28. Nisan 2026, 21:17:32

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 120776 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #144 : 01. Eylül 2008, 14:16:43 »
Golde yine zorlanıyorlar

Galatasaray gol yollarında zorlanmaya devam ediyor. Niye? Çünkü Galatasaray çabuk ve dik top oynayamıyor.
Geçen hafta da yazmıştık. Galatasaray’da herkes yine gelerek top almaya çalışıyor. Doksan dakika boyunca bir tane Hakan Balta dik koşu yaptı, topu oynayamadılar. Oysa çok etkili bir koşuydu. İlk yarıda defansın arkasına Ümit Karan koştu, vurdu, savunma kesti. Bir kez de Linderoth denedi.
Galatasaray bu oyun şekliyle sonraki haftalarda da gol atmakta zorlanır.
İkinci yarıda Kewell’ın sonucu değiştirebilecek kaliteli hareketleri, final pası olarak arkadaşlarını bulamadı. Kayserispor’un da geçen haftaki Sivasspor maçından farklı görüntüsü yoktu. Galatasaray iki puanı kaybederken ilk maçta güven veren görüntüsüyle kaleci Sanctis’i, ikinci yarıdaki sonucu değiştirmek isteyen futboluyla Kewell’ı takım arkadaşlarına yakınlaştırdı diyebiliriz.
Zaman zaman eleştirdiğimiz Lincoln oyunun ilerleyen bölümünde niye sahaya sürülmedi bilemiyorum. Herhalde Galatasaray bir puanı yeterli gördü Kayseri’de. Keza aynı şekilde Ümit Karan’ın oyundan çıkışı yine bu soruyu gündeme getirebilir. Bu uygulamaları anlamak oldukça zor.
Galatasaray şampiyon olmak istiyorsa alınan bir puan çok önemli değil. Oyunu riske edecek taraf Galatasaray olmalı. Peki riski nasıl ortaya koyacak? Baros gibi, Lincoln gibi sonuç üzerinde etkin olabilecek adamları oyuna alarak ve Ümit Karan’ı da oyunda tutarak yapacak. Ancak bunları uygulamadılar.
Kayserispor çok fazla atağa çıkma fırsatı bulamadı. Zaten oyun planında da böyle bir düşünce fazla yoktu. Kayserispor - Galatasaray maçının daha kaliteli, daha bol pozisyonlu olmasını bekliyordum. Pozisyonu çok fazla olmayan, gollük fırsat üretmek için fazla çaba harcamayan iki takım hakkında çok bir şey yazmak da insanı zorluyor.

Çabuk oynamıyorlar
Kaleci Sanctis, Galatasaray’ın doğru bir transferi gibi görüntü verdi. İlk yarıda çok kritik bir kurtarış yaptı. Bu kurtarış belki de oyunun kaderini tayin etti.
Milan Baros’un ne olduğunu, kim olduğunu zaten bütün futbol severler biliyor. Çek futbolcunun da Galatasaray’a çok faydalı olacağı kanaatindeyim.
Ancak şunu üzerine basa basa söylemek istiyorum; Ayhan’ın, Mehmet Topal’ın ve Arda’nın çok daha çabuk oynamaları lazım. Topla gereksiz oyalanmaları, olabilecek atakları daha başlamadan öldürüyor.
Galatasaray’ın mücadelesi iyiydi, fakat bu ayakların daha etkili ve sonuç alabilecek oyunları ortaya koyması lazım. Çünkü Denizlispor maçı Galatasaray’ın ne olduğu konusunda tam bir fikir vermemişti.
Şimdi önümüzde milli maç arası var. Bu boşlukta en azından milli takımlara gitmeyen oyuncularla yapılacak çalışmalar Galatasaray’a biraz mesafe aldırabilir. Galatasaray düşündüğümüz çizginin uzağında duruyor.
Bu arada Kayseri gibi futbol şehri olduğunu iddia eden bir kentte, maça olan ilginin azlığı pek olumlu bir sinyal değildi...


mustafa denizli

milliyet
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #145 : 01. Eylül 2008, 14:17:26 »
En kötü G.Saray
Habere yorum yaz
Arkadaşına gönder
Sitene ekle
Sayfayı yazdır

Kayseri’de izlediğimiz Galatasaray belki de son 5 yılın en kötü Galatasaray’ı olarak dikkati çekti. Ve ne gariptir ki, mütevazı kadrolarla Türkiye’de harikalar yaratan sarı-kırmızılıların ilk kez pahalı bir kadro ile sahada oynamalarına rağmen çizdikleri anormal kötü futbol grafiği dikkat çekici ve sıkıntı vericiydi.
İlk yarıya baktığınız zaman koca Galatasaray’ın tek atağı, tek pozisyonu ve tek şutu bile yok. Arda dahil hiçbir futbolcu, oyunu domine edecek güce sahip değildi. Kewell’ın anlaşılmaz futbolu, duran toplardaki etkisizliği, Ayhan, Aydın ve Mehmet Topal’ın  eski günlerinden çok uzak kalışı oyun dengelerini bozdu. En güçlü orta alana sahip Galatasaray’ın bu bölgedeki yetersizliği çok şaşırtıcıydı. Kayserispor dün şeker gibi bir takımdı. En iyi beş oyuncu takımda yoktu. Zaten eksiksiz kadrosu dünkü Galatasaray için çok fazla gelebilirdi. Bu Galatasaray ile ancak böyle bir Kayseri futbol açısından durumu eşitleyebilirdi.
Sağ bekte Durmuş son derece zayıf ve yeteneği kısıtlı bir oyuncuydu. Ancak Galatasaray o kanadın farkına varamadı. Arda ne kadar kötü gününde olursa olsun böyle bir bek karşısında o kanadı perişan edebilirdi, yapamadı. Temposuz bu görüntü Galatasaray’ın geleneksel futbol DNA’sına aykırı olunca zaaflar sergilemesi çok doğal oldu. Ancak Mehmet Topuz ve Abdullah’ın orta alan boşluklarını değerlendirememesi yüzünden Aghahowa’yı kullanamayan Kayseri pozisyon sıkıntısı çekti. Kewell hücuma hiç katkı yapmadı. Ne görevi üstlendiği ya da ne yapmak istediği belli değildi. Ayrıca Arda’nın etkisiz futbolu, Ayhan ve Mehmet Topal’ın savunma anlayışının ağır basması aynı Aghahowa gibi Ümit Karan’ı da gecenin en yalnız adamı yaptı.
İkinci yarıda Kayserispor oyundan düştü. Bu arada Kewell sol kanada gitti, Arda’nın daha gezgin oynaması ile orta alanın daha ileride basması oyunun görüntüsünü biraz değiştirdi. Ancak genel isteksizlik hiçbir şekilde değişmedi. Bu değişiklik bile kazanmaya yeterli değildi. Rakibi ısıramadı, paniğe sokamadı, yoramadı. Baros sihirbaz olsa bile bu oyunu değiştiremezdi. Zaten maç üç gün üç gece oynansa böyle biterdi. Bitti de.
Galatasaray hiç bu kadar kötü futbol oynamamıştı. Dün sergilenen görüntü Skibbe için alarmın çalmasına neden olabilir. Takımı bir türlü toparlayamıyor. Taşları oturtamıyor. Ancak tek olumlu yan vardı. O da Sanctis’di. İlk yarıda maçı kurtardı. Öylesine iki kritik top kurtardı ki, reflekslerinin mükemmel olduğunu gösterdi. Ayrıca iyi de oyun kuruyor. Kısacası Galatasaray’ın en iyisiydi

halil özer


milliyet
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

Demirh

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Nis 2008
  • İleti: 1101
  • Yaş: 33
  • Yer: İstanbul
  • www.aslantepe.biz
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #146 : 01. Eylül 2008, 15:47:10 »
 Skibbe oyuna zeka katmalı

