28. Nisan 2026, 16:16:35

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 120593 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #400 : 14. Haziran 2009, 11:56:41 »
             Rijkaard'ın vizyonu                               Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ın dünkü açıklamalarını dinliyorum. "Rijkaard, inşallah Türk futboluna faydalı olur. Gelişi UEFA'da birinci haber oldu. Avrupa medyasında da. Bu imzanın Türkiye ve Galatasaray'ın imajına katkısı olmuştur. Bu, Galatasaray'daki futbolcular için de bir şans. Çünkü Galatasaray 'Rijkaard'ın takımı' olarak daha yakından takip edilecek. Böylece ileride futbolcularımıza yurtdışına transfer imkanı doğacak" diyor.
 Bazı düşüşler yeniden yükselişlerin habercisi olur. Galatasaray geçen sezonu beşinci bitirdi. Ama şu anda Rijkaard sayesinde Avrupa'da sarı-kırmızılılara gösterilen ilgi şampiyon olunmuş izlenimi veriyor. Rijkaard'ın gelişi sadece Türkiye'deki Galatasaray taraftarlarını değil, Avrupa'daki gurbetçileri de heyecanlandırdı. Beşinciliğe öfke kusan taraftarı takımıyla Rijkaard barıştırdı. Bunu Rijkaard öncesi ve sonrası kombine satışlarına bakınca net bir şekilde görebiliriz. Hollandalı teknik adamın gelişi sonrası kapalı veya numaralıdan kombine bulmak imkansız hale geldi.
 
Galatasaray yönetimi, Rijkaard formülünü veya benzerini geçen sezon başında devreye sokmuş olsaydı, tarihinin en kolay şampiyonluğunu elde ederdi. Hatta Kadıköy'de UEFA Kupası finalini de oynayabilirdi. Bir kulüp için teknik adam her zaman önemlidir. Sezon boyunca ortaya konan teknik adam tercihlerinin hepsi birden yanlış olunca beşincilik ile yetinildi. Hatta bir ara takımın Avrupa'ya gidememesi bile söz konusuydu.
 Teknik adamın çapı, vizyonu, kariyeri her zaman takımın üzerinde olmalıdır. Derwall ve Fatih Terim bunun Galatasaray'daki en iyi örnekleridir. Skibbe belki centilmendi ama çapı, yönetme becerisi ve kariyeri futbolcuları taşıyamadı. Dolayısıyla Galatasaray'da futbolcuya dayalı sistem oluştu. Rijkaard'ın futbolculuk ve teknik adamlık kariyeri Galatasaray'daki mevcut futbolcuların her birinin kariyerinin çok üzerinde. Bu özellik, Galatasaray'da futbolcunun hocaya olması gereken saygısını ve sevgisini geri getirecektir.
 Polat'ın sözlerinde "Biz Rijkaard'ı getirme hamlesiyle futbolcuları da vitrine taşıdık. Sıra onlarda" mesajı yatıyor. Genç futbolcular artık sadece Galatasaray'ın değil, Rijkaard'ın da kıymetini bilip çıktıkları vitrini iyi kullanmalılar.
 Hep Rijkaard diyoruz. Oysa Rijkaard- Neeskens ikilisinin altı çizilmeli. Galatasaraylı futbolcuların Neeskens'in de bilgi ve tecrübesinden çok faydalanacaklarına inanıyorum. Çünkü Kovacs yönetiminde Şampiyon Kulüpler Kupası'nı üç yıl üst üste kazanan Cruyff'lü Ajax'ın temel taşlarındandı.
 
 DERS ÇIKARILMALI
 Bu ikili, Galatasaray'ı Avrupa ve dünya vitrinine yeniden ismen oturttu. Başarı ve performansla bu gündemde tutunma konusunda top artık yönetimde ve futbolcularda. Hocayı getiriyorsan ama isteklerine yanıt veremiyorsan, devrim niteliğindeki bu hamle topal kalır. Bu nedenle yönetim de "Rijkaard geldi; işimiz bitti" havasına girmemeli. Futbolcular da geçen sezonki yanlışlarından ders almalı.

www.sabah.com.tr levent tüzemen
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #401 : 14. Haziran 2009, 12:53:40 »
Önümde azımsanmayacak sayıda okur mektubu var: Rijkaard'ın Sarı Kırmızılı takımı başarıya götürüp götüremeyeceği konusunda yorum istiyorlar... Mehmet Topuz'la ilgili birşeyler yazmamı isteyenler de yok değil ama o noktadaki baskı pek büyük sayılmaz... Elbette ki daha önce GSTV'de yaptığım Rijkaard'la ilgili yorumu okurlarımızdan esirgeyecek değilim.                Efendim, Galatasaray Rijkaard'a sadece imza attırmakla bile tartışmasız çok büyük başarı kazandı. Hollandalı hocanın attığı imzanın reklam değerinin birkaç yüz milyon Euro değerinde olduğunu ileri sürmek hiç de abartı olmaz. Ayrıca, bizzat ezeli rakibin başkanı tarafından 'elden gittiği' ileri sürülen bir kulübün bu transferi yapabilmesi bile çok büyük olay!
Nitekim, bu sayede camianın ve taraftarın morali bir anda düzeldi, geleceğe umutla bakılmaya başlandı. Bu psikolojik iyileşmenin yanında kombine bilet ve ürün satışlarındaki canlanma görmezden gelinecek durumlar değil. Eh, sadece hoca transferiyle bu kadar çok kuşu birden vurmak az şey midir?
Kısacası, Rijkaard'ın takımın başına getirilmesiyle ilgili olarak uzun boylu yorumlanacak birşey yok ortada. O, neyi nasıl yapacağı bilinmeyen biri değil. Tabii düşündüklerini ve istediklerini uygulayacak ortamı ne kadar bulabileceği tartışılabilir.
Asıl endişe edilen noktanın her yeni hocayla ilgili olarak gündeme gelen bir durum olduğunu bilmiyor değilim. Takımın başına örneğin Yılmaz Vural'ı getirseniz, önümüzdeki sezon ne yapacağını gerçeğe çok yakın olarak tahmin edebiliriz. Çünkü Vural hem Galatasaray'ı çok iyi tanıdığı hem de ülke futbolunu ve öteki gerçekleri çok iyi bildiği için takımı zirvede tutmayı başaracaktır.
Ancak Rijkaard'ın işi biraz daha kökten ele alacağını, takımın yerleşik oyun düzenini ve bazı oyuncuları değiştirebileceğini düşündüğünüzde işler biraz karışabilir. Üst üste gelecek birkaç başarısız sonucun ardından 'Ben dememiş miydim, Rijkaard Galatasaray'ın yapısına uygun bir hoca değil' gibi sözler eden bazı çakallar ortaya çıkabilir.
Daha kötüsü bu noktada yönetim ve camia da Rijkaard'a kuşkuyla bakmaya başlayabilir. Olmaz demeyin, bu tür sıkıntıları zamanında Derwall bile çekmiştir... Böylesi gelişmeler karşısında yönetimin de artık yorulmaya başlayıp 'Hocamızın sonuna kadar arkasındayız' tarzında demeçler verilmeye başlandığında 'Allah selamet versin' demekten başka söylenecek söz kalmaz!
O bakımdan, Sarı Kırmızılı yönetim Rijkaard'ı getirmekle başardığı büyük işi, onun rahat çalışması, istediklerini yapabilmesi ve sözleşme süresi olan 2 yıldan daha uzun süre burada kalması yolundaki gelişmelerle tamamına erdirebilmelidir. Yoksa her başarısız sonucun ardından hocanın da tartışılmaya başlandığı bilinen ve alışılan kaotik ortamda değil Rijkaard'ı, Cruyff'u da getirseniz bir yere varamazsınız.
Galatasaray yönetiminin en büyük avantajı da artık bu gerçeği öğrenmiş olmasıdır.
Futboldan kim anlar?
Elbette ki Zeki Çol dostumla aynı kanıdayım: Sonrasında alınan başarılı sonuçlara karşın Ersun Yanal'ın gönderilmesinin yanlışlığını ve bunun Trabzonspor'a nelere malolacağını hep birlikte göreceğiz. Nitekim, yeni hoca arayışları sırasında yaşananlar bile bize bu konuda epeyce fikir verici nitelikte.
Olayın beni ilgilendiren yanı ve yazma isteği duymamın nedeni biraz değişik: Hayatımda işittiğim en saçma yalanlardan biri de, 'Trabzonluların futboldan iyi anladığı' yolundaki sözlerdir.
Kimin futboldan ne kadar anlayıp anlamadığı elbette ki bizde yapılandan çok daha kaliteli ve üst düzey tartışmayı gerektirir. Ayrıca, bu ülkenin önemli futbol adamları arasında gösterilen bazı kişilerin bile sahiden böyle bir özellik taşıyıp taşımadıkları, epeyce kuşkulu bir durumdur.
Futbolu sevmek, ilgilenmek, oynamak, seyretmek, sürekli konuşmak, tartışmak, biliyormuş gibi yapmak çok başkadır...
Gerçekten anlamak ise bambaşka...
Bırakın anlamayı, 'Ben futbolla ilgileniyorum' diyen kişilerin bile mutlaka okuması gereken değerdeki kitapların satışının 1000 (Yazıyla bin) bile olmadığı bir ülkede yüzbinlerin, milyonların futboldan anladığını söylemek, anlamsız bir dalkavukluktur!
 Bazılarına not: Hiç kendinizi yormayın, 'Sadece sen mi anlıyorsun!' diye dayılanmakla, hakaretler yağdırmakla, küfretmekle futboldan anlar hale gelinemez...
Muhabirlik ölürken...
Bu konuyu önce yazan olmak istemedim. Çünkü bu tür tatsız konular okurdan ve öteki muhataplarından önce benim içime sıkıntı veriyor.
Önceki gün HaberTürk'te Halil Özer kardeşim konuya değindi. Özellikle spor gazetesi olduğu ileri sürülen yayınlar hemen hergün sayısız ismi 3 büyük kulübe transfer ederken, Rijkaard konusunda çok sıkı bir 'uzun atlama' durumu ortaya çıktı. Yani yılın transfer haberini hiçbir muhabir alıp da okurlara ya da izleyicilere ulaştıramadı. Konuyla ilgili açıklama Galatasaray Kulübü'nün resmî internet sitesinden yapılmasından sonra herkesin haberi oldu.
Belki de uzun yıllardır ilk kez bu kadar büyük bir "muhabir fiyaskosu" yaşandı.
Aslında benzer bir durum Mehmet Topuz konusunda da yaşandı. Bu futbolcunun şikebahçe'ye transferine tamam gözüyle bakılıyordu. Devreye Şiketaş'ın girişini önceden haber alan olmadı. Onu da muhabirliğin kara defterine yazmak mümkündü. Temeli spor haberciliği olan mesleğimizin ölümüne ilişkin hemen hergün çeşitli belirtiler ortaya çıkıyor. Bunlar arasında uzun yıllar unutulmayacaklardan biri de Rijkaard'ın transferi oldu. Allah rahmet eylesin!

