28. Nisan 2026, 21:17:21

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 120775 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #352 : 02. Şubat 2009, 15:42:52 »
Düşük vitesli maç

Heyecanı düşük, atmosferi relaks bir maç oldu. Denizli futbol arenası rakipler için endişe vermekten uzak, bir piknik alanı gibi. Galatasaray için zor ve sıkıntılı bir etapta ligde gelebilecek en uygun rakiplerden birisi Denizlispor. Son dört maçında tek gol atabilmiş, kendi evinde bile kazanmayı unutmuş bir Ümit Kayıhan takımına karşı sarı-kırmızılıların Sivas maçlarındaki dumanlı havayı dağıtma şansı ellerine geldi. Artı, pek çok kişinin aklına gelen Lincoln'süz takım gitmiyor eleştirilerine de cevap vermek için iyi bir cumartesi akşamıydı. Üstelik hava ve saha şartları da şikayet edilmeyecek kadar uygundu. Skibbe, Nonda'yı takıma ekleyip, forveti ikileyerek bu maçı mutlak kazanmak istediğini en azından tahtaya yazmıştı. Geriye, takımın çıkıp takır takır top oynaması kalıyordu.

Horoz'un kapasitesi sınırlı
Maç beklentilere de uygun başladı. İlk on dakikada Arda'nın harika pasına Baros'un sert şutuyla öne de geçildi. Galatasaray rakibe oranla topa daha çok sahip olan takımdı. İkinci yarı başladığında gemileri yakıp can havliyle saldırmaya çalışan bir Denizlispor takımı vardı. Denizli takımının hücum gücü biraz yüksek olabilse misafirlerine zorlu anlar yaşatabilirdi. Yeşil siyahlıların kapasitesi o kadar sınırlı ki daha fazlası gerçekten mucize olurdu. Böyle giderse ligin gediklisi olan Ege takımı bu sene Süper Lig'e elveda diyebilir. Ümit Kayıhan'ın işi çok zor. Galatasaray için alarm çanları şu; küçük maçların büyük takımı etiketi sırtlarına yapışmak üzere. Hele UEFA Kupası'nda bir iş kazası yaşanırsa Skibbe ve oyuncularını gerçekten çok zor bir dönem bekleyebilir. Maçtaki en büyük artıları ise Sivas maçlarındaki gergin hallerinden dolayı uğradıkları yoğun eleştirileri dikkate almış gibiydiler. Maçın en güzel yanı alınan üç puan idi.

Şükrü KAMBER
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #353 : 02. Şubat 2009, 15:44:10 »
Üç altın puan

Bir takım şampiyon olmak istiyorsa bence deplasmanlardan sökeceği puanlar hedefin yolunu açar. G.Saray bu anlamda bugüne kadar aldığı sonuçlar sonrasında dezavantajlı gibi görünüyor. Ama sarı-kırmızılı ekibin özellikle çoğu deplasmanda gerek sakatlık gerekse cezalar nedeniyle eksik kadro ile mücadele ettiğini de hatırlatalım. Sivas maçına nazaran G.Saray'ın Denizlispor önüne daha donanımlı çıktığını söyleyebiliriz. Sadece tedavisi süren Lincoln ile kart cezası süren Ümit Karan forma giymedi. Skibbe, Nonda-Baros çift forveti ile sahaya çıktı. Savunmada da Servet yeniden formasını giydi. G.Saray genelde rakibine göre daha hücumu düşünen, daha akıllı pas yapan pozisyon üreten takım konumundaydı. Denizlispor, maç boyunca toplam 5 ya da 6 kez G.Saray kalesine indi, onun dışında rakibini sahasında kabul etti.

Ayhan bu takımın her şeyi
Nonda toplu oyunların ve isabetli pasların hepsinde vardı. İkinci goldeki vuruşu mükemmeldi. Baros'un attığı golde de topu Arda'ya kaçırarak adeta ilk golün yolunu da açmıştı. Sahanın en çalışkanı ise kırmızı kart görmesine rağmen Ayhan'dı. İnanılmaz oynadı, hırslıydı, takımın her atağında onun payı vardı. İki sarıdan kırmızı kart görmesi talihsizlikti. Ayhan ne kadar etkiliyse, Meira da o kadar dikkatsizdi dün gece. İnanılmaz pozisyon hataları yaptı. Baros attığı golün dışında en az üç gol de kaçırdı. G.Saray, zor bir deplasman maçını kazanıp en azından bu fobisini yendi. Moralini de yükseltip zirveye yaklaştı. Yeni bir yapılanmaya giden, Kratochvil ile Abraham'ı gönderen Denizlispor, Bangoura ve Berberoviç'i transfer etmiş. Bana göre Bangaura'nın ayağına top yakışıyor, buluşunca güzel işler de yapıyor. Takımda bir beyin eksik. Ümit hoca saha içinde bu sorunu acilen çözmeli. G.Saray, Denizli'nin rakibi değil tabii ki ama Denizli'de ligde kalmak istiyorsa deni takımlara artık yenilmemeli.

Zafer ERTEM
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #354 : 02. Şubat 2009, 15:46:01 »
Başkasının çöplüğü

Horoz'un çöplüğünde öttü bu kez, G.Saray'dan söz ediyorum. Hani şu iki Sivas maçı sonrası çarmıha gerilen oyunu ve anıldığı olaylarla ortalığı karıştıran G.Saray'dan. Sakatları neredeyse ligin 1/3'ünde oynamamış G.Saray'dan. Ligin dibindeki bir takımla oynadığı kolay maçlara çıktığı söylenebilir. Her şey G.Saray'ın lehine gelişebilir. Velev ki öyle; sakatlıklar yetmiyormuş gibi bir de cezalılarla uğraşmak zorunda kaldı G.Saray. Tekrarlayalım; bir teknik direktör için en talihsiz durum takımın en önemli noktalarındaki adamların sakat ya da cezalı oluşudur. Sorun o zaman sıkıcıdır işte. Çünkü oyun kurgusu bu adamlara göre şekillenir. Onlar olmadı mı o ekibin kimlik sorunu çıkar ortaya; nasıl ve kiminle oynayacağız? Sarı-kırmızılı ekip bu sorunları aşmış bir kavrayışa sahiptir. Bütün çalkantılara rağmen hâlâ ligin en efektif takımıdır. Oyun kurucunuz ve ileri ikilinin birinden yoksun oynuyor, her maçta farklı isimlerle farklı varyasyonlar, kadro kurguları deniyorsunuz. Birkaç hafta yakaladığınız planı bir sakatlık ya da ceza durumunda yeniden elden geçirip sağlıklı işleyen önceki ekibin kurgusuna 'uydurmaya' çalışıyorsunuz. Oysa hem Avrupa'da hem de Türkiye'de 3 kupaya birden oynayan ekibiniz 'uydurulmuş' bir şeyle kendini ortaya koyamayacak.

Nonda'nın golü
Ama dediğimiz gibi bunları aşarak yürüyor G.Saray. O nedenle her maçı sadece sonuçlu bir karşılaşma olarak değil, G.Saray'ın bu saydığımız cephelerdeki 'uğraşısı-mücadelesi' olarak algılamamız gerekir. O nedenle bu köşenin yazarı; yediği ya da attığı gollerden çok G.Saray'ın problemlere yaklaşımı konusunda klavye oynatıyor. Çünkü maç ayan beyan ortadadır. Biri gol atar diğeri yer. Ama işin başka boyutu ve futbolun bir G.Saray cephesi var Türkiye'de. Son maçlarını o sıkıntılı süreçte oynayan, hem müsabaka hem de müsabık kaybeden G.Saray için bu haftaki maç bundan sonra neler yapacağının yanıtını aradığı bir 90 dakikaydı. Neden mi? Yanıtını Nonda'nın golünde arayın...

Hakan DİLEK
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #355 : 02. Şubat 2009, 15:47:36 »
Servet'in dönüşü

Denizli'de hava güzel, saha güzel... Bu defa bahane yok. Şampiyonluğu isteyen takım her koşulda oynamalı o da ayrı bir konu. G.Saray'da sadece Lincoln'ün olmayışı sorun. Özellikle kapalı defanslara karşı yıldız futbolcu iyi bir çilingir ama yok. Skibbe, Denizlispor karşısında iyi bir 11 sahaya sürmüş. Özellikle ilk yarıda dörtlü defansın sağında oynayan Sabri de çoğu zaman kanattan ofansif yönünü fazla kullanınca, zaman zaman üçlü defansa döndüler. Meira, Sabri'nin açığını bu yarıda elinden geldiği kadar kapattı. Orta sahada Barış çok istekli ve savaşçı bir görüntü çizerken, bu yarıda Arda defansın solundaki Hakan'a fazla yardım etmeye çalışınca ortada fazla görünemedi. Bu arada iyi bir Nonda'nın bu takıma her zaman önemli katkıda bulunacağı maçın ilk yarısında açıkça göründü. Baros'un attığı golde katkısı çoktu.

