28. Nisan 2026, 12:19:04

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 120438 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #160 : 19. Eylül 2008, 16:21:05 »
YİNE YENİ BİR Galatasaray

Maç sabahı gazetelerde toplamda 12 oyuncumuzun sakat veya cezalı olduğunu öğrendiğimde ilk yaptığım eksiklerden oluşan Hasan Şaş yönetimindeki kırmızı takımı Michael Skibbe yönetimindeki sarı takımla oynatmak oldu..Her 2 kadro 4-4-2 ile yayılmıştı Florya Metin Oktay tesislerindeki antreman sahasına ve kırmızı takımda Uğur stoper Barış ise sağbek oynuyordu...Antreman maçı dedik ya; aklımın ucundan bile geçmedi Skibbe’nin sahaya 3’lu defans kurgusu ile çıkacağı..

Sağ kanattaki bunca sakat ve cezalı oyuncunun yokluğunda formamızı ilk kez giyecek olan S. Kurtuluş’u tek başına görevlendirmeyi uygun gören Skibbe’nin takımı sol kanadı teslim ettiği Volkan’ın ofsaytı  bozması sonucu ile ilk golü gördüğünde eminim sizlerde benim gibi off çektiniz ekran başında…Ve düşünmeye başladınız yine aynı benim gibi..

Rakip 2. sınıf bir İsviçre takımı..Ön elemede 2 maçta 1 puan alarak elendiğin Rumen temsilcisi evinde Alman Ligi Şampiyonu’na yenilerek başlamış Şampiyonlar Ligine, ligde son 2 maçta 4 puan kaybetmişsin ve 26 gündür resmi galibiyetin yok…Bu kadar eksiğe rağmen deplasmanda olsa galibiyetle dönmen lazım evine ve sen takımı geçici bir hevesle 3’lu defansla sahaya sürüyorsun..Ortanın ortasında Kewell ve Lincoln’ü beraber oynatarak…Ortayı kapatabilecek bunca oyuncunun eksikliğine rağmen M.Güven’i yedekten bile olsa oyuna sokmayı akıl edemiyorsun maç boyunca..Rakip ilk 47 dakikada sadece 2 şut atarak 2-1 öne geçiyor ve Bülent-Falco-Stumpf’tan beri ilk kez 3’lü bir defansla oynatarak armayı, maçı 3 gol yiyerek tamamlıyorsun..Galip gelmeni sağlayan gol giydiği formayı ciddiye almayan 10 numaralı Brezilyalı’ndan geliyor..10 numarayı kavga gürültü zorla giydirip sonra elinden aldığın sözleşmeli 28 yaşındaki oyuncun kimsenin anlamadığı bir şekilde İspanya 2. liginde can çekişiyor aynı günlerde..Son 1 yıla damgasını vuran basının yıldızı sol stoperin geçen sene çoğu maçta olduğu gibi bu maçta da halısahavari bir tavırla forvete atıyor kendini her fırsatta…Sahada 2 forvet, 2’de forvete dönük orta saha oyuncun aynı anda yer alırken kaptan Ayhan‘a muhtaç olduğunu farkediyorsun..O da çoğu zama olduğu gibi oyunun her iki yönünü de başarıyla oynuyor ve her gerçek kahraman gibi sessiz bir şekilde kurtarıyor gemisini..Sahada ol(a)mayan Mehmet’lerin, Barış’ın,Sabri’nin, Linderoth’un görevlerini top yekun yerine getirerek…Olayın sov kısmını halletmek, bu sezon 94. dakikada 2 kez takımının 4. golüne atan 10 numarana kalıyor..

Bir Galatasaray’lı olarak 4. sınıf bir Avrupa takımını deplasmanda da olsa 4 gol atıp yenmektense, 1. sınıf bir Avrupa takımını tek golle yenmenin hayallerini kuruyorsun…Diğer herkes gibi daha yüksek sesle “Lucescu olsa”yla başlayan düşüncelerle dalıveriyorsun uykuya… Baros’un attığı goller ve gülmeye başlayan yüzü, oyundan alınan Nonda’nın pozitif tavırları, Kewell’ın Uğur Tütüneker’i andıran 40 yıllık Galatasaray’lı tavırları, 3 gol yemesine rağmen De Sanctis’in Taffarelvari duruşu, yer tutuşu,oyun kurma kabiliyeti hatta ve hatta kısa kollu forması bir nebze de olsarahatlamanı sağlıyor uyku öncesi.Bu rahatlatmanın aynısını kenar yönetiminden de bekliyorsun artık; bu senin en tabii hakkın..Gönül verdiğin renklerin sahada ele avuca gelir bir diziliş ve taktikle sahada olmasını bekliyorsun, çok değil 3 gün sonra İzmit İsmet Paşa’da.. 

Saygı ve sevgilerimle
Ant İpek

gayınsin

  • Çırak
  • *
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 55
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #161 : 20. Eylül 2008, 13:13:35 »
Galatasaray Yeni Stadında İlk Maçı şikebahçe İle Oynasın

Aslantepe'deki yeni stadın kurdelesi kesildiğinde Türkiye futbolunda yepyeni bir sayfa açılacak. O kurdele kesildiği gün Fenerbahçelilerin kafasında da yeni bir stadın temelini atma hayali canlanacak. Öyle ya, Galatasaray'ın yeni stadı mutlak surette bugün Türkiye'nin en iyi stadı olan Şükrü Saracoğlu'nun pabucunu dama atacak. Ve Galatasaray'ın yeni stadı, Beşiktaşlıları da harbi harbiye harekete geçirecek yeni İnönü için…
Galatasaray, 10 yıl boyunca Türk Telekom adını taşıyacak yeni stadını 29 Ekim 2009'da açmayı umuyor. Umuyor zira bugüne kadar inşaat programı belirlenen takvim doğrultusunda pek yürümedi.
Galatasaray, yeni stadının açılışını cumhuriyetin 86. kuruluş yıldönümüne denk getirerek, 104 yıllık bir kulüp olarak, kendi "yeni yüzyılını" da resmen başlatmış olacak.
Galatasaray, son zamanlarda kendini Mekteb-i Sultaniye yani Galatasaray Lisesi üzerinden daha sık tanımlar oldu çünkü böylece mazisini, 1481'e kadar dayandırıp 5 asrın üzerine çıkarmış oluyor.
Bu tarihsel referansa binaen Galatasaray'a da bir "imparatorluk" yakıştırması yapmak olası mıdır?
Yapısal özellikleri nedeniyle "aristokrasi"nin takımı olarak bellendiğine göre pekâlâ olabilir tabii. Değil mi ki ezeli rakibi şikebahçe'ye de "cumhuriyet" denilmektedir.
 
Şiketaş'ı dışladılar
Ezeli rakipler arasında en büyüğü 1903 doğumlu olan Şiketaş'tır. Sonra 1905'li Galatasaray ve 1907'li şikebahçe gelir.
Evet, bu kulüplerimizin futbol dışında birçok branşı vardır ama neylersiniz ki ezeli rekabet illaki futbol üzerinden okunuyor. Üç-beş yılın sözü edilmese de üç ezeli rakip arasında yeşil sahalardaki rekabet henüz 100. yılını doldurmadı. Hele ki Galatasaray ve şikebahçe'nin Şiketaş ile olan ezeli rekabetinin 100. yılını doldurması için Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılını beklemek lazım.
Çünkü bu iki takımın Şiketaş ile futbol sahalarında karşılaşmaları 1924 yılında mümkün olmuştur. Bu gecikmenin nedeni şikebahçe ve Galatasaray'ın, Şiketaş'ı aralarına almama eğiliminden kaynaklanmıştır.

100. yıllar boşa harcandı

Buna mukabil bugünkü Saracoğlu'nun kurulduğu yer olan Papazın Çayırı'nda 17 Ocak 2009'da başlayan Galatasaray-şikebahçe rekabeti 100 yaşında olacak.
2009 yılı hem iki ezeli rakibin rekabetinin 100. yılı, hem de Galatasaray'ın yeni stadının açılış yılı olacak. İki ezeli rakip, rekabette yeni bir 100 yıla adım atacak. Bu adımın nasıl atılacağı Türkiye futboluna kazandıracakları veya kaybettirecekleri açısından son derece önemli.
Düşünün, anlı şanlı üç kulübümüz koca 100. yıllarını birbirlerine husumet besleyerek "tek başlarına" kutladılar. 100. yıl kutlamasını sadece "şampiyon"luğa endekslediler. Şiketaş ile şikebahçe şampiyon oldukları için 100. yıllarını "çok güzel kutladıklarını" düşünüyor.
Oysa futbolumuzun üç çınarının 100. yıllarını idrak etmiş olmaları münasebetiyle bir dostluk turnuvası yapmaması hazin bir durum değil midir?
 
Bu gol kaçmasın bari
Geçen güne hayıflanmanın bir faydası olmayacağına göre gelen güne bakmalı. Gelen gün, "güzel bir gol" atmak için topu ezeli rakiplerin ayağına getiriyor.
Galatasaray ve şikebahçe'nin ortak bir komite kurup, "Ezeli rekabet, ebedi dostluk 100 yaşında" sloganıyla bir "bayram" tertiplemesi bütün o içi boş "dostluk mesajı çağrılarını" ete kemiğe büründürecek yüz yılın en en samimi "atağı" olacaktır.
Rekabetin 100. yılında iki takımın bir maç yapması fikri ilk olarak şikebahçeli taraftarların en etkili internet sitesi Antu.com'da ortaya atıldı. (http://forum2007.antu.com/KonuOkuZiyaretci.aspx?gID=31&fID=17&kID=17412&sayfa=10)
 
Cimbomlular soğuk duruyor
Haziran ayında sitede başlatılan tartışmalar bir iki ay devam etti. Yaklaşık 11 web sayfasını tutan tartışmalarda sarı-lacivertli taraftarlar fikri büyük bir oranda destekliyor. Hatta maça dair ilginç fikirler de beyan ediyorlar. Buna karşın Galatasaraylı taraftarların Antu.com'a cevaben oluşturduğu forumlarda ne yazık ki aynı iyi niyet görülmüyor. (http://Galatasaray.to/forum/showthread.php?t=5922)
Galatasaraylılar, tartışmaları başka boyutlara çekerek bu dostluk elini boş bırakıyorlar.
Diğer yandan bazı şikebahçeli taraftarlar böylesi bir maçın Beşiktaşlıları kızdıracağını söylüyor. Çünkü onlara göre Şiketaş kendini dışlanmış hissedecek. Haklılık payı olabilir. O halde bir adım daha atılıp "üçlü bir turnuva" düzenlenerek, önceki yüzyılın başında rekabete katmadıkları Şiketaş'ın da gönlü alınabilir.
Ben bugün buradan "dostluk maçı"na bir halka daha eklemek istiyorum. Galatasaray, yeni stadının açılışında da şikebahçe ile karşı karşıya gelsin. İki ezeli rakibin bir yıl içinde "iki dostluk maçı" yapmasını çok görenler varsa o halde "100. yıl maçı" Cimbom'un yeni stadının açılışında yapılsın. Böylece hem geçmişe hem de geleceğe müthiş bir gol pası atılmış olur.
Konuya ilişkin olarak Galatasaray İkinci Başkanı Mehmet Helvacı ile görüştüm ve açıkçası biraz hayalkırıklığına uğradım. Helvacı, bu tür konulara elbette yönetim kurulunun karar vereceğini söyledi ancak kendi tercihinin stat açılışında Galatasaray ile Şampiyonlar Ligi şampiyonunun karşı karşıya gelmesi olduğunu söyledi.
Oysa futbol da küresel bir oyun haline gelmiş olsa bile Galatasaray ve şikebahçe birbirleri için her daim en büyük rakipler olacaktır. O halde şikebahçe'nin Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmasını dileyelim, böylece Mehmet Helvacı'nın da tercihine uygun bir rakip olur sarı-lacivertliler!
 
şikebahçeli taraftarların önerileri
 
- Maç yapılsın
- Sahaya 1909'daki formalarla çıkılsın.
- Tribünler eşit şekilde paylaşılsın
- 90 dakikalık film çekilsin
- Maç İnönü'de saat 15.00'te olsun
- Tribünler karma otursun
- Eski futbolcular maça getirilsin
- Ölenlere pankartlar yapılsın
- Bütün branşlarda müsabakalar yapılsın.
- Özel formalarla çıkılsın.
- Maça özel ürünler çıkartılsın.
- Maçı yabancı hakem yönetsin.
 
 
MEHMET HELVACI: Şampiyonlar Ligi şampiyonu isterim
Ben iki kulübü birbirinin yegâne rakibi olarak görmüyorum. Bunu küçümsemek anlamında söylemiyorum. Küreselleşen dünyada artık yeni rakipler var.
Stadın açıldığı tarihteki konjonktür çok önemli. Eğer öncesinde iki kulüp arasında çok gergin bir maç olmuşsa kalkıp stat açılışında birlikte maç yapalım demek zor olur.
O zamanın koşullarında değerlendirmek lazım.
Yeni stat sadece futbola hizmet etmeyecek ve o yüzden açılışı da sadece futbol maçıyla olmayacak. Bir törenli açılış bir de içinde futbol maçının da olduğu bir dizi etkinlikle açılış.
Rekabetin yüzüncü yılı gündemimizde var ancak henüz ne yapılacağı konusunda bir bir şey konuşulmuş değil.

