28. Nisan 2026, 17:46:34

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 120625 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #192 : 24. Ekim 2008, 14:12:53 »
Sergen Yalçın: Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın?..

İŞTE özlenen G.Saray.. Ben bu takımı çok beğendim.. Adeta hepsine sihirli bir değnek dokunmuş, o arkada çok hata yapan, rakibe çok boşluk bırakan takım gitmiş, yerine inanılmaz mücadele eden, sahanın her yerini kontrol eden, rakibe oynama izni vermeyen başka bir takım gelmiş...

MAÇA müthiş başladı G.Saray. Bir kanattan Arda, diğer kanattan Kewel, arkadan onlara destek veren Lincoln darmadağın ettiler Olympiakos’u.. Ki o Olympiakos’un hiç de böyle boş bir takım olmasını beklemiyordum.. Çünkü dün öğle saatlerinde Yunanlı taraftarlarla bir vesileyle karşılaştım.. Oturduk, onlara Olympiakos’u sordum, ‘Çok para harcadık, müthiş bir takımız, özellikle Diogo büyük yıldız olacak’ diyorlardı.. Dünkü maça bakıyorum ve ilk aklıma gelen şu: Benim konuştuğum taraftarlar sanırım Olympiakos’un maçlarını hiç izlememişler.. G.Saray’ın müthiş futbolu onları böyle kötü göstermiş olabilir ama adamlarda da hayat yok..

G.SARAY’IN etkileyici futbolunun sebeplerinin başında takım halinde herkesin iyi oynaması rol oynadı.. Başrolü Sabri’ye veriyorum.. Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın? Sabri önde ve arkada parmak ısırtacak işler yaptı.. O kadar çok depar attı, o kadar çok dripling yaptı, o kadar disiplinli biçimde geriye döndü ki, ben seyrederken yoruldum.. O gereksiz agresifliklerini de bir kenara bıraktı.. Son maçlara bakarsak, kendisini alkışlamak lazım..

***

AYNI şekilde Kewell’ı da diğerlerinden ayırıyorum.. Kewell çok akıllı, çok teknik bir oyuncu.. Ne zaman çalım atacağını, ne zaman pas vereceğini biliyor.. Bu bakımdan Arda ile Lincoln’den ayrılıyor.. Tribüne değil, takıma oynuyor.. Arda, Ayhan, Meira, Hakan Balta, Barros hepsi birden iyi oynadılar.. Dolayısıyla Lincoln de iyi gözüktü.. Ben Türkiye’ye geldiğinden beri Lincoln’ü bu kadar gayretli görmedim.. Fiziksel açıdan çok diri olmamasına karşın elinden geleni yapmaya çalıştı.. Biraz da kondisyon kazanırsa, o özlenen Lincoln’ü görebiliriz.. Herkes dünkü kadar koşarsa, bu takımın bir yıldız oyuncuyu idare etme lüksü olabilir.. G.Saray da bu lüksü kullandı, Lincoln ekstra işler peşinde koşma şansı yakaladı..

***

DİKKATLİ okuyucularım bilir.. Ben Ayhan’ın oyun stiline öyle aman aman bayılmam.. Ancak Ayhan şu anda hakikaten çok başarılı.. Tecrübesini konuşturuyor, agresif, toplara basıyor, 2 ayağını birden kullanıyor.. Bu tarz adamlar her takım için önemli.. İstersen sol bekte, istersen ortada, istersen kalede oynatabiliyorsun, kulübede kalırsa problem de çıkarmıyor.. Böyle bir Ayhan’a ben dahil kimse laf edemez.. Tabii bunda sezon sonunda mukavelesinin bitiyor olması da rol oynayabilir, o da kulübün işine gelir..

G.SARAY’DA en tuttuğum oyunculardan biri Milan Barros.. Dünkü haline üzüldüm.. Adam tek forvet oynuyor ama çok zeki.. Her ne durumda olursa olsun topun ön tarafta kalmasını sağlıyor ve arkadan gelen Lincoln, Kewell ve Arda’ya topu bırakıyor.. Ama bırakıp gol için kaleye doğru döndüğü zaman topu geri alması gerekiyor.. Oysa ya Arda ya da Lincoln topu hızla kaleye yönelen Baros’a atacağına çalımı seçiyor.. O sırada rakip defans yerleşiyor, Baros’un da gol atması zorlaşıyor.. Birçok pozisyonda arkadaşlarına sinirlendiğini gördüm, ki haklı.. Bu anlayışla gol atması zorlaşıyor.. Yoksa dün en azından 5-6 defa kaleyle başbaşa kalması işten bile değildi..

SONUÇ olarak G.Saray güzel bir gruba düşmüş.. Metalist’i de burada yenerler, deplasmandan da rahatlıkla en azından 1 puan çıkarırlar.. Grup birincisi olmaları bile sürpriz sayılmaz benim için..

(Vatan)
 

keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #193 : 24. Ekim 2008, 14:16:32 »
 
İşte bu kadar

şikebahçe'nin Arsenal karşısında aldığı beklenmedik hezimetten sonra gözler Galatasaray'ın Olympiakos ile yapacağı maça çevrilmişti. Spor medyasında son 4 günde çıkan yazıların çoğunluğu uyarı yazılarıydı. Herkes Olympiakos'un büyüklüğünden, süratli takım olmasından ve Galatasaray'a zor dakikalar yaşatacağını yazıyordu. Bütün bu yazıların dışında sadece bir gazete "Olympiakos 8 eksikle geliyor" haberiyle rahatlatıcı bir bilgi veriyordu. Oyunun başlama vuruşu çaldığında Galatasaray sahaya Trabzonspor kadrosuyla çıkmıştı. Sistem de aynıydı. Meira ile Ayhan ön libero oynuyor, Lincoln ise forvetle öne libero arasındaki değişken oyunuyla gol arıyordu. Maçın ilk 15 dakikasında Galatasaray'ın bariz bir üstünlüğü kesinlikle görünüyordu. Bu da herkesi rahatlatmıştı. Ancak 15. dakikadan sonra Olympiakos'un prese başlaması 25. dakikada Kewell'ın attığı gol ile son ermişti. Devrenin sonuna kadar Arda, Baros ve Lincoln'ün kaçırdığı 4 gol vardı. İkinci yarı Galatasaray'da değişen hiçbir şey yoktu. Hücum oyunu Arda ve Lincoln ile denenirken onlara Meira'nın yardımcı gelmesi karşı tarafı çok rahatsız etmişti. Bence Meira, Türkiye'deki en iyi oyunlarından birini oynuyordu.

Sarı-kırmızılı taraftar mutlu
Bu yarıda kaçan gollerin inanılmaz rakamlara erişmesi farkın da artmasını önlüyordu. Uzun yıllardır görmediğim bir sevinci yaşayan Galatasaraylı taraftarlar defalarca "Dağ Başını Duman Almış" marşını söyleyip takımlarını çılgın gibi destekliyorlardı. Trabzon maçından sonra bu maçtaki galibiyet de onları çok mutlu etmişti. Olympiakos iyi oynayamadı. Ama bana sorarsanız onları oynatmayın G.Saray'dı. Şimdi diyeceksiniz ki en iyi oyuncular kim? G.Saray takım olarak iyi oynadı. Ama onlardan ayrılanlar vardı. Mesela Meira, Lincoln, Ayhan, Hakan Balta ve Sabri çok çalışanlardı. Servet'in oyun içindeki başarısını hiç kimsede görmedim. Bu maçların bir gerçeği vardı. Puan maçları olması. 1-0 olsun senin olsun. Gelen de 3 puan olsun tezi en geçerli olandı. Bu grupta G.Saray 2 maç kazansın bir üst tura geçecek. Şimdi 3 puan alındı. Geriye bir 3 puan daha kaldı. Onda da sorun olacağına inanmıyorum
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #194 : 24. Ekim 2008, 14:17:43 »
 
Harika futbol

Trabzon maçı 11'i ve sezonun uğurlu turuncu forması ile sahaya çıkan G.Saray, seyircisinin müthiş desteği ile maça hızlı başladı. Bu hızlı başlangıcın sonucunda 12. dakikada rakip iki sarı kart görmek zorunda kaldı. Olympiakos Teknik Direktörü Ernesto Valverde birçok eksik olmasına bakmaksızın hücumu düşünen karakterde hoca. Öyle ki takımı kırmızı kartla eksik kalsa bile oyuna hücumcu sokacak kadar cesaretli bir anlayışa sahiptir. G.Saray maçı öncesi birçok eksiği olmasına rağmen Valverde savunmayı ileride kurdurarak daha fazla hücum yapma planı ile oyuna başladı. Ama G.Saray'ın arzusu ve iyi oyunu Olympiakos'a orta sahayı fazla geçme şansı tanımadı ve 25. dakikada müthiş baskı sonuç verdi. Herkesin maç öncesi aklının bir köşesinde Yunanistan-Türkiye maçının kader adamı kaleci Nikopolidis'in hata yapabilme potansiyeli vardı. Kewell'ın golünde Yunanlı kaleci pek de iyi gözükmedi. Gol sonrası tabii ki Olympiakos çıkmaya başlayacak ve G.Saray az da olsa frene basacaktı. Nitekim aynen öyle oldu ve konuk ekip dengeyi sağladı ama golü bulamadı. İkinci yarı G.Saray yine çok baskılı girdi oyuna ve pozisyonlar nefis oyunla art arda gelmeye başladı ama bir o kadar da cömertçe harcandı. Bu dakikadan sonraki soru 'Acaba sarı-kırmızılılar skoru koruma psikolojisi ile geri çekilecek miydi?' Çünkü gol gelmedikçe ve yorgunluk arttıkça bunun olması kaçınılmazdı. Ama Olympiakos fazla gelemedi ve tek pozisyon dışında tehlike yaratamadı. Cimbom hak ettiği galibiyeti almayı başardı.