Ayhan atılmak için uğraştı
İkinci yarıya daha istekli başlayan ev sahibi takımdı ama gol yollarında fazla acemilik yapınca beraberlik golünü bulmakta zorlandı. Onlar zorlanınca sahanın en iyilerinden Nonda, gol atmanın çok zor olmadığını gösterdi. Bu golle, uzun süredir üzerinde oluşan baskıyı da atmış oldu. Golden hemen sonra oyundan alınmasına rağmen yüzünde mutluluk ve huzur vardı. Ama kaptan Ayhan ise ne hikmetse biraz gergindi. Adeta kırmızı karta davetiye çıkararak yavaş yavaş sonunu hazırladı ve oyundan atıldı. Skibbe onu değiştirmek istedi ama oyun durmayınca bu değişiklikten evvel kartı gördü ve Sivas'a karşı takımını yalnız bıraktı. Son olarak Servet bu takıma çok önemli katkılar yapıyor. Denizli karşısında sıfır hata ile oynadı. Lincoln'ün yokluğu ne kadar önemliyse, Servet'in bu maçtaki varlığı da o kadar önemliydi. Bu galibiyet, Galatasaray'a tam zamanında moral oldu.

Yaşar YALÇIN
keweel - arda - elano- baroş- keita

ultrass

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Nis 2008
  • İleti: 3720
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #356 : 08. Şubat 2009, 15:39:31 »
Dün gece Ali Sami Yen Stadı’nda futbolun dışında çirkin oyunun bir perdesi daha sergilenmiştir. Neye hizmet ettiği belirsiz, neyi amaçladığı ise gün gibi aşikar zihniyet bilinçli bir şekilde 90 dakika boyunca adeta emek hırsızlığı yapmıştır. Galatasaray-Kayserispor maçının hakemi Selçuk Dereli bir futbol karşılaşması yönetmemiştir. Yazılan senaryoyu başarılı şekilde ortaya koymuştur. Gösterdiği davranışların ve verdiği kararların başka bir açıklaması da yoktur. Karşılaşma boyunca oyunun önüne çıkan akıl almaz hataları ve yönetimiyle futbolcularımızı ve taraftarımızı tahrik etmiş belki de diyet ödeme uğruna bir takımın kaderi ile oynama hakkını kendinde görmüştür. Takımımızı anlamsız ve tartışılan kararlarla eksik bırakmış, taraftarı provoke ederek tahriklere yol açmış adeta takımımızın üzerine oynayıp tek kelimeyle bir sindirme operasyonunu sahne sahne uygulamaya koymuştur. Selçuk Dereli’nin komedi yönetimi bardağı taşıran son damla olmuştur.
 
Şimdi futbol tarihine karanlık bir gece olarak asılan bu 90 dakikanın ardından beyaz sayfa söylemleriyle yola çıkıp basiretsiz görünümleriyle güvenilir olmaktan uzak kalanlara sesleniyoruz:

1) Galatasaray’ın olgun duruşunun katkılarıyla filizlenen ve yükselen futbol barışı ne yazık ki Galatasaray’ın aleyhine kullanılarak bugünlere gelinmiştir. Galatasaray’ın Türk futbolundaki kaosu önlemeye yönelik çabası ve birleştirici unsur olma adına gösterdiği anlayış kendi aleyhine haksızlıklara yol açacak kadar deformasyona uğratılmıştır. "Galatasaray nasılsa bizi destekliyor" diye düşünüp Galatasaray’ın üzerine oyunlar oynamaya kalkışmak bu büyük camianın gücünü hafife almaktır.

2) Futbolcularımız ve yöneticilerimiz haksız yere ve komik gerekçelerle cezalandırılırken hataları yapanların yanlışları yanlarına kar kaldığı gibi asıl ceza görmesi gerekenler ise Galatasaray’a karşı hata yapmanın bedelini ödüllendirilerek almaya başlamışlardır.

3) Hakemlerin; takımımız futbolcularına yapılan sertliklere gösterdiği tölerans ve yaklaşım, basit-ucuz ve kolay kart cezaları uygulaması, takımın futbolunu sindirmeye yönelik çalınan düdükler, tribünlerin provokasyonuna yol açan yönetimler ve bunun neticesindeuortaya çıkan komik cezalar artık tahammül sınırlarını zorlamaktadır.

4) Unutulmasın ki Turkcell Süper Lig’de Galatasaray, 2007-08 sezonunda en az kart gören takımlardan  biri olmuştur. Kulübümüzün ve futbolcularımızın spor ahlakı-anlayışı ve duruşu hiçbir şekilde değişmemiştir. Hal böyleyken şimdi soruyoruz “Ne değişmiştir ki bu ucuz kartlar havada uçuşmaktadır?” Kartlarda ve faullerde görülen çifte standart, bazı futbolcularımızı pasifize etmek için gösterilen çabalar arkalarında hep soru işaretleri bırakmaktadır.

5) Son Kayserispor maçında, bir önceki hafta Sivas’ta bedava gösterildiği herkesce malum kırmızı kartlar Eskişehirspor maçında ofsayttan atılan, Kadıköy’de atılan ama iptal edilen goller ve daha bir çok örneklerle çoğaltabileceğimiz kasıtlı olmadığına inanmak istediğimiz ama inancımızı ve sabrımızı zorlayan pozisyonlar. Biz sadece Galatasaray’ın değil tüm maçların mercek altına alınmasını ve incelenmesini istiyoruz. Bakın, araştırın. Anti futbola prim tanımayın. Bakın, araştırın, çifte standardınızı siz de yakalayın..

6) Yine unutulmaması gereken bir nokta ise Galatasaray’ın Avrupa çapında yıldızlara sahip ve milli takımlara en çok futbolcu veren kulüp olmasıdır.Yerli ve yabancı birçok marka ismin yer aldığı  takımımız aynı zamanda darbeye yönelik sakatlıklardan da aşırı derecede etkilenmektedir. Galatasaray futbol takımı bünyesinde 22 milli futbolcuyu barındıran bir yapıya sahiptir. Ayrıca bunların içinde 5 ayrı milli takım kaptanı mevcuttur. Böylesine uluslararası hüviyetteki bir takıma karşı kimse takıntısını, nefretini, kompleksini Galatasaray’ın üzerinden gidermeye çalışamaz. Kimse yazılan senaryoları Galatasaray’ın üzerinde uygulayamaz. Galatasaraylı futbolcuların sahadaki duruşlarını kimse bozamaz, taraftarı provoke edemez, sahasını kapatmaya çalışamaz. Bir çok milli zaferi birlikte yaşadığımız bu çocuklarımızın kendi değerlerimizin basit oyunlarla heba edilmesine göz yumamayız.

7) Gerçekçi  hiçbir icraat-proje ve hamle atağına kalkışmayan, somut bir faaliyet girişiminde bulunmayan, futbol oynanması mümkün olmayan sahalara seyirci kalan ve bu nedenle futbolcuların sakatlanmalarına yol açanlar sadece ikili ilişkilere dayalı düzenlerinde Galatasaray gerçeğini göz ardı edemezler.

Türkiye Futbol Federasyonu yönetimine, Fair-Play adına attığımız her adımın, uzattığımız her zeytin dalının geri dönüşü bizi hem şaşırtmakta hem de yaralamaktadır. Galatasaray camiasının Fair-Play’den anladığı dürüst oyun-etik davranıştır. Biz herkese eşit davranılan bir yönetim anlayışını destekleyeceğimizi her platformda belirten bir camianın ve anlayışın temsilcileriyiz. Biz lekesiz, saf ve adil bir futbol anlayışı istiyoruz.

Ancak tahammül sınırlarını aşan yaklaşımlar, sergilenen vurdumduymaz tavırlar ve Galatasaray maçlarında yaşanan akıl almaz hatalar bizi sessizliğimizi bozmak zorunda bırakmıştır. Ne yazik ki yola çıkarken beyaz sayfa, dürüst futbol, şeffaflık anlayışı sloganlarını şiar edinenler kendilerinin de sonunu kestiremedikleri bir yöne sapmıştır. Bu şekilde gittiği sürece Türkiye Futbol Federasyonu’na ve kurullarına olan desteğimizi geri çekeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın.Uzun süren sabırlı bir dönemin ardından bugün geldiğimiz noktada bu federasyon ve kurullarının Türk futbolunu yönetecek kapasitede olmadığına kanaat getirmiş bulunuyoruz.

Galatasaray’ın desteği olmadan federasyonunun futbol barışını, sportif başarıyı ve sektörel gelişimini nasıl sağlayacaklarını bizde merak ediyoruz..