Galatasartay’ın sorunu defansından topu geç çıkması. Bu bıktırıcı bir hal aldı. Oyunun temposunu düşürdü. Meira, Servet, Linderoth ileri çıkarken zoru gördüler mi eksenleri etrafında dönüp topu kalecilerine veriyorlar. Bu zaman kaybı demek. Ya da korku!
Dikkat edin Hakan Balta haricinde bütün defans Sabri de oynadığında bunu yapıyor.
Böyle bir oyunda rakip, Galatasaray defansına belli bir alana kadar basıyor. Kendini daha fazla yormuyor. Nasıl olsa Galatasaray 40 metreden kalecisine geri pas yapıyor. Böylelikle rakip diri kalıyor. Pas yapma sevdasına Galatasaray defansı ve ona yakın orta saha daha çok yoruluyor. Galatasaray oyunu kolaylaştırmıyor.
İşte ispatı;
Kayseri maçında Servet bilmem kaç kez rakiple takıştı. Bir forvet gibi Olembe ve Aghahowa ile çalımbazlık üzerine iddiaya girdi. Kaybetse gol yenecek. Didişse hem yorulacak hem zaman kaybedilince tempo düşecek Kayseri de defansında yerleşecek.
Dahası var Meira ve Servet topla beraber ileri çıkıyorlar. Rakip 18’e çabuk sarkamadıkları için de topu geveliyorlar. Ne oluyor? Rakip yerleşiyor Galatasaray orta sahası da Meira ve Servet’in topla çıkışlarında yerini kaybedip pozisyon hatası yapıyorlar. Kayseri’nin bütün atakları bunlardan doğdu...
Bitmedi.
Servet ve Meira çoğunca topu şişirerek oyuna sokuyorlar. Galatasaray’ın defanstan oyun kurgusu çok zayıf!
Skibbe bunlara çare bulmalı

osman tanburacı

www.sporx.com
Gerçekleri tarih yazar tarihide Galatasaray

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #147 : 03. Eylül 2008, 12:11:37 »
İşte eşeğin önüne konan otlar!
03.09.2008
Yıllardır Türk medyasının transfer palavraları hiç bitmez. Her yıl transfer mevsiminde bu ülke insanı Allah'ın günü kandırılır!... Bin bir futbolcu ismi transfer haberi olarak manşetlere çıkar ve her gün okuyucu eşek yerine konur! Gönüllerini aşkla sevdikleri takımın renklerine bağlayan milyonlarca taraftar da böylece her gün asılsız transfer haberleriyle uyutulur! Zavallı taraftar üç ay boyunca hop oturur hop kalkar....
Galatasaraylı Fenerliye, Fenerli Beşiktaşlıya, Trabzonlu hepsine babalanır... Çünkü anlı şanlı gazeteler haziran, temmuz, ağustos ayı süresince transfer edilmedik tek yabancı isim bırakmazlar. Sanırsınız takımınız dünya şampiyonu ya da başkanınız mirasyedi!...
Ağustos sonu geldiğinde ise dağ fare doğurur. Genelde çakmalar, çıkmalar Türkiye'ye dolar. Bu kader hiç değişmez!
Medya taraftarın sinir sistemini devamlı bozar. Dahası var;
Eğer yüz haberin içinde bir tanesi bilinmiş olursa 'Biz bildik, üç ay önce söylemiştik' diyerek kendi kupürlerini manşetlere çıkarlar...
Diğer 99 haberin yanlışlığına bakmadan!

Bu kader hiç değişmez, çünkü bunları kimse ayıplamaz!
Yalan haberler derhal yenir yutulur!
Taraftar da tepki vermeyince 'eşeğin önüne ot koyma' hadisesi yüz yıl daha sürer gider!

Mayıs sonunda Asistanım Murat Borlu'ya rica ettim; 'her günün gazetesinde çıkan transfer haberlerini kayda al, bak sonunda ne komik durum ortaya çıkacak!'
Murat dediğimi yaptı ve bakın ortaya nasıl bir tablo çıktı.

İşte size 2008-2009 senesi için gazetelerden derlenen transfer listesi.
Yalan Bağdat'a köprü olmuş ama kimse tepki vermemiş, belli ki koyun kaval dinlemiş...

Bakın bakalım her gün kimler transfer edilmiş ve biz yine neleri sabahlara kadar tartışmış sonunda nelere razı olmuşuz!
Medya haberlerine göre; Galatasaray'a 95, şikebahçe'ye 64, Şiketaş'a 33 olmak üzere 3 Türk takımına toplam 192 futbolcu transfer edilmiş!.
Bunları hazirandan itibaren tarih sırasına göre sıraladık!
Buyurun gargaraya;
 
 
şikebahçe (64 futbolcu)
Kanoute, Shevchenko, Ronaldinho, Eto’o, Mehmet Topuz, Daniel Güiza, Gilberto Silva, Bobo, Deco, Fatih Tekke, Ronaldo, Trezequet, Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Mevlüt Erdinç, Özer Hurmacı, Wagner Love, Fred, Makaay, Maniche, Nihat Kahveci, Gargano, Emre Belözoğlu, Santa Cruz, Crespo, Cesar, Dudu, Dida, Gomes, Halil Altıntop, Coupet, Recep Öztürk, Abdurrahman Dereli, Arda Turan, Fofana, Aydın Tosyalı, John Carew, Govou, Arshavin, Cisse, Forlan, Baptista, Reyes, Senna, Basinas, Esquerro, Morientes, Gökhan İnler, Albelda, Xabi Alonso, Riera, Basinas, Makelele, Dacourt, Pizzarro, Itandje, Colsa, Saviola, Josico, Tiago, Emerson, Riera, De Zeeuw şikebahçe sadece Daniel Güiza, Emre Belözoğlu, Burak Yılmaz ve Josica’yı aldı. Yazılanların doğruluğu yaklaşık % 6
 
 
Şiketaş (33 futbolcu)
Klasnic, Mehmet Topuz, Bebe, Biscan, Uğur İnceman, Zapotocny, Sivok, Seric, Tuna Üzümcü, Kadlec, Saviola, Giray, Seric, Ekrem Dağ, Hürriyet, Görkem, Eto’o, Rodriguez, Mevlüt Erdinç, Kobiashvili, Bordon, Cem Atan, Nuri Şahin, Eren Derdiyok, Morientes, Cardozo, Edu, Emre Belözoğlu, Koller, Baros, Podolski, Fatih Tekke, Basinas, Bekir Şiketaş sadece Uğur İnceman, Zapotocny, Sivok, Seric, Tuna Üzümcü, Ekrem Dağ’ı aldı. Yazılanların doğruluğu yaklaşık; % 18
 
 
Galatasaray (95 futbolcu)
Guily, Marchal, İsaksson, Deco, Diego, Postiga, Kone, Saviola, Emre Belözoğlu, Gökhan Ünal, Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Ufuk, Crespo, Önder Turacı, Mehmet Yıldız, Mensah, Gudjohsen, Jaaskalainen, Valeri, Elmander, Brozek, Riise, Brechet, Simic, Tomasson, Semih Şentürk, Mehmet Aurelio, Bojinov, David Suazo, Legrottaglie, Kiessling, Sarpei, Ali Al Hapsi, Van Buyten, Sionko, Behrami, Stranz, Baiano, Vieri, Roma, Ronaldo, Cufre, Barnetta, Demel, Aimar, Diane, Madlung, Orhan Şam, Brdaric, Diane, İshiaku, Klasnic, Itandje, Gökhan Zan, Trezequet, Akinfeev, Hyypia, Pokrivac, Harry Kewell, Coupet, Sorensen, Neill, İbrahim Toraman, Mensah, Hagen, Chihi, Meira, Morgan De Sanctis, Brandao, Suazo, Ochoa, Chevanton, Maniche, Zigic, Castro, Hilbert, Halil Altıntop, Morientes, Mc Carthy, Jacobsen, Milan Baros, Kezman, Grafite, Voronin, Seitaridis, Mario Gomez, Kanoute, Benjani, Marica, Fred, Basinas, Saha (bir kaçı birkaç kez gündeme geldi)...

Galatasaray sadece Harry Kewell, Meira, Morgan De Sanctis, Milan Baroş'u aldı. Yazılanların doğruluğu yaklaşık % 4

Ya biz çok salağız ya medya çok akıllı.
Üçüncü bir seçenek yok!