G.Saray kültürü
Steaua maçında Meira'nın savunmanın ön tarafında oynaması çok eleştirilmişti. Ancak son iki maç gösterdi ki o maçta sorun başka yerlerde aranmalıymış. G.Saray'ı Türkiye'deki diğer takımlarda ayıran bir özellik var. Uzun yıllardan beri kulübe yerli veya yabancı hangi futbolcu gelirse gelsin, parasızlığa ve kötü yönetimlere rağmen takımını müthiş şekilde sahipleniyor ve herkes büyük bir özveri ile mücadele ediyor. İşte bu kültür sayesinde G.Saray geleceğine çok daha güvenle bakabilir.
keweel - arda - elano- baroş- keita

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #195 : 24. Ekim 2008, 19:26:41 »
Attention! You May Fall Int The Sea

19 Eylül 2001'de Ümit'in golü ile Lazio'yu yendiğimizden beri  Avrupa'daki grup maçlarına galibiyetle başlayamamıştık..Dün geceki galibiyet herşeyden önce bu açıdan anlamlı benim için sevgili okurlar..Maçın değerlendirmesine geçmeden önce; 7 yıl aradan sonra gelen bu galibiyeti çok ama çok önemli bulduğumu belirtmek istiyorum..
 
 
Sezonun en kalabalık taraftar topluluğunun önüne artık klasikleşmeye başlayan ve her geçen gün daha oturan 4-1-4-1 taktiği ile çıktık..Meira'nın Portekiz  Milli Takımı ile beraber eş zamanlı götürdüğü ön liberoluk görevi on yıllardır maçları omuzomuza seyrettiğim sevgili arkadaşım Emre Uğurlu'yu da memnun ettiğinden bana maç başlar başlamaz şöyle dedi : “Bu sayede Ayhan daha ileride oynuyor ve takım savunması daha ileri de başlıyor, bu sebepten 2 maçtır gol yemiyoruz”.

Tespitinde haklı çıktı Emre, zira Arda'nın da oyunun 2 yönünü mükemmele yakın oynamasıyla takımda ısıran adam sayısı artıyor ve rakibin üretmeye çalıştığı çoğu atak başlamadan bimiş oluveriyor..Dikkat edin; Lincoln bile çoğu pozisyonda ortayı kapatmak adına daha defansif koşular yapmaya başladı...Lincoln haricinde Kewell ve Baros'u hücum hattının diğer elemanları olarak düşününce, orta ve ileride oynayan 6 oyuncumuzla defansif devrim yapmaya çalışıyor Skibbe..Baros'un her ne kadar skor yansıtamasa da çok etkili koşuları oluyor, en ileride tek başına oynamasına rağmen yaptığı koşularla defansı oldukça yıpratıyor ve bu boşlukları Kewell, Arda ve Lincoln gayet güzel kullanıyorlar.

Aslında maçla ilgili saatlerce yazabilirim, çünkü başta dediğim gibi bu galibiyeti çok ama çok önemsiyorum ve takımımızı ait olduğu yerde grubun zirvesinde görmek keyfime keyif katıyor sevgili okurlar..Skibbe'nin takımı total futbolu sahaya yansıtmaya çalışırken iznizle burada Ayhan'ı, Arda'yı ve Sabri'yi ayrı bir yere koymak istiyorum..Bilhassa yurt içindeki rakiplerimizde olmayan bir durum bu; kendi nüvemizden çıkan bu 3 Aslan, hem oynadıkları futbolla hemde saha içerisinde her anlamda gösterdikleri etkinlikle baş tacı edilmeyi sonuna kadar hakediyorlar...Ne yorulmak nedir biliyorlar; ne duruyorlar..Hem Cimbom'u hemde Milli Takımımızı sırtlarında taşıyorlar; bize düşen ise sadece Onlara hakeetiklerini vermeye çalışmak oluyor...

Dünki maçın kahramanlarından biri de Eski Açık'tı...Yaptıkları inanılmaz tezahürat yeri göğü inletti..Maç başında açtıkları “Attention! You May Fall Into the Sea”  pankartının maç sonunda “Sorry Neighbour, You Fell Into The Sea, Eagean Sea..” şekline dönüştüğünü hatırlatmakta fayda görüyorum..

Sevgili okurlar, izninizle bu galibiyeti  Kaptan Hasan'a armağan etmek istiyorum..Eminim Florya'daki evinde; kucağında Yusuf Deniz, yanında eşi Sibel'le heyecan içinde izlemiş en az sahadaki kadar terlemiştir..Şimdiden geçmiş olsun Hasan; bu seneki Kadıköy seferini kaçıracak gibi görünüyor olsan da seneye de olsa  seni takımın başında görmek dileğiyle,

Sevgilerimle,

Ant İpek

Not: Buradan İstanbul Emniyeti'ne bir ricamız olacak; Likör Fabrikası'nın sokağına parkeden tüm araçların lastikleri maç sonunda indirilmiş; çoğu aracın camları kırılmıştı..Bu konuda yetkilileri uyarmanın faydalı olduğunu görüyorum..Arcaı hasar gören tüm taraftarlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum..
 
 
 
Ant İpek
 

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #196 : 24. Ekim 2008, 19:44:13 »
Oyun güzel sonuç kısır
5-2 olsa ne yazar...

Nasrettin Hoca hesabı; ‘görenler görmeyenlere anlatsın’ güzellikte bir maç... Öyle televizyondan falan seyretmekle olmaz. Kewell’ın ince zekası televizyondan fark edilmez. Adam top kendinde olmadığı zaman daha da mükemmel. O anı da televizyon göstermiyor... Kewell adeta bir zeka küpü, adeta ince ayar hassas terazi...

Pozisyonu da, oyunu da, oyun içi hayatı da iyi tartıyor. Hagi’den sonra gelmiş ‘numune’ figür. Futbol ununla daha da güzel oluyor.

Niye bu kadar övüyorsun diyeniniz çıkacak, çünkü bizde futbolcu bacak arası atarsa, gereksiz çalım yaparsa, on kişiyi çalımlarsa futbolcudur ya... Kewell’da bunlar yok. Kewell akıllı adam, topu koşturuyor. Arkadaşını kolluyor, rakibin koşu alanını kapatıyor. Attığı gol bir bedenin oyuna ve topa isyanıdır.

Lincoln’ün kornerine ön direkte nasıl yükseli, nasıl topa yüklendi, boynunu kasıp, kafayı arkaya atıp, zamanlamayı ‘greenwich’e göre öyle güzel yaptı ki vuruşu muhteşemdi; gol oldu tabii...

Dünkü Galatasaray sadece Kewell’la değil tümüyle mükemmeldi. Hani size zaman gerek diyordum ya... Galatasaray zamana da hükmetmiş. Kum saatinin bir yanı çabuk boşalır olmuş! Oynadıkları ‘total’ futbolda herkesin büyük payı vardı.

 
 
Olympiakoslular tesadüfen perişan oldular
Şöyle diyebiliriz;
1-Tesadüfen de olsa Galatasaray, Olympiakos’u 1-0’la perişan etti!
2-Olympiakos, Galatasaray kalesine son 15 dakikaya kadar sokulamadı bile,

3-Galatasaray hatasız oynadı, topa önde bastı, ataktan hiç vaz geçmedi.
4-Sabri sağ kanadı, Hakan Balta sol kanadı çok çok iyi kullandı,
5-Orta alanda Meira hayatının oyununu oynadı. Forvete sürekli servis yaparken, savunma görevini de hiç ihmal etmedi! Mükemmel bir anlayışı sahaya soktu. Al ders diye okut!