Galatasaray her zaman futbol barışının yanında olmuş bir kulüptür ve olmayada devam edcektir. Ancak Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu ve kurulları sadece kuralları sağduyulu ve dürüstçe uyguladığı sürece.

Hiçbir zaman unutulmasın ki sessizliğimiz acizliğimizden değil efendiliğimizdendir. Federasyon ve onun kurullarına desteğimizi  ve güvenimizi gözden geçirmek zorunda kaldığımız şu günlerde kimsenin kuşkusu olmasın ki Galatasaray camiası ve taraftarı haksızlığa karşı her türlü tepkisini demokratik platfomlarda gösterecektir. Etik futbol anlayışımızda kurallara bağlılık, rakibe saygı, haksız avantajdan kaçınma ilkelerinin herkese eşit bir biçimde uygulanması dışında hiç bir beklentimiz yoktur.

MHK’yi kimin yönettiğini bilmiyoruz.
Gözlemciler ve temsilciler kurulunu ve diğer kurulları kimin yönettiğini bilmiyoruz.
Ama artık kimin yönetmediğini biliyoruz.

Galatasaray SAHİPSİZ DEĞİLDİR….
Galatasaray TÜRKİYE’DİR…


Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu

LikesCimbom

  • Başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter ..
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ara 2008
  • İleti: 1164
  • Yaş: 120
  • Yer: İstanbul
  • SEMİH KAYA !! ..Bekliyoruz Aslanım...
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #357 : 08. Şubat 2009, 15:45:33 »
Dün gece Ali Sami Yen Stadı’nda futbolun dışında çirkin oyunun bir perdesi daha sergilenmiştir. Neye hizmet ettiği belirsiz, neyi amaçladığı ise gün gibi aşikar zihniyet bilinçli bir şekilde 90 dakika boyunca adeta emek hırsızlığı yapmıştır. Galatasaray-Kayserispor maçının hakemi Selçuk Dereli bir futbol karşılaşması yönetmemiştir. Yazılan senaryoyu başarılı şekilde ortaya koymuştur. Gösterdiği davranışların ve verdiği kararların başka bir açıklaması da yoktur. Karşılaşma boyunca oyunun önüne çıkan akıl almaz hataları ve yönetimiyle futbolcularımızı ve taraftarımızı tahrik etmiş belki de diyet ödeme uğruna bir takımın kaderi ile oynama hakkını kendinde görmüştür. Takımımızı anlamsız ve tartışılan kararlarla eksik bırakmış, taraftarı provoke ederek tahriklere yol açmış adeta takımımızın üzerine oynayıp tek kelimeyle bir sindirme operasyonunu sahne sahne uygulamaya koymuştur. Selçuk Dereli’nin komedi yönetimi bardağı taşıran son damla olmuştur.
 
Şimdi futbol tarihine karanlık bir gece olarak asılan bu 90 dakikanın ardından beyaz sayfa söylemleriyle yola çıkıp basiretsiz görünümleriyle güvenilir olmaktan uzak kalanlara sesleniyoruz:

1) Galatasaray’ın olgun duruşunun katkılarıyla filizlenen ve yükselen futbol barışı ne yazık ki Galatasaray’ın aleyhine kullanılarak bugünlere gelinmiştir. Galatasaray’ın Türk futbolundaki kaosu önlemeye yönelik çabası ve birleştirici unsur olma adına gösterdiği anlayış kendi aleyhine haksızlıklara yol açacak kadar deformasyona uğratılmıştır. "Galatasaray nasılsa bizi destekliyor" diye düşünüp Galatasaray’ın üzerine oyunlar oynamaya kalkışmak bu büyük camianın gücünü hafife almaktır.

2) Futbolcularımız ve yöneticilerimiz haksız yere ve komik gerekçelerle cezalandırılırken hataları yapanların yanlışları yanlarına kar kaldığı gibi asıl ceza görmesi gerekenler ise Galatasaray’a karşı hata yapmanın bedelini ödüllendirilerek almaya başlamışlardır.

3) Hakemlerin; takımımız futbolcularına yapılan sertliklere gösterdiği tölerans ve yaklaşım, basit-ucuz ve kolay kart cezaları uygulaması, takımın futbolunu sindirmeye yönelik çalınan düdükler, tribünlerin provokasyonuna yol açan yönetimler ve bunun neticesindeuortaya çıkan komik cezalar artık tahammül sınırlarını zorlamaktadır.

4) Unutulmasın ki Turkcell Süper Lig’de Galatasaray, 2007-08 sezonunda en az kart gören takımlardan  biri olmuştur. Kulübümüzün ve futbolcularımızın spor ahlakı-anlayışı ve duruşu hiçbir şekilde değişmemiştir. Hal böyleyken şimdi soruyoruz “Ne değişmiştir ki bu ucuz kartlar havada uçuşmaktadır?” Kartlarda ve faullerde görülen çifte standart, bazı futbolcularımızı pasifize etmek için gösterilen çabalar arkalarında hep soru işaretleri bırakmaktadır.

5) Son Kayserispor maçında, bir önceki hafta Sivas’ta bedava gösterildiği herkesce malum kırmızı kartlar Eskişehirspor maçında ofsayttan atılan, Kadıköy’de atılan ama iptal edilen goller ve daha bir çok örneklerle çoğaltabileceğimiz kasıtlı olmadığına inanmak istediğimiz ama inancımızı ve sabrımızı zorlayan pozisyonlar. Biz sadece Galatasaray’ın değil tüm maçların mercek altına alınmasını ve incelenmesini istiyoruz. Bakın, araştırın. Anti futbola prim tanımayın. Bakın, araştırın, çifte standardınızı siz de yakalayın..

6) Yine unutulmaması gereken bir nokta ise Galatasaray’ın Avrupa çapında yıldızlara sahip ve milli takımlara en çok futbolcu veren kulüp olmasıdır.Yerli ve yabancı birçok marka ismin yer aldığı  takımımız aynı zamanda darbeye yönelik sakatlıklardan da aşırı derecede etkilenmektedir. Galatasaray futbol takımı bünyesinde 22 milli futbolcuyu barındıran bir yapıya sahiptir. Ayrıca bunların içinde 5 ayrı milli takım kaptanı mevcuttur. Böylesine uluslararası hüviyetteki bir takıma karşı kimse takıntısını, nefretini, kompleksini Galatasaray’ın üzerinden gidermeye çalışamaz. Kimse yazılan senaryoları Galatasaray’ın üzerinde uygulayamaz. Galatasaraylı futbolcuların sahadaki duruşlarını kimse bozamaz, taraftarı provoke edemez, sahasını kapatmaya çalışamaz. Bir çok milli zaferi birlikte yaşadığımız bu çocuklarımızın kendi değerlerimizin basit oyunlarla heba edilmesine göz yumamayız.

7) Gerçekçi  hiçbir icraat-proje ve hamle atağına kalkışmayan, somut bir faaliyet girişiminde bulunmayan, futbol oynanması mümkün olmayan sahalara seyirci kalan ve bu nedenle futbolcuların sakatlanmalarına yol açanlar sadece ikili ilişkilere dayalı düzenlerinde Galatasaray gerçeğini göz ardı edemezler.

Türkiye Futbol Federasyonu yönetimine, Fair-Play adına attığımız her adımın, uzattığımız her zeytin dalının geri dönüşü bizi hem şaşırtmakta hem de yaralamaktadır. Galatasaray camiasının Fair-Play’den anladığı dürüst oyun-etik davranıştır. Biz herkese eşit davranılan bir yönetim anlayışını destekleyeceğimizi her platformda belirten bir camianın ve anlayışın temsilcileriyiz. Biz lekesiz, saf ve adil bir futbol anlayışı istiyoruz.

Ancak tahammül sınırlarını aşan yaklaşımlar, sergilenen vurdumduymaz tavırlar ve Galatasaray maçlarında yaşanan akıl almaz hatalar bizi sessizliğimizi bozmak zorunda bırakmıştır. Ne yazik ki yola çıkarken beyaz sayfa, dürüst futbol, şeffaflık anlayışı sloganlarını şiar edinenler kendilerinin de sonunu kestiremedikleri bir yöne sapmıştır. Bu şekilde gittiği sürece Türkiye Futbol Federasyonu’na ve kurullarına olan desteğimizi geri çekeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın.Uzun süren sabırlı bir dönemin ardından bugün geldiğimiz noktada bu federasyon ve kurullarının Türk futbolunu yönetecek kapasitede olmadığına kanaat getirmiş bulunuyoruz.

Galatasaray’ın desteği olmadan federasyonunun futbol barışını, sportif başarıyı ve sektörel gelişimini nasıl sağlayacaklarını bizde merak ediyoruz..