www.zaman.com.tr ahmet çakar
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #402 : 14. Haziran 2009, 13:11:01 »
Futbolculuğu döneminde Rijkaard'ı ve Van Basten'i sevmemizin ardında yatan sebepleri açık yüreklilikle söylemek gerekirse bilmiyorduk, dahası önemli de değildi; öyle ya, bazen sizi tanımayanı da seversiniz, aynen sizi sevmeyeni de sevebileceğiniz gibi.                Sorunun cevabını almak için 2000'li yılları beklemek gerekiyormuş! Real Madrid kalecisi İker Casillas'la kulüp tesislerinde yaptığımız röportajın ardından Hacı Hasdemir dostumuz, "Buraya kadar gelmişken hadi Barcelona'ya gidelim ve Rüştü'yle görüşelim." diye ısrar etmemiş olsaydı Rijkaard'la tanışma fırsatını bulamayacaktık. Onunla yüz yüze gelip de konuştuğumuz sayılı dakikaların ardından ise tanımadığımız bir yabancıya duyduğumuz sempatinin, ilginin sebebini çok rahat anlayacaktık: Tevazu ve insanlık.
Barca idmanını seyrettikten sonra yanına giderek 'Türkiye'den geldiğimizi ancak Rüştü'yle ilgili soru sormayacağımızı, sadece bizim ülkede kendisinin, Gullit ve Van Basten'le birlikte ne kadar sevildiğini söylediğimizde' yüzünde tebessüm belirmiş ve nazikçe "Bunu duyduğuma sevindim." demişti. 'Randevun var mı, ne iş yaparsın?' diye sormadan 'İdman yeni bitti, yorgunum, yapacak işlerim var, başkan beni bekliyor' tarzı klasikleşmiş bahaneler üretmeden kısa sorularımızı ve düşüncelerimizi büyük kibarlıkla dinlemiş, cevapları bitince de soyunma odasının yolunu tutmuştu. Bizim ülkede onun onda biri kariyere sahip olmayan futbolcuların her daim ne denli meşgul olduğunu hatırlayınca içimizden neler geçirdiğimizi sanırız söylemeye gerek yok.
Dahası o dönemler dünyanın en popüler birkaç futbolcusu arasında gösterilen Ronaldinho da sadece bize değil ona seslenen herkese büyük yakınlık göstermiş, konuşmuş, imza vermiş, kimseyi kırmamaya özen göstermişti. Oysa sadece iki gün önce Real Sociedad'ın Galatasaray'ı saf dışı bıraktığı maçı seyretmek ve Nihat Kahveci'yle Toshack'ı bir araya getirmek için San Sebastian'a gitmiş ve eli boş dönmüştük. Çünkü Nihat, ona İspanya şansını yaratan Toshack'a söz verdiği halde cep telefonunu kapattığı, ev telefonunu da açmadığından ötürü avuç içi kadar şehirde onu bulmaya muvaffak olamamıştık. Hiç unutmayız Toshack, bu durumu, "İspanya kralına ulaşmak Nihat'a ulaşmaktan daha kolay!" diye hiciv etmekten geri kalmamıştı. Doğrusu umurumuzda olmamıştı; öyle ya isteyenle görüşülür, verdiği sözü yerine getirmek isteyenle bir araya gelinirdi!
Rijkaard'ın ardından görüştüğümüz Rüştü'yse, "En az 4 sene Barcelona'dayım ancak mukavelem bittiğinde beni istemezlerse başka bir Avrupa takımına giderim, futbolu bırakacağım sene şikeci'e dönüp 1 yılımı orada tamamlayacağım, arkadaşlarımla karar verdik ve artık Milli Takım formasını giymeyeceğiz, beni artık unutsunlar ve gençlere güvensinler." diye dillere destan konuşma yapmış ve kısa süre sonra da hepsini çatır çatır yemişti!
Rijkaard, büyük futbolcuydu, kaliteli de hoca; evet o Johan Cruyff gibi bir dâhi değil ama iyi insan, iyi hoca, büyük marka; getirenlerin eline-diline-cebine sağlık. Marka değeri süratle düşen Galatasaray'a ivme kazandıracak, hava katacak, tribünleri yeniden aşka getirebilecek bir hoca; ve her şeyden önce de kişilik sahibi, alçak gönüllü. Düşünüyorduk ki Aragones'in de hakkından geldikten sonra topraklarımıza büyük isimler getirmek zorlaşacak; korkumuz hayat bulmadı ve bırakın futbolu, ülkenin tanıtımına büyük katkı yapacak çapta bir isim daha Roberto Carlos'un ardından aramıza katıldı. Dileriz ki bu kez sonuçlar nasıl gelişirse gelişsin Rijkaard'la uzun süre çalışılır ve hocalara tahammül konusunda dev bir adım atılmış olur. Futbolcu ve teknik adam olarak kupa kazanmanın hazzını tatmış bir insanın o duyguları yeniden tatmayı isteyeceği çok açık. G.Saray, kanaatimizce alabileceğinin en iyisini aldı; şimdi sıra geldi Hollandalıya, para problemini halletmiş, kadrosunu güçlendirmiş bir takım vermeye!

www.zaman.com.tr fatih uraz
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #403 : 16. Haziran 2009, 13:23:33 »
İŞTE POLATIN GETİRECEĞİ YILDIZ
 
Galatasaray, Rijkaard gibi bir dünya yıldızını hoca olarak takımın başına getirdi ya... Başladı herkes sağda solda konuşmaya:
'Görün bakın; bu Adnan Polat, şimdi de süper star bir futbolcu alacak!'
Geçen hafta Ankara'da yapılan Futbol Federasyonu Genel Kurulu'nda da konu buydu. Adnan Polat'ı gören soruyordu:
'Hadi başkan. Kim bu dünya yıldızı?'
Hele bir de tebessüm varsa yüzünde ısrar ediyorlardı:
'Başkan, çok mutlusun. Herhalde sen süper star bir futbolcu transferini bitirdin. Hadi bize de söyle!'
Bir iki üç derken... Israrlı sorular sürerken... Adnan Polat sonunda bombayı patlattı:
'Evet getiriyorum. Müthiş bir isim! Dünyada tanımayan yok! Ama adını söylemem. İmkanı yok demem. Kendisine ayıp olur. Çünkü söylemeyeceğime söz verdim. Zorlamayın beni canım!'
Biri 'Bari ülkesini söyleyin' dedi, diğeri 'Santrfor mu, forvet mi? Golcü mü, kaleci mi?' diye ısrar etti.
En sonunda 'Tamam' dedi; meraklı gözlerin bakışları arasında; 'Sıkı durun, söylüyorum. Getireceğim dünya yıldızı Angelina!'
Bir an sustu herkes... Başkan devam etti: 'Tanımadınız mı yoksa? Angelina canım; şu Angelina Jolie var ya; işte o!'
Kimi güldü, kimi küstü!
Gülenlerle başkan da güldü. Küsenlere de; 'Arkadaşlar bir dünya yıldızını getirmek o kadar kolay değil, ayağımız yorganımıza göre uzatacağız... Haaa bu arada Angelina Jolie'yi eşi Brad Pitt'le birlikte ancak Galatasaray'ın bir maçına davetli olarak getirebiliriz o kadar' diye takıldı.
Sahi; Angelina bir maça gelse fena mı!

Dostluğun gücü
Rijkaard geldi ya... Ağzınla kuş tutsan yaranamayacağın doğuştan muhalifler sağda solda başladılar yine: 'Gelir tabi adam kardeşim. Yılda 4 milyon Euro vereceksin, gelmez mi? Koşa koşa gelir!'
Maksat yapılan her işi önemsiz, basit göstermek. Amaç bağcıyı dövmek.
Be kardeşim... Barcelona'da kaç para alıyordu bu adam!
Yıllarca futbol oynamış, Milan gibi bir İtalyan takımında şampiyonluklar yaşamış bu kişi beş parasız geziyordu Amsterdam sokaklarında da balıklama mı daldı 4 milyon Euro'ya! Elbette, alacak parasını. Bedava çalışacak hali yok ya...
Ama gelmesi bir tercihtir...
Onca kendisini isteyen kulübün arasından Galatasaray'ı seçmesi ya da seçtirilmesi de bir yöneticilik becerisidir. Gelişi dostluğun gücüdür öncelikle; bu böyle biline. Paranın gücüyle birlikte diyalog kurarsan, inandırıcı olursan, güven oluşturursan ve doğru zamanda doğru yerde olursan işi bitiriyorsun... Rijkaard'ı ikna eden yönetici Haldun Üstünel de aynen bu taktiği uyguladı... Önce Rijkaard'la dost oldu... Hem de iyi bir dost... Hollanda'ya gitmek Florya'dan Beyoğlu'na gitmek gibi oldu onun için. Bir akşam yemeği için gitti kimi zaman. Bir yönetici, bir teknik direktör ilişkisini da aştılar, ailevi konularu da birbirlerine açtılar. Zaman ilerledikçe 'bu dostluk' her şeyin önüne geçti... Güven Üstünel'le Rijkaard arasındaki en önemli unsurdu... Ve gün geldi 'Hocam seninle İstanbul'da çalışmak istiyoruz..' dedi Üstünel... Rijkaard'a sayısız teklifler geliyordu... İnanılmaz paralar teklif ediliyordu...
Çünkü o bir markaydı...
Ancak inanılmaz derecede mütevazı ve alçak gönüllüydü... Çok fazla düşünmedi ve Üstünel'in teklifine 'Evet' dedi...
Yara para konusu...
Rijkaard 'Kağıt üzerinde yapılan hiçbir şeye önem vermedim... Benim ve sizin duruşunuz önemli... Benim hayatımda para hiç önemli olmadı' deyip işe noktayı koydu... Üstünel'in aylar öncesi hatta bir yıl öncesini bulan dostluğunun mutlu sonla buluşmasıydı...
Onun için kesin şamatayı.
Bağcıyı dövmek yerine üzümün de tadına varın.

Savaş tüccarları!..
Dünyada savaşlar niye bitmez? Neden kan dökülür sürekli yer kürenin herhangi bir köşesinde? Silah tüccarlarının işine gelmez de ondan.
Bizde de var bu tür tüccarlar! Kinden besleniyorlar. Kimi ağzıyla konuşa konuşa yapıyor bunu, kimi kalemiyle.
Başkan Adnan Polat, Ankara'da Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'le kucaklaştı ya... Bu tüccarlar başladı yine:
'Vayyy efendim, nasıl yapar bunu? Yan çiziyor. Dün tezgah var diyordu, bugün sarılıyor. Nasıl adam bu!' Barış işlerine gelmiyor çünkü. Ellerinden malzemeleri alınacak. İyi giden bir işi, dostluğu ne konuşabilirler, ne yazabilirler? Yetiştirilme tarzları bu. Onlara göre küsse, ömür boyu küsecek. Gördüğü her yerde esip, gürleyecek! Polat-Özgener ikilisi karşılaştıkları her yerde gırtlak gırtlağa gelecek! Sorun bakın; gelecek diyeceklerdir size, 'Savaşlar sürmeli' diyen silah tüccarları gibi. Onlar gelsin ki, muhteremler konuşabilsin, yorum yapabilsin, gazetelerinde manşet atabilsin. Neyse, bırakalım bunları bir kenara... Önümüze bakalım. Başkan Polat'la konuştum. Bana 'Yaptığım, söylediğim hiçbir şeyden pişman değilim. Ben bir adım attım, federasyonumuz da bir adım attı. Gerekirse 10 adım atarım. Dostluk kazansın tek dileğim bu' dedi.
Doğrusu da bu değil mi?
Bravo Polat'a, bravo başkanlara...
Yazıklar olsun savaş tamtamlarını bıkmadan usanmadan çalanlara!

Ağlayandan para için forma değiştirenlere
Hasan Şaş'ın Galatasaray'a ilk geldiği günden bugüne kadar yaşadıkları gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Her yönüyle farklı biriydi. Forması için ağlayan futbolcu tipiydi Hasan...
Ne var ki devir değişti.
Para için forma değiştirenler moda şimdi. Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Tugay Kerimoğlu, Ümit Davala, Hagi ve diğerleri... O dönemlerde forma aşkı her şeyin önündeydi. Her şey farklı şimdi. Görüyorsunuz işte bir futbolcu bir hafta önce doğuştan bilmem neyi tutarım diyor, bir hafta sonra doğuştan başka bilmem neyi tutuyor! Hasan, forması için gözyaşı döken neslin son örneklerindendi. Ama 11 yılını verdiği Galatasaray'dan gönderildi. Gönderilmesine bir şey dediği yok. Şekline üzülüyor. Telefonlara dahi çıkmıyor. Morali sıfır, kimseyle konuşmak istemiyor. İsteyen takımlar var onu ama 'Galatasaraylı' olduğu için başka formayı giymek de içinden geçmiyor.
Sen üzülme Karataşlı delikanlı...
Bu da gelir, bu geçer... 3,5, 10, 20 yıl sonra... Sana bugünleri yaşatanları anımsamaz kimse ama... Karataşlı delikanlının Galatasaraylılığı yaşar hala... Tarih gerçekleri yazar, gerçeklerde de Galatasaraylı Hasan Şaş adı sonsuza kadar yaşar.

G.Saray'ın Servet'ı
Bir 'Servet' o... Galatasaray'ın Servet'i. Gerets döneminde Marsilya yana yakıla onu istedi. Gerets gitti Marsilya'dan ama oradaki Servet tutkusu dinmedi. İstiyorlar.
Bıkmadan usanmadan faks çekiyorlar; 'Görüşelim' diye. Uzun süredir takip ediyorlarmış. Sadece futbolunu değil, karakterini, profesyonelliğini, arkadaşlığını, hırsını... Servet'in özelliklerini bir ansiklopedi haline getirmişler neredeyse...
Görüyorum ki gitmesi an meselesi...
Çünkü Servet için servet dökmeye hazır Fransızlar.
Giderse üzülürüm. Ama kendisini adına da sevinirim. Ülkemizi çok iyi temsil edeceğinden eminim.
'Bir gün gidersem kulübüm de para kazanmalı. Benim tarzım bu' der hep. Öyle olacak gibi görünüyor.
9 çocuklu Iğdırlı Kartal'da oturan bir ailenin küçük oğlu, Kartalspor, Göztepe, Denizli, şikebahçe, Sivasspor, Galatasaray derken Fransa kapılarında şimdi.
Azmin zaferi bu değil mi!
Gidersen güle güle Servet... Daha fazla söze ne hacet!

