28. Nisan 2026, 16:00:40

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 120548 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #368 : 13. Şubat 2009, 10:50:37 »

Galatasaray, Galatasaray’dır

‘Galatasaray Türkiye’dir’ yanlış. ‘Galatasaray, Galatasaray’dır!’
Özgün kültürü, eğitim kriterleri...
Çağdaşlığı ve Türkiye’nin sesi...
Dünyadaki...
Hem kültürel hem de sportif sesi...
Vaziyet rakiplerini elbette gerecek...
Normaldir... Genel yapıda var haset.
Arabesk kültürün, yansıyan değerleri...
Koro halinde konser verecek...
Galatasaray mı?
Resitallerini sürdürecek.
Kopenhag, Monaco’da olduğu gibi.
Herkesin farklı yandaşı olduğu gibi.
Galatasaray’da da farklıdır yani...
Koro halindeki konserlere (!) anlayış...
Bel altı vuruşlara, sabır lazım...
Avrupa’da iki kupa kaldırdınız...
Başarıyı yaşadınız ama bilemezsiniz...
Kolay mı yaşayamayanların ıstırabı?
UEFA ve Süper Kupa, kimlerin kaosu?
Hangi renklerin, yıllar süren kabusu?
Bilir misiniz, kolay mı zannedersiniz?
O nedenle gaza gelmeyecek...
Özgün duruşu devam ettireceksiniz....
Galatasaray Türkiye değildir...
Güzel ülkemin, güzel rengidir...
Bu gerçeği saptırmamak...
Koronun da, derdini deşmemek lazım.
Not; Sevgili Süleyman Hurma...
Şöyle bir dön...
Bak Kayserispor tarihine...
Sonra ‘Sakaryaspor nasıl gitti?’ sor.
İstersen bana telefon et sor...
Akçaabat meselesini!
Özhaseki-Gökçek ‘tokasını’
Gül gibi geçinenleri! Anlatayım.
Selçuk Dereli olmasa, ne olurdu?
Onu da Tolunay’a sor...
Dürüsttür Kafkas... Doğruyu söyler...
Sonra konuş... Veya konuşma!

Oğuz DİZER
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #369 : 13. Şubat 2009, 10:51:54 »
Adnan Polat'tan Başkan Polat'a

Galatasaray Başkanı Adnan Polat’ın Divan’da yaptığı konuşma 10 numaraydı. İki konudaki vurgusu çok önemliydi. İlkinde, hakemlerden kendi kulübü adına ayrıcalıklı değil, rakipleri için de hakkaniyet ölçülerinde bir yönetim göstermesini istemesiydi. İkincisi ise, Federasyon ve kurullarına ‘ya düzeltirsiniz ya da gidersiniz’ mesajıydı. Bu bölüm ilk bakışta sert gibi gözükse de, daha önceleri tüm uzlaşma/diyalog yollarını denediği ve uyarma görevini yaptığı için haksız sayılamaz. Sayın Polat, bu duruşuyla Başkan Polat olma yolunda dev bir adım daha atmıştır.

Hakemlerin sorunu formsuzluk değil aslında... Temel sorun, birilerinin her zaman olduğu gibi kendine yontmak için dillendirdiği ‘Hakem futbol oynamış olmalı’ söyleminden de kaynaklanmıyor. Tam tersi, psikolojiden bihaber olmaları sonucunda bunlar geliyor futbolumuzun başına. Elinde adeta ‘satırla’ yatağa giren, rüyalarını bile önüne geleni doğrama sahnelerinin süslediği, hoşgörüden yoksun, bu çarpık düzenin hep kazandırdığı insanlara ‘her konuda’ bilirkişi rolü verilmesinin sancıları biraz da bunlar. Ve öylesine sardılar ki her yanımızı, kafamızı ne yana döndürsek onlarla karşılaşıyoruz. Pek çok alanda olduğun gibi, burada da müthiş bir yanlış yönlendirme/bilgilendirme ile karşı karşıya toplumumuz.

Öncelikli olarak eğiticilerin/yöneticilerin kendilerini geliştirmesi, olmazsa da bizim onları değiştirmemiz gerekiyor. Tepeden aşağıya doğru süratle sirayet eden ‘bu darbe dönemlerini çağrıştıran’ hoşgörüsüzlük ortamı ve güce boyun eğme/tapınma/onu kötü kullanma anlayışından sıyrılmak için, futbolla ilgili her birim ve birey üzerine düşeni yapmalı.

Daha önceki yazılarımda da sık sık belirtmeye çalıştım. İnsanlar maçlarda ve televizyon başında ‘Bakalım hakem bu kez ne gibi densizlikler yapacak’ merakıyla bulunmazlar. Üstelik nereden bulaştı bu ön plana çıkma hastalığı, onu da anlamak ve kabul etmek olanaklı değil. ‘90 dakikayı 22 futbolcuyla tamamlayabilen hakem iyi hakemdir’den, ‘kim daha çok adam atarsa, o iyidir’ anlayışına gelindi! Hani bizde ‘vur deyince öldürmek’ diye bir tabir vardır ya, bunca uyarıdan sonra saha içindeki futbol katillerine hoşgörü gösterilmez umarım!

Ayhan YILMAZ
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #370 : 27. Şubat 2009, 13:28:11 »
HAKAN CAN
Şahane goller şahane sonuç
Böyle şahane sonlanmalıydı. Bu denli mücadele, müthiş pas organizasyonları üstüne üç de güzel gol atıp Avrupa dışında kalınmamalıydı. Baros'un, Lincoln'ün, Arda'nın, Ayhan'ın ve Barış'ın olağanüstü mücadelesi karşılığını bulmalıydı. Buldu, şahane de oldu.
Dondurucu soğukta daha 6. saniyede herkesin kanı çekildi. Meira'nın ıskası skor üstünlüğünü Fransızlar'a getirdi. Meira'nın oyunu başlatması güzel olmasına güzel de, defansta oynayan bir futbolcunun öncelikli görevi gol yedirtmemek değil mi?
En doğru kadro ve dizilişle sahaya çıkan Galatasaray'ı sanki şans da tamamen terk etmişti. Fransızlar'ın bir ters vuruşu direkten geldi, bir penaltı verilmedi, orta sahada ülkenin en formda olan oyuncularından biri olan Mehmet Topal da 18. dakikada sakatlanarak oyunu terk etti. Önde basan, çabuk oynayan Galatasaray kombine bir atağın ardından Arda ile golü buldu, herkes soyunma odasına 1-1 gitmek ne güzel oldu diye düşünürken, Hagi kadar büyük ve o kadar usta olduğuna inandığım Kewell'ın vuruşu muhteşemdi. 
Bülent Korkmaz'ın Ayhan'dan sonraki kaptanı Arda da belli ki uyarıyı almıştı: "Vur Arda, gol bölgesine koş Arda." Üçüncü gol de yapılış ve hazırlanış açısından sanki bir resitaldi. Bütün gollerden daha güzeli 60 ve 70. dakikalar arasındaki futbol gösterisiydi. Önde basıp kazanılan toplar, tek paslar, ikiye birler, boşa çıkıp top istemeler, dikine oyun ve çerçeveyi tutan şutlar gol getirmedi. Belki gol getirmedi ama tüm futbolseverlere büyük keyif verdi. 
Ama ya sonrası? Defanstaki acemilik fırtınası. Değil Bülent Korkmaz, Mourinho olsa kişisel hatalara kimse bir şey yapamaz. İki ucuz gol daha yendi. İlkinde Bordeaux 2 kişiyle 5 kişiye karşı hücum etti, onlar atağa çıkarken Emre ve Meira'nın geri geri kaçması, alan daraltmaması golü yedirdi. İkincisini 4 gün önce görmüştük. Kocaeli maçında perdeyi benzer bir şekilde açan De Sanctis, İtalya Milli Takımı'nın kalesinde nasıl oynuyor bilmem ama Galatasaray kalesini koruyamıyor. Kalitesine yakışmayan bir gol daha yedi. Defans hatalarından ne kadar bahsetsek de her kriz anında sorumluluk alan, final maçlarında yıldız gibi parlayan Emre'nin çabası, katkısı göz ardı edilmemeli. İspanya maçında Gökhan Zan'ın yanında onu görsem şaşırmam.
Bayram yerinden, gerilim ve umutsuzluk yüklü bir stadyum haline dönen Ali Sami Yen'de şenlik tekrar ve bu kez taraftarın yine 4 gün önce aforoz ettiği Sabri'nin ayağından çıkan güzel vuruşla geldi. Sabri bu golle yalnız kendini değil, Meria'yı, De Sanctis'i, belki yöneticilerini dahi kurtardı.
Soğukkanlılıkla, doğru taktik ve dizilişle, teknik ekibiyle diyalog halinde, zaferle başlayan Bülent Korkmaz, Meira ve Emre'nin, ya da defansın ortasında oynayan ikilinin kendisinin yıllarca yaptığı gibi rakibe top geldiği anda basmasını sağlayabilirse sorun kalmaz. Herhangi bir Fransız temsilcisini enayice yenen üç gole rağmen eleyebilen bir takım her şeyi başarabilir. Ancak 5 günde birisi ligin son sırasında olan 2 takımdan 6'sı komik, toplam 8 gol yiyen bir takımın herhangi bir kupayı kaldırabilmesi hayal değil, mucizedir.
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #371 : 27. Şubat 2009, 13:30:09 »
CAN ÇOBANOĞLU

Işıl ışıl

Şokla başladık, inanılmaz bir golü rekor olacak saniyede yedik. Ağır Meira berbat hata ile golü yedirdiğinde Sami Yen’in gür sesi tribünler, inandığını gösterdi öncelikle futbolculara, sonra sahadaki Aslanlar onlara uydu, çabuk toparlandılar.
Bülent hoca, takımın üstüyle başıyla fazla oynamamıştı dün gece. Doğru adamları doğru yerde macera aramadan kullanmıştı. Olmayan Servet’in yerine tek soru işareti vardı. O da ağır Meira’nın çabuk Fransızlar’a karşı ne yapacağı idi.
Oyundan düşmeyince, maça inanınca bu işin olacağını bir kere inanmıştı futbolcular. Sahadaki görüntüleri bize bunu söyletti. Ayhan arı gibi çalıştı, Barış kendini aştı. Arda ustalığa adım attı, Baros kim bilir kaç kilometre yaptı. Önce orta sahayı doğru yere taşıdık, geriden öne doğru çıkardık. Böylelikle dönen topları toplamaya başladık. Rakibe üstünlüğümüzü kabul ettirmeye de bu şekilde başladık. Fransızlar’ın bulduğu golden sonra oyunu rölantiye almak istemeleri de işimize geldi.
O ana kadar işlemeyen Hakan Balta ve Sabri bindirmeleri yavaş yavaş ortaya çıktı. Lincoln kendinden bekleneni yavaş yavaş göstermeye başladı. Omuzu çıkan Topal’ın yerine giren Kewell ise iğne gibi Fransızlar’ın göbeğine basmaya başladı. Herkesin istediği, kafasında olan devrenin en az bir golle bitmesiydi. 42’de Arda’nın golü Laurent Blanc’ın planını da bozdu. Galip gelmek mecrubiyetinde olan Cim Bom’un üzerine geleceğini hesap ederek maça başlayan Fransız, şimdi gol atmaya mecbur hale gelmişti. Artık geride açık verme sırası ondaydı. Defansa çoğalarak çabuk bastıkları ve bize pozisyon vermedikleri dakikalar geride kalmıştı. Bir anlık Kewell şaşkınlığı ve Avusturalyalı ile gelen jeneriklik gol yüreklere sus serptti.
Lincoln-Arda pas resitali ile gelen 3. golden sonra yorulduk, bir ufak değişiklik gerekliydi. Allah’tan Sabri yetişti, skoru değiştirdi ve Cim Bom, Avrupa neonlarına yine ışıl ışıl ismini yazdırdı.
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #372 : 27. Şubat 2009, 13:32:20 »
Unutulmaz tur

Bir haftadır herkes bu maçı konuşuyor, bu maçı bekliyordu. Ve gene herkes, kesin bir kazanma ümidi içersindeydi... Ancak, hiç umulmadık bir anda herkesi yıkan bir olay yaşandı. Başlama vuruşu yapıldıktan birkaç saniye son Bellion, Meira'nın tarihe geçecek hatası ile 10. saniyede golü attı. Bu gol herkesi yıktı. Ancak yıkılmayan tek kişi, çiçeği burnundaki teknik direktör Bülent Korkmaz'dı. Saha kenarına koştu, futbolculara bağırdı, çağırdı, "Canlanın, aldırmayın, saldırın" diye kıyameti kopardı. Bu onun klasik yaşam şekliydi. Golden sonra Galatasaray'da haklı olarak bir çöküntü yaşanmaya başlandı. Bordeaux topu kenarlara yayıp Galatasaray defansını geçmeye çalıştı. Ancak golde hatası olan Sanctis üç önemli kurtarış yaparken, 16. dakika bizlere "Eyvah" dedirten zamandı. Mehmet Topal'ın sakatlanıp çıkması, sessizliğin sebebi oldu. Yerine Kewell alındı. Bu arada Bordoeux direklerinden dönen bir top ise büyük şansızlıktı. 35. dakikadan sonra Galatasaray'ın oyunda baskısı artmaya başladı. Hiç umulmadık bir anda Arda'nın 18 dışından vurduğu top, tıngır mıngır yuvarlanıp gol olurken Arda galibiyet müjdesini veriyordu.

Kewell, Hagi gibiydi
Tribünlerin çılgınca desteği devam ederken Kewell adeta Hagi olmuş, onun gibi topa vurup, doksandan topu ağlara yolluyordu. Gol gerçekten muhteşem bir şutla geliyordu. Kurtulması da mümkün değildi. Kısacası 10. saniyede atılan gole karşılık iki dakikada atılan iki gol tur için yeşil işik yakıyordu... Galatasaray ikinci yarıya dikkatli, Fransızlar ise belki bir gol atarız ümidiyle başladı. İlk on beş dakika Bordeaux'nun baskısı, Galatasaray'a sıkıntılı anlar yaşattı. Ancak 60. dakikadan sonra Galatasaray'a sanki bir sihirli değnek dokundu ve aslan fırtına gibi oynamaya başladı. Arda'muhteşem oyunu görülmeye değirdi. Hele attığı üçüncü gol onu Avrupa yolcusu yapacak kadar süperdi. Bu golden sonra, Lincoln ve Baros bir şeyler yapmak için çok çalıştı. Ama kaçırılan fırsatlar Fransızlar için ikramiye gibi geliyordu. Nitekim, Bordeax'lu futbolcular Galatasaray defansına yüklenince iki gol birden attılar. Ortalık matem yeri gibi oldu. Ancak Sabri'nin süper golü skoru 4-3 yaparken turu atlayan Galatasaray oluyordu

İSMET TONGO
« Son Düzenleme: 27. Şubat 2009, 13:41:39 Gönderen: AmasyaUA »
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #373 : 27. Şubat 2009, 13:34:21 »
OĞUZ DİZER

Korkmaz farkı

Buz gibi İstanbul gününü, ıskasıyla ‘buz gibi gece’ etti Meira. Tribün coşkusu ve Korkmaz motivasyonu ısıtmıştı oysa. Henüz 11. saniyede yapmayacaktı. Yaptı! 1 gol geriden başlandı ve ayaza aldırmayanlar, dondu kaldı. Taraftarlar ve Sarı-Kırmızılı futbolcular, bir süre bocaladı tabii. Bu hale ilk isyan tribünden geldi. Sessiz ölümü yenme adına, ne müthiş dayanışma ve direnç, elbette isyandı bu. Yaşanana ‘taraftar baskısı’ denemez, ‘katkısı’ denir. Tamamı sahadaydı ve ileri ittiler takımı. Böylesi motivasyonun anahtarı, Korkmaz farkı. Kaptanlarına güveniyor, takımlarıyla beraber oynuyorlar. Ehhh, bu inanca sporcular da katıldılar ve önce iyi futbol olmasa da, mücadele yönlerini kattılar. En büyük eksik de buydu bence. Şimdi hata yapan, ama düzeltmek için de yırtınanlar var sahada. Düzlük-çarçop olsa da, pozisyonlar yakalanıyor. İlk Meira’lığı, Diawara yaptı direkten döndü. Fransızlar’ın direğinden! Sonra yine ileri... Ya önde ya da arkada yakalananlar ve olması gereken yerde bulunamayanlar. Ama rakibi hataya zorlayanlar da yine bunlar. Tribün ve saha senkronu nasıl olurmuş? Doya doya soluyorum.

Tribün hali, buz tutmuşlara ‘sıcak ballı süt’ etkisiyle şifa olurken, Fransızları da haşladı sandık. Haşlanmamışlar meğer! Önce Arda, sonra Kewell’la 2-1 öndeydik ilk devre. Lincoln ve Arda’nın mükemmel alışverişi 3-1 yaptık ve coştuk. Taraftar yerinde dursa da, Hamburg’a gidenler olunca... Eksildik! Eeee affeder mi Fransızlar, 3-3’e geldik. Göbek kaçığıdır derdimiz!
Tribündeki inanç geldi ve tamamen sahaya yerleşti. Ne göbekte kaldı, ne de başka yerde delik var şimdi. Tek hedef Bordo kalesi. İnançla, sabırla gittiler ve Sabri’yle ‘Majino’ hattını deldiler. 4-3’le elediler. Helal olsun. Bu turun adı da, Korkmaz farkı olsun.
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #374 : 27. Şubat 2009, 13:36:24 »
TUNÇ KAYACI

Şok şok şok!


Galatasaray şoku seviyor! Kocaeli maçında taraftarını şok eden Cim Bom, dünkü maça da şok bir golle başladı. Avrupa Kupaları’nın en erken gollerinden birini yedik. Belki çok moral bozan bir goldü ama 0-0 giden maçın son dakikasında yemekten daha iyiydi. Nitekim 20’den sonra Bordeaux karşısında dengeyi kurduk. Gözüken tek sorun hücumda çoğalamamaktı... Kaderin cilvesine bakın! Mehmet Topal’ın sakatlığı zorunlu değişiklik getirdi, Kewell girdi. Sorun da kendiliğinden çözüldü. Aslında ilk 45 dakikada beklenti soyunma odasına 1-1 gitmekti. Beklentiden de fazlası oldu, önce Arda sonra da Kewell’ın nefis golleri geldi, yüzler güldü.

İkinci yarının sıkıntılı geçeceği belliydi. Fransızlar golleri yedikten sonra dağıldı ve Aslan 3. pençeyi de Galatasaray’ın en üretken ismi Arda ile vurdu. Artık iş bitti dediğimiz, keyif yapmaya niyetlendiğimiz anlardı.
Ama dedik ya Galatasaray şoku seviyor, tribünlere rahat vermiyor!
Birbirinden basit ve Galatasaray takımına yakışmayacak kaleci ile savunma hataları sayesinde önce ikinci, sonra da üçüncü Bordeaux golleri geldi. Onlar atmadı, biz yedik.
Fakat pes etmedi Aslan, istedi her an... Giden, gelen ve sonra bir kez daha elimizden kaymak üzere olan tur biletini belki de bileti kesilmek üzere olan Sabri getirdi!
Bir hatırlatma; 2000 macerası da böyle kriz dolu maçlarla doluydu!
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #375 : 27. Şubat 2009, 13:38:49 »
YALÇIN DÜMER

Hoşgeldiniz...