Galatasaray her zaman futbol barışının yanında olmuş bir kulüptür ve olmayada devam edcektir. Ancak Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu ve kurulları sadece kuralları sağduyulu ve dürüstçe uyguladığı sürece.

Hiçbir zaman unutulmasın ki sessizliğimiz acizliğimizden değil efendiliğimizdendir. Federasyon ve onun kurullarına desteğimizi  ve güvenimizi gözden geçirmek zorunda kaldığımız şu günlerde kimsenin kuşkusu olmasın ki Galatasaray camiası ve taraftarı haksızlığa karşı her türlü tepkisini demokratik platfomlarda gösterecektir. Etik futbol anlayışımızda kurallara bağlılık, rakibe saygı, haksız avantajdan kaçınma ilkelerinin herkese eşit bir biçimde uygulanması dışında hiç bir beklentimiz yoktur.

MHK’yi kimin yönettiğini bilmiyoruz.
Gözlemciler ve temsilciler kurulunu ve diğer kurulları kimin yönettiğini bilmiyoruz.
Ama artık kimin yönetmediğini biliyoruz.

Galatasaray SAHİPSİZ DEĞİLDİR….
Galatasaray TÜRKİYE’DİR…


Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu


 bu yazı gereken yere konuldu, köşe yazısı değil ki bu. yanlış yerde şuanda burada...
Bir zamanlar  Ali Sami Yen;

http://www.youtube.com/watch?v=fxJoUcxYBjo

Germanium

  • Kalfa
  • **
  • Kayıt Tarihi: Tem 2008
  • İleti: 301
  • Yer: Ankara
  • To know the Light-You must see the Dark
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #358 : 08. Şubat 2009, 18:11:01 »
Ali Sami Bey bile kahroldu!
08.02.2009

Taraflı tarafsız herkes dün gece Lincoln’ün atılışına üzüldü; başta Ali Sami Bey!
Bir camianın yedi geçmişini bile rahatsız edecek kararlar almak yedi göbek
zan altında kalmaktır.
Hakem Selçuk Dereli Galatasaraylı ve futbola gönül vermiş namuslu herkesin vicdanını kanattı!

Bu hakemi; koruyan, kollayan, kararlarını uygun bulan herkes de ‘kör yandaş’ olarak damga yer!

Bir hakem maçın selameti için sahada vardır.
Bir hakem her oyuncuya eşit, her ihlale eşit kararlar vermelidir.
Bir hakem aldatılmak hissine kapılmadığı ve kendine güven duyduğu oranda başarılıdır.
Dereli, bunların hiç birini beceremedi.

Hadi, Lincoln’e yapılan penaltıyı vermedin, senin meşrebine uygun düşmedi!
Neden kart gösteriyorsun?
Darbe alan adam Süpermen gibi havada mı duracak?
Bilmem kaç kilometre ile koşan, topu rakibinden aşıran adam darbe alınca mum gibi dikine mi duracak?
İnsanoğlu düşerken hiç mi kendini sakınmayacak, kütük gibi mi devrilecek?
Neden Galatasaray’a penaltı vermedin de Lincoln’e sarı verdin Selçuk kardeş; bir söyle de bilelim?
Neden?

Mis gibi başlayan ve tribünleri dolu olan bir maçın içine ettin!
Nedir bu kendine güvensizliğin.
Nedir bu otorite gösterin. Ne yaptı Lincoln?

Bu kadarı da fazla.
Ben ki; hakemden yana olan bir adamım beni bile çileden çıkarttın!
Lincoln’e gıcık mısın?

Dereli hocam; Lincoln’e gösterdiğin birinci kartında iki kere haksızlık var;
1-Penaltıyı yedin
2-Penaltı versen Lincoln sarı yemeyecek!

Lincoln’e ikinci kartın daha da beter.
Maç boyu her taç, on metre ötesinden atıldı...
Her faul atışı maçın ilk dakikasından itibaren yerinden atılmadı ve sen ‘Hııı bak ben yemem’ gibilerden oyunu durdurup oyuncuları ikaz ederek tekrarlattın da neden Lincoln’ü ikaz etmeden ona ikinci sarıyı yapıştırdın?
Nedir bu gövde gösterin.
Lincoln’e gıcık mısın?

Sen ki rütbeli hakemsin, sen ki Hakemler Derneği Başkanısın!
Bir ton hakemin yapamayacağı hatayı tek başına nasıl işlersin!
Baroş’a da göstersene!

Dereli, kardeş; işte kopuş anın!
34‘de maçın başından beri tekme sille tokat yiyen Baroş bu kez de Eren’in arkadan kafa darbesiyle yıkıldı!
Ayağa kalktı elini kafasına götürdü ve aldığı darbeyle avucu kan doldu.
Baroş’un canı yandı, kanı aktı, çıldırdı!
Hışımla geldi avucundaki kanı sana gösterdi; bu ne?
Sonra kanlı parmaklarını göğsünden aşağıya doğru sıvayarak formana sürdü,;
Al bu kan düdüğünün marifeti olarak sende kalsın!
Gibilerden halt etti!
Atsana Baroş’u!
Daha ne bekliyorsun?
Gırtlağını mı sıksın?

İşte o an cebinden kırmızı çıkmayınca bittin!
Oyun içindeki pozisyonlardan kaynaklanan hatalı düdüklerini umursamıyorum,
Ona penaltı verdin buna vermedin gibilerden toplumu galeyana getirecek hakem bezirganlığı yapmıyorum.
Maçın içine edişine ve Lincoln’e karşı önyargılı oluşuna kızıyorum.
Dereli kardeşim; çok kötüydün ve maçın içine ettin.
Kaybedilen iki puanı Galatasaray telafi eder ama sana yakışmadı.
Seyredene de... Önceden toprağa düşen Galatasaray ahfadına da azap verdin!
Tebrikler Beyefendi Skibbe

Selçuk Dereli’nin dün gece Galatasaray-Kayserispor maçında 29’da Lincoln’ü oyundan atarak bir futbol dramı yaşatmasına rağmen maç sonrası Skibbe’nin beyanatları da; bu kadar gergin bir ortamda örnek bir hoca, Galatasaray’a yakışır bir teknik direktör olduğunun kanıtıdır.
Teşekkürler Skibbe.

Hakem hakkında çirkin en ufak bir söz etmedi.
Israrla sorulan sorulara ‘kamuoyunun takdirine bırakıyorum’ diyerek cevap verdi.
Bravo Beyefendi Skibbe
Ayıp ettin Selçuk Dereli.
Galatasaray’a haksızlık ettin ama Skibbe’nin takımı da tam bir saat 10 kişi oynayarak mükemmel bir takım örneği sundu.
Hani Galatasaray yorgundu, eksikti, bitikti?
Gördünüz mü?
Michael Skibbe kadroda ne yapmak istedi?

Selçuk Dereli, Lincoln’ü PFDK’ya Galatasaraylılar da onu Allah’a havale etti, maç bitti.
Gelelim oyuna;
Statta bizlere dağıtılan maç kadrosunda Hakan Balta sol bek. Mehmet Topal orta alanda, Mehmet Güven ve Volkan kenarda.
Ancak Hakan ısınırken baltayı taşa vuruyor ve sakatlanıyor.
Skibbe yerine Mehmet Topal’ı sol beke kaydırıyor, Mehmet Güven’i de orta alana alıyor!
Neden?
Kimse çözemedi. Volkan varken neden Mehmet Topal sol beke...
Bana kalırsa hata!
Barış da var kadroda o da yedekte!
Anlamadım.
Yine uzaktan şut çeken yok!
Bir takım bu kadar mı şanssız olur!

Galatasaray kanatları yine kullanmadı.
Arda’nın arkasında Mehmet Topal hiç ileri kaymadı...
Sağda Sabri’nin önünde kimse yoktu...
Lincoln de atılınca; Arda, Ayhan, Nonda ve Baroş’un imanı gevredi!
Mehmet Topal yapayalnız kaldı ama;
Galatasaray da yıkılmadı.
Son dakikada golü yedi.
Talihsizlik!
Bir maçta bir takım bu kadar mı şanssız olur;
-Maça çıkarken Hakan Balta sakatlanıyor,
-Lincoln 29’da atılıyor,
-Galatasaray 1 saat 10 kişi oynuyor ve son dakikada gol yiyor.
İnsaf!
Bütün takım görevini yaptı

De Sanctis de mükemmel kurtarışlar yaptı. Bu İtalyan’ı çok dikkatli olduğu ve oyundan gözünü ayırmadığı için çok tutuyorum. Güzel işler yaptı onun da şansı yaver gitmedi, top önünde sekti gol oldu.
Nonda ve Baroş da çıkana kadar büyük özveriyle oynadılar.
Topu çok iyi kullanan iki ileri uç varsa bu Galatasaray nasıl olsa sonuca gider.
Oyuna sonradan giren Barış da girer girmez presi koydu.
Galatasaray talihsizliğe kurban gitti.
Hoş geldin Linderoth

Aylar, hatta belki de yıl sonra Linderoth oyuna girdi.
Allah nazardan saklasın; çok iyi gördüm. Akıllı toplar kaptı, milimetrik paslar attı.
Az kaldı az... Galatasaray düzeliyor.
Bir de şartlar düzelse...
Kayserispor ve Tolunay Kafkas

Tolunay Hoca ne yapmak istedi onu da anlayabilmiş değilim.
Korkunun ecele faydası yok ki!
Kafkas sanki korktu.
1 saat 10 kişi kalmış Galatasaray’a karşı kılını kıpırdatmadı.
Aghahowa ve Cangele’yi ileride yalnız bırakmaya devam etti. Onlar da yanlamasına idare etti.
Mehmet Topuz ne oynadı, bilen yok!
Kayseri orta alanda kalabalık oldu ama sonuca gidecek girişimleri yine orta alanda eridi.
Ragıp, Saidou ve Abdullah eksik bir takıma karşı eksik olmasınlar sinek avladılar.
En çok da Mehmet Eren’in hala savunmanın sağ gerisinde kalmasına şaştım.
Be Tolunay hoca Galatasaray on kişi kalmış salsana Mehmet Eren’i ileriye.
Nitekim golü de Mehmet Eren attı!
Demek Kafkas Galatasaray’dan bilhassa da Arda, Baroş ve Nonda’dan korktu ki dörtlü savunmasını eksik kalan rakibine rağmen yerinde çaktı!
Ağlayan Arda ve Astoria’da toplanan yönetim kurulu

Maç sonrası Arda, soyunma odasının aynında hüngür hüngür ağlıyor!
Ruhundaki kadere isyan, gözlerinden yaş olup dökülüyor.
Yazık değil mi bu gencecik çocuğa. Bir insan daha hayatının başında bu kadar haksızlıkla yoğrulursa nasıl olur da ileride isyankar olmaz?
Üzülme sen Arda;
Bazen haksızlığa uğramak da var futbolda!
Üzülme Galtasaraylı muhtaç olduğun kuvvet kadrondaki isimlerde var.
Şampiyonluk senin yolun.
Dayan başarırsın.

Galatasaray yönetimi de maç sonrası Başkan Adnan Polat’ın isteğiyle Mecidiyeköy Astoria’da toplandı.
Bakalım nasıl bir protesto olacak?
Yetti ama...

Osman Tanburacı
« Son Düzenleme: 08. Şubat 2009, 18:13:52 Gönderen: Germanium »
Nil Desperandum![/size]

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #359 : 09. Şubat 2009, 10:45:24 »
Doğan Koloğlu 
Hakemlik mesleği nasıl kolaylaşır? 
Galatasaray'ın bundan önceki antrenörü Alman Feldkamp’tı. Çok disiplinli ve tecrübeli hocaydı. Türkiye’de futbol yorumlarında bir “Hakem kargaşası” oluştuğu için onu engellemek amacı ile, örneğin Hasan Şaş gibi sinirli çıkışlarla “ceza alan” oyuncu tipini Galatasaray bünyesinden uzaklaştırmak prensibini getirdi. Feldkamp neden bu yolu seçti? Çünkü “Uluslararası hakem kültürü” en çok neye dikkat ediyor sorusunu biliyordu. Yani futbolcu hakem ile tartışmayacak, konuşmayacak el kol hareketi yapmayacak Kararlarına itiraz etmeyecek. Hakemin otoritesi yıpranmayacak. Türkiye’de önceki yıl Galatasaray ayrıca futbol tarihinin en ağır sahasında “rekor maç yasağı cezasını yaşamıştı”. Ayrıca o cezayı veren hakem bugün futbolu bıraktı. Ama tribündeki ilk seyirci kavgası hatasında karşılaşmayı durdursaydı, iki maç cezası ile Galatasaray kurtulurdu. Ama hakem “devam” dediTribünlerde Ali Sami Yen’de “devam” etti. Sonunda tarihsel rekor bir ceza yaşandı. Hakemin sözlü jest yapması takımın mali gelirini oldukça yok etti.

Galatasaray’ın o yılı örnek bir ders oldu. Antrenör gittiTakım değiştiYep yeni bir hava esti. Bugünkü hoca geldi. O yıl şampiyonlukta kazanıldı. Ama yeni kadro Türkiye’nin en teknik 2-3 elemanına sahip. Yalnız bir özellikleri var. İkili mücadelelerde, hele birazda rakip faul’lü oynuyorsa Galatasaray maalesef oyuna hükmedemiyor. İşte sarı-kırmızılıların bir sıkıntısı buOysa ki Türkiye’de en seyiri hoş teknik becerili futbol takımı Galatasaray Ama bunu her maçta örnekleyemiyorlar. Hele rakip “sert tekmeli” oynuyorsa ve hakem “faul’leri vermiyorsa” neden bu soruyu soruyoruz. Çünkü Galatasaray Türkiye’de en az “tekme atarak oynayan takım”Ali Sami Yen’deki maçlarda bile bu kural geçerli. Neden? Çünkü Galatasaray’ın yıldızları şaşırtıcı.

Farklı bir teknik

Evet Galatasaray’ın bir özelliği var. Arda, Kewell, Milan Baros, Lincoln hepsi de orta alan oyuncusu. Bir arada oynadıkları zaman Türkiye’nin en zevkli futbolunu sergiliyorlar. Hele Arda ile Lincoln topla yürürken rakip defans psikolojikman panikliyor ve nasıl çalım atacak şaşkınlığını yaşıyorlarVe sertliğe başvuran “tekmeye” yönleniyor. Bazen o tekmeye rağmen çalım tuttuğu için hakem oyunun devamını sürdürüyor. Ama çoğunlukla bazen de “ tekme ile durdurma “ şeklini oyundan atılmamak ilkesi ile birleştirerek ustaların canını yakıyorlar. Aylarca maça paydos oluyor bazen Bu tavır hakemliğin zavallılık başlangıcıdır. Çünkü hakemliğe kolaylık gösterenler teknik oyunculardır. Dikkat edin Arda ve Lincoln ile Alex aynı sıkıntıları yaşamıyor mu? Kaç tekme yemişler niye ona bakmıyor hakemler! Neden teknik adamları korumuyorlar? Çünkü “ ayakları ile topu kapamayacak olanlar önce vücutlarıyla rakibin hakimiyet dengesini bozup o sarsıntının çalkalanmasını kullanarak başarısızlığı üretmek istiyorlar. O anlamda bir yapmacık seyrediyoruz.” Bu da oyununkalitesini ve seyir zevkini yok ediyor teknik oyuncuları da sinirlendiriyor.

Hakemler biraz değişin

Yepyeni bir genç Arda. Kızarsa gider İngiltere’de oynar. Ama biz Türk takımlarının kaliteli olmasından yana değil miyiz. Nitekim bir şikebahçe’li Tuncay’ı özlemiyor muyuz. Neden? Çünkü o da faulsüz oynardı. Ama şimdi örneğin şikebahçe’de Lugano hem faul yapıyor hem de hakeme itiriz da. Bu örnekler sürpriz değil hep belli adamlar o yola başvuruyorlar. Pek de ceza görmüyorlar. Sahalarda da varlarBakın kaç haftadır Lincoln oynamıyor. Seyircinin hakkı değimli öle bir “yaratıcı futbolcu ile heyecanını kamçılamak”. Hakemler saha da “kimleri korumanız lazım”! Bilimsel olarak o kültürü geliştirin. Tribünlerin tepkisi de bu şekilde azalır. Üstelik tribün desteği için hava atan Beşiktaşlı Nobre’nin hareketlerini engellerseniz, hem sesi çıkmayan ama tekme yiyen insanların saygılarını kazanırsınız.

Galatasaray'ın gerçeği

Galatasaray bu konuda bir örnek olmak istiyor. Kalli zamanında bu dönem başladı. Ayrıca da hakemlere sunulacak belge de var. Yazımın başında belirttiğim gibi Türkiye’de kolay yola gidiliyor. “ Teknik oyuncular korunmalı” fikri hakemlere mal edilirse o zaman hem “futbol kalitemiz yükselir” hem de ülkenin ihtiyacı olan “doğruya ve hak edene destek veren hakem imajı gelişir”. Gepgenç Arda siz usta hakemlere teslim edildi. Hep tekme yedi, sakatlandı, bekledi. Hiç atamadı. Ama bol bol canı yandı sakat olduBaktı ki sahipsiz O’da değişiyor. Hakemler hata sizindirÇünkü “ düdük sizde “ bunun karşılığı “ değerlendirmedir”. Yani siz de tekmeye katılmış oluyorsunuz. Ayrıca Türk gençliğine örnek olacak isimleri özellikle “spor ahlaki açısından” destekleyiniz. Nitekim ülkemizdeki efelerin dansı varken Brezilya kıvraklığı yedek kalsa daha iyi olmaz mı.