Kenan Başaran/Referans Gazetesi

KAYNAK


(Arkadaşlar ben yazarın düşüncelerine katılıyorum.Sizlerde bu husustaki fikirlenizi beyan ederseniz memnun olurum.Bu konuyu camia olarak gündemimize almalıyız.Ne de olsa ezeli rekabette yeni bir çığır açılıyor.Lütfen hassasiyetimizi gösterelim.)
Adın yeter Galatasaray!

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #162 : 21. Eylül 2008, 02:54:37 »
Geliyor, geliyor
Baros, Kewell geliyor...

20.09.2008
Bellinzona maçından sonra herkes farklı fikirler yürütecektir. Hiç tartışmam!
Bellinzona gibi bir takımdan üç gol yiyorsan,
İki kez geri düşüp beraberliği yakalıyorsan,
Öne geçtiğinde tekrar beraberliğe düşüyorsan,
Son saniyede maçı kurtarıyorsan,
Ve 'kod farkı' düşük rakibin yarım saat 10 kişi oynuyorsa...
Kim ne diyorsa haklıdır!

Ancak;
Galatasaray'ın karşısında bir rakip olduğunu,
Çok koşan ve prestij için mücadele eden isimsizlerin, kendini ispatlama gayreti içinde olduklarını,
Galatasaray'ın da böyle bir takıma karşı 4 gol bulduğunu ve çağdaş futboldan örnekler verdiğini...
Asla gözden kaçırmayın!
 
 
Skibbe'nin bu işte hatası yok!
Michael Skibbe'nin elinde bundan başka kadro çıkaracak elemanı zaten yok!
12 sakatı Florya'da bırakıp gelen Skibbe için sadece Aydın'ı neden kenarda bıraktı diyebilirsiniz...
Gerisi mesnetsiz iddialar olur.
Galatasaray'ın ilk 11'i çok iyiydi, elinden geleni de yaptı.
Sadece Nonda ciddi şekilde kötü! Lig maçları dahil leblebi gibi gol kaçırıyor. Skibbe de onu aldı Aydın'ı soktu.
 
 
Galatasaray'ın uyum sorunu var
Çağdaş futboldan örnekler veren Galatasaray'da sadece ve sadece uyum sorunu var.
Birbirini tanımayan oyuncular bu kadar süratli futbol oynuyorsa bu Galatasaray eleştirilmez övülür.
Ya bir de birbirlerine alışırlarsa işte o zaman sahada rakiple körebe oynarlar ve rakip top göremez.
Bu potansiyel Galatasaray'da var.
Baros, Kewell, Aydın hatta Ayhan ve Lincoln bile neredeyse ilk kez bir arada oynuyor buna rağmen fevkalade bir çabukluk içindeler ve de;
ALAN DEĞİŞTİREREK futbol oynadılar.
Dünyada köhnemiş, hele bizim ülkede hala 'çift santrfor' olarak anılan demode futboldan uzak bir görüntü veren Galatasaray'ı kutluyorum.
Galatasaray'da santrfor yok!
Golcüler var;
Kewell, Baros (2) ve Lincoln...
Bunların hiç biri santrfor değil ama deplasmanda birbirinden güzel 4 gol var.
Siz Galatasaray'ı kötüleyen rakiplerin gazına gelmeyin!

Galatasaray ne kadarını başardı bilemem ama bu oyun futbol devrimi yaratmış takımların oyunu olan ve benim de ısrarla savunduğum; 4-6-0'dır.
Galatasaray, Bellinzona karşısında bu tarz oyundan örnekler vermiş ve uygulamada zaaflar yaşamıştır.

Kewell'ın parlayışlarının...
Baros'un topu ayağına aldığı an; Ümit Karan ve Nonda'nın yapamadığı tek harekette, ileri doğru adam geçişinin keyfine vardınız mı?
Galatasaraylı ne kadar zamandır böyle pozisyonlara hasretti hiç fark ettiniz mi?
En az altı sene...
Lincoln'ün 'çıt kırıldım' tarzının dışında ne kadar çok koştuğunu fark ettiniz mi?
Aydın'ın oyuna girdikten sonra Galatasaray forvetlerinin ne kadar rakip sahada gezdiğini gördünüz mü?
Ne kadar 'gol' pozisyonu üretildiğini ve bunların ne kadar heyecan verdiğini yaşadınız mı? Bunları bu kadar rahat yapan bir başka Türk takımı var mı?

Lütfen acımasız olmayın ve Galatasaray'ın modern futboldan örnekler vermesini alkışlayın.

 
 
Savunma ve Serkan Kurtuluş

Galatasaray defansı kaç maçtır; duran ve yan toplardan gol yiyor. Bunu Serkan'a bağlamayın. O 18 yaşında bir yetenek, çocuğu daha mevsim başında soldurmayın!
Skibbe'ye de kızmayın. Serkan'ı bu maçta oynatmayacak da hangi maçta oynatacak?
Belli ki hatalı goller yemede iki sorun var;
1-Servet ve Meira henüz birbirine yabancı
2-Kanatlarda oynayan savunmacılar faullerden sonra ya da kornerlerde yerlerini almakta gecikiyorlar. Saha ve adam parselasyonu da olmayınca defans açık veriyor.
Skibbe bunun önüne nasıl geçer?
Sabırla!

Hatırlayın bir zamanlar Bülent-Popescu uyumsuzluğunu...
Sonra bu ikili, takımları hiç yenilmeden UEFA sahibi oldu.
Keza Hakan Balta ve sağda Uğur ya da başka biri. Muhtemelen Linderoth, mükemmel olur.

Defansın hava toplarından gol yemesi biraz da defans önünün rakibi zamanında bastırmamasından kaynaklanıyor.
Bunu şöyle açıklayabiliriz;
Bellinzona maçında; Emre Aşık, Meira, Servet, Volkan geri dörtlüsünü zaman zaman sağdaki Serkan geri gelerek 5'ledi. İşte burada sorun yaşandı.
Aslında Galatasaray 3'lü defans yapıyor gibi de gözüktü.
Neden?
Servet'le Meira'dan biri zaman zaman ve de hesapsız şekilde ileri gittiler. Giderken topla çok oynadılar. Biraz da rakibi küçümsemekten doğan bir gevşeklikle pozisyon kaybettiler.
Rakip ataklarda 5'lenecek defans bile yerini kaybetti,
Bunlar çok rahat düzelebilecek şeyler.

Mühim olan; bir takımın ofans-defans geçişlerindeki entegrasyondur.
Galatasaray da bunu zaman içinde başaracaktır.

Dikkat;
Aydın, Kewell, Baros, Ayhan, Lincoln ve Nonda'nın uyum içinde rakibi bastırmasını düşünün...
Kim dayanabilir?
Daha Arda ve Mehmet Topal var...
Sağ bek oynatılan Linderoth'un orta sahaya kayma ihtimali var...

Galatasaray'daki değişimi gördüm ve sevindim.
Bellinzona maçındaki 4-3'lük galibiyetten çok, beni gözlemlerim mutlu ediyor.
4-3'lük maçta hatalar olmuş ne gam. Her başlangıçta hatalar vardır...
Göreceksiniz Galatasaray futbol devrimi yapacak.
Beğendim.


Osman Tanburacı

biRdfcukeR

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #163 : 21. Eylül 2008, 03:02:35 »
simdi bu yaziyi okudum ve tam buraya koyacaktim :)

sozlerine birebir katiliyorum helal tamburaci :)

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #164 : 21. Eylül 2008, 03:05:05 »
simdi bu yaziyi okudum ve tam buraya koyacaktim :)

sozlerine birebir katiliyorum helal tamburaci :)
;D ;)

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #165 : 22. Eylül 2008, 17:08:45 »
Yeni sezona flaş transferlerle giren Galatasaray, verdiği paraların karşılığını yavaş yavaş alıyor.

2007/2008 sezonunda kadrosunda; Rigobert Song, Tobias Linderoth, Cassio Lincoln, Ahmed Barusso, Marcelo Carrusca, Ismael Bouzid ve Tobias Linderoth'u bulunduran sarı kırmızılılar, Nonda ve Song dışındaki yabancılarından yararlanamadı.

Cim Bom, Linderoth'tan sakatlığı

Lincoln'den sakatlığı ve formusuzluğu

Barusso, Carrusca ve Bouzid'den de formsuzluğu dolayısıyla istediği verimi alamadı.

Turkcell Süper Lig'in 07/08 sezonunda;

Büyük beklentilerle takıma kazandırılan Lincoln 19 maça çıkıp, 5 gol attı ve 3 te asist yaptı.

Carrusca sadece 3 maçta forma giyerken 1 kez ağları havalandırdı.

Sezonun ikinci yarısında AS Roma'dan kiralanan Barusso 2 maç,

Bouzid 10 maç,

Ve Linderoth ise sadece 7 maçta oynayabildi ve 1 gol attı.

Bunun yanından Galatasaray'ın başarılı defans oyuncusu Rigorbert Song da geçtiğimiz sezon 22 maçta oynarken, 12 maçta takımını yalnız bıraktı.

GEÇEN SENE OYNATACAK YABANCI BULUNAMIYORDU

Galatasaray'ın geçtiğimiz sezon oynadığı;

20. Hafta Ankaragücü-Galatasaray 4-0

21. Hafta Galatasaray-Vestel Manisaspor 6-3

22. Hafta Konyaspor-Galatasaray 0-1

27. Hafta Denizlispor-Galatasaray 2-1

30. Hafta Trabzonspor-Galatasaray 1-0

34. Hafta Galatasaray-Gençlerbirliği OFTAŞ Spor 2-0

maçlarında sahaya çıkan ilk 11'ler içerisinde hiçbir yabancı futbolcu yer almadı. Diğer bir değişle 7 yabancısı bulunan sarı kırmızılılar, 6 maçta ilk 11'ini Türk oyunculardan oluşturdu.

NONDA İLAÇ GİBİ GELDİ

Yabancılarından umduğunu bulamayan Galatasaray, forvet oyuncusu Shabani Nonda'dan ise bir hayli memnun kaldı. Kongolu oyuncu çıktığı 24 maçta 11 kez rakip fileleri havalandırırken, şampiyonluk yolundaki en büyük engel olan şikebahçe derbisinde de maçın tek golünü atarak şampiyonluğun kapısını araladı.

YENİ SEZONDA BÜYÜK REVİZYON

Geçtiğimiz sezon Türk oyuncularının performansı ile sezonu şampiyon bitirmeyi başaran sarı kırmızılılar geçen seneki tablonun üzerine, 2008/2009 sezonu başında büyük revizyona gitti.

Rigobert Song ile sözleşme yenilemeyen Galatasaray, Ahmed Barusso, Marcelo Carrusca ve Ismael Bouzid ile de yollarını ayırdı.

Linderoth, Nonda ve Lincoln'le yola devam diyen Aslan;

Kaleye Morgan De Sanctis

Defansa Fernando Meira

Orta sahaya Harry Kewell

Ve forvete Milan Baros'u transfer ederek takımını güçlendirdi.

BU SEFER YABANCI KALMADILAR

Yeni sezona yeni yabancıları ile start veren Cim Bom'da bu sezon yüzler gülüyor. Sarı kırmızılı yabancılar başarılı performanslarının yanı sıra, oynanan toplam 8 maçta, atılan 17 golün 15'i yabancı oyunculardan geldi. Diğer 2 golü ise Hakan Balta ve Barış Özbek attı.

Bu sezon oynanan toplam 8 karşılaşmada yabancı futbolcuların karnesi şöyle oluştu:

Milan Baros 4 maç, 4 gol

Shabani Nonda 7 maç, 5 gol

Harry Kewell 7 maç, 4 gol

Cassio Lincoln 7 maç, 2 gol

Fernando Meira 8 maç

Morgan De Sanctis 4 maç

Tobias Linderoth 2 maç


http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/9957440.asp?gid=229&sz=84550

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #166 : 22. Eylül 2008, 17:12:35 »
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Harry Kewel, 40 yaşına kadar futbol oynamayı düşündüğünü söyledi.

Avustralya'nın en büyük spor dergilerinden biri olan Alpha'nın, Kewell ile transferinden hemen sonra yaptığı röportaj, Galatasaray'ın resmi internet sitesinde bugün yayınlandı.