Haydi seneye kısmet!
 
 
Pekin 2008 gerçeği
Olimpiyatlar bitti ama, onun da EURO 2008 gibi hiçbir gazete ve tv'de açık oturumu yapılmadı!
Neden kaybettik neden kazandılar bunun açıklaması yapılamadı.
Bir sonraki Olimpiyatlar için nelerin yapılması gerektiği de saptanamadı!...
Amatör spor ulemaları sadece bilgelik taslayarak, suçlamalarla dolu üç beş satır yazdılar ve nokta kondu.
Pekin 2008'deki acı gerçekleri hepimiz es geçtik!

Dünya bunu hala tartışıyor.
İlk tartışma;
Kazanılan madalyalar ‘Altınlar' üzerinden mi yoksa ‘Genel Madalya' sayısına göre mi yapılmalı.

İşte ilk üç sıralama;
ÇİN; 51 altın 21 gümüş 28 bronzla toplam 100 madalya
AMERİKA; 36 altın 38 gümüş 36 bronzla toplam110 madalya
RUSYA; 23 altın 21 gümüş 28 bronzla toplam 72 madalya.

Fakat; Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Rusya'dan kopan; Ukrayna, Belarus, Gürcistan, Kazakistan, Moğolistan, Azerbaycan, Özbekistan, Litvanya, Letonya, Estonya, Kırgızistan, Tacikistan, Ermenistan'ın Pekin 2008'de kazandıkları madalyalar toplamı ise şöyle;
45 altın, 47 gümüş, 82 bronz olmak üzere toplam 174.
Bunları Rusya'nın hanesine ilave ederseniz. Bakınız ortaya nasıl bir manzara çıkar.
RUSYA; 68 altın, 68 gümüş, 110 bronz olmak üzere toplam 246 madalya.
Rusya, Çin ve Amerika arasındaki uçurumu görebiliyor musunuz?
Çin ile Amerikanın toplam madalyası 210
Eski Rusya'nın 246
Şimdi hala denebilir mi ki ‘Altın'a göre mi yoksa ‘toplam madalya sayısına' göre mi, hesap edelim...
Neye göre hesap ederseniz edin.
Yeter ki gerçekleri görün!

Gerçek şudur;
Sovyetler Birliği'nden ayrılan bu ülkeler bugün bu madalyaları RUSLARIN ONLARA ZAMANINDA BIRAKTIĞI MÜKEMMEL TESİSLER VE DİSPLİNİ ELDEN BIRAKMAYAN EĞİTMENLER sayesindedir.
Bu ülkeler Rusya'dan koptular ama tesisler oralarda kaldı, eğitmenler zaten onlardandı...

Rusların bıraktığı bu tesislerin inşaat maliyet bedelleriyle bugün 100 olimpiyat daha rahat rahat yapılır.
Bunlardan bahseden de hiç olmadı!

Türkiye bunun için başarılı olamıyor.
777 bin metrekarelik ve de 70 milyonluk Türkiye'de nerede tesisiler, nerede hocalar?
Dalmışız futbola gidiyoruz...
Onda bile tesis yok!
Yazık!
 
   
Osman Tanburacı

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #148 : 03. Eylül 2008, 12:22:43 »
Sevgili tambur yine solo yapmış ;

Baros-15

  • Febe li olmak ayıp deil yeterki çaktırma!!!
  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 574
  • Yaş: 42
  • Yer: istanbul
  • >>>MiLaN BaRos<<<
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #149 : 03. Eylül 2008, 20:17:19 »
Dr. gürkan kubilay fotomaç...
 
Tek forvet oynat, Baros'u kaybet
Galatasaray, onu tek başına oynatırsa verim alamaz. Yanına ya Ümit ya da Nonda'yı mutlaka koymak zorunda... Arda, Kewell ve Lincoln'ün de katıldığı beş hücumcu hızlı oynar ve ön alanda pres yaparsa, takım tadından geçilmez


Seyrederken heyecan duyduğum adamlardan biriydi Baros. Ama Galatasaray'da neler yapacak, hadi bakalım:

1- Liverpool'a İlk geldiği 2002 yılında gol attığı takımlara baktım; WBA, Sunderland, Westham, Southampton, Fulham İçlerinde sadece Manchester City vardı, zor takım sayılacak. Chelsea, Arsenal, Manchester United, Tottenham gibi takımlara oynamasına rağmen gol atamamıştı.. Ama aynı sezon milli takımında çok başarılıydı. Hemen her milli maçta, Fransa ve İsveç gibi zor takımlara dahi gol atmıştı. Yani kulüp takımındaki Baros'tan çok daha iyi bir Baros izletmişti milli takımında. 


2- Bir sonraki sezon milli takımda gollere devam ederken, ligde fazla forma şansı vermedi Liverpool ona.

3- Yine iyi sayılacak bir sezon geçirdiği 2004 vardı sırada. Ama bu sezonda da Arsenal, Chelsea, M. United gibi takımlara gol atamıyordu. Premier Lig'de 9 golü vardı ama bunun 3'ünü (2'si penaltıdan olmak üzere), 1 maçta C. Palace'a atıyor. Ve o sezon farklı kategorilerde oynadığı 44 maçın 34'ünde gol atamıyordu. Yani gol atma sıklığı % 25'in altında idi ki bu golcü vasfı olan bir oyuncu da, Avrupa'da % 40'ın altında pek olmazdı.

4- Sonuçta A. Villa'ya geldi. Bence en başarılı dönemi de 2005-06 sezonu oldu. Ama orada bile gol attığı takımlar; Birmingham, WBA ve Sunderland idi. Yani o sezon küme düşen 3 takım! Kısa çabuk adam Kewin Philips ile beraber çift forvet oynuyordu. Nispeten daha iyi bir sezon geçirdi. Lyon'a gitmeden önce bir FA Cup mücadelesinde M. United'a attığı gol, onun Premier lig macerasında bir deve karşı atabildiği tek gol oluyordu.

5- Lyon'da Benzema ile beraber çift forvet başladılar. İlk maçında da attı ama Keita, Ben Arfa, Govou, Toulalan ve Juninho'lu bir düzende, teknik adamı onun hücum presi yapmadığını görünce, "Orta alandan gole giden oyuncularım bana yeter" diyerek fazla oynatmıyordu. Hele ki takım Benzema arkası Ben Arfa, Govou, Juninho ile peş peşe galibiyetler alınca ve de kulübedeki Fred form tutunca şansı hiç kalmıyordu. 19. hafta, sonradan girip gol attığı Nancy maçı, onu 1 hafta sonra Toulouse maçında ilk 11'e taşıyor ama orta sahanın sağında oynayınca verimi düşüyordu. Zaten hemen arkasından da Portshmouth'a kiralandı.

6- Lyon sonrası geldiği Portshmouth'ta sadece Chelsea maçında 90 dakika oyunda kalabildi. Sürekli ya sonradan giriyor, ya da oyundan alınıyor bunun dışında gol de atamıyordu. Önce yanında Benjani ile çift forvet başlamış, Bolton ve Birmingham maçlarında Defoe ile yan yana oynamıştı. Ama Birmingham maçında Defoe 3 atarken o susmuş, yerine giren Kanu da gol atınca gözden düşmeye başlamıştı. Buna rağmen 2 hafta daha ilk 11 de, Defoe ile beraber çift forvet oynama şansı bulmuş ama yine atamayınca, artık umutlar kesilmişti.

DİKKATİMİ ÇEKENLER
1- Hiçbir sezon 10 golün üstüne çıkamamıştı.
2- Avrupa'da geçirdiği yaklaşık 8 sezonun sadece 2 tanesinde 20 maç üzeri oynayabilmişti.
3- Başarılı olabildiği düzen; kesinlikle önde çift forvetten biri olarak oynadığı düzendi. Nitekim hemen her takımında çift forvet oynamıştı.
4- Büyük maçlarda ısıran, gol atan adam olma özelliği görülmüyordu.

SONUÇ: Dr. Gürkan diyor ki G.Saray onu tek forvet oynatırsa verim alamaz. Yanına ya Ümit ya da Nonda'yı koymak zorunda. Ama o zaman da hücum arkası 3'lü yani Arda, Kewell, Lincoln oynatırsa, tek ön liberolu düzene kalır. Yani Mehmet Topal'a büyük yük biner. Hızlı oynar ve bu 5 hücumcu, ön alanda rakibe pres yaparsa, takım tadından geçilmez olur. Yapamazsa mı? Sanctis, sık sık kalesinden top çıkarır. Baros her takıma umut olarak gitmişti. Bu yeteneği vardı. Ama hiçbirinde olmadı. G.Saray bence onun var olan yeteneklerini göstermesi için son şansı. Bu şansı kullanabilecek mi diye mi sordunuz? Ben bu işten ekmeğini kazanan hiçbir oyuncu için, başlangıçta kötü düşünmedim. Umarım ve dilerim ki Baros, G.Saray adına iyi işler yapar...

 ;D ne sallamış beee
 
Delikanlı adam kanatlı takım tutmaz , tutsada Delikanlı olmaz. GALATASARAYLI olmak bi ayrıcalıktır anlatılmaz yaşanır...

Baros-15

  • Febe li olmak ayıp deil yeterki çaktırma!!!
  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 574
  • Yaş: 42
  • Yer: istanbul
  • >>>MiLaN BaRos<<<
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #150 : 03. Eylül 2008, 20:17:58 »
Şov yaparım

"Kewell, Arda, Lincoln gibi isimlerin katkısıyla ligde en az 20 gol atarım" "Yapılan karşılamadan çok etkilendim Kulübün efsane futbolcusu olacağım".


G.Saray'ın flaş transferi Milan Baros, çarpıcı açıklamalar yaptı ve taraftara umut dolu mesajlar gönderdi. İlk kez Kayserispor karşısında 12 dakika forma giyen yıldız futbolcu, "G.Saray'da süper isimler var. Kewell, Arda Turan ve Lincoln'ün katkılarıyla Süper Lig'de en az 20 gol atacağım. Bu sayının üstüne de çıkabilirim" dedi. Aston Villa'da 2 sezonda 
toplam 36 kez fileleri havalandırdığını belirten Çek futbolcu, "Burada kariyerimin en parlak dönemini yaşayacağıma eminim" diye konuştu.

George Hagi örneği
Baros, İstanbul'a indiğinde kendisini karşılamaya gelen taraftarlara teşekkür ederek, "İnanılmaz etkileyiciydi. Gollerimle taraftara borcumu ödemek istiyorum" ifadelerini kullandı. Yıldız futbolcu sözlerini şöyle tamamladı: "Süper Lig ve UEFA Kupası'nda büyük başarılara imza atıp, kulübün efsanevi oyuncuları arasına girmek istiyorum. Hagi, G.Saray'ın unutulmazı oldu. Ben de takımla özdeşleşeceğim. Bu potansiyelimi herkese zamanla kanıtlayacağım."

http://www.fotomac.com.tr/gal107.html
Delikanlı adam kanatlı takım tutmaz , tutsada Delikanlı olmaz. GALATASARAYLI olmak bi ayrıcalıktır anlatılmaz yaşanır...

Baros-15

  • Febe li olmak ayıp deil yeterki çaktırma!!!
  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 574
  • Yaş: 42
  • Yer: istanbul
  • >>>MiLaN BaRos<<<
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #151 : 03. Eylül 2008, 20:19:18 »
Oynasa da bir oynamasa da!

Galatasaray´da Steaua Bükreş maçı sonrası yapılan operasyonla Kayseri´de yedeğe çekilen Lincoln özel sözleşmesi gereği kayba uğramadı. Sambacı, kulübede otursa da, oynasa da yıllık 2.5 milyon euro alıyor.

Cim-Bom’da geldiği günden beri hayal kırıklığı yaratan Cassio Lincoln, Steaua Bükreş maçı sonrasında yapılan operasyonla Kayseri deplasmanında 90 dakika kulübede oturtuldu. Ancak Brezilyalı yıldız verilen kulübe cezası yüzünden hiçbir kayba uğramadı. Çünkü Lincoln, ilk 11’de sahaya çıkıp oynasa da, Kayseri maçında olduğu gibi kulübede otursa da, Feldkamp’ın yaptığı gibi kadro dışı bırakılsa da yine aynı parayı kazanıyor. Sambacının, Galatasaray’a gelirken hazırlattığı özel sözleşme sayesinde yıllık 2.5 milyon euroluk ücretinin tamamını garanti olarak aldığı, bunun nedeninin de maç başına anlaşma yapılmamasından kaynaklandığı öğrenildi.

Schalke’den, Galatasaray’a transfer olurken, sözleşmesine bu şartı koyduran ve ücretinin yarısı karşılığında, ‘Maç başına anlaşma’ teklifini reddeden Lincoln’ün, böylece tüm ücretini garanti altına aldığı belirlendi.
Yerli oyuncularla yapılan mukavelelerde, alacakları ücretin yarısını garanti eden, diğer yarısını ise oynadıkları maç başına 10 ile 30 bin euro üzerinden bölen sarı-kırmızılılar, Lincoln’ü transfer ederken bu şartı uygulamadı. Üstelik Lincoln, 4 yıl için alacağı toplam 10 milyon euroluk ücretin önemli bir kısmını peşin olarak istedi ve bu para hesabına yatınca sözleşme imzaladı.

Geçen sezonki ücretinin tamamını peşinat olarak alan Lincoln’ün bu durumu, zaman zaman takımda da sorunların yaşanmasına neden oldu. Bütün bu fedakârlıklar yapılırken bir de bunun üstüne Lincoln’ün hayal kırıklığı yaratan performansı ve vurdumduymaz tavırları da eklenince, futbol şubesi çaresiz kaldı.

Yönetim düğmeye bastı
Steaua Bükreş maçında yaşanan şokun ardından düğmeye basan idareciler, Teknik Direktör Skibbe’den gerekenin yapılmasını istedi. Skibbe, Kayseri’de Lincoln’ü yedek bıraktı, hatta ihtiyaç duyulan dakikalarda bile oyuna almadı. Ancak bu operasyonun da Galatasaray’a bir faydası olmadı. Lincoln oturduğu yerden kazanmaya devam etti.

http://fanatik.ekolay.net/fanatik/index.aspx?aType=Detail&CatId=32&ArticleId=114535
Delikanlı adam kanatlı takım tutmaz , tutsada Delikanlı olmaz. GALATASARAYLI olmak bi ayrıcalıktır anlatılmaz yaşanır...

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #152 : 04. Eylül 2008, 23:51:03 »
Tek forvet oynat, Baros'u kaybet
Galatasaray, onu tek başına oynatırsa verim alamaz. Yanına ya Ümit ya da Nonda'yı mutlaka koymak zorunda... Arda, Kewell ve Lincoln'ün de katıldığı beş hücumcu hızlı oynar ve ön alanda pres yaparsa, takım tadından geçilmez


Seyrederken heyecan duyduğum adamlardan biriydi Baros. Ama Galatasaray'da neler yapacak, hadi bakalım:

1- Liverpool'a İlk geldiği 2002 yılında gol attığı takımlara baktım; WBA, Sunderland, Westham, Southampton, Fulham İçlerinde sadece Manchester City vardı, zor takım sayılacak. Chelsea, Arsenal, Manchester United, Tottenham gibi takımlara oynamasına rağmen gol atamamıştı.. Ama aynı sezon milli takımında çok başarılıydı. Hemen her milli maçta, Fransa ve İsveç gibi zor takımlara dahi gol atmıştı. Yani kulüp takımındaki Baros'tan çok daha iyi bir Baros izletmişti milli takımında. 


2- Bir sonraki sezon milli takımda gollere devam ederken, ligde fazla forma şansı vermedi Liverpool ona.