BAHRİ HAVADIR / AKŞAM   www.maraton.com.tr
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #404 : 16. Haziran 2009, 13:27:18 »
Frank Rijkaad yönetimin Hızır'ı

Spekülasyonlardan, yoğun eleştirilerden uzak bir transfer sezonu geçirilmesinde Hollandalı teknik adamın marka isminin müthiş katkısı var. Umarız bu rüzgâr sezon başında ve içinde futbola yapılan katkı ile katlanarak büyür. Bu yazıda 'Rijkaard saha içinde ne yapacak' sorusunun cevabını aramak istiyorum. İspanyol futbolu genel olarak teknik ve hıza dayalı bir stile sahip. Rijkaard, Barcelona'da bu özelliklere dar alanda ve hızlı paslaşmayı ekledi. Bugün herkesi mest eden Katalanlar'ın oyun tarzının mimarı kendisi de orta sahada maestro görevi görmüş ve oyunun tümünü yönetmiş bir oyuncuydu. Saha içi tecrübelerinden saha dışına yansıttığı en büyük özellik bu oldu. Birbirini tamamlayan ama kalitesi ne olursa olsun takımın genel oyun tarzına adapte olan oyuncuları bir araya getirdi. Onlara, dar alanda kısa paslaşma futbolunu yerleştirdi. En sıkışık anlarda bile topu rastgele vurmayı resmen yasakladı.

Sıkıntı yaşanabilir!
Kalecisini dahi oyuncu olarak kullanan bir mantaliteyi sahaya yansıttı. Galatasaray için en büyük beklentimiz benzer bir oyun tarzını oturtabilmesi. Süper Lig'de bu tarz oyuna en yatkın takımın da sarı kırmızılılar olduğunu söylemek lazım. Ancak bu tarzın bir diğer özelliği de 2000'de kupayı alan takım gibi her alanda pres yapmak ve rakibe boşluk bırakmamak. Galatasaray şu anki kadro yapısıyla bu tarzda sıkıntı yaşar. Özellikle Kewell tüm iyi niyetine karşın çok tartışılacaktır. Keza Barış, koşan ama topu dengesiz kullanan bir oyuncu olarak yine sırıtacaktır. Defansın ortasında ise mutlaka topu oyuna iyi sokan stoper bulma mecburiyeti var Şu an adı transferde geçen savunmacılar bu ihtiyaca ne kadar cevap verirler, şüpheliyim. Yeni bir Popescu bulmak zorunda Rijkaard. Kısacası sistem mi oyuncu mu denklemi Rijkaard'ın en büyük baş ağrısı... Tıpkı Barcelona'daki ilk altı ayında olduğu gibi kendi tarzını oyuncularına öğretene ve sahada uygulatana kadar kötü sürprizler yaşanabilir. Geleneksel Türk futbolsever ve kamuoyunun sabırsızlığına mağlup olmazsa, Rijkaard'ın uzun vadede mutlaka başarılı olacağına inanıyorum.
 
www.fotomac.com.tr  ŞÜKRÜ KANBER

nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #405 : 17. Haziran 2009, 19:01:37 »
SERVET KALSIN, LINCOLN GİTSİN!..
17.06.2009 09:53


 
Galatasaray, teknik direktörlüğe Rijkaard'ı getirerek 12'den vurdu ama devamını şu ana kadar getiremedi. Gelecekler gibi gidecekler de henüz netlik kazanmadı. Servet'in Marsilya'ya satılacağı, Lincoln'ün de Halil karşılığında Schalke ile takas edileceği söyleniyor.

Tabii ki her futbolcu satılabilmeli, satılmalı da. Ama Rijkaard'ı getirip ortaya bir iddia koyuyorsanız, takımın temel taşlarıyla pek de oynamamak gerekiyor sanki. "Oyuncunun gerçek varlığı, yokluğunda hissedilir" derler. Geçen sezon 2-3 oyuncu bu açıdan çok kritikti, bunlardan biri Arda Turan, diğeri Servet Çetin'di. Galatasaray sakatlanan Servet'in yerini bir türlü dolduramadı, bunun faturasını da Avrupa'da ve Türkiye'deki olası şampiyonluklardan olarak ödedi.

Mesela Arda da öyleydi. şikebahçe maçındaki şımarıklığı olmasa Galatasaray belki de tüm olumsuzluklara rağmen ligi şampiyon bitirebilirdi. Galatasaray yönetimi, takımın temel direklerinden olan Arda'yı kaptan yaparak onurlandıracak. Ancak Servet satılırsa yeri nasıl dolacak, doğrusu pek merak ediyorum. Lincoln'e gelince... O kredisini çoktan tüketti. Rijkaard mı onu istemiyor yoksa yönetim mi Rijkaard'a "Onu istemiyoruz " diyor, orası biraz karışık! Ama bu saatten sonra kalması da doğru olmaz. "Ben iyi futbolcuyum" demek için 3-5 maç oynayıp sonra yatan kurnazlarla yol alınamaz çünkü...

BÜLENT TUNCAY / FOTOMAÇ
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

deniz50

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Haz 2009
  • İleti: 1869
  • Yer: amsterdam
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #406 : 17. Haziran 2009, 19:04:24 »
lincoln gidiyor sukurler olsun  :atki:
los angeles galaxy bile teklif vermis  :hehe:

teklif yayiyormus

sporx
UAsker50            http://www.erepublik.com/en/referrer/UAsker50

uye olamayan fbli olsun

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #407 : 17. Haziran 2009, 19:07:12 »
Rijkaard için sınav  G.Saray yönetiminin geçen yılki en büyük hatası Skibbe'ye erken güven kaybetmeleri ve güven kaybını dışarıya vurmalarıydı. Skibbe sendromu, Şampiyorlar Ligi ön elemesiyle başladı. Çünkü Steaua Bükreş, yönetim için çantada keklikti. Aslında Steaua eski günlerinde olmasa da Şampiyorlar Ligi finali oynamış, Romen ekolünün deneyimli bir temsilcisiydi.
G.Saray, Steaua'ya elenince Skibbe'nin arkasında eğreti duran bir yönetim şekillendi. Medya da eleştirilerini arttırınca zaten yeterli deneyimi olmayan Alman hoca, zor bir ortamın içine düştü. Bu zihinsel sıkıntı içinde de ciddi hatalar yaptı. Üst üste gelen sakatlıkları da göz önüne alırsak Skibbe ile UEFA Kupası'nda işler iyi gitti. Ligin ilk yarısındaki Şiketaş ve Trabzon maçlarında da toplam 7 golle 6 puan kazanıldı. Skibbe'nin G.Saray için doğru bir tercih olmadığı ortaya çıkmıştı ama yollar bence sezon sonunda ayrılmalıydı. Skibbe'den sonra işler yine iyi gitmediği gibi, Bülent Korkmaz'a da yazık oldu.
Yönetim geçen sezonu unutturmak için mutlaka ses getirecek bir hamle yapmalıydı. Bu da Rijkaard oldu.
Rijkaard faal futbolculuk hayatında makine gibi işleyen güçlü bir Hollanda takımının orta sahanın ortasındaki temel direkti. Ardından önce Guus Hiddink'in yardımcısı olarak, daha sonra da birinci adam olarak Hollanda'nın başına geçti. Sonra da dev firma Barcelona'ya hoca oldu. Şampiyonlar Ligi zaferi dahil önemli başarılar elde etti.

