İŞTE POLATIN GETİRECEĞİ YILDIZ Galatasaray, Rijkaard gibi bir dünya yıldızını hoca olarak takımın başına getirdi ya... Başladı herkes sağda solda konuşmaya:
'Görün bakın; bu Adnan Polat, şimdi de süper star bir futbolcu alacak!'
Geçen hafta Ankara'da yapılan Futbol Federasyonu Genel Kurulu'nda da konu buydu. Adnan Polat'ı gören soruyordu:
'Hadi başkan. Kim bu dünya yıldızı?'
Hele bir de tebessüm varsa yüzünde ısrar ediyorlardı:
'Başkan, çok mutlusun. Herhalde sen süper star bir futbolcu transferini bitirdin. Hadi bize de söyle!'
Bir iki üç derken... Israrlı sorular sürerken... Adnan Polat sonunda bombayı patlattı:
'Evet getiriyorum. Müthiş bir isim! Dünyada tanımayan yok! Ama adını söylemem. İmkanı yok demem. Kendisine ayıp olur. Çünkü söylemeyeceğime söz verdim. Zorlamayın beni canım!'
Biri 'Bari ülkesini söyleyin' dedi, diğeri 'Santrfor mu, forvet mi? Golcü mü, kaleci mi?' diye ısrar etti.
En sonunda 'Tamam' dedi; meraklı gözlerin bakışları arasında; 'Sıkı durun, söylüyorum. Getireceğim dünya yıldızı Angelina!'
Bir an sustu herkes... Başkan devam etti: 'Tanımadınız mı yoksa? Angelina canım; şu Angelina Jolie var ya; işte o!'
Kimi güldü, kimi küstü!
Gülenlerle başkan da güldü. Küsenlere de; 'Arkadaşlar bir dünya yıldızını getirmek o kadar kolay değil, ayağımız yorganımıza göre uzatacağız... Haaa bu arada Angelina Jolie'yi eşi Brad Pitt'le birlikte ancak Galatasaray'ın bir maçına davetli olarak getirebiliriz o kadar' diye takıldı.
Sahi; Angelina bir maça gelse fena mı!
Dostluğun gücü
Rijkaard geldi ya... Ağzınla kuş tutsan yaranamayacağın doğuştan muhalifler sağda solda başladılar yine: 'Gelir tabi adam kardeşim. Yılda 4 milyon Euro vereceksin, gelmez mi? Koşa koşa gelir!'
Maksat yapılan her işi önemsiz, basit göstermek. Amaç bağcıyı dövmek.
Be kardeşim... Barcelona'da kaç para alıyordu bu adam!
Yıllarca futbol oynamış, Milan gibi bir İtalyan takımında şampiyonluklar yaşamış bu kişi beş parasız geziyordu Amsterdam sokaklarında da balıklama mı daldı 4 milyon Euro'ya! Elbette, alacak parasını. Bedava çalışacak hali yok ya...
Ama gelmesi bir tercihtir...
Onca kendisini isteyen kulübün arasından Galatasaray'ı seçmesi ya da seçtirilmesi de bir yöneticilik becerisidir. Gelişi dostluğun gücüdür öncelikle; bu böyle biline. Paranın gücüyle birlikte diyalog kurarsan, inandırıcı olursan, güven oluşturursan ve doğru zamanda doğru yerde olursan işi bitiriyorsun... Rijkaard'ı ikna eden yönetici Haldun Üstünel de aynen bu taktiği uyguladı... Önce Rijkaard'la dost oldu... Hem de iyi bir dost... Hollanda'ya gitmek Florya'dan Beyoğlu'na gitmek gibi oldu onun için. Bir akşam yemeği için gitti kimi zaman. Bir yönetici, bir teknik direktör ilişkisini da aştılar, ailevi konularu da birbirlerine açtılar. Zaman ilerledikçe 'bu dostluk' her şeyin önüne geçti... Güven Üstünel'le Rijkaard arasındaki en önemli unsurdu... Ve gün geldi 'Hocam seninle İstanbul'da çalışmak istiyoruz..' dedi Üstünel... Rijkaard'a sayısız teklifler geliyordu... İnanılmaz paralar teklif ediliyordu...
Çünkü o bir markaydı...
Ancak inanılmaz derecede mütevazı ve alçak gönüllüydü... Çok fazla düşünmedi ve Üstünel'in teklifine 'Evet' dedi...
Yara para konusu...
Rijkaard 'Kağıt üzerinde yapılan hiçbir şeye önem vermedim... Benim ve sizin duruşunuz önemli... Benim hayatımda para hiç önemli olmadı' deyip işe noktayı koydu... Üstünel'in aylar öncesi hatta bir yıl öncesini bulan dostluğunun mutlu sonla buluşmasıydı...
Onun için kesin şamatayı.
Bağcıyı dövmek yerine üzümün de tadına varın.
