@sercan dan alinti aldim, bunu bügün eklemis siteye, bu reportajlar cok önemli
----------------------------------------------------------------------------
Bu röportaj, 8 Ocak 2010'da Antalya'da E.Frankfurt'un devre arası kampında yapıldı. Michael Skibbe neydi, ne istedi anlamak isteyenlere...
This interview was made on 8 January 2010 in Antalya at E.Frankfurt mid-term camp. For who wants to understand who was Michael Skibbe, what he wanted...
Geçen sezon bu zamanlarda yine Antalya’da, üzerinde sarı-kırmızı forma varken peşindeki kalabalık basın grubu sayesinde aldığı nefesi takip ediyorduk. Bu sene o yine Antalya’da. Ama sessiz-sedasız. Tek farkı formasında sarının yerine siyah var. Peşinde de Türk basını yerine 13 kişilik bir Alman gazeteci ekibi. Michael Skibbe’yle eski ve yeni işini konuştuk.
Last season at these times of year in Antalya, we were following even the breathes he was inhaling thanks to press army at his back. This year he is in Antalya again. But more quitely. And with a difference: His shirt has black instead of yellow! And Turkish press is replaced by a group of 13 German journalists. We discussed with Michael Skibbe his old and new profession.
Galatasaray’dan ayrılışın sancılı oldu. Geriye baktığında pişman olduğun bir konu var mı?/ Your departure from Galatasaray was a little painful. Do you have any regrets?
Galatasaray’ın teklifi kabul ederken Galatasaray’ın aslında yüzde 60’ı yabancı yüzde 40’ı Türk olan bir teknik direktör aradığını anlayamadım. Sanırım beklentilerin çakışmamasında en önemli nokta bu oldu. Pişmanlık değil ama bunu daha önce fark etmiş olmayı isterdim./ When I accpeted Galatasaray's offer I did not understand that they were searching for 60% foreign but 40% Turkish coach. I believe in the difference between our expectations this was the most important point. This is not a regret. However I would like to notice this in advance.
Bu tabii çok anlaşılmayacak.../ And this of course will not be understood...
Şunu demek istiyorum: Galatasaray yönetimi uluslararası isimlerle çalışırak, iyi isimler transfer ederek ‘Uluslarası’ olmaya çalışıyor. Ama bu formülün tutmasına olanak yok. Aslında eksik olan eğitim. Futbolcular iyi yetişmiş. Ama uluslarası olmak için eğitilmemiş. Gelen yabancılarla arada fark doğuyor. Birey olarak hareket etmiyorlar. Herşeyden önce yabancı dil bilmiyorlar. Almanya’da yetişmiş bir Türk oyuncudan bile mantalite ve bakış açısı olarak eksik olduklarını görüyorlar. Çünkü onlar Almanca ve İngilizce konuşarak geliyor. Bu eksikliği bilmek, fark etmek onları üzüyor./ What I mean is: Galatasaray's board, tries to be 'International' by working with international names, by transferring good names. But there is no possibilities to win with this formula. What misses is education. Footballers are raised well. But they are not educated to be 'international'. And this creates a difference between the foreign footballers who comes. They are not able to react as individuals. First of all they do not speak any languages. And then they notice that by the point of view and also by mentally they are even minor from a Turkish footballer raised in Germany. Because they come at least speaking German and English. To notice that make them feel sorry.
Ben futbolcuların büyük takıma, işte mesela Galatasaray’a gelince hayalleri bittiği için ilerlemediklerini düşünüyordum./ And I was thinking that our footballers do not progress because when they come to big teams they are out of their dreams.
Tam olarak değil. Kendilerini Avrupa’da eğitim almış veya yabancı futbolcularla kıyasladıkları zaman geriden geldiklerini görüyorlar. Bunu bilmek onları üzüyor. Aslında çok çabalıyorlar. Yetenekliler. Ama dediğim gibi ‘uluslarası olmak’ eğitim gerektirir. Lafta kalmamalı. Mesela Meira kendi kalitesini gösteremedi. Çünkü burada mutlu olamadı. Onunla konuştuğum zaman Portekizce, Almanca, İngilizce, İtalyanca konuşabildiğini Türkçe için de çok zor olmasına rağmen çabaladığını söylüyordu. Ama Galatasaray defansında kimse bu dillere hakim olmadığı için, solunda Servet, sağında Sabri, önünde Topal, defansı toplaması mümkün olmadı hiçbir zaman... Bu konuda yönetim onları önemsemiyor. Futbolcularına bu manada sahip çıkmıyor./ Not exactly. They just notice they are behind, when they compare themselves with the foreign footballers or the ones who was raised in Europe. To be aware of that makes them upset. In fact they are making great efforts. They are also talented. But as I said earlier being 'international' requires an education. Not only at words. For exemple Meira was not able to proove himself here. Because he was not happy. When I spoke with him, he told me I speak Portuguese, German, English, Italian and even struggle for Turkish eventhough it was so hard to learn. But because in the defense line, as no one has the knowledge of any of these languages, with Servet on his lefthand side and Sabri on his righthand side and Topal in front, it was impossible for him to gather the defense together... And the board to not care for these guys. They don't protect their footballers in that sense...
Peki Lincoln? Sonuçta o da ‘uluslarası’ bir futbolcu ama uyum sağlamayadı... Tabii seninle çalışırken en iyi performansını almayı başardın, bu nasıl oldu?/ What about Lincoln then? He was international and he did not fit in... OK perhaps he showed his best performance with you, how that happened?
Lincoln özel bir futbolcu. Bir kere ona yapıştırılan etiketiler doğru değil. Hiç gece hayatı yok mesela. Ağzına içki sürmez ayrıca. Ama çok yetenekli bir futbolcu ve bu yeteneğine övgü bekliyor. Onu bu konuda serbest bıraktığınızda, yeteneğini takdir ettiğinizi belirtip bunun ona sorumluluk yüklediğini anlattığınızda o da size tam karşılığını vermeye çalışıyor. Bazı maçlarda bunu yapamadı. Ama en azından elinden geleni yaptı. Ben onu Eintracht Frankfurt için de bu yüzden istedim. Ama tabii kötü ünü kulübün soğuk bakmasına yol açıyor. O da zaten futbola küsmüş durumda. 2-3 gün önce konuştum. Keyif almadığını, futbol oynamak istemediğini söylüyor. Birkaç gün içinde baba olacak... Belki onun için yeni bir dönem başlar.../ Lincoln is a special footballer. And the labels he has been named for are not correct. He do not have a night life to begin with. He never drinks. But he is talented and he expects to be flattered for that. And when you set him free, when you appreciate his talent and express that this bring him some responsabilities he tries to give it back to you... In some games he was not capable. But at least he did his best. And that was the reason why I wanted him for Eintracht Frankfurt. But of course his reputation goes before him and becomes a rejecting reason. And that's why he has cold feet now. I spoke to him 2-3 days ago. He said he did not enjoyed it and he doesn't want to play football anymore. He will be a father in a couple of days... Perhaps it will be the beggining of a new era for him.
Futbolcularınız senden kopamıyor galiba.../ Your footballers can't get detached from you I guess...
Bu hep böyle oldu benim için. Çalışırken alışıyorlar. Çünkü hepsinde telefonum vardır. Ve beni istedikleri zaman arayabilirler. Futbolcularla ilişkim hep dostluk üzerine kuruldu. Galatasaray’lı futbolcularımla da kopmadım. Arada telefonlaşıyoruz./ This is how it has happened for me so far. When we work together they get used to it. Because all of them has my mobile number. And they can call me whenever they want. My relationship with my footballers is always based upon friendship. I'm still in touch with my Galatasaray footballers. We phone time to time.
Bu kadar arkadaşça davranmanın otorite boşluğu yarattığını düşünmüyor musun? En azıdan Türk futbolcularla?/ And you don't think being that friendly creates a lack of authority? At least with footballers?
Hayır! Ben böyleyim. Sırf ‘otorite prim yapar’ diye kendimi değiştiremem. Değiştirmedim de. Uzun vadede olması gereken bu. Ben kamp yapmıyordum. Kamp son derece sıkıcı bir olay. Bu eleştiriliyordu. Ama bir futbolcu ertesi gün maçı varsa gece çıkmaması, erken yatması gerektiğini kendisi bilmeli. Bunu bir hoca istediği için değil, bilinçli olarak kendisi yapmalı. Eğitim derken kastettiklerimden biri de bu işte.../ No! This is who I am. I can not change my self just because 'autority is a better decoration'. And I did not! This is how it is supposed to be in the long term. I was not making camps. Camps are booring. And this was criticized. But a footballer should know on his own that if he has the game the morrow, he should not go out, he should go to bed early. He should do it not because the coach says so but willingly. When I said education, this was one of the issues I wanted to point out.
Galatasaray yönetimiyle ilgili sorunun var mı?/ Do you have a problem with the board of Galatasaray?
Beklentilerini daha önce anlamış olmayı isterdim. Haldun Üstünel ve Adnan Sezgin’in yetkilerinin hangi konularda olduğunu ancak 2 ay sonra anlayabildim. Bana baştan bilgi verilmedi mesela. Bir de ben bazı şeylerin temelden değişmesi gerektiğini savunuyordum. Ama bana ‘bunlar değişmez’ diyorlardı./ I wish that I had understood their expectations earlier. It took me two mounths to understand who was in charge of what exaclty between Haldun Üstünel and Adnan Sezgin. I was not briefed before. And I was trying to make some fundamental changes. But they were telling me 'these are not changeable'.
Ne gibi? And by these you mean?...
Mesela futbolcuların komple bir eğitim alması gibi. İsim vermek istemiyorum ama şu futbolcuyu şöyle yapmalıyız dediğim zaman ‘hayır, o değişmez, o öğrenmez, uğraşma’ diye karşılık alıyordum. Oysa ki emek harcamak, o futbolcuları birer birey yapmak lazım. Ben onlara inanıyordum. Ama tabii böyle bir değişim zaman ister ve yönetim bu zamanı vermek istemiyordu. Biraz da şöyle düşünüyorum. Futbolcuların kendi kararlarını otoritelere bırakmaları, fikirlerini açıkça ifade edememeleri bu sistemin işine yarıyor. O zaman yöneticiler de ön plana çıkıyor önem kazanıyor, gündem onların etrafında oluşuyor. Halbuki normalde Türkiye hariç hiçbir yerde başkanların ismi bilinmez. Bu kamuoyu onların da işine yaradığı için sistemi değiştirmek ve ‘uluslararası’ olmak istemiyorlar./ I mean like giving a full education to the footballers. I will not name it. But when I was telling for this footballer we need to do that the answer I was getting was 'no, he can not change; he can not learn, don't waste your time'... But on the contrary you must spend time, you have to make these footballers an 'individual'. I was believing in them/footballers. But such changes requires time and the board didn't had such time. And I also think that this was a strategy. The will of the footballers let themselves go with the autorithy, the way they don't express their thinkings helps the current system. Because in such way the board members becomes important, the agenda rules around them. But besides Turkey, in no country no one knows the name of the board members. And because these works on their behalf they don't want to change it nor become really 'international'.
Galatasaray’a geldiğin için pişman oldun mu?/ And any regrets for signing for Galatasaray
Hayır. Galatasaray’la aynı zamanda Panathinaikos’tan da teklif almıştım. Onlarla da görüşmüştüm. Galatasaray’lı yöneticilerle Türkiye’de Almanya’da birkaç görüşme yapmıştık. Benimle ilk temasları zaten Galatasaray’la oynadığımız Bayer Leverkusen maçından sonraydı. Son olarak ben Galatasaray’ı reddetmeye karar verdim. Çünkü Leverkusen’de çalıştığım yardımcılarım özel sebeplerden Türkiye’ye gelmek istemediler. Ben Adnan Sezgin’e ‘teklifinizi kabul etmeyeceğim’ dediğimde bana destek olacaklarını, her türlü konuda yardımcı olacaklarını söylediler. Ama takımla ilgili sorunların yanı sıra o dönemde yönetim başka konularla meşguldü ve karşılıklı beklentilerimiz çakışmadı... Ben Galatasaray’ı çok sevdim. Kulübü, taraftarı sevdiğim kadar futbolcularımı ve kulüp binasında bizimle çalışan özveriyle işlerini yapan kadroyu da sevdim. Onlar için başarılı olmak isterdim./ No. When I accepted Galatasaray's offers I had also an offer from Panathinaikos. And I met them as well. With Galatasaray I made some meetings in Turkey, Germany. The first contact was anyhow after our game B.Leverkusen vs. Galatasaray. And finally I decided to refuse Galatasaray's offer. Because my team (co-trainers) did not want to come to Turkey for personnal reasons. But when I said 'no' to Mr Sezgin, he told me they'll support me, help me in all possible ways. But besides the problems of the team, at that time the board was busy with other stuff and our expectations did not match... I really loved Galatasaray too much. Not only the club but also the supporters, the stuff in the club's headquarters who were at our service. I wanted to be succesfull not only for myself but also for them.
http://www.footballvsfashion.com/2010/04/skibbeden-gecikmeli-acklamalar.htmlMesajlar birleştirildi: Bugün, 12:51:47TÜRKLERE SABIRLI OL DENMEZ"
Hollandalı hoca, “Türkiye’de futbol duygusal olduğundan halka “Sabırlı olun” diyemiyorsunuz. Uzun vadede planlama yapmak zor” dedi.
UEFA’nın resmi Şampiyonlar Ligi dergisi Champions, nisan-mayıs sayısında Türk futbolunun son durumuna 4 sayfa ayırdı. “2002 yılında Türk futbolu neredeyse dünyanın zirvesindeydi. Artık değil. Rayına oturtmak Guus Hiddink’i transfer etmekten daha fazlasını gerektirecek” yorumunu yaptı.
Türk futbol tarihini anlatan dergi, profesyonelliğin 1954 yılında Türkiye’nin Dünya Kupası finallerine kaldığı yıl başladığına dikkat çekti. Türk futbolunun 1984 yılında Jupp Derwall’in Galatasaray’a gelmesiyle değiştiğini yazan Champions dergisi, Batı Almanya’yı Euro80’de zafere götüren Derwall’in Türk futbolunun Godfather’ı olduğunu ileri sürdü.
Derwall’in Türkiye’nin en saygın iki hocası Fatih Terim ve Mustafa Denizli’ye akıl hocalığı yaptığına dikkat çeken Champions, Alman çalıştırıcının Türk futboluna etkisinin yabana atılmayacağını vurguladı.
Yaşlı futbolcular
Dergi, Galatasaray’da ilk yılında Frank Rijkard’ın değişiklikler yaptığına da dikkat çekti. Yazıda Hollandalı teknik patronun ve Galatasaray Kulübü’nün gençlere verdiği önem üzerinde duruldu. Rijkaard, “Galatasaray dünya futbolunda büyük takımlarla yaptığı karşılaşmalarda gençlik programlarının öneminin farkında. Doğru programlar yapmak büyük avantaj getirecek” diye konuştu.
Çok pahalı yabancı futbolcu almanın paraları tükettiğine değinen yazıda, transfer edilen yabancı futbolcuların çoğunun ihtiyarlamaya yüz tutmuş futbolcular olduğuna işaret etti.
İnançlı olmalısınız
Türk futbolu üzerine konuşan Frank Rijkard, “Futbol burada duygusal olduğu için uzun vadede planlama yapmak zor. Burada halka “Sabırlı olun” diyemiyorsunuz. Yaptığınız işe inançlı olmanız lazım. Takımı kurmanız için zamana ihtiyaç var.” diye konuştu.