SİSTEMİ OTURMUŞ TAKIMLAR
Yeri geldikçe söyledim: "Ligimizde kadro yapısı itibariyle günümüz futbolunun istediği ilkelere sahip 1 numaralı takım Galatasaraydır." Bu, geçen sene de belgelendi. Ligdeki kötü gidişine ve ciddi sakatlık problemlerine rağmen Avrupa kulvarında başarılı bir takım vardı. Grupta Benfica ve Hertha Berlin'i deplasmanda yendi. Son Fransız şampiyonu Bordeaux'yu eledi. Hamburg'u da eleyecekken, her şey iyi giderken 3 dakika içinde pozisyon yokken, rakip santraforun üst üste iki ekstra golüyle her şey terse döndü.
Skibbe'den sonra Rijkaard çok büyük artılarla başlayacak. Yönetim sıkı sıkı arkasında duracak. Teknik direktöre müdahale edilmeyecek. Medya sabırlı olacak. Kısacası her şey Rijkaard'ın lehine. Bir de madalyonun diğer yüzü var. En iyi teknik direktör elindeki malzemeyi en iyi kullanan, ona uygun sistemi oturtandır. Hiddink, bugün dünyanın en iyi teknik adamlarından. Yıllar önce PSV'yi Avrupa Şampiyonu yaptıktan sonra F.Bahçe'ye gelince yer yerinden oynadı. Ancak Hiddink, PSV'nin sistemini çok farklı kadro yapısına sahip F.Bahçe'ye uygulatmaya kalkınca ve işler iyi gitmediğinde koru koruna ısrar edince takımı felakete sürekledi. İşine kısa sürede son verildi.
Rijkaard da sistemi oturmuş takımlarla çalıştı. Galatasaray'daki görevi onun teknik direktörlüğü için de tam bir sınav olacak.  http://www.sabah.com.tr/c/i/sp.gif
Galatasaray ile ilgili köşe yazıları

Ömer ÜRÜNDÜL www.sabah.com.tr 
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #408 : 19. Haziran 2009, 18:55:12 »

 
Galatasaray’ın teknik direktör olarak tercihini Rijkaard’dan yana kullanması mükemmeldi. Ama, Türkiye’deki teknik direktörlük sisteminin laçka olması, günü kurtarma hesapları yapılması nedeniyle Rijkaard’ın 6 ay sonra Del Bosque’nin akibetine uğramayacağının garantisini kim verebilir?

Rijkaard, Neeskens ve kondisyoner Pujol, Galatasaray TV’de yapmak istediklerini anlatıyor, dinliyorum söyledikleri her şey mükemmel. Sorun, sistemin böyle değerli teknik ekibe ne derece değer verip, istikrar adına ne kadar süre tanıyacağı. Teknik heyet, geçen sezonki Galatasaray’ın mükemmel olduğunu, 60. dakikadan sonra durma nedeninin güç eksikliğinden kaynaklandığını, takımın iyi çalıştırılmamış olduğunu söylüyor. Şu aşamadan sonra yönetime büyük iş düşüyor.

Madem elinde takımı iyi çalıştıracak bir teknik heyet var, eksik mevkilere 2-3 oyuncu takviyesi ile Galatasaray hem Türkiye’de hem de UEFA Kupası’nda özlediği başarıları yakalar. Servet’in 8 milyon Euro’ya satılması çok akıllıcadır. Arda’ya da Avrupa’dan iyi teklifler geldiğini duymaktayım. Arda’nın da Servet gibi büyük paralara verilmesinden yanayım. Dört sene önce Sayın Özhan Canaydın’a o zamanlar Ajax’ta oynayan Babel’i tavsiye etmiştim. İki sene sonra Liverpool’a gitti.

Bu oyuncuyu vatandaşı Rijkaard da istiyormuş. Gerçekleşirse mükemmel olur. Babel, Arda’nın teknik kapasitesine sahip, ceza alanı dışından iki ayağınya isabetli şutlar atabiliyor, topu taşıyabiliyor. Galatasaray’ın solunda mükemmel işler yapar. Rijkaard gibi yıldız futbolculuğunun yanında teknik direktör kariyeri de üst düzeyde olan bir hoca, üst düzey futbolcu transferlerinde etkili olabilir. Yönetimin bu avantajı iyi kullanması gerek.

GÖKMEN ÖZDENAK / BUGÜN
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #409 : 19. Haziran 2009, 18:56:41 »
Hangi tercih!

Geçen seneye bakalım biraz. Lincoln'e zum yapalım. Bir sonraki adımda da Galatasaray'ın bugünkü hallerine... Teknik adam değişikliği nedeniyle bir türlü saha içi yönetim aczini aşamadı sarı-kırmızılı takım. Ne tartışıyorlar, mevzuyu nasıl kuruyorlar bilmiyorum. Ne kadar ve nasıl yararlı olacağı konusunda birbirlerini nasıl ikna ediyorlar dahası? Gerçekten merak ediyorum. Sorumun nedeni bu sahicilikte; ne için yazdığımı bilmek istiyorum. Durumu ve taşıdığı anlamlar üzere muammada kalmak, dolaşmak istemiyorum yazımın içinde. Biliyorum uzun zamandır Lincoln'ün yararı üzerine çok yazıldı çizildi. Teknik, cambaz gibi, soğukkanlı olduğu zamanlar rakibi çıldırtacak bir adam... Ama yararlı mı peki? Düşünün böyle bir yetenek soru sordurtuyor izleyenlere. İçi rahat değil Galatasaray sevdalılarının. Neden? Ee bir oynayan üç yatan bir yetenek var kadroda. İsteniyor ki Avrupa'da varlığını ortaya koyan bir Galatasaray için "iş" yapsın. O oynarken Galatasaray büyüsün bir kez daha. Ama olmuyor bir türlü.

Suçlu seçtirenlerdir
Son Avrupa mesaisini teknik sorumlunun üzerine yürüyerek bitirdi. Sonrası gelişen olayları hepimiz biliyoruz. Avrupa'nın en yetenekli oyuncularından biri Galatasaray'a yaramadı hiç. "Rijkaard varsa onunla çalışmak isterim!" demiş. İstediği teknik adamla çalışıp diğeriyle çalışmama özgürlüğü nereden geliyor peki? Böyle bir futbolcu modeli var mı? Oyun kurucularının ya da orta sahasının kalitesi tartışılmaz bir geleneği var sarı-kırmızılı armadanın. 'Problemli' diye sıkıntılı karşılanan Hagi'nin takıma katkılarını hatırlayın. Her durumu eskiye oranlamakla suçlanıyorum ama bir gelenek yaratmayacaksa kurumlar niye var? Rijkaard tartışmasız iyi bir isim. Peki ama bunun için bu kadar beklenmesi mi gerekiyordu? Yani planlama bu kadar güne ait bir şey mi? Bir asrı geçen tarihi bir kuruma "sigortacılık" tarzı açısından bir şeyler olmalı değil mi? Şöyle düşünelim; bir masa. Yumurta üzerinden yuvarlanıyor ve yere düşüyor. Elinde bezle yere düşen yumurtayı temizliyor biri. Bir diğer anlayışta ise durum şu; yumurta masadan tam düşecekken tutuyor ve olayı tatlıya bağlıyor. Hangisini tercih edeceğiz? Dertten verem olmayı mı, koruyucu hekimliği mi?
 
Hakan Dilek   fotomaç

nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #410 : 23. Haziran 2009, 00:29:43 »
RİJKAARD ALTYAPI SİHİRBAZI MI?


 
Cumartesi günü hemen hemen tüm ulusal gazetelerin spor sayfalarında şöyle bir haber vardı: “Rijkaard, altyapı devrimine, yaz kampına 6 PAF takım oyuncusunu götürerek başladı.”

Hafızanızı şöyle bir yoklayın, bu devrimin (!) neredeyse her sezon başında tüm büyük takımlarımızda yapıldığını hatırlayacaksınız! Örneğin geçen sezon aynı G.Saray, aynı devrim nidalarıyla altyapı uzmanı Skibbe’yi göreve getirmiş, Alman hoca yaz kampına 7 PAF oyuncusunu (Erhan, Semih, İrfan, M.Akça, Sinan, Anıl ve Ahmet’i) götürmüştü. Sonra ne olduğunu biliyorsunuz: Bir ay sonra Bükreş’te Steaua’ya 1-0 kaybedilen maçta sahadaki oyuncuların sekizi 30 yaşından gün almış adamlardı.

Peki ondan 2 sezon önce Gerets’in yaz kampı kadrosunda kimler var: Cihancan, Ferhat, Mülayim, Özgürcan, Sedat, Sinan ve Zafer... Bazılarının ismini bile bir daha duymadık değil mi?

Gerets, geçen sezon Marsilya’yı Ş.Ligi’ne taşırken, Skibbe Köln’de... Ü.Davala’ya reva görülen uygulama mâlum. İsmi geçen PAF oyuncularından da A takımının faydalandığı pek kimse yok. Bir tek Trabzonlu Ferhat var değer yitirmeyen... Yani, özetle bizim takımlar, yaz kampına genç oyuncu götürmekte her zaman cömerttiler. Esas problem, bu hocaların/bu oyuncuların kamptan sonra nasıl bir muamele gördükleri...

* * *

Enteresandır, Rijkaard da bir altyapı sihirbazı değil zaten. Öyle her sene altyapıdan birer ikişer oyuncu çıkarmıyor... Mehmet Çiftçi yazmıştı, Rijkaard’ın 5 yıllık Barcelona döneminde altyapıdan çıkardığı oyuncu sayısı sadece 2 (Messi ve Krkiç)... Ama Hollandalı’nın Barça’da esas başardığı şey, elindeki 20’li yaşlardaki oyunculara düzenli forma verip onları takıma kazandırması... Göreve geldiği dönemde 23 yaş ve altında olan Valdes, Iniesta, Xavi, Motta, Saviola, Oleguer ve Quaresma’yı, sonraki yıllarda da Eto’o, Giovani ve Messi’yi ilk 11’e adapte eden oydu.

Oysa geçtiğimiz sezon G.Saray 11’inde düzenli şans bulabilen 23 yaş altı yalnızca iki oyuncu vardı (Arda ve M.Topal). Bu sayı F.Bahçe’de ve Şiketaş’ta da 1’de kaldı (G.Gönül ve Bobo). G.Saray’da A takım kadrosunda olan ve Rijkaard’ın Barcelona’daki uygulamasını bekleyen oyuncu sayısı ise bir hayli fazla: Aydın, Alpaslan, Yaser, Özgürcan, Erhan, iki Serkan, Semih, Murat Akça... Dolayısıyla G.Saray’ın esas meselesi her sene altyapıdan yeni üç-beş oyuncu çıkarmaktan çok, çıkanları takımda kullanabilmek, onlara forma şansı verebilmek.

Rijkaard eğer Barça’dan sonra G.Saray’da da bunu başarırsa, altyapı üretiminin bir mânâsı olacak. Yoksa yaz kampına her sene göstermelik 6-7 PAF oyuncusu götürmenin orta-uzun vadeli bir fayda getirdiğine pek şahit olmadık bu ülkede...


Kaka’yla Ronaldo’nun hocası Pellegrini
Transferin sonuna dek yaklaşık 400 milyon dolar harcaması beklenen, Kaka’yla Ronaldo’nun yanına Villa ve Ribery’yi eklemeye hazırlanan Real Madrid’in teknik direktör seçiminin Pellegrini olmasını siz de garipsemediniz mi?

Pellegrini çok saygıdeğer bir spor adamı, bu doğru... Bir mühendis, bütün kariyerini tek bir kulüpte geçirmiş efsane bir stoper... Güney Amerika’daki başarılı kariyerinin ardından mütevazı Villarreal’i de 5 yılda, bir La Liga zirve yarışçısı, bir Şampiyonlar Ligi müdavimi haline getirdi, tamam...

Ama Pellegrini’nin teknik adam olarak çalıştığı en kariyerli futbolcu kimdir Allah aşkına? Pires mi? Forlan veya Riquelme mi? Kaç problemli oyuncuyla baş etmek zorunda kalmış olabilir ki aynı anda? Kendisinin 3-4 katı kazanan, daha iyi arabalara binip, daha lüks evlerde oturan kaç oyuncusu olmuştur ki?

Futbol matematik değil, bu sezon sonunda da sonuçlar beni feci biçimde yanıltabilir. Ama bugün eldeki veriler, Pellegrini’nin işinin hiç kolay olmadığını söylüyor. Pellegrini, R.Madrid’in başına 400 milyon harcanan bu çılgın sezon öncesinde değil de, geçen yılın başında geçmiş olsaydı, harikaydı... Ama bugün değil.

Şililiye verecek 2-3 yılınız varsa, 3 maç üst üste kazanamadığında onu rahat bırakabilecekseniz, sizi 2013’te kıtanın en düzenli-disiplinli-başarılı takımı haline getirebilir. Ama dünyanın en çok para kazanan 3 oyuncusundan ikisine o maaşları ödeyen, Ronaldolu/Kakalı bir kulübün size verecek 2-3 yılı değil 2-3 ayı bile olmayabiliyor maalesef.


Vuvuzelalı bir kupa
Futbolsuz geçen yaz günlerinin ilacı Konfederasyon Kupası...

2003’te ev sahibi Fransa aynı zamanda kıta şampiyonu olduğu için bir kontenjan açılmış, dünya ikincisi Almanya katılmak istemeyince Türkiye’ye sürpriz bir bilet çıkmıştı. Turnuvayı Foe’nin hazin kaybı gölgelemiş, ama bizim üçüncü olup madalya takmamız iyi hatıralar bırakmıştı zihnimizde. (Tabii başarı hanemize Tuncay’ın gümüş ayakkabıyı, 4 rakibinin elinden ekstra bir asist yaptığı için almasını da eklemek lazım)

Turnuvanın 2009 versiyonunda ev sahibi G.Afrika, Dünya Şampiyonu İtalya ve 6 kıta galibi var bu kez... Ama bu turnuvaya damga vuran katılımcı 8 takım değil, Afrikalıların durmaksızın çaldığı vuvuzelalar oldu. Bu enteresan alet, tribündekilerin, tv başındakilerin hatta futbolcuların bile konsantrasyonunu darmadağın etmiş durumda. Brezilya karşısında kendisine gelen pası görmeyerek ikinci gole neden olan Amerikalı Beasley bile suçu vuvuzelaya attı: “Hayatımda böyle bir hata yapmadım. Donovan korneri atarken bana seslenmiş ama gürültüden dolayı onu duyamadım” demiş Rangerslı oyuncu...

2010 Dünya Kupası’ndaki 63 maçı bu dayanılmaz gürültü altında izlemek istemeyen Türk sporseverler de FIFA’nın dikkatini çekmek için “banthevuvuzela.blogspot.com” adında bir site kurmuşlar. Blatter, bu sesin “Afrika’nın sesi” olduğunu söylüyor, bence de haksız sayılmaz ama televizyon başındaki Afrikalıların da vuvuzelanın gürültüsünün hangi boyutlara geldiğini fark edeceğini ve bir düzenleme talep edeceklerini düşünüyorum ben.

UĞUR MELEKE / MİLLİYET
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #411 : 23. Haziran 2009, 00:31:21 »
                        KİM SEÇİYOR


 
Galatasaray teknik direktör sorununu çözdükten sonra, sessiz sedasız futbolcu alım satımı işlerini yürütmeye başladı. Benim kafamı karıştıran bir şey var. Bu "Oliveira" denen futbolcu geçen sezonlarda da Galatasaray'ın gündemindeydi. Oldu olmadı lafları bir süre gündeme oturdu. Sonunda pahalı geldi, kaldı. Şimdi gene gündeme oturan Oliveira ha geldi, ha gelecek. Ancak soru şu: Galatasaray'da transferi kim yapıyor? Galatasaray cephesi mi, yoksa Rijkaard mı? Eğer Hollandalı hoca yapıyorsa, geçen yıl o takımda yoktu, yönetim almak için uğraşmıştı. Anlaşılan yönetim kurulu gene transferlerde kendi bildiğini okuyor. Ha unuttum sanmayın, gündemde Kewell'ın vatandaşı Lucas Neill da var. Geçen yıl o da isteniyordu, bu yıl gene ha oldu ha olacaklar arasında ismi geçiyor. İnşallah yanlış düşünüyorumdur.

Alt yapıya saygı
Galatasaray, hazırlık kampına alt yapıdan 6 ya da 8 futbolcu götürecekmiş. İlk karar ikiydi, sonra isimlere zam geldi ve rakam yükseltildi. Burada kim kimi kandırıyor bilemem. Ama görünen şu: Götürülen futbolcular kamp süresince 2-3 hazırlık maçında 10-15 dakika oynayacakmış. Rijkaard kimi beğenirse takıma alacakmış. "Bunlardan bir şey olmaz" derse hepsi geriye gönderilecek, ya satılacak ya da kiralanacakmış. Bu işle ilgili kim varsa, hepsi Galatasaray alt yapısındaki futbolcuların yeteneklerini biliyor. Denemek ne demek! İçlerinden iki üç tanesini seçersin, "Bunlar bu yıl A takım kadrosunda olacak" diye yeni hocaya teslim edersin. Böyle on beş dakikalık maçlarla seçim komedisi yapılmaz.

Lincoln gönderilmeli
Lincoln, Galatasaray'ın başına tam bir bela oldu. Onu çok koruduk. Yerli yersiz övdük. Tribünler bir iki güzel hareketini unutamadığı için her maçta onu yere göğe sığdıramadı. Ama o ne yaptı? Herkesi aldattı. İstediği zaman oynadı, istediği zaman oynamadı. Kar, yağmur çamuru bahane edip "Hastayım, sakatım" dedi, deplasmanlara gitmedi. Yedek kalınca kızıp sahaya çıkmadı. Böyle bir adamın artık takımda yeri yok. En kısa süre içinde gitmeli, hatta hazırlık kampına bile götürülmemeli.

İSMET TONGO / FOTOMAÇ
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #412 : 23. Haziran 2009, 00:32:06 »
HASAN ŞAŞ'IRMIŞ!



 
Gazeteniz Fanatik’te dün çıkan ‘Tamamen Duygusal’ başlıklı haberimizi hatırlayacaksınız. Hasan Şaş 1 milyon Dolar’lık alacağı için mahkemeye başvurmuş. Üstelik ayrılalı 1 ay olmamışken, daha doğrusu formasının teri bile kurumadan... Gerçi son 2 senedir terlediği de tartışılırken. Yazık, bin defa yazık! Kimin dolduruşuna geldin, futbolcu deyimiyle kime sallıyorsun bir de yasal yollardan. Yazık!

Bak Hasan kardeşim, ilk olarak şunu öğrenmelisin ki büyük takımlarda kimsenin alacağı kalmaz. Paranı eninde sonunda alırsın. Peki ya geçmişin ne olacak? Kaldırdığın UEFA Kupası, Süper Kupa ya da mucizevi şampiyonlukta çocuklarına sarılıp gözyaşlarını yağmur gibi akıtan Galatasaray sevgisi... Onlara nasıl sahip çıkacaksın bu yaptığın hareket sonunda? Emeklerini kimse yadsıyamaz, verdiklerini de. Ama o mahkemeye verdiğin kulübün seni idare ettiği günler için ne söyleyeceksin? Uzun süren sakatlıkların sonucu takımını yalnız bırakmana itirazımız yok, saygımız sonsuz futbolun acı sonuçlarına. Peki ya reklam panolarına vurduğun, soyunma odasında camları indirdiğin anlar az mı hasır altı edildi seni kaybetmemek adına. Bak Hasan, istersen takım arkadaşlarından başlayalım; hangisi Galatasaray’dan ayrılınca ne yapmış? Kimler konuşmuş? Ergün’ü mü, Bülent’i mi, ya da Arif’le, Hakan Ünsal mı...Hakan Şükür’ü örnek alıyorsan nafile, evet o da sana benzer konuştu sitemleri yanına alarak, ama anasının ak sütü gibi hak ettiği UEFA kupası sonrası sizler primlerinizi alırken Hakan’ınki ne hikmetse uçuverdi. Ne yaptı Hakan, mahkemeye mi gitti, çenesini mi yordu? Yazık!

Şimdi ne olacak, mahkemeyi büyük bir ihtimal kazanacaksın ve Florya’ya haciz gelecek. Peki sen 11 sene formasını giydiğin takımının hiç mi maçına gitmeyeceksin? Haydi gitmedin diyelim, yolda yürürken hiç mi bir Galatasaraylı ile selamlaşmayacak mısın? O insanlar sana, “Ah Hasancığım Galatasarayımızı mahkemeye vermişsin eline sağlık, tuttuğun altın olsun” mu diyecekler? Anlık öfkeler insanları yanlışa sürükler, umarım bir an önce bu yaptığından vazgeçersin. Aksi halde, yazık Hasan'ım, hem de çok yazık...

YALÇIN DÜMER / FANATİK
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

Necati Atcı

  • Mimar Sinan
  • ******
  • Kayıt Tarihi: Haz 2009
  • İleti: 8123
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #413 : 23. Haziran 2009, 00:35:17 »
Cimri mi, bonkör mü?22/06/09 13:33Gökhan Karataşgokhankaratas@haberturk.com
Galatasaray'ın problem yıldızı Lincoln, kriz çıkarmaya devam ediyor.
Florya'da gelenek bozulmadı.  Bu yıl da yeni sezon Lincoln'süz açıldı.
Oysa yönetim, sadece milli futbolculara "25 Haziran'a kadar izin yapın" demişti. Mazeret bildirmeyen Sambacı, kendine kafa izni verdi.

Sarı-kırmızılı takımın en büyük karın ağrısı durumuna gelen Lincoln, geçen sezonki başarısızlığın baş aktörlerindendi. Ancak 4 yıllık maliyeti 18.5 milyon euro olan '10 numara', talibi çıkmayınca takımda kaldı. Kuşkusuz bu durumdan en çok rahatsız olan yönetimin de eli kolu bağlandı. "Ayrılmıyorum" diyen Lincoln'ü göndermenin bedeli; 5 milyon euro bonservisi çöpe atmak ve bir o kadar tazminatı göze almaktı.

Duygusallığı abartan oyuncu, her biri krize neden olan vukuatları nedeniyle geçen sezon 249 bin euro para ceza ödedi. Başkan Adnan Polat, Lincoln'ün Türkiye'deki ilk sezonunda da bu rakama yakın bir ceza aldığını söyledi. Yani Brezilyalı futbolcunun 2 yıllık keyfi hareketlerinin karşılığı 500 bin euroyu buldu. G.Saray'ın 29 kişilik A takım kadrosunun 19'unun yıllık kazancından daha fazla bir rakam.

Düşünebiliyor musunuz? G.Saray, dünyaca ünlü Hollandalı teknik adam Frank Rijkaard'a sözleşme imzalatarak büyük bir yönetim başarısı gösterdi. Ve o Rijkaard, yeni sezonun ilk çalışmasına takımla birlikte çıktı.
Problem yıldız, ülkesinde tatilini bırakıp gelemedi. Feldkamp, Skibbe ve Bülent Korkmaz'ın ardından Rijkaard'a da 'En büyük benim' mesajını iletti.

Aslın 'kayıp yıldız'a suç bulmak yersiz. İki yıllık daha kapı gibi sözleşmesi var. Takımdan ayrılmak istemiyor, yüksek maliyeti nedeniyle talibi çıkmıyor. Ekonomik kriz dinlemiyor! Yerli oyuncular, maaşlarını 2-3 ay geç alırken, 10'un taksitleri zamanında bankaya yatıyor. İstediği zaman istediiği yere uçuyor, çünkü bilet masraflarını yönetim karşılıyor. Teknik direktörüne 'Beni neden çıkarttın?' diye kafa tutabiliyor. O da biliyor, değeri düşmesin diye kadro dışı bırakılmıyor. Kamplara geç katılıyor, "Cezası neyse öderim" diyor.

Sahi Cassio Lincoln'ü çözebilen var mı?
Ya çok cimri ya da para saçmaktan hoşlanan bir yapısı var.
Gün geliyor, havalimanında sınırı geçen bavullarını geçirmek için ekstra ücret ödemek istemiyor. nankörlük ediyor. Telefon ettikten sonra iş tatlıya bağlanıyor.
Gün geliyor, tatlini uzatmak için günlük 10 bin euro cezayı göze alıyor. 10 günün faturasını ödüyor, sesi de çıkmıyor. Bonkörlüğün kralını yapıyor.

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #414 : 31. Temmuz 2009, 10:47:20 »
Rijkaard’ın tohumları yeşeriyor
31.07.2009
 
İsrail sıcağının göbeğinde, güneş batmadan oynanan bir maç...
İlk golün yendiği bir maç,
Bastıran Galatasaray,
Topu gezdiren Galatasaray,
Golü iki adımdan kaçıran Galatasaray,
Üstelik Elano ve Keita da yok!


Ama ne oldu?
Bu Galatasaray golü yedi!
Neden?

Mustafa Sarp adama kafa vurdurdu da ondan!
Peki nerde defansın uzunları; Gökhan Zan ve Servet.
Onlar kendi adamlarını tutuyor demeyin. Futbolda artık ana tema alan savunması.

Galatasaray defansı iyi konuşlanamıyor.
Önce bunu bilelim ve mutlaka bir Popescu bulalım!
Popescu topu oyuna sokmak için de gerekli...
[/]
   Maccabi Netanya tıfıl bir takım
Galatasaray’ın Maccabi’yi ikinci yarı göçerteceği, olayı farka götüreceği kesin.
Maccabi tıfıl bir takım. Yaş ortalaması 23.5’tan 24
Deneyimleri Kızıldeniz’e kadar!
Ötesi Şam’da kayısı...
Maç öncesi yazımda bunların hepsini söyledim.
Kadroyu bile verdim.
Sadece Aydın’da yanıldım, Barış dedim...
Belli ki Barış ‘topu kullanamadığı için’ makası yemiş!
Aydın’ı beğendim. Rijkaard da beğeniyor ki direkt oynatıyor. Ayıptır söylemesi Aydın da Galatasaray’da Rijkaard’ın oyun tarzına en uygun adam. Eğer güçlenirse yıldız olur.
Geçmiş senelerdeki gibi ‘lay lay lom’ derse ebediyen silinir.
Bunu da söyledim, notlayın bir tarafa!...[/]
[/t]
   Kewell ve Leo Franco
Bu ikili kalite oyuncular.
Kewell futbolcu olmasaymış Einstein olurmuş!
Bu kadar futbol zekası yüksek bir adam daha görmedim.
(Bkz ikinci gol)
Kewell ortayı sağ ayağı ile kesti yine sağ ayağı ile vurdu, gol!
Oysa Kewell solak!
Ama Kewell akıllı. Pozisyonun gereğini yapıyor.
Daha maçın başında da kendine hazırladığı pozisyonla 18 dışından fişekledi...
Mükemmeldi.
Kewell için bir saptamam daha var. Belki gözünüzden kaçmamıştır ama ben bayıldım.
İkinci yarı oyundan çıkacak. İşareti aldı, kenara doğru geliyor. Yerine Keita girecek. Hakem oyunu kesmedi oynattı!
Kewell’ın yerinde kim olsa taç çizgisi kenarında dolanırdı. O asla kaytarmadı ve duran toptan frikik yiyecek olan takımında ters tarafa koşup baraja yardım etti.
Böyle adama can kurban.
Görev anlayışı sonuna kadar!

Kewell golünü da attı alkışı da aldı, takdiri de topladı çıktı.


Kaleci Leo ise bir başka güzellik.
İlk maçı olmasına rağmen
Notumu hemen veriyorum;
1-Gözü hep topta hiç uyumuyor.
2-Kaleden açılıp açıyı kapatıyor ve uzaktan şutları eritiyor.
3-Topu elle oyuna derhal ve iyi sokuyor.
Bunlar bir maçta gördüklerim.
Yediği gol savunma hatası.
Çıksaydı demeyin. O topa çıkılmaz!
   Sabri savunmada kayıp, attığı gol ayıp!
Kızamıyorum da Sabri’nin yeri sağ bek değil!
Durmadan hata yapıyor. Adamını kaçırıyor. Takımını çaresiz bırakıyor. Bereket ciğeri müthiş.
Attığı gol top mermisi...
Galatasaray bu tip golleri atıyor da kaçırıyor da...
Ama işin özü; Galatasaray’ın dün Maccabi karşısında Rijkaard’ın istediklerini fevkalade yapması!
Bir ara öylesine güzel paslaşmalar oldu ki sanırsınız Arda, Sabri, Kewell, Aydın gergef işliyor. Golleri bile dörtlediler.
Hakan Balta ilk golün sahibi. Arkasından Kewell, Sabri ve Baroş...
Maccabi yangınlarda...
   Keita sahnede...
Rijkaard yine doğruyu yaptı.
Kewell ‘la başladı Keita ile değişime gitti.
Aydın’la Barış,
Baroş’la Nonda yer değiştirdi...

Dikkat dikkat! Anons ediyorum.
Rijkaard tohumları ekti yakında bereket var.
Bu Galatasaray ileriye dönük seneleri kurtarıyor...

Yazın bunu bir tarafa...
Daha Elano yok!

Osman Tanburacı

murat baba

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 750
  • Yaş: 48
  • Yer: bruksel
  • turkiyenin gururu tek buyuk
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #415 : 17. Ağustos 2009, 12:45:17 »
Rijkaard’ın tohumları yeşeriyor
31.07.2009
 
İsrail sıcağının göbeğinde, güneş batmadan oynanan bir maç...
İlk golün yendiği bir maç,
Bastıran Galatasaray,
Topu gezdiren Galatasaray,
Golü iki adımdan kaçıran Galatasaray,
Üstelik Elano ve Keita da yok!


Ama ne oldu?
Bu Galatasaray golü yedi!
Neden?

Mustafa Sarp adama kafa vurdurdu da ondan!
Peki nerde defansın uzunları; Gökhan Zan ve Servet.
Onlar kendi adamlarını tutuyor demeyin. Futbolda artık ana tema alan savunması.

Galatasaray defansı iyi konuşlanamıyor.
Önce bunu bilelim ve mutlaka bir Popescu bulalım!
Popescu topu oyuna sokmak için de gerekli...
[/]
   Maccabi Netanya tıfıl bir takım
Galatasaray’ın Maccabi’yi ikinci yarı göçerteceği, olayı farka götüreceği kesin.
Maccabi tıfıl bir takım. Yaş ortalaması 23.5’tan 24
Deneyimleri Kızıldeniz’e kadar!
Ötesi Şam’da kayısı...
Maç öncesi yazımda bunların hepsini söyledim.
Kadroyu bile verdim.
Sadece Aydın’da yanıldım, Barış dedim...
Belli ki Barış ‘topu kullanamadığı için’ makası yemiş!
Aydın’ı beğendim. Rijkaard da beğeniyor ki direkt oynatıyor. Ayıptır söylemesi Aydın da Galatasaray’da Rijkaard’ın oyun tarzına en uygun adam. Eğer güçlenirse yıldız olur.
Geçmiş senelerdeki gibi ‘lay lay lom’ derse ebediyen silinir.
Bunu da söyledim, notlayın bir tarafa!...[/]
[/t]
   Kewell ve Leo Franco
Bu ikili kalite oyuncular.
Kewell futbolcu olmasaymış Einstein olurmuş!
Bu kadar futbol zekası yüksek bir adam daha görmedim.
(Bkz ikinci gol)
Kewell ortayı sağ ayağı ile kesti yine sağ ayağı ile vurdu, gol!
Oysa Kewell solak!
Ama Kewell akıllı. Pozisyonun gereğini yapıyor.
Daha maçın başında da kendine hazırladığı pozisyonla 18 dışından fişekledi...
Mükemmeldi.
Kewell için bir saptamam daha var. Belki gözünüzden kaçmamıştır ama ben bayıldım.
İkinci yarı oyundan çıkacak. İşareti aldı, kenara doğru geliyor. Yerine Keita girecek. Hakem oyunu kesmedi oynattı!
Kewell’ın yerinde kim olsa taç çizgisi kenarında dolanırdı. O asla kaytarmadı ve duran toptan frikik yiyecek olan takımında ters tarafa koşup baraja yardım etti.
Böyle adama can kurban.
Görev anlayışı sonuna kadar!

Kewell golünü da attı alkışı da aldı, takdiri de topladı çıktı.


Kaleci Leo ise bir başka güzellik.
İlk maçı olmasına rağmen
Notumu hemen veriyorum;
1-Gözü hep topta hiç uyumuyor.
2-Kaleden açılıp açıyı kapatıyor ve uzaktan şutları eritiyor.
3-Topu elle oyuna derhal ve iyi sokuyor.
Bunlar bir maçta gördüklerim.
Yediği gol savunma hatası.
Çıksaydı demeyin. O topa çıkılmaz!
   Sabri savunmada kayıp, attığı gol ayıp!
Kızamıyorum da Sabri’nin yeri sağ bek değil!
Durmadan hata yapıyor. Adamını kaçırıyor. Takımını çaresiz bırakıyor. Bereket ciğeri müthiş.
Attığı gol top mermisi...
Galatasaray bu tip golleri atıyor da kaçırıyor da...
Ama işin özü; Galatasaray’ın dün Maccabi karşısında Rijkaard’ın istediklerini fevkalade yapması!
Bir ara öylesine güzel paslaşmalar oldu ki sanırsınız Arda, Sabri, Kewell, Aydın gergef işliyor. Golleri bile dörtlediler.
Hakan Balta ilk golün sahibi. Arkasından Kewell, Sabri ve Baroş...
Maccabi yangınlarda...
   Keita sahnede...
Rijkaard yine doğruyu yaptı.
Kewell ‘la başladı Keita ile değişime gitti.
Aydın’la Barış,
Baroş’la Nonda yer değiştirdi...

Dikkat dikkat! Anons ediyorum.
Rijkaard tohumları ekti yakında bereket var.
Bu Galatasaray ileriye dönük seneleri kurtarıyor...

Yazın bunu bir tarafa...
Daha Elano yok!

Osman Tanburacı
:kupa1: :kupa1: :iyi: :iyi: