol hep vardı da, endüstri hadisesi yeni yeni hayatımıza girmeye başladı. İşin içine sportif yönden gayrı parasal mevzuular da karışmaya başlayınca, tüm dünyada güç dengelerinin açıldığı, güçlülerin alıp başını gittiği, nispeten ekonomisi zayıfların geri kaldığı görülmeye başlandı. Ülkemizde ise febe bitirdiği stadının ve endüstriyel bahislere kafa yoran başkan, yönetici ve profesyonellerinin rüzgarı ile rakipleriyle arasındaki farkı açma hedefindeydi. Ona en yakın duran, ekonomik yönüyle olmasa da sportif yönü ile Galatasaray'dı. Sportif rekabette birbirlerini sürekli geçen ve geçilen haldeydiler. Endüstriyel yönden treni kaçırmamak için Galatasaray'ın yapması gereken de, daha zor koşullar altında daha fazla çalışıp sportif bayrağı elinden düşürmemekti. İşte tam da bu sebeple belki de tarihinin en önemli şampiyonluklarıdır Galatasaray'ın 2006 ve 2008'de kazandığı şampiyonluklar. Rekabetin zor olduğu koşullar altında. Tebrik ederek başlayalım söze…
Bu şampiyonluğa teşekkür yazısının en başında adı geçmesi gereken kişi, benim için Karl Heinz Feldkamp'tır. Bundan 6 hafta önce gönderilmesini istediğim, tesadüfen bir gün sonra kendiliğinden istifa eden büyük futbol adamı. Hagi'den sonra büyüklüğünü ıspat eden ikinci istifadır Feldkamp ustanınki.
Her şeyden önce çok doğru bir kadro kurdu Galatasaray'a. Herkesin ateş püskürdüğü Necati ve Hasan Kabze kararlarıdır belki bugünkü şampiyonluğun en kritik satranç hamlelerinden sadece ikisi. Kadro kimyası başarının anahtarıdır. Sadece çok ya da az iyi oldukları için aynı pozisyonda haddinden fazla adam bulundurulmaması gerekliliğini gözeterek Ümit ve Hakan'ı, yani en karizmatik iki santraforunu tuttu kadroda. Onların altında ezilecek, oynamadığında sorun edecek ve kimyayı bozacak Necati ve artık yedekliğe tahammülü olmayan Kabze'yi gönderdi.
Ekonomik gerekçelerle yabancı stoperlerinden birinin gidişine razı oldu ve o krizden bir Servet efsanesi doğurdu, sabrederek. Basbaya Bouzid'i ben getirdim, onu oynatırım inadına gidebilirdi. Yapmadı, ülke futboluna Servet gerçeğini 7'den 70'e kabul ettirdi.
Linderoth'un gidişinin ardından birçoklarının tükendiğini söyledikleri Galatasaray orta sahasında, yine aynı güven ve sabırla Mehmet Topal gerçeği ile tanıştırdı Türk futbolunu. Gerets'in Inamoto ısrarının benzerini Ahmed Barusso'da yapsa, kim ne diyebilirdi? Inamoto'nun ısrarla oynatılmasına, Topal'a forma yüzü gösterilmemesine kaçımız söz söyledik geçen yıl?
Sağbek Uğur Uçar'ın ülkenin en etkili ofansif beki haline gelmesinde ve sezonu sakatlanmasa takımın asist kralı olarak tamamlayacak olmasında en büyük pay kimindir acaba?
Bunca yılın tembel santraforu Ümit Karan'ın gerçek bir forvet arkası hüviyetine bürünmesine ne demeliyiz? Arda'nın keza tembellik hastalığından gözlerimizin önünde sıyrılıp hem yaratıcı ve hem mücadeleci yıldız adayına dönüşümü… Emre Güngör'ün ülke futboluna kazandırılması.
Özetle; Feldkamp çok büyük işler yaptı. Sonra sağlığı mani oldu ona, konsantrasyonu dağıldı, takımı avucunun içinden kaçırdı ve çok doğru bir zamanda istifa etti. Umarım kendi tasarrufudur bu istifa ama gidişi de başlı başına bu şampiyonluğun en hayati adımlarından biridir. Keşke 92-93'te başladığı görevini en azından bir 5 yıl sürdürebilse idi, Galatasaray çok başka yerlerde olabilirdi bugün. Ama 74 yaşında bir futbol kurdu olarak yukarıda satırlara bir kısmını sığdırmaya çalıştığımız çok büyük emekleri oldu bugünün, ondan da önemlisi yarının Galatasaray'ına. Derwall'den sonra gelen ikinci büyük insandır Galatasaray için, hep yaptıkları ile anılacak…
Futbolcular… Kimileri tarafından Kalli döneminin son günlerinde takımı sabote etmekle suçlandılar. Kimse işin psikolojik tarafı ile ilgilenmedi. Feldkamp ipleri elinden kaçırmıştı, Ahmet Akçan'ın ise böyle bir yeteneği hiç olmamıştı. Ondan potansiyelinin üzerinde şeyler beklenmişti, neden bilmem. Burada futbolcuların bir günahı yok. İnancınızı yitirdikten sonra beyniniz istese de ayaklarınızda derman kalmaz. Nitekim de kalmamıştı.
Sonrasında toparlandılar ve yapılabileceğin en alasını yaptılar. Sezonun ilk yarısının genelinde ve özellikle de ligin son 6 maçta, inanılmaz keyif aldılar yaptıkları işten. E keyif de verdiler haliyle. Sonunda da kazanan olmanın gururunu yaşadılar. Kaptanlar Şükür, Karan, Şaş başta olmak üzere hepsini yürekten kutluyorum. Sezon başında çoğu kişinin düşünmediğini, düşük ihtimaller verdiği sonu başardıkları ve bunu da tüm futbol izleyicilerinin içine sindirerek yaptıkları için.
Cevat, Nezihi ve Burak hocalar… Takımı kenetlemeyi başaran, saygınlıkları ile kıskandıran, teknik olarak hep doğruları yapan ve takımı zirveye taşıyan büyük futbol emekçileri. Satırların yazarı tarafından gelecek sezon için de mutlak düşünülmesi gerektiği ifade edilen ve inanılan teknik heyeti Galatasaray'ın. Geçmişte Aydın Örs ve Del Bosque tarafından başarılanları tekrar başaranlar. Ben son altı lig maçında, özellikle sistem ve 11 seçimlerinde, hep doğruları yaptıklarını gördüm ve takdir ettim. Kadronun inandığı, kendilerini ıspatlamış, Cevat hoca gibi akedemisyen tarafı da bulunan bir lider önderliğinde yoluna devam etmesi gereken isimler, en azından benim için.
Ama üç isim için istisna düşündüğümü de kayda geçireyim hemen; Michael Laudrup (futbolculuğunu izlemek kısmet olmadıysa da), Abdullah Avcı (ki zaten gelse aynı teknik heyetle çalışırdı muhtemelen, Arif Erdem takviyesi ile) ve benim için her zaman bu takıma teknik direktör olması gereken kişi olduğuna inandığım Georghe Hagi. Bu isimler Galatasaray kadrosuna aradığı heyecanı katabilecek isimlerdir, gerisi benim için gereksizdir.
Ve saha dışındaki aktörler; bu kadroyu kuran yönetimin başındaki Özhan Canaydın, yeni başkan Adnan Polat, yönetim kurulları, Adnan Sezgin, Haldun Üstünel… Taşkınlıkları ile 6 maçı seyircisiz oynatsa da varlıklarıyla takıma güç katan taraftar.
Bu fevkalade hayati şampiyonlukta emeği geçenlerin hepsini kutluyorum yeniden.
Ayrıca; ligi ikinci bitiren ama ŞL'nde son iki yılın flaş takımı Sevilla'yı eleme mucizesini başarıp bizlere çeyrek final heyecanı yaşatan febe'ye, ligi neden dördüncü bitirdiğine bir türlü akıl erdiremediğim ancak 73 puan gibi inanılmaz bir performans ortaya koyan Sivasspor'a, Türkiye Kupası'nı ilk defa müzesine götüren Kayserispor'a, Şiketaş'a ve tüm takımlarımıza da teşekkürler…
Not: Daha sonra uzun da yazarız ama gündem konusudur eklemeden geçmeyelim. Fatih Terim Euro 2008 aday kadrosunu açıkladı. Komik bulduğum şeyler var. Trabzon'dan da birileri olsun diye Tolga Zengin'i aday kadroya davet etmek, febe ile Galatasaray'dan eş sayıda adam çağırayım çabası, bu komik politik denge arayışları, tıpkı teknik heyet seçiminde olduğu gibi. Bunlar komik… Komik olmayan, Emre Güngör gibi Servet ile ortaklığı tescilli bir oyuncunun orada olmayışı. Mehmet Yıldız gibi ligi domine eden bir santraforun yok sayılışı. Ümit Karan'ın formunun zirvesinde bilemediğimiz hangi egolara kimbilir kaçıncı kez mağlup düşüşü. Türkiye Kupası galibi takımın kaptanı ve yıldızı olan Mehmet Topuz'un bile orada olmayacak oluşu. Galatasaray'dan kiralık giden Emre Aşık hariç 4 büyük dışından bir tek tane oyuncu olmayışı. İbrahim Kaş, Colin Kazım, Mevlüt, Tolga, hatta bu sezon ne yaptığını hiçbirimizin tam olarak bilemediği Gökhan Zan gibi zorlama seçimler de öbür yanda… Belki de bu paragrafla sınırlı tutup eleştiriyi, unutmak lazım bazı şeyleri. Ama biliyoruz ki bu kadro yukarıda saydığımız tuzaklarla dolu ve bu tuzaklar bilinçli olarak var. Herkes düşecek bu tuzaklara, bizim gibi. Maksat tartışılsın, kamplaşılsın ki motive etmesi kolay olsun. Bayat numaralar bunlar, neyse…
Top oynayarak kazanalım yeter. Kadro mevcut haliyle de başarı için gayet yeterlidir. Rastgele…
Nurullah BAKIR
Kaynak:
NTVSPOR.NET