Aslan'a İkaz

Galatasaray oyuncularını psikolojik olarak güçlendirmeli. Bir çekingenlikleri var. Taktik hatası yapıyorlar. Özellikle teknik oyuncuların eksildiği maçlarda ki durumYani “teknik futbola atılan tekme raporu” hakemlik adına utanç verici bir gerçektir. “Galatasaray’da bu sezon toplam 16 as oyuncu rekor sayıda maça çıkamadı” manşetini Vatan Gazetesi verdi. Yazının başlığı da “ 248 maç kaçtı” ifadesini taşıdı. Ayrıca 16 as oyuncusu rekor sayıda maça çıkamadı. Galatasaray en az faul yapan takımlardan biri idi. Üstelik tekme yiyenlerin tepkilerine de karşılık vermelerinin jestleri faul olarak onlara yansıdı. Aslında bu teknik gençler haksızlığa ve acıya karşı tepkiyle hakemi ikaz etmek istiyorlar. Nitekim 16 yıldız oyuncu sakata geldi, 248 maç kaçtı
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #360 : 09. Şubat 2009, 10:46:08 »
Levent Tüzemen 
Maçın yıldızı Dereli! 
Hakemlerimizin uluslararası büyük turnuvalarda neden görev almadığını hep sorguluyoruz. Suçu kendimizde arayacağımıza, FIFA'nın ve UEFA'nın bize karşı bir tavır içinde olduğunu düşünüyoruz. Ahmet Çakar'dan sonra büyük turnuvalarda görev yapan hakemimiz yok. Çünkü bizim FIFA kokartlı hakemlerimiz maçın önüne geçmeye bayılıyor.
Eleme grubu maçlarında yüksek puan alan hakemlerimiz, Türkiye'ye dönünce ruh değiştiriyor. Bu ikilem hakemlerimizin bir arpa boyu ilerlemesini engelliyor.. Selçuk Dereli beğendiğim bir hakem. Ancak Türkiye'de yönettiği maçların çoğunda "Patron benim" düşüncesiyle ön plana çıkıyor.. Abuk subuk kararlarla önce futbolcuları sinirlendiriyor, sonra da tribünleri geriyor.
Maç 29 dakika kıran kırana oynandı. Mücadele gücü, tempo yüksekti. Baros-Lincoln-Nonda-Arda-Ayhan gibi top kullanan oyunculara karşı, Kayseri alan savunması yapıyordu. Eren, Baros'la birbirlerinin kafalarını patlatacak kadar yapışık oynuyordu. G.Saray 28'de Nonda ile golü bulduktan bir dakika sonra Lincoln ikinci sarıdan atıldı. İkinci sarı, yorumu geçin, kurallara bile aykırı. Kitabı doğru okuyana tabii. İlk sarı da bence hatalı. Çünkü temas var ve Lincoln düştüğünde "Pozisyon penaltı" gibi bir istekte bulunmadı. Dereli'nin Kayseri'nin bir penaltısını da vermediğini belirtelim.

MUCİT SKİBBE'NİN TERCİHLERİ
Lincoln çıktıktan sonra tempolu maçın gazı kaçtı. Dereli verdiği bu kararla güzel oyunu katletti. Kayseri gibi dinamik bir ekibe karşı eksik oynamak zordu. Galatasaray orta sahaya ağırlık verirken, olası başka golü de kontrataklara bıraktı.
İkinci yarı Kayseri ağırlıklı bir oyun oldu. Tolunay hoca, Olembe-Bilaz Aziz gibi hızlı oyuncuları alınca, çok adamla Galatasaray'ın üzerine gitti. De Sanctis, Saidou ve Mehmet Topuz'un vuruşlarında başarılıydı. Ama Mehmet Eren'in golünde kontrpiyede kaldı.
NOT: Hakan ısınırken sakatlanınca Volkan'ı tercih etmesi gereken mucit (!) Skibbe Mehmet Güven'i alıp, Topal'ı sol bek yaptı. Bir hoca bu kadar mı bilgisiz olur? Bir değişiklik hakkın var. Kayseri üzerine yıkılmış. Al Volkan'ı sola, çıkar Nonda'yı, Topal'ı da göbeğe çek, rakibi kilitle, skoru koru. Nerdeeee.. Bunu yapmak için hoca olmak gerekir...
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #361 : 09. Şubat 2009, 10:46:45 »
Yalçın Dümer 
Turkuazlı Bey! 
Kupayı saymazsak uzun bir aradan sonra Sami Yen’de buluşma... Galatasaray’ın rakibi Kayserispor... Siz bakmayın misafirin bu sahada galibiyeti olmadığına, Tolunay Kafkas ve öğrencilerinin ligin her daim keyif veren ekibi olduğunu da es geçemeyiz. Oyunu çirkileştirmeden, anlık hevesler peşinde olmayan her iki takımının mücadelesi zevk verecekti kuşkusuz...
Hakan Balta ısınırken uf olunca Skibbe’nin şekli-şemali değişti tabii. Mehmet Topal’ı sol kulvara adaşı Mehmet Güven’i Ayhan’ın asistanı olarak yerleştirdi Alman hoca. Volkan olmaz mıydı, sorusu akıllarda hep kaldı bütün maç boyunca koca bir soru işareti olarak. Bir başka olay daha vardı tabii tüm planları alt üst eden. Selçuk Dereli gibi derli toplu bir hakemin dün akşam darmadağın bir görüntü çizmesi inanılmazdı! Yarım saatte Lincoln’a kazık bir adisyon çıkardı. Başta Baros olmak üzere ev sahibi futbolcularına yapılan faulleri sürekli görmezden geldi. Ve yine aynı isme on sekizde yapılan bir faul vardı ki akıllara zarar. Ne huzur bıraktınız, ne de sinir. Gazze’deki drama tüm dünya ağlıyor, ya dün akşam Galatasaray taraftarı ne yapsın? Hiç yakışmadı size sayın Dereli...
Futbol mu; bu şartlarda nasıl olsun Allah aşkına. Oyunda kalabildiği ana kadar enfes bir Lincoln, Nonda’nın golü, Arda’nın lezzeti, Baros’un arzusu, Sabri’nin inadı... Kızarmadan sonra içe çekiliş ama son derece onurlu bir direniş. De Santics’in arkadaşlarına hayat veren refleksleri. Ve Linderoth’a hoşgeldin! Kaybettirilen 2 puan! Başta keyifli geçecek dedik, yanılmışız. Nereden hesaplayabiliriz ki turkuaz renkli formasına rağmen akşamı simsiyah yapan hoşgörülü beyefendiyi!
« Son Düzenleme: 09. Şubat 2009, 10:48:43 Gönderen: AmasyaUA »
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #362 : 09. Şubat 2009, 10:47:40 »
Zafer Ertem 
Dereli delirtti 
Bir hakem bir maçın önüne ancak bu kadar geçebilir ya da geçmek için bu kadar özel çaba harcar. Sessiz-sakin başlayan maçta hakem Dereli futbol oynamak isteyen iki ekibi öylesine çıldırttı ki inanmak zor. Dereli'nin kart sağanağı 23'de başladı. Altı dakika içinde Lincoln önce sarı ardından da 29'da kırmızı kart gördü. 34'te Baros sarı ile durduruldu. 46'da Aghahowa bile beleş sarı kart gördü. Üst üste gelen ucuz sarı kartlar, gereksiz faullerle maçın tadını tuzunu kaçırdı. Beleş sarı kartların doğal olarak kırmızıya dönmesi de kolay oluyor. Hani hakemin asli görevi, takımlara futbol oynatmaktı. Devre arası seminerlerinin belli ki pek katkısı olmamış hakemlere. Sayın Sarvan acilen bazı hakemlere asli görevlerini yeniden hatırlatmalı. G.Saray şanssız başladı asılnda maça. Hakan Balta'nın maç öncesi ısınırken adalesinden sakatlanması Skibbe'ye kadro şeklini zorunlu olarak değişttirtti. Ama bana göre tercihi yine yanlıştı. Gitti Mehmet Topal'ı defansın soluna monte etti. Mehmet Güven'i de göbeğe Ayhan'ın yanına. Volkan bu takımın gerçek sol beki değil mi? Elinde asli görevi sol bek olan futbolcu varken, maça neden çakma sol bekle başlar Skibbe anlamak mümkün değil! Hazır olmayan Linderoth niye oyuna girer? Girdikten sonra ne yaptığını da gördük!

