25. Kasım 2017, 00:27:48

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 79831 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #16 : 07. Nisan 2008, 10:44:24 »
Galatasaray adına herşey cumartesi akşamı bitmişti. İstanbul takımında hedef artık ikincilik! Anlayan anlar, anlamayana Sivriservi az diyelim! Kalli’yi çıtır çıtır yiyen, pardon haklı olarak istemeyen Galatasaraylı kramponların bir anlamda onur mücadelesi. Rakipleri kupada pişti oldukları Gençlerbirliği. İlginç bir maç. Adnan Sezgin ve ekibi demek zorundayım. Takımı kim kurdu, taktiği kim verdi, muamma! Adnan Polat olmasın! Durum böyle.
Aylardır görmediğimiz bir fotoğraf. İnanılmaz bir coşku. Öyle uyuyan değil, uyandıran bir koro, ölüyü dirileten cinsten yani. Zaman zaman dirildiler de. Bu seferde patates tarlası zemin iltifat olur, adeta püreyi andıran alan izin vermiyor. Araya Gençler’in es geçilen penaltısı giriyor. Kamuflaj! Bak size de kıyak yapıldı, susun misali. Vah zavallı Türk ayak topu! Yine kritik yapamıyoruz. Usulen azda olsa söz edelim. Sabri’nin bir garip, Volkan’ın ne olduğu anlaşılmayan futbolu. Eee iki kanat bu durumda yandı gülüm, helvası yok. Mehmet Topal’ın kan kaybedişi, Nonda’nın mesleğini unutuşu. Gamlı baykuş olduk, bir de pozitif yönden bakalım. Okan ve Arda’nın çırpınışları, Emre ve Servet’in yüreğini koyuşu ve Kalli’nin gidişine 88. dakikada Lincoln’ün imzasıyla el sallaması.
Başta da söyledik bu bir onur mücadelesiydi. Maç bitene kadar kulübede adeta hiç kimse yoktu. Zor bir geceydi, kaptansız gemi azgın dalgalarla bu kadar boğuşabilirdi. Öyle bir taraftar vardı ki o geminin hem direği, hem yelkeni, hem de rotası oldular. Böyle gider mi? Bilinmez. Finaldeki fotoğraf futbolsuz da olsa Galatasaraylılar’ı umutlandırıyor. Ne dersiniz sevgiyle ve yürekle olacak mı? İzin verirlerse...



Yalçın Dümer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104683&authorid=72

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #17 : 07. Nisan 2008, 10:46:30 »
Şampiyonluk adaylarından şikebahçe ve Şiketaş maçlarını kazanıp, evlerinde rahat koltuklarına uzanmış Galatasaray maçının sonucunu beklerken, Sarı-Kırmızılar bu sezonun en zorlu gecesine hazırlanıyordu.
Gece zorluydu, çünkü zemin ikinci dünya savaşından yeni çıkmış gibiydi. Gece zorluydu. Çünkü, Gençlerbirliği can derdindeydi. Gece zorluydu, Galatasaray’ın teknik direktörü yoktu. Tüm bunların yanında delicesine yağan yağmur da futbolcuları fazlasıyla etkiliyor ve maçtan kopartıyordu.
Maç öncesinde Galatasaray seyircisi beyaz mendil sallayıp Federasyonu istifaya davet etti. Belli ki akılları bir gün önceki şikebahçe kaçında kalmıştı. Devit’in penaltısını ve hakemin maçı gole kadar uzatmasına tepkilerini böyle ortaya koydular. Bunun doğal sonucu olarak, hakemin bu maçtaki her kararına tepki gösterdiler. Yani tribünlerden hakemle oynadılar.
Galatasaray, bu sezonun en zor ve en kritik maçını bu olumsuz şartlar altında oynamak zorunda kaldı. Her iki takımın da galibiyete ihtiyacı vardı. Ama şartlar, ortaya iyi futbolun çıkmasını engelleyecek kadar kötü olunca takımlardan iyi futbol beklemek de insafsızlık olurdu.
Gençlerbirliği özellikle ikinci yarıda baskısını arttırdı.  Son 15 dakika içinde üst üste gol pozisyonlarına girdi. Golü de, golle yakın oynadığı dakikalarda yedi. Galatasaray’ın maç içerisinde yakaladığı en önemli pozisyon, ikinci yarıda Okan’ın direkten dönen kafa şutuydu.
Galatasaray’ın puan kaybetmesi halinde şikebahçe büyük avantaj elde edecekti. Sarı kırmızılılar, yenilmenin ucuna kadar geldiler ama, son dakika golüyle bu zorlu geceyi kayıpsız geçmesini bildiler. Bu sonuçta da en büyük destekçileri, tribündeki susmayan seyircileri oldu.
Futbol adına bir şeyler söyleyebilmenin zor olduğu maçın sonucu, üç takımın şampiyonluk mücadelesine devam edeceğini gösterirken, Gençlerbirliği adına ise alarm zilleri her zamankinden daha hızlı çalmaya başladı.



Besim Güçtenkorkmaz / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104682&authorid=78

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #18 : 07. Nisan 2008, 10:48:09 »
Maçtan önce Lincoln eğilip Adnan Sezgin’in kulağına, “Sen merak etme... Bugün müthiş oynayacağım, göreceksin” demiş.

Ve gördük ki Lincoln sözünde durdu. Müthiş oynamasa da golünü attı. Peki Lincoln niye böyle söyledi? Çünkü Feldkamp’ın gitmiş olması onu morallendirmişti ve Brezilyalı yıldız patlama yapacağını biliyordu.

Oyun içerisinde Arda’yla iyi uyum sağladı ve 88. dakikada da Adnan Sezgin’e verdiği sözü tuttu.

Kalli’nin üç gün önce şampiyon olacağız deyip daha sonra gitmesi Galatasaray’da futbolcular arasında öyle bir yıkıma sebep olmamıştı. Herkes moralliydi, istekliydi çünkü oyun kurgusunu herkes çok iyi biliyordu. Ankara’da iğrenç bir zeminde oynanan karşılaşmada Sarı-Kırmızılar’da; Servet, Okan, Ümit, Emre resmen birer cengaverdi.