3- Yine iyi sayılacak bir sezon geçirdiği 2004 vardı sırada. Ama bu sezonda da Arsenal, Chelsea, M. United gibi takımlara gol atamıyordu. Premier Lig'de 9 golü vardı ama bunun 3'ünü (2'si penaltıdan olmak üzere), 1 maçta C. Palace'a atıyor. Ve o sezon farklı kategorilerde oynadığı 44 maçın 34'ünde gol atamıyordu. Yani gol atma sıklığı % 25'in altında idi ki bu golcü vasfı olan bir oyuncu da, Avrupa'da % 40'ın altında pek olmazdı.

4- Sonuçta A. Villa'ya geldi. Bence en başarılı dönemi de 2005-06 sezonu oldu. Ama orada bile gol attığı takımlar; Birmingham, WBA ve Sunderland idi. Yani o sezon küme düşen 3 takım! Kısa çabuk adam Kewin Philips ile beraber çift forvet oynuyordu. Nispeten daha iyi bir sezon geçirdi. Lyon'a gitmeden önce bir FA Cup mücadelesinde M. United'a attığı gol, onun Premier lig macerasında bir deve karşı atabildiği tek gol oluyordu.

5- Lyon'da Benzema ile beraber çift forvet başladılar. İlk maçında da attı ama Keita, Ben Arfa, Govou, Toulalan ve Juninho'lu bir düzende, teknik adamı onun hücum presi yapmadığını görünce, "Orta alandan gole giden oyuncularım bana yeter" diyerek fazla oynatmıyordu. Hele ki takım Benzema arkası Ben Arfa, Govou, Juninho ile peş peşe galibiyetler alınca ve de kulübedeki Fred form tutunca şansı hiç kalmıyordu. 19. hafta, sonradan girip gol attığı Nancy maçı, onu 1 hafta sonra Toulouse maçında ilk 11'e taşıyor ama orta sahanın sağında oynayınca verimi düşüyordu. Zaten hemen arkasından da Portshmouth'a kiralandı.

6- Lyon sonrası geldiği Portshmouth'ta sadece Chelsea maçında 90 dakika oyunda kalabildi. Sürekli ya sonradan giriyor, ya da oyundan alınıyor bunun dışında gol de atamıyordu. Önce yanında Benjani ile çift forvet başlamış, Bolton ve Birmingham maçlarında Defoe ile yan yana oynamıştı. Ama Birmingham maçında Defoe 3 atarken o susmuş, yerine giren Kanu da gol atınca gözden düşmeye başlamıştı. Buna rağmen 2 hafta daha ilk 11 de, Defoe ile beraber çift forvet oynama şansı bulmuş ama yine atamayınca, artık umutlar kesilmişti.

DİKKATİMİ ÇEKENLER
1- Hiçbir sezon 10 golün üstüne çıkamamıştı.
2- Avrupa'da geçirdiği yaklaşık 8 sezonun sadece 2 tanesinde 20 maç üzeri oynayabilmişti.
3- Başarılı olabildiği düzen; kesinlikle önde çift forvetten biri olarak oynadığı düzendi. Nitekim hemen her takımında çift forvet oynamıştı.
4- Büyük maçlarda ısıran, gol atan adam olma özelliği görülmüyordu.

SONUÇ: Dr. Gürkan diyor ki G.Saray onu tek forvet oynatırsa verim alamaz. Yanına ya Ümit ya da Nonda'yı koymak zorunda. Ama o zaman da hücum arkası 3'lü yani Arda, Kewell, Lincoln oynatırsa, tek ön liberolu düzene kalır. Yani Mehmet Topal'a büyük yük biner. Hızlı oynar ve bu 5 hücumcu, ön alanda rakibe pres yaparsa, takım tadından geçilmez olur. Yapamazsa mı? Sanctis, sık sık kalesinden top çıkarır. Baros her takıma umut olarak gitmişti. Bu yeteneği vardı. Ama hiçbirinde olmadı. G.Saray bence onun var olan yeteneklerini göstermesi için son şansı. Bu şansı kullanabilecek mi diye mi sordunuz? Ben bu işten ekmeğini kazanan hiçbir oyuncu için, başlangıçta kötü düşünmedim. Umarım ve dilerim ki Baros, G.Saray adına iyi işler yapar...

Gürkan Kubilay
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

asteca39

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2008
  • İleti: 679
  • Yaş: 39
  • Yer: kırklareli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #153 : 04. Eylül 2008, 23:51:49 »
Bu gidişle kendi helvasını yapacak

Galatasaray camiası Skibbe'yi tartışıyor. Galatasaray'ı taşıyamadığını tartışıyor. Hatta özel hayatını taşıyamadığını da... 3 ayrı kadından 2'si evlilik dışı 4 kızının olması eleştiriliyor. Oysa belki de kadınlar, uygun adamı bulduklarını düşünerek doğurmuşlardır, her neyse oraları bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren sahadaki performansı. Galatasaray, zirve yaptığı 2000'den bu yana olan en güçlü kadroyu oluşturdu bu sezon. Meira'dan Arda'ya, Kewell'dan Milan Baros'a kadar birçok üst düzey futbolcuyu bir araya getirdi. Bakıyorsunuz, Skibbe'nin elinde hepsi de milli takımlarında 18'in değişmezi olan 15 adam var. Yani bir takımdan fazlası var. Milli olmayan tek futbolcusu Lincoln, gerisini siz düşünün artık. Ve hepsi de kariyerli olan, keşifleri, bir hayli zaman önce gerçekleşen bu isimleri Skibbe, yeni yeni tanıyor! Ya da bu isimleri taşıyamamanın psikolojisiyle "Benim yoğurt yiyişim bu" diyerek Amerika'yı yeniden keşfe çıkıyor! Bunu nereden mi anlıyoruz? Sahaya sürdüğü kadrolardan. Meira'dan ön libero, Kewell'dan sağ kanat, Emre Güngör'den sağ bek yaratma çabası bunun işaretleri. Sonuçta eğer hoca ile takım arasında bir uyum olsaydı ve hoca oyuncuları anlasa, oyuncular da hocaya inansaydı, Galatasaray bugün Şampiyonlar Ligi'ne kalmış ve cebine de 10 milyon euro'yu koymuş olabilirdi. Tabii Steaua Bükreş'e elenmenin tek sorumlusu Skibbe değil. İstediği santrforu iş işten geçtikten sonra alan, sağ beki hiç almayan yönetim de... Yürüyerek maç kazanacaklarını sanan futbolcular da... "Bizim için oynayın" mesajını vereceği tribünleri boş bırakan taraftar da suçlu... Sonuçta Galatasaray, en önemli hedefinden koptu ama hayattan kopmadı. Lig ve UEFA'daki hedeflerine yönelmeli. Bunun için son dönemin en güçlü kadrosuna da sahip. Meşhur sözde olduğu gibi; yağ var, un var, şeker var, iş helva yapmaya kalıyor. Bu iş de Skibbe'ye düşüyor. Ama hocaya küçük bir hatırlatma; o "Küçük Emrah" bakışlarının verdiği çaresizlik mesajıyla bu işi kotarması mümkün değil ve böyle giderse yapacağı helva, kendi helvasından başka bir şey de olmaz...


BÜLENT TUNCAY           

fotomac
nasıl ki bu milletin tacıdır yıldızla ay sende yüksel arşa kadar ey şanlı şampiuon Galatasaray

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #154 : 14. Eylül 2008, 19:17:47 »
Beraberlik (A)normali"

O yıllarda internet henüz hayatımıza girmemişti, Metin Oktay’ın elim bir trafik kazası sonucu Hakk’ın Rahmet’ine kavuştuğunu ertesi gün öğlen öğrenebilmiştik. Takım o günkü Gençlerbirliği maçına dikimi son anda yetiştirilen simsiyah formalarla çıkmıştı, Rotariu’nun sırt numarasının 10 değil 20 olduğunun hepimiz farkında idik ne yazık ki..Dünde aramızda idi Metin Abi, bu senenin favori forması turuncunun yerini “10 numaralı Parçalı” almıştı ASY’de ve biz Taçsız Kral’a yakışan bir oyunla anmak için yerlerimizi almıştık ASY’de..Ruhun şad olsun Taçsız Kral, dün Kapalı’nın dediği gibi “Sen bizi sadece 13 Eylül 1991’de üzdün..”
 