Bülent Korkmaz’la yeni bir heyecan. İstanbul buz ve ıslak. Gece çetin, buna rağmen kapalı gişe. Volüm maksimumda; 11 saniyede yenen gole rağmen susmayan taraftar. Anlayamadık, kal geldi hepimize Meria’dan tabii. Fransa’da kazandığımız avantaj gitti mi çöpe? Bir de Mehmet Topal’ın erken vedası tuz biberdi yaşanan şanssızlıklara...
Oysa, şekli şemalindeydi yeni patronun oyun planı. Kimsenin itirazı olamazdı görev verdiği kramponların adreslerine. Mehmet’in çıkışla skora da bakıp, tüm riskleri aldı ve Kewell’ı sürdü. Ayhan’ın canı çıkacaktı, duble görev yapacaktı ama, olsun başka çare yoktu. Kimse bana bu ‘kaderimin oyunu’ notalarına kapılmadı. Başta taraftar olmak üzere, Bülent hoca ve sahnedekilerin  maçı bırakmaya niyeti yoktu. Şuurlu bindirmeler, kurulan baskı olumlu sinyallerdi. Ve önce Arda geçirdi meşin yuvarlağı çözülmesi imkansız labirentten. Sonrasında şiir matinesi başladı Sami Yen’de... Kürsüde Kewell vardı; Fransız Sokağı’nın vatandaşları da hayranlıkla izliyordu bu dizeleri. Hangisini sayalım Şef Lincoln’ün iyi günlerini gördük fakat bu kadar koştuğunu hiç görmemiştik. Ve Arda... O ne performans yarabbi. İnanılmazdı. Neyi varsa gösterdi Schengen
pasaportlulara. Hele Lincoln’ün davetiyesine kayıtsız kalmadı. İki farkı yakaladıktan sonra bitap düşen temsilcimiz arkaya arkaya öyle goller yedi ki, anlayana aşkolsun. Hayır olamazdı. Rüya bu, yok yok kabus! Ecel dakikaları. Ve Sabri’nin çığlıklarla gökyüzünü öpüştüren vuruşu...

Bülent Korkmaz’la başladık onla bitirelim. Muhteşem bir galibiyetle siftah yaptın. Dün gece görüldü ki, fragman olumlu duyurulur. Hoşgeldin Galatasaray ve tekrar hoşgeldin hocam...
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #376 : 27. Şubat 2009, 13:45:41 »
Hoş geldin kaptan

Önce seyirci.. Bu maçın en baş kahramanı, eksi dört dereceye rağmen tribünleri tıklım tıklım dolduran Galatasaray taraftarıdır. Küfretmeden, oraya buraya sataşmadan, modern bir seyircide olması gerektiği gibi takımına sahip çıkan, takımın elleri ayakları dolaştığı anlarda inancını ve güveni kaybetmeyen seyirci on numara alkışı hak ediyor. Bülent Korkmaz'ın, büyük kaptanın sahanın kenarında takımın başında görmek bile başlı başına bu maça gelmek için nedendi. Efsanelerin kolay olmadığı, futbolu sevenlerin büyük oyuncuları unutmadığının en önemli kanıtı bu maçtır. Bülent'e muazzam bir kredi vardı. Ve ilk yarı bitip de skorborda 2-1'lik galibiyet yazıldığında bu kredi katlanarak arttı. Çünkü şok bir golle başladı maç. Bilmiyorum ama belki de Avrupa kupalarının en erken golüydü bu. Daha ne olduk demeden, Bülent'in takımı nasıldır diye inceleme fırsatı bulamadan, hatta on birler üzerine yorum bile yapamadan gelen gol tüm dengeleri değiştirdi.

Bir saatlik resital
Galatasaray takımı adeta kalp krizi geçirdi... Yaklaşık yarım saat sahada sarı-kırmızılı forma giymiş ruhlar dolaştı. Üstelik rakip Bordeaux, futbolun en üst limitlerindeki sertliğe başvurarak Ali Sami Yen'in cehenneme dönüşmemesi için uğraştı. Ama nafile... Ve Arda ile gelen beraberlik golü Mecidiyeköy aslanlarını şahlandırdı. Altmış dakikalık bir resital başladı. Ekselansları Kewell, futbol sahalarında uzun zaman unutulmayacak bir golle "Merhaba 2000 ruhu" konserinde şeflik yaptı. 2000 ruhunun en destansı kahramanı saha kenarındaydı.. Hemen her pozisyonu oyuncularıyla yaşayan, her pozisyon sonrasında onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyen ve sürekli alkış ve moral desteğiyle onlara güç katan bir efsane... Soğuk nevale Alman'dan sonra sımsıcak bir saha kenarı vardı. Hoş geldin kaptan, daha çok yolun var...

ŞÜKRÜ KAMBER
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #377 : 27. Şubat 2009, 13:46:33 »
Futbolun adaleti

Yönetimin Skibbe'yi gönderip takımı evlat Korkmaz'a teslim etmesi belli ki havayı değiştirmiş. En azından üzerindeki ölü toprağını atmasa da kaldırmış. Elbette Bülent hocanın elinde sihirli değnek yok, üstelik o değneğini boyacı küpüne batırıp bir anda her şeyi değiştiremeyecek ama inanıyorum ki hırsı, isteği ve özündeki G.Saraylılık ruhu kesinlikle yolunu açacak. Ali Sami Yen'deki hiçbir maçı kaçırmamaya gayret ederim. Özellikle de maç öncesi takımların ısınma sürecini iyi takip ederim. Futbolcunun istekliliği-isteksizliği, formu-formsuzluğu inanın ayna gibi yansır. Ali Sami Yen'de dün gece maç öncesi inanılmaz görüntüler vardı. Yüzler gülüyordu, Kocaeli maçı yıkıntısının en ufak izi bile kalmamıştı. Alıştırma şutları ağları bombalıyordu. Kızgın boğa gibiydiler. İşte orada buz gibi havada içimi sıcak bir duygu kapladı. 'Bu iş bitti oğlum Zafer artık Hamburg düşünsün' demiştim içimden.

2. yarıda da fırtına gibi
Maç başladı, ne olduğunu anlayamadan stat bir anda buz kesti. 11. saniyede Meira'nın ıskasında Bellion, Sanctis'i de avlayınca kâbus çöktü üstümüze. Kewell'ın oyuna girmesi kader anıydı adeta. G.Saray oyuna küsmedi, hep ayağa paslar, Lincoln, Baros ve Kewell'a taşınan toplar... Ama ceza sahası içinde bir türlü son vuruş olmuyordu. Devre biterken Arda mucize bir gol attı. Ardından Kewell'ın jeneriklik inanılmaz füzesi G.Saray'ı öne geçirdi. G.Saray ikinci yarıya da fırtına gibi başladı. Arda ile gelen 3. gol Ali Sami Yen'i ayağa kaldırmıştı. Lincoln öyle bir gol kaçırdı ki kendisi de şaşırdı. Bu gol olsa Bordeaux o saniye yani 60'larda havlu atacaktı. Defansta inanılmaz hatalar yaptık. Futbolun adaleti, topun canı varsa tur G.Saray'ın olmalıydı. 90'da Sabri enfes golü ile Bordeaux'yu kupa dışına bıraktı. Adalet yerini bulmuş G.Saray Avrupa'da yeni bir tarih daha yazıyordu.

ZAFER ERTEM
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #378 : 27. Şubat 2009, 13:48:18 »
İşte büyüklük

55'ten sonrası ile başlamak isterim aslında. Aslında sarı-kırmızılı ekibin 'Eh be kardeşim budur işte!' dediğimiz anlarından. Bir ara Lincoln, Ayhan, Arda, Baros arasında mekik dokudu top hatırlayın. Hatırlayın o top maçı izleyenlere; 'İşte futbol budur! Biz bunu özlüyorduk!' dedirtmedi mi? Galatasaray'ın sihri burada saklıydı işte. Sakatlık kötü şey tabii ki ama Mehmet Topal'ın çıkışından sonra Meira ilk saniyelerdeki talihsizliği kırmak ve defans önündeki arkadaşının eksikliğini hissettirmemek için iki kez daha fazla çalışmadı mı? Lincoln'ü bu kadar sorumlu, bu kadar ağırbaşlı, bu kadar işlevsel, bu kadar ince, bu kadar olumlu gördünüz mü? Abarttım mı? Tamam bu kadar hata yapılmazdı, defans bu kadar kendini bilmez buluşmalar (çarpışmalar) yapmamalıydı, doğru. Ama bundan başka daha birçok doğrusu vardı Galatasaray'ın. Sorun bu doğruları bulmakta ve çoğaltmaktaydı işte. Kewell'in örümceklerin hatırını soran şutu, (ağların üzerindeki suyun düşüşünü gördünüz mü?) Arda'nın Lincoln icadı o çizgi güzelliğine dokunuşu... Dün gece doyumsuz bir Galatasaray vardı sahada. İyi motive edilmiş, titiz olmanın gergin olmak demek olmadığı bir yüklemeyle çıkmışlardı sahaya. Bülent Korkmaz'ın maçtan önceki açıklamasına gidiyorum; 'Bu maçı alır bir iki takviyeyle kupayı havaya kaldırırız!' Gaza gelmiş olabilir mi? Belki... Ne yaptığını biliyor mu? Kesinlikle... Böyle bir maçta Servet ve genç Emre'den yoksun çıkıp bütün defansif handikaplarına karşın bu ekibi rakibi karşısında hem defansta sağlam hem gol yollarında usta vuruşlarla futbol oynatmayı becermek, 'belki' sözcüğünü anlamsız da kılmıyor değil.

Arda'nın önemi
Defansta dikkatli, orta sahada alan daraltarak, ileride de boş alanları iyi değerlendirip şut atmalıydı Galatasaray. Biraz defansta sıkıntı yaşadılar. Ama orta sahada özellikle Ayhan ve Barış sonra Arda, Lincoln ve Kewell... Arda için bir iki söz etmek isterim; ne kadar sorumluluk yüklenirse o kadar büyüyor farkında mısınız? İşte onlara eşlik eden bir başka büyüklük var sahada, Galatasaray büyüklüğü. En zor zamanlarda diri durabilme büyüklüğü!

HAKAN DİLEK
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #379 : 27. Şubat 2009, 13:49:25 »
Kadıköy göründü

Galatasaray, yeni teknik direktörüyle yeni bir sayfa açtı... Bordeaux maçında Bülent Korkmaz'ın işi gerçekten zordu. Bana göre bir enkaz devraldı. Bütün yıl boyunca iyi çalıştırılmayan bir takımın başına geçti. Bülent hoca bu işi yapar mı, yapamaz mı onu zaman gösterecek. Sadece ona bir şans verilmeliydi ki verildi. Yönetim ve taraftar da ona sahip çıkarak desteklemeli. Galatasaray'ı çalıştırmak hiç kolay değil. Bülent hoca da bunun bilincinde olmalı. Elinde iyi bir kadro var. Bunu en iyi şekilde değerlendirmeli. Bizler de Bülent hocanın bu işi iyi yapıp yapamayacağını zamanla göreceğiz ve ona göre eleştirilerimizi yapacağız. Maça gelince... Golsüz karşılaşmanın rövanşı her zaman zor olur. Nitekim Bordeaux karşılaşmanın daha birinci dakikası dolmadan golü bulunca stat dondu kaldı. Bu golde Meira'nın ıskası da gözlerden kaçmadı.

Boğaz Köprüsü'ne yaklaştılar
Ancak futbolcular bu defa inançlıydı. Golü erken yemelerine rağmen erken toparlandılar ve kazanmak için bütün enerjilerini ortaya koyarak mücadeleyi bırakmadılar. Arda'nın son haftalardaki suskunluğuna son veren şık golü sarı-kırmızılı takıma adeta doping oldu. İlk yarının sonlarına doğru Kewell da bizlere Hagi'yi hatırlatan nefis golü atınca bu yarı G.Saray'ın istediği skorla bitmiş oldu. İkinci devreye de fırtına gibi başlayan sarıkırmızılılar, Lincoln'ün asisti ile kale önünde topa çok akıllı vuran Arda ile farkı ikiye çıkardı. Ancak defanstaki bireysel hata hastalığı devam edince Bordeaux bunları affetmeyip peş peşe iki gol bularak durumu eşitledi. Ama bu defa inanç vardı; ya Kadıköy'e gidilecek ya da Kadıköy'e gidilecekti. Başka yol yoktu. Futbolcular da gerekeni yaptı. Yılmadılar ve maçın son dakikasında Sabri'nin golü ile Boğaz Köprüsü'ne yaklaştılar. Bundan sonra hedef belli. Artık zor zamanda geçilen bu tur UEFA'da finale kadar gider inşallah.
YAŞAR YALÇIN
keweel - arda - elano- baroş- keita

Dawson_Gs

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Ara 2008
  • İleti: 2223
  • Yaş: 14
  • Yer: Izmir
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #380 : 27. Şubat 2009, 13:57:54 »
Bordeaux'ya hüsran bize UEFA yolları

İlk yarı iki şok gol var. Başlarken ve biterken...

Arada bir de Arda'nın golü var ki yediğimize nazire!...

Ben böyle maç görmedim, umarım kimse de görmemiştir.

Daha dakika dolmadan, 30'de Meira ıska geçti... Bir futbolcu talkımına bunu yapamaz! Maç başlıyor 1-0'a tur atlıyorsunuz ama daha dakika dolmadan neredeyse kendi kalenize atıyorsunuz. De Sanctis de açılmasa belki gol olmayacak!

İnanmak mümkün değil.

İçimizdeki İrlandalılar hariç, Türkiye bu golle buz gibi havada bir de soğuk duş yaptı!

Yazık!...

Bülent Kaptan'a da bu yapılmaz!

Koca Kaptan ilk maçına çıkıyor daha ilk saniyelerde ihanete uğruyor, oynarken böyle kelek görmedi, hoca oldu beyninden vurulmuşa döndü! Ama yıkılmadı, takımını devamlı alkışladı, moral verdi, takımı kenardan adeta gole itti.

Bordeaux ger,iye yaslandı, tipik oyununa yattı.

Galatasaray bastırdı, bir topu direkten döndü. 35'den sonra pozisyonları çoğalttı, 42'de Arda iğne deliğinden geçirdi. Goool...

Dakika 45, durum 1-1; Kewell muhteşem ötesi vurdu... Hem de 30 metre var. Çaprazdan...

Top doksana sıkışmadıysa top yağlıdır mutlaka...

Breh, breh, breh... Ne gol ama...

Bravo Kewell ama bir kaleciye de bu yapılmaz!

Ye cezayı UEFA'dan da aklın başına gelsin. Centilmenliğe aykırı davranıştan ister misiniz Kewell'a üç maç ceza versinler!

Böyle gol mü atılır be birader. Vallahi Kewell topu ta köşeye Edisonladı!

Devreyi 2-1 önde bitirdik.

İkinci yarı Galatasaray coştu...

Barış takımın dinamosu, Arda paşa Bordeaux tel maşa!...

Muhteşem bir futbol, mükemmel goller...

Arda'yla 3-1 öne geçiş...

Arkasından şok goller ve 3-3 ama bu maçı Galatasaray'ın elinden almak çok güç.

Ve Sabri'nin füzesi Bordeaux dörtlendi, takım Hamburg biletini kaptı.

Galatasaray ve Kaptan Bülent yine UEFA yolunda...

Teşekkürler çocuklar...

Sana da teşekkürler Skibbe...

Bordeaux'dan 0-0'la döndüğün için.

Osman Tanburaci
En buyuk Asktir Galatasaray

Dawson_Gs

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Ara 2008
  • İleti: 2223
  • Yaş: 14
  • Yer: Izmir
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #381 : 27. Şubat 2009, 17:12:46 »
Skibbe'nin 0-0'ı Bülent'i yordu

Tuhaf bir âlem şu futbol piyasası. Bordeaux'daki maçtan sonra, Skibbe'nin kendini kurtarma kaygısıyla hareket ettiğinden, şahsi tedirginliğinin takıma yansıdığından bahsetmiştim. Boşuna değilmiş, hakikaten bir maç sonra kovuldu.
Şimdi o maçı Galatasaray'ı övmek için kullananlara sormak lazım, Skibbe'nin gelecek kaygısı, başarısızlık ihtimalinin verdiği özgüven kaybı takıma, daha doğrusu takımın oyununa ve potansiyeline hiç yansımadı, diyebilir miyiz? Onu bırakın, o 0-0, sonunda Galatasaray'ın başına bela omadı mı?

Son dakikalarda Sabri'nin o istisnai golü gelmese, tam da dediğim gibi, iki takım arasında bozulmayan denklik, sırf deplasman golü münasebetiyle Bordeaux lehine tescil edilecekti. Tahmin ediyorum, her Galatasaraylı 3-1'den sonra gelinen noktada, Sabri'nin müthiş golüne kadar o sıkıntıyı yaşadı, o kâbusu gördü.

Bu karşılaşmanın bize gösterdiği bazı şeyler var. Bordeaux'daki maçta Galatasaray'ın potansiyelinin üstünü değil, hayli altını gördük. Bunda ısrarcıyım, sebebi de Skibbe'nin, meğer haklı olarak, şahsi kaygılarıydı. Galatasaray'ın nelere kâdir bir takım olduğunu, İstanbul'da, 7. saniyede golü yedikten sonra gördük. İlk maçla birlikte, her şey Bordeaux'nun lehineydi ve bunu ancak büyük oyunculardan kurulu bir takım bozabilirdi. Zira acemi baskınına çıkılacak diye ikinciyi, üçüncüyü yemek işten değildi ve çok aman aman olmasa da, Bordeaux tam da bunu yapabilecek güçte ve tipte bir takımdı. Öte yandan, skor avantajını iki golle elinde tutan Bordeaux'yu da sıradan oyuncularla alt etmek, hiç kuşkunuz olmasın, mümkün olamazdı. Galatasaray başta Arda'nın müthiş performansıyla, potansiyelini sahaya yansıttı ve bu keyfi yaşattı bize.
Ama bu kıymetli galibiyeti yine büsbütün bir bilinçsizlikle algılamamakta fayda var. Bülent Korkmaz da risk almadan, hatta Skibbe'den bile temkinli bir dizilişle başladı – hem Kewell, hem Nonda kenardaydı. Önceki yazımda Galatasaray'ın maça böyle başlayacağını, golü yedikten sonra açılacağını yazmıştım. Dolayısıyla, yenecek golün dakikası çok önemliydi çünkü iki gole ihtiyaç duyulacaktı. Yani birinci dakikada golü yemenin ciddi bir avantaj olduğu kabul edilebilir. Mehmet Topal da erken vakitte sakatlanınca, Korkmaz Galatasaray'ın ikinci golünü "atacak" Kewell'ı oyuna sokmak zorunda kaldı. Biraz şartlar onu o yola zorla götürdü yani.

3-1'den sonrasını övmek ise iyice zor; kendi evinde bu üstünlüğü kurmuş ve rakibi sindirmişken yenen goller teknik yönetimin acemliğinden başka şeyle açıklanamaz herhalde. İki gol birden yenmesi ve turun yeniden sahada "ezilmekte" olan Bordeaux'nun eline geçmesi iyi bir takımın ne kadar kötü kontrol edildiğini gösteriyor. Genç yabancı hocalara "stajyer"liği çok yakıştıran medyamızın Bülent'i bir kahraman olarak tanıtacağından şüphem yok ama onun da yaptığı Skibbe'den farklı değil: Galatasaray'ın başı sıkıştığında hep başvurulan, Lincoln, Kewell, Arda, Baros ve Nonda'dan oluşan beşli hat. Son dakikaların mucize golünü atan ise Sabri – yani apayrı bir hikâye...

Bülent Korkmaz'ın bu ilk denemesi bir teknik direktörlük başarısı olarak kabul edilemez ama, sonuçta Galatasaray'ı "oynatan" o havayı getirmesi, gerektiğinde oyuncuların performanslarını zorlamalarına sebep olan o daha ziyade "duygusal zemin"i oluşturması, şu dönemde Galatasaray'ın avantajı olabilir. En azından, Bordeaux maçını görünce, epeydir Galatasaray'ı potansiyelinin çok altında seyrettiğimizi hatırlamış olduk. Ve baştan beri inandığım, bu potansiyelin UEFA'da final oynamaya yeteceğidir. Bu potansiyel finale yeter, o kesin, ama doğru yönetilmesi de gerekiyor.
Can Belge
En buyuk Asktir Galatasaray

Dawson_Gs

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Ara 2008
  • İleti: 2223
  • Yaş: 14
  • Yer: Izmir
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #382 : 27. Şubat 2009, 17:16:07 »
 Değişik bir maç oldu…

Söze Bülent Korkmaz ile başlayalım. Erkendir, geçtir, olmuştur, olmamıştır; Galatasaraylıların gündeminde bunlar yok. 18 sene bu forma altında mücadele etmiş, senelerce kaptanlığını yapmış ve efsane olmuş bir evladın, evine dönüşüdür bu. Herhangi bir teknik adam ataması değildir. Bülent Korkmaz, bugün için sonsuz bir kredibilite ile göreve başlamıştır. İyi yaptıklarını, kötü yaptıklarını paylaşırız, belki çok uzun süre görevde kalır, belki hemen gider; fark etmez. Bu görevlendirme Galatasaray için önemlidir, kıymetlidir ve umarız gönül kredibilitesi sportif yönden de desteklenir ve Türk futbolu önemli bir teknik adam kazanır.

Yaşımız genç diye kendimizi avutuyoruz, Hürriyet gazetesinde okuduğum “altyapıdan Bülent ve Tugay da Almanya kampı kadrosuna dahil edildi” haberi dün gibi hatırımda, hey gidi hey. O Bülent, herkese nasip olmayacak uzunluk ve kıymette bir Galatasaray kariyerinin ardından şimdi Galatasaray’ın başında. Futbolda az rastlanan ancak çok sevilen romantizme bir güzel örnek.

Maça dönelim. İnanılmaz bir futbol akşamıydı. Çılgın bir trafik, delici bir soğuk, sürekli bir yağış, tuhaf bir maç başlangıcı, müthiş bir tribün desteği, atılan ve yenen “olmayacak” goller, son dakika füzesi ve UEFA’da bir üst tur. Hakikaten değişik bir maç oldu.

Taktik ve kadro seçimi anlamında bakacak olursak, ilk maçında yapabileceği çok şey yoktu Korkmaz’ın. Tek seçim yaptı, Kewell yerine Barış ile başladı, orta alan direnci kazanabilmek için. Akabinde gelen Topal sakatlığı ile Kewell da sahadaki yerini aldı ve oyunda ciddi ağırlığını hissettirdi. Oyun kurgusu bünyesinde icatlar, sürprizler ve hatta skandal barındırmıyordu.

Taktikte olmayan skandal maçın 10.saniyesinde gerçekleşti ve deplasmandaki avantajlı skor ortadan kayboldu. Böylesi travmalar atlatan ve bu kadar erken tokat yiyen takımın yerinden kalkışı ve iki sefer giden turu sökerek koparması, biraz Bülent Korkmaz ve değişimin etkisi, biraz Avrupa’da parlama iştahı ve biraz da muhteşem tribünlerin rüzgarı ile açıklanabilir.

Tercih edilen şablonu desteklemek ile birlikte, Kewell/Barış tercihini hocanın aksine Avustralyalıdan yana yapacağımı belirtmek isterim. Bir futbol takımı daha az başarılı yaptığı işi vasat hale taşımaktansa, iyi yaptığı işe ağırlık vermelidir diye düşünüyorum. Arda, Kewell, Lincoln ve Baros dörtlüsü ile çok ideal hücum ediyor Galatasaray takımı. Müdafaa güvenliği gerekçesi ile Barış’ı kanatta tercih etmek, bana pek makul gelmiyor. Ve yine bence Barış Özbek iyi ve ekstra mücadeleci bir orta alan göbek oyuncusu ancak çizgide, ne önde, ne arkada bu performansı sergileyemiyor. Topal sonrası görev aldığı bölgede, tükenmez bir enerji ile önemli işler yaptı. Ancak çizgideki performansı ile aynı şeyleri söylemek olası değil.

Orta alan performansı ile ilgili görüşleri paylaşırken, Ayhan Akman’ın ortaya koyduğu insanüstü performanstan bahsetmezsek günah olur. Bu kadar doğru top kullanıp bu kadar çok mücadele eden oyuncu sayısı, dünyada bir elin parmağını geçmez. Ne mutlu ki Galatasaray bu oyuncuya sahip, onun kıymetini bilmiş ve hakkını veriyor. Çok alkışlanası oynadı Ayhan Akman.

Esas bundan sonra hocayı çok zor dönemler bekliyor. Çeşitli disiplinsizlikler ile karşılaşması mümkün. Takım içinden onu yönetmeye hevesli olanlar çıkacaktır. Bordeaux önündeki hırs ve inancı, Konya deplasmanına taşımak kolay olmayacaktır. Skibbe’nin kaybettiği iki önemli husus vardı; ilki taktik skandalları, Türkiye tarihinde en büyük çaplı taktik skandalları olarak nitelendirebiliriz. İkincisi ise, Berlin’de, Lizbon’da, Bordeaux’da zirve yapan takımını motivasyon yönü ile Antalya’da, Bursa’da, Kayseri’de, hatta Sivas’ta maçlara hazırlayamamak. Bakalım Bülent hoca bu zorlukları aşabilecek mi?

Her yönü ile unutulmaz, keyifli, tarihi bir maçı geride bıraktık. Yeni Galatasaray dönemi sportif anlamda da başlamış oldu. Klas oyunculardan kurulu kadrosu ile Galatasaray için İstanbul finali hayal olmamalı. Başarılmaması için bir engel yok artık.

Nurullah Bakir
En buyuk Asktir Galatasaray

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #383 : 28. Şubat 2009, 02:22:44 »
Saniye 11; gol 1
Saniye 5400; gol 3+1

Ne demiş adam;
Çok gördüm ama böylesini görmedim...
Evet böylesi görülmedi, görülmez de...

Galatasaray daha 11. saniyede 1-0 geri düştü! İnanılır gibi değil...
Meira durup dururken topu ıskaladı, oturduğum yerden ‘çıkmaaa’ diye De Sanctis’e bağırdım duyuramadım; Bellion golü attı!
0-0’ın rövanşında hem de kendi sahanda, sahanda yumurta oldun!
Kadere isyanda sessiz çığlıklarla hormonal dengesizlikler yaşadık!
Meira’nın kulakları kim bilir ne kadar çınlamıştır!

 
 
Buz gibi havada soğuk duş!
Hani takımına acımıyorsun hocana acı be Vasco’nun çocuğu!...
Bülent Hoca daha yeni çıkıyor takımının başında, yazık ki ne yazık!

....................................
Eyvah dediler Galatasaray’ı tanımayanlar; gitti maç!
Iıh dedim...
Bütün melanetler bu takımın üzerine olmaz ya!...
Kaderin de tokadı bir takıma bu kadar da inmez ya!...
Galatasaray yıkılmadı!
Bülent Korkmaz korkmadı, takımını alkışlamaya devam etti...
Ama bir ara baktım; bütün takımın arkası kulübeye dönük Bülent Hoca hala talimatlar yağdırıyor takımına.
Dedim; tur geliyor...
Sonra bir ara dediler tur gidiyor!


‘Hayganuş’un kocası Agop gibi...
Hani Agop, Hayganuş’la halvet olmuş titroor ya...
Hayganuş da; Agop geloor mu gidoor mu anlamıyor ya!...
İşte öyle bir şey.’

73 ve 75’de üst üste iki gol attı Laurent Blanc’ın pırpırları...
Yine sarsılmadım; biliyorum ki Kocaeli’nden beş yer bunlar, Fransıza kafa tutar!
Galatasaray’ın Avrupa karakterine güvendim.
Bir de Sabri’nin uzaktan kargalara vuruşlarına!...
İşte orda yanıldım!
Sabri bu kez net vurdu; Bordeaux armut gibi dalından düştü!


Saniye 5400;
Bordeaux 1+2 = 3
Galatasaray 3+1 = 4
1’ler maçın başı ve sonundakiler...
Bordeaux uçaktan golle indi, giderken uçağa golle bindi!

* * *
Bunlar Galatasaray’ın tur atlayışındaki heyecanın damak tadı.
Şimdi maç...

 
 
Dikkat! Kewell’a ceza gelebilir
Galatasaray golü yedi ya; bari bir gol atsak da soyunma odasına beraberlikle gitsek diyorduk... 2 attık!
42’de top Bordeaux kalesi dibinde bir sağda bir solda dolandı, Arda’nın önüne düştü... Arda affetmedi.
‘Tanrının eli’ bu kez durumu dengeledi!
Meira’nın hatasının bir benzerini bu kez Fransızın biri yaptı, ayağı dolandı topu kale içinden çıkaramadı; 1-1
Mehmet Topal 17’de sakatlanmış yerine Kewell girmişti.
Affet beni Topal;
Üzüldüm/sevindim...
İyi ki de Kewell oyuna girmiş.

Bir bazuka patladı 19’da! Aman aman...
Kewell; 27metre 19santim 2milimden çaktı...
Solla...
Top herkesi solladı; kalenin sol üst doksanından içeri girdi.
Bence çatala sıkışıp kalmalıydı. Kalmadıysa bilin ki top yağlıydı...
Dikkat! Bu golle Kewell’a UEFA’dan ‘centilmenliğe aykırı davranmaktan’ üç maç ceza gelebilir.
Bir kaleciye bu kadar da kelek yapılmaz diye...
O da insan!


Devre 2-1 bitti!...
 
 
Galatasaray ikinci yarıda coştu...
Kelimenin tam manasıyla Galatasaray ikinci yarıda coştu. Sağlı sollu rakibine çullandı, mükemmel paslaşmalar, akıl dolu hareketler, dikine oyun, dişe diş mücadele...
Bordeaux üflesen yıkılacak halde!


Tek tek anlatacağım;
Barış; kesintisiz güç kaynağı, lap toptaki maus gibi... Sanki bir küçük ok dolanıyor her yeri. Yakalayabilene aşk olsun!
Arda; Fransızlar, Arda onları neresinden geçti fark edemiyor... Bir sağda bir solda... Bir ortada bir golde... Arda’nın talibi Fransa’dan çıkarsa şaşma! Varsa takımında Arda bil ki o takım karda!...
Kewell; O bir kanguru! Ama solak kanguru... Çaprazdan bir sol çekti birine değse, kaleci tutmaya kalksa gol!... Kewell karakter artisti... Rolü; oturaklı kimlik! Kanguru bir şirinlik...
Baroş; Seyre göre değişir. Beğenmeyenler de olabilir. Ben plaket veririm. 1.90’lık iki azman; Henrique ve Diawara’yla 90 dakika boğuşmak her babayiğidin harcı değil. Bravo Baroş. Gördüğün gereksiz sarı kart için de ‘ayıp ettin’ Baroş! Bak Hamburg’da yoksun!
Ayhan; Pilli bebek... Ham çökelek... Adamın gırtlağına oturuyor. Ayhan her yerde... Çat orada çat kapı arkasında... Tek kişilik seyyar müfreze!
Lincoln; Fantezi üretim merkezi... Rakibi fıtık eden bir gıcık, benden onun alnına bir öpücük! Arda’yla paslaşmaları beni hasta ediyor. Onlara Ayhan ve Hakan Balta da katılınca tadından yenmiyor. Bir ara ‘gergef işlediler’ Fransızlar futbola Fransız kaldılar!...
İşte o arada gol de geldi...
Lincoln’ün harika pasında Arda; Euro 2008’de Semih’in attığı golün kopyası bir gol attı.
Alkış!...
Oldu mu 3-1
Kaldılar mı üçün birinde!

 
 
Maç koptu tur garanti derken...
Laurent Blanc titriyordu...
56’da durum 2-1’ken oyuna Jussie ve golcü Cavenaghi’yi sokmuş, arkasından 65’te Arda’dan tokadı yemişti.
Blanc gerçekten kireç gibi beyazlamıştı...
Tribünler şarkılar söylüyor tur garanti diyordu...
O da ne?
73’de Chamakh 3-2
Oh putin!...
75’de De Sanctis yine saçmaladı... Emre, De Sanctis’e tosladı... Cavenaghi 3-3
Oh merde!
73-75’de iki ukala Fransız golü. İçi boş ‘croissant’ gibi...
Tur onlara geçti...
Birden havaya girdiler...

 
Sen neymişsin be Sabri!
Avucumuzun içindeki maç gidiyordu...
Dakikalar peş peşe eriyor, umutlar köreliyordu...
Vatanı kurtaracak bir Aslan aranıyordu ki; Sabri çıktı sahneye...
Göremedim kaç metre vardı kaleye...
18’in dışıydı...
Bilmiyorum kaç yıl geçti aradan Sabri vurup da gol atmayalı uzaktan...
Top defanstan döndü Sabri çaktı; kafayı havaya diktim dallarda top arıyorum...
O da ne?
Top yerden ağlarda,
Fransızlar yerlerde...
Galatasaray Hamburg’da...

 
Teşekkürler koli koli...

Bakın dün geceki maçtan ne dersler çıktı.

Herkese teşekkür boyun borcu;

1-Teşekkürler Skibbe ve Burak Hoca orada 0-0 berabere kalmasaydınız 4-3 de işe yaramazdı!
2-Teşekkürler Bülent Kaptan, gelmeseydin bu takım bu kadar şahlanmazdı. Senin UEFA tılsımın var... UEFA’nın sana yakınlığı var. O kupanın senin elinde havaya yükselmişliği, dudağına değmişliği var. Aşinasın sen...
3-Adnan Polat da haklı çıktı kan değişikliğinde...
4-Atılan 3 gol uzaktan şut! Dilimizde tüy bitti vurun diye...
5-İlk saniyelerde gol de yesen seni ayakta tutan Avrupa tecrüben...
6-Kocaeli’nden 5 de yesen yıkılmazsın sen...
7-Servet’in yokluğu ciddi kayıp, onu bahane ediyorsan ayıp...
8-Dikkat Bordeaux yok ama, martta da Avrupa’da Galatasaray var.
9-Teşekkürler Galatasaraylılar, teşekkürler ultrAslan küsmediniz tribünleri doldurdunuz.
10-Teşekkürler Türkiye, içimizdeki İrlandalılar hariç mutlusunuz hepiniz...
 
Osman   Tanbur a cı