Savaş tüccarları!..
Dünyada savaşlar niye bitmez? Neden kan dökülür sürekli yer kürenin herhangi bir köşesinde? Silah tüccarlarının işine gelmez de ondan.
Bizde de var bu tür tüccarlar! Kinden besleniyorlar. Kimi ağzıyla konuşa konuşa yapıyor bunu, kimi kalemiyle.
Başkan Adnan Polat, Ankara'da Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'le kucaklaştı ya... Bu tüccarlar başladı yine:
'Vayyy efendim, nasıl yapar bunu? Yan çiziyor. Dün tezgah var diyordu, bugün sarılıyor. Nasıl adam bu!' Barış işlerine gelmiyor çünkü. Ellerinden malzemeleri alınacak. İyi giden bir işi, dostluğu ne konuşabilirler, ne yazabilirler? Yetiştirilme tarzları bu. Onlara göre küsse, ömür boyu küsecek. Gördüğü her yerde esip, gürleyecek! Polat-Özgener ikilisi karşılaştıkları her yerde gırtlak gırtlağa gelecek! Sorun bakın; gelecek diyeceklerdir size, 'Savaşlar sürmeli' diyen silah tüccarları gibi. Onlar gelsin ki, muhteremler konuşabilsin, yorum yapabilsin, gazetelerinde manşet atabilsin. Neyse, bırakalım bunları bir kenara... Önümüze bakalım. Başkan Polat'la konuştum. Bana 'Yaptığım, söylediğim hiçbir şeyden pişman değilim. Ben bir adım attım, federasyonumuz da bir adım attı. Gerekirse 10 adım atarım. Dostluk kazansın tek dileğim bu' dedi.
Doğrusu da bu değil mi?
Bravo Polat'a, bravo başkanlara...
Yazıklar olsun savaş tamtamlarını bıkmadan usanmadan çalanlara!
Ağlayandan para için forma değiştirenlere
Hasan Şaş'ın Galatasaray'a ilk geldiği günden bugüne kadar yaşadıkları gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Her yönüyle farklı biriydi. Forması için ağlayan futbolcu tipiydi Hasan...
Ne var ki devir değişti.
Para için forma değiştirenler moda şimdi. Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Tugay Kerimoğlu, Ümit Davala, Hagi ve diğerleri... O dönemlerde forma aşkı her şeyin önündeydi. Her şey farklı şimdi. Görüyorsunuz işte bir futbolcu bir hafta önce doğuştan bilmem neyi tutarım diyor, bir hafta sonra doğuştan başka bilmem neyi tutuyor! Hasan, forması için gözyaşı döken neslin son örneklerindendi. Ama 11 yılını verdiği Galatasaray'dan gönderildi. Gönderilmesine bir şey dediği yok. Şekline üzülüyor. Telefonlara dahi çıkmıyor. Morali sıfır, kimseyle konuşmak istemiyor. İsteyen takımlar var onu ama 'Galatasaraylı' olduğu için başka formayı giymek de içinden geçmiyor.
Sen üzülme Karataşlı delikanlı...
Bu da gelir, bu geçer... 3,5, 10, 20 yıl sonra... Sana bugünleri yaşatanları anımsamaz kimse ama... Karataşlı delikanlının Galatasaraylılığı yaşar hala... Tarih gerçekleri yazar, gerçeklerde de Galatasaraylı Hasan Şaş adı sonsuza kadar yaşar.
G.Saray'ın Servet'ı
Bir 'Servet' o... Galatasaray'ın Servet'i. Gerets döneminde Marsilya yana yakıla onu istedi. Gerets gitti Marsilya'dan ama oradaki Servet tutkusu dinmedi. İstiyorlar.
Bıkmadan usanmadan faks çekiyorlar; 'Görüşelim' diye. Uzun süredir takip ediyorlarmış. Sadece futbolunu değil, karakterini, profesyonelliğini, arkadaşlığını, hırsını... Servet'in özelliklerini bir ansiklopedi haline getirmişler neredeyse...
Görüyorum ki gitmesi an meselesi...
Çünkü Servet için servet dökmeye hazır Fransızlar.
Giderse üzülürüm. Ama kendisini adına da sevinirim. Ülkemizi çok iyi temsil edeceğinden eminim.
'Bir gün gidersem kulübüm de para kazanmalı. Benim tarzım bu' der hep. Öyle olacak gibi görünüyor.
9 çocuklu Iğdırlı Kartal'da oturan bir ailenin küçük oğlu, Kartalspor, Göztepe, Denizli, şikebahçe, Sivasspor, Galatasaray derken Fransa kapılarında şimdi.
Azmin zaferi bu değil mi!
Gidersen güle güle Servet... Daha fazla söze ne hacet!
BAHRİ HAVADIR / AKŞAM
www.maraton.com.tr