Maç tamamen kontrolümüz altında başladı, Antalya’nın orta sahayı 3 kişi ile tutma çabası sonucu bilhassa Aydın’ın oynadığı bölgedeki boşlukları çok iyi değerlendiren takımız golü de bu mevkiden gelişen atakla buldu..Golden sonra ASY’de kime sorsanız oynanmakta olan maçı 3 gol ve üstü atarak kazanacağımız iddia ederdi..Nitekim evdeki hesap çarşıya uymadı ve sözünü ettiğimiz orta sahadaki boşluğu daha iyi kapatan takım Antalyaspor oldu…Dün ortasahada soldan sağa Kewell, Arda, Ayhan ve Aydın şeklinde dizilen 4 oyuncumuzdan sadece Ayhan ve kimi zamanda Arda defansif anlamda sorumluluk alabildiler ve maçı çok rahat kazanmamıza sebep verebilecek ortasaha hakimiyetini elde edemedik maç boyunca..Hal böyle olunca Antalyaspor kalemize daha rahat gelmeye başladı ve ilk yarı 1-1 eşitlikle kapandı..

Şiketaş maçında da son 15 dakikada temposu düşen  Antalyaspor’un 2. yarının ilk 30 dakikası yine korakor mücadele vermesi ile istediğimiz pozisyonları yaratamadık..Maçın hakemi hata üstüne hatalar yapıp önce rakibin ofsayt olmayan bir golünü geçersiz saydı, Hasan’a yapılan müdahalede seçtiği kartın rengi ve zamanlaması yanlıştı, tam önünde Servet’e yapılan penaltıyı çalmadı ve kaleci Ömer’in kullandığı her kaleci atışında 20-25 saniye çalmasına izin verdi..Düne kadar Milli takımımızın 3 kalecisinden biri olan Ömer kullandığı her kaleci vuruşunda yavaş adımlarla gerildi, önce sağ ayağını 2 kere, sonra sol ayağını 2 kere  çime vurduktan sonra 1 saniye daha geçirmek için anlamsız yere kollarını kaldırdı ve topu dikebildiği kadar uzaklara dikti anlamsız şekilde..Maç bittiğinde Lincoln kendisine hiçbir şey yapmamışken yapmış gibi göstermeye çalışmasının da cezasını önümüzdeki haftalarda çekecek Ömer..

İkinci yarıda istediği atakları sadece son 15 dakikada sergileyen takımımıza baktığımızda bu sene galibiyet geleneğinin henüz hiçbir şekilde oturamadığını görüyoruz. Linderoth’un yokluğunda orta sahayı tutmak için M.Topal’ın ve forvet hattında da Baros’un oyunda neden bu kadar az kullanıldığını anlamak pek mümkün değil..Hele hele takımda sağ bek oynamış veya oynayabilecek tam 5 oyuncu ve Hakan’ın da sakat olmalarının yanısıra formsuz ve mücadele etmeyen Lincoln’un de yedek kulübesinde olduğu düşünülürse Skibbe’nin tercihlerini pek de doğru olduğunu söylemek mümkün değil..Bu takım şu an için Baros, M.Topal gibi üst düzey oyuncuları aynı anda yedek kulübesine mahkum etme lüksüne sahip değil…

Gönül çok isterdi maçın sonunda da “Taçsız Kral Metin Oktay” derken sahadan bize yakışır bir oyunla sahadan 3 puanla ayrılmayı..Ama dün mental olarak bunu hak eden bir oyun sergilemedik…Umarım Perşembe akşamı İsviçre’den galibiyetle döner ve galibiyetin takımımız için normal bir sonuç olduğunu hatırlarız..

Sevgilerimle,

Ant İpek.

 

nengin

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Şub 2008
  • İleti: 584
  • Yaş: 47
  • Yer: KKTC
  • Galatasaray
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #155 : 14. Eylül 2008, 20:31:48 »
Karmakarış bir takım Galatasaray. Oyun içerisinde herkesin yeri değişiyor. Maç öncesi Florya"da tahtaya çizilenler, tahtada kalıyor. Oyun içerisinde Arda bir forvet arkası, bir sağda, bir solda. Kewell da bir ortada, bir kanatlarda. Çıkmadan önce de ön liberoda. Valla kim nerede oynuyor, sistem ne belli değil. Oynuyorlar işte.
Galatasaray gibi üst düzey bir takım kötü oynayabilir, maç da kazanabilir, kaybedebilir de. Ama böyle sorumsuzca, darmadağın oynayamaz. Antalyaspor hücuma çıkarken hangi oyuncu nerede belli değil. Galatasaray hücuma çıkarken de aynı durum. Belli ki oyuncular fikstüre bakmışlar, milli maç sonrası ilk maçın Antalya olduğunu görünce, nasıl olsa yeneriz demişler. Konsantre falan olmamışlar. Ama ne olursa olsun bu oyun içi dağınıklığı gerektirmez.

Yapılanma yanlış
Antalya iki maçta altı gol yedi, dört gol attı. Yediği goller hep bireysel hatalardandı. Yürekli bir takım. Hücumu da seviyorlar. Başta Uğur olmak üzere yetenekli oyuncuları da var. Skor 1-1 iken birkaç tane kontra pozisyonlar da buldular. Hatta son dakikada maçı kazanma şansını bile yakaladılar. Çok net pozisyonları ise son 15 dakikada verdiler. Ancak kaleci Ömer"in başarısı ve Galatasaray forvetlerin beceriksizliği golü getirmedi.
Aslında sorunu bir maça bağlamak yanlış. Kadro yapılanması sezon başı yanlış yapılıyor. Sağ bek diyeceğiniz bir oyuncunuz yok. Barış ve Sabri sakat olunca bir Linderoth, bir Hasan Şaş görev alıyor. Kısacası haziran ve temmuz aylarını yanlışlıklarla geçirmiş Galatasaray.
Hakem Bülent Yıldırım bir hayli kart gösterdi. Birkaç tane de kıyağı oldu. Ama iyi yönetti diyebiliriz.
Rıdvan Dilmen.
Not:Bu yorumu,bana göre bazı doğruları Rıdvan'ın bile görebildiği için buraya koyuyorum.
1905

turnusol

  • Vikipedici
  • Mimar
  • *
  • Kayıt Tarihi: Nis 2008
  • İleti: 3899
  • Yaş: 47
  • Yer: Mecidiyeköy'deyim.
    • maç yazıları
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #156 : 15. Eylül 2008, 00:00:39 »
Karmakarış bir takım Galatasaray. Oyun içerisinde herkesin yeri değişiyor. Maç öncesi Florya"da tahtaya çizilenler, tahtada kalıyor. Oyun içerisinde Arda bir forvet arkası, bir sağda, bir solda. Kewell da bir ortada, bir kanatlarda. Çıkmadan önce de ön liberoda. Valla kim nerede oynuyor, sistem ne belli değil. Oynuyorlar işte.
Galatasaray gibi üst düzey bir takım kötü oynayabilir, maç da kazanabilir, kaybedebilir de. Ama böyle sorumsuzca, darmadağın oynayamaz. Antalyaspor hücuma çıkarken hangi oyuncu nerede belli değil. Galatasaray hücuma çıkarken de aynı durum. Belli ki oyuncular fikstüre bakmışlar, milli maç sonrası ilk maçın Antalya olduğunu görünce, nasıl olsa yeneriz demişler. Konsantre falan olmamışlar. Ama ne olursa olsun bu oyun içi dağınıklığı gerektirmez.

Yapılanma yanlış
Antalya iki maçta altı gol yedi, dört gol attı. Yediği goller hep bireysel hatalardandı. Yürekli bir takım. Hücumu da seviyorlar. Başta Uğur olmak üzere yetenekli oyuncuları da var. Skor 1-1 iken birkaç tane kontra pozisyonlar da buldular. Hatta son dakikada maçı kazanma şansını bile yakaladılar. Çok net pozisyonları ise son 15 dakikada verdiler. Ancak kaleci Ömer"in başarısı ve Galatasaray forvetlerin beceriksizliği golü getirmedi.
Aslında sorunu bir maça bağlamak yanlış. Kadro yapılanması sezon başı yanlış yapılıyor. Sağ bek diyeceğiniz bir oyuncunuz yok. Barış ve Sabri sakat olunca bir Linderoth, bir Hasan Şaş görev alıyor. Kısacası haziran ve temmuz aylarını yanlışlıklarla geçirmiş Galatasaray.
Hakem Bülent Yıldırım bir hayli kart gösterdi. Birkaç tane de kıyağı oldu. Ama iyi yönetti diyebiliriz.
Rıdvan Dilmen.
Not:Bu yorumu,bana göre bazı doğruları Rıdvan'ın bile görebildiği için buraya koyuyorum.

mümkünse rıdvan bizim takımımız adına yorum yapmasın. gitsin febeşle uğraşsın. takım küme düşmemeye oynayacak nerdeyse

biRdfcukeR

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #157 : 15. Eylül 2008, 03:36:15 »
nereye iyi yonetti hakem maci !

2 kirmizi bi penalti vermedi bu mu iyi yonetmek ! hatta bi iki tane de kiyagi olmus ! pes

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #158 : 15. Eylül 2008, 16:56:18 »
[Tek gol yetmiyo14.09.2008
Galatasaray'a tek gol yetmiyor çünkü mutlaka bir tane yiyor!
Bunun önlemi nedir?
Skibbe'yi değiştirmek değil!
Yeni adam almak da değil!
Galatasaray'ın yeterli bir kadrosu var. Sağ bek sorunu bir talihsizlik.
Uğur, Sabri, Barış, Emre Güngör, Linderoth hepsi birden sakat!
Onun için de birilerini suçlamak gerekmez!
Bütün mesele zamanında kadro kuramamak!
Transferler son ana kalınca, Lincoln de eski hamam eski tas olunca Skibbe dara düştü. Ayrıca Galatasaray'ın Antalya maçında kötü olduğuna da hiç katılmıyorum. Galatasaray gereken her şeyi yaptı. Gol de attı ama çok kötü bir gol yedi. Onu telafi edemedi. Kaleci Ömer Çatkıç'ın kurtarışları mucizeydi...
Antalya'nın Joseph'le kaçırdığı da var.
Yani bu maç iki tarafın da galibiyetiyle bitebilirdi, berabere bitti.
Galatasaray daha çok pozisyon buldu ama değerlendiremedi.
Lütfen; karşıda iyi ve koşan, çok mücadele eden bir takımın da varlığını unutmayın!
Antalyaspor'a katılmadığım tek şey; aşırı sert oynadılar. Futbol dünyanın sevgilisi bir oyun bu kadar gaddar oynanmamalı!
 
 
Milli Takıma verilen ara
Galatasaray'ın bir dezavantajı da Milli takıma verilen ara oldu. Bu arada diğer takımlar tam takım çalışırken Skibbe milli takımlarında olan yabancıların yokluğu, eldeki beş altı sakat ve Türk A Milli Takımı'yla diğer kadrolarına verdiği oyuncular yüzünden ne yazık ki Florya'da 10 kişiyle çalışabildi. Bu bir mazeret değil ama ciddi bir handikap!
Bu sebeplerden ötürü Galatasaray zaman kaybediyor. Skibbe'nin yeni oluşuyla da takımın işlerlik kazanması, uyumlu bir kadroyla sahada yer alması gecikiyor.
Bekleyin birkaç hafta sonra Galatasaray arzulanan kıvama gelecektir. Çünkü kadrosu rakiplerinden çok daha iyidir. Antalya maçındaki tempo ve kazanma arzusu beni iyimser düşünceye itti, üç puan alamaması biraz da Ömer'in gününde oluşu ve defansın yaptığı bir hata ile oldu.
Karamsar değilim. Bu sene Türkcell Süper Ligi'nde böyle dişe diş mücadeleler çok seyredeceğiz.
 
 
Galatasaray'ın kulübesi döviz bürosu gibi...
Esas sorun, çok para verilip alınan futbolcuların kenarda oturması. Lincoln ve Baros kulübede!... Uzaktan bakın Galatasaray kulübesinde yürüyen banknotlar var. Böyle bir yedek kulübesi dostlar başına. Skibbe buna çare bulursa Galatasaray da her maç rakip filelerde çok gol bulur.
Baros mutlaka ilk 11'de oynamalı. Bu adam 27 yaşında ne kadar geç katılmış olursa olsun kenarda oturtulamaz! Alınış sebebi ihtiyaçtan! O zaman koyacaksın takıma.
Nitekim Lincoln'le beraber oyuna girdi Galatasaray rakip kalede pozisyon üzerine pozisyon buldu. Goller mucize kabilinden kaçtı.
Ancak;
Galatasaray çift santrfor oynayamaz! Çağın futbolunda orta sahanı zayıf tuttun mu zorlanırsın.
Arda, Kewell ve Aydın daha çok kanatlarda. Arda oyunun içinde gibi gözüküyor ama kazın ayağı öyle değil durmadan kanatlara kaçıyor, alışkanlığı var. Nonda ve Ümit de gol yollarında bilinçsizce top kovalarken heder oluyorlar. Orta alanda kala kala sadece Ayhan kalıyor Ayhan da doğal olarak tek başına yetemiyor. Ne zaman ki Skibbe bunlara çare bulacak Galatasaray kendine gelecek.
Bir ara oyunun çivisi çıktı. Lincoln ve Baros oyuna girince Kewell de defansın önüne geçti. Bereket Skibbe uyandı Mehmet Topal'ı oyuna aldı. Galatasaray gole koşmaya başladı.
Tabii ki bu kadar gol kovalayan takımın kaptırdığı toplarda kalesi de tehlike görür, gördüler de...

 
 
Antalya diri takım
Şiketaş'a 2-0 galipken son dakikalarda üç gol yemeleri sizi yanıltmasın, çok koşuyor ve rakiple çok iyi mücadele ediyorlar. Joseph, Sergey, HasanŞaş'ın kaşını patlatan (amacını aşan sertlikler yaptığı için ceza olarak adını vermeyeceğim) o çocuk ve de Ertuğrul, Antalya'yı ayakta tutanlardı. Defanstaki dörtlü ise hava hakimiyeti yüksek ama çok sert oynayan oyunculardan kuruluydu nerdeyse hepsi sarı kart gördü. Pawel ve Yalçın havadan top sektirmedi ama gaddar oyundan da örmekler verdiler.
Galatasaray böyle bir takımı;
Kanat hücumlarıyla topu havaya kaldırmak yerine, geriden başlayan olgun ataklarla top çevirerek ve verkaçlarla rakibi göbekten ve yerden delmeliydi. Ama ne yazık ki top hep havaya kalktı, Antalya da bunları leblebi gibi topladı. Bireysel becerisi olmayan Ümit'le rakip ekarte etmek de zor olunca Galatasaray gitti gitti duvara çarpıp döndü. Uzaktan şut atan da olmayınca ikinci gol gelmedi.

Son söz;
Baros mutlaka ilk 11'de olmalıydı. Topu rakipten aşırarak süratli bir şekilde kaleye akışları ilk yarı olsa Antalya bocalardı. İkinci yarı Antalya çok adamla kapanınca Baros da yol bulamadı.
Galatasaray bunları aşar. Kaybedilen iki puan yoktur. Antalya'nın aldığı bir puan vardır. Çünkü Antalya iyi mücadele etti.
 