Başkan Adnan Polat; devrim yapacaksa, gelecek yıllarda daha müthiş bir takım kuracaksa Feldkamp’la başlayan operasyonu devam ettirmeli. Hatta bugünden... Hatta şimdi... Hiç vakit kaybetmeden... Hangi teknik direktörü getirecekse üçüne beşine bakmadan getirmeli, hangi oyuncuları gönderecekse göndermeli ve böylece taraftara gelecek için umut vermeli.

İki gün içinde yedi saat uyuyan Adnan Sezgin, takımındaki bütün futbolcuların sevdiği Cevat Hoca, Nezih Baloğlu ve antrenör Burak Dilmen’e herkesin bir teşekkür borcu var. Kolay değil, bu kadar çalkantı içerisinde birlik beraberliği sağlamak, psikolojik dejenerasyonu önlemek gerçekten de o kadar kolay bir şey değil.

Sözün özü, bu seneyi hep çalkantılar içerisinde geçiren Galatasaray’ı Ankara’da sözünde duran Lincoln kurtardı.

Peki; Lincoln bugüne kadar nerelerdeydi?

Bahri Havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=114315,10,47

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #19 : 08. Nisan 2008, 10:52:13 »
Galatasaray’daki gizli planın perde arkası 


Sahne 1

Defalarca takımın başından gideceği söylenen ama her seferinde dönen, döner dönmez de “Yeni teknik direktörü ben seçeceğim” diyen Karl Heinz Feldkamp apar topar Galatasaray’dan ayrıldı. Onu getiren yönetici olan Adnan Polat’ın Başkan seçilmesinin hemen akabinde.


Sahne 2

Galatasaray teknik direktörsüz bir lig maçına çıkıyor. Daha evvel tercümanla çıkmıştı, şimdi de görevi muğlak bir teknik sorumluyla. Taraftar endişeli ve beklenti içinde. Ortada teknik direktör adaylarının isimleri uçuşuyor. Hatta Galatasaray yönetiminde yakın kaynakları olan Fatih Altaylı ortaya Van Gaal ismini atıyor; yeni sezonun hocası için. Ancak takımı yeni sezona kadar çalıştıracak hoca bulunamamasından yakınılıyor.


Sahne 3

Daha Feldkamp gitmeden Zaman ve Sabah gibi gazetelerin desteğini alan Abdullah Avcı’nın adı Galatasaray’ın teknik direktörü olarak anılıyor. Devre arasında da Avcı’nın adı gündeme geliyor. Maraton’da Avcı’nın kesin olarak Galatasaray’la anlaştığı söyleniyor. Pazartesi gününün spor sayfalarında bu haber yer alıyor.


Sahne 4

Pazartesi gün içinde Büyükşehir Belediyespor Başkanı bir açıklama yaparak teknik direktörleri Abdullah Avcı’nın lig bitene kadar görevde kalacağını açıklıyor. Galatasaray’ın Abdullah Avcı’yı şimdiden takımın başına getirme planı yatıyor.

Peki bütün bu manzara ne anlatıyor?

Belli ki, ortada sistemli bir oyun söz konusu. Biraz da zemini hazırlamak ve yapılacak işlerin altyapısını kurmak için zaman kazanılıyor adeta.

Abdullah Avcı’nın Galatasaray’ın teknik direktörlüğü için konuşulması bazı kesimlerde tepki çekiyor: Avcı, herhangi bir nitelikli uluslararası tecrübesi olmayan, Galatasaray kalibresinde bir takımı daha önce çalıştırmamış birisi. Bu yükün altından kalkacak tecrübesi yok. Ama onun adına yönelik bir ısrar var.

Avcı ve yardımcısı Arif Erdem, Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın isimler. Cemaat’in Galatasaraylı futbolcularla bağı yıllardır bilinen bir şey. Hatta şimdinin spor yorumcusu, eski Galatasaraylı futbolcu Hakan Ünsal bu bağlantıyı itiraf etmiş, zamanında genç oyuncuları yönlendirdiğini söylemişti geçen aylarda.

Avcı’nın takıma gelmesiyle Galatasaray iyice tarikata teslim olacak, burası kesin.

Hem bu açıdan hem de sportif bakımdan herkesin kolaylıkla uzlaşamayacağı bir isim Avcı. Dolayısıyla Camia’yı ve taraftarı ikna etmek gerekiyor.

Apar topar teknik direktörün gitmesi, şampiyonluğun tehlikeye girmesi, bir panik havası yaratılması bunun ilk aşaması.

Abdullah Avcı’nın gelmemesi ise ikinci aşama. Hemen teklifin üzerine atlamayan, “ikna edilmesi gereken” bir imaj çiziyor teknik adam. Galatasaray o kadar çaresiz duruma düşecek ki, Avcı’nın kapısını aşındıracak, ısrar edecek, o da bir kahraman edasıyla kurtarıcı olarak takımın başına gelecek...

Plan bu... İşleyecek mi göreceğiz. Adnan Polat, bu sistemli operasyonunun karşılığında ihaleler, bankalardan düşük faizli krediler alır, inşaat işlerine devam eder herhalde...

Ama iş bu kadar ayyuka çıktığı için planın Lise’nin duvarına toslama olasılığı var. Eğer Lise elini masaya vurursa Polat’ın “Fethullah Hoca operasyonu” istediği gibi gitmez...

Zira...

Ortada çok net bir çözüm var: Galatasaray’a hem ligi tamamlatacak hem de önümüzdeki yıllara damgasını vuracak bir hoca gerekiyor. Takımın vakit kaybetmeye tahammülü yok. Bunun için de Türkiye’yi tanıyan, tecrübeli biri olması şart. Bu tanıma sadece Mustafa Denizli uyuyor. Görünen köy gibi Denizli...

Ancak her ne hikmetse kapısı çalınmıyor. Üstelik pek çok Galatasaraylı da onun adı etrafında birleşiyor...

Çözüm böylesi ortadayken Denizli’nin değil de Avcı’nın adının geçmesi kuşku uyandırıcı...

İşin fenası da Adnan Polat ve ekibi birilerini kandırdıklarını düşünüyorlar. Onlara Soner Yalçın’ın yeni kitabının adıyla sesleniyorum: “Siz Kimi Kandırıyorsunuz?”

 
Oray Eğin / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=114421,10,6

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #20 : 08. Nisan 2008, 10:53:04 »
Doğru seçim...