Kewell, röportajında “Sadece 29 yaşındasın. Daha ne kadar futbol oynamayı düşünüyorsun” sorusunu, “Daha önce de söylediğim gibi 40 yaşına kadar futbol oynamayı düşünüyorum. Kendimi çok iyi hissediyorum ve ilerisi için henüz bir son görmüyorum” derken, “Bu kadar uzun süre oynayacağını göz önüne alırsak, bütün bu zamanını Türkiye'de geçirmeyeceğini farz ediyorum. Kulüp futboluyla ilgili başka ne gibi arzuların var” sorusu üzerine de, “Türkiye'de tabii ki o kadar uzun süre oynamayı düşünmüyorum. Oynayacak ve kazanacak bir çok nedenim olduğunu hissediyorum. Tabii ki, Galatasaray'ın lig şampiyonluğu unvanını koruması ve Avrupa'da kazanması önceliklerim. Gittiğin her yerde kazanmak istersin ve benim burada bulunma sebebim de bu” yanıtını verdi.

Röportajda, Harry Kewell'ın Galatasaray'a transferinin doğu vaatleriyle dolu olduğuna inandığı belirtilirken, oyuncu, sarı-kırmızılı kulübü tercih etme nedenlerini de “Galatasaray ve İstanbul. Bu karar futbolum dışında başka bir şey düşünülmeden verildi. Burası gelip, futbolumun keyfine bakabileceğim bir yer. Kulüp, sağlığımla ilgili kendilerinden istediğim her şeyi yerine getirdi. Futbol, aile ve kültür gibi bütün her şeyi ölçüp biçince, benim için oldukça kolay bir karar oldu” diye sıraladı.

Kewell, “Transferini garip bulan insanlara neler söylemek istersin” sorusu üzerine, şunları kaydetti:

“Galatasaray çok büyük bir camia, bu kadar basit. Euro 2008'i ilk 4'te bitiren Türk Milli Takımı rahatlıkla finale de çıkabilirdi. Milli takımın sekiz oyuncusu ise Galatasaray'dan. Ayrıca hepsi de as takım oyuncusu değil. Bu sekiz oyuncunun her biri, turnuva boyunca çeşitli maçlarda Türkiye için sahaya çıktılar. Türkiye'nin kazandığı iki maçta, 5 Galatasaraylı oyuncu ilk 11'de sahaya çıktı. Yarı finalde Almanya'ya karşı kaybettikleri maçta 4 Galatasaraylı ilk 11'de yer aldı. Bir takımın bu kadar çok oyuncusunu başarılı milli takımlara vermesi oldukça ender görülen bir şey. Peşimden koşan diğer takımlarla karşılaştırdığımda, geldiğim bu yerden oldukça memnunum.”
Avustralyalı oyuncu, “Galatasaray'ı ikinci takımı olarak tutacak Avustralyalı hayranların, bilmeleri gereken şeyleri söyler misin” sorunu da şöyle yanıtladı:

“Kaç Galatasaraylı oyuncunun milli takımda oynadıklarını öğrenmeleri iyi bir başlangıç. Bunun yanında Avrupa şampiyonasını kazanan İspanyol teknik direktör (Luis Aragones), Türkiye'de bir takım çalıştırıyor (F7) ve İspanya La Liga gol kralı da bu sene Türkiye'de forma giyiyor (Dani Gülizar, F7).”


http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/9956053.asp?gid=229&sz=79714

nengin

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Şub 2008
  • İleti: 584
  • Yaş: 47
  • Yer: KKTC
  • Galatasaray
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #167 : 25. Eylül 2008, 16:21:47 »
 
Mevzu o değil

Galatasaray, bir başka dil ve anlatım aracıdır futbolumuz için. Bütün aymazlığına ve olmazlığına rağmen alışılagelmiş futbol anlayışı ve yazını için de iyi bir olanaktır. Üzerine kelam ettiğiniz kurumun, kulübün ve tabii ki bu olanakların çim sahadaki temsilcisi de iyi bir olanaktır. Kurgusu itibariyle 'kendini aşmak' üzerine kurulu bir kavrayışı yıllardır diri tutmaya çalışmıştır bu ekip. Göstergesi geçmişinde, yapmak istediklerinde ve yapamadıklarında duruyor. Bu nedenle kelam ettiğim şey için şu söylenebilir; üzerinden sığ tartışmalar yürütmek ne tartıştığımız şeyi ne de bizi anlamlı kılar. Bir tek eksik yaşıyorum bu ekibi izlerken: Song. Elimizden kaçmasaydı dediğim tek isim oldu esmer hayta. Nasıl titiz, nasıl çalışkan ve nasıl eksik kapatıcı bir adamdı. Oynanan maçların toplamında az biraz seri ileri oyuncular karşısında 'kulelerimizin', dolayısıyla -Servet, Meira, Emre- takımın nasıl sıkıntı çektiğini izledik.

Kralı belli: Baros
Orta sahamızın pres uzaklığı derdimizin nirengi noktasıdır. Ancak Kocaeli maçının ikinci yarısında -ki o zamana kadar bekledik onu- 'sahne alan' Lincoln'ün her geçen gün yükselecek performansı - ki o zaman o kifayetsizi izlemeye doyamayacağız-, Nonda'nın artan isteği, Arda'nın iş bilir girişimleri, Hasan'ın gayreti, Barış'ın enerjisi, Mehmet Topal'ın yapışkanlığı ve istikrarı, Kewell'ın ustalığına eklendiğinde zevk verecek Galatasaray. Bu yazılanların her biri işte bir anlayışı doğrudan sahaya yansıtıp formanın kimliğini taşıyacak isimler. O nedenle ekibi oluşturanlar bir anlayışın sosyolojisini de taşırlar sırtlarında. Peki ya Baros? Kim onu tesadüf seçilmiş bir isim olarak gösterebilir ki? Tekrarlayayım: Baros bu ligin yeni gol kralı ve heyecanı olacaktır. Nasıl mı? Öyle büyük fırsatçılık gösterileri ya da çim kaldıran gayretiyle değil, ferah ferah, göstere göstere. Bunun dışında söylenecek her şey, her söz mevzuyu merkezinden uzağa, anlaşılmazlığın ve kargaşanın sığ sularına taşımaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Mevzuu o değil çünkü.

Hakan Dilek-Fotomaç.
1905

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #168 : 29. Eylül 2008, 04:55:55 »
AlpAslan için
Ağlıyor ultrAslan


Kadere bak!
Bayram arifesinde üst üste gelen acı günler...
Bir bir soluyor gönüllerdeki renkler...
Beşiktaşlı Kazım Kanat’ın acısı dinmeden,
Galatasaraylılar AlpAslan Dikmen’e yandı.
Bir ultrAslan AlpAslan trafikte heder oldu
Milyonlarca ultrAslan’ın yüreğine keder doldu...
 
 
Nur içinde yat AlpAslan.
Hayat boş be kardeşim
Bu akşam Ali Sami Yen’de isterse Galatasaray’ın kalesinde beş gol olsaydı, ama...
AlpAslan da tribünde olsaydı...
Yine boynunda Galatasaray kaşkolu ve de fotoğraf makinesiyle onu görebilseydik...
AlpAslan da daha nice yıllar Galatasaray şampiyonlukları görebilseydi.
Yüreğim acılarla dolu.
AlpAslan da babası da dostumdu benim...

ultrAslan bugün Konyaspor maçına evlerinden değil Şişli Camii avlusundan gelecekler.
Can kardeşleri ultrAslan’ın kurucularından AlpAslan’ın cenazesinden...

AlpAslan Dikmen bayram tatiline giderken Bursa yolunda hayatını kaybetti...
ultrAslan bugün onu kabrine ve kalbine gömüp maça gelecek.

Nur içinde yat AlpAslan.
Mekanın cennet olsun. Gözün arkada kalmasın;
ultrAslan bu akşam yine sarı kırmızı renklerle Ali Sami Yen’de olacak.
Sen de; Ali Sami Yenlere, Metin Oktaylara, Karıncaezmez Şevkilere şu mübarek bayram üzeri, ultrAslan’ın hayır dualarını ilet kardeşim ...
Allah’ın rahmeti üzerine olsun...

28.09.2008
Osman Tanburacı


beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #169 : 29. Eylül 2008, 19:34:20 »
Beethoven Skibbe
29.09.2008
 Galatasaray’ın hocası her maçta senfonik müzik besteliyor;
1.Senfoni; Denizli maçı 4-1
2.Senfoni; Kocaeli maçı 4-1
3.Senfoni; Konya maçı 4-1

Burası Türkiye...
Bunu Aragones yapsa Kral ilan edilir,
Skibbe yapıyorsa;
Gitsin bu adam denilir!
Yalan mı?
 
 
Alex-Delgado Oratoryoları
Sakatlar ordusuyla bestelenen ve dünya klasikleri arasına giren bu 4-1’lik senfonileri bu ülkede başka besteleyen de yok!
Aragones ve Sağlam’ın ‘Alex-Delgado’ Oratoryaları alkış dahi almakta zorlanıyorsa,
O zaman; sen çok yaşa Skibbe.
Galatasaray iyi yolda...
 
 
Zaman Galatasaray’a çalışıyor
Bu ülke futbolu adamı ‘Konfiçyüs’ yapar!
Şu güne kadar ne dediysem çıkıyor... Zaman Galatasaray’a çalışıyor.
Skibbe’nin takımının sahaya yayılışında ötekilerden çok farklı bir yanı var;
Galatasaray takımı;
Fizik,
Yetenek
Düşünce zenginliğine sahip.


Zaman bu faktörleri çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıkaracak.
Galatasaray’ı Konya karşısında seyrederken mest oldum. Bu kadar dikine, bu kadar çabuk ve bu kadar zeka unsurunun oyuna girdiği başka bir maç seyretmedim bu sene...
Rakibi kendi sahasına hapseden böyle bir oyun izleyene zevk veriyor. Galatasaray hücuma kalkarken çok adamla rakibin üzerine yıkılıyor ve ‘rakipten dönen bütün topları Galatasaray kapıyor.’ Bu mükemmele gidiştir. Beş maç sonra bir aksilik olmazsa Galatasaray tadından yenmez!
 
 
Kewell, Baros süzme kalite
Bu ikiliyi izlerken ‘bilim kurgu’ filmi seyreder gibi oluyorum. Bunlar süzme kalite.
Kewell’ın topla buluşması ve rakibin ölü noktasından topla geçişi bana ‘Hagi’yi hatırlatıyor. Rakibi geçen Kewell aniden süratleniyor. Kaleye dikine ve akıllı gidiyor, yolu hiç dolandırmıyor, ver-kaça girdiğinde zaman kaybetmiyor. Bunlar bir futbolcu için ‘artı kere artı’ değerler. Attığı gol, top takibinin ve çabuk hareket edişin hepsinden öte; düşünce hızının getirdiği zor şartlarda ‘çapraz kere çapraz’dan gol vuruşunun zeka hızıdır.
Şimdi bu anlattıklarımı bir kez daha mümkünse oyunu izleyerek düşünün...

Baros da bir başka tarz. Tazı gibi... Her pozisyonda kaleyi ve golü düşünüyor, arkadaşlarına kaprisi hiç yok. Takımı için oynuyor ve futbol dışı hareketi yok. Attığı gol sıra dışı... Çataldan örümcek aldı. Ağı mağı yırttı örümceklerin kökünü kuruttu!...Baros’un vuruş tekniği mükemmel, kaçırdığı goller talihsizlik! Baros benim çizmeğe çalıştığım futbolcu profiline çok uygun. İdeal bir oyuncu. Patlayan deparlı, topla yumuşak, rakip ekarte edebilen, asist özellikli ve de fırtına gibi gole koşan, gol vuruşları net bir oyuncu. Baros benim ‘Number one’ım.
 
 
Lincoln ayılıyor
İki yıldır kış uykusuna yatmış Lincoln uyanıyor. Nedeni; Kewell ve Baros’un gelişi. Üçü de futbolun ortak dilini ana dili gibi konuşuyor. Bu sohbete Arda da katılınca Galatasaray’ın ahengi çoğalıyor. Konya karşısındaki Lincoln’ü sevdim. Top oynamak istedi, oynadıkça aşka geldi, goller geldikçe keyiflendi, keyiflendikçe coştu. Kendi oyunundan da keyif aldığı muhakkak. Lincoln ‘romantik film’ seyretmek gibi bir şey...
Ancak Lincoln ilk yarı huzursuzdu; 42 numara bir ayakkabı bedenine yapışmıştı. Sırtında 42 yazan Konyalı Zafer Demir, Lincoln’e öyle bir yapıştı ki aman Allah! Lincoln içine kapandı. Yine de sinsi pasları kümes basan sansar gibiydi. Ters tarafa bakıp öte yana paslar yuvarladı. Gollerde pay sahibi oldu, bir tane de attı.
 
 
İşte 4-6-0
Hala bana katılmayan var mı bilemem ama Galatasaray çağdaş futbol 4-6-0’dan örnekler veriyor. Golleri, değişik ama hep aynı adamlar atıyor. Bu şu demek; Galatasaraylı futbolcular hep alan değiştiriyor. Sağda, solda, ortada, geriden atakta... Rakip bunlara pozisyon alamıyor.
Skibbe’nin orta alanda kullandığı 6 kişi durmadan alan değiştiriyor. Tabii ki sisteme göre belirlenmiş görev alanları var ama topa sahipken... Rakibin üzerine giderken bu 6’lı yelpaze gibi oluyor. Esas mesele ‘topu kaptırdığında!...’ İşte o zaman Galatasaray 4-6-0’ın faydalarını görüyor. Topu kaptırdığı yerde pres yaparsa defansına da fazla iş düşmez! Galatasaray şimdilik bunu pek beceremiyor. Zamanla başaracak.

