Arda'nın gözyaşları
Galatasaray'ın Sivasspor'a elendiği kupa maçından sonra ilk kez ağlarken gördüm onu... İki gözü iki çeşmeydi.
Başkan Adnan Polat da görmüş olmalı ki, yanına gitti Arda'nın... Kafasını okşadı bir baba gibi, teselli etti.
Kayserispor maçından sonra da takıldı gözüme... Bu kez gözyaşlarını gizlemek için herkesten gizli kalorifer dairesine girmişti... Kalorifer sorumlusu 70'lik Mehmet efendi vardı orada sadece... Kendisini gördüğümü görmedi... Ağladı ağladı, rahatladı biraz ve gitti. Söyleniyordu; 'Ah be Selçuk hocam' diyordu hakem için; 'Neden böyle yaptın!' Bir de kendisine sitem etti, 'Daha iyi oynamalıydım' diye...
Ağlıyordu Arda...
Gözünü açtığı, adının Arda olduğunu öğrendiği ilk andan beri Galatasaraylıydı ne de olsa; ondan ağlıyordu.
O gün kendisini izlemeye gelen annesine, babasına ve kardeşine bir galibiyet verememişti, belki ondan da ağlıyordu.
Son günlerde yaşadığı duygusal ilişkilerin genç kalbini kırdığı gerçeği de vardı; gözyaşlarının sel gibi akmasının bir nedeni de bu olmalıydı.
O gün, Arda gözleri şişmiş bir şekilde Ali Sami Yen'den ayrılırken, hemen arkasında gülerek çıkan Galatasaray'ın bir ağır topu vardı ki; göz göze geldik, sırıtıyordu!
Ah Arda ah!
Sen ağlama!
Ya da daha çok ağla!
Dünya yıkılsa umurunda olmayan o kadar arkadaşın var ki... Bari onların yerine de sen ağla!
Polat'a gelen telefon!
O meşhur Sivasspor lig maçı öncesinde Sivas'ta Sultan Otel'in teras katında uzunca bir masa yapılmış.
Bir tarafta Galatasaraylı yöneticiler, Başkan Adnan Polat, Haldun Üstünel, Murat Yalçındağ, Adnan Sezgin, Metin Karakaya. Diğer yanda Galatasaraylı İş Adamları Derneği'nin deplasman müdavimleri, Teomanlar, Muratlar, Nevzat ağabeyler. Yani 20-25 kişilik kalabalık bir grup..Ve ben...
Daha maç oynanmamış. Yenilip içilirken, masadan bir ses yükeliyor Polat'a... 'Başkan' diyor sesin sahibi; 'Sana bir haber gelmiş, bu hakemler ligde 3-4 maçta Galatasaray'a kıyacaklar diye bir telefon almışsın. Doğru mu?'
Çatal, bıçak sesleri bir anda kesiliyor... Kısa bir sessizlikten sonra Polat yanıt veriyor:
-Yok canım nereden çıkarıyorsunuz ? Biz her zaman hakemlere güvendiğimizi söyledik... Yanlış bilgi...
- Başkan içine atıyorsun biliyoruz ama bizim de duyduklarımız var...
- Yok, yok siz her söylenene inanmayın... Ben yarınki maçın hakemi Yunus (Yıldırım'a) güvenirim, iyi çocuktur...
O meşhur göz kapaklarını kısarak hafif gülümsemeyle yanıt verdiği için pek inanan olmuyor tabii...
Bir gün sonra;
Ümit Karan, kırmızı kartla oyundan atılıyor... Galatasaray kaybediyor.
Peşinden bir de Kayserispor maçı;
Aklıma takıldı... O günkü iddianın sahibi şimdi ne düşünüyordu... Ve Adnan Polat, artık hakemlere güvenmiyordu. Sahi, o gün güveniyor muydu acaba? Yoksa gözlerini kısarak hafiften gülmesi bir işaret miydi?
Bülent hoca geliyor
Hiçbir kurul tartışılmadı Galatasaray'ın sağlık kurulu kadar... Bilen bilmeyen, bir yara bandını dizine yapıştırmayı beceremeyen bile kendini Prof.Dr. ilan edip 'Olur mu kardeşim, bunlar nasıl doktor, versinler bana bir İngiliz anahtar hemen sakatları iyileştiririm' gibisinden bir yığın deli saçması fikirler atıyor ortaya. Ama ortaya artık hiç birşey atamayacaklar. Abuk sabuk 'zihni sinir' hesabları yapamayacaklar.
Çünkü sağlık kuruluna Prof.Dr. Bülent Bayraktar geliyor. Elbette elinde sihirli değnek yok. Onca sakat futbolcu bir gün sonra sahada olamayacak.
Ancak doğru teşhisler koyan, düşündüğünü açıkca söyleyen, medyayla paylaşan, futbolcuya güven veren, özü, sözü, duruşuyla gerçek bir bilim adamı.
Üzüntüm büyük! Medyadaki sahte doktorlar artık dilediğince yorum yapamayacak. O ilginç teşhisleri ve tedavi yöntemlerini okuyamayacağım artık!
Ama seviniyorum çünkü tüm sakat futbolcuların gözü aydın.
Bülent Bayraktar ve ekibine Allah kolaylık versin.
Galatasaray Türkiye'dir ama!
Galatasaray'ın internet sitesinden Kayserispor maçı sonrası yapılan 'Galatasaray Türkiye'dir' başlıklı zehir zemberek açıklama yeteri kadar komuoyu oluşturdu mu; bilemem.
Mesajı alması gerekenler aldılar mı? Yoksa 'Bunlar bize vız gelir?' mi dediler.
Aklıma Adnan Polat'ın sezonun ilk yarısının hemen ardından spor medyasından 150 gazetecinin önünde yaptığı açıklamalar geldi...
Herkes etkilenmişti. Açıklama dediğin böyle yapılmalıydı, televizyonlar da yayınlamıştı.
Ya şimdi!
Yazılı bir açıklamanın etkisi ne kadar olabilir ki?
Tamam, Galatasaray Türkiye'dir ama... Bilmeyenler de duydu mu acaba?
Şımarık çocuk!
Şımarık, vurdumduymaz bir çocuğunuz varsa yandınız demektir...
Ne laftan anlar, ne sözden...
'Gak' dediğinde ekmek, 'Guk' dediğinde şeker, su verirsen tepene çıkar. Seni misafirlerin yanında abuk sabuk hareketleriyle rezil eder.
'Dur oğlum, yapma oğlum, sana bisiklet, bilgisayar alacağım' deseniz de fark etmez.
Yaptığı kabahatler cezasız kaldığı için hep, devam eder bildiği yolda.
Yani aynen Linconl'ün yaptığı gibi...
Kimse bana masal anlatmasın. Hakem Selçuk Dereli yüzde yüz haksız bile olsa, Linconl'ün şımarıklıklığı, dokunulmazlığı, elini sıcak sudan soğuk suya sokmaması artık sabırları taşırmıştır..
Bu Linconl'ün ilk vukuatı da değildir. Şöyle bir defteri açıp bakalım; aldığı onca para, onca ilgi, onca pohpohlanmaya rağmen Lincoln, Galatasaray'a ne kadar faydalı olmuştur?
Evet diyenler eğer çoğunluktaysanız, siz şımarık çocuğunuzu şımartmaya devam edin...
Linconl'e göre hakemler cehennemlik. Çünkü her maçta yüzlerce kez tekme yiyor!
Peki Galatasaraylılara göre Lincoln cennetlik mi ?
http://www.aksam.com.tr/2009/02/10/yazar/11593/bahri_havadir/arda_nin_gozyaslari.html