Önemli konumda bulunan kurumları temsil edenler, doğru seçim hamili olmak zorunda. Eğer beceremezsen, kendine de, sorumluluk alanına da zarar verirsin. Galatasaray’da yıllardır yaşanan sıkıntıların nedeni, palyatif çözüm üretme yanlışıdır. Şu günlerde yaşananlar aklın alacağı gibi mi? Ligin sonuna gelinmiş, B planı yok. Aranıyorlar! 
Hıncal Uluç seçimi Kalli, iş başına getirildi. İşin ilginç yanı, çözüm üreten (!) Hıncal abi, ürününü (!) en ziyade eleştirendi. Sanırım şimdi yöneticiler birbirine bakıyor ve “Biz bu haltı acep neden yedik?” diyor. Kendi ayağına mermi sıkmanın, bir başka tarifi olmamalı.
Abdullah Avcı kendisine yakışan cevabı vermiş ve kulübünü ortada bırakmamıştır. Aksi halde mazisine ve zirve yapacağına inandığım geleceğine, tuhaf bir yafta yapışmış olacaktı. Takım şampiyon olursa belki sorun çıkmayabilirdi, ama aksi halde eleştirileri kim durduracaktı? Avcı piyango değil, realite peşindeki adam. Uymazdı yani.
Kalli Almanya’dan dönmedi mi? Bırak orada! Daha önce de yazdığım gibi, Bülent Ünder camianın öz evladı olarak, parçalanmışlığı bitirir, selamete erilirdi. O şans henüz kaybedilmedi. Bu saatten sonra takıma iş öğretecek değil, bütünlüğü sağlayacak bir ekip gerek. Böylesi üretim de dışarıdan bulunmaz, içeriden çıkar.
Adnan Polat acele karar vermeden, sağlıklı düşünmeli ve iç bünyedeki güçleri aktif hale getirmeli. En sağlıklı çözüm Ünder’in iş başı yapması, bütünlüğü sağlayacak girişimlerde bulunulması. Bu kadro sabote edile, edile buralara vardı. Eğer güven duygusu tazelenirse, hedefe de ulaşılır ve Galatasaraylı kahrolmaktan kurtulur.
Aksi halde Polat, başkanlığının henüz ilk günlerinde yoğun eleştirilerin muhatabı olmak zorunda kalacak. Dolu tanelerinin en irileri de, kendisini Kalli seçimine yönlendirenlerce yağdırılacak. Kulübe dışarıdan bakıp, tüm eleştirilerde haklı çıkmak üzüyor insanı. Keşke ben yanılsaydım da, Galatasaray kazansaydı.
Gençlerbirliği geçildi, ama futbol felaket, hakem himmeti de bir başka rezaletti. Hele hele maçtan önceki, Sivriservi eleştirileri!.. İki saat sabredilse, ne kaybedilirdi?



Oğuz Dizer  / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104754&authorid=45

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #21 : 08. Nisan 2008, 10:54:52 »
Kalli'nin yerine Hakan! 


 
Gelişi de gidişi gibi oldu! Nasıl ki gelişi şaşırtmıştı çoğu kimseyi; “74 yaşında mecburi emeklilik yaşını çoktan geçmiş bir adam nasıl çalışacak” diye...

Gidişi de “Bu da nereden çıktı. Bir gün önce şampiyon olacağız derken, ertesi gün gitti” diye şaşırttı herkesi.

Feldkamp’ın gittiği gün Florya’da yanıtsız sorular havada uçuşuyordu.

Neden gitmişti?

Yerine kim gelecekti?

6 hafta daha sabredilemez miydi?

Herkes bakarken merakla birbirine Hasan Şaş’ın sesi çınladı tesislerde:

“Beyler, alınan kararı açıklıyorum. Yeni teknik direktör Hakan Şükür! Ben de yardımcı antrenörlüğe getirildim. Okan Buruk da kaleci antrenörümüz. Hadi hayırlı olsun!”

Şaka yapmıştı yine; esprisiyle güldürmüştü arkadaşlarını... Sonra derin bir sessizlik oldu. Öyle ya... Bir kaç yıl sonra neden olmasın? Yoksa Hasan’a şimdiden malum mu olmuştu?



--------------------------------------------------------------------------------



Sayın Hurma, lütfen kızma!

Baştan söyliyeyim de; sevgili Süleyman Hurma hemen köpürmesin! Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz’la ilgili transfer haberi çıksa hemen kızıyor da; o yüzden...

Şimdi geleyim sadede...

Galatasaray’ın en yetkili isimlerinden biri... İsmini sormayın; söyleyemem. Ama Galatasaray’da şu andaki en yetkili isimlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Kimliğini tahmin etmek size kalmış!

Bu yetkili kişi bana Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz’la görüşüp, her konuda anlaştığını söyledi. Hem de ne zaman biliyor musunuz; taa 22 Mart’taki kongreden önce... “Ama şimdi yazma” dedi; “Kongreden sonra olabilir” diye de eklediği için şimdiye kadar bekledim.

Bu kişi hatta Gökhan’la karşılıklı evrak imzalandığını da söyledi. Kasada kilitliymiş bunlar.

“Peki bonservis” diyecek oldum, “Onu da çözeceğim. Görürsün bak” dedi bir de.

Olay bu yani...

Sayın Hurma, kızmadın değil mi?



--------------------------------------------------------------------------------



Özhan Abi giderken!

Özhan abi geçtiğimiz hafta medya mensuplarıyla buluştuğu yemekte bazen duygusal, bazen kızgın bazende güneş görmemiş konuları getirdi masaya...

Hepimizi çok sevdiğini söyledi...

Bizler de ayağa kalkıp onu alkışladık...

“Bizim çok kahrımızı çektin, şimdi veda zamanı” dedik...

Özhan abi Vatan’dan Gökmen Özdemir’le bana çok takıldı..

“Olsun canın sağolsun” dedik...

NTV’den Haluk Yürekli dostum ince ince giydirmeler yaptı, hep birlikte güldük...

Özhan abi, yeni yönetim için “Benim devamım olan yönetim kurulu mantığı yanlış” dedi.

Özhan abi “Polat benim maskemi takmış biri asla değil” yorumunu yarken “Ona güvenin” diye de ekledi...

“Ben devam etseydim, rekor oy alırdım” derken çok tartışılan Abdurrahim Albayrak konusunda da “Devam etseydim listemde kesin olurdu” ifadesini kullandı.

Özhan abi daha birçok çok konuyu bizlerle paylaşırken, hayrete düştüğümüz şeyler anlattı.

Bunlar orada kalması gereken özel konulardı ve benim açımdan sonuna kadar orada kaldı.

Bu bir dostluk yemeğiydi... Bu bir klasik yemek değildi... Yani görevi bırakan her başkana verilen bir yemek değildi bu... Çünkü Özhan abi kendine münhasır, sevilen, sayılan, bazen de kızılan farklı bir başkandı... Tarihte yeri hep ayrı olacak, asla unutulmayacak.



--------------------------------------------------------------------------------



Kirli çamaşırlar

Adnan Öztürk iki medya kuruluşu için 1’er milyon dolarlık dava açtı...

Nedeni dönemin genel sekreteri Sinan Kalpakçıoğlu’nun Özhan Canaydın’a verdiği dosyaların basına sızdırılması.

Tahmin edeceğiniz gibi Öztürk’ün aleyhine bunlar. Okuyan “Vah be! Adnan Öztürk, kulübü dolandırmak için ne planlar yapmış!” der.

Ama sızdırılırken dosya, sızdıranlar küçük (!) bir belgeyi unutmuşlar! O sızmamış, kalmış. Adnan Öztürk gibi bir adım atarken 5 adım sonrasını da hesap eden bir iş adamı, başına gelebilecekleri bildiği için noterden bir de belge alıp, o dosyaya koymuş. Belgede yazılı olan şu:

“Kulübü zarara sokarsam ve bu tespit edilirse her türlü sorumluğu alıyor, zararı da ödemeyi kabul ediyorum.”

İşte sızdıran arkadaş bunu sakladı! Ya da medyadan bunun üstüne atlayanlar bunu yayınlamaya gerek duymadı!

Amaç kongrede başkan adaylığına niyetlenen Adnan Öztürk’ü sindirmek, güvenililirliğini kongre üyeleri üzerinde zedelemekti. Dolandırıcı imajı vermekti yani.

Enteresan...

Çevrilen dolaplar Bizans oyunları gibi.

Peki bu evrakları basına kim verdi? Verirken tahahhütnameyi neden vermedi?

İşte o vereni biliyor Adnan Öztürk...

Biliyor da ne yapar buna karşılık bilmiyorum.

Kirli çamaşır işine bir girerse yalnız, o belgeyi sızdıranın nereye kaçıp saklanacağını çok merak ediyorum.



--------------------------------------------------------------------------------



Şardan ve medya

Galatasaray’da sorunlar dağ gibi. Sıralamaya kalksam sütunlar yetmez.

Ama bunda sorun varken Başkan Yardımcısı Yiğit Şardan’ın işe medyadan başlamasına şaşırdım doğrusu.

Ne dedi Şardan geçen gün yaptığı basın toplantısında... “Eyy medya mensupları. Akıllı olun akıllı! Bundan sonra kim ki yalan yazar, kim ki kulübü yıpratacak haber yapar; sonucuna da katlanır; ona göre...”

Tamam, belki bir yerde haklı.

Medyayı genellemeye almıyor. En azından yalan yazanı ayıracaklarını söylüyor.

Ama benim de aklıma şu takılıyor: Bunca dert varken sanki en büyük dert medyaymış gibi neden davranılıyor?

Medya ne yaptı Galatasaray’a?

Tamam istisnalar var; her camiada olduğu gibi bizim de içimizde maalesef yalan yazanlar var.

Ama devede kulak bu!

Onun için, öncelikleri iyi saptayın Sayın Şardan... Önce yöneticilerin yanlışlıklarını bir düzeltin hele... Bu tez konusu olan transferleri meyda yapmadı ki mesela; burdan başlayın.



--------------------------------------------------------------------------------



Nikotin Adnan!

Gençlerbirliği maçından sonra Galatasaraylıları İstanbul’a getiren uçak zaten uçuyordu da, içindekiler de mutluluktan uçuyordu!

Bir görseydiniz futbolcuları... Hepsinin ağzı kulaklarındaydı!

Espriler yaptılar, şakalaştılar.

Sonra gözlerini Adnan Sezgin’e çevirdiler... Sezgin çakmak bile kullanmayan bir sigara tiryakisi. Hem de öyle ki; birini söndürmeden öbürünü yakıyor. İşte Hakan Şükür’le Arda hemen arkadaşlarına bir tezahürat ezberlettiler, sonra da hep birlikte söylediler:

“Nikotin Adnan... Nikotin Adnan...”

İzinden gideceğiz!

Sirozdan ölsek de

Sabaha kadar içeceğiz!

Sezgin bize prim versene

Gereğini yaparız biz de.”



--------------------------------------------------------------------------------



Biraz sabır

Daha mazbatanın mürekkebi kurumadan Adnan Polat ve arkadaşlarına saldırıları devam ettiriyor bazı ahmaklar...

Sanki hepsi beceriksiz...

Daha durun bir nefes alın, motor bir soğusun...

Polat’ın demode bir futbol adamı olduğunu söyleyenler rekor bir oyla başkan olduğunu nasıl unutuyor...

Madem Adnan Polat’ı beğenmiyordunuz, neden ortaya çıkmadınız?

Neredeydi cesur yürekler!

Polat ve arkadaşlarının Galatasaray’ı ileriye götüreceğine yürekten inananlardanım...

Siz inanmayın ve yıpratmaya devam edin bakalım... Edin edin ama biraz sabredin bari de kasıtlı yaptığınız anlaşılmasın.



--------------------------------------------------------------------------------



Hagi ve kondisyoneri

Hagi teknik direktörken Galatasaray’da bir kondisyoner vardı. İtalyandı; adı da Giovanni...

Asık suratıyla meşhurdu... Gülmeyi bırakın bir kenara tebessüm ettiğini de gören olmamıştı hiç.

İşte o Giovanni bugünlerde büst gibi sert görünüşüyle Florya’ya gelip, gidiyor. “Hagi geliyor” haberleri de o yüzden çıktı işte. Hagi geliyormuş da kondisyonerini önceden yollamış!

Oysa biraz araştıran işin aslını öğrenebilirdi rahatlıkla.

Giovanni’yi getiren, takımın kaptanı Hakan Şükür... Nedeni de, çok iyi aile dostu olmaları ve İstanbul’a davet etmesi.

Bu kadar basit işte...
 
