28. Nisan 2026, 21:07:19

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 120762 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

LikesCimbom

  • Başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter ..
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ara 2008
  • İleti: 1164
  • Yaş: 120
  • Yer: İstanbul
  • SEMİH KAYA !! ..Bekliyoruz Aslanım...
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #384 : 28. Şubat 2009, 11:48:59 »
helal olsun be osman abim be....
Bir zamanlar  Ali Sami Yen;

http://www.youtube.com/watch?v=fxJoUcxYBjo

susturdular (obaytar)

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Oca 2009
  • İleti: 1486
  • Yaş: 53
  • Yer: bursa
  • şehir plancısı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #385 : 10. Mart 2009, 10:50:48 »
Bülant Korkmaz çok kızacak
 

Bursa maçındaki kötü oyun Hıncal Uluç'u küplere bindirdi. Bülentk Korkmaz'a ağır ifadelerle yüklendi. Bülent Korkmaz hakkındaki yorumlarından dolayı herkesten özür dilediğini belirten Hıncal Uluç, Korkmaz’ın derhal takımın başından ayrılması gerektiğini iddia etti

Hıncal Uluç, 90 Dakika programında Korkmaz'a Bursa maçındaki taktik ve oyun anlayışı nedeniyle verdi veriştirdi.

GALATASARAYLILAR HİÇ BU KADAR UTANMAMIŞTI

Galatasaray maçı bittiği zaman söylediklerinden utandığını belirten tecrübeli yorumcu, “Bülent Korkmaz, bir, futbolu bilmiyormuş. İki, Galatasaray’ı hiç bilmiyormuş. Üç, adının tam tersi, dünyanın en korkak adamıymış. Böyle birisinin Galatasaray’ın başında kalmaya hakkı yok. Sarı-kırmızılılar çok maç kaybetti; ama Galatasaraylıları hiç bu kadar utandırmadı” diye konuştu.

İKİ BEDAVA GOLÜN ÜSTÜNE YATTI

Korkmaz’ın Bursaspor maçında sahaya çıkardığı 11’den itibaren yaptıklarına inanamadığını vurgulayan Uluç, “İki tane bedava gol attı Galatasaray. Korkmaz’ın İstanbul’da Ali Sami Yen’de oynanan maçta bütün çabası bedava golün üstüne yatabilmekti. Kendisni hala Kayseri Erciyesspor ya da Bursaspor hocası zannediyor. Sen Galatasaray’ın başındasın ve Ali Sami Yen Stadı’nda oynuyorsun. Bu kadar korkmaya, çekinmeye hakkın yok.

NONDA'YI FUTBOLCU ZANNEDİYOR

Çıkarsın yenilirsin, ama Galatasaray gibi yenilirsin. İkinci yarı başlıyor, Galatasaray değişiklik yapmış. Ne yapmış? Milan Baros’u çıkarmış Nonda’yı oyuna almış. Nonda’yı futbolcu zannediyor Bülent Korkmaz düşünebiliyor musun? Galatasaray’ı bugüne kadar hiç seyretmemiş. Nonda ikinci santrafor olabilir, yoksa yarım metre önünden geçen topa ayağını uzatmayan, kafasına teğet geçen topa hamle yapmayan bir adamla Galatasaray’ı nasıl 10 kişi oynatabilirsin?

BAROS VE NONDA'YI ÜST ÜSTE KOYSAN KARAN'IN YARISI ETMEZ

Üstelik kafanda da 2-0’ın üstüne yatmak dururken ve koşan bir adama ihtiyacın varken. Bana sorarsan Milan Baros ile Nonda’yı üst üste koysan Ümit Karan’ın yarısı etmez. Ümit’te üstelik heyecan, ruh, maça asılmak, arkadaşlarını teşvik etmek, koşmak ve çırpınmak var.

Galatasaray 3. değişikliğini yaptıktan sonra yayıncı kuruluş Ümit Karan’ı yakından gösterdi. Ümit Karan bitmiş. Bir teknik direktör bir futbolcuyu ancak böyle bitirir. Hem de bir Hamburg maçı arifesinde. Şimdi bu oyuncuyu sahaya koysan ne olacak koymasan ne olacak? Manen yıkmışsın adamı” dedi.

Galatasaray'IN BAŞINDA KALAMAZ

Korkmaz’ın maç içinde yaptığı değişiklikleri eleştiren tecrübeli yorumcu, Mehmet Güven, Barış ve Ayhan oynarken, 4. ön liberoyu oyuna alan teknik adamın Galatasaray’ın başında kalamayacağının altını çizdi.

hay senin ağzına ....





say55

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Ara 2008
  • İleti: 582
  • Yaş: 40
Van Nistelrooy Galatasaray’da!
« Yanıtla #386 : 09. Nisan 2009, 10:59:36 »
  Aziz ÜSTEL ABD’DE başarılı bir diz ameliyatı geçiren Ruud Van Nistelrooy ile görüşen Galatasaray, büyük çapta anlaşmaya vardı. Hollandalı yıldız şu anda güçlendirme idmanları yapıyor. Dizinin eskisinden de daha iyi olacağını söylüyor. Galatasaray, Real Madrid ile de yakında masaya oturacak. Sportif Direktör Butragueno ile telefonla yapılan ilk ön görüşmede de % 80 onay alındı.

32’lik santrfor, Baros ile birlikte eski futbolunun yarısını bile sergilese büyük bir kazanç olur. Yöneticiler Rijkaard’ın da Nistelrooy ile bir görüşme yaptığını ve birlikte çalışmak istediğini açıkladığını söylüyorlar. Bir tarafta futbolu neredeyse unutmuş bir Ümit, öte yanda oynamakla oynamamak arasında gidip gelen Nonda, Florya’nın kapısına doğru ilerliyorlar.

Galatasaray’ın bundan sonraki hedefi iyi bir kaleci ve iyi bir stoper alıp transferi kapatmak. Kaleci için Alman Ligi inceleme altında. Stoper içinse Doğu Avrupa ülkeleri...

Hemen her konuda anlaşılan Aurelio’nun bel fıtığı ameliyatı geçireceği söyleniyor. Aurelio, Türkiye’de ciddi bir sağlık denetiminden geçecek ve ondan sonra imza atacak.

Bu transferler yapılır ve Rijkaard da göreve getirilirse taraftarlar müthiş bir takım izler. Adnan Polat’ın bu girişmlerinin ardında yeni stadın loca ve VIP biletlerini satmak istemesi yatıyor. Stat bitince transferler birer birer patlayacak, haziran başı gibi yeni stadın kombine biletleri satışa sunulacak.

Bunlar önümüzdeki sezonun süper gelişmeleri! Bir de şu anda gündemde derbi var. Galatasaray’da herkes kenetlenmiş, yönetimi, futbolcusu ve Bülent Korkmaz galibiyetten başka bir şey düşünmüyor. Ama tabi düşünmek başka bir şey, 90 dakikanın sonunda ortaya çıkacak sonuç başka şey. Yalnız bu kez Galatasaray’a galibiyete daha yakın görünüyor...

kaynak:http://www.stargazete.com/spor/yazar/aziz-ustel/van-nistelrooy-Galatasaray-da-180749.htm
“ Maksadımız İngilizler gibi toplu bir hâlde oynamak, bir renge ve bir isme mâlik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek. ”

LaStLoRd

  • Çırak
  • *
  • Kayıt Tarihi: Şub 2009
  • İleti: 199
  • Yaş: 37
  • Yer: Kocaeli
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #387 : 09. Nisan 2009, 13:42:33 »
adam sakat onu biliyoruz görüşmeler olumlu geçmiş olabilir ama R.Madrid takımında oynayan oyuncunun bonservisi yüksek olabilir yada oyuncunun yıllık parası yüksek olabilir..ayrıca bu tarz haberler hergün gazetelerde mevcut...yani %80'i yalan haber çıkabiliyor
Türkiye'nin 'Galacticos'u Galatasaray S.K.!!!

тαrserd

  • Fotoğrafçı
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Şub 2009
  • İleti: 1131
  • Yaş: 41
  • Yer: İstanbul
  • Cinquième
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #388 : 09. Nisan 2009, 18:20:26 »
adam sakat onu biliyoruz görüşmeler olumlu geçmiş olabilir ama R.Madrid takımında oynayan oyuncunun bonservisi yüksek olabilir yada oyuncunun yıllık parası yüksek olabilir..ayrıca bu tarz haberler hergün gazetelerde mevcut...yani %80'i yalan haber çıkabiliyor
Yok fotomaç ve fotogol'ün haberi değil bu..Lig Tv'nin sitesinde bile var haberi..
1905 - 2010

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #389 : 18. Mayıs 2009, 12:03:41 »
Aaaaa, Cim Bom 2 gol attı!



Biz pek kolay öğrenebilen bir toplum değiliz. Örneğin, Sarı Kırmızılı taraftar hemen her sezon benzer eylemlerle takımına ciddi zararlar veriyor ama bir türlü bunun önü alınamıyor. Anlamsız bir şikebahçe öfkesinin bu sezonki fiyaskoda ciddi bir rolü olduğu halde bu maçın da ezeli rakibe dönük birtakım "iltifatlarla" başlamasına ne denebilir!
Taraftarın aklının başka yerlerde olması, aynı karşılığı takımdan da buluyor. Barış ve Ayhan dışında Sarı Kırmızılı takımın ne kadar tehlikeli bir eşikte bulunduğunun farkında değil gibi. M.Topal ile Arda'nın akılları bile başka yerde sanki. Kopuk kopuk oyunları kaçınılmaz olarak bunu düşündürüyor. Önümüzdeki sezon Avrupa kupalarına katılamamanın açabileceği yaralar onlara nasıl anlatılabilir acaba?

Lincoln'ün oynuyormuş gibi yapmaktan vazgeçmeyişi, Baros'un delibozuk dalışlar ve gereksiz harmanlamalarla gücünü boşa harcaması ve öteki dağınıklıkları izlemek zorunda kalmak insanın içine sıkıntı veriyor. Emre Güngör'ün bitmez-tükenmez kasık sakatlığının nüksetmesi bu sıkıntıyı daha da büyütüyor.

Neyse ki B.Korkmaz'ın H.Kewell gibi bir seçeneği var. Bir şey yapamayacak durumda olsa da tribünleri dalgalandırabiliyor. Ancak onun girişiyle düpedüz M.Topal'ın savunmaya çekilmesi, tam bir 4-2-4 uygulaması ortaya çıkarıyor. 40 yıl öncesinin sistemi elbette ki başa iş açabilir.

İkinci yarının başında kendine gelir gibi olan Cim Bom, rakip kale önünde görünmeye başlıyor. Hakan Balta'nın müthiş şutu kalecide, Kewell'ın 4 metreden dışarı vurması soğuk duş! Ama hayır, ona kimse kızmıyor, sanki maçın kaderini değiştireceğini tribünler biliyor.

Bu arada Samet Aybaba'nın M.Pektemek'i oyundan almasına teşekkür edilebilir. Cim Bom epeyce rahatlıyor. Nitekim hemen ardından Kewell 'artık yeter' diyor ve azaplar içinde beklenen gol geliyor... Durun, o kadarla da kalmıyor. Bunun ardından inanılmaz bir şey daha oluyor ve Cim Bom Kewell'ın akıl dolu ortasına Barış'ın yetişmesiyle ikinci golü atıyor. B.Korkmaz dönemine damgasını vuran tek gollü eziyet böylece bitiyor.

Maç çok, yerimiz dar ama Koray Gencerler'in çok iyi bir hakem olduğunu yazmadan da bu yazı bitirilmez. Sadece bu karşılaşmada değil yönettiği bütün maçlarda öyleydi.
 
ahmet çakır zaman
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #390 : 18. Mayıs 2009, 12:05:50 »
G.Saray'ı kim yönetiyor?



Habertürk'te Erhan Telli kardeşim yazdı, Galatasaray'ı yönetmeye çalışan bazı gazetecilerin bulunduğunu... Daha doğrusu, başkan Adnan Polat'ın bu yoldaki sözlerinin biraz gürültüye gitmiş olduğunu hatırlatmak zorunda kaldı...
İşlerin kötü gittiği dönemlerde bu tür kapışmalar ve hesaplaşmalar da kaçınılmaz hale gelir. Geçmişte kulübü bazı gazetecilerle birlikte yönetmeye çalışanlar, şimdi bunun sıkıntısıyla ne yapacaklarını biraz şaşırmış gibi görünüyorlar. Herkes birbirini suçluyor, sorumluluğu yükleyecek adam aranıyor. İşin içinde spor gazetecilerinin bulunması bizi de yakından ilgilendiriyor.

Mesleğe girdiğimden bu yana büyük bir şaşkınlık ve üzüntüyle izlediğim işlerden biri de budur. Özellikle bazı genç kardeşlerimiz, gazetede birkaç kez imzalarının çıkmasının ardından bir de TV'de görünme imkanı bulduklarında kendilerini çok önemsemeye başlıyorlar.

Hele o genç yaşta bir köşe ya da makam sahibi olduklarında artık zaptedilmeleri çok güçleşiyor. Kendileri için belirlenmiş sorumluluk alanıyla filan asla yetinemiyorlar, tüm spor dünyasını yönetmeye kalkıyorlar. Özellikle izledikleri kulübün yönetiminde belirleyici bir unsur durumuna geldiklerine inanıyorlar. Tabii bütün kusur onlarda değil. Bazı kulüp yöneticileri, onlara bu yolda şaşırtıcı bir destek sağlı-yor. Örneğin, geçen sezon Hakan Şükür'ü Galatasaray'dan uzaklaştırmayı kendilerine temel görev edinmiş bazıları, bu yolda pek yüz ağartıcı sayılamayacak işlerin içinde oldu. Sezon ortasında değil ama sonunda istediklerini elde ettiler. Onun da kendilerine neye malolduğunu şimdi görüyorlar. (Burada Fatih Gökşen'e teşekkür borcumuz var. "Hakan Şükür olsa Galatasaray 10 puan farkla şampi-yonluğa ulaşırdı" sözünü biz söylesek, 'Efendim, zaten siz Hakan Şükür'ü şundan tutuyorsunuz, siz şöylesiniz böylesiniz' türünden tepkilere muhatap olabilirdik...)

Gerek gazetecilerin gerekse kendini kulüp yöneticisi sanan bazılarının duracakları yeri iyi bilmeyişleri iki yerde de ciddi yozlaşmalara neden oluyor. Üstelik, bu ilişkiyi sonuna kadar sürdürmek mümkün değil. Belli bir aşamada o ilişki kaçınılmaz olarak çelişkiye dönüşüyor ve bu kez aynı kişileri kanlı-bıçaklı görüyoruz. Ayrıca, bu kavgaya, çalıştıkları yayın organını alet etmekten de kaçınmıyorlar. Böylece, yaşanan utanç verici durum biraz daha boyutlanıyor.

Gerçek bir gazeteci Ribery'nin Galatasaray'a getirilmesinde etkili olduğu için değil, bununla ilgili haberi herkesten önce verdiği için sevinir, övünür. Bir futbolcunun transferinde etkili olmak gazetecilerin değil başkalarının işidir. Buradaki görev alanı karışıklıkları, ileride pek iç açıcı sayılamayacak durumlara yol açabilir. Bu tür anlamsız şişinmeler, bazı tatsız soruları da beraberinde getirebilir. En azından, 'Madem getirilmesinde bu kadar etkiliydin, yok yere gidişini niye önleyemedin!' diye soranlar çıkabilir.

Kimseye gazetecilik dersi vermek ya da başka türlü vaazlar çekmek gibisinden dertlerim yok. Ancak bu meslekte yapılan birtakım saçmasapan işlerin hesabı kaçınılmaz olarak bizlerden de soruluyor. Ayrıca, geçmişte de kendini gerçekte olmadıkları şeyler sanan bazı arkadaşlarımızın başlarına neler geldiğini üzüntüyle izledik.

O nedenle buna benzer konularda doğruluğu asla tartışılamayacak nitelikteki birtakım evrensel ilkeleri hatırlatmakta yarar görüyoruz. Bu işin doğrusu, herkesin kendi işini adam gibi yapmasıdır. Gazetecinin yöneticilik, yöneticinin de gazetecilik yapmaya çalıştığı yerlerde işler bizim ülkedeki gibi olur. Yani herşey çorbaya döner ve bir yığın utandırıcı durum ortaya çıkar.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

a.cakir@zaman.com.tr

 
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #391 : 19. Mayıs 2009, 01:08:20 »
Galatasaray, Harry Kewell'ın yıldızlaştığı maçta G.Birliği'ni Ali Sami Yen'de 2-1 yenerek UEFA Avrupa Ligi kapısını iyice araladı.

EBRU KILIÇOĞLU: Avrupa bileti (SABAH)

Yoğun pazar mesaisi içinde belki de en 'iddiasız' maç bu. Ama yine de iki takım da tam anlamıyla rahat değil puan tablosunda. Galatasaray'ın derdi ucundan kıyısından bir Avrupa bileti yakalamak. Gençlerbirliği ise matematiksel açıkları kapatmak ve eğrisi doğrusunu denk gelip de aşağılara kaymamak derdinde.

Teyit olan diğer nokta; Arda ve Ayhan'ın bu takım için ne kadar önemli ayaklar olduğu... Ve son düdükle gelen 'garanti' puan tablosundaki 'dördüncülük' olunca, bu sezondan bir ders çıkacak mı acaba diye merak ediyor insan. Çünkü alınan puanlara ve Avrupa biletine rağmen bir gerçek kılavuz istemiyor: Galatasaray'ın 'isme servet dökmeye' veya 'ya tutarsa' mantığına değil eldeki kadroyu oynatabilecek bir hocaya ihtiyacı var. Bakalım, bu kez televizyona göre ev değil, eve göre televizyon seçmeyi becerecekler mi?'Kewell etkisi' 'savunma yap' 'gol at'
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #392 : 19. Mayıs 2009, 20:02:19 »
Hagi, UEFA finalinde benim yüzümden kırmızı kart gördü!



G.Saray ve Türk futbolunun efsane futbolcularından Hakan Şükür,2000'de kazandıkları UEFA Kupası'na giden yolda yaşadıklarını anlattı. Fatih Terim gibi çalışkan ve hırslı bir teknik adamın önderliğindeki ekibin oluşturduğu ruhla yola çıktıklarını belirten Şükür, "Finalde Hagi'yi ben attırdım." esprisi yaptı.

Tarih 17 Mayıs 2000... Yer: Kopenhag. UEFA Kupası'nı, finalde Arsenal'i yenerek kazanan Galatasaray, adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Türk futbol tarihinde bir ilke imza atan Sarı-Kırmızılılar, bu büyük başarısıyla adını bütün dünyaya duyurmayı başardı. Dört yıllık bir yapılanmanın ardından destansı bir başarıya imza atan Galatasaray, kupanın kazanılmasının 9. yılını çeşitli etkinliklerle kutluyor. NTV Spor, kupanın kahramanlarını bir araya getirirken, Sarı-Kırmızılı yönetim, önümüzdeki günlerde UEFA Kupası'nı kazanan kadroya şilt verecek. Biz de yarın İstanbul'da oynanacak final öncesi, 2000 yılında bu kupayı kaldıran Hakan Şükür'le zorlu süreci konuştuk.

O dönem attığı 11 golle UEFA Kupası'nın gol kralı da olan Şükür'ün anlattığı bir anekdot çok ilginçti. Hagi'nin final maçında kırmızı kart görmesinde kendisinin büyük payı bulunduğunu söyleyen Şükür, "Son dakikada kazandığımız frikik atışını kullanmak için Hagi hazırlık yapıyordu. Ancak ben kaleyi tutarsa gol olur diye düşündüm ve vurdum. Tabii o benim atmama hem şaşırdı hem de sinirlendi. O hareket onu çok gerdi. Uzatmaların ilk dakikalarında Adams'ın başlattığı ancak Hagi'nin sürdürdüğü pozisyonda kırmızı kart gördü." diyerek olayı esprili şekilde anlattı. Şükür sorularımıza samimi cevaplar verdi:

UEFA Kupası'na giden takım nasıl oluşturuldu?

Aslında kadronun temelleri Fatih Terim'in geldiği 1996 yılında atıldı. İlk başta kimsenin tasvip etmediği bir kadro oluşmuştu. Hatta son anda transfer edilen Hagi'ye bile inanılmaz eleştiriler yapılıyordu. Gelen bütün oyunculara ya amatör veya G.Saray'ın oyuncusu değil gözüyle bakılıyordu. Herkes böyle bir takımın kurulmasının çok büyük bir yönetim hatası olduğunu dile getiriyoru. Bazı maçlarda alınan kötü sonuçlar da zaman zaman bu tavrı ve düşünceyi doğruladı.

Peki bu zor süreci nasıl atlattınız?

Futbol çok farklı bir oyun. Uzun süreçli ve finalinin sonda olduğu bir oyun futbol. Müthiş seyirci potansiyelimizin yanında herkeste inanılmaz bir inanç ve hırs vardı. Bunlarla kamçılanan çok karakterli bir oyuncu grubu ortaya çıktı. Türk futboluna gelmiş, doğru düşünceyi uygulayan yabancı oyuncular vardı takımda. Fatih Terim gibi çalışkan ve hırslı bir teknik adamdı başımızdaki. İşte bu sürecin kötü zamanları çok daha tatlıydı. Mesela şikebahçe'ye Ali Sami Yen'de 4-0 kaybetmek o gün için kötüydü. Kötülerden çıkarılacak dersler vardır. Biz de o dersleri çok iyi çıkardık.

2000 ruhu bu dönemde mi oluştu?

2000 ruhu sadece 2000'e ait bir ruh değil. Gerçek ruh onun oluşumu. Futbolda yetenek olmazsa hiçbir şey olmaz. Ama yeteneğin yanına o hırsı, o ruhu sokabilirseniz çok anlamlı başarılar yakalarsınız. Maç geceleri 10-12 oyuncu grubu bir odada yatıyorduk. Maçla ilgili sohbetler ediyorduk. Sizinle beraber olmayan oyuncular varsa bile içsel olarak onlar da bundan etkileniyordu. Bu arkadaş grubunun, o ruhun oluşmasında çok büyük bir katkısı vardı. Futbolun gerçek temeli, beraber hareket etme duygusudur. Takım ruhu başarıyı getirir, onun dışındakiler ise maç veya günlük başarılar kazandırır.

Birçok oyuncu sakatlık nedir bilmiyordu...

Ne kadar iyi çalışırsanız sakatlanma riskiniz o kadar aza iner. Beraber hareket etmeyi öğrendiğimiz için sakatlanmayı da en aza indirdik. Birbiri için oynayan takım oluştu. O zaman saha içindeki yük eşit dağıldı. Herkesin çok koştuğu ve birbiri için koştuğu bir dönem ortaya çıktı. Ben hatırlamıyorum ki; o güne ait kadroda bir arkadaşım başka birine karşı sevgisizlik yaşasın. Kavgalar ve tartışmalar oldu ancak bunların içinden çıkan bir yapıda olduk hep.

BİZİ EN İYİ 'ZAFERE KAÇIŞ' FİLMİ ANLATIYOR

Ekonomik sıkıntı yaşadığınız dönemde nasıl bir motivasyon tarzınız vardı?

Böyle sıkıntı yaşadığınız zamanlarda motivasyon çıkışları bulmalısınız. Avrupa maçları oynarken çok takip ediliyorsunuz. Zafere Kaçış filmi vardı. Hani Pele, Ardiles gibi ünlü futbolcuların da rol aldığı. Şimdi bir yerde zor anlar yaşıyorsunuz. Bu zor anları aşmak için iyi oynamaya ve yeteneklerinizi güçle birleştirip ilgi uyandırmaya mecbursunuz. Biz de Zafere Kaçış filminde olduğu gibi birilerinin dikkatini çekmek için daha iyi oynamak zorunda hissediyorduk kendimizi. Bunun sonunda da birçok arkadaşımız daha iyi paralara Avrupa'ya gitti. Biz burada daha az paraya büyük başarılara imza attık.

Bugünkü Galatasaray ile o günkü Galatasaray arasında nasıl bir fark var?

Ben oynamadığım anlarda bile her an oynayacakmışım gibi hazır oldum. Oynadığım zaman hiç yadırganmadım. Bu dönemde baktığınızda birçok oyuncu sayabilirsiniz 'nasıl olsa oynamıyorum; gireceğim bir 10-15 dakikalık bölümü az çalışmayla işin üstesinden gelirim' diye düşünen. Hatta gücünü oyunun içine yaymaya çalışan. O günkü kadroya baktığımda ben hep şunu düşündüm ve gördüm: Birinci dakikadan itibaren gücünü, her şeyini sahaya veren, oynadıkça keyif alan, çok büyük mücadele veren ve çok büyük hedefleri olan bir takımdık. Ama bugünkü takım için aynı şeyleri söylemek mümkün değil.

Ben olmasam da UEFA'yı kazanırdık

Juventus'a transfer olsaydın Galatasaray, yine UEFA Kupası'nı alabilir miydi?

Benim olmamam çok fazla bir anlam ifade etmezdi. Belki yine kazanırdı Galatasaray kupayı. Ama takım için de önemli bir oyuncu olduğumu biliyordum. Sadece oynayan değil oynatan yapıda bir oyuncuydum. Bunu istatistiklere baktığınızda rahatlıkla görürsünüz. Arif, Okan ve Hagi çok gol attı. Ama ben kendi kendime oturduğumda çok önemli bir oyuncuyum diye hiç düşünmedim. Bugünden daha fazla çalışmam gerektiğini düşündüm.

Juventus transferi çok konuşuldu. Neler yaşandı bu transfer sırasında?

Juventus transferi o kadar üzerinde durulacak, o kadar anlatılacak bir transfer ki, onun hakkında kitaplar yazılabilir. Benim oradaki duruşum ve temsilim çok önemliydi. Ama maalesef medyanın anlatım biçimi sizin söylediğiniz gibi olmuyor. Ben onun çok acısını çektim. Kendi söylediklerimin dışında gösterildim hep. Mesela o transferde anlaşamamamın sebebi olarak yok 'Hakan ayakkabı bağına kadar istedi' denildi. Aşağı yukarı 3-4 yılda 10-12 milyon dolar kazanacak bir futbolcu bunların pazarlığını yapmaz.

Ya imzalarsın ya da Esnaider'i alırız

Neden gündeme getirdin?

O paraları kazanmak mı, bana ağır şeyleri yaşatan karşı kulüp yöneticisiyle çalışmak mı? Bu tip insanla beraber olmak istemedim. O gün bana bu tavırları yapan ve beni çok ucuza getirmeye çalışan o yöneticinin masasında Esnaider de vardı. Bana atacaksan at imzayı, yoksa Esnaider atacak demesi ve çeşitli farklı şeylerin de yaşanması beni bu transferden soğuttu. O gün benden gelecek para kulübüm için çok önemliydi. Ben kendi adıma çok başarılı bir transfer hikayesi yaşadım. O gün tavırlarına maruz kaldığım insan Moggi'ydi. Döndüm ve bu yaşadıklarımın mükafatını UEFA Kupası'nı kazanarak aldım.


www.zaman.com.tr
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #393 : 19. Mayıs 2009, 20:04:22 »
Kewell: Beklentilere cevap veremedik     
Galatasaray'ın Avustralyalı futbolcusu Harry Kewell, takım olarak bu sezon kendilerinden beklenenlere cevap veremediklerini söyledi.

Kewell, GSTV'ye yaptığı açıklamada, Galatasaray gibi büyük takımlarda beklentilerin her zaman çok fazla olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

''Sezonun geneline baktığımız zaman bunlara cevap veremedik. Ama hala Avrupa'ya gitmek için elimizde fırsatlar var. Teknik direktörlerin işi de bu tür takımlarda kolay değil. Yoğun beklentinin oluşturduğu bir baskı var. Bundan önceki hocamız Skibbe döneminde de bu böyleydi. Şimdi Bülent hoca için de bu böyle. Şu anda tek hedefimiz Avrupa'ya gitmek. Onu da yaparsak bu kötü günleri unutturacağımızı düşünüyorum.''

UEFA Kupası'nda Hamburg ile yaptıkları karşılaşmada stoper olarak görev almasının hatırlatılması üzerine, Kewell, şunları kaydetti:

''Doğrusunu söylemek gerekirse bir daha böyle bir yerde oynamayı düşünmem. Ama o zaman hocamızın, takımın böyle bir şeye ihtiyacı vardı. Stoper eksiğimiz vardı. Ben de elimi taşın altına koydum. Ama çok da hatalı oynadığımı düşünmüyorum. İyi oynadığımı düşünüyorum. Fakat ileride oynamam benim için daha iyi, bu şekilde takıma daha fazla katkı sağlıyorum.''

Galatasaray'a gelmeden önce büyük kulüplerden teklif aldığını anlatan Kewell, ''Ailemle bunu konuşup, İstanbul'un benim için iyi bir tercih olacağına karar verdik. Şu ana kadar da yanıldığımı düşünmüyorum. Ailemden uzakta olduğum için zor bir durum ama gelmeden önce bunu böyle kararlaştırmıştık. Bir birimizi çok özlüyoruz fakat 2 çocuğum okula gidiyor, eşimin de işi orada. O yüzden onların buraya gelmesi çok zor. Ama ben tamamen kendi işime konsantre olmuş durumdayım'' ifadesini kullandı.

Galatasaray taraftarıyla övgüyle söz eden Avustralyalı futbolcu, ''İddia ediyorum, bu taraftarı hiçbir yerde bulamazsınız. Özellikle ilk maçıma gelen eşim, benden çok taraftarı seyretti. Çünkü çok farklı bir atmosfer'' dedi.
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #394 : 19. Mayıs 2009, 20:34:31 »
"Denizlispor son haftaya girilirken kümede kalmayı garantileyebilir, o yüzden de Şiketaş daha avantajlı gözüküyor. Şiketaş'ın bir diğer avantajı da bir beraberliğe tahammülü var, averajda Sivasspor'dan iyi durumda."

Denizlispor son haftaya girilirken kümede kalmayı garantileyebilir, o yüzden de Şiketaş daha avantajlı gözüküyor. Şiketaş'ın bir diğer avantajı da bir beraberliğe tahammülü var, averajda Sivasspor'dan iyi durumda. Sivasspor'un beraberliğe tahammülü yok. Berabere kaldıkları anda Şiketaş işi bitiriyor.

Denizlispor son haftaya girilirken kümede kalmayı garantileyebilir, o yüzden de Şiketaş daha avantajlı gözüküyor. Şiketaş'ın bir diğer avantajı da bir beraberliğe tahammülü var, averajda Sivasspor'dan iyi durumda. Sivasspor'un beraberliğe tahammülü yok. Berabere kaldıkları anda Şiketaş işi bitiriyor.

Bütün bu göstergeler Şiketaş'ın lehine. Ama yine de Türkiye'deki futbolun oynanma düzeyi hakikaten vasatı aşamadığı için basit hatalar her şeyi değiştirebiliyor. O yüzden lig bitmeden bir şey bitmez."
KUPA FİNALİ
"Seyir zevki olarak beklediğimden güzel bir maç oldu. şikebahçe ve özellikle de Aziz Yıldırım için çok önemli bir maçtı. Şiketaş için o kadar önemli değildi. Şiketaş'ın çok önemli bir hedefi var. Lig şampiyonluğu ve buna da çok yaklaştılar.

şikebahçe için ise sezonun son maçı neredeyse bu maç; çünkü ligde herhangi bir iddiası kalmamış, Şampiyonlar Ligi'ne girme ihtimali yok. UEFA Kupası'na girmemesi de çok fazla mucizenin arka arkaya gelmesiyle mümkün olabilecek bir durumda.

şikebahçe'nin o kupaya şiddetle ihtiyacı var. Bunun da iki nedeni var. 1-) 1984 yılından bu yana sarı-lacivertliler o kupayı kazanamamış. 2-) şikebahçe'nin yaklaşan bir kongresi var.

Bu kongrede başkanlığa adaylığını koyması şiddetle beklenen Aziz Yıldırım sene başında taraftara ve kongreye 3 kupa sözü vermiş ve ikisinde hiçbir başarı elde edememiş. Sözünün bir tanesini yerine getirme şansı var, o da Türkiye Kupası final maçı. Yani şikebahçe için ölüm kalım, Şiketaş için de olsa da olur olmasa da olur maçı.

Bundan çok kısa bir süre önce bu iki takım ligde karşılaşmışlar ve şikebahçe maçı kazanmış. Bunları bir araya getirdiğin zaman dersin ki, 'bu maçın favorisi şikebahçe'... Ama bir baktık ki, daha takımlar sahaya çıkarken iki ekip de yedek kaleci ile sahada. Şiketaş'ın yedek kaleciyle oynamasının sebebi var, anlamı da var. Ona rağmen Rüştü ile çıktılar, sonra ısınırken sakatlandığı için kaleye Hakan geçti.

şikebahçe'nin ise yedek Volkan ile sahaya çıkmasının hiçbir mantığı yok. Ancak intihar etmek niyetinde olan bir hoca böyle bir değişiklik yapabilir. Aklıma şu geliyor: "Siz beni göndermeye karar verdiniz, iyi işte ben de böyle giderim." Böyle mi demek istedi Aragones bilemiyorum.

Maç aslında 4-1, o penaltı pozisyonu penaltı falan değil. Bu 4-1'lik tabela farkına rağmen aynı maç olsun ve kalecileri değiştirin. Hakan'ı bu kaleye, Volkan'ı diğer kaleye koyun maç nasıl biterdi bilemiyoruz. Belki de kupayı şikebahçe alırdı.

Oyunun geneline bakınca şikebahçe'nin 4-1 ezilecek kadar bir futbol farkı ile geride olduğunu düşünmüyorum. Sarı-lacivertlilerin de çok önemli pozisyonları vardı, kullanamadılar. Sahanın en iyi futbolcusu seçilen Bobo ise, golü attığı ana kadar bana sorarsan sahanın en kötü oyuncusuydu. Fakat o dakikadan itibaren de, bu haftaki lig maçı dahil, Şiketaş'ı kurtaran adamdı. Futbolun özü bir adamın içinde olduğu zaman, onun ne zaman patlayacağı belli olmuyor."

Galatasaray - şikebahçe – TRABZONSPOR
"Bana sorarsanız Bursaspor'a yazık oldu. Bence verilen faul ters bir faul. Önce Gökhan, Ömer'e faul yapıyor. O pozisyon da döndü gol oldu. Bu durum da Galatasaray'ı çok rahatlattı. Son haftalarda hakem hataları nedense büyükler lehine yoğunlaşmaya başladı.

Galatasaray'da Bület Korkmaz da seneye onunla devam etmemeleri için elinden geleni yapıyor. Geçen hafta her şey için 'benim takdirimdir' diyordu. Bu hafta Hasan Şaş ile Ümit Karan yine kadroda yok, kimin takdiri olduğu belli değil...

Sahaya çıkan onbirde yine Kewell yok. Bülent Korkmaz, Emre Güngör sakatlandığı zaman Semih Kaya'yı oyuna sokmaya hazırlanıyor; ama tribünler Kewell diye bağırmaya başlayınca Kewell'ı oyuna sokuyor. O Kewell, aynı Bobo gibi bir müddet topa vuramadı. Ondan sonra Galatasaray'ı ve maçı kurtaran adam oldu."

hıncal uluç www.sabah.com.tr
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #395 : 27. Mayıs 2009, 21:11:28 »
Kötüye gider

* F.Bahçe'de değişen bir şey olmaz. Yıldırım daha önce yaptıklarını az bulmuş, bire bir futbolun başına geçecekmiş
* Brezilyalılar, 'Bizim ölümüz burada oynar' havalarıyla paraları alıp gidiyorlar. En son transfer yapacağım ülke Brezilya
* Lucescu ve Daum'un Türkiye'de maaşlı adamları var herhalde. Ne zaman hoca lazım olsa adları geçiyor

_Fenerbahçe'de gözler genel kuruldaydı ve "Aday olmamalı, yıprandı" dediğiniz Yıldırım başkanlık yarışını büyük bir farkla kazandı.
Eksik söyledin. Ben ne dedim?

_Son görüşmemizde "İki aday arasında tercih yapmak gerekirse Aziz Yıldırım'a oy atardım" dediniz.
"şikebahçe Kongre Üyesi olsaydım, oyumu Aziz Yıldırım'a verirdim" dedim. Aziz Yıldırım'ın benim gibi bir muhalifi bile bu seçimde Aziz Yıldırım'a veriyorsa eğer 4 bin oy fark normal.

_ Bu fark, Yıldırım'a halen duyulan bir güvenin karşılığı mı aynı zamanda!
11 bin üyesi olan bir kulüpte 6 bin kişi gelip oy kullanıyorsa bu 'yarıya yarıya' demektir.

_Fenerbahçe'de gelecek yılın bütçesi 310 milyon lira olarak belirlendi. Yıldırım'ın ciddi vaatleri var. Ne kadarını gerçekleştirebilir?
Hiçbir şey olmaz. şikebahçe'de değişen bir şey olmaz. Daha da kötüye gider. Çünkü geçen hafta 90 Dakika'da Aziz Yıldırım'ı konuşurken, 'futbol dışındaki başarılarında' hepimiz ittifak ettik. Finansal başarılarda, futbol dışındaki sporlarda başarı elde etti. Çünkü bütün buralarda işi ehline bıraktı. Futbolu bilmediği halde kendi elinde tuttu. Onun için "Futbol bu durumda" dedik. Rıdvan Dilmen, Fuat Akdağ ve Haşmet Babaoğlu, Yıldırım'ın 'hafta içinde yaptığı konuşmalardan futbol konusunda artık geçmişte düştüğü hataya düşmeyeceği' anlamını çıkardıklarını söyledi. Ben sordum, altını çizerek. "Kazanırsa yine böyle mi yapacak" diye. "Hayır" dediler. "Söylediklerinden anladığımız kadarıyla, futbolda da artık İngiliz sistemini uygulayacak." Halbuki kongrede ne dedi: "Futbolu ben yöneteceğim, soyunma odasına bile gireceğim, bu işi en iyi ben biliyorum." Yani daha önceki yaptıklarını az bulmuş şimdi bire bir futbolun başına geçecekmiş. İşte o zaman bir Galatasaraylı olarak çok sevinirim ama bir futbolsever olarak fevkalade üzülürüm. Bu demektir ki 'şikebahçe seneye de düzelmeyecek.' Aragones'i 'hoca', Maldonado'yu, Josico'yu 'futbolcu' diye transfer eden, Deivid'le, Alex'le onunla bununla sözleşme uzatmayı marifet zanneden bir başkanla devam ediyorsan şikebahçe'nin futbolu ileri gitmeyecektir.

_Aslında Yıldırım'ın 'Brezilyalı oyuncuları oyuncuları gözden çıkardığı' şeklinde haberler çıkıyor. Alex, Deivid ve Carlos gönderilmeli mi?
Kaça mal olacak, sözleşmelerini iptal etmek. Babasından cebinden mi verecek bu paraları? İptal edecekse sözleşme imzalamak için niye uğraştı! Sözleşme haberlerini müjde gibi duyurdu şikebahçe camiasına. İmzalamayanları neredeyse hain ilan ettiler, aforoz ettirdiler, ıslıklattılar. Bu mudur şikebahçe? Kafadaki dağınıklığa bakar masın? 3 ay sözleşmeyi uzatmak için adamın peşinde koşacaksın sonra da iptal edeceksin. Ondan sonra da diyeceksin ki "Ben futboldan çok iyi anlarım". Anladığı buysa eğer Allah anlamayandan korusun şikebahçe'yi.

YANAL'I İSTEMEDİLER
_Brezilyalı futbolcularla ilgili düşünceniz nedir? Umursamaz bir yapıları varmış gibi görünüyor, hırslı oynadıkları maçlar çok az!..
Amerikalıların basketboldaki gayrı ciddiliği ve sömürü düzeni neyse Brezilyalıların futboldaki durumu da o. Avrupa'daki Brezilyalılara da bak, şikayetçi olunmayan oyuncu çok az. Amerikalı basketbolcular geliyorlar 10, 15 ayrı kulüpte oynuyor, Avrupa'yı soyuyorlar. Brezilyalılar da 'Bizim ölümüz buralarda oynar' havalarında paraları alıp gidiyorlar. Ben olsam en son transfer yapacağım ülke Brezilya'dır.

_Trabzonspor, Ersun Yanal'ın ayrılmasının ardından 4'te 4 yaptı. Sorun Yanal'da mıydı?
Olabilecek en kötü ihtimalden başlayalım; Ersun Yanal varken demek ki oynamayan futbolcular vardı. Bu kadar fark etmez. Demek ki Yanal gitsin istiyordu bazı futbolcular.