Bir keresinde ilk yarı; Hakan Balta ileri kaçtı Galatasaray kontratağa yakalandı bir de baktık Kewell en geride sol bek!... E helal olsun! İşte futbol bu.
Onun için de Galatasaray zamanla çok daha iyi olacak diyorum.
Hasan Şaş ve Ayhan’ın buna çok dikkat etmesi gerek! Çok gayretliler ama ayaklarında çok top tutuyorlar. Hasan, Ayhan ve Mehmet Güven’in de ‘üç yabancı’nın düşünce hızına erişmesi lazım. Yoksa olmaz!
Meira da dün benden çok iyi not aldı. Taç kenarında rakibi aldatarak arkadaşına verdiği ayak içi topuk pası ve de rakip kaleye sokuluşları mükemmeldi.
Goller işte bu oyun anlayışıyla geldi.
 
 
17 cm uyar mı?
Goller tartışılır ama Galatasaray’ın üç puanı tartışılmaz!
Galatasaray’ın ilk golü için santim santim çizgi çekmişler.
17 santim ofsayt varmış... Yani bir cetvelin yarısı... Maşallah hiç de fena değil!
Onu süzecek göz de gitsin korsan gemisine gözcü olsun!
Ayrıca golü atan da Baros. Ofsayt olan kişiyse ver-kaçta pası veren...
Baros onun üzerine iki çalım basıyor sonra da topu çatala asıyor.
Geçiniz!
17 santimlik şey... Hikaye!
Böyle ofsayt zorluğu her maçta var.
Gözünüzde büyütmeyin bazı şeyleri...
 
 
İkinci gol kesin faul! Günah yok ama faul var.
Baros, ortalanan topta arkadan Şener’in ense köküne fena kakıyor! Vurduğu kafa da zaten ‘amorf’ bir dokunuş. O arada Lincoln de yine 7.5 santimlik ofsayt!
Hakem olsam golü faul yüzünden iptal ederdim.
Ancak Galatasaray da bu maçı yine alırdı.
Akıllarda soru işareti kalmasın!
Çünkü takım galibiyeti mumla değil, projektörle arıyor.
Galatasaray’ın gollerine ofsayt-faul diyenler Lincoln’e faulleriyle iki sarı görmesi gereken Zafer’le, Erhan Albayrak’a gösterilmeyen kartlara da bir baksınlar!
 
 
Konya nasıldı?
Maç başlamadan önce GSTV’de Bülent Ünder’le beraber anlattım.
Konya’nın kontratak gücü yok. Çok adamla orta sahada olacak defansına yaslanacak, kontra toplarla gol arayacak! Galatasaray’a karşı bunu başarması zordu. Veysel’le bu iş olmaz! Sadece Da Silva ile de olmaz. Zaten Konya’nın attığı gol de sol bek Erhan Albayrak’tan.
Galatasaray’ın henüz defansif enfeksiyonu geçmemiş. Kornerden bile kelek gol yiyor. Saha ve adam parselasyonu Allahlık!
Bütün takım kalenin içinde. Korner 18 üzerine yerden kesilince bom boş kalan Erhan golü atıyor. Al bu golü ders diye okut!
Kaide şu; defans oyuncuları marke ettikleri rakip forvet oyuncuları ile meşgulken rakibin atak yapan sürpriz adamlarını da orta sahadan gelecek oyuncular sahiplenecek. Galatasaray korner atışlarında bile bunu henüz beceremiyor. Böyle gol yenmez!
Erhan Albayrak’ın 40 metreden attığı şutun üst direkte patlaması ise şanssızlık.

Konyaspor’da maçın kaderini değiştirecek oyuncu yoktu, sadece direndiler Galatasaray’ın kalite ayaklarına yenildiler.
Konya’nın yeni hocası Giray Bulak’ın işi kolay değil. Bu Konya gol yollarına çare bulmalı.
 
 
Skibbe için de bir not;
Adnan Polat ve yönetimine teşekkür borçlu. Haldun Üstünel, Murat Yalçındağ ve Adnan Sezgin iyi oyuncular almış. Hem de bu zor şartlarda... Hem de ucuza...
Keyifli bir maç seyrettim. Teşekkürler.
Ancak Skibbe’nin zorluğu bundan sonra başlayacak; sakatlar da iyileşirse ki inşallah, o zaman Skibbe ne yapacak? Kimi oynatacak!
 
 
Galatasaray kaç puan aldı?
Hani moda laf var ya; Galatasaray bu hafta tam 8 puan aldı, deniyor.
3 şikeci kaybetti, 2 de Şiketaş!
3 de Galatasaray aldı ya... Toplam 8 puan.
Züğürt tesellisi...
Doğrusu puan cetvelidir;
Galatasaray 11
Şiketaş 11
Fenerbehçe 6 puan
 

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #170 : 02. Ekim 2008, 15:39:22 »
Tesadüfen başımıza gelenler
02.10.2008

Gazetecilik artık ayağa düştü... Eskiden itibar-ı muazzama sahibi meslek erbabı giderek irtifa kaybetti. Küfre, kavgaya, esarete sürüklenen medya büyük bir batağın içine düştü. Bunun sebebi açık ve net;
1-Gazeteci olmayanlar mantar gibi türedi.
2-Her türlü teşkilata taraf olamayanlar bertaraf edilmek istendi.
3-Para ve kaba kuvvet medyayı hükmü altına almaya yeltendi.
4-Medyanın büyük bir bölümü sahibinin sesi olunca gazetecilik yerin dibine battı.
Tesadüf bu ya...

Günlerdir, aylardır, yıllardır bu gelişimi üzülerek izliyorum ve zaman zaman da zaten dile getiriyorum ama nafile ‘beton duvar oluşturmuş çıkar teşkilatını yıkmak zor!'
Çoğu birinin adamı, adeta kavuk sallayıcısı...
Haklıyı değil haksızı savunur olmuş medya...
Bunlarla mücadele edenlerimiz tabii ki var ama sayısal azınlıktalar...
 
 
Nasıl başladı bu erozyon?

Teşkilatlanma, ekmek kaygısı ile birilerinin dümen suyuna giriş olarak başladı. Sonraları bu oluşum rant ve reyting kapısı oldu.
Hatta o kadar ileri gitti ki; aynı takıma gönül vermiş yazarlar dahi kendi aralarında çatışmaya girdiler. Yeni başkan ve yönetimini tutanlarla eski yönetimciler sütunlarda savaştılar. Toplum hak etmediği bireysel husumetlerin denizinde boğuldu. Bu savaşlar giderek yönetim devirmeye kadar uzandı, o zaman da medyayı satın almaya kalkan yönetim güçleri ağırlıklarını ortaya koydular. Ya medya saf değiştirdi ya haritadan silinir oldu!

Reyting uğuruna birbirini ezen yorumcu ve kalemşörler de ortalığı velveleye verdi. Birinin ak dediğine öteki kara deyince ortalık karıştı. Aslında bu ‘akla-kara' gerçekleri değil reyting uğruna kavgayı hedef aldığı için bunları akl-ı selim sahibi kişiler izlemedi. Bu kavgacı ortamı kültür seviyesi ortalamanın altında olanlar izleyince film koptu, toplum kışkırtılarak yönetilmeye başlandı. Tribünler de bu kavganın bir parçası oldu. Vaktiyle ‘tribün gücünü' arkalarına almak isteyen yönetimler sonraları tribünlere mahkum oldu.
Gazetecilik de bu kargaşa ortamında dibe vurdu.
Tesadüf bu ya...

Son olayları izliyorum;
Bir kısım medya kulağının üzerine yatar ‘kötü kişi olmamak için' haksızlığa göz yumarak yorum yapmazken,
Diğerleri kendi meslektaşlarını aşağılayarak şer odaklarının tarafını tuttu.
Böylece medya da kendi içinde çok acı bir şekilde bölündü.
Ne yazık ki doğru düşünce sahipleri çok azınlıkta kaldı.

Toplum da bu olaylara sessiz kaldı. Gereği gibi tepki vermedi
Sosyal bağların kuvvetlenmesi; doğru, dürüst ortamın yaratılmasında toplum bilincinin ortaya çıkarak ‘hatalı olanlara' tepki vermesi olarak bilinirken, halk da susunca her şey yapanın yanına kar kalmaya başladı.
Para ve kaba kuvvet insanımızı esir aldı.
Son olaylar bu söylediklerimin teyididir.

Tesadüf bu ya...
 
 
Gazetecilik nedir?

Buna da bir açıklama getirmek gerekir. Mesleği gazetecilik olanla sonradan yoruma soyunanları aynı kefeye koymamak lazımdır. Yıllarını gazetecilik mesleğine adamış ve ekmek parasını bu yolla kazanmışlar; ‘haber, yorum, meslek ilkelerinin inceliklerini kavramış kişilerdir gazeteciler. Onlar mesleğin her türlü ‘inceliklerini bilen, Türkçe'yi vakıf kişilerdir. Taraflı olabilirler, zira gazeteciliğin yorum bölümü kişiseldir. Futbolda yadırganır ama siyasette bu çok net bir şekilde ortaya çıkar. Siyasi yorumcular ‘kendi savunduğu siyasi fikirlerin' etrafında odaklanırlar. Gazetelerin rengi ve kimliğini bu şahıslar belirler.
Ancak haber özgündür, ona yorum katamazsınız.
Bugünün spor medyası ne yazık ki haberi dahi ‘kasıtlı' kullanmaktadır.

Yıllarını gazeteciliğe vermiş olanlarla ‘türedi yazarlar' arasındaki ince çizgi kaybolmuştur.
Gazetecilik mesleği seçkin ve zor bir meslek, hatta çok araştırma ve bilgi birikimi isteyen, kendine has kişisel kültürel değerler taşıması gereken bir meslek iken son yıllarda önüne gelenin ‘gazeteci' olduğu bir ortam yaratılmıştır.
Bugünün medyasında yazar ve yorumcu olabilmek için;
Birinin adamı olmak,
Hatta tribün amigosu olmak,
Günün trendini yakalayacak argoya sahip olmak,
Koyu taraf olmak yeterlidir.
Hatta futbolu bugün bırakanların ertesi gün ülkenin en önemli ve saygın medya kuruluşlarında yazı yazmaları ve televizyonlarda yorum yapmaları işten bile değildir.
Tesadüf bu ya...

Gerekçe ise açıktır;
Rekabete dayalı sunum.
Popüler kültürün piyasa uygulaması.
Toplum bunu istiyor!

Bunlar bir ölçüde kabul edilebilir savlar ama ‘yapabilenler için!'
İki kelimeyi bir araya getiremeyen, Türkçe'yi yüz kelime ile konuşan, meramını anlatmakta zorluk çekenler ‘bir zamanların Pele'si' olsa ne olur?

Antrenörlükten kovulanların yorumcu olduğu takımları ve hocaları acımasızca eleştirenlerin bir süre sonra, bu pazarlama metoduyla bir takımda birkaç yüz bin dolara iş bulmalarıyla dönmez bu çark! Bazen medya emekçiliğine soyunup işine geldiği zaman da hocalık yapmakla olmaz bu iş!
İşte o zaman sapla saman bir birine karışır ve gazetecilik mesleği yara alır. Saygınlığını kaybeder.

Liyakatlı olanları tenzih ederim. Onlar zaten; Can Bartu gibi, Sanlı Sarıalioğlu gibi, Vedat Okyar, Erman Toroğlu, Ziya Şengül, Turgay Şeren, Selçuk Yula gibi ve bu evsafı taşıyan daha unuttuklarım varsa özür dilerim ama gazeteciliği meslek seçen ve onca yıl başarıyla okuyucu ve dinleyici kazanmışlar için kimsenin bir diyeceği olamaz.
Spor medyası bir şeye karar vermeli;
Arasına alacağı yeni kişiler yazar-yorumcu olabilir mi? Bu evsafa sahipler mi?
Devamlılık arzedecekler mi?
Bunun bir süzgeci olmalı.
Olmalı ki kargaşa bitsin.
Gazetecilik mesleği eski saygın günlerine dönsün!
 
 
Gazetecilik haslet ister

Gazetecilik sonradan tercih edilebilecek bir meslek olabilir ama bunu hak eden yapar.
Nitekim; Gazetecilik Yüksek Okulu mezunu yanında onca hukukçu, doktor, mühendis ya da başka saygın meslek erbabı kişiler kendi mesleği yerine gazeteciliği seçmiş ve başarı merdivenlerini tırmanarak halkın sevgi ve takdirini kazanmıştır.
Söylemek istediklerim ‘gel-geç' içindir.
Spor medyasına irtifa kaybettirenler içindir.
Kimse geleceğinde ne olacağını bilemez, ancak gazetecilik kişide önemli hasletlerin olması gereken bir meslektir.
 
 
Bravo Erhan Telli...