Bahri Havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=114495,10,47

gsx

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #22 : 08. Nisan 2008, 11:22:55 »
gökhan ünal gelsin bir daha GS macini izlemem..


bunun gibi dandik santrafor görmedim hayatimda ve GS formasi altina görmeyi de kaldiramam

Gheorghe_Hagi10

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Oca 2008
  • İleti: 3880
  • Yaş: 42
  • Yer: amasya
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #23 : 08. Nisan 2008, 13:58:47 »

 Bak ılk defa sana katılıyorum gordun mu ;D ;D ;D

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #24 : 08. Nisan 2008, 18:30:25 »
gökhan ünal gelsin bir daha GS macini izlemem..


bunun gibi dandik santrafor görmedim hayatimda ve GS formasi altina görmeyi de kaldiramam
Katılıyorum. O adamı hatta mehmet yıldızı çok şişiriyorlar. Bunlar cimbomda oynayacak kapasitede değiller.

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #25 : 09. Nisan 2008, 15:58:47 »
Aynaya baksınlar

Kayseri maçında bariz hatalar yapıldı ama F.Bahçe'yi suçlamıyorum. Bu olanların sorumlusu Şiketaş ve G.Saray'ın başkanlarıdır. Ulusoy federasyonunu yıkan onlar...

Beşiktaşlı Doğan'ın başkanlığındaki bir hakem Şiketaş'ı doğrarken, F.Bahçe'ye 3 puan hediye ediyor. Affan'ın günahı ne o zaman! Saldırmadan önce aynaya bakmalılar

Geçen haftanın en çok konuşulan isimleri hakemlerdi. Verdiği kararlar büyük tartışma yarattı. Haklarında bildiriler yayınlandı. Siz önceki hafta aslında bir nevi bu tabloyu tarif etmiştiniz.
Hakemlerle ilgili görüşlerimi geçen hafta sana söylemiştim. Perşembe günü de sana söylediklerimi Sabah gazetesinde yazdım, bire bir. 
"Şampiyon belli olmuştur. Çünkü şikebahçe zaten Galatasaray'dan, Şiketaş'tan ve Sivas'tan çok önde bir takım. Bunlardan birinin şikebahçe'yi geçmesi mucize olur ama bu mucizeye de hakemler izin vermezler. Bu, yeni federasyonun kuruluş sebebi" dedim. İşte bu mucize geçen hafta Kayseri maçında oluyordu, Saracoğlu Stadı'nda Chelsea'nin yenemediği şikebahçe'yi Kayseri az daha yeniyordu ama hakem çıktı, işi bitirdi. Benim görüşümü geç, bütün gazetelerin hakem uzmanları var. Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, Bülent Yavuz, Metin Tokat; bunların hepsi "Penaltı komik, Semih'in golü ofsayt, Vederson'a gösterilmesi gereken kırmızı kart gösterilmeliydi" diye birleştiler. Bunlar tarihlerinde ilk defa birleşiyorlar. Çünkü o kadar bariz.

BANA ÖZÜR BORÇLULAR
Şimdi olmayan penaltı verilmedi mi hiç; verildi. Ofsayt gol olmadı mı; oldu. Kırmızı yerine sarı çıkmadı mı; çıktı. Hatta hiç kart çıkmadığı da olur ama ligin bu kadar kritik bir döneminde ligin sonucunu değiştirecek 3 büyük hatanın 3'ü de şikebahçe lehine olursa, kimse bana bunun tesadüf olduğunu anlatmasın. Kimse anlatmasın. Üstelik de geçen hafta, NTV'de, Fotomaç'ta ve Sabah'ta bu sahneyi yazdım, görmüş gibi. Bana anlatamazlar. Fotomaç'ta çıkan röportajımdan, Sabah'ta çıkan yazılarımdan sonra, bana küfür nameler yağdıran bir takım Fenerbahçeliler de fena utanmışlardır herhalde. Eğer onlarda biraz insanlık varsa, 'Hıncal ağabey sana sövdüm ama özür dilerim' mektuplarını yazmaları lazım. Bu kadar açık, bu kadar aleni olmaz. şikebahçe'yi de suçlamıyorum. Bu olanların sorumlusu Şiketaş ve Galatasaray'ın başkanlarıdır. Kıyametler kopuyor Şiketaş camiasında, Galatasaray camiasında güya!.. Ama Haluk Ulusoy federasyonunu yıkıp, bu federasyonu getiren onlar. Yıldırım değil. Aziz Yıldırım'ın iki kuklası vardı; futbol kongresinde ve Kulüpler Birliği'nde... Biri Özhan Canaydın, biri Yıldırım Demirören'di. Haluk Ulusoy'un ikinci başkanı Affan Keçeci'yi boykot ettiler, tribünlerde yalnız bıraktılar. Hasan Doğan Beşiktaşlı!.. Beşiktaşlı Hasan Doğan'ın başkanlığında aynı hakem bir maçta Şiketaş'ı doğruyor, öbür maçta şikebahçe'ye 3 puan hediye ediyor. Affan'ın günahı ne o zaman!.. Yıldırım Demirören aynaya bakmalı... Galatasaray yöneticileri, aynaya bakmalılar şikebahçe'ye saldırmadan önce. Sen gidip Aziz Yıldırım'a biat edersen, elini öpersen, 'Emrin olur başkanım' der, Aziz Yıldırım'ın bütün dediklerini yaparsan, şimdi itiraz etme hakkın yok. Türk futbolunu Aziz Yıldırım'a teslim edenler, bizzat Galatasaraylılar ve Beşiktaşlılar. Adam 'Teşekkür ederim, istemem' mi, diyecek. Niye desin!..