_Lucescu'nun UEFA Kupası'nı kazanmasının ardından Türkiye'deki popülaritesi biraz daha arttı. Galatasaray, Rumen hocaya teklifte bulundu. Ben bunu değil de Canaydın'ın tercihini sormak istiyorum. 2001-02 sezonundaki şampiyonluğun ardından Lucescu gönderilmese Galatasaray bugün farklı bir noktada olabilir miydi?
Hiçbir şey olmazdı. Lucescu iyi hoca değil. İyi hoca olsa zaten yıllar yılı Ukrayna'da oturmaz. İtalya'da olur, İngiltere'de olur, Almanya'da olur, İspanya'da olur. Her tarafta hoca kıtlığı var. İspanya Milli Takımı, Şiketaş'ın kovduğu Del Bosque'yi getiriyor. İspanya Milli Takımı'nın hocası Aragones, şikebahçe'de kovulmaktan beter olmuş. Yani Avrupa'daki hocaların durumları meydanda hâlâ 'Lucescu'ya gel' diyen bizden başka kimse yok. Bu Lucescu ile Daum'un, Türkiye'de maaşlı adamları var herhalde! Kokainci Daum ile Türkiye'ye hakaret eden Lucescu, Türkiye'de hangi takımın antrenöre ihtiyacı olsa adları geçiyor. 'Ya Daum gelecek ya Lucescu gelecek.' Başka hoca yok dünyada. Böyle bir şey olur mu? Bu kadar spor servisi müdürü var, 'Yetti bu Daum, Lucescu haberleri' demiyor mu? Burada bir menajer tezgahı açık. Arkadaşlarım alınmasınlar. Bu menajerler ya kıyak olarak yazdırıyorlar bu haberleri ya da bir karşılık veriyorlar. şikebahçe'ye hoca lazım; Lucescu-Daum, Şiketaş'a hoca lazım; Lucescu-Daum. Çatladıkapıspor'a hoca lazım; Lucescu-Daum. Milli Takım'a hoca lazım; Lucescu-Daum. Zannedersin bulunmaz Hint kumaşı bunlar. İkisi de sabıkalı bu ülkede üstelik. Türkiye'ye hakaret etmiş bir adamı savunuyor arkadaşım, utanmadan. Burası 'Hitler'in, Almanya'sına döndü' deseydi bir Alman onu savunacak adam olur muydu dünyada! Aforoz ederlerdi, hocalık yaptırmazlardı. Ben Türkiye'yi Çavuşesku'nun Romanya'sına benzeten adamı baş tacı yapıyorum. Bir takım insanlar hiç sıkılmadan ondan, "Dostum, arkadaşım" diye bahsediyorlar. Yemek yemek için peşinde koşuyorlar, çırpınıyorlar. O da hava atıyor 'Bütün Galatasaray benim peşimde' diye.
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #396 : 27. Mayıs 2009, 21:15:51 »
bir üstteki yazıya eklemeyi unutmuşum. www.sabah.com.tr hıncal uluç un yazısı
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek

LikesCimbom

  • Başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter ..
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ara 2008
  • İleti: 1164
  • Yaş: 120
  • Yer: İstanbul
  • SEMİH KAYA !! ..Bekliyoruz Aslanım...
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #397 : 30. Mayıs 2009, 18:42:09 »
 beyni örümcek bağlamış ... herif...
Bir zamanlar  Ali Sami Yen;

http://www.youtube.com/watch?v=fxJoUcxYBjo

kafkas42

  • Söz Konusu GALATASARAY İse Gerisi Teferruattır!
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 1583
  • Yaş: 45
  • Yer: KONYA
  • ultrAslan
    • GALATASARAY
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #398 : 04. Haziran 2009, 00:48:11 »
Hagi, UEFA finalinde benim yüzümden kırmızı kart gördü!



G.Saray ve Türk futbolunun efsane futbolcularından Hakan Şükür,2000'de kazandıkları UEFA Kupası'na giden yolda yaşadıklarını anlattı. Fatih Terim gibi çalışkan ve hırslı bir teknik adamın önderliğindeki ekibin oluşturduğu ruhla yola çıktıklarını belirten Şükür, "Finalde Hagi'yi ben attırdım." esprisi yaptı.

Tarih 17 Mayıs 2000... Yer: Kopenhag. UEFA Kupası'nı, finalde Arsenal'i yenerek kazanan Galatasaray, adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Türk futbol tarihinde bir ilke imza atan Sarı-Kırmızılılar, bu büyük başarısıyla adını bütün dünyaya duyurmayı başardı. Dört yıllık bir yapılanmanın ardından destansı bir başarıya imza atan Galatasaray, kupanın kazanılmasının 9. yılını çeşitli etkinliklerle kutluyor. NTV Spor, kupanın kahramanlarını bir araya getirirken, Sarı-Kırmızılı yönetim, önümüzdeki günlerde UEFA Kupası'nı kazanan kadroya şilt verecek. Biz de yarın İstanbul'da oynanacak final öncesi, 2000 yılında bu kupayı kaldıran Hakan Şükür'le zorlu süreci konuştuk.

O dönem attığı 11 golle UEFA Kupası'nın gol kralı da olan Şükür'ün anlattığı bir anekdot çok ilginçti. Hagi'nin final maçında kırmızı kart görmesinde kendisinin büyük payı bulunduğunu söyleyen Şükür, "Son dakikada kazandığımız frikik atışını kullanmak için Hagi hazırlık yapıyordu. Ancak ben kaleyi tutarsa gol olur diye düşündüm ve vurdum. Tabii o benim atmama hem şaşırdı hem de sinirlendi. O hareket onu çok gerdi. Uzatmaların ilk dakikalarında Adams'ın başlattığı ancak Hagi'nin sürdürdüğü pozisyonda kırmızı kart gördü." diyerek olayı esprili şekilde anlattı. Şükür sorularımıza samimi cevaplar verdi:

UEFA Kupası'na giden takım nasıl oluşturuldu?

Aslında kadronun temelleri Fatih Terim'in geldiği 1996 yılında atıldı. İlk başta kimsenin tasvip etmediği bir kadro oluşmuştu. Hatta son anda transfer edilen Hagi'ye bile inanılmaz eleştiriler yapılıyordu. Gelen bütün oyunculara ya amatör veya G.Saray'ın oyuncusu değil gözüyle bakılıyordu. Herkes böyle bir takımın kurulmasının çok büyük bir yönetim hatası olduğunu dile getiriyoru. Bazı maçlarda alınan kötü sonuçlar da zaman zaman bu tavrı ve düşünceyi doğruladı.

Peki bu zor süreci nasıl atlattınız?

Futbol çok farklı bir oyun. Uzun süreçli ve finalinin sonda olduğu bir oyun futbol. Müthiş seyirci potansiyelimizin yanında herkeste inanılmaz bir inanç ve hırs vardı. Bunlarla kamçılanan çok karakterli bir oyuncu grubu ortaya çıktı. Türk futboluna gelmiş, doğru düşünceyi uygulayan yabancı oyuncular vardı takımda. Fatih Terim gibi çalışkan ve hırslı bir teknik adamdı başımızdaki. İşte bu sürecin kötü zamanları çok daha tatlıydı. Mesela febe'ye Ali Sami Yen'de 4-0 kaybetmek o gün için kötüydü. Kötülerden çıkarılacak dersler vardır. Biz de o dersleri çok iyi çıkardık.

2000 ruhu bu dönemde mi oluştu?

2000 ruhu sadece 2000'e ait bir ruh değil. Gerçek ruh onun oluşumu. Futbolda yetenek olmazsa hiçbir şey olmaz. Ama yeteneğin yanına o hırsı, o ruhu sokabilirseniz çok anlamlı başarılar yakalarsınız. Maç geceleri 10-12 oyuncu grubu bir odada yatıyorduk. Maçla ilgili sohbetler ediyorduk. Sizinle beraber olmayan oyuncular varsa bile içsel olarak onlar da bundan etkileniyordu. Bu arkadaş grubunun, o ruhun oluşmasında çok büyük bir katkısı vardı. Futbolun gerçek temeli, beraber hareket etme duygusudur. Takım ruhu başarıyı getirir, onun dışındakiler ise maç veya günlük başarılar kazandırır.