6-Ayhan dinamo gibiydi, takımı atağa kaldırandı, ancak çok ciddi bir ikaz; Ayhan topu ayağında fazla tutma! Topla geriye dönme! Geriye pas atma! Arkadaşın hareketlenmişken ona sırtını dönme! Bak iyisin ama defon çok, bunu bil! Sakatlar iyileşince bu kadar çok koşmana rağmen ilk makas yiyen sen olursun!
7-Rakibe oyun alanı bırakılmadı. Galletti, Belluschi, Diogo, kımıldayamadığı gibi, Olympiakos bir tane bile kanat atağı yapamadı. Hakan Balta ve Sabri gardiyan gibiydiler.

8-Baros için göze battı diyemem ama takımın ‘gizli kahramanıydı’ sıkı markaj altında olmasına rağmen, ‘petalya’ görevi yaptı ve çok iyi mücadele etti. Alan değiştirerek hem rakibi üzerine çekti, hem onlarla vücut vücuda itişti, hem rakibin Galatasaray’ın üzerine fazla adamla gitmesine mani oldu.
9-Defans üçlüsü De Sanctis, Servet ve Emre Aşık hatasız oynadılar. Sonlara doğru rakip bastırınca ‘kene’ Mehmet Güven oyuna girdi ve rakibe yapıştı. Emre Aşık ve Servet havadan yerden kuş uçurtmadı.

10-Üç isim daha var; Arda, Lincoıln ve Kewell onları tek tek anlatacağım ki Galatasaray’ın kimliği ortaya çıksın. Ben oyuna bayıldım.
Zaman gerek diyordum...
Onlar zaman tünelinden çıkmak üzere...
 
 
Uğur böceği Arda
Kewell’la sık sık alan değiştirmesi ve bunu seyredene bile çaktırmadan yapması harika... Öyle tatlı geçişler yapıyorlar ki omuza konmuş ‘uğur böceği’ gibi sessiz ve sakin.

Ama bu değişim takıma uğur ve güç getiriyor. Kewell golü sağ ön direkte attı!

Arda her zamankinden çok koştu, arzuluydu, becerikli, güçlü ve kendine güvenliydi, bir futbolcuda bu kadar çok niteliği bir maçta bir arada gördün mü hakkını teslim ediyorsun. Arda harikaydı hele birkaç topuk pası verdi ki yeme de yanında yat.

Sonuncusu harikaydı; orta sahadan kalemize hücum ediyorlar ve Arda adamın peşine takılmış, birden önüne geçiyor ve kendi kalesine doğru koşarken nefis bir ‘topuk’ top galiba Sabri’de.... Ve Galatasaray atak yerken mükemmel bir atağa kalkıyor...
 
 
Lincoln, Evliya Çelebi olmuş...
Her eve lazım lüks eşya... Sen de avize; ben diyeyim tablo!... Faydası kadar zararı olacak mı diye düşündürten bir yapı... Lincoln; keyfi yerine gelince keyif veriyor.

Tam kendinden emin bir ‘güzel kadın’ rolünde, kaprisli ve şeytan! Oynadı mı oynuyor. İki topu direkten döndü. İlki için söversin, ikincisi için yanarsın!...

Attığı paslar, oyunu çabuklaştırarak terse dönmeler, rakipler arasına bırakılmış bomba misali toplar, süzüm süzüm süzülen, su gibi akan bir ‘Evliya Çelebi’ futbolu oynayan adam! Takıma ruh veriyor. Bazen de sinir ediyor. Dün canlıydı... Çok da koştu...
 
 
Harry için üç kere; Kewell, Kewell, Kewell
Başta anlattım ama kendimi alamadım. Birkaç olayı daha var;
1-Bir anda Olympiakos kontratak yaptı baktım Hakan Balta alanını boşaltmış, ‘eyvah’ dedim... Bir de baktım Kewell orada... Zevkten bayıldım... (tv’de bunları göremezsiniz)
Hakan Balta ile taç çizgisi kenarındaki paslaşması rüyalara girer...
Sıkışık alandan topu soldan, sağdaki en uzak nokta Sabri’ye çıkartması keskin ‘şahin göz’ ister...
Yine rakip korner atıyor topu iki kez kafayla çıkaran Kewell...
Galatasaray atağa kalkıyor; Kewell her topa can veriyor. Bu adam tepe-göz! Öyle paslar attı ki seyri sefa...
Öyle goller kaçtı ki seyri cefa!
Galatasaray iyi futbol oynadı.
Hani 1-0 falan sidik zoruyla kazandığın zaman diyorlar ya ‘Kötü oynarken de kazanıyorsan iyi oynadın mı kim bilir neler yapacaksın!’ böyle dandik bir salak savunma var ya...
Galatasaray onu da rafa kaldırdı;
Mükemmel oynadı ama tek golde kaldı.

Galatasaray bu maçı kazanarak büyük bir iş yaptı ama inanın bana bu maçın skoru çift haneli rakamlara kadar giderdi.
Ya da en azından yaanış anlaşılmasın ama 5-2 falan olurdu!

Herta Berlin-Benfica maçı da 1-1 bitmiş. Bu da yarar!

Şimdi soruyorum; Skibbe gitsin mi kalsın mı?
Burak Hoca mı?
Cevat Hoca mı?
Bir başkası mı?
UEFA yolu uzayacak...
Galatasaray grupta lider, inşallah böyle gider...
Çevre bilimcilere duyurulur!
 
Osman Tanburacı

Cengiz Dülger

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Nis 2008
  • İleti: 2582
  • Yaş: 44
  • Yer: KIRKLARELİ / ANKARA
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #197 : 24. Ekim 2008, 19:45:03 »
Sergen Yalçın: Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın?..

İŞTE özlenen G.Saray.. Ben bu takımı çok beğendim.. Adeta hepsine sihirli bir değnek dokunmuş, o arkada çok hata yapan, rakibe çok boşluk bırakan takım gitmiş, yerine inanılmaz mücadele eden, sahanın her yerini kontrol eden, rakibe oynama izni vermeyen başka bir takım gelmiş...

MAÇA müthiş başladı G.Saray. Bir kanattan Arda, diğer kanattan Kewel, arkadan onlara destek veren Lincoln darmadağın ettiler Olympiakos’u.. Ki o Olympiakos’un hiç de böyle boş bir takım olmasını beklemiyordum.. Çünkü dün öğle saatlerinde Yunanlı taraftarlarla bir vesileyle karşılaştım.. Oturduk, onlara Olympiakos’u sordum, ‘Çok para harcadık, müthiş bir takımız, özellikle Diogo büyük yıldız olacak’ diyorlardı.. Dünkü maça bakıyorum ve ilk aklıma gelen şu: Benim konuştuğum taraftarlar sanırım Olympiakos’un maçlarını hiç izlememişler.. G.Saray’ın müthiş futbolu onları böyle kötü göstermiş olabilir ama adamlarda da hayat yok..

G.SARAY’IN etkileyici futbolunun sebeplerinin başında takım halinde herkesin iyi oynaması rol oynadı.. Başrolü Sabri’ye veriyorum.. Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın? Sabri önde ve arkada parmak ısırtacak işler yaptı.. O kadar çok depar attı, o kadar çok dripling yaptı, o kadar disiplinli biçimde geriye döndü ki, ben seyrederken yoruldum.. O gereksiz agresifliklerini de bir kenara bıraktı.. Son maçlara bakarsak, kendisini alkışlamak lazım..

***

AYNI şekilde Kewell’ı da diğerlerinden ayırıyorum.. Kewell çok akıllı, çok teknik bir oyuncu.. Ne zaman çalım atacağını, ne zaman pas vereceğini biliyor.. Bu bakımdan Arda ile Lincoln’den ayrılıyor.. Tribüne değil, takıma oynuyor.. Arda, Ayhan, Meira, Hakan Balta, Barros hepsi birden iyi oynadılar.. Dolayısıyla Lincoln de iyi gözüktü.. Ben Türkiye’ye geldiğinden beri Lincoln’ü bu kadar gayretli görmedim.. Fiziksel açıdan çok diri olmamasına karşın elinden geleni yapmaya çalıştı.. Biraz da kondisyon kazanırsa, o özlenen Lincoln’ü görebiliriz.. Herkes dünkü kadar koşarsa, bu takımın bir yıldız oyuncuyu idare etme lüksü olabilir.. G.Saray da bu lüksü kullandı, Lincoln ekstra işler peşinde koşma şansı yakaladı..

***

DİKKATLİ okuyucularım bilir.. Ben Ayhan’ın oyun stiline öyle aman aman bayılmam.. Ancak Ayhan şu anda hakikaten çok başarılı.. Tecrübesini konuşturuyor, agresif, toplara basıyor, 2 ayağını birden kullanıyor.. Bu tarz adamlar her takım için önemli.. İstersen sol bekte, istersen ortada, istersen kalede oynatabiliyorsun, kulübede kalırsa problem de çıkarmıyor.. Böyle bir Ayhan’a ben dahil kimse laf edemez.. Tabii bunda sezon sonunda mukavelesinin bitiyor olması da rol oynayabilir, o da kulübün işine gelir..

G.SARAY’DA en tuttuğum oyunculardan biri Milan Barros.. Dünkü haline üzüldüm.. Adam tek forvet oynuyor ama çok zeki.. Her ne durumda olursa olsun topun ön tarafta kalmasını sağlıyor ve arkadan gelen Lincoln, Kewell ve Arda’ya topu bırakıyor.. Ama bırakıp gol için kaleye doğru döndüğü zaman topu geri alması gerekiyor.. Oysa ya Arda ya da Lincoln topu hızla kaleye yönelen Baros’a atacağına çalımı seçiyor.. O sırada rakip defans yerleşiyor, Baros’un da gol atması zorlaşıyor.. Birçok pozisyonda arkadaşlarına sinirlendiğini gördüm, ki haklı.. Bu anlayışla gol atması zorlaşıyor.. Yoksa dün en azından 5-6 defa kaleyle başbaşa kalması işten bile değildi..

SONUÇ olarak G.Saray güzel bir gruba düşmüş.. Metalist’i de burada yenerler, deplasmandan da rahatlıkla en azından 1 puan çıkarırlar.. Grup birincisi olmaları bile sürpriz sayılmaz benim için..

(Vatan)
 



sergen kendini beşiktaşlı olarak adlandırıyor. ama ben sergenin yorumlarını seviyorum. bazıları gibi gerçekleri hasır altı etmiyor doğruları söylüyor.

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #198 : 27. Ekim 2008, 13:35:17 »
TURGAY ŞEREN 
Youla’yı tutamadılar 

Galatasaray’ın yediği bir ilk gol var. Futbol tarihinde ben böyle rakibi serbest bırakıp, ona hiç müdahale etmeyip kalesinde golü gören takıma rastlamadım.. Youla topla geldi, Emre ve Meira, Youla’nın etrafında sanki afyon yutmuş gibi dönmeye başladılar. Arkadan onlara kaleci Sanctis de katıldı. Oldu mu üç kişi, yani üç Galatasaraylı, bir tanesi kalecisi, iki tanesi defans oyuncusu Youla’yı durduramadılar. Ve top tıngır mıngır kaleye gidip Eskişehir’in golü olarak Galatasaray kalesine girdi.

Golden sonra ne beklenir? Sarı-kırmızılı takım toparlanacak, ayağa pas oynayacak, oyunu kanatlara yayacak ve rakip kalede gol arayacak. Ama o Galatasaray’ı bulmak dün akşam çok zordu. Rakip defans aynı Galatasaray’ın yaptığı hatayı tekrarladı. O ana kadar da Eskişehirspor defansı Serdar’la, Luce’yle ve Tayfun’la çok iyi oynuyorlardı. Kaleci de uzun boyuna rağmen Ayhan’ın vurduğu topu üstünden sektirince Galatasaray çok kötü, hatta berbat oynadığı ilk yarıda beraberliği kurtardı.

Gelelim ikinci yarıya; bir sürü olayların yaşandığı ikinci yarıya... Kewell, rakip defansın arkasına Baros’a uzun bir pas verdi. Baros, herhalde futbol değil de voleybol oynadığını hatırladı. Binlerce kişinin önünde topu sol eliyle düzeltti ve Galatasaray’ın ikinci golünü attı. O yardımcı hakem niçin oradadır. Bu tip olayları görmek için değil mi? Fırat Aydınus, “ben çok iyi hakemim” diyor herhalde. Dün akşam gözlerinden rahatsız mıydı ki o pozisyonları göremedi. Ve Eskişehirspor bu golle yenilmiş olsaydı yazık kere yazık olurdu.

Zaten dün akşam Galatasaray’ın kazanacak hali de yoktu. Ümit Karan’ın ayağına çarpan frikik topu Sanctis’in kalesine girince ortalık karıştı. Galatasaraylılar ofsayt diye ayağa kalktı. Ama şimdi sormak lazım o ayağa kalkanlara. Top Ümit Karan’ın ayağına çarpıp Galatasaray kalesine girdiyse bu pozisyon ofsayt mı olur diye. Zira kendi oyuncusu golü atmıştır. Bunu kiminle isterse tartışırız...

Gelelim maç 2-2 olduktan sonra sarı-kırmızılıların maça asılışına... Hakem, Arda’ya yanıma gel diyor, Arda eliyle hayır sen gel diyor. Bakın Galatasaray’da disiplin nerelere gelmiş. Saymaktan ben sıkıldım hakem beş mi altı mı ne sarı kart gösterdi. En sonunda takım kaptanı olacak Ayhan, ters bir hareket yapınca ikinci sarıdan kırmızı kart görüp gelecek hafta takımını yanlız bıraktı. İşin doğrusu şu; Galatasaray defansı bir tek oyuncuyla baş edemedi. Kim mi Youlayla.. Hiç kimse bahane aramasın, Eskişehirspor bu yıl birinci lige çıktı ve Rıza ile birlikte tutunmaya çalışan bir takım. Dünkü maçta Galatasaray’dan ne eksiği vardı: Bana göre fazlası vardı...
 
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #199 : 27. Ekim 2008, 13:36:10 »
LEVENT TÜZEMEN 
Dolce Vita'nın faturası 


Şiketaş berabere kalmış, Trabzon Antep'e takılmış ve Galatasaray Eskişehir'de kazanırsa ikinci sıraya oturacak. Kafalarda otomatikmen oluşması gereken doğal motivasyon futbolcuların ruhuna bile girmemiş. Çünkü; G.Saray'ın hocası ve oyuncuları Olimpiakos zaferinden sonra belli ki "Dolce Vita" (Tatlı hayat) dolu günler yaşamış..
Ne Skibbe ne de oyuncuları zihinsel olarak Eskişehir maçına hazırlanmadıkları gibi hepsi Eskişehir'i "Nasıl olsa yeneriz" düşüncesiyle hafife almış. Ne oldu? Galatasaray Eskişehir'de utanç gecesi yaşadı.. Koşan, basan, mücadele eden kazanma ruhunu ortaya koyan taraf, Rıza Hoca'nın Eskişehir'iydi ve haklı bir galibiyet kazandı.

G.SARAY NEDEN KAYBETTİ?
1-Skibbe'nin Lincoln'un yokluğunda tek forvetten çift forvete geçmesi büyük hataydı. Çünkü işleyen ve kazanan sistemi bozdu. Lincoln'e çamur atanlar herhalde Brezilyalı'nın Galatasaray için ne kadar önemli olduğunu Eskişehir maçında görmüşlerdir. Nonda-Baros ikilisi ile Ayhan-Meira ikilisi arasındaki mesafede topu tutup oyunu kuracak, araya paslar atacak kim vardı? Kimse yoktu. Kewell-Arda ikilisinden birini Lincoln'un görevine soyundurmayı düşünmeyen ve bunu maç içinde bile göremeyen ve müdahale etmeyen Skibbe'nin ne kadar çapsız olduğu bir kez daha kanıtlandı..
2-UEFA finalini hedefleyen Galatasaray kaleci degajından gol yiyor.. Meira'nın topa havada müdahale etmemesi ve yere çarptırması hataydı ancak futbolda kuraldır: Rakip takımda Youla gibi hızlı ve çabuk bir oyuncu varsa savunmada en hızlı oyuncunuzu bırakırsınız..
En hızlı olan ve ilk yarı çabukluğuyla üç kez kademeye girip tehlikeyi önleyen Sabri, Kewell ve Arda varken korner atmaya gidiyor. Skibbe kenardan "Sen gitme Sabri" diye bağırmıyor..
3-Kewell gibi top tutan, rakibi bekçi yapan oyuncu çıkar da; Mehmet Güven mi girer? İleriye top taşıyacak, rakiple boğuşacak oyuncu gerekir. Yaser kenarda duruyor, oyuna Mehmet Güven giriyor..
4-Bir takım kazandığı önemli bir zafeden sonra yeterince dinlenmezse sahada fizik güç olarak ayakta kalamaz, mücadele edemez ve baskı yediğinde çabuk sinirlenir.. Başta Arda, Baros, Ayhan, Hakan, Emre, Meira ve Ümit adeta sinir küpüydü.. Ümit Karan girdikten sonra takımın sinir katsayısı patladı. . Yenilen ikinci golde top Karan'ın ayağına çarptı ve Karan'ın ofsayt itirazlarına inanan Meira, Servet ve Emre de gereksiz yere sarı kart gördü.
Sonuç; Galatasaraylı futbolcuların hem ruhları hem de ayakları prangaya bağlanmış gibiydi.. Eskişehir yüreğiyle oynadı, savaştı, korkmadı ve haklı kazandı. 
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #200 : 27. Ekim 2008, 13:36:54 »
 İLHAN SÖYLER 
Akıllar başka yerde 



Galatasaray formasını giyiyorsunuz, rakiple mi maç yapıyorsun yoksa hakem Fırat Aydınus ile mi?