REZİLLİĞİ KURTARMAZ
şikebahçe'nin Kayseri karşılaşmasında başlayan hatalar Galatasaray'ın Gençlerbirliği ile oynadığı maçta devam etti. Bu kamuoyunda, "Dengeleme politikası" şeklinde değerlendirildi. O hatalar şikebahçe'yi kurtarmaz. Sen kendini Galatasaraylı futbolcuların yerine koy. 2 puan geridesin. şikebahçe'nin puan kaybetmesi lazım ve ligin bitmesine çok az kalmış. Şu Kayseri maçını seyrediyorsun, ne düşünürsün? 'Ben boşuna uğraşıyorum, bu iş bitmiş' der, ertesi gün maça o kafa ile o moralle çıkarsın. Ondan sonra hakem seni tutmuş, tutmamış seni kurtarmaz. Bitmiş. Sen kafada şampiyonluğu kaybetmişsin artık. şikebahçe- Kayseri maçını seyreden Galatasaraylı ve Beşiktaşlı futbolcunun kafasında şampiyonluk düşüncesi olmaz. 'Bunlar bize bu şampiyonluğu vermeyecekler' diye düşünür haklı olarak. Sabri'ye verilmeyen penaltı inanılır gibi değil, inanılır gibi değil. Sabri topu bırakıp, rakibinin üzerine saldırıyor. Hani, top için bir kora kor mücadele olsa 'Olabilir' dersin. Hayır top 1 metre ötede... Topa gitmiyor, doğrudan adamı kornere atıyor Sabri. Buna penaltı vermeyen hakemin eline düdük vermeyeceksin. Ancak bu bir gün evvelki rezilliği kurtarmaz. Geçmiş olsun. İglesias'ın çok güzel akınını da 'ofsayt' diye kesti. Kendi sahasından çıkıyor halbuki... Kendi sahasından çıkan adam ofsayt olur mu? Futbolun en basit kuralı bu!.. Bir adamın ofsayt olması için rakip sahada olması lazım. Bu hakem doğru yerden attırsa ofsaytı, Galatasaray'ın yarı sahasından atılacaktı. Böyle bir şey olabilir mi? Ama geçti, iş işten geçtikten sonra Galatasaray'ı tutsan ne olur, tutmasan ne olur!..

hıncal uluç / http://www.fotomac.com.tr/uluc.html

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #26 : 10. Nisan 2008, 09:45:30 »
Gençleştirme operasyonu!





Sezon başında başlayan gençleştirme operasyonunun son kurbanı da Karl Heinz Feldkamp oldu kanımca! Necati Ateş’in, Emre Aşık’ın, Orhan Ak’ın, Ergün Penbe’nin istifa etme hakları yoktu belki, ama ‘genç Kalli’ bu hakkını kullandı geçenlerde.
Gideniyle geleniyle hareketli bir sene geçiren Cim Bom’un esas derdi bizce; Kalli’nin gitmesi değil, gidiş biçimidir. Galatasaray’ın geleceğini planlaması için seçilen hocanın 14 sene çalışmadığı ve Almanya’da futbol okulunda teknik sorumlu olduğu herkesçe bilinirken, şampiyonluk hedefi olan bir takımın başına onu getirenler, öncelikle yanıldıklarını şimdi itiraf etmelidirler. Yüksek borç yüküyle boğuşan kulübün transferlerini hangi kafa yaptıysa, o zihniyetin de iflası olmuştur bu gidiş.
Kulüp geleneği Türkiye’de örnek gösterilen, başarısız bile olsa antrenör değişikliğini en son çare olarak düşünen bir gelenekten de istifa etmiştir Galatasaray. Çok değil, daha 10 gün önce altyapının başına geçeceği ve futbol takımının yapılanması ile yeni gelecek teknik direktörün belirlenmesine bakacağı açıklanan ‘Danışman Kalli’nin kime danışarak istifa ettiği de ayrı bir soru işaretidir. Ne olduğunu, Kalli’yi uğurlayanlar ile uğurlatanlar kesin olarak bilmektedir. Gerçekler bir gün mutlaka gün ışığına çıkacaktır elbette. Ama Kalli bu kez bir ilki gerçekleştirmiş ve Türkiye’de çalıştığı kulüplerden ayrılırken alışkanlık haline getirdiği veliahtını tayin etme işlemini yerine getiremeden gitmiştir. Ders alınacak bu tuhaflığın Galatasaray’da fikstür avantajı da varken şampiyonluk hedefine zarar vermemesini sağlamalıdır yöneticiler şimdi. Çünkü yönetim yapabileceği tüm hataları yapmış ve bundan sonra hata lüksü kalmamıştır.
Son maçlardaki istekli tablo, eğer gelişen olayların ‘gazı’ ile oluştuysa, bu düşündürücüdür. Aksi ise, futbolcuların şartlar ne olursa olsun takımı ve hedeflerini sahiplenmesi demektir ki, bu da Sarı-Kırmızılılar’ın belki de en büyük şansı olur. Eğer ki mevcut antrenör kadrosuna ile sezonu bitirme fikri mutlu sonla buluşursa, bu; futbolcuların özverisi, inancı, dayanışması ve inadı ile olacaktır.



Can Çobanoğlu / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104917&authorid=47

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #27 : 10. Nisan 2008, 09:46:35 »
Fenerliler kızacak ama!





Aylardır gündem şikebahçe’den geçilmiyor. Bunun bir bölümünü hak etmiyor değiller kuşkusuz. Ama bazılarının abartı kaynaklı ‘kuru gürültü’ olduğu da gerçek. Pireyi deve yapmak gibi bir şey yani. Hani hep derim ya, ‘şikebahçe şaşaa demek’ diye, aynen öyle işte. ‘Yerel’ rakiplerinin psikolojisini bozma ve kendilerini daha az değerli hissetmelerini sağlama uğrunda yapılan bilinçli bir çalışma söz konusu olan. Bir kulüp bunu yapabilir, ‘yerel’ rakipleriyle mücadelenin psikolojik yönü de önemlidir sonuçta. Ama tarafsız kalması gerekenlerin buna çanak tutmasını anlamak zor! Neredeyse kalemlerini bırakıp, teneke çalarak yorum yapacaklar! Aslında pek farkı yok, biri kelime, diğeri gürültü kirliliği ya, neyse.
Neymiş efendim, isterlerse Ronaldinho’yu alırlarmış. Son bomba bu! Ronaldinho ve benzerlerini Brezilya pazarından alabilirsiniz parayı bastırıp. Ama Avrupa vitrininden böylesine değerli bir parçayı size yedirmezler. O parçanın ‘outlet’e düşmesini beklemek zorundasınız. Bu, piyasanın bir gerçeği. Roberto Carlos ‘outlet’teydi. Kezman da öyle... Alex, Maldonado Güney Amerika pazarından alındı. Diyebilirsiniz ki, peki Anelka nasıl oldu? Nasıl olduğuna değil, o futbolcunun ruh haline ve sonuna bakın görürsünüz!
şikebahçe için tehlike bundan sonra başlıyor, şamatayı bırakıp asıl görmeleri gereken bu. Dağılma süreci başlıyor çünkü. Aurelio’ya neredeyse gitti gözüyle bakılıyor. Sevilla ve Chelsea maçlarının ikinci yarıları, güçlü Avrupa kulüplerinin gözünden kaçmış olamaz, tabii futbolcu menacerlerinin de! Topyekün bir saldırıya maruz kalacaklardır. İşine yarayan, yaramayan bazı oyuncular Sarı-Lacivertli takımdan kopartılmaya çalışılacaktır. Tehlike arzetmeye başlayan bir kadroyu parçalamak, güçlülerin başarıya giden yoldaki yöntemlerinden biridir. Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı aldıktan sonraki halini hatırlayın. Ancak şikebahçe’nin şanssızlığı, ‘tek başına anılacak’ bir başarıya imza atmadan böyle bir tehlike ile karşı karşıya kalması olmuştur! Keşke en azından bir yarı final oynasalardı da, bu bedeli öyle ödeselerdi! Yani bu işin gelecek yılı yok, yedirmezler öyle kolay kolay, kimse kendini kandırmasın!



Ayhan Yılmaz  / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104916&authorid=77

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #28 : 10. Nisan 2008, 09:48:15 »
Çılgınlar takımı Galatasaray

Galatasaray yönetiminin Feldkamp'ı getirmesi riskti. Yıldızları harcamasına, sık sık hastalanıp tam 5 maçta takımı yalnız bırakmasına ses çıkarılmaması anlamsızdı. Bitime 6 hafta kala gönderilip takımın kondisyonere emanet edilmesi ise tam bir çılgınlık oldu. Cevat hocayı küçümsediğim düşünülmesin sakın, Mourinho, Del Bosque bu tür fırsatları kullanıp devleşen teknik adamlardır. Cevat hoca da çifte şampiyonluk yaşarsa seneye Turkcell Süper Lig'in teknik adamlarından biri olacaktır kuşkusuz. Çılgınlık olan Feldkamp'ın gönderilmesi ya da gönderilmesine göz yumulması değil, sonrasının tam olarak düşünülmemesidir. Galatasaray'ın yeni başkanı Adnan Polat'ın bu karardaki bence tek kusuru, B planının olmaması ya da varsa olanı hayata geçirememesiydi. Feldkamp'la futbolcular son dönemde hasım gibiydiler. Florya'da işler yürümüyor, takım gitmiyordu. Doğal olarak o gitti. Tabii dillere destan disiplini de. Eskiden hocanın önünden hazır olda geçen futbolcular, Gençlerbirliği maçı sonrası "yeni" hocaları için uçakta "Ah bu hayat çekilmez... Sen olmasan Cevat... Ah bu çile çekilmez..." diye şarkı söylüyorlardı. Belki gerekli olan buydu. Alman katılığından Türk sıcaklığına geçmekti. Enerjisini futbolcuları üzerinde otorite kurmaya çalışırken tüketen değil, futbolcularını enerjik kılan bir teknik adam lazımdı... Şurası kesin ki, Cevat hoca takımı şampiyon yaparsa; futbol literatürünü değiştirecek, üniversitelere "tez" konusu olacak, büyük bir iş başarılmış olacak. "Teknik adamın payı yüzde 10, bilemedin yüzde 20'dir" diyen futbolcuların da eli kuvvetlenecek...

Bülent Tuncay / http://www.fotomac.com.tr/yaz1260-50110-107.html

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #29 : 11. Nisan 2008, 09:29:39 »
Galatasaray’da alışılmamış olaylar  


 

 
Galatasaray’ı bir futbol kulübü olarak görmeyin. 1905 yılında kurulan kulübün adı Galatasaray Spor Kulübü. Buradan şu anlam çıkar: Futbol ve bazı spor dalları Galatasaray’ın profesyonel kuruluşlarıdır. Sporcuları 1955 yılından itibaren özellikle futbolcuları profesyonel olmuştur. Profesyonelliğin anlamı nedir? Geçimini, yaptığı meslekten kazanmak, değil mi? 1955 yılında Türkiye’de rahmetli Ulvi Yenal ve Adnan Akın zamanında Türk futbolunda profesyonellik kuruldu ve kulüpler amatör oynattıkları futbolcularıyla istedikleri kadar karşılıklı anlaşmayla mukavele imzaladılar.

Tabii karşılıklı anlaşma derken zaten özellikle Galatasaray, şikebahçe ve Şiketaş kulüplerinde, yüreğinde o kulübün renklerini taşıyan futbolcular oynuyordu. Hepimiz, kulüp yönetimlerimiz ne derse boş kağıda imzaları attık. Ve bir günde amatörlükten profesyonelliğe geçtik. Şimdi her şey değişti. Bizlerin zamanında yabancı futbolcu diye bir şey yoktu. Bütün takımlarda oynayan futbolcular, hepimiz Türk asıllıydık. Teknik adamlarımız da ya içimizden yetişmiş ünlü bir futbolcu veya İngiltere’den, İtalya’dan ülkemize gelmiş ünlü kere ünlü teknik adamlardı. Şimdi hayat da değişti, zaman da. Dünya globalleşirken tabii ki Türkiye de globalleşecek. Alman Milli Takımı’nda siyahi futbolcu oynayabiliyorsa üst tarafını siz düşünün.

Galatasaray çalkantılı günler yaşıyor. Feldkamp olayı çözüldü. Gelen haberlere göre futbolcular mutlu. Bu çok yanlış. Futbolcuya dayalı düzen Galatasaray’da hiçbir zaman olmamıştır. Bundan sonra da olmamalıdır. Sarı-Kırmızılı takım, şampiyonluk adayı bu yıl. Şu anda teknik adamı yok. Adnan Polat ve yönetiminin Feldkamp’a güle güle derken bunu düşünmesi lazımdı. Bir futbolcu hele hele Galatasaray gibi Türkiye’nin kaliteli futbolcularına sahip bir kulüp teknik direktörüne gıptayla bakacağı, futbol kariyerine inandığı, güvendiği ve ondan bir şeyler öğrenebileceğini düşündüğü bir teknik adamı başında görmek ister. Bugün Galatasaray’da ne yazık ki bir koalisyon teknik adamlar topluluğu var. Bu olmadı Adnan Polat. İnşallah bunun neticesi kötü olmaz. Feldkamp beş hafta önceden alarmını verdi. O günden Galatasaray’ın yeni teknik direktörünü seçip hakkında karar verseydiniz ya. Galatasaray’daki olayları endişeyle izliyorum. Sarı-Kırmızılı kulüpte, hiç olmamış, kabul edilmez, mantıksız olaylar yaşanıyor.

Bakalım zaman ne gösterecek?
 
Turgay Şeren / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=114799,10,35

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #30 : 13. Nisan 2008, 14:28:57 »
Alkışlar taraftara
Uzun zamandır Galatasaray seyircisini bu kadar istekli ve ateşli görmemiştim. Sezon başından bu yana Sion ve kupadaki şikebahçe maçı hariç tribünler Trabzon maçındaki gibi dolmamıştı. Final haftalarına girilirken Galatasaray taraftarı takımını yalnız bırakmadı. Tribünler maç boyu susmadı sürekli ateşleyici güç oldu. En önemlisi, maçı Galatasaraylı oyuncularla birlikte oynadılar hiç soğumadılar.
Galatasaray'ın Trabzon önündeki kadrosu tamamen yerliydi. Nefesleri kesen, keyif veren bir maç izledik. Özellikle ilk yarı tek perdeli bir oyun vardı; saldıran, pres yapan, rakibini sahasına hapseden, kanatlardan bindiren, sürekli oyunu yüksek tempoya taşıyan, çok koşan ikili mücadeleleri kazanan ve inanılmaz pozisyonlar üreten ama golü bulamayan bir G.Saray vardı.
Arda harikalar yaratıyor, her pozisyonda Ferhat'ı çalım becerisiyle kolay geçiyordu. Kaçan pozisyonları görünce aklıma Prekazi'nin, "Topun da canı var" sözü geldi. Galatasaray, rakibinin üzerine buldozer gibi geliyor, Trabzon köşeye sıkışmış boksör gibi direniyordu. Okan, Karan, Hakan, Arda ve Sabri ikişer kez golün kıyısına geldi ama top bir türlü içeri girmiyordu.
Ayhan-Mehmet Topal ikilisi göbeği akıllı kapatıyor, top Trabzon'a geçtiğinde Galatasaray sahasına çabuk yerleşiyor ve alanları daraltıp rakibin pas yapmasına izin vermiyordu. Özellikle top cambazı ve yürüyerek adam geçen Yattara'ya Volkan ve Sabri boş alan bırakmıyor, özellikle Mehmet Topal kademeye girip VolkanSabri ikilisine destek vererek sürekli kanat değiştiren Yattara'nın rahat top almasına ve kullanmasına izin vermiyordu.

"BEN ATAYIM" SAPLANTISI
Trabzon'un tek ciddi atağı, devre biterken Hasan Üçüncü'nün ara pasına fırlayan Umut'un kaleci Aykut'un önünde topa dokunamamasıyla sonuçlandı.
İkinci yarının hemen başında Galatasaray'ın Arda ile bulduğu gol, Okan'ın taç atışıyla Ayhan'ı pozisyona sokmasının ürünüydü. Sahanın yıldızı Ayhan'ın da topu geriye çıkarıp, Trabzon savunmasını hareketsiz bırakması akıl dolu bir hareketti.
Trabzon, gol sonrası çok adamla hücuma çıkmaya başlayınca defansında boşluklar bırakmaya başladı. Sabri, Arda, Hakan Balta iyi pozisyonlar buldu ama son vuruşlarda beceri yoktu. Herkes "Ben atayım" saplantısıyla pozisyonları harcadı. Hakan Şükür fizik olarak güçlüydü, çok çalıştı.

Levent Tüzemen / http://www.sabah.com.tr/tuzemen.html

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #31 : 13. Nisan 2008, 14:29:41 »
35 dakikalık müthiş pres
Galatasaray çok üstün oynadığı sayısız fırsatları değerlendiremediği maçı tek golle kazandı ama hiç zorlanmadı. Galatasaray dün gece yüksek tempolu ve çok etkili presli bir ilk 35 dakika sergiledi. Bu uzun süreli bölümde oyunu tamamen karşı alana yıkarak rakibe nefes dahi aldırmadı. İlk dakikadan itibaren her atak girişimi ve her kazanılan duran top tehlike kokuyordu. Çok sayıda pozisyon kaçtı. Tabii ki bu pozisyon zenginliğinde Galatasaray'ın hırsı, temposu, presi kadar Trabzonspor'un kendi alanından kısa pas yaparak çıkmaya çalışması, bunda ısrar etmesi ve gerideki yerleşme düzeni yanlışlarının da çok büyük payı vardı.
Galatasaray'ın yüksek temposunda düşüş başlayınca devrenin son 10 dakikasında oyun dengelendi ve devre biterken Galatasaray çok önemli bir golden kurtuldu.
İkinci yarıya Galatasaray yine atak ve tempolu başladı, golü de erken buldu. Ondan sonra presi biraz daha orta sahaya çektiler. 90 dakikanın sonuna kadar rakibi oynatmadıkları gibi bölüm bölüm ataklarla da pozisyonlar buldular. Sonuçta da üç puanı zorlanmadan kazandılar. Bütün futbolcular görevlerini takım ruhu içinde yaptı. Yorulana kadar Okan Buruk eski günlerini anımsattı. Ayhan çok iyi oynadı. Arda da bu takımın denge unsuru.

TRABZON'UN ZAAFLARI
Kontrolü ve bireysel becerileri ile genelde düz gelişen hücum girişimlerine estetik katıyor. Ama Galatasaray'ın bence etkili silahları Mehmet Topal, Servet ve Emre... Bunların müthiş fizik güçleri ve devamlılıkları takım savunmasını garanti altına alıyor. Bu kadar risk alan bir takımın rakibe çok az şans tanıması günün futbolunda önemli bir artıdır. Trabzonspor sezon başından beri iyi değil. Bu bir gerçek. Oyunu yönlendirecek bir futbolcuları yok. Ama en büyük handikapları takım savunmasında gösterdikleri giderilemeyen ciddi arızalar. Dün de çok kolay pozisyonlar verdiler. Yedikleri gol de bu yöndeki yetersizliklerinin açık bir göstergesiydi. Taç atışında Ayhan'ı arkaya göz göre göre kaçırıp topu ortalattılar.
Hakem Yunus Yıldırım her zamanki başarılı ve standart yönetimlerine bir yenisini daha ekledi. Yalnız Umut'un yardımcı hakem tarafından kaldırılan ofsayt bayrağıyla iptal edilen golü bence yanlış karardı.

Ömer Üründül / http://www.sabah.com.tr/urundul.html