Bayramın ikinci günü Milliyet Gazetesi'nin 1. sayfasının manşetinde spor medyasından birinin imzası vardı. ‘Kağıt toplayan çocuklar'la ilgili. Yazının sahibi spor muhabiri Erhan Telli.
Bravo Telli, işte gazetecilik budur.

Hıncal Uluç'u beğenirsiniz beğenmezsiniz ama sapına kadar gazetecidir. Ters düşen benim de nice fikirlerim var Hıncal'la... ama Hıncal gazetecidir; düşündüğünü kaleme de alır, söze de döker. Yorumları onu bağlar ama kimsenin adamı değildir.
Rahmetli Kazım'ı andım...
Bayramda bir uğradım, dertleştik...
Nice dostlarım var bu iki isim gibi ama azınlıktalar.
Bu gidiş bizi ya vezir edecek ya rezil!
Tesadüf bu ya...
Bayramın son günü içim acıyor.
 
 
Azizi Yıldırım ve ışıklar

febe'nin bu günlere geleceği gün gibi açıktı;
Volkan'la bu iş olmaz. Kiev maçında iki komik ıska geçti dünya sonu...
İnanın bana Şampiyonlar Ligi'nde böyle kaleci yok!
Neden hem Milli Takım'da hem febe'de ısrar edilir?
febe milyonların, Türkiye 70 milyonun takımı...
Volkan bir başka takımda kaleyi koruyabilir ama bu düzeyde değil!

Belki de Aragones Volakn babacan'ı oynatacaktı Kiev maçında ama birden değişti...
Tesadüf bu ya...


Maldonado, Emre, Selçuk'la febe yenemez!
Maldonado'yu da tavsiye eden Alex! Anlaşıldı ki bunlar Türkiye'yi çiftlik sanıyor. İki çalım attın mı mukavelen bir sene daha uzar!
febe'nin bu hale düşmesinde medyanın da, yönetimin de, taraftarın da payı var.

Emre Belözoğlu'nu gördünüz; laf ebeliği top oynamasından daha iyi. Yalandan oynuyor, doğuştan şikebahçeli olabilir ama febe'ye kırk paralık hayrı yok!
Her topta ya rakibine feyk atıyor ya yere düşüyor. Bir zamanlar Galatasaray'dayken iyi futbolcu olabilir ama belli ki çaptan düşmüş!
Hala febe'in de Milli Takımın da gözdesi!
 
 
Gel de Aurellio'yu arama...

Maldonado + Emre bir Aurellio etmiyor. Neden?
Aurellio gol de atıyordu,
Asisit de yapıyordu,
Hepsinden önemlisi defansa koşup ters kademelere de giriyordu.
Bir Aurellio daha gösterebilir misiniz febe'de!

Aragones'in orta alanına en az 2 Aurellio lazım ki iş görsün.
O zaman da ilk gidecek ikili; Maldonado ve Emre'dir!
O zaman niye Aurellio gitti de febe bunlara kaldı?

Geçen sene çeyrek final oynayan takım nereye gitti?

Kezman için ne oluyorsa bugün Güiza için de o oluyor.
Güiza'ya geriden yardım gelmeyince adamcağız boşu boşuna rakiple boğuşup kendini tüketiyor, aynı Kezman gibi...
Tesadüf mü bunlar...

Roberto Carlos da işin sırrını çözdü; Başarısız olursak seneye bedava oynarım diyormuş...
Faruk Süren'in dediği gibi;
Emre de febe'i çok seviyorsa, Carlos da seneye bedava oynayacaksa neden febe'ye gelirken bedava gelmediler de milyon dolarları götürdüler!
Kendilerini bilmiyorlar mıydı?
Ya da...

febe'ye yazık oldu ama bu geliş çok önceden belliydi.
Aziz Yıldırım hiç üzülmesin; kurmayları olaylardan sonra çıkıp onu müdafaa edeceğine önceden başkanlarını uyarsınlar da febe bu durumlara düşmesin.
 
 
Uğur Meleke ve Ertem Şener haksız mı?

Ne diyordu Aziz Yıldırım?
Galatasaray'ın UEFA Kupasını alması tesadüftür. Çünkü alt yapıya dair hiçbir hazırlıkları yoktu...'
Doğru olarak kabul edersek;
Aziz Başkan yıllardır alt yapıya öyle yatırımlar yaptı ki inkar etmek adamın iki elini yanına getirir. Aziz Bey hazırlıkları tamamladı ama nerede başarı?
Tesadüfen bile bir başarı yok...
Bunlar ikilem değil mi?

Önceki gece Saraçoğlu'nda elektriklerin kesilmesi üzerine ne demiş Uğur Meleke?
Tribünlerde kavga çıktı elektrikler kesildi, Aziz Başkan sahanın içinden geçerken elektrikler yandı!
Ne demiş febe-Kiev maçını anlatan Ertem Şener;
Kaç yıldır içerde-dışarıda Şampiyonlar Ligi maçları anlatırım bir saten önce elektrikler kesilmez!
Yalan mı?

Ne demişlerdi bir süre önce;
Saraçoğlu'nda bir febe maçında yayıncı kuruluşun elektrik kabloları kesildiği zaman?
.................................
Bunların hepsi de mi tesadüf Aziz Başkan!


Bu akşam Galatasaray'ın Bellinzona maçı var.
Ne diyorduk hep;
Yediğinden bir fazlasını atarsan başarılısın.
Deplasmandaki 4-3 galibiyetin sonrasında bu akşam umarım;
Galatasaray tesadüfen de olsa turu geçer!

 
Osman Tanburacı

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #171 : 03. Ekim 2008, 12:01:26 »
Yine de ötekilerden iyi
03.10.2008

Bellinzona’lı Gürkan Sameter İstanbul’a geldiğinde; ‘Galatasaraylıyım, ona sempatim var’ dedi... Galatasaraylı eski futbolcu İsviçreli Kubilay Türkyılmaz; ‘Galatasaray turu rahat geçer, geçti bile’ dedi...
Galatasaray ne yaptı?
Turu geçti!
Geçti ama gel de ne çektiğimizi bir de bize sor.
Bu maçı seyretmek çile çekmek,
Yazması azap!
Bu kadar kötü bir Galatasaray’ın takdir görmesi, turu geçmesinden çok ilk maçı da dışarıda kazanmasıyla ülkeye 6 puan kazandırmasıdır. Yine de diğer rakiplerinden çok daha başarılıdır Galatasaray.
 
 
Arda’nın sakalı farz mı sünnet mi?
İlk 15 dakika Galatasaray’ın hücumu yok. Oyun orta alanda itişme... Hatta Bellinzona daha iyi top gezdiriyor. Gol için ümit çok, eylem yok! Baros da olmasa seyredilir adam yok.
Sakal bırakmış Arda önce sağda sonra solda isteksiz...
Sakalı farz mı sünnet mi belirsiz...
Arda da öyle... Belli ki tatminsiz.
Bi haller olmuş Arda’ya...
31’de sakatlanarak çıkıyor giren oyuncu Almancı Alpaslan Erdem.

Mehmet Topal ve Ayhan orta alanda yetersiz...
Lincoln fırsat kolluyor...
Hakan Balta orta alanda hava değişiminde!
Takım oyunu yok.
Galatasaray’ın gol atması iki kişinin maharetine kalmış; Lincoln ve Baros...
Nitekim öyle oluyor; Lincoln sağdan kale içine sarkarken düşürülüyor... Arkadan müdahale penaltı. Bizim hakemlere duyurulur!
Baros yine golünü atıyor. Bu adam takımın seyir zevki. Kalite bir oyun düşüncesi, çabukluğa dayalı süratle her zaman rakibi atlatan ve takımına kamçı vuran bir güç olarak gözüküyor ama onu tamamlayan yok! Baros kapris de yapmıyor, düşüyor kalkıyor mücadeleye devam ediyor. Başkaları gibi sıyırma kantar değil. Takımı için oynuyor, arkadaşlarıyla iletişimi takdir görüyor. Bu arada gözlerim de Kewell’ı arıyor. Meğer 19 Kewell Galatasaray’ın kimlik no’suymuş. Onsuz Baros serseri mayın!
 
 
Gazap üzümleri tarlası
Galatasaray’ın bu halinin sebebi; hatlar arsındaki derin boşluktur. Savunma bir türlü öne çıkmıyor. Forvetle defans arasında ‘gazap üzümleri’ yetiştirilecek tarla var! Bu kadar boş alanda hiçbir takım rakibe ağırlık koyamaz!
Topal’la Ayhan ziyan oldular. Onlara da bir çift lafım var; çok koşuyorsunuz, çok çalışıyorsunuz ama topu oyuna çabuk sokmuyorsunuz. İlla ya top sürüyor arkadaşlarınızın koşu yolunu daraltıyorsunuz ya da ekseniniz etrafında iki kez dönüyorsunuz. Bu da rakibin defansta çoğalmasına yarıyor. Skibbe mutlaka futbolun ileriye doğru çabuk oynanması gerektiğini kafanıza çakmalı. Böyle oynarsanız, sakatlar düzelince kulübede oturursunuz. Kewell’ı arayışım ondan.
 
 
De Sanctis yerinde dursa...
İkinci yarının başında Bellinzona da bir penaltı kazanıyor ama yenen gol kalenin göbeğinden. Sameter’in vuruşunda De Sanctis korkuluk gibi kalenin ortasında ayakta dursa topu kafayla çıkartacak... Önemli değil! Bellinzona ikici golü de atsa turu yine Galatasaray geçecek, ama olmaz ki...
Böyle de oynanmaz ki!

Penaltılar da olmasa maç hiç çekilmez!
Galatasaray resmen futbola ihanet ediyor. Bunun hafifletici izahı ancak şudur;
Futbol iyi oyuncular ve iyi rakiplerle oynanır.
Rakip Bellinzona olunca Galatasaray’ın da oyunu bozuldu. 4-3’lük ilk maç da bundan farklı değildi, futbol zevki yoktu ama 7 gol vardı, göz boyadı!

Galatasaray’ın zamana ihtiyacı var dedik ama zaman da geçiyor.
Hala Galatasaray’ın iyi bir takım olacağına inancım var.
Bir not;
Futbol artık fizik güce, dayanıklılığa bağlandı. Bellinzona onu uyguladı. (24) nolu Diarra, ‘diare’ olmuş Afrikalı çocuk gibi çırpı bacaklı ama maç boyu hatasız mücadele etti. Wahab da öyle, Mangiarratti, Lustrinelli de öyle... Kaliteleri yok ama futbol disiplinleri yüksek.
 
 
Ha gayret Skibbe
Skibbe gerekenleri yaptı, eldeki sağlamlardan doğru bir takım çıkarttı. Yaser’i de oyuna alınca 2. golü de buldu. Bazı maçlar zordur, bu da öyle bir maçtı. Galatasaray iyi oynamadan UEFA’ya kapağı attı. Amaç rakibi elemekti. Elediler işte!
Saraçoğlu’nda final söylemi için de vakit daha erken. Ümitliyim ama iddialı değilim bu oyunla zor.
Sabırsızlıkla sakatların iyileşmesini beklemekten başka çare yok.
Galatasaray’dan iki 11 çıkar;
Biri Turkcell’de oynar, öteki Avrupa Vodafone’da...

Ha gayret Skibbe olacak gibi...
 
 
N’aptın Şiketaş?
Doğrusu hiç böyle bir sonuç beklemiyordum. Şiketaş elenebilirdi ama böyle havlu atarak değil. 4-1’lik sonuç Şiketaş’ın oyun kurgusunun bozuk olduğunu ifade eder.
Tabii ki Ukrayna takımı da pek yabana atılır gibi değilmiş..
Tevekkeli Lucescu ‘aman bu takıma dikkat’ dememiş...
Sanlı Kaptan da bana demişti; bu takımdan kork Osman;
Metalist tam metalist, civa gibi bir takım!
 
 
Eşeğini sağlam kazığa bağlayacaksın!
Hadi şimdi gelin, Büyükşehir Belediye maçında hakem gollerimizi vermedi, deyin!
Futbolda eşeğini sağlam kazığa bağlayacak sonra Allah’ına yalvaracaksın!
Önce futbol oynayacaksın.
Şiketaş, Metalist’i İnönü’de üçleyecek, işi İstanbul’da bitirecekti. İki ayaklı maçların iç sahaları çok önemli.
Bakın Kayseri de ilk maçın kurbanı oldu. Kayseri’de yense turu atlamıştı...

Bunları hep yaşıyoruz ama hiç ders almıyoruz. Avrupalının bize olan üstünlüğü işte budur.
Lafla vakit geçirmiyor, futbolun emrettiklerini yapıyorlar.
Şiketaş’a üzüldüm.
Beni de yanılttılar.

Ertuğrul Sağlam’a da bir sözüm var
Rotasyonu, motasyonu bırak takımının iskeletini kur. Kayseri’den geldiğin günden beri etkin bir Şiketaş yaratamadın!
Bana kalırsa elmanın sapı, üzümün çöpü derken kılı kırk yarıp takım kuramıyorsun!
Hoca dediğin biraz sert ve kararlı olur.
Bunu başaramazsan her gittiğin takımda ömrün kısa olur!

Ertuğrul benim çok sevdiğim genç bir hoca, beyefendi ama Avrupa’da hal ve gidişe tur vermiyorlar. Şiketaş mutlaka ilk 11’ini bulmalı.
Zapatoncny, Zapatocny deniyordu gördük!
Ama bunda başka şeyler var. Şiketaş defansı hiçbir zaman iki maç üst üste aynı adamlarla maça çıkmadı. Sebebi ne olursa olsun kabak hocanın başına patlar!

Futbolda en önemli şey; istikrar!
Şiketaş’ta en önemli şey istikrarsızlık!
Kalecisinden tutun, defansı, orta alanı ve de ileri ucu hep değişken. Sonuçlar iyi olsa alkış alırlar. Elenirlerse o kadroya da yol gözükür!

Onun için diyorum ki;
Galatasaray hepsinden iyi...
Hiç olmazsa umut vaat ediyor.
febe ve Şiketaş’ta umut, Kaf dağının ardında...

Kala kala iki takımımız kaldı Avrupa’da;
İster misiniz ikisi oynasın Saraçoğlu’nda!
 

Osman Tanburacı
« Son Düzenleme: 03. Ekim 2008, 12:16:51 Gönderen: beckham12 »

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #172 : 06. Ekim 2008, 19:41:59 »
Galatasaray’a muska lazım!
06.10.2008
Skibbe’nin takımının hastalığı belli ama bir türlü tedavi edilemiyor.
Galatasaray geri dönemiyor, defansından iyi top çıkamıyor...
Ve bu hastalığın çaresi bulunamıyor!
O zaman muska yazdıracaksın!

Skibbe Bursa maç sonrası gerçeklerin altını çizdi.
Demek herkesin dediği gibi Skibbe yeteneksiz ve bilgisiz bir hoca değil.
Sokaktaki adam ne diyorsa aynısını Skibbe de söyledi!!!!....
O halde takımın başında kalabilir!!!...

Skibbe’nin dediğini futbolcuları uygulamadı.
Ne yani, oyuna girip Skişbbe mi göz hapsine alacaktı Yusuf’u...

Ne dedi Skibbe;
Topu kaptırdığımızda defansif moda geçemiyoruz!
E günaydın!

Bir de ne dedi Skibbe;
Servet topla oynayamıyor...
E pes!

Servet ne zaman topla oynadı ki... Ama biz onu Beckenbauer yaptık!
Çünkü başka Servet yok!
Türk futbolunun derdi budur!
Yoksa; Aragones, Skibbe, Zico, Kalli, Del Bosque falan hikaye...
Kabahat bizim futbolu algılamamızda...

Önümüze geleni imparator, padişah ilan ediyoruz sonra fermana kelle veriyoruz!

Servet Milli takımda, Servet Galatasaray’da banko!...
Sakat da olsa...
Dökülse de...
Alıp alıp topu kaybedene kadar rakip kaleye götürse de...
İmparator bile ondan vaz geçmiyorsa n’apsın Skibbe!
Yerine adam yok adaaaam!
Servet her kornerde kafayla gol atmaya gidiyor. Hepsi karavana!
Bu güne kadar kaç kafa golü attı Allah aşkına!
Bi söylesenize...
İstatistik yapsan 1000’de 1 çıkar...

Boşuna mı Kalli Milat’tan Önce ilk sefer geldiğinde Galatasaray defansına;
Stumpf ve Falco Götz’ü aldırdı...
Bak Meira’ya; hem defans hem ofans...
Ama elde bir Meira var!
Bunların altını çizdikten sonra Bursa mağlubiyetine gelelim.
 
 
Koca Galatasaray bir YUSUF’u tutamadı!
Hoca olmaya gerek yok!
Futbolcu olmaya da gerek yok!
Yahu hırsız eve girmiş, kapıya kamyonu dayamış...
Örtü dantel, tencere tava götürüyor ve sen hala buzdolabını götüremez, masayı alamaz, yatağı taşıyamaz diyorsun!...
Adam kamyonla gelmiş sen ne diyorsun!

Yusuf da öyle...
Yusuf resmen üç puan hırsızı!
Sevimli aşirementocu!

Ona tedbir almazsan;
Orta sahana kilit vurmazsan,
Alan savunmasında gözden kaçırıp topa sahip olmasına izin verirsen,
Seni soyar soğana çevirir...
Mahşere kadar yanarsın!
Nitekim öyle oldu!
Skibbe ucuz atlattı; Sercan’la Adriano usta olsalar Yusuf gol olur Skibbe’nin üzerine yağardı!...
Tam net beş gol su gibi boşa aktı!
Bursa iki de attı, etti yedi!...

Peki bu golleri kim yedi?
Bütün takım!

One way ticket!
Skibbe’nin eline sopa alması lazım;
Nonda, Arda, Baros ve de oynadı mı bilemiyorum, göreni varsa söylesin bir de Lincoln!...
Mudanya dolaylarında arabasının bozulduğu söyleniyor, bir başka rivayete göre de Lincoln’ün benzini bitmiş!...
Her neyse, bu saydıklarım;
Nonda, Arda, Baros ve Lincoln tatile bile giderken ‘One way ticket’ alıyorlar...
Geri dönüşleri keyfe kalmış!

Ayhan’la Hakan Balta da havuz nöbetinde eksik kalınca felaket kapıyı çalıyor...
Biri zaten ‘Balta’, onun yeri sol defans ne işi var havuzun göbeğinde...
Adam yokluğundan işte...

Barış, Hasan, Serkan Çalık, Mehmet Topal, Linderoth, Kewell sakat olunca... Sabri bekte, Serkan yedekte olunca n’apsın Skibbe...

O mu çıkıp oynayacak?
Galatasaray takımına gelmiş her futbolcu ya Skibbe’nin dediğini yapacak ya kendi aklına güvenip kıskıvrak YUSUF’u yakalayacak.
Beceremezsen, Yusuf becerir işte!
Maçın özeti budur.
 
 
Samet Aybaba’yı kutluyorum
Bursaspor’un hocası Samet Aybaba’yı kutluyorum, neredeyse sıfırdan bir takım yaratıyor. Bu yıl Bursaspor çok adam verdi adam aldı.
Aybab iyi bir takım yaratmış, başka hocalar gibi Yusuf’a pranga vurmamış. Futbolcusuyla kişilik savaşına girmemiş.
‘Çık oyna, takımına maçı kazandır’ demiş!
Yusuf da oynadı Bursaspor da maçı çatır çatır aldı!

Mustafa Sarp ve Keçeli olanı dinamo gibiydiler...
Sercan telaşlı atak, Adriano biraz kavruk, Veli, Bekir mükemmeldiler.

Sonlarda Bursa yoruldu ama atı alan da YALOVA’yı geçti...
 
 
Galatasaray’a tavsiyeler
1-Şut çekmeden maç kazanılmaz,
2-Sabri’den büyük takıma futbolcu olmaz,
3-Hakan Balta’dan orta sahaya fayda gelmez!
4-Servet her kornerde ileri gitse de, savunmadan alıp alıp top götürse de gol atamaz!
5-Kewell’siz Galatasaray yaratıcı olamaz!
......................................
Sakatlıklar bir tarafa, böyle giderse; Skibbe de kendi kaderini kendi çizecek.
 
 
Skibbe’ye de öneriler
İsimlerin etkisinde kalmaktan vaz geç, yoksa bu dert seni götürür, muska da kurtarmaz!
Nonda, Lincoln, Baros, ve de sakatlığı kesin Arda aynı anda oynamaz!
Hele Kewell yoksa. Çünkü Kewell Galatasaray’ın akıl ‘drajesi’...
Takımın yükünü ötekiler taşıyamıyor!

Şayet,
Özür dilerim ama...

4-6-0’ın 6’sını;
Aydın, Yaser, Baros, Ayhan, Lincoln, Alpaslan olarak dizseydin, Galatasaray maçı kazanabilirdi... Zira Bursa bu ligin üstün değerde takımı. Genç ve dinamik.
O halde;
Topu çabuk ve dikine oynayan adamlar lazım. Kaptırdığında Alpaslan, Yaser, Aydın gibi gençler lazım ki rakibe 3. bölgede bassınlar...

Nonda da çaptan düşük!
Arda da...
Aslında Ayhan da çok koşmasına rağmen ayağında çok top tutuyor, ekseni etrafında çok dönüyor, çok geri pas yapıyor.... Top ayakta 2-3 saniyeden fazla kalmayacak. Ayhan’ın ortalaması; 17 dakika!...
Bu zamanda çağ gerisi futbol hiç çekilmiyor.

Hakan Balta’nın da yeri sol bek...
Hakan varken Volkan da sol bekte oynamaz!
Skibbe bunlara dikkat etmeli.
İsim değil; koşan ve akıllı olan ayak oynar!

Bir başka önemli not;
Baroş’a bir pozisyonda üst üste üç sarı verilmeliydi! Maçın sonlarına doğru;
1-Topa elle müdahaleden, 2- Rakibini arkadan çekmekten, 3- Yerde yatan Ömer’in sırtına basmaktan!
Aynı anda ayrı ayrı üç sarı görmeliydi...

Baros dedim de aklıma geldi; Baros sustu puanlar uçtu!
 
 
Aghahowa ve Emre
Gırtlak dokuz boğumdur derler ya... Şart olsun doğru!
Neler neler var yazacak...

Al işte bir yanda Kayseri’nin üç otuz paraya bulduğu Aghahowa,
Öte yanda şikebahçe’nin tonla euro verip bonservis bedeli ödeyerek aldığı Emre Belözoğlu!
Biri üç gol atıp hat-trick yapıyor,
Ötekinin üst üste üç maçı yok!
Aghahowa gollerden sonra üst üste altı perende atıyor,
Emre paraya takla atıyor, fol yok yumurta yokken menekşe yaprağından incinip sedyeyle sahadan çıkıyor...
Üstelik Alex de kadroda yok!
Kim kurtaracak şikeci takımını?

Sonra şikebahçe tribünleri aşkını dile getiriyor;
I love you Zicooo
I love you Tuncaaaay
I love you Aurelliooo....
I love you Feneeer...

Peki bunlar nereye, nasıl, niçin gittiler?
Allah Allah!
Ya kalanlar...

Volkan
Volkan’dan şikeci’e kaleci olmaz!
Bir kaleci bu kadar çok hata yapmaz,
Topa bu kadar kontrolsüz çıkmaz,
Tek pozisyonda iki kere arka arkaya aynı saniye içinde ıska geçmez!
Geçerse, şikebahçe’de kaleye geçmez!

Maldonado
Nereden aldık, almaz olaydık denen Maldonado bugün olmazsa olmaz ise,
Takıma kırık paralık katkısı yok ise,
Medya; ayıp olmasın, Josico da kelek çıktı şikeci zorda kalmasın diye Maldonado’yu da görmezden geliyor ise şikeci başarılı olamaz!

Roberto Carlos
Unutulmaz sol bek, Real Madrid’de ömrünü geçirmiş Roberto Carlos’un şikeci’e ve bu ülkeye en büyük faydası;
35 Yaş şiirinin Galatasaraylı yazarı ünlü şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın ruhuna rahmet okutmasıdır.

Ka-Kazım
Net ve açık; Ka-Kazım şikebahçe’nin oyuncusu değil! En azından şimdilik... En azından futbolu önemseyene kadar...

Defans ve orta saha
Kimi koyarsan koy; Edu-Lugano... Önder-Edu... Yasin-Lugano... Lugano-Can Arat... Iııh!...
Sakatlık sonrası futboluna kurban olduğum Gökhan Gönül de henüz hazır olmadığından,
Bu defans dikiş tutmuyor.
İnanmayan varsa Aghahowa’ya sorsun!

Ben müsterihim şikebahçe’nin bu eksik ve hatalarını hep söyledim.
Dinletemedim. Sakalım yok bıyığım var, o da tahrikkar!

Oysa şikebahçe bu ülkenin olmazsa olmaz takımı, uğruna yananı, sevgisi yürekte belki de en çok olanı.... Ama heyhat tesadüfen bile bir başarısı yok Avrupa’da...
Çünkü eleştiriye tahammülü yok, çünkü büyüklüğüne o kadar inanmış ki hatalarını bile görmüyor, dostunu düşman addediyor...

Aragones ne yapsın!
Tenhada konuşsak Aragones beni kutlayacak ama nerdeee...

Aragones’in elinde; İniesta, Senna, Fabregas, Xavi, Capdevila, Alonso, Cazorla var da oynatmıyor mu?
şikebahçe’de sahada; Selçuk, Maldonado, Emre,
Yedek kulübesinde; İlhan, Yasin, Gürkan, Ali Bilgin, Burak, Deniz var...

Siz bakmayın onun adının Deniz olduğuna,
Deniz, kumda unutulmuş bir damla su....
Aylar sonra hatırlandı, belki de sene sonra... Saraçoğlu’na düştü.