Birçok oyuncu sakatlık nedir bilmiyordu...

Ne kadar iyi çalışırsanız sakatlanma riskiniz o kadar aza iner. Beraber hareket etmeyi öğrendiğimiz için sakatlanmayı da en aza indirdik. Birbiri için oynayan takım oluştu. O zaman saha içindeki yük eşit dağıldı. Herkesin çok koştuğu ve birbiri için koştuğu bir dönem ortaya çıktı. Ben hatırlamıyorum ki; o güne ait kadroda bir arkadaşım başka birine karşı sevgisizlik yaşasın. Kavgalar ve tartışmalar oldu ancak bunların içinden çıkan bir yapıda olduk hep.

BİZİ EN İYİ 'ZAFERE KAÇIŞ' FİLMİ ANLATIYOR

Ekonomik sıkıntı yaşadığınız dönemde nasıl bir motivasyon tarzınız vardı?

Böyle sıkıntı yaşadığınız zamanlarda motivasyon çıkışları bulmalısınız. Avrupa maçları oynarken çok takip ediliyorsunuz. Zafere Kaçış filmi vardı. Hani Pele, Ardiles gibi ünlü futbolcuların da rol aldığı. Şimdi bir yerde zor anlar yaşıyorsunuz. Bu zor anları aşmak için iyi oynamaya ve yeteneklerinizi güçle birleştirip ilgi uyandırmaya mecbursunuz. Biz de Zafere Kaçış filminde olduğu gibi birilerinin dikkatini çekmek için daha iyi oynamak zorunda hissediyorduk kendimizi. Bunun sonunda da birçok arkadaşımız daha iyi paralara Avrupa'ya gitti. Biz burada daha az paraya büyük başarılara imza attık.

Bugünkü Galatasaray ile o günkü Galatasaray arasında nasıl bir fark var?

Ben oynamadığım anlarda bile her an oynayacakmışım gibi hazır oldum. Oynadığım zaman hiç yadırganmadım. Bu dönemde baktığınızda birçok oyuncu sayabilirsiniz 'nasıl olsa oynamıyorum; gireceğim bir 10-15 dakikalık bölümü az çalışmayla işin üstesinden gelirim' diye düşünen. Hatta gücünü oyunun içine yaymaya çalışan. O günkü kadroya baktığımda ben hep şunu düşündüm ve gördüm: Birinci dakikadan itibaren gücünü, her şeyini sahaya veren, oynadıkça keyif alan, çok büyük mücadele veren ve çok büyük hedefleri olan bir takımdık. Ama bugünkü takım için aynı şeyleri söylemek mümkün değil.

Ben olmasam da UEFA'yı kazanırdık

Juventus'a transfer olsaydın Galatasaray, yine UEFA Kupası'nı alabilir miydi?

Benim olmamam çok fazla bir anlam ifade etmezdi. Belki yine kazanırdı Galatasaray kupayı. Ama takım için de önemli bir oyuncu olduğumu biliyordum. Sadece oynayan değil oynatan yapıda bir oyuncuydum. Bunu istatistiklere baktığınızda rahatlıkla görürsünüz. Arif, Okan ve Hagi çok gol attı. Ama ben kendi kendime oturduğumda çok önemli bir oyuncuyum diye hiç düşünmedim. Bugünden daha fazla çalışmam gerektiğini düşündüm.

Juventus transferi çok konuşuldu. Neler yaşandı bu transfer sırasında?

Juventus transferi o kadar üzerinde durulacak, o kadar anlatılacak bir transfer ki, onun hakkında kitaplar yazılabilir. Benim oradaki duruşum ve temsilim çok önemliydi. Ama maalesef medyanın anlatım biçimi sizin söylediğiniz gibi olmuyor. Ben onun çok acısını çektim. Kendi söylediklerimin dışında gösterildim hep. Mesela o transferde anlaşamamamın sebebi olarak yok 'Hakan ayakkabı bağına kadar istedi' denildi. Aşağı yukarı 3-4 yılda 10-12 milyon dolar kazanacak bir futbolcu bunların pazarlığını yapmaz.

Ya imzalarsın ya da Esnaider'i alırız

Neden gündeme getirdin?

O paraları kazanmak mı, bana ağır şeyleri yaşatan karşı kulüp yöneticisiyle çalışmak mı? Bu tip insanla beraber olmak istemedim. O gün bana bu tavırları yapan ve beni çok ucuza getirmeye çalışan o yöneticinin masasında Esnaider de vardı. Bana atacaksan at imzayı, yoksa Esnaider atacak demesi ve çeşitli farklı şeylerin de yaşanması beni bu transferden soğuttu. O gün benden gelecek para kulübüm için çok önemliydi. Ben kendi adıma çok başarılı bir transfer hikayesi yaşadım. O gün tavırlarına maruz kaldığım insan Moggi'ydi. Döndüm ve bu yaşadıklarımın mükafatını UEFA Kupası'nı kazanarak aldım.


www.zaman.com.tr
bu yazı güzel olmuş  :iyi:


raskolnikov

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: May 2009
  • İleti: 590
  • Yaş: 43
  • Yer: ankara
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #399 : 08. Haziran 2009, 14:49:32 »
Rijkaard, G.Saray’da ne yapar? 
Oyuncu Rijkaard’ı doya doya seyretmiş şanslı futbolseverler içindeyim. Çok farklı pozisyonlarda (stoperde, sağ bekte, orta sahada) oynadı. Sacchi’nin Milan’ının efsanevi kadrosunda merkez oyuncu olarak harikaydı, kariyerini Ajax’ın savunmasının göbeğinde Ş.Ligi kupasını kaldırarak klas bir biçimde bitirdi. Bu multi-pozisyon özelliğinin teknik adamlığında da ona avantaj sağladığı çok açık. 
Antrenörlüğe geçişte bir başka avantajı da, sahadaki lider vasıfları idi. Hollanda Futbol Federasyonu ona 36 yaşında milli takımı teslim ettiğinde sene 1998’di. Henüz hiçbir büyük milli takım, bırakın onun jenerasyonunu, bir önceki nesile bile bu görevi vermemişti. Euro 2000’de İngiltere’nin başında Keegan (50), Almanya’da Ribbeck (63), İtalya’da Zoff (58), Fransa’da Lemerre (59) vardı. Hatta o turnuvada Almanya forması giyen Mattheus, Rijkaard’dan tam 18 ay büyüktü!
Rijkaard’ın takımı, 4 maçta 4 galibiyetle, 13 gol atarak geldiği yarı finalde İtalya’ya belki de tüm zamanların en şanssız biçimiyle elendi. 2’si normal sürede olmak üzere kullandıkları 6 penaltının 5’ini kaçırarak veda ettiler şampiyonaya... Onun Euro 2000’de gösterdiği bu başarı, Klinsmann, van Basten, Stoichkov ve Hagi gibilerinin ulusal takım direksiyonuna geçmelerine öncülük etti.
Rijkaard’ın bu turnuvadan sonra 1 yