Türkiyede kaçtane spor yazarı gerçek anlamda sporu biliyor.Kaç kişi futbol yazıyorda ömründe meşin yuvarlağa dokunmuş.Kaç yazarımız dünya futboluna hakim.Kaç yazar anadolu külüplerinde neler olduğunun farkında.Kaç yazarımız sarumlu olduğu takımın maçlarını stadtan izliyor.Evinden maçı izleyip gazeteye köşe yazanlara ne demeli.Türkiyede adam akıllı 2-3 tane yazar var.selçuk yula, ercan saatçi, adnan şambaba gibi provokatör ve ezikleri düşününce haklısın ama gerçekten de bu işin hakkını verenler de yazdığın kadar az değil.
gökhan ünal gelsin bir daha GS macini izlemem..Katılıyorum. O adamı hatta mehmet yıldızı çok şişiriyorlar. Bunlar cimbomda oynayacak kapasitede değiller.
bunun gibi dandik santrafor görmedim hayatimda ve GS formasi altina görmeyi de kaldiramam
Galatasaray Türkiye'dir!6.5.2008
İki yıl önceki mucize şampiyonluğuna bir yenisini daha eklemek üzere olan Galatasaray'ın sırrını araştırmak isteyenler, işe Türkiye'yi mercek altına alarak başlamalıdır. Zira Galatasaray Türkiye gibidir. Her ikisi de kaostur, karmaşadır. Moderniteyle, arabesk iç içedir. Dostluk ve dayanışma da vardır, ihanetler de... Sevgi ve nefret tek bir bünyede ikiz kardeştir. Snob tavırlarla semt sıcaklığı harman olmuştur. Cemaat kültürünü yaşamının merkezi haline getirenlerle, Batı yaşam tarzını benimseyenler aynı camianın bireyleridir. Birlikte ama birbirlerine karşı. Ve en önemlisi, Türkiye de, Galatasaray da en zor anlarda ayağa kalkmasını bilirler. Tam yıkıldı, bitti, yok oldu denirken, akıl almaz bir birlik-beraberlik, kenetlenme, dayanışma örneği gösterek yeniden vücud bulurlar. Mucizeler gerçekleştirirler. Kahramanlar, efsaneler üretirler. Adeta Anka Kuşu gibi küllerinden doğarlar.
Galatasaray fena halde Türkiye'ye benzer. Hatta Türkiye'nin ta kendisidir! Bu özellik, son 15 yılda şikebahçe'den Galatasaray'a geçmiştir.
Bundan dolayıdır ki, Galatasaray'ın zaferleri Anadolu kentlerinde görülmemiş bir heyecan fırtınasına neden olur. Yürekler daha bir hızlı atar Galatasaray'ın zirve yolculuklarında... Sarı-Kırmızı zafer şarkıları taşrada daha büyük bir coşkuyla seslendirilir. Bir başkadır Anadolu'nun Galatasaray sevgisi. Sezon sona ererken, yarışın içinde Galatasaray varsa, Anadolu halkının gözü kendi takımlarının, aklı ise Galatasaray'ın maçlarındadır. Cim Bom tandanslı her gol bir uğultu yaratır kentin her yanında. Bunu yurdun dört bir tarafında gözlemlemek mümkündür. İşte budur, Galatasaray'ı diğerlerine nazaran avantajlı kılan. Florya'da, Ali Sami Yen'de yaratılan sinerjinin tüm Türkiye'ye yayılmasında yatar Galatasaray'ın sırrı. 1989'daki Nauchetel destanıyla başlayan, 1993'deki Manchester zaferiyle olgunlaşan, 2000'deki UEFA Kupası'yla da taçlanan bir sevgi ilişkisinin yoğunlaşarak sürmesidir bu. Galatasaray'ın yöneticileri, teknik heyeti ve futbolcularının şımarıklıktan uzak, olgun ve mütevazı tavırları, söylemleri süreci beslemeye devam etmektedir.
Geleceğe yapılan yatırımların da devreye girmesiyle Galatasaray fenomeni, ara verdiği Avrupa ve Dünya prömiyerini tekrar sahneye koyacaktır. Bu kez bir daha sekteye uğramamak üzere...
Hamit Turhan
En adileri Selcuk Yula.bende o adamı bi turlu sevemedim bi de ayrıca zamanında GS de oynamış nası oluyorda ekmeğini yediği yeri kötülüyor
Korkmakta haklısınız !
Galatasaray doğru adreslere, doğru kişileri yerleştirdikçe birileri rahatsız oluyor. Salt Adnan Polat’ı karalamak uğruna, transferleri eleştirmek için eleştiriyorlar. Taktılar Kewell’a. Sakatmış da, her Mayıs ayında bu sakatlığı nüksedermiş de, 18 ay top yüzü görmemiş de, eğer iyi olsaymış Liverpool onu niye bırakırmış da. Medyayı kastediyorum...
Alemde, ‘mişli geçmiş zamanı’ bu kadar çok kullanan başkaları var mı acaba? Yahu bir merak edin sorun adamın sağlık kontrolünde ne oldu, raporu nedir diye. Öyle ya, bu kulübün bir doktoru var. Harry Kewell’ın kaç kez sağlık kontrolünden geçtiğini ve bu incemelerin hepsinden, deyim yerindeyse taş gibi çıktığını biliyor musunuz? Üşenmeyin, bir telefonunuz yeter, yeter ki sorun! Sinek küçük mide bulandırır misali, ‘Ortalığı karıştıralım da ne olursa olsun’cular; çabalarınız beyhude.
Gelelim niye Türkiye’yi seçtiğine... Yine hayattan bihaber olanlara sesleniyorum. Avustralyalı yıldızın kulübü Liverpool, kalmasını çok istedi, artı Portsmouth ve Roma kaç aydır peşindeydiler. Ama Kewell Galatasaray’ı seçti. O kadar kompleks içinde yanıp kavruluyoruz ki, adamın Florya’ya geldiğine bile inanamıyoruz.
Hatırlarsanız, Hagi ve Popescu da uzaydan değil, yine büyük bir kulüp Barcelona’dan geldiler ve aynı arkadaşlar Hagi’ye ‘Dede’ demişlerdi. Sonra ne oldu demekten ben bıktım, onlar bıkmadı! Anlayacağınız, Kewell’ın burayı seçmesinde anormal bir durum yok.
Aslında bu arkadaşların tek derdi Galatasaray korkusu. Hatırlayın, geçen sezon gelen şampiyonluktan sonra, “Bu, günü kurtarmaktır. febe ikinci olmasına rağmen, yaptığı icraatlarla futbolda devrim yapmıştır” gibi masallara bile imza attı muhterem arkadaşlar. Oysa ki, Özhan Başkan’dan bayrağı alan Adnan Polat her geçen gün yaptıklarıyla rüştünü ispat etmekte. Bakın, borç konuşuluyor mu, kimsenin alacağı var mı, özellikle bugünlerde stat projesinde gaza son hız basılmadı mı? Polat’ın “Kimse bizden büyük transfer beklemesin” demesine rağmen Harry Kewell’ı alması, eteklerinizi tutuşturmanızın en önemli nedeni. Bakın, hiç tavsiye etmem, ama Galatasaray’ın ilk onbirini şöyle bir beyninizde kurun... Korkmakta haklısınız !
Yalçın Dümer / [url]http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=111188&authorid=72[/url]
Karmakarış bir takım Galatasaray. Oyun içerisinde herkesin yeri değişiyor. Maç öncesi Florya"da tahtaya çizilenler, tahtada kalıyor. Oyun içerisinde Arda bir forvet arkası, bir sağda, bir solda. Kewell da bir ortada, bir kanatlarda. Çıkmadan önce de ön liberoda. Valla kim nerede oynuyor, sistem ne belli değil. Oynuyorlar işte.
Galatasaray gibi üst düzey bir takım kötü oynayabilir, maç da kazanabilir, kaybedebilir de. Ama böyle sorumsuzca, darmadağın oynayamaz. Antalyaspor hücuma çıkarken hangi oyuncu nerede belli değil. Galatasaray hücuma çıkarken de aynı durum. Belli ki oyuncular fikstüre bakmışlar, milli maç sonrası ilk maçın Antalya olduğunu görünce, nasıl olsa yeneriz demişler. Konsantre falan olmamışlar. Ama ne olursa olsun bu oyun içi dağınıklığı gerektirmez.
Yapılanma yanlış
Antalya iki maçta altı gol yedi, dört gol attı. Yediği goller hep bireysel hatalardandı. Yürekli bir takım. Hücumu da seviyorlar. Başta Uğur olmak üzere yetenekli oyuncuları da var. Skor 1-1 iken birkaç tane kontra pozisyonlar da buldular. Hatta son dakikada maçı kazanma şansını bile yakaladılar. Çok net pozisyonları ise son 15 dakikada verdiler. Ancak kaleci Ömer"in başarısı ve Galatasaray forvetlerin beceriksizliği golü getirmedi.
Aslında sorunu bir maça bağlamak yanlış. Kadro yapılanması sezon başı yanlış yapılıyor. Sağ bek diyeceğiniz bir oyuncunuz yok. Barış ve Sabri sakat olunca bir Linderoth, bir Hasan Şaş görev alıyor. Kısacası haziran ve temmuz aylarını yanlışlıklarla geçirmiş Galatasaray.
Hakem Bülent Yıldırım bir hayli kart gösterdi. Birkaç tane de kıyağı oldu. Ama iyi yönetti diyebiliriz.
Rıdvan Dilmen.
Not:Bu yorumu,bana göre bazı doğruları Rıdvan'ın bile görebildiği için buraya koyuyorum.
simdi bu yaziyi okudum ve tam buraya koyacaktim :);D ;)
sozlerine birebir katiliyorum helal tamburaci :)
Sergen Yalçın: Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın?..
İŞTE özlenen G.Saray.. Ben bu takımı çok beğendim.. Adeta hepsine sihirli bir değnek dokunmuş, o arkada çok hata yapan, rakibe çok boşluk bırakan takım gitmiş, yerine inanılmaz mücadele eden, sahanın her yerini kontrol eden, rakibe oynama izni vermeyen başka bir takım gelmiş...
MAÇA müthiş başladı G.Saray. Bir kanattan Arda, diğer kanattan Kewel, arkadan onlara destek veren Lincoln darmadağın ettiler Olympiakos’u.. Ki o Olympiakos’un hiç de böyle boş bir takım olmasını beklemiyordum.. Çünkü dün öğle saatlerinde Yunanlı taraftarlarla bir vesileyle karşılaştım.. Oturduk, onlara Olympiakos’u sordum, ‘Çok para harcadık, müthiş bir takımız, özellikle Diogo büyük yıldız olacak’ diyorlardı.. Dünkü maça bakıyorum ve ilk aklıma gelen şu: Benim konuştuğum taraftarlar sanırım Olympiakos’un maçlarını hiç izlememişler.. G.Saray’ın müthiş futbolu onları böyle kötü göstermiş olabilir ama adamlarda da hayat yok..
G.SARAY’IN etkileyici futbolunun sebeplerinin başında takım halinde herkesin iyi oynaması rol oynadı.. Başrolü Sabri’ye veriyorum.. Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın? Sabri önde ve arkada parmak ısırtacak işler yaptı.. O kadar çok depar attı, o kadar çok dripling yaptı, o kadar disiplinli biçimde geriye döndü ki, ben seyrederken yoruldum.. O gereksiz agresifliklerini de bir kenara bıraktı.. Son maçlara bakarsak, kendisini alkışlamak lazım..
***
AYNI şekilde Kewell’ı da diğerlerinden ayırıyorum.. Kewell çok akıllı, çok teknik bir oyuncu.. Ne zaman çalım atacağını, ne zaman pas vereceğini biliyor.. Bu bakımdan Arda ile Lincoln’den ayrılıyor.. Tribüne değil, takıma oynuyor.. Arda, Ayhan, Meira, Hakan Balta, Barros hepsi birden iyi oynadılar.. Dolayısıyla Lincoln de iyi gözüktü.. Ben Türkiye’ye geldiğinden beri Lincoln’ü bu kadar gayretli görmedim.. Fiziksel açıdan çok diri olmamasına karşın elinden geleni yapmaya çalıştı.. Biraz da kondisyon kazanırsa, o özlenen Lincoln’ü görebiliriz.. Herkes dünkü kadar koşarsa, bu takımın bir yıldız oyuncuyu idare etme lüksü olabilir.. G.Saray da bu lüksü kullandı, Lincoln ekstra işler peşinde koşma şansı yakaladı..
***
DİKKATLİ okuyucularım bilir.. Ben Ayhan’ın oyun stiline öyle aman aman bayılmam.. Ancak Ayhan şu anda hakikaten çok başarılı.. Tecrübesini konuşturuyor, agresif, toplara basıyor, 2 ayağını birden kullanıyor.. Bu tarz adamlar her takım için önemli.. İstersen sol bekte, istersen ortada, istersen kalede oynatabiliyorsun, kulübede kalırsa problem de çıkarmıyor.. Böyle bir Ayhan’a ben dahil kimse laf edemez.. Tabii bunda sezon sonunda mukavelesinin bitiyor olması da rol oynayabilir, o da kulübün işine gelir..
G.SARAY’DA en tuttuğum oyunculardan biri Milan Barros.. Dünkü haline üzüldüm.. Adam tek forvet oynuyor ama çok zeki.. Her ne durumda olursa olsun topun ön tarafta kalmasını sağlıyor ve arkadan gelen Lincoln, Kewell ve Arda’ya topu bırakıyor.. Ama bırakıp gol için kaleye doğru döndüğü zaman topu geri alması gerekiyor.. Oysa ya Arda ya da Lincoln topu hızla kaleye yönelen Baros’a atacağına çalımı seçiyor.. O sırada rakip defans yerleşiyor, Baros’un da gol atması zorlaşıyor.. Birçok pozisyonda arkadaşlarına sinirlendiğini gördüm, ki haklı.. Bu anlayışla gol atması zorlaşıyor.. Yoksa dün en azından 5-6 defa kaleyle başbaşa kalması işten bile değildi..
SONUÇ olarak G.Saray güzel bir gruba düşmüş.. Metalist’i de burada yenerler, deplasmandan da rahatlıkla en azından 1 puan çıkarırlar.. Grup birincisi olmaları bile sürpriz sayılmaz benim için..
(Vatan)
Dün Sabah ve Hürriyeti okudum..... :(abi erman p.ç. nin ne mal olduğu ortada
Ahmet Cakar diyor,seref....Hakem,ezik erman da cok iyi hakem...
gerisini Siz düsünün..... :)
Tarih 6 Aralık 2008.. Süper Lig'in 14. haftası.. Şiketaş, İnönü'de Ankaraspor'a 3-1 kaybediyor. Tello'nun rakibine yumruğunu görmeyen FIFA kokartlı yardımcı hakem Serkan Gençerler, o tarihten beri Süper Lig maçı alamıyor. MHK, tarafından adeta kızağa çekiliyor. Tarih 20 Aralık 2008.. Süper Lig'in 16. haftası.. Trabzonspor, Eskişehirspor'u 2-1 yeniyor. Hakem Fırat Aydınus, Trabzonspor lehine karar ve yorumlarıyla Trabzonsporlular'ı bile çileden çıkarıyor. Aydınus da o günden beri Süper Lig takımlarının maçına (kupa dahil) çıkamıyor. Aynı TrabzonsporEskişehirspor maçı.. Trabzonsporlu Colman, Eskişehirli Sezgin'e yumruğu çakıyor. Aydınus görmüyor. O kanattaki yardımcı da görmüyor. Sonuçta nedir normal beklenti. Serkan Gençerler'in yaşadığı dinlendirmenin en azından bir benzeri değil mi? Çok beklersiniz! Bu yardımcı, o karşılaşmanın ardından sadece bir Süper Lig takımının kupa maçına çıkmakla (Şiketaş-Gaziantep Büyükşehir Belediye) kalmıyor. 16. haftadaki bomba maçın ardından 17. haftada da görevlendiriliyor. Hem de yine bir büyük takımın maçına.. Kim mi o yardımcı? Erdinç Sezertam. Ümit Karan'ı attırırken vücudunu gösteren, bunu hem hakeme hem itiraz eden Arda'ya en az üç kere yapan, yani vücut diliyle "Ümit Karan benim üstümü ıslattı" diyen, ama maçtan sonra Yunus Yıldırım'a "Yardımcım bana Ümit'in küfür ettiğini söyledi. Ona inanmak zorundayım. Biz bir takımız" açıklamasını yaptırtan Erdinç Sezertam. Sivas'ın ilk golünde evsahibinin dobra teknik direktörü Bülent Uygun'un da açıkça dile getirdiği ofsaytı kaçıran Erdinç Sezertam. Sevgili okul arkadaşım Oğuz Sarvan! İzmir'den de bunca yıllık hukukumuz var. Bana şu atamalardaki adaletini bir izah edebilir misin?
Sevgili Oğuz; herkes merak ediyor. Erdinç Sezertam'ın vücut dili "Üstümü ıslattı" diye haykırırken maçtan sonra eylem nasıl küfre dönüştü. Maçtan sonra bir telefon trafiği mi yaşandı. Sen, Sayın Yüksel Okçuoğlu, bu maçın hakemleri, gözlemcisi, temsilcisi, hepiniz 24 Aralık 2009 tarihinde 14:45-17:45 arasındaki tüm cep telefonu görüşmelerinizin dökümlerini açıklamaya var mısınız ?
Öncelikle sana Oğuz kardeşim; sonra diğerlerine.. Yürekli ve cesaretli olun!
levent tüzemen:http://www.sabah.com.tr/tuzemen.html
ne kadar güzel anlatmış değilmi yapılan rezilliği.. :duvar: :duvar: :duvar: hadi bakalım sarvan ve tayfası açıklamaya cesaretiniz var mı görelim!!!
Dün gece Ali Sami Yen Stadı’nda futbolun dışında çirkin oyunun bir perdesi daha sergilenmiştir. Neye hizmet ettiği belirsiz, neyi amaçladığı ise gün gibi aşikar zihniyet bilinçli bir şekilde 90 dakika boyunca adeta emek hırsızlığı yapmıştır. Galatasaray-Kayserispor maçının hakemi Selçuk Dereli bir futbol karşılaşması yönetmemiştir. Yazılan senaryoyu başarılı şekilde ortaya koymuştur. Gösterdiği davranışların ve verdiği kararların başka bir açıklaması da yoktur. Karşılaşma boyunca oyunun önüne çıkan akıl almaz hataları ve yönetimiyle futbolcularımızı ve taraftarımızı tahrik etmiş belki de diyet ödeme uğruna bir takımın kaderi ile oynama hakkını kendinde görmüştür. Takımımızı anlamsız ve tartışılan kararlarla eksik bırakmış, taraftarı provoke ederek tahriklere yol açmış adeta takımımızın üzerine oynayıp tek kelimeyle bir sindirme operasyonunu sahne sahne uygulamaya koymuştur. Selçuk Dereli’nin komedi yönetimi bardağı taşıran son damla olmuştur.
Şimdi futbol tarihine karanlık bir gece olarak asılan bu 90 dakikanın ardından beyaz sayfa söylemleriyle yola çıkıp basiretsiz görünümleriyle güvenilir olmaktan uzak kalanlara sesleniyoruz:
1) Galatasaray’ın olgun duruşunun katkılarıyla filizlenen ve yükselen futbol barışı ne yazık ki Galatasaray’ın aleyhine kullanılarak bugünlere gelinmiştir. Galatasaray’ın Türk futbolundaki kaosu önlemeye yönelik çabası ve birleştirici unsur olma adına gösterdiği anlayış kendi aleyhine haksızlıklara yol açacak kadar deformasyona uğratılmıştır. "Galatasaray nasılsa bizi destekliyor" diye düşünüp Galatasaray’ın üzerine oyunlar oynamaya kalkışmak bu büyük camianın gücünü hafife almaktır.
2) Futbolcularımız ve yöneticilerimiz haksız yere ve komik gerekçelerle cezalandırılırken hataları yapanların yanlışları yanlarına kar kaldığı gibi asıl ceza görmesi gerekenler ise Galatasaray’a karşı hata yapmanın bedelini ödüllendirilerek almaya başlamışlardır.
3) Hakemlerin; takımımız futbolcularına yapılan sertliklere gösterdiği tölerans ve yaklaşım, basit-ucuz ve kolay kart cezaları uygulaması, takımın futbolunu sindirmeye yönelik çalınan düdükler, tribünlerin provokasyonuna yol açan yönetimler ve bunun neticesindeuortaya çıkan komik cezalar artık tahammül sınırlarını zorlamaktadır.
4) Unutulmasın ki Turkcell Süper Lig’de Galatasaray, 2007-08 sezonunda en az kart gören takımlardan biri olmuştur. Kulübümüzün ve futbolcularımızın spor ahlakı-anlayışı ve duruşu hiçbir şekilde değişmemiştir. Hal böyleyken şimdi soruyoruz “Ne değişmiştir ki bu ucuz kartlar havada uçuşmaktadır?” Kartlarda ve faullerde görülen çifte standart, bazı futbolcularımızı pasifize etmek için gösterilen çabalar arkalarında hep soru işaretleri bırakmaktadır.
5) Son Kayserispor maçında, bir önceki hafta Sivas’ta bedava gösterildiği herkesce malum kırmızı kartlar Eskişehirspor maçında ofsayttan atılan, Kadıköy’de atılan ama iptal edilen goller ve daha bir çok örneklerle çoğaltabileceğimiz kasıtlı olmadığına inanmak istediğimiz ama inancımızı ve sabrımızı zorlayan pozisyonlar. Biz sadece Galatasaray’ın değil tüm maçların mercek altına alınmasını ve incelenmesini istiyoruz. Bakın, araştırın. Anti futbola prim tanımayın. Bakın, araştırın, çifte standardınızı siz de yakalayın..
6) Yine unutulmaması gereken bir nokta ise Galatasaray’ın Avrupa çapında yıldızlara sahip ve milli takımlara en çok futbolcu veren kulüp olmasıdır.Yerli ve yabancı birçok marka ismin yer aldığı takımımız aynı zamanda darbeye yönelik sakatlıklardan da aşırı derecede etkilenmektedir. Galatasaray futbol takımı bünyesinde 22 milli futbolcuyu barındıran bir yapıya sahiptir. Ayrıca bunların içinde 5 ayrı milli takım kaptanı mevcuttur. Böylesine uluslararası hüviyetteki bir takıma karşı kimse takıntısını, nefretini, kompleksini Galatasaray’ın üzerinden gidermeye çalışamaz. Kimse yazılan senaryoları Galatasaray’ın üzerinde uygulayamaz. Galatasaraylı futbolcuların sahadaki duruşlarını kimse bozamaz, taraftarı provoke edemez, sahasını kapatmaya çalışamaz. Bir çok milli zaferi birlikte yaşadığımız bu çocuklarımızın kendi değerlerimizin basit oyunlarla heba edilmesine göz yumamayız.
7) Gerçekçi hiçbir icraat-proje ve hamle atağına kalkışmayan, somut bir faaliyet girişiminde bulunmayan, futbol oynanması mümkün olmayan sahalara seyirci kalan ve bu nedenle futbolcuların sakatlanmalarına yol açanlar sadece ikili ilişkilere dayalı düzenlerinde Galatasaray gerçeğini göz ardı edemezler.
Türkiye Futbol Federasyonu yönetimine, Fair-Play adına attığımız her adımın, uzattığımız her zeytin dalının geri dönüşü bizi hem şaşırtmakta hem de yaralamaktadır. Galatasaray camiasının Fair-Play’den anladığı dürüst oyun-etik davranıştır. Biz herkese eşit davranılan bir yönetim anlayışını destekleyeceğimizi her platformda belirten bir camianın ve anlayışın temsilcileriyiz. Biz lekesiz, saf ve adil bir futbol anlayışı istiyoruz.
Ancak tahammül sınırlarını aşan yaklaşımlar, sergilenen vurdumduymaz tavırlar ve Galatasaray maçlarında yaşanan akıl almaz hatalar bizi sessizliğimizi bozmak zorunda bırakmıştır. Ne yazik ki yola çıkarken beyaz sayfa, dürüst futbol, şeffaflık anlayışı sloganlarını şiar edinenler kendilerinin de sonunu kestiremedikleri bir yöne sapmıştır. Bu şekilde gittiği sürece Türkiye Futbol Federasyonu’na ve kurullarına olan desteğimizi geri çekeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın.Uzun süren sabırlı bir dönemin ardından bugün geldiğimiz noktada bu federasyon ve kurullarının Türk futbolunu yönetecek kapasitede olmadığına kanaat getirmiş bulunuyoruz.
Galatasaray’ın desteği olmadan federasyonunun futbol barışını, sportif başarıyı ve sektörel gelişimini nasıl sağlayacaklarını bizde merak ediyoruz..
Galatasaray her zaman futbol barışının yanında olmuş bir kulüptür ve olmayada devam edcektir. Ancak Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu ve kurulları sadece kuralları sağduyulu ve dürüstçe uyguladığı sürece.
Hiçbir zaman unutulmasın ki sessizliğimiz acizliğimizden değil efendiliğimizdendir. Federasyon ve onun kurullarına desteğimizi ve güvenimizi gözden geçirmek zorunda kaldığımız şu günlerde kimsenin kuşkusu olmasın ki Galatasaray camiası ve taraftarı haksızlığa karşı her türlü tepkisini demokratik platfomlarda gösterecektir. Etik futbol anlayışımızda kurallara bağlılık, rakibe saygı, haksız avantajdan kaçınma ilkelerinin herkese eşit bir biçimde uygulanması dışında hiç bir beklentimiz yoktur.
MHK’yi kimin yönettiğini bilmiyoruz.
Gözlemciler ve temsilciler kurulunu ve diğer kurulları kimin yönettiğini bilmiyoruz.
Ama artık kimin yönetmediğini biliyoruz.
Galatasaray SAHİPSİZ DEĞİLDİR….
Galatasaray TÜRKİYE’DİR…
Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu
adam sakat onu biliyoruz görüşmeler olumlu geçmiş olabilir ama R.Madrid takımında oynayan oyuncunun bonservisi yüksek olabilir yada oyuncunun yıllık parası yüksek olabilir..ayrıca bu tarz haberler hergün gazetelerde mevcut...yani %80'i yalan haber çıkabiliyorYok fotomaç ve fotogol'ün haberi değil bu..Lig Tv'nin sitesinde bile var haberi..
Hagi, UEFA finalinde benim yüzümden kırmızı kart gördü!bu yazı güzel olmuş :iyi:
G.Saray ve Türk futbolunun efsane futbolcularından Hakan Şükür,2000'de kazandıkları UEFA Kupası'na giden yolda yaşadıklarını anlattı. Fatih Terim gibi çalışkan ve hırslı bir teknik adamın önderliğindeki ekibin oluşturduğu ruhla yola çıktıklarını belirten Şükür, "Finalde Hagi'yi ben attırdım." esprisi yaptı.
Tarih 17 Mayıs 2000... Yer: Kopenhag. UEFA Kupası'nı, finalde Arsenal'i yenerek kazanan Galatasaray, adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Türk futbol tarihinde bir ilke imza atan Sarı-Kırmızılılar, bu büyük başarısıyla adını bütün dünyaya duyurmayı başardı. Dört yıllık bir yapılanmanın ardından destansı bir başarıya imza atan Galatasaray, kupanın kazanılmasının 9. yılını çeşitli etkinliklerle kutluyor. NTV Spor, kupanın kahramanlarını bir araya getirirken, Sarı-Kırmızılı yönetim, önümüzdeki günlerde UEFA Kupası'nı kazanan kadroya şilt verecek. Biz de yarın İstanbul'da oynanacak final öncesi, 2000 yılında bu kupayı kaldıran Hakan Şükür'le zorlu süreci konuştuk.
O dönem attığı 11 golle UEFA Kupası'nın gol kralı da olan Şükür'ün anlattığı bir anekdot çok ilginçti. Hagi'nin final maçında kırmızı kart görmesinde kendisinin büyük payı bulunduğunu söyleyen Şükür, "Son dakikada kazandığımız frikik atışını kullanmak için Hagi hazırlık yapıyordu. Ancak ben kaleyi tutarsa gol olur diye düşündüm ve vurdum. Tabii o benim atmama hem şaşırdı hem de sinirlendi. O hareket onu çok gerdi. Uzatmaların ilk dakikalarında Adams'ın başlattığı ancak Hagi'nin sürdürdüğü pozisyonda kırmızı kart gördü." diyerek olayı esprili şekilde anlattı. Şükür sorularımıza samimi cevaplar verdi:
UEFA Kupası'na giden takım nasıl oluşturuldu?
Aslında kadronun temelleri Fatih Terim'in geldiği 1996 yılında atıldı. İlk başta kimsenin tasvip etmediği bir kadro oluşmuştu. Hatta son anda transfer edilen Hagi'ye bile inanılmaz eleştiriler yapılıyordu. Gelen bütün oyunculara ya amatör veya G.Saray'ın oyuncusu değil gözüyle bakılıyordu. Herkes böyle bir takımın kurulmasının çok büyük bir yönetim hatası olduğunu dile getiriyoru. Bazı maçlarda alınan kötü sonuçlar da zaman zaman bu tavrı ve düşünceyi doğruladı.
Peki bu zor süreci nasıl atlattınız?
Futbol çok farklı bir oyun. Uzun süreçli ve finalinin sonda olduğu bir oyun futbol. Müthiş seyirci potansiyelimizin yanında herkeste inanılmaz bir inanç ve hırs vardı. Bunlarla kamçılanan çok karakterli bir oyuncu grubu ortaya çıktı. Türk futboluna gelmiş, doğru düşünceyi uygulayan yabancı oyuncular vardı takımda. Fatih Terim gibi çalışkan ve hırslı bir teknik adamdı başımızdaki. İşte bu sürecin kötü zamanları çok daha tatlıydı. Mesela febe'ye Ali Sami Yen'de 4-0 kaybetmek o gün için kötüydü. Kötülerden çıkarılacak dersler vardır. Biz de o dersleri çok iyi çıkardık.
2000 ruhu bu dönemde mi oluştu?
2000 ruhu sadece 2000'e ait bir ruh değil. Gerçek ruh onun oluşumu. Futbolda yetenek olmazsa hiçbir şey olmaz. Ama yeteneğin yanına o hırsı, o ruhu sokabilirseniz çok anlamlı başarılar yakalarsınız. Maç geceleri 10-12 oyuncu grubu bir odada yatıyorduk. Maçla ilgili sohbetler ediyorduk. Sizinle beraber olmayan oyuncular varsa bile içsel olarak onlar da bundan etkileniyordu. Bu arkadaş grubunun, o ruhun oluşmasında çok büyük bir katkısı vardı. Futbolun gerçek temeli, beraber hareket etme duygusudur. Takım ruhu başarıyı getirir, onun dışındakiler ise maç veya günlük başarılar kazandırır.
Birçok oyuncu sakatlık nedir bilmiyordu...
Ne kadar iyi çalışırsanız sakatlanma riskiniz o kadar aza iner. Beraber hareket etmeyi öğrendiğimiz için sakatlanmayı da en aza indirdik. Birbiri için oynayan takım oluştu. O zaman saha içindeki yük eşit dağıldı. Herkesin çok koştuğu ve birbiri için koştuğu bir dönem ortaya çıktı. Ben hatırlamıyorum ki; o güne ait kadroda bir arkadaşım başka birine karşı sevgisizlik yaşasın. Kavgalar ve tartışmalar oldu ancak bunların içinden çıkan bir yapıda olduk hep.
BİZİ EN İYİ 'ZAFERE KAÇIŞ' FİLMİ ANLATIYOR
Ekonomik sıkıntı yaşadığınız dönemde nasıl bir motivasyon tarzınız vardı?
Böyle sıkıntı yaşadığınız zamanlarda motivasyon çıkışları bulmalısınız. Avrupa maçları oynarken çok takip ediliyorsunuz. Zafere Kaçış filmi vardı. Hani Pele, Ardiles gibi ünlü futbolcuların da rol aldığı. Şimdi bir yerde zor anlar yaşıyorsunuz. Bu zor anları aşmak için iyi oynamaya ve yeteneklerinizi güçle birleştirip ilgi uyandırmaya mecbursunuz. Biz de Zafere Kaçış filminde olduğu gibi birilerinin dikkatini çekmek için daha iyi oynamak zorunda hissediyorduk kendimizi. Bunun sonunda da birçok arkadaşımız daha iyi paralara Avrupa'ya gitti. Biz burada daha az paraya büyük başarılara imza attık.
Bugünkü Galatasaray ile o günkü Galatasaray arasında nasıl bir fark var?
Ben oynamadığım anlarda bile her an oynayacakmışım gibi hazır oldum. Oynadığım zaman hiç yadırganmadım. Bu dönemde baktığınızda birçok oyuncu sayabilirsiniz 'nasıl olsa oynamıyorum; gireceğim bir 10-15 dakikalık bölümü az çalışmayla işin üstesinden gelirim' diye düşünen. Hatta gücünü oyunun içine yaymaya çalışan. O günkü kadroya baktığımda ben hep şunu düşündüm ve gördüm: Birinci dakikadan itibaren gücünü, her şeyini sahaya veren, oynadıkça keyif alan, çok büyük mücadele veren ve çok büyük hedefleri olan bir takımdık. Ama bugünkü takım için aynı şeyleri söylemek mümkün değil.
Ben olmasam da UEFA'yı kazanırdık
Juventus'a transfer olsaydın Galatasaray, yine UEFA Kupası'nı alabilir miydi?
Benim olmamam çok fazla bir anlam ifade etmezdi. Belki yine kazanırdı Galatasaray kupayı. Ama takım için de önemli bir oyuncu olduğumu biliyordum. Sadece oynayan değil oynatan yapıda bir oyuncuydum. Bunu istatistiklere baktığınızda rahatlıkla görürsünüz. Arif, Okan ve Hagi çok gol attı. Ama ben kendi kendime oturduğumda çok önemli bir oyuncuyum diye hiç düşünmedim. Bugünden daha fazla çalışmam gerektiğini düşündüm.
Juventus transferi çok konuşuldu. Neler yaşandı bu transfer sırasında?
Juventus transferi o kadar üzerinde durulacak, o kadar anlatılacak bir transfer ki, onun hakkında kitaplar yazılabilir. Benim oradaki duruşum ve temsilim çok önemliydi. Ama maalesef medyanın anlatım biçimi sizin söylediğiniz gibi olmuyor. Ben onun çok acısını çektim. Kendi söylediklerimin dışında gösterildim hep. Mesela o transferde anlaşamamamın sebebi olarak yok 'Hakan ayakkabı bağına kadar istedi' denildi. Aşağı yukarı 3-4 yılda 10-12 milyon dolar kazanacak bir futbolcu bunların pazarlığını yapmaz.
Ya imzalarsın ya da Esnaider'i alırız
Neden gündeme getirdin?
O paraları kazanmak mı, bana ağır şeyleri yaşatan karşı kulüp yöneticisiyle çalışmak mı? Bu tip insanla beraber olmak istemedim. O gün bana bu tavırları yapan ve beni çok ucuza getirmeye çalışan o yöneticinin masasında Esnaider de vardı. Bana atacaksan at imzayı, yoksa Esnaider atacak demesi ve çeşitli farklı şeylerin de yaşanması beni bu transferden soğuttu. O gün benden gelecek para kulübüm için çok önemliydi. Ben kendi adıma çok başarılı bir transfer hikayesi yaşadım. O gün tavırlarına maruz kaldığım insan Moggi'ydi. Döndüm ve bu yaşadıklarımın mükafatını UEFA Kupası'nı kazanarak aldım.
[url=http://www.zaman.com.tr]www.zaman.com.tr[/url] ([url]http://www.zaman.com.tr[/url])
| SERVET KALSIN, LINCOLN GİTSİN!.. 17.06.2009 09:53 | |
| Galatasaray, teknik direktörlüğe Rijkaard'ı getirerek 12'den vurdu ama devamını şu ana kadar getiremedi. Gelecekler gibi gidecekler de henüz netlik kazanmadı. Servet'in Marsilya'ya satılacağı, Lincoln'ün de Halil karşılığında Schalke ile takas edileceği söyleniyor. Tabii ki her futbolcu satılabilmeli, satılmalı da. Ama Rijkaard'ı getirip ortaya bir iddia koyuyorsanız, takımın temel taşlarıyla pek de oynamamak gerekiyor sanki. "Oyuncunun gerçek varlığı, yokluğunda hissedilir" derler. Geçen sezon 2-3 oyuncu bu açıdan çok kritikti, bunlardan biri Arda Turan, diğeri Servet Çetin'di. Galatasaray sakatlanan Servet'in yerini bir türlü dolduramadı, bunun faturasını da Avrupa'da ve Türkiye'deki olası şampiyonluklardan olarak ödedi. Mesela Arda da öyleydi. şikebahçe maçındaki şımarıklığı olmasa Galatasaray belki de tüm olumsuzluklara rağmen ligi şampiyon bitirebilirdi. Galatasaray yönetimi, takımın temel direklerinden olan Arda'yı kaptan yaparak onurlandıracak. Ancak Servet satılırsa yeri nasıl dolacak, doğrusu pek merak ediyorum. Lincoln'e gelince... O kredisini çoktan tüketti. Rijkaard mı onu istemiyor yoksa yönetim mi Rijkaard'a "Onu istemiyoruz " diyor, orası biraz karışık! Ama bu saatten sonra kalması da doğru olmaz. "Ben iyi futbolcuyum" demek için 3-5 maç oynayıp sonra yatan kurnazlarla yol alınamaz çünkü... BÜLENT TUNCAY / FOTOMAÇ |
| Galatasaray’ın teknik direktör olarak tercihini Rijkaard’dan yana kullanması mükemmeldi. Ama, Türkiye’deki teknik direktörlük sisteminin laçka olması, günü kurtarma hesapları yapılması nedeniyle Rijkaard’ın 6 ay sonra Del Bosque’nin akibetine uğramayacağının garantisini kim verebilir? Rijkaard, Neeskens ve kondisyoner Pujol, Galatasaray TV’de yapmak istediklerini anlatıyor, dinliyorum söyledikleri her şey mükemmel. Sorun, sistemin böyle değerli teknik ekibe ne derece değer verip, istikrar adına ne kadar süre tanıyacağı. Teknik heyet, geçen sezonki Galatasaray’ın mükemmel olduğunu, 60. dakikadan sonra durma nedeninin güç eksikliğinden kaynaklandığını, takımın iyi çalıştırılmamış olduğunu söylüyor. Şu aşamadan sonra yönetime büyük iş düşüyor. Madem elinde takımı iyi çalıştıracak bir teknik heyet var, eksik mevkilere 2-3 oyuncu takviyesi ile Galatasaray hem Türkiye’de hem de UEFA Kupası’nda özlediği başarıları yakalar. Servet’in 8 milyon Euro’ya satılması çok akıllıcadır. Arda’ya da Avrupa’dan iyi teklifler geldiğini duymaktayım. Arda’nın da Servet gibi büyük paralara verilmesinden yanayım. Dört sene önce Sayın Özhan Canaydın’a o zamanlar Ajax’ta oynayan Babel’i tavsiye etmiştim. İki sene sonra Liverpool’a gitti. Bu oyuncuyu vatandaşı Rijkaard da istiyormuş. Gerçekleşirse mükemmel olur. Babel, Arda’nın teknik kapasitesine sahip, ceza alanı dışından iki ayağınya isabetli şutlar atabiliyor, topu taşıyabiliyor. Galatasaray’ın solunda mükemmel işler yapar. Rijkaard gibi yıldız futbolculuğunun yanında teknik direktör kariyeri de üst düzeyde olan bir hoca, üst düzey futbolcu transferlerinde etkili olabilir. Yönetimin bu avantajı iyi kullanması gerek. GÖKMEN ÖZDENAK / BUGÜN |
| RİJKAARD ALTYAPI SİHİRBAZI MI? | |
| Cumartesi günü hemen hemen tüm ulusal gazetelerin spor sayfalarında şöyle bir haber vardı: “Rijkaard, altyapı devrimine, yaz kampına 6 PAF takım oyuncusunu götürerek başladı.” Hafızanızı şöyle bir yoklayın, bu devrimin (!) neredeyse her sezon başında tüm büyük takımlarımızda yapıldığını hatırlayacaksınız! Örneğin geçen sezon aynı G.Saray, aynı devrim nidalarıyla altyapı uzmanı Skibbe’yi göreve getirmiş, Alman hoca yaz kampına 7 PAF oyuncusunu (Erhan, Semih, İrfan, M.Akça, Sinan, Anıl ve Ahmet’i) götürmüştü. Sonra ne olduğunu biliyorsunuz: Bir ay sonra Bükreş’te Steaua’ya 1-0 kaybedilen maçta sahadaki oyuncuların sekizi 30 yaşından gün almış adamlardı. Peki ondan 2 sezon önce Gerets’in yaz kampı kadrosunda kimler var: Cihancan, Ferhat, Mülayim, Özgürcan, Sedat, Sinan ve Zafer... Bazılarının ismini bile bir daha duymadık değil mi? Gerets, geçen sezon Marsilya’yı Ş.Ligi’ne taşırken, Skibbe Köln’de... Ü.Davala’ya reva görülen uygulama mâlum. İsmi geçen PAF oyuncularından da A takımının faydalandığı pek kimse yok. Bir tek Trabzonlu Ferhat var değer yitirmeyen... Yani, özetle bizim takımlar, yaz kampına genç oyuncu götürmekte her zaman cömerttiler. Esas problem, bu hocaların/bu oyuncuların kamptan sonra nasıl bir muamele gördükleri... * * * Enteresandır, Rijkaard da bir altyapı sihirbazı değil zaten. Öyle her sene altyapıdan birer ikişer oyuncu çıkarmıyor... Mehmet Çiftçi yazmıştı, Rijkaard’ın 5 yıllık Barcelona döneminde altyapıdan çıkardığı oyuncu sayısı sadece 2 (Messi ve Krkiç)... Ama Hollandalı’nın Barça’da esas başardığı şey, elindeki 20’li yaşlardaki oyunculara düzenli forma verip onları takıma kazandırması... Göreve geldiği dönemde 23 yaş ve altında olan Valdes, Iniesta, Xavi, Motta, Saviola, Oleguer ve Quaresma’yı, sonraki yıllarda da Eto’o, Giovani ve Messi’yi ilk 11’e adapte eden oydu. Oysa geçtiğimiz sezon G.Saray 11’inde düzenli şans bulabilen 23 yaş altı yalnızca iki oyuncu vardı (Arda ve M.Topal). Bu sayı F.Bahçe’de ve Şiketaş’ta da 1’de kaldı (G.Gönül ve Bobo). G.Saray’da A takım kadrosunda olan ve Rijkaard’ın Barcelona’daki uygulamasını bekleyen oyuncu sayısı ise bir hayli fazla: Aydın, Alpaslan, Yaser, Özgürcan, Erhan, iki Serkan, Semih, Murat Akça... Dolayısıyla G.Saray’ın esas meselesi her sene altyapıdan yeni üç-beş oyuncu çıkarmaktan çok, çıkanları takımda kullanabilmek, onlara forma şansı verebilmek. Rijkaard eğer Barça’dan sonra G.Saray’da da bunu başarırsa, altyapı üretiminin bir mânâsı olacak. Yoksa yaz kampına her sene göstermelik 6-7 PAF oyuncusu götürmenin orta-uzun vadeli bir fayda getirdiğine pek şahit olmadık bu ülkede... Kaka’yla Ronaldo’nun hocası Pellegrini Transferin sonuna dek yaklaşık 400 milyon dolar harcaması beklenen, Kaka’yla Ronaldo’nun yanına Villa ve Ribery’yi eklemeye hazırlanan Real Madrid’in teknik direktör seçiminin Pellegrini olmasını siz de garipsemediniz mi? Pellegrini çok saygıdeğer bir spor adamı, bu doğru... Bir mühendis, bütün kariyerini tek bir kulüpte geçirmiş efsane bir stoper... Güney Amerika’daki başarılı kariyerinin ardından mütevazı Villarreal’i de 5 yılda, bir La Liga zirve yarışçısı, bir Şampiyonlar Ligi müdavimi haline getirdi, tamam... Ama Pellegrini’nin teknik adam olarak çalıştığı en kariyerli futbolcu kimdir Allah aşkına? Pires mi? Forlan veya Riquelme mi? Kaç problemli oyuncuyla baş etmek zorunda kalmış olabilir ki aynı anda? Kendisinin 3-4 katı kazanan, daha iyi arabalara binip, daha lüks evlerde oturan kaç oyuncusu olmuştur ki? Futbol matematik değil, bu sezon sonunda da sonuçlar beni feci biçimde yanıltabilir. Ama bugün eldeki veriler, Pellegrini’nin işinin hiç kolay olmadığını söylüyor. Pellegrini, R.Madrid’in başına 400 milyon harcanan bu çılgın sezon öncesinde değil de, geçen yılın başında geçmiş olsaydı, harikaydı... Ama bugün değil. Şililiye verecek 2-3 yılınız varsa, 3 maç üst üste kazanamadığında onu rahat bırakabilecekseniz, sizi 2013’te kıtanın en düzenli-disiplinli-başarılı takımı haline getirebilir. Ama dünyanın en çok para kazanan 3 oyuncusundan ikisine o maaşları ödeyen, Ronaldolu/Kakalı bir kulübün size verecek 2-3 yılı değil 2-3 ayı bile olmayabiliyor maalesef. Vuvuzelalı bir kupa Futbolsuz geçen yaz günlerinin ilacı Konfederasyon Kupası... 2003’te ev sahibi Fransa aynı zamanda kıta şampiyonu olduğu için bir kontenjan açılmış, dünya ikincisi Almanya katılmak istemeyince Türkiye’ye sürpriz bir bilet çıkmıştı. Turnuvayı Foe’nin hazin kaybı gölgelemiş, ama bizim üçüncü olup madalya takmamız iyi hatıralar bırakmıştı zihnimizde. (Tabii başarı hanemize Tuncay’ın gümüş ayakkabıyı, 4 rakibinin elinden ekstra bir asist yaptığı için almasını da eklemek lazım) Turnuvanın 2009 versiyonunda ev sahibi G.Afrika, Dünya Şampiyonu İtalya ve 6 kıta galibi var bu kez... Ama bu turnuvaya damga vuran katılımcı 8 takım değil, Afrikalıların durmaksızın çaldığı vuvuzelalar oldu. Bu enteresan alet, tribündekilerin, tv başındakilerin hatta futbolcuların bile konsantrasyonunu darmadağın etmiş durumda. Brezilya karşısında kendisine gelen pası görmeyerek ikinci gole neden olan Amerikalı Beasley bile suçu vuvuzelaya attı: “Hayatımda böyle bir hata yapmadım. Donovan korneri atarken bana seslenmiş ama gürültüden dolayı onu duyamadım” demiş Rangerslı oyuncu... 2010 Dünya Kupası’ndaki 63 maçı bu dayanılmaz gürültü altında izlemek istemeyen Türk sporseverler de FIFA’nın dikkatini çekmek için “banthevuvuzela.blogspot.com” adında bir site kurmuşlar. Blatter, bu sesin “Afrika’nın sesi” olduğunu söylüyor, bence de haksız sayılmaz ama televizyon başındaki Afrikalıların da vuvuzelanın gürültüsünün hangi boyutlara geldiğini fark edeceğini ve bir düzenleme talep edeceklerini düşünüyorum ben. UĞUR MELEKE / MİLLİYET |
| KİM SEÇİYOR | |
| Galatasaray teknik direktör sorununu çözdükten sonra, sessiz sedasız futbolcu alım satımı işlerini yürütmeye başladı. Benim kafamı karıştıran bir şey var. Bu "Oliveira" denen futbolcu geçen sezonlarda da Galatasaray'ın gündemindeydi. Oldu olmadı lafları bir süre gündeme oturdu. Sonunda pahalı geldi, kaldı. Şimdi gene gündeme oturan Oliveira ha geldi, ha gelecek. Ancak soru şu: Galatasaray'da transferi kim yapıyor? Galatasaray cephesi mi, yoksa Rijkaard mı? Eğer Hollandalı hoca yapıyorsa, geçen yıl o takımda yoktu, yönetim almak için uğraşmıştı. Anlaşılan yönetim kurulu gene transferlerde kendi bildiğini okuyor. Ha unuttum sanmayın, gündemde Kewell'ın vatandaşı Lucas Neill da var. Geçen yıl o da isteniyordu, bu yıl gene ha oldu ha olacaklar arasında ismi geçiyor. İnşallah yanlış düşünüyorumdur. Alt yapıya saygı Galatasaray, hazırlık kampına alt yapıdan 6 ya da 8 futbolcu götürecekmiş. İlk karar ikiydi, sonra isimlere zam geldi ve rakam yükseltildi. Burada kim kimi kandırıyor bilemem. Ama görünen şu: Götürülen futbolcular kamp süresince 2-3 hazırlık maçında 10-15 dakika oynayacakmış. Rijkaard kimi beğenirse takıma alacakmış. "Bunlardan bir şey olmaz" derse hepsi geriye gönderilecek, ya satılacak ya da kiralanacakmış. Bu işle ilgili kim varsa, hepsi Galatasaray alt yapısındaki futbolcuların yeteneklerini biliyor. Denemek ne demek! İçlerinden iki üç tanesini seçersin, "Bunlar bu yıl A takım kadrosunda olacak" diye yeni hocaya teslim edersin. Böyle on beş dakikalık maçlarla seçim komedisi yapılmaz. Lincoln gönderilmeli Lincoln, Galatasaray'ın başına tam bir bela oldu. Onu çok koruduk. Yerli yersiz övdük. Tribünler bir iki güzel hareketini unutamadığı için her maçta onu yere göğe sığdıramadı. Ama o ne yaptı? Herkesi aldattı. İstediği zaman oynadı, istediği zaman oynamadı. Kar, yağmur çamuru bahane edip "Hastayım, sakatım" dedi, deplasmanlara gitmedi. Yedek kalınca kızıp sahaya çıkmadı. Böyle bir adamın artık takımda yeri yok. En kısa süre içinde gitmeli, hatta hazırlık kampına bile götürülmemeli. İSMET TONGO / FOTOMAÇ |
| HASAN ŞAŞ'IRMIŞ! | |
| Gazeteniz Fanatik’te dün çıkan ‘Tamamen Duygusal’ başlıklı haberimizi hatırlayacaksınız. Hasan Şaş 1 milyon Dolar’lık alacağı için mahkemeye başvurmuş. Üstelik ayrılalı 1 ay olmamışken, daha doğrusu formasının teri bile kurumadan... Gerçi son 2 senedir terlediği de tartışılırken. Yazık, bin defa yazık! Kimin dolduruşuna geldin, futbolcu deyimiyle kime sallıyorsun bir de yasal yollardan. Yazık! Bak Hasan kardeşim, ilk olarak şunu öğrenmelisin ki büyük takımlarda kimsenin alacağı kalmaz. Paranı eninde sonunda alırsın. Peki ya geçmişin ne olacak? Kaldırdığın UEFA Kupası, Süper Kupa ya da mucizevi şampiyonlukta çocuklarına sarılıp gözyaşlarını yağmur gibi akıtan Galatasaray sevgisi... Onlara nasıl sahip çıkacaksın bu yaptığın hareket sonunda? Emeklerini kimse yadsıyamaz, verdiklerini de. Ama o mahkemeye verdiğin kulübün seni idare ettiği günler için ne söyleyeceksin? Uzun süren sakatlıkların sonucu takımını yalnız bırakmana itirazımız yok, saygımız sonsuz futbolun acı sonuçlarına. Peki ya reklam panolarına vurduğun, soyunma odasında camları indirdiğin anlar az mı hasır altı edildi seni kaybetmemek adına. Bak Hasan, istersen takım arkadaşlarından başlayalım; hangisi Galatasaray’dan ayrılınca ne yapmış? Kimler konuşmuş? Ergün’ü mü, Bülent’i mi, ya da Arif’le, Hakan Ünsal mı...Hakan Şükür’ü örnek alıyorsan nafile, evet o da sana benzer konuştu sitemleri yanına alarak, ama anasının ak sütü gibi hak ettiği UEFA kupası sonrası sizler primlerinizi alırken Hakan’ınki ne hikmetse uçuverdi. Ne yaptı Hakan, mahkemeye mi gitti, çenesini mi yordu? Yazık! Şimdi ne olacak, mahkemeyi büyük bir ihtimal kazanacaksın ve Florya’ya haciz gelecek. Peki sen 11 sene formasını giydiğin takımının hiç mi maçına gitmeyeceksin? Haydi gitmedin diyelim, yolda yürürken hiç mi bir Galatasaraylı ile selamlaşmayacak mısın? O insanlar sana, “Ah Hasancığım Galatasarayımızı mahkemeye vermişsin eline sağlık, tuttuğun altın olsun” mu diyecekler? Anlık öfkeler insanları yanlışa sürükler, umarım bir an önce bu yaptığından vazgeçersin. Aksi halde, yazık Hasan'ım, hem de çok yazık... YALÇIN DÜMER / FANATİK |
| Rijkaard’ın tohumları yeşeriyor 31.07.2009 İsrail sıcağının göbeğinde, güneş batmadan oynanan bir maç... İlk golün yendiği bir maç, Bastıran Galatasaray, Topu gezdiren Galatasaray, Golü iki adımdan kaçıran Galatasaray, Üstelik Elano ve Keita da yok! Ama ne oldu? Bu Galatasaray golü yedi! Neden? Mustafa Sarp adama kafa vurdurdu da ondan! Peki nerde defansın uzunları; Gökhan Zan ve Servet. Onlar kendi adamlarını tutuyor demeyin. Futbolda artık ana tema alan savunması. Galatasaray defansı iyi konuşlanamıyor. Önce bunu bilelim ve mutlaka bir Popescu bulalım! Popescu topu oyuna sokmak için de gerekli... [/] |
:kupa1: :kupa1: :iyi: :iyi:Maccabi Netanya tıfıl bir takım
Rijkaard’ın tohumları yeşeriyor
31.07.2009
İsrail sıcağının göbeğinde, güneş batmadan oynanan bir maç...
İlk golün yendiği bir maç,
Bastıran Galatasaray,
Topu gezdiren Galatasaray,
Golü iki adımdan kaçıran Galatasaray,
Üstelik Elano ve Keita da yok!
Ama ne oldu?
Bu Galatasaray golü yedi!
Neden?
Mustafa Sarp adama kafa vurdurdu da ondan!
Peki nerde defansın uzunları; Gökhan Zan ve Servet.
Onlar kendi adamlarını tutuyor demeyin. Futbolda artık ana tema alan savunması.
Galatasaray defansı iyi konuşlanamıyor.
Önce bunu bilelim ve mutlaka bir Popescu bulalım!
Popescu topu oyuna sokmak için de gerekli...
[/]
Galatasaray’ın Maccabi’yi ikinci yarı göçerteceği, olayı farka götüreceği kesin.
Maccabi tıfıl bir takım. Yaş ortalaması 23.5’tan 24
Deneyimleri Kızıldeniz’e kadar!
Ötesi Şam’da kayısı...
Maç öncesi yazımda bunların hepsini söyledim.
Kadroyu bile verdim.
Sadece Aydın’da yanıldım, Barış dedim...
Belli ki Barış ‘topu kullanamadığı için’ makası yemiş!
Aydın’ı beğendim. Rijkaard da beğeniyor ki direkt oynatıyor. Ayıptır söylemesi Aydın da Galatasaray’da Rijkaard’ın oyun tarzına en uygun adam. Eğer güçlenirse yıldız olur.
Geçmiş senelerdeki gibi ‘lay lay lom’ derse ebediyen silinir.
Bunu da söyledim, notlayın bir tarafa!...[/][/t]Kewell ve Leo Franco
Bu ikili kalite oyuncular.
Kewell futbolcu olmasaymış Einstein olurmuş!
Bu kadar futbol zekası yüksek bir adam daha görmedim.
(Bkz ikinci gol)
Kewell ortayı sağ ayağı ile kesti yine sağ ayağı ile vurdu, gol!
Oysa Kewell solak!
Ama Kewell akıllı. Pozisyonun gereğini yapıyor.
Daha maçın başında da kendine hazırladığı pozisyonla 18 dışından fişekledi...
Mükemmeldi.
Kewell için bir saptamam daha var. Belki gözünüzden kaçmamıştır ama ben bayıldım.
İkinci yarı oyundan çıkacak. İşareti aldı, kenara doğru geliyor. Yerine Keita girecek. Hakem oyunu kesmedi oynattı!
Kewell’ın yerinde kim olsa taç çizgisi kenarında dolanırdı. O asla kaytarmadı ve duran toptan frikik yiyecek olan takımında ters tarafa koşup baraja yardım etti.
Böyle adama can kurban.
Görev anlayışı sonuna kadar!
Kewell golünü da attı alkışı da aldı, takdiri de topladı çıktı.
Kaleci Leo ise bir başka güzellik.
İlk maçı olmasına rağmen
Notumu hemen veriyorum;
1-Gözü hep topta hiç uyumuyor.
2-Kaleden açılıp açıyı kapatıyor ve uzaktan şutları eritiyor.
3-Topu elle oyuna derhal ve iyi sokuyor.
Bunlar bir maçta gördüklerim.
Yediği gol savunma hatası.
Çıksaydı demeyin. O topa çıkılmaz!Sabri savunmada kayıp, attığı gol ayıp!
Kızamıyorum da Sabri’nin yeri sağ bek değil!
Durmadan hata yapıyor. Adamını kaçırıyor. Takımını çaresiz bırakıyor. Bereket ciğeri müthiş.
Attığı gol top mermisi...
Galatasaray bu tip golleri atıyor da kaçırıyor da...
Ama işin özü; Galatasaray’ın dün Maccabi karşısında Rijkaard’ın istediklerini fevkalade yapması!
Bir ara öylesine güzel paslaşmalar oldu ki sanırsınız Arda, Sabri, Kewell, Aydın gergef işliyor. Golleri bile dörtlediler.
Hakan Balta ilk golün sahibi. Arkasından Kewell, Sabri ve Baroş...
Maccabi yangınlarda...Keita sahnede...
Rijkaard yine doğruyu yaptı.
Kewell ‘la başladı Keita ile değişime gitti.
Aydın’la Barış,
Baroş’la Nonda yer değiştirdi...
Dikkat dikkat! Anons ediyorum.
Rijkaard tohumları ekti yakında bereket var.
Bu Galatasaray ileriye dönük seneleri kurtarıyor...
Yazın bunu bir tarafa...
Daha Elano yok!
Osman Tanburacı
| Tanburacı'nın acı günü 21 Ağustos 2009 Cuma * 16:37 Osman Tanburacı'nın annesi Nimet Tanburacı (http://www.webaslan.com/nimet-tanburaci/) bugün öğle saatlerinde hayata gözlerini yumdu. |
| (http://www.webaslan.com/_img/haber/manset_aracizgi.gif) |
Faruk Süren’in kulakları çınlasın;
AİG ile stratejik ortaklık yapmıştı. Özhan Canaydın bu ortaklığı bozdu!
ManU’ya 100 milyon euro veren AİG, Galatasaray’a da 25 milyon euro vermez miydi?
Özhan Canaydın’ın da kulakları çınlasın!
AİG ile ortaklığı ayırmak için Galatasaray’ı tam 9 milyon euro zarara soktu.
Bu fotoğraf esas Türkiye’de manşet olurdu.
Hem de değil haftanın fotosu, yılın, hatta borç içinde yüzen Galatasaray’ın asırlık fotosu olurdu vallahi!
Hay benim hırs ve kıskançlık dünyasında boğ insanım!
İnat uğruna bindiği dalı kesen insanım.
AİG bizi kazıklıyor diye avaz avaz bağırdık.
Bu AİG ManU’yu da mı kazıkladı acaba?
canaydın döneminde doğru dürüst ne yapıldıki başkanlığa düşmanlardan birini koyun canaydın kadar zarar vermez bu kulübe
Her zaman söyledim. Bir kez daha söyleyeyim.
Savunmaya bir Popescu şart!
Topu oyuna çabuk sokacak bir ‘akıllı ayak’ gerek.
Bu ismi takım içinden bulma şansı yok.
Transfer etme şansı da yok!
Taa ki Ocak’a kadar.
Kuvvetle muhtemel ki Hamit Altıntop Galatasaray’a gelecek.
Ancak o zman da Rijkaard kök sökecek!
Fazla kaliteli adamı bünyede barındırmak çoğunca faydadan çok zarar getirir, düzeni bozar!
Hepsi birden oynayamayacağına göre takım içinde huzursuzluk başlar.
[url=http://www.sporx.com/yazarlar/osman_tanburaci/7501/?ref=AYOT]http://www.sporx.com/yazarlar/osman_tanburaci/7501/?ref=AYOT ([url]http://www.sporx.com/yazarlar/osman_tanburaci/7501/?ref=AYOT[/url])[/url]
o işin cilvesini anlatıyor
osman tanburacı sen futboldan anlamıyorsun !!.. ancak laf çeviriyorsun, öyle bir idare eder ki rijkaard; değil hamit, 'TNT dinamit' gelse sökmez ona. understand??
Futboldan ne istediğimizi net olarak ortaya bir koyabilsek ortada sorun morun kalmayacak ancak standartları her hafta değiştirip, her maça ve takıma göre tekrar yorumladığımızda bir noktada iş, içinden çıkılamaz bir hale geliyor. En azından mesleği ‘rating’ olmayanlarımız için...
Hedefimiz sahaya nasıl bir dizilişle, nasıl bir 11’le çıkacağını önceden bildiğimiz, oyun planı ve ne yapmak istediği belli olan, sahaya çıktığında neredeyse ‘ezbere’ oynayabilecek bir takım mı yoksa rakibe göre sistemini ve oyun planını gözden geçiren, karşı takımın önceden hazırlanmasına fırsat vermeyecek, sürekli sürpriz oyuncularla farklı varyasyonlar yaratabilen, kısacası ‘ezbere’ oynamayan bir ekip mi? Cevap veriyorum: “Hangisi kazanmışsa o”...
Bizim takım, hep aynı taktikle oynadığı ama kazandığı zaman “Eee büyük takım dediğin rakibe göre oyun planını değiştirmez, kendi oyununu kabul ettirir... Sonuç olarak kadrosu da bütçesi de bunu yapmasını gerektiriyor, “Kenarda oturtmak için mi aldılar bu yıldızları?”, kaybettiği zaman, “Adamın bir B planı bile yok... Artık 5 yaşındaki çocuklar bile ezberledi ne oynadıklarını... Yıldızlar atınca güzel ama işte atmayınca böyle kaybedersin puanları...” diyen yorumcularımızın B planı ne acaba? Ha pardon, onların B planları ‘yorumcu’ olmaktı zaten...
“Önemli olan en iyi olduğunuz noktalara konsantre olmak, onları daha da iyileştirmek olmalı. Kötü yönlerinizi düzelteceğim diye onlara ağırlık verirseniz, en iyi ihtimalle ortalama olursunuz. En iyi yönlerinizi mükemmel hale getirmeniz gerek...” demişti Alex Ferguson. Çocuklara yaptığı bir konuşmaydı. Önemli bir maç öncesi A takımına konuşur gibi ciddiydi ve uzun uzun anlattı. Ben de hasbelkader oradaydım ve kulaklarımla duydum.
İyi penaltıcı kaleciyi ters köşeye yatıran penaltıcı değildir. İyi penaltıcı kaleci doğru köşeye uçsa bile penaltısı durdurulamayacak olandır. Bunu da ben söyledim. Galiba? Yoksa bir yerde mi okumuştum, artık ikisini birbirine karıştırıyorum, çok okumanın da zararı buymuş demek. Ama diyeceğim o ki ben ‘B plancı’ olanlardan değilim. B planı, A planı’nın kötü olduğu, en azından yeter kadar iyi olmadığı izlenimi yaratıyor. Ben ‘A planını Mükemmelleştirme Cemiyeti’ üyesiyim.
Bir zamanlar Zico, şimdi de Rijkaard daha ligde ilk puanını kaybeder kaybetmez bismillah aynı şeyle suçlanıyor. “B planları yok.” Yahu adamların A planları gayet iyi, biz memnunuz. Futbolcular yorgun olabilir, rakip iyi oynamış olabilir, talihsizlik olabilir, özü “ayağa ve bol pas, güzel oyun, dikine oyun, hücum futbolu” olan A planından ne istiyorsunuz?
İnsan KOSKOCA Zico’nun, KOSKOCA Rijkaard’ın futbolu bizden daha az bildiğini değil söylemek, değil ima etmek, düşünmekten bile korkar. Futbolu Z planı’na kadar oynamış adamların ‘kendi’ takımlarına hangi planı oynatacağının tasarrufu kendilerinde olmalı. Türkiye şartlarını bilmiyormuş da, bundan sonra Ankaragücü ve diğer bütün takımlar Eskişehir gibi oynayacakmış da... Sanki Rijkaard’ın iyiliğini istiyorlarmış gibi, sanki puan kaybetmesine üzülmüşler gibi, ellerini ovuşturduklarını bilmezmişiz gibi...
Bir keresinde seyrettiğim bir panelde konuşmacı, “Dünyanın her ülkesinde danışmanlık yaptım. Gittiğim her ülkede bana ilk cümle olarak, ‘Sizin deneyimlerinizin farkındayız ve takdir ediyoruz ama burası oralara benzemez, burada şartlar çok farklı’ dedi. İşin komiği hepsinin sorunları da çözümleri de tıpatıp aynıydı, yeter ki doğruları uygulayın...” demişti. Bizim doğrumuz ne? Yorumcular maç sonucuna göre B yorumuna geçince, bir türlü anlayamıyoruz ki?
Banu K.Yelkovan