 
Özür dilerim
sporx okuyucularını bu hafta yazısız bıraktım, Milli Takımlar Teknik Direktörü'nün telefonda sözlü tecavüzüne uğradım. Nereden bilebilirdim ki İmparator'un bıyıktan tahrik olup şehevi duygular taşıdığını. Tarihte bile böyle bir İmparator'a rastlamadım. Demek insanların arasında bıyıkla, 96 yaşındaki anayla ilgilenen ve bu kötü huylarından asla geri adım atmayan, pişmanlık duymayan tipler de varmış.
Fatih Terim Salı akşamı saat 17.45'te TSYD'de iken gizli telefondan beni arayarak bıyıklarıma ve 96 yaşındaki anama ağza alınmayacak küfürler etti. Sonra da tv'ye çıkıp ‘az bile yaptım, demedim demem ve geri adım atmam dedi' Yani suçunu büyük bir pişkinlikle itiraf etti.
Hem de şu mübarek Ramazan ayında...
Telefondaki kayda göre Sky Türk'teki telefon bağlantımda ‘Terim gündem saptırıyor hata yapıyor' sözüme kızmış;
‘Bana Sky'da gündemi saptırıyor demişsin senin bıyığını, ananı, avr.... diyerekten Milli Takım Hocasına yakışmayacak şekilde saydırdı!
Etrafı da sporx'teki yazıma kızmış diyor!
Gereken yerlere baş vurdum.
Savcılığa...
Başta Terim'e kınama gönderen TSYD'ye ve olayı derhal sütunlarına taşıyan gazeteci Yalçın Doğan'a, olayı şiddetle eleştiren bütün gazeteci dostlarıma, Galatasaray camiama, taraftarlarıma, Terim'i kınayan binlerce mesaj gönderenlere şükranlarımı sunarım.
Bu akşam startv'deyim saat 01'de...(Pazar)
 
Osman Tanburacı

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #159 : 16. Eylül 2008, 11:37:44 »
Futboldan anlayıp, anlamadığı bir yorum; kişilere göre değişebilir.

Teknik direktör tercihleri de eleştirilebilir.

Ama projelerine, sihirli formüllerine, şapkadan tavşan çıkarma ustalığına, kısaca başkanlığına kimse laf edemez.

Siz bakmayın gereksiz eleştirilere, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların “Adnan Polat iş yapmaz” gibisinden saçma laflarına.

Onlar konuşsun dursun, Polat kulübüne para kazandıracak son numarasını hazırladı bile.

Buna göre 2009’un ilk aylarından Seyrantepe’deki stadın kombinelerini satacak ve kasaya 200-300 milyon dolar koyacak...

Polat, 20 bin kombineyi beş yıllık anlaşmayla 3 bin dolardan satışa koymayı planlamış durumda...

Yalnız bir uyarıda bulunayım...

O dönemde kombinelerin peynir-ekmek gibi satılabilmesi için Galatasaray’ın sportif anlamda da zirvede olması gerekir...

Çünkü ancak böyle bir durumda kombine satışları patlar... Başkan Polat, dolarların hesabını yaparken, bunun da hesabını mutlaka yapıyordur...

Şapkadan tavşan çıkarabilen bir sihirbazda formüller de kesinlikle mevcuttur.



Işın Çelebi

Işın Çelebi’nin istifa ettiği haberi geçen hafta bomba gibi düştüğünde gündeme herkes bir yorum yaptı...

Kimine göre Yiğit Şardan’la kavga etmişti.

“Başkanla ters düştü” dedi kimi.

Hatta “Alıngan da ondan” diye fikir yürüttü kimileri.

Hangisi doğrudur bilmiyorum.

Bildiğim Işın Çelebi ile aynı düşünceler içinde olmayan yöneticiler var... Herkes aynı düşünücek değil ya?

Galatasaray’da elini taşın altına koyan üç yönetici var inanın...

1-Başkan Adnan Polat

2-Haldun Üstünel

3-Işın Çelebi...

Belki biraz da Yiğit Şardan’ı sayabiliriz... Gerisi belki bir şeyler yapıyorlardır ama ortada somut bir şey yok...

Başkanın müthiş iş bitiriciliğini kimse inkar edemez...

Haldun Üstünel’in futboldaki başarısını göz ardı edilemez.

Işın Çelebi’nin bankalar, Riva, Seyrantepe projesi ve ABD’li finans şirketiyle ilişkilerini kimse küçümseyemez...

Ortalığı harman yerine çevirinler... Adnan Polat ile Işın Çelebi’nin Antalyaspor maçındaki dostluğunu herhalde görmüşsünüzdür...

Işın Çelebi gibi bürokrasiyi, finansı, bankacılığı yiyip yutmuş birini kolay kolay saf dışı bırakamazsınız... Ben olsam dedikodu üreteceğime Işın Çelebi gibi bir deryanın tecrübelerinden faydalanırım...



Bırakın şu “Abi”leri!

Moda bir laftır bu: “Takıma bir abi lazım...”

Peki bu abi nasıl olmalı...?

Ekibi korumalı, babayiğit olmalı, paralı olmalı, aynı zamanda eli sopalı olmalı, duygusal olmalı, sevecen olmalı, olmalı da olmalı...

Peki Manchester Unıted’in takımdaki abisi kim ?

Ya Barcelona’nın ?

Yada Milan’daki abi kim ?

Bizde moda olmuş bu abi muhabbeti...

Abi olmazsa takım yürümez, takım karışır, herkes birbirine saldırır... Hepsi yalan dolan...

Birde şöyle düşünelim isterseniz... Böyle bir abi var takımın içinde... Ve günün birinde hakkın rahmetine kavuşuyor olsun abi...

Abisiz kalan takım dağılacak mı, çökecek mi ?

Bu “ağır ağabeyler” takımlara çok zarar veriyor çok...



Hakan neden gitti

Aklıma geldi yine Hakan Şükür meselesi...

Söylesenize; neden gitti?

Kaleci Aykut’tan bile daha iyi sıçramıyor muydu?

Sabri’den bile daha çok koşmuyor muydu?

Gol atmıyor muydu?

Can simidi görevi yapmıyor muydu?

Sıkışanların imdadına yetişmiyor muydu?

Bir örnek vereyim; geçen sezon genç bir futbolcunun evine haciz geldi...

Çaresizdi delikanlı. Ne yapacağını bilemedi, geceleri gözüne uyku girmedi.

Hakan abisi farketti dalgınlığını, derdini öğrendi, çıkardı tam 90 milyar lira verdi. Genç futbolcu da derin bir oh çekti. Dedi ki o gün abisine; “Yarınki maçta gol atacağım ve sana koşacağım”

Attı da sahiden, Hakan abisine koştu sonra da.

O genç bugün de oynuyor...Hem de neler yapıyor... Hakan abisini de sevgi ve saygıyla anıyor.

İşte Hakan Şükür’ün böyle bir görevi de vardı.

Sahi... Neden gitti?

Bir yanıt lütfen.



Yanal’ın gözüyle Song

Galatasaray’da son yıllarda her sezon sonu aynı konu gelirdi gündeme:

Bu Song’u gönderelim. Ya da ücretini düşürelim!

Sonunda hedeflerine ulaştılar ve Song’u yolladılar. Trabzon kaptı hemen.

Geçen gün Ersun Yanal’la konuştum. Song’u sordum. Dediklerini aynen yazıyorum:

“Müthiş biri. Olağanüstü profesyonel. Çok memnunum çok... Ne isabetli transfer yapmışız.”

Düşünmeye başladım...

Ersun Yanal gibi bir tecrübe bunu söylüyorsa Song, Galatasaray’dan niye gitti?

Hâlâ Song’un yaşı tartışılıyor... 40 diyenler bile var... Bundan dolayı Galatasaray vedalaşmışmış!

Hâlâ Song’un paragöz olduğu tartışılıyor... (Adamın işini yapıp parasını istemesi anormalmiş gibi)

Song’un çok ciddi sağlık problemleri olduğunu ileri sürenler de var. Neymiş efendim bunun için Galatasaray’ın başına iş açar diye ısrar edilmemiş...

Kader bu... Gitti Song, geldi Meira...

Ama Song gibi çok usta birini bu şekilde karalamak biraz ayıp olmuyor mu?

Güneş balçıkla sıvanmıyor. Yine pırıl pırıl parlıyor.


Bahri Havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=129980,10,47