şikebahçe’de sakatlıklar da var... Yazık,
Emre Belözoğlu zaten müzmin sakat, onu biliyoruz ama;
Deivid’le Vederson talihsizlik...
Alex’inki geçici...

Ya Kayseri;
Koray, Toledo, Puroviç sakat! Cangele yeni düzeldi...
Gökhan Ünal gitti, Kaleci İvankov da gitti...
Bir Aghahowa geldi, pir geldi!

Kayseri’nin attığı ilk gole bakın; Bilal Aziz 40 metre geriden orta yapıyor, Aghahowa golü atıyor...

Dikkat!
şikebahçe kendi evinde Saraçoğlu’nda kim bilir kaç yıl sonra belki de ilk kez taşradan gelen bir lig takımına 4-1 yeniliyor...
Hem de bir Nijeryalısı hat-trick yapıyor; Aghahowa...

O Kayseri ki;
Üç gün önce taa Paris’ten geliyor.
Yol yorgunu ve eksik...
Ve de UEFA’da PSG’ye kök söktürmesine rağmen elenerekten...

Geliyor Saraçoğlu’nda, Şampiyonlar Ligi’nde oynayan anlı-şanlı şikebahçe’yi 4-1 yeniyor!
Ortada hayret edilecek bir şey var ama.... Nedir acaba?

Bir de gerçek var;
şikebahçe’nin bu hale gelmesinde en büyük kabahat onu dev aynasında gösteren şikebahçe medyasıdır.
şikebahçe bir kez olsun kendi gerçeğini göremedi ki!

İşte size beni doğrulayacak iki cümle daha, biri;
Saraçoğlu’ndaki Kiev beraberliğinden sonra Sevgili Mahmut Uslu’dan;
‘N’olmuş yani... Biz bunları gider orada yeneriz!’

İkincisi medya genelinden;
‘şikebahçe bu ligde yürüyerek şampiyon olur!’
Hep beraber izliyoruz;
Yürüyor işte...
 
 
Milli Takım seçmeleri...
Milliler için de söyleyeceklerim var;
Kendi takımlarında iyi olmayan Volkan Demirel, Gökhan Zan, Emre Belözoğlu’nda ısrar etmek mağlubiyete çanak tutmaktır!
Sakat Arda ve Sabri’den medet ummak galibiyete set çekmektir.
Tek maçta bunca yıllık Yusuf Şimşek’i görüp üç gün önce açıklayıp da almadığın kadroya üç gün sonra davet etmek işini gereği gibi yapmamaktır.
Yine tek maçta Kayserili Turgay’ı almak ökseye yapışmaktır.

Bir hatırlatma;
Dün Fatih Tekke, Rusya’da hat-trick yaptı!
Milli kadroda yine yok!

Aghahowa T.C. olsa alınırdı ama...
 
Osman Tanburacı

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #173 : 08. Ekim 2008, 11:20:17 »
Sizlere geçmiş dönemlerden bazı örnekler vereyim. Sevimsiz ama kulübün nereden nereye geldiğini görmeniz için gerekli bunlar...

Örnek 1: Galatasaray Kulübü’nde bir yönetim kurulu üyesi... Şirketinin kulüpten 7 milyar lira alacağı var. Ödeme gecikmiş, şirket kulübü icraya veriyor.

Örnek 2: Bir yönetim kurulu üyesi... Kulüpten 313 bin dolar alacağı var. Kulübe protesto çekiyor; “Ödeyin bir an önce” diye.

Örnek 3: Başkan Özhan Canaydın ve arkadaşları İtalya’ya gidip, Milan kulübü ile görüşüyorlar. Hedefleri Julio Cesar’ı almak. Ancak İtalyan yönetici lafı bizimkilerin ağzına tıkıyor; “Siz” diyor; “Önce yaptığımız son maçtan kalan 4 bin dolarlık bilet borcunuzu ödeyin, sonra futbolcu isteyin. “Canaydın ve arkadaşları şoke olmuş bir şekilde İstanbul’a dönünce bir de görüyorlar ki, hangi Avrupa kulübüyle maç oynanmışsa alınan biletlerin hiçbirinin parası ödenmemiş; borç 111 bin dolar.

Örnek 4: Galatasaray kulübü 4 milyon 385 bin doları ödeyemediği için o zamanki başkanı Özhan Canaydın’ın sekiz bankadaki şahsi hesabına haciz geliyor...

Örnek 5: Galatasaray bir ara mali anlamda öyle zor duruma düşüyor ki, teknik direktörü Başbakan’dan kulübü için para istemek zorunda kalıyor...

Bitmedi... Say sayabildiğince... UEFA’dan yabancı futbolcuların paraları ödenmediği için koyulan transfer yasakları, defterlerde görünmeyen 100 binlerce dolar borç ve daha birçok örnek...

Ve bunları ödemek için kan kusup, kızılcık şerbeti içtim diyen bir başkan Özhan Canaydın...

Her şeye rağmen kulüp için çok şeyler yapmaya çalışan bir spor adamı...

Yani dünden bugüne...

Yani karanlık günlerden aydınlığa...

Nereden nereye geldi kulüp bir bilseniz...

Bugün ödemeler tıkır tıkır, bankalarla problem yok...

Seyrantepe tam gaz gidiyor...

ABD’den alınacak 150 milyon dolarlık kredi Galatasaray’ı daha da uçuracak...

Yönetimde bir iki anlaşmazlık olsa da bütünlük var... Canaydın’dan bayrağı teslim alan Polat, 25 Ekim’de yapılacak kongrede kredi için onay alıp yola devam ettiği takdirde çıtayı daha da yükseltecek..

Polat diyor ki : “Bu bizim için tarihi dönemeç...”

Ya onay verilmezse, o zaman yeni krizler kapıda...

Onun için diyorum ki değerli kongre üyeleri... Ya “Evet” diyeceksiniz, ya da... Ne olacağını o zaman görürsünüz.



Alo ben Umit Karan!

İşte aynen başlıktaki gibi söylüyor biri aradığı yaşı 50’ye merdiven dayamış bir hanımefendiye...

Hanımefendi hayranıymış Ümit’in; aramış taramış, telefonunu sağa sola vermiş, en sonunda da beklediği telefon böyle gelmiş... Bir sevinmiş, bir sevinmiş...

“Ahhh Ümit, aman Ümit... Buluşalım tez vakit” diyerek ne kadar sevdiğini anlatmış Ümit’e...

“Tamam en kısa zamanda” demiş karşıdaki ses...

Telefon görüşmeleri sık sık tekrarlanıyor ama buluşma gerçekleşmiyor bir türlü...

Derken günlerden bir gün yine...

- Alo... Ben Ümit Karan!

- Merhaba hayatım. Ne zaman buluşacağız!

- Bir işim var, onu halledeyim tamam... Yalnız bu işimi halletmem için acilen 50 bin dolar lazım.

- 50 bin mi? Lafı mı olur? Hemen gönderiyorum.

Daha sonra ne aranır hanımefendi, ne de aradığında bulabilir günlerde sevgi dolu sözcüklerle konuştuğu Ümit Karan’ı...

“Dolandırıldım mı acaba” diye doğru polise... Polis de Ümit Karan’ı bulur hemen tabii... Ve acı gerçek: Ümit Karan kadını tanımaz bile... Birisi “Alo ben Ümit Karan” diye kandırmış kadıncağızı...

İşin en tuhafına gelince..

Magazin basınından bazı muhabirler “Ümit gece kulübü açtı, bir kadınla tanıştı, kadını da çarptı” diye haber yapmazlar mı?

Düşünün hele...

Ümit’in dünya güzeli bir eşi, çocuğu, ailesi var...

Ümit’in yıllık geliri bilmem kaç milyon dolar.Ticari işlerini saymıyorum bile... Gidecek de bir kadını 50 bin dolar tokatlayacak...

Kadıncağızı kandırmışlar tamam da... Gazeteci de kanar mı yahu! Bir araştır be kardeşim, böyle haber yapmak çok vahim değil mi?



Doktorları yıpratmayın

Galatasaray’da sağlık ekibinin işi artık çok zor... Çünkü medya çok üzerlerine gidiyor...

Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu gibi çok önemli bir tıp adamına “işi bilmiyor” etiketi vurulmaya çalışılıyor... Murat Çevik gibi genç, özverili bir doktor için burun kıvırıyorlar...

Hatta Bülent Bayraktar gibi çok saygı duyulan bir başka doktora “Hemen göreve gel“ denildiği kulaktan kulağa fısıldanıyor... Amaç ne? Sakat futbolcuların sayısının fazla olması nedeniyle doktorların yıpratılması mı? Peki Galatasaraylı futbolcuların doktorlarına artık güven mi kalmadı? Neden başka masörlere, doktorlara gidilir? Efendim adale sakatlıklarına çare buluyorlarmış... Mucize bir iğne yapıyormuş bu tıp adamları (veya masör)...

“Ne iğnesi yaptınız futbolcuya, adı ne raporunu verin” diyorlar, tıssss yok...

Yani şarlatanlıkla, doktorluğu karıştıranlar var...

Her şey bir yana MR’ında hiçbirşey görünmeyen futbolcunun ağrılarım arttı demesinde hiç mi art niyet yok? Ve bunun gibi birçok örnek... Ama kolayı yapılıyor, “Hesabı doktorlara kesin, olsun bitsin” deniliyor, acımasızca... Bence herkes uzman olduğu dalda konuşucak, yorum yapacak... Doktorlara çamur atmak en kolayı... Sayın Sezgin siz de bu konuda ne yapacaksanız yapın bir an önce çünkü herkes yıpranıyor...



Bursa anıları

Bursa seyahati neşe içinde başladı. Deniz otobüsünden Başkan Adnan Polat’la Sabri yan yana indi. Bunu gören Arda da seslendi:

“Oooo Sabri abi. Meşhur oldun valla... Başkanın yanında yürüyorsun, tüm televizyonlar seni gösterecek!”

Başka bir köşeden başka bir espri geldi:

- Beyler, şikebahçe maçları saat 21.00’de oynanmasın!

- Neden?

- Aragones’i görmediniz mi, uykusu geliyor!

Neşeli ortam, maçtan sonra yerini oflayanlara, puflayanlara bıraktı.

Örneğin futbolcu bir arkadaş daha sormadan başladı:

“Off ki ne off! Bunun olacağı belliydi... Sanki onlar Galatasaray biz eski Bursaspor gibiydik... Kötü oynuyoruz, çare bulamıyoruz... Bir-iki kişinin sırtına binilmiş gidiliyor... Kanser olacağım, acilen düzelmemiz lazım, acilen...”

Sonra sessizse ayrıldı yanımdan...

Bursa’dan bir iki anı size... Giderken kahkaha, dönerken eyvah!



Küfürbazlar dışarı

Hasan Şaş kendisine yapılan küfürlerden son derece mutsuz..

Tıpkı Arda gibi... Bir dönem Necati Ateş gibi... Hatta Ümit Karan gibi...

Yani tribündeki taraftarın protesto etmeye hakkı vardır ama küfür etme hakkı yoktur...

Tıpkı Konyaspor maçında Hasan Şaş’a yapılan gibi...

Hasan gibi bir aslan yürekli canını dişine takacak, kazanmak için ortalığı yıkıp dökecek, hatta arkadaşlarıyla ters düşecek, bu yetmiyormuş gibi tribünden anasına avradına küfür edilecek...

Hasan Şaş, küfür yediği maçtan sonra, koridorlarda zor sakinleşti... Ağlamaklıydı. “Vay be” dedi; “Oyna, oranı, buranı yırt, kimsenin umrunda değil... Sonra koro halinde küfredilsin...”

Bazı Galatasaray taraftarları ipin ucunu kaçırıyor... Kulüp en son küfürlerden dolayı 90 bin YTL’yi bulan ceza yedi...

Yani 100 milyonu veren herkes küfür etme hakkına sahip olamaz...Kulübünü düşünmeyen, takımının kaptanını düşünmeyen taraftar bir kez daha kendini çek etmeli. Yazık oluyor..



Kimler para verdi?

Geçen gün aklıma takıldı, mini bir araştırma yaptım: “Yönetim kurulunda kim kaç para kasaya koydu” diye...

Rakamları duydum, irkilmedim dersem yalan olur...

Şimdi yazsam ayıp olacak, yazmasam “ortaya bir kılçık attın devamını getir” diyecekler...

Yine de ben kimlerin “geri almak üzere” kasaya para koyduğunu yazayım şimdilik yeter...

Başkan Adnan Polat, Mehmet Helvacı, Yiğit Şardan, Ali Haşhaş, Mümtaz Tahincioğlu...

Verdikleri rakamlar da bir başka yazıya...



Gençler buhar oluyor

Bu sezon başında Galatasaray’ın pilot takımı Beylerbeyi’ne alt yapıdan 12 futbolcu verildi...

“Orada oynayıp kendilerini geliştirsinler, yani pişsinler” denildi, amaç buydu yani.

Kimler gönderildi; Fırat, Gürege, İrfan, Mehmet Düz, Soner, İlkercan, Eray, Fatih gibi genç oyuncular...