Krizi yönetemiyor
Bir saat, rakibinden bir kişi eksik oynayan G.Saray ancak 90'ıncı dakika kadar dayanabildi. Oyunun son 20 dakikalık bölümünde de oyundan düştüğü için Kayserispor G.Saray ceza sahasında cirit attı. İşin asıl tartışılacak yönü bu. G.Saray gibi bir takım 60'dan sonra sahada yok. Bu takımın 15 futbolcusu periyodik olarak sakatlanıyor. Takım 17 kişiyi zor topluyor. Belli ki bu takım iyi çalışmıyor. Bu takımın sağlık kurulu da tartışılır bir kurul. Kaybedilen iki puanda teknik kadronunda rolü büyük. Skibbe, kriz döneminde takımı iyi yönetemiyor, bu gerçek! Attığı gol dışında Nonda'daki ısrarı anlamış değilim. Elinde Ümit Karan gibi dinlenmiş bir golcü varken! Anlamak zor. İki kayıp puan G.Saray'ı şampiyonluktan edebilir.
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #363 : 09. Şubat 2009, 10:51:19 »
Oğuz DİZER

8'mi olsun!
Denizli ‘14 futbolcu olsun’ demiş. Dereli de ‘8’mi olsun!’ istedi acaba?
Galatasaraylı sayısını 8’e indirme...
Taraftarını da 8 etme adına, çok uğraştı!
Lincoln’a penaltı çalsa, Kayserililer...
Çalmasa, Galatasaraylılar bağırırdı.
Hepsi o...
Ama sarı kart ta neyin nesi, be birader?
Hakemin İngiliz gibisini isterken...
İngiliz geldi de, hakem değil...
John Deere biçerdöver!
Belözoğlu okşanıp, Lincoln dövüldüyse!
Bitmiş bu iş...
Polat 2009-2010’a baksın.
Bu sezonun şampiyonu belli.
Tahmininiz gibi!...
Arda ve Lincoln ‘topu süsleyelim’ derken...
Biçerdöverle, Cim Bom dümdüz erkenden.
Aghahowa’ya da aynı harmanda, ‘sarı’ dedi...
Bence Kayserili de, ‘kim vurduya’ gitti.
Nonda’nın çok şık golünü anlatmalıydım...
Fakat John Deere marifetlerinde kaldım!     
Eksik Galatasaray’ın azmine, şapka çıkarın.
Eren’in beraberlik golü ve seken topu...
Ligi migi, bu sezonu boşverin...
Etrafa bakın... Manzaraya!
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #364 : 09. Şubat 2009, 10:54:07 »

Ayhan YILMAZ

Lincoln'ü atan zihniyet!

Siz hakemlerin beynini seminerlerde olsun, futbol programlarında olsun ‘Bu oyunun ana unsuru sizlersiniz’ diye yıkarsanız, onlar da osuruktan nem kapar hale gelir böyle! Bir gün çıkar yardımcının biri üzerime su sıçrattı diye artırır futbolcuyu, bir başka gün hakem ‘kaşının üstünde gözün var’ diye bir punduna getirip gıcık olduğuna yallah dışarı! Fasulye gibi kendini nimetten sayma olayı var ya, oraya doğru hızla gidiyoruz, hadi hayırlısı! Bir top toplayıcının, “Hakem amca, bu abi bana ‘bonitinho’ dedi” şikayeti ile Alex’in hem de Saracoğlu’ndaki hayati bir maçta atılacağı günü dört gözle bekliyorum şimdi!

Artık 11’e 11 futbol maçı izlemek haram oldu. Yıldız futbolcuları ise ancak ayda bir kez, o da beyefendilerin izin verdiği süre kadar izleyeceğiz anlaşılan! Kendilerinden başka ‘yıldız’ görmeye tahammülleri yok çünkü saha ve ekran ağalarının! On binlerce biletin, milyonlarca decoderın parasını, onların mastürbasyonunu izlemek için vermemiz isteniyor bizden yani!

İşin acı yanı, neredeyse hiçbir hakemin derdi güzel bir 90 dakikaya yardım etmek değil. Tamam, art niyetli değiller belki ama, aman birilerinin diline düşmeyim de, gerisinden bana ne havasında oldukları da aşikar! Kuralları ve yorumları herkes kendine yontuyor. Ne kadar kabadayı ve ‘futbol katili’ olurlarsa, o kadar delikanlı sayılıp prim kazanıyorlar. Örnekleri de zaten her akşam ekranlarda, belli ki onlara özeniyorlar!

Yakında Futbol Federasyonu basın toplantısı düzenleyip şöyle bir açıklama yaparsa şaşırmayın: “B Klasman hakemlerinden Erman Çakar, yıllık 2 milyon Euro karşılığında 3 yıllık sözleşme ile A Klasmana transfer edilmiştir. Kendisine ayrıca, emekliliğinde aynı maddi şartlara ilaveten yıllık 5 milyon Euro da prim ödenmesi karşılığında, TV’de yorumcu olarak hakemlere sallama garantisi verilmiştir. Maç başına 2 ikinci sarı karttan, 1 de direkt kırmızıdan olmak üzere 3 oyuncu atma ortalamasına sahip Erman Çakar, aynı zamanda maç başına 9 sarı kart gösteriyor. Hakemimiz, saha içinde 8 futbolcuya ‘Ne diyorsun lan sen dümbük’ çıkışıyla bu alanda da maç başı rekorunu elinden bulundurmaktadır! Ayşe Teyze ile de çok yakın bir ilişkisi vardır!”
Gidişat bu yönde... Birilerinin haberi olsun, birileri ise ayağını denk alsın!
keweel - arda - elano- baroş- keita

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #365 : 10. Şubat 2009, 09:40:49 »
Arda'nın gözyaşları

Galatasaray'ın Sivasspor'a elendiği kupa maçından sonra ilk kez ağlarken gördüm onu... İki gözü iki çeşmeydi.
Başkan Adnan Polat da görmüş olmalı ki, yanına gitti Arda'nın... Kafasını okşadı bir baba gibi, teselli etti.
Kayserispor maçından sonra da takıldı gözüme... Bu kez gözyaşlarını gizlemek için herkesten gizli kalorifer dairesine girmişti... Kalorifer sorumlusu 70'lik Mehmet efendi vardı orada sadece... Kendisini gördüğümü görmedi... Ağladı ağladı, rahatladı biraz ve gitti. Söyleniyordu; 'Ah be Selçuk hocam' diyordu hakem için; 'Neden böyle yaptın!' Bir de kendisine sitem etti, 'Daha iyi oynamalıydım' diye...
Ağlıyordu Arda...
Gözünü açtığı, adının Arda olduğunu öğrendiği ilk andan beri Galatasaraylıydı ne de olsa; ondan ağlıyordu.
O gün kendisini izlemeye gelen annesine, babasına ve kardeşine bir galibiyet verememişti, belki ondan da ağlıyordu.
Son günlerde yaşadığı duygusal ilişkilerin genç kalbini kırdığı gerçeği de vardı; gözyaşlarının sel gibi akmasının bir nedeni de bu olmalıydı.
O gün, Arda gözleri şişmiş bir şekilde Ali Sami Yen'den ayrılırken, hemen arkasında gülerek çıkan Galatasaray'ın bir ağır topu vardı ki; göz göze geldik, sırıtıyordu!
Ah Arda ah!
Sen ağlama!
Ya da daha çok ağla!
Dünya yıkılsa umurunda olmayan o kadar arkadaşın var ki... Bari onların yerine de sen ağla!

Polat'a gelen telefon!
O meşhur Sivasspor lig maçı öncesinde Sivas'ta Sultan Otel'in teras katında uzunca bir masa yapılmış.
Bir tarafta Galatasaraylı yöneticiler, Başkan Adnan Polat, Haldun Üstünel, Murat Yalçındağ, Adnan Sezgin, Metin Karakaya. Diğer yanda Galatasaraylı İş Adamları Derneği'nin deplasman müdavimleri, Teomanlar, Muratlar, Nevzat ağabeyler. Yani 20-25 kişilik kalabalık bir grup..Ve ben...
Daha maç oynanmamış. Yenilip içilirken, masadan bir ses yükeliyor Polat'a...  'Başkan' diyor sesin sahibi; 'Sana bir haber gelmiş, bu hakemler ligde 3-4 maçta Galatasaray'a kıyacaklar diye bir telefon almışsın. Doğru mu?'
Çatal, bıçak sesleri bir anda kesiliyor... Kısa bir sessizlikten sonra Polat yanıt veriyor:
-Yok canım nereden çıkarıyorsunuz ? Biz her zaman hakemlere güvendiğimizi söyledik... Yanlış bilgi...
- Başkan içine atıyorsun biliyoruz ama bizim de duyduklarımız var...
- Yok, yok siz her söylenene inanmayın... Ben yarınki maçın hakemi Yunus (Yıldırım'a) güvenirim, iyi çocuktur...
O meşhur göz kapaklarını kısarak hafif gülümsemeyle yanıt verdiği için pek inanan olmuyor tabii...
Bir gün sonra;
Ümit Karan, kırmızı kartla oyundan atılıyor... Galatasaray kaybediyor.
Peşinden bir de Kayserispor maçı;
Aklıma takıldı... O günkü iddianın sahibi şimdi ne düşünüyordu... Ve Adnan Polat, artık hakemlere güvenmiyordu. Sahi, o gün güveniyor muydu acaba? Yoksa gözlerini kısarak hafiften gülmesi bir işaret miydi?