Bu ne kardeşim... Hangi hakem kararları değişmiş ki, hepiniz birden Aydınus’a hücum ediyorsunuz. Birer birer sarı kart görüp laubali hareketlerle oyunu bırakıyorsunuz.

Arda, sinir küpü olmuş, ben "Arda Turan’ım" diye hakeme posta atıyor. Hakem bunun altında kalır mı? Galatasaray’ın yediği ikinci golde top, bana göre Ümit Karan’ın ayağına çarpıp içeri girdi. Yan hakem ofsayt deyip bayrak kaldırdı. Ancak Fırat Aydınus pozisyona yakın olduğunu belirtip golü verdi. Ondan sonra da, rakibe hücum edemiyorsun, hakeme ediyorsun.

Youla tek başına savunmayı dağıttı

Koca oyun boyunca parmakla sayabilecek kadar Galatasaray’ın pozisyonu bile yok. Youla, Servet ile Fernando Meira ikilisini alıp adeta gezmeye çıkardı. Koca Galatasaray defansı Youla’ya yol veriyor. Sonra kaleci De Sanctis her pozisyonda "çıkayım mı, çıkmayayım mı?" çelişkisi yaşıyor. Ardından suçlu aranıyor. Shabani Nonda ile Milan Baros sanki izinli günlerinde idi. Orta sahada bir tane Ayhan var. Adam topu mu kessin, oyun mu kursun, pas mı atsın? Allah aşkına bir adama bu kadar yüklenilmez ki.

Kewell, sezon başından bu yana ilk kez sahada yoktu. Hiç ağırlığını koyamadı. Dün Galatasaray’da Cassio Lincoln sahada mumla arandı. Lincoln olsaydı, hücum adamlarına ya da kendine pozisyon yaratmasını bilirdi. Oyunu okuyabilir, çözüm üretebilirdi. Eskişehir’in üçüncü golü ise ofsayt kokuyordu.

Es-Es galibiyeti kesinlikle hak etti

Ancak asla bu Eskişehir’in galibiyetini gölgeleyemez. Çünkü Rıza Çalımbay’ın öğrencileri savaşmasını seviyor, Galatasaray’dan hiç ürkmeden galip geleceğinden emin bir futbol ortaya koydu. Yani, dün gece galip gelmesi gereken takım kesinlikle Eskişehirspor’du. Galatasaray’ın bu kadar kötü oyun sergilemesinin nedenlerini Skibbe’ye sormak lazım.

Bu takım 3 gün aranın ardından bu kadar kötü oynar mı? Ne pas veren var, ne kademe yapan ne de gol koklayan var koca Galatasaray takımında. Tabii mağlup olursun, başın önde sahadan ayrılırsın. Çünkü hiçbir futbolcunun kafası maçta değildi. Akılları başka yerde idi. Bu normal sonuç sayın Skibbe...
 
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #201 : 27. Ekim 2008, 13:37:39 »
İSMET TONGO 
Nasıl maç bu! 


Hey gidi hey, neydi o Eskişehirsporlu günler. İstanbul'a gelirler, İnönü Stadı'nın kapalı tribününe, boydan boya yerleşirler, hiç susmadan takımlarını "Es, es, es. ki, ki, ki, eski, eski, es" tezahüratları ile yeri göğü inletirlerdi. O günleri düşünerek, maçın başlamasını bekledim. Oyun başladığında sahaya daha iyi yayılan, topa daha hakim takım Eskişehirspor'du. Özellikle Youla'nın kanat akınları, hem tehlikeli hem de gol kokuyordu. Nitekim gol de Youla'nın ayağından geldiğinde Galatasaray defansı inanılmaz hatalar yapmıştı. Gol Galatasaray'ı yıkmamıştı ancak beklenen Cimbom ortada yoktu. Ayhan'ın golü Galatasaray için ümit golüydü. Devre Nonda'nın kaçırdığı önemli bir gollük pozisyonla kapandı. İkinci yarı herkesin beklediği, Eskişehirspor'un yorgun Galatasaray önünde daha etkili olacağı idi. Bu yarıda bana göre futbol adına yaşanan iki büyük skandal ve bir kart olayı vardı.

Çok tartışılacak
1- Baros, Kewell'dan aldığı pasla Eskişehirspor 18'inin içine girdi ancak topu sürerken kolla düzeltip vurdu ve golü attı. Ne Fırat Aydınus ne de yardımcı hakem bunu gördü. Haksız bir golü nizami saydılar.
2- Galatasaray'ın yediği gol ise tam bir skandaldı. Skandal, hakem adına değil futbolcular adınaydı. Atılan ceza atışı aşağı yukarı 35 metre cıvarındaydı ve top gol olurken Ümit Karan'a vurdu ve ağlara gitti. Orada duran üç Eskişehirli pasif durumdaydı. Galatasaraylılar bu gole "ofsayt" diye uzun süre itiraz ettiler. Bu itirazlar hataydı ve herkesin sorduğu da "Bunlar kural bilmiyor mu?" idi.
3- Olayların baş kahramanı orta hakem Fırat Aydınus rekora imza attı ve tam 8 sarı kart gösterdi, maç bittiğinde de topu kendisine getiren Ayhan'a ikinci sarıdan kırmızı kartı verdi. Maç 2-2 giderken, Youla ve Lovrek'in golleri ile maç Eskişehirspor'un galibiyeti ile bitti. Bu maç elbette şikebahçe derbisi öncesi tartışmalara sebep olacak. Hele hele Fırat Aydınus gibi bir hakemin maçı bu hallere getirmesi uzun uzun konuşulacak. 
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #202 : 27. Ekim 2008, 13:41:28 »
Acil önü hasta dolu
27.10.2008
Bu sene ligde virüs var. Her hafta birileri yatağa düşüyor, bereket virüs öldürücü değil! Eskişehir'deki Galatasaray, maçın son 15 dakikasında sefilleri oynadı. Maçı iyi izleyin göreceksiniz ki;

1- Galatasaray yorgunluktan rakip sahada çok top kaybediyor. Hemen hemen her topu atak yaparken ya da bire bir sürerken rakibe kaptırıyor. Sonlara doğru takımın ayakta duracak hali yok! Bilhassa Baros'un tek müspet hareketi yok. Attığı gol de el yordamıyla... (Bu bitiklik Skibbe'den falan değil, bireysel eksiklikten ve de maç trafiğinden... Bir de oyun disiplininden kopmaktan. Herkes kendini bireysel tüketiyor. Meira da bitti, Ayhan da, Arda da... Bittikleri şurdan anlaşılıyor ki kart görüyorlar!

2- Dakika 20'de Eskişehir kalecisi degaj yapıyor Galatasaray defansında iki kişi var; Meira ve Emre Aşık! Youla tek başına ikisini de 'çabuklukla' katlıyor. De Sanctis de zamanlamayı yapamayınca Youla tek başına üç Galatasaraylıya yetiyor! Nerede Servet? Nerede Hakan Balta? Nerede Sabri?... Daha maçın başı!

3- Baros'un attığı gol geçen haftadan alışkanlık! El yordamıyla... Galatasaray geri düştüğü maçta 2-1 öne geçiyor ve bunu dahi koruyamıyor! Neden? Eskişehir'i 'kek' görüyor da ondan! Olympiakos'u yendi ya! Eskişehir de kimmiş? Bu tavır adama 'diyet' ödetir! Ödediler işte. Burada Skibbe ne yapsın! Bizim takımların genel tavrı bu. Havaya giriyorlar gevriyorlar...

4- Servet bir fenomen! Asla savunma görevini iyi yapmıyor. Aklı fikri ileri kaçıp gole gitmekte, kendini Ronaldinho sanıyor!... Ayrıca sınırlı yetenek, ayrıca milli maçlardan beri yorgun. Ağır gidiyor, geri dönmek için otobüs bekliyor! Servet mutlaka dinlendirilmeli ve kulağı çekilmeli!Hatta kulağından duvara çivilenmeli. İnsan görevini bu kadar ihmal etmez. Servet'in görevi önce kalesini savunmak! Ne yapsın Skibbe... Ancak makaslar... O kadar! Servet megaloman olmuş! Takımı dinamitliyor. Dört golde de yerinde yok! Koşmaktan ölen Meira orta saha oynamasına rağmen her golde defansta... Bunları lütfen görün!
 
 
Futbol takımları koyun sürüsü değildir!
Maçın röntgenini çekmeğe devam ediyorum. Çünkü biliyorum hala Sevgili Başkan Adnan Polat gibi hakeme sallayanlar olacaktır! Evet, hakem iki pozisyonda hatalıdır! Baros'un elle attığında ki onu pek göremez... Bir de Youla'nın ofsayt golünde... Ama şartlar eşit! Bir hataya öteki hata... Niye şikayetçi ki Adnan Polat! Neden biliyor musunuz? O da kendini galibiyete hazırlamış Olympiakos galibiyetinden sonra Eskişehir'i çantada keklik görmüş! Takımının hatalarını göremiyor. Kaybedince hezeyan ediyor. Yanlış!

5-Futbol ekip oyunudur. Futbol takımları koyun sürüsü değildir. Her futbolcunun 'kişiliği' vardır. Galatasaray'da kişilik sapmaları var. Herkes kendini kurtarıcı görüyor. Şimdi yazacaklarımı iyi okuyun ve mümkünse Ligtv'den bu pozisyonu tekrar tekrar izleyin;
Eskişehir neredeyse orta sahadan bir frikik kazanıyor. Paslaşarak kullanıyorlar. Adam 40 metreden vuruyor...
Şimdi Galatasaray savunmasına bir bakın. Sıkı durun!
De Sanctis'in önünde kimler var? Sayıyorum;
Ümit Karan, Baros, Kewell, Meira ve top Ayhan'ın bacakarasından da geçiyor, Ümit Karan'ın kaval kemiğine çarpıp gol oluyor....
Servet, Hakan Balta, Sabri, Emre Aşık yoklar! İyi izleyin. Böyle bir takım olur mu? Karmakarışık! Başıbozuk. Defans forvetin önünde! Güldürmeyin beni...
Sakın ha Skibbe'yi suçlamayın! Skibbe 'deli manyak' olsa böyle yapın demez!

Galatasaray diğer bütün takımlarımız gibi en ufak bir başarıdan sonra havalanıyor! İşte böyle de kafasına tokmağı yiyor. Maçı verenler futbolculardır. Hep beraber oturup bu maçın kasetini seyretsinler bana hak vereceklerdir. Futbol böyle oynanmaz!

6- İkinci Eskişehir golünde Youla ofsayt! Doğrudur ama yenen 4 golün birinde hakem hatalıdır. Galatasaray defansı %75 hatalı demektir. Neden bu görülmüyor!
Ümit'in ayağına çarpan top gol olduktan sonra film gerçekten kopuyor çünkü Galatasaray'ın karizması çiziliyor. Tek savunma var artık; suç hakemin!
On tane Galatarasaylı hakem Fırat Aydınus'a koşuyor... İten kakan, laf yetiştiren... Önceleri Ümit Karan karede yok!... Sonra o da geliyor hakeme bir şeyler anlatıyor... Oysa golü attığını bilen tek kişi Ümit Karan! Ama ne yazık ki o da itiraz edenler arasında!...
Büyük takım oyuncusu böyle olamaz! Utandım.
Ümit Karan yangına körükle gidip 5 arkadaşına sarı kart gösterttireceğine onların yanına sokulup 'aman arkadaşlar gol benden' dese hiç olmazsa sarı kartlar görülmezdi! Nerdeeee... Film kopmuş bir kere... Galatasaray Eskişehir'i kolay lokma görmüş. Kaybedince kendini kaybetti. Yazık!

Şimdi kızın bana...
Şimdi gerçeklerden uzaklaşıp bindirin hakeme...

Galatasaray gibi bir takım kendi hatasını başkasına yüklemez!
Yükleyene de tavır alır.
Adnan Polat'ın da maç sonrası söylemini talihsiz bir beyan olarak yorumluyorum.
İmam ve cemaat meselesi...
Adnan Polat Galatasaray'ın başarısını istiyorsa ki istiyor. Derhal ama derhal, ama saniye geçirmeden takım içinde 'ıslahat hareketi' uygulamalıdır!

 
 
Başıbozukluk Galatasaray'ı bitirir!
7- Youla'yı, Servet ve Emre tutamaz! Skibbe ve Burak Dilmen burada hatalıdır. Skibbe'yi tutacak adam ya da savunmada olacak adam onlardan daha çabuk olan Meira'dır. Koy bu maçta orta alana Meira'nın yerine bir başkasını, çek Meira'yı defansın göbeğine... Çek ki savunma savrulmasın! De Sanctis'e bile 4 gol yedirdiler. Defans hasta olmuş De Sanctis ne yapsın. Kurtarışları da var ama... Önünde defans yok ki. İpini koparan gole gidiyor. Maçın sonlarına doğru geri dönecek mecalleri kalmadı maç da durup dururken 4 oldu!

8- Eskişehir takımının tümü Lincoln değerinde değil! Ama Eskişehir de Galatasaray kadar yorgun değil. Bir ülkenin milli takımına her seferinde bütün takımlardan fazla oyuncu vermek ve üç cephede savaşmak da kolay değil. Ama bunun da bir raconu var. Galatasaray da bunu bilecek. Futbolcusu da aldığı paranın hakkını verecek.
Bu maçta Olympiakos kadrosundan sadece Lincoln yoktu, takım döküldü... Acaba Lincoln 'olmazsa olmaz' mı? Sanmıyorum!
Skibbe de maçtan sonra Lincoln'ü aradık diyor!
Be hocam; Lincoln oynadığı zaman da onu sahada çok aradık!
Neyse...

9- Arda kart görecek hakemi ayağına çağırıyor!
Ayhan topu 'altın tepsi'de sunar gibi hakeme götürüyor. Al bunu sok... Fırına sok ki senin yüzün kızarmıyor bari top kızarsın gibilerden...
Ne hakkı var Ayhan'ın buna!
Maç bitmiş 8 dakika da fazla oynanmış sen Galatasaray olarak geriden gelip deplasmanda öne de geçmiş koruyamamışsın ne yapsın hakem?
Maç bittikten sonra aranırsan adama da kırmızıyı basarlar!
Bak iki hafta sonra şikebahçe maçı var. Ayhan da takımın koşanı... Yazık değil mi...
Şimdi herkes geveleyecek, bunları yazan pek olmayacak Galatasaray'ın da burnu bir türlü gülistan-ı bahardan çıkamayacak!
 
 
İki aksırmakla hasta olunmaz!
10- Olan oldu, Galatasaray kazanacağı maçtan mağlup çıktı.
Skibbe'ye de Burak ve Cevat hocalara da güvenim hala tam. Sorun onlarda değil. Sorun takım halinde futbolun gereklerini yapamamakta. Bu aksaklıkları KÖŞEBAŞLARINDAKİ 'simitçiler' görüyorsa BÜTÜN GÜN Florya'da olanlar görmemezlik edemez. Mesele uygulamada!
Galatasaray iyi takımdır ama kimse de vazgeçilmez değildir.
Defansın göbeği gözden geçirilmeli...
Servet ileri yollanmamalı. İki sebepten;
1-Savunma zaafa uğruyor
2-Servet ileri gitse faydalı olamıyor.
Ayrıca bana göre; oyun disiplinine sadık kalan oyuncu asiden daha iyidir!

Forvet savunmaya gelmemeli...
1-Kupa'nın son ayağı değil, tur atlanacak ve de maçın bitmesine iki dakika kalmış değil, şampiyonluk maçı değil. Daha ligin bitimine 26 hafta var, maçın bitimine de yarım saat... Neden bütün forvet bir frikik atılırken savunmasına gelir?
Ya işgüzarsın, ya kendine güvenin yok korkuyorsun.

Dikkatli bakın, frikik atılırken Galatasaray savunmasında tam 10 Galatasaraylı var, sadece De Sanctis yok! Bu savunma anlayışı değil, başıbozukluktur. Evel ezel forvetlerin savunmaya yardıma gelmelerine karşı oldum, çünkü onların savunma kontrolleri çok zayıf olur. Bırakın savunmayı o yerin sahibi yapsın, forvetler pek pek baraja girsin!
Galatasaray'da tam tersi...
Forvetler defansta, defans hücumda...

Skibbe mutlaka bunlara çare bulmalı.
Galatasaraylı futbolcuları futbol okulunun birinci sınıfına yazdırmalı!

Ancak telaşa da gerek yok!
Galatasaray iyi takım.
Ancak bu söylem de doğruysa o zaman da mevsim başından beri kötü giden şikebahçe de iyi takım; Çünkü aralarında sadece iki puan var!'
İki hafta sonra da Saraçoğlu'nda şikebahçe-Galatasaray maçı var!
Merak etmeyin;
Galatasaray iki kere aksırdı diye hasta olmaz!
Bu sene ligde virüs var!
Öldürmüyor, süründürüyor...
Biliyorsunuz;
Acil önü, hasta dolu...
 
OSMAN TAMBURACI
keweel - arda - elano- baroş- keita

turnusol

  • Vikipedici
  • Mimar
  • *
  • Kayıt Tarihi: Nis 2008
  • İleti: 3899
  • Yaş: 47
  • Yer: Mecidiyeköy'deyim.
    • maç yazıları
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #203 : 27. Ekim 2008, 13:46:21 »
Acil önü, hasta dolu... :iyi: :hehe:

scatman_35

  • Çırak
  • *
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 79
  • Yaş: 42
  • Yer: izmir
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #204 : 27. Ekim 2008, 15:08:20 »
Sizin hiç Alpaslan’ınız öldü mü?

Futbol nedir? Takımınıza maçı kazandıran şey nedir? İnce ince düşünülmüş, özenle uygulanmış bir taktik mi? O taktiği yaratan ‘beyin’ mi? Uygulayan futbolcular mı? Taktik maktik hak getirdiğinde sahneye çıkan yıldızlar mı? Yoksa lehinize aleyhinize, artık Allah o gün ne verdiyse, ince ince düdük çalan hakemler mi? Hepsinin özü şans mı yoksa? O topu direkten döndüren ya da filelerle buluşturan, son saniyede dünyanın en iyi kalecisine elinden kaçırtan, yaradana sığınıp vurduğunuzda 90’a takan? İyi bir zemin yeter mi kazanmaya, sadece inanarak kazanılıyor mu gerçekten yoksa? Taraftarı neresine koyuyorsunuz futbolun peki? Birbirine denk iki takım 4-4-2 oynadığında maçı kim kazanacak, söylesenize hadi?
Ben, uzun seneler önce, futbolun taraftar olduğuna inandım... O maçı güzelleştiren, nefis bir stadyum, güzel bir zemin, iyi bir kadro, limonata gibi bir hava kadar, dolu tribünler oldu benim için... Hatta tribünler olduktan sonra, onlar olmasa bile oldu zaman zaman... Ben tribünde edinilen arkadaşlıkları, o haftadan haftaya, 90 dakika için bir araya gelmeleri, tribünde gülme krizine girmeleri, devre arasında maç geyiği yapmaları, kim var kim yok diye bakmaları, tekrarı olmayan pozisyonu kaçırdığında yanındakine ‘Kim attı, kim attı?’ diye sormaları sevdim...

En çok arkadaşlarımı sevdim
Aynı anlamsız tezahüratı, bir profesöre ve bir ilkokul mezununa, bir üst düzey yöneticiye ve kapıcısına omuz omuza yaptıran neydiyse artık, benim sevdiğim tam da oydu... Soğuk havalarda tribünde bir avuç olmanın hissettirdiği ayrıcalığı sevdim ben... Soğuktan donmaya ramak kala patlayan ve tek amacı bizi zıplatarak ısıtmak olan “Çıldır, çıldır, çıldırmayan...” tezahüratını sevdim... Hava ne kadar soğuk olursa olsun, tribünde hissedilen ‘Aslında o kadar da soğuk değil!’ duygusunu sevdim... Yağmurda ıslandığını fark etmeden ıslanmayı, güneşte yandığını anlamadan yanmayı sevdim...
İlk defa çıktığı kız arkadaşını maça getirip, galibiyet sonrası tezahürat yapa yapa eve gittiği için kızı statta unutan salak tribün arkadaşımı sevdim... Her maçı falancanın sağında filancanın solunda, sezonlardır yıkanmayan kokuşuk (aka uğurlu) formasıyla seyretmezse o maçın kesin kaybedileceğine inanan naif erkekleri sevdim... “Bu erkekler neden sadece statta naif?” diye düşünmeyi sevdim... Gittiğimiz fasıllarda bazı şarkıların ‘orijinal’ versiyonunu hatırlamamayı, büyük bir ciddiyetle, kimseye fazla çaktırmamaya çalışarak tribün versiyonunu söylemeyi sevdim... Alelade bir şarkı radyoda çalarken içimden, sırf o şarkı bizim takım gol attığında statta çalan şarkı olduğu için kendimi ‘Gooool’ diye bağırırken yakalamayı sevdim... Maç öncesi tahmini 11’ler yapmayı sevdim... Maç sonrası ev yolunda maç kritiği yapmayı da... Hagi’yi sevdim ben... Hooijdonk’u sevdim... Nouma’yı da...
Ama ben en çok tribünde edindiğim arkadaşları sevdim... En sağından başlayıp, ortasından geçip, en solunda karar kıldığımız tribünde yanında oturduğumuz Sarı’yı, Nevzat’ı, Bülent’i, Emin’i, Zafer’i, Burak’ı, Alpaslan’ı...
Maça gidince orada olduğunu bildiğin bir şeydi Alpaslan... Nasıl Galatarasay’ın tam kafandaki olmasa da öyle ya da böyle bir 11’le sahaya çıkacağı kesinse, Alpaslan’ın da orada olacağı kesindi... Aşağıda durur, pankartları tek tek astırırdı... “Kanka, üst üste gelmesin” derdi... Tribünde kavga da gördüm, korkunç yenilgiler de, ama Alpaslan’ın gülmediğini hiç görmedim ben.... Basketbol maçında da oradaydı, deplasman maçında da... Bursa deyince Ebru telefonda, “O maç haftaya değil miydi?” diye düşündüm anlamsızca...
Bizim arkadaşlarımız daha hiç ölmemişti Alpaslan... Annemlerin uzaktaaaan ahbaplarının başına gelen bir şeydi ölüm... “Kaç yaşındaydı?” diye sorunca “83” cevabıyla gizlice iç rahatlatan bir şeydi... Ama meğer ölüm varmış, korku varmış, bu dünyanın sonu varmış... Sayende onu da öğrendik Alpaslan...


BANU K. YELKOVAN / Radikal
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=901059&Yazar=%20&Date=27.10.2008&PAGE=
« Son Düzenleme: 05. Şubat 2010, 02:41:46 Gönderen: buragi »

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #205 : 28. Ekim 2008, 02:53:23 »
Olmuyor beyler

Yusuf ve Youla'ya önlem alamayan bir hoca G.Saray'ın başında kalamaz Birkaç hafta önce şikeci'in 8-9 puan ilerisinde olan G.Saray bu farkı eritti

Yazıya başlamadan önce okuyacak olanlardan bir ricam var. Yazıyı okurken lütfen yanınıza bir puan cetveli de alınız. Çünkü konu onun üzerinden yürüyecektir. Lütfen hatırlayın ve puan cetveline bakın. Daha birkaç hafta evvel şikebahçe, Galatasaray'ın 8-9 puan gerisindeydi. Bugün ise 2 puan gerisinde. Yani nefesini Galatasaray'ın ensesinde hissettirir hale geldi. şikebahçe, o günlerde kongreye gidecek kadar statlarda "istifa" sesleriyle yaşıyordu. Bugün ise bir çıkışa geçti. İnişteki Galatasaray'ın omuzuna dayandı. Galatasaraylı yöneticiler ve de teknik kadro elemanlarının bu duruma ne diyeceklerini bilemiyorum, ancak gözle görünen hatta hepsinden çok önemli bir şey var. O da nedir biliyor musunuz?

DERBİ MAÇI GELDİ ÇATTI
Galatasaray bu hafta eğer Gaziantep'i geçebilirse şikebahçe'nin karşısına +2 puanla çıkacak. Hatırlarsınız şikebahçe her kötü gününde Galatasaray'ı yenip moral bulup yoluna devam eden bir takımdı. Eğer bu sene de bu böyle olacaksa o zaman bu statlarda istifa sesleri Adnan Polat ve yönetimine dönecektir! Galatasaray'ın bütün bunları düşünerek çok kısa süre içinde toparlanması lazım dersek acaba çok mu bir şey istemiş oluruz? Görünen köy kılavuz istemiyor. Galatasaray Futbol Takımı'nda ve teknik kadrosunda inanılmaz bir başıbozukluk gidiyor. Kimin ne yaptığı belli değil.

HAKEM HOCASI ŞART
Örnek vereyim size... Son Eskişehir-Galatasaray maçında nizami bir golü ofsayt zanneden on futbolcunun hakemin gırtlağına sarılması gibi. Burada soru basit: Meslekleri futbol olan futbolcuların, kuralları bilip bilmemesi! Görünen o ki çoğu kuralların çok dışında hatta bihaber. Yönetim ve başkan Adnan Polat'ın süratle bir hakem hocası alması lazım. Futbolcuların itirazlarını önleyecek ve sakinleştirecek bir psikologla beraber bir hakem hocası Galatasaraylı futbolculara bir şeyler öğretmeli. Benim tavsiyem bu iş için en ideal adam Bülent Yavuz'dur. Dünyanın en büyük takımlarının hepsinde böyle bir hakem hocası vardır.

SKİBBE GÖNDERİLMELİ
G.Saray'da iyi bir psikoloğun olduğuna da inanmıyorum. Teknik kadro her şeyi o kadar çok iyi biliyor ki buna gerek duymamıştır. G.Saray'ın yok olan disiplinine tekrar dönmesi için çok ciddi tedbirlerin alınması gerekir. Eğer alınmazsa Fırat Aydınus'u çevirip 4-5 tane sarı kart görme olayları ardı ardına devam eder. Skibbe süratle gönderilmelidir. Kaybedilen 6 puanlık iki maçta Yusuf ve Youla gibi iki adama tedbir alamayan bir hoca asla G.Saray'ı çalıştıracak çapta değildir. Yönetim, 'G.Saray hiç kimseyi ligin ortasında göndermez" diyor. Göndermeyin ama ligi de nerede bitireceğimizi düşünün.

İsmet Tongo

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #206 : 28. Ekim 2008, 10:38:19 »
SKİBBE GÖNDERİLMELİ
G.Saray'da iyi bir psikoloğun olduğuna da inanmıyorum. Teknik kadro her şeyi o kadar çok iyi biliyor ki buna gerek duymamıştır. G.Saray'ın yok olan disiplinine tekrar dönmesi için çok ciddi tedbirlerin alınması gerekir. Eğer alınmazsa Fırat Aydınus'u çevirip 4-5 tane sarı kart görme olayları ardı ardına devam eder. Skibbe süratle gönderilmelidir. Kaybedilen 6 puanlık iki maçta Yusuf ve Youla gibi iki adama tedbir alamayan bir hoca asla G.Saray'ı çalıştıracak çapta değildir. Yönetim, 'G.Saray hiç kimseyi ligin ortasında göndermez" diyor. Göndermeyin ama ligi de nerede bitireceğimizi düşünün.

İsmet Tongo
(bence eskişehirde bırakılmalılıydı)
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #207 : 30. Ekim 2008, 13:47:19 »
şikeci-Galatasaray maçı yaklaşıyor ya...
şikebahçe kanadı da Galatasaray kanadı da bir sonraki hafta oynanacak derbi için resmen konuşlandılar. Füzeleri, patriotları mevzilerine yerleştirdiler ve atışlar başladı...
Hedef hakemler!
Baskı kurulacak ki maçta hakem hatası olmasın.
Olursa ‘biz demiştik’ diyebilsinler...
Sevgili Adnan Polat da Şekip Mosturoğlu da ne ister hakemlerden!
Kendi takımlarının haline bir baksalar ya!...
Hakemlere;
Ayhan altın tepsi içinde top sunuyor...
Edu hakemin kafasına top atıyor...
Sonra yöneticiler hakemleri topa tutuyor...
Yersen!
Özgener Federasyonu hata yapıyor ya... Varsın kulüp yöneticileri de yapsın.
Böyle başa böyle tıraş
Galatasaray forvetleri ve Sessiz Gemi
Galatasaraylı futbolcuların maçlarda; ailece, topyekun gole gitmeleri ve sonra geri dönememeleri bana ünlü şairin Sessiz Gemi şiirindeki dizelerini hatırlattı;
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden
Bir çok maç geçti dönen yok forvetinden...
Yahya Kemal Beyatlı
Galatasaray böyle giderse arkasından çok mendil sallanacak galiba...

 
 
Dikkat dikkat!
Galatasaray-Trabzon 3-0
şikebahçe-Kayseri 1-4
şikebahçe-Bursaspor 5-2
Eskişehir-Galatasaray 4-2
İki şikeci iki Galatasaray maçında, yani dört maçta tam 21 gol, yani maç başına; 5 golden bir fazla...
Daha ne istiyorsunuz?
 
Galatasaray ve Saks mavisi...
Malum Galatasaray denize düşmüş yılana sarılıyor.
Goldman Sachs’tan (saks okunuyor) kredi alacak. Oysa Saks dünyada krizin başlangıcı...
Belki Galatasaray Goldman Sachs’a elini verecek kolunu alamayacak ama genel kurul geçen cumartesi Adnan Polat’a bütün olası risklere rağmen; ‘bu krediyi alabilirsin’ dedi!

Goldman Sachs’tan kredi alınmaması için; Hayrettin Kozak, Murat Ece, Murat Sağman yırtınsa da... İnan Kıraç ’bu işe nokta koyalım’ diyince, arkasından Mükerrem Taşçıoğlu da ‘krediyi alalım’ beyanında bulununca Adnan Polat ve yönetimi rahatladı.

Genel kanı; Sportif A.Ş. ve Futbol A.Ş.’nin birleştirilebilmesi ve Galatasaray’ın bu badireden kurtulabilmesi için bu kredinin alınmasından yanaydı. Ancak;
Şartlar son derece ağırdı...
Teşekkür konuşması için kürsüye gelen Başkan Adnan Polat da genel kurula hitaben şöyle dedi;
‘Teveccühünüze teşekkürler... İnceleyeceğiz, Galatasaray için en uygun şartı arayacağız, krediyi almayabiliriz de...’

Ben de kongredeydim;
Krediye itiraz yoktu, şartlara vardı. Çok ağır; Riva elden gidebilir, Florya risk altında... Aslantepe Stadı da hepten Galatasaray’dan çıkabilir. Zira teminat için onun da loca ve kombineleri Goldman Sachs tarafından kendi alacakları yemiyormuş gibi bir İngiliz firmasına %8 komisyonla pazarlanmak isteniyor.
Daha alınacak kredinin miktarı da belli değil!
50 mi, 70 mi, 100 küsur milyon dolar mı? Belli değil...
Tahvil alım konusu da var...
Yani iş riskli; Galatasaray elden gidebilir!
Bu kredi, alınmazsa da Galatasaray elden gidebilir.
İki ucu kokulu değnek!

Bıçak kemiğe dayandı bir kere.
SPK bastırıyor...
Gizlilik anlaşması da var...
Galatasaray’ın yüksek menfaatleri için kimse fazla bir şey de söylemek istemiyor ama durum kritik...
Doktor ne yersen ye diyebilir...

Ben de diyorum ki; Kulüpler artık Dernekler Kanunu ile yönetilmesin! Genel Kurullar da seçtiği Başkanına ve Yönetim Kurulu’na sonuna kadar güvensin. Yönetimler de bir daha yapacakları işler için genel kuruldan izin almasın. Kötü yaparlarsa da ibra edilmesinler!
Böyle amorf bir durum olmaz! Altı ay önce seçiyorsun altı ay sonra ‘bana sormadan yapamazsın!’ diyorsun. Bun ne perhiz bu ne lahana turşusu...
Genel Kurul seçtiği Başkanına güvenecek.
Güvenmiyorsa seçmeyecek!
Elli kere de benden izin al demeyecek!
Faruk Süren 20’den fazla olağanüstü kongre yaparak tarihe geçti.
AIG iznini öyle aldı!
Sonra ne oldu?
Özhan Canaydın geldi bozdu.
Genel Kurul’un iradesini bir kişi bozdu, hem de milyon dolarlar zarar pahasına...
Böyle saçmalık olur mu?

Ayrıca; Adnan Polat yönetimi de sanırım tarihin en çok oyla seçilen yönetimi; 2148 oy...
Galatasaray’ın hayati önem taşıyan Goldman Sahcs kredisi kongresinde yetki verenlerse, sıkı durun; 309 kişi!
Yasaysa yasa...
Ama böyle saçmalık da olamaz!...

O zaman bu kararın alınması için; seçen hazirun sayısı istensin.
Sayısal madde konsun.
2000 kişiyle seçilecek,
300 kişiyle kabul veya reddedilecek!
Olur mu böyle saçmalık...

Galatasaray’ın bu yetki kongresi, Goldman Sachs firmsının adından mülhem ‘Saks mavisi’ gibi bir şey...
Malum; saks mavisi, gece mavisi... Yani oldukça karanlık...
Ama psikolojide de mavi; sinir sistemini rahatlatan bir renk...
Ayrıca en iştah kapatıcı da bir renk!

Yorum sizlerin, karar Polat’ın
OSAMAN TAMBURACI
keweel - arda - elano- baroş- keita