Ama gelin görün ki, Beylerbeyin’de sezon başından bu yana çocuklar itilmiş muamelesi görüyor... O günden bu yana bir ikisi kadroya giriyor o kadar... Antrenman topçusu olup çıktılar yani...

Pişsin diye gönderilen genç cevherler, buharlaşıp uçacaklar haberiniz ola...

Bahri Havadır / Akşam gazetesi

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #174 : 08. Ekim 2008, 12:49:49 »
Grup börek değil
SU BÖREĞİ
07.10.2008

UEFA'da Galatasaray'ın içine düştüğü 2. GRUP yeme de yanında yat börek gibi bir grup.
Fikstürden sonra ise tam su böreği; hafif mi hafif!
Güzel mi güzel,
Tam dişe göre...

1. maç; 23 Ekim'de Olimpiyakos'la burada. Hani istesen olmaz!
2. maç; 6 Kasım'da Lizbon'da Benfica ile... Hani kursan böylesi denk gelmez!
3. maç; 27 Kasım'da Ali Sami Yen'de Metalist Kharkiv'le... Hani istesen Şiketaş'ın acısı böylesine dinmez!
Ve son maç Almanya'da Herta Berlin'le...
Ha İstanbul'da oynamışsın ha Berlin'de...
Oralar bizim...

Benfica'nın Eusebio'dan sonra Avrupa'da başarısı yok.
Herta Berlin'in Alman Ligi'nde başarısı yok ki Avrupa'da olsun! Sadece Alman takımı oluşu bir kriterdir o kadar... Ama Almanya da neredeyse bizim. Yurttaşlarımız onlara üç basar!
Olimpiyakos da Yunanistan'ın Fenerbahçesi... İçerde çok başarılı dışarıda Panathinaikos...
Metalist Kharkiv için bir evde bir üzüntü yeter! Kharkiv bir ikinci sürprizi yapamaz!
 
 
Can Bartu hay ömrüne bereket!

Televizyondan seyrediyorum; kaliteden nasibini alamamış kişilerce yönetilen Habertürk'ün kıymetini bilemediği 90+3 Programı'ndaki benim güzel partnerim Can Bartu, Nyon'da kura çekiyor. Ben böyle bir kura görmedim.
Hay ömrüne bereket Can Ağabey!...
İşe bakın Galatasaray'a bu kadar kıyağı bir şikebahçeli yapıyor!
Can Ağabey kalite adamdır, sportmendir, Nyon'da İtalyanca konuşandır. Oh be!...
Yıllar sonra Alp Yalman, Faruk Süren, Şenes Erzik'ten sonra Can Ağabey'i gördüm ki yabancılara onların lisanıyla hitap ediyor.
Gurur duydum...
 
 
Saraçoğlu'na vize Metalist'ten...

Hani Galatasaray hesapta Şiketaş ile Saraçoğlu'nda final oynayacaktı ya... UEFA'nın hikmetine bakın ki Şiketaş'ı eleyen Metalist bu kez de Galatasaray'ı karşısına aldı.
Yani Saraçoğlu vizesini bir bakıma Metalist Kharkiv verecek.
Evvelallah Galatasaray Kharkiv'i paketler!
Sarı-kırmızılılar Saraçoğlu'na gider mi gitmez mi sonra belli olur ama Galatasaray da Kharkiv'i Ukrayna'ya vizesiz yollar!
 
 
Rakipler kimmiş?

Bırakınız onlar düşünsün...
Bırakınız onlar Galatasaray'dan korksun!
Her zaman aynı şeyi söyledim; ben bileğime güvenirim. Ben Galatasaray'a güvenirim.
Galatasaray da kimliğine güvenir.

UEFA KUPASI almış bir takım ‘ben bu gruptan çekinirim' demez!
Onu, müzesi Avrupa Kupası görmemişler söyler, çünkü böyle bir zoru asla görmemişlerdir.
Korkabilirler....
 
 
Galatasaray'a zaman lazım diyordum. İşte zaman...

İlk maç 27 Ekim'de hem de Ali, Sami Yen'de Olimpiyakos'la... Famagusta'ya elenmişlerdi...
Galatasaray'ın verilmiş sadakası varmış ki şansı böylesine denk düşüyor.
Çok iddialısın Osman Tanburacı demeyin!
Bu grubu ve bu maç fikstürünü gördükten sonra korkanın aklından korkarım ben!

Ayrıca Galatasaray'ın elinde UEFA Kupası'nı kazanmış kadro gibi, hatta belki de ondan daha iyi bir kadro var....
Karşılaştıralım;
Süren'in takımı
Taffarel – Fatih Akyel, Popescu, Bülent, Hakan Ünsal – Arif, Okan, Suat, Emre, Hakan Şükür, Hagi
Bugünkü;
De Sanctis – Sabri, Meira, Servet, Hakan Balta – Arda, Aydın, Ayhan, Baros, Lincoln, Kewell
Ne dersiniz?
 
 
Üç galibiyet şaha kaldırır

Skibbe üç maç üst üste kazansın Galatasaray şaha kalkar.
23 Ekim Olimpiyakos, 6 Kasım Benfica, (9 Kasım şikebahçe), 27 Kasım Metalist...
Galatasaray bunları kazansın işi bitirir.
9 Ekim'deki şikebahçe maçı da Avrupa heyecanıyla arada kaynar!

Eğer Galatasaray hatlar arası bağı kurabilirse,
Skibbe savunmayı forvetten başlatabilirse,
Sakatlar düzelebilirse,
Bilhassa; Linderoth ve Mehmet Topal.
Galatasaray bu gruptan lider çıkar.

Bunlar aşılamayacak sorunlar değil.
Yeter ki kader mani olmasın!

 
Osman Tanburacı

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #175 : 11. Ekim 2008, 13:37:39 »
Yine Kalli

11.10.2008

Galatasaray’da A’dan Z’ye her şey değişecek. Bunun için de işe tavandan başlanacak.
Başkan Polat’ın kadim dostu Kalli’yi bayram arifesi davetinin altında yatan gerçek budur. Bunu, bunca yılın tecrübesi söylüyor. Son günlerde gelişen olaylardan çıkardığım sonuç budur.

Kalli’nin Almanya’ya dönerken verdiği rapor ve şartlar Polat yönetimi tarafından kabul görürse Galatasaray’da yeni bir dönem başlayacak.
Olaylara birlikte bir göz atalım;
Galatasaray’da Başkan Adnan Polat dahil kimse gidişten memnun değil. Bu gidişin şampiyonlukla, Bursa yenilgisiyle ya da UEFA kuralarıyla falan ilgisi yok. Galatasaray alt yapıdan başlayarak yeniden bir yapılanma düzenine girmeli ki geleceği kurtulsun. Florya’da durum ‘iletişim açısından’ pek iç açıcı değil. Rakipler kaos içindeyken tez elden önlem alınmalı ki Galatasaray şampiyonluğu kaçırmasın.

Adnan Polat’la Bodrum’a giden Kalli dönüşte Bellinzona maçını da seyreder ve Galatasaray’ın röntgenini çeker...
Ortaya çıkan sonuç şudur;
1-Galatasaray’ın Florya bölümüne mutlaka el atılması gerektir.
2-Michael Skibbe son derece yalnız bırakılmıştır.
3-Skibbe’nin yardımcıları Ümit Davala ve Edwin Boekamp derhal gönderilmeli yerine Skibbe’yi bilgilendirecek başka bir yardımcı bulunmalıdır. (Bursa yenilgisinde bile Yusuf’un nasıl bir futbolcu olduğu Ümit Davala tarafından Skibbe’ye söylenmemiştir. Buna örnek olarak da geçen yıl Denizli maçında Kalli’nin yardımcılarının Yusuf hakkında Kalli’ye bilgi verdikleri ve Yusuf’un oyun düzeninde gözden kaçırılmadığı gösterilmiştir.)
4-Florya’da Galatasaray takımının ambians eksiği vurgulanmış ve bunun için Skibbe’ye geçen sene şampiyon olunan şartların sağlanması öngörülmüştür.
5-Üzerine çok yük binen Adnan Sezgin’in görevlerinin hafifletilmesi ve Galatasaray alt yapısının reorganize edilerek geleceğe dönük projelerin derhal başlatılması ihtiyacı doğduğu saptanmıştır.
6- Skibbe’nin yalnız bırakılmasından doğan ‘futbolcu-yardımcı hoca iletişimi’ ile ‘Skibbe-yönetici’ mesafesinin yeniden gözden geçirilmesi...

Bütün bu aksaklıkların düzeltilmesi için Polat’ın dostu Karl Heinz Feldkamp yapılması gerekenleri bir bir sıralamış ve eğer şartlar uygun olursa seve seve Galatasaray’a yardımcı olabileceğini ifade etmiştir.
 
 
Skibbe kalacak Kalli çatıda oturacak
Düşünülen şudur;
1-Skibbe katiyen gönderilmeyecek ve görevine devam edecektir.
2-Kalli’nin öne sürdüğü şartlar kabul edilirse, Feldkamp Florya’da Galatasaray’ın başına geçecek ve futbol ona bağlanacaktır. Alt yapıdan üst yapıya kadar her şey Kalli’den sorulacak ancak Kalli sahaya inmeyecektir.
3-Futboldan sorumlu Skibbe’dir ve yanına Almanca bilen ve geçen yıl şampiyon olan Galatasaray’ı çok iyi bilen bir veya iki yardımcı atanacaktır. (Muhtemelen; Ahmet Akçam ve Burak Dilmen)
4-Adnan Sezgin, Kalli ekibinin içinde olacak ve Galatasaray’ın yarınları için alt yapıda önemli tedbirler alınacaktır.
Keza sakatlıkların ve sağlık sorunlarının bu kadar artmış olması da Başkan Polat’ı sağlık birimleri için acil tedbirler almaya zorlamış olabilir.
Florya’da sağlık ekibi de değişim sürecindedir.

İyi bir kadroya sahip Galatasaray’ın ligde ve Avrupa’da daha başarılı olabilmesi için Başkan Adnan Polat’ın bu önlemleri derhal alması son derece akılcıdır.
 
 
Polat yanlış yapmamalı
şikebahçe’nin bu kadar zorda olduğu, Şiketaş’ın mecburi hoca değişikli yaptığı ve Trabzon’un yeni bir takım kurduğu bu ligde Galatasaray’ın mutlak şampiyon olması işten bile değildir. Böyle bir ortamda Galatasaray’ın şampiyon olamaması Başkan Polat’ı da rahatsız edeceği için bu tür bir önleme gidildiğini tahmin ediyorum.
Nitekim;
Kalli’nin dönüşünden sonra Galatasaray Kulübü resmi web sitesinde yapılan açıklamada;
"Galatasaray futbol takımı antrenörleri Ümit Davala ve Edwin Boekamp ile 10 Ekim 2008 tarihi itibarıyla yollarımızı ayırmış bulunuyoruz’ denmesi, Kalli’nin tavsiyeleri doğrultusunda düğmeye basıldığının bir işaretidir.
 
 
Son yorum;
Galatasaray tez elden yeni bir yapılanmaya girmeli; Kewell, Baros ve De Sanctis’le’ takviye edilen kadronun geçen sene onlarsız dahi şampiyon olduğu unutulmamalıdır.
Rijkaard ve Fatih Terim sesleri Galatasaray’ı son derece yanlışa sürükleyecek söylemlerdir. Gerçeklik payı yok denecek kadar azdır.
 
 
En rahat milli kadro
Bu akşam Bosna-Hersek maçı var.
Son yıllarda belki de en rahat kadro seçimi olacak.
Teknik Heyet’in ilk 11’i belirlerken hiç zorlanmayacağını düşünüyorum. Eldeki mevcutlar genç ve dinamik isimler.
Kayırılan prensler yok!
Beklenmedik isimlerin yer alacağı kadroya sakatlıklar mani...
O halde sahaya sürülecek 11 için problem yok.
Keşke inatla kadroya çağırılmayan ve bu hafta Rusya’da hat-trick yapan Fatih Tekke de kadroda olsaydı...
Neyse...
Bosna Hersek maçı bu açıdan güçlü bir Türkiye’nin sahada olacağı izlenimini veriyor bana.
Yüzde yüz hak edenin oynayacağı bir Milli Takım olacak İnönü’de... Umutluyum.
Ancak Kayserili Turgay Bahadır’ın Milli Takıma çağırılmasındaki affedilemez hata gol yolları için teknik ekibin panik içinde olduğunun bir kanıtıdır. Bu panik maça yansımazsa kazanırız.
 
 
Bosna’yı bırak kendine bak
Belçika’ya kaptırılan iki puandan sonra artık puan kaybetmek olmaz! Arkasından ver elini Estonya... Sonra İspanya... Bosna’ya puan kaybedersek yanarız! Bu maç kendimizle yüzleşme maçımız olacaktır. Türk çocuklarının hepsinin birbirinden değerli olduğunun ispatlanacağı maç olacaktır. Onlara güveniyorum
 
Osman Tanburacı