Bülent hoca geliyor
Hiçbir kurul tartışılmadı Galatasaray'ın sağlık kurulu kadar... Bilen bilmeyen, bir yara bandını dizine yapıştırmayı beceremeyen bile kendini Prof.Dr. ilan edip 'Olur mu kardeşim, bunlar nasıl doktor, versinler bana bir İngiliz anahtar hemen sakatları iyileştiririm' gibisinden bir yığın deli saçması fikirler atıyor ortaya. Ama ortaya artık hiç birşey atamayacaklar. Abuk sabuk 'zihni sinir' hesabları yapamayacaklar.
Çünkü sağlık kuruluna Prof.Dr. Bülent Bayraktar geliyor. Elbette elinde sihirli değnek yok. Onca sakat futbolcu bir gün sonra sahada olamayacak.
Ancak doğru teşhisler koyan, düşündüğünü açıkca söyleyen, medyayla paylaşan, futbolcuya güven veren, özü, sözü, duruşuyla gerçek bir bilim adamı.
Üzüntüm büyük! Medyadaki sahte doktorlar artık dilediğince yorum yapamayacak. O ilginç teşhisleri ve tedavi yöntemlerini okuyamayacağım artık!
Ama seviniyorum çünkü tüm sakat futbolcuların gözü aydın.
Bülent Bayraktar ve ekibine Allah kolaylık versin.

Galatasaray Türkiye'dir ama!
Galatasaray'ın internet sitesinden Kayserispor maçı sonrası yapılan 'Galatasaray Türkiye'dir' başlıklı zehir zemberek açıklama yeteri kadar komuoyu oluşturdu mu; bilemem.
Mesajı alması gerekenler aldılar mı? Yoksa 'Bunlar bize vız gelir?' mi dediler.
Aklıma Adnan Polat'ın sezonun ilk yarısının hemen ardından spor medyasından 150 gazetecinin önünde yaptığı açıklamalar geldi...
Herkes etkilenmişti. Açıklama dediğin böyle yapılmalıydı, televizyonlar da yayınlamıştı.
Ya şimdi!
Yazılı bir açıklamanın etkisi ne kadar olabilir ki?
Tamam, Galatasaray Türkiye'dir ama... Bilmeyenler de duydu mu acaba?

Şımarık çocuk!
Şımarık, vurdumduymaz bir çocuğunuz varsa yandınız demektir...
Ne laftan anlar, ne sözden...
'Gak' dediğinde ekmek, 'Guk' dediğinde şeker, su verirsen tepene çıkar. Seni misafirlerin yanında abuk sabuk hareketleriyle rezil eder.
'Dur oğlum, yapma oğlum, sana bisiklet, bilgisayar alacağım' deseniz de fark etmez.
Yaptığı kabahatler cezasız kaldığı için hep, devam eder bildiği yolda.
Yani aynen Linconl'ün yaptığı gibi...
Kimse bana masal anlatmasın. Hakem Selçuk Dereli yüzde yüz haksız bile olsa, Linconl'ün şımarıklıklığı, dokunulmazlığı, elini sıcak sudan soğuk suya sokmaması artık sabırları taşırmıştır..
Bu Linconl'ün ilk vukuatı da değildir. Şöyle bir defteri açıp bakalım; aldığı onca para, onca ilgi, onca pohpohlanmaya rağmen Lincoln, Galatasaray'a ne kadar faydalı olmuştur?
Evet diyenler eğer çoğunluktaysanız, siz şımarık çocuğunuzu şımartmaya devam edin...
Linconl'e göre hakemler cehennemlik. Çünkü her maçta yüzlerce kez tekme yiyor!
Peki Galatasaraylılara göre Lincoln cennetlik mi ?

 http://www.aksam.com.tr/2009/02/10/yazar/11593/bahri_havadir/arda_nin_gozyaslari.html

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #366 : 11. Şubat 2009, 12:36:38 »
Oğuz DİZER
Başka çare?
Mahmut Özgener... Oğuz Sarvan, ekibi...   Selçuk Dereli ve diğerleri. Açığa imza atar...
Dürüstlüklerine kefil... Olurum.
Öyleyse nedir böylesi isyanımız?
Cumartesiden beri düşünüyorum...
Hakem hocalarını izledim, okudum.
Ve anladım ki... Yanlış adresteyiz.
Üstelik hakemlere...
Bildiğini de unutturuyoruz.
Nasıl unutturuyoruz?
Müsabaka esnasında, maçı değil...
Kendilerini kurtarmaya çalışır hale...
Geldikleri için... Getirdiğimiz için.
Getirildikleri için.
Böylesi hata silsilesi...
Bu kadar da üst üste, oluşmaz ki!
Dersini bildiği halde, dili tutulan...
Öğrenci sanki her biri.
Çakar... Dereli’yi önce doğru buldu...
Sonra da ‘abuk subuk kararlar’ dedi!
Bağladı... Aklımızı da bağladı!
Selçuk mu? O da telefona bağlanmadı!
Pekiii... Ahmet’in hangi söylemi doğru?
Önceki... Sonraki?
Siz, biz, hepimiz... Neye inanalım?
En iyisi gözlerimize inanalım.
Dereli ‘Abuk subuk’ başladı...
Öyle de tamamladı.
Hakemler de, kendilerine inansın.
Kulaklarını tıkayıp, gözlerini açsın.
Baskı çok, ama başka çare de yok.
Yanlış yapan hakeme ‘ödül’ çözüm olmaz...
Örnek Sivas’taki kupa müsabakası yanı...
Hata yapıp ödüllendirilen... Devam eder.
Bunca sarının altında yatan gerçek budur.
Hatadan kartlarla sıyrılmaya çalışıyor...
Batıyor, batırıyorlar!
O zaman doğru yöntemi ya bulacak...
Ya da bulacak TFF ve MHK.
Başka çare yok.
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #367 : 11. Şubat 2009, 12:39:13 »
Sen hiç ofsayt oldun mu Skibbe?

Galatasaray'ın bu sezon iki önemli rakibi var. Birincisi sakatlıklar, ikincisi Skibbe. Bu sakatlıklar, Galatasaray'ı sonunda sakata getirecek. Isınırken bile sakatlanıyor oyuncular. Gerçi sakatlıkların çoğu darbeye bağlı gelişiyor ama nedense tedavi süreleri pek bir uzun oluyor! Sanki futbolcular biraz ağırdan alıyor düzelme işini. Bunda futbolcular kadar onları fazla rahat bırakan yöneticilerin ve teknik direktörlerin de sorumluluğu var galiba. Ama asıl mesele Skibbe. Sezon başından bu yana öyle yıprandı ve sonrasında öyle dağıldı ki Mehmet Topal'dan sol bek yaratmaya kadar vardırdı işi. Tek şansı, kendisine verilen kadronun kalitesi. Başta Kewell olmak üzere sakatların düzelmesi Galatasaray'ı tekrar çıkışa geçirecektir, buna şüphe yok. Ama tüm stratejisini Lincoln'ün üzerine kurmanın sıkıntılarını da yaşamaya başladı, yaşayacak da. Çünkü Lincoln'süz bir "B Planı" yok. Lincoln'ü savunacağım diye hakemlere de savaş açtı sonunda. Oysa başka bir oyuncusu atılsa sesi çıkmazdı. Skibbe'nin görevi, kaderini Lincoln'ün oynayıp oynamamasına bağlamak değil, eldeki malzemeden her daim her uygun malzemeyi çıkarmak, taktikler-stratejiler geliştirebilmek, uygulamaktır. Öyle olmalıdır çünkü teknik direktör mesleğinin sözlük açılımı budur. Vodafone reklamında kız, kendisine ofsaytı anlatmaya çalışan arkadaşına soruyor ya, "Sen hiç ofsayt oldun mu Kerim?" diye. Umarım Galatasaray yönetimi sezon sonunda aynı soruyu Skibbe'ye ve kendine sormak zorunda kalmaz...

Bülent TUNCAY
« Son Düzenleme: 11. Şubat 2009, 12:42:10 Gönderen: AmasyaUA »
keweel - arda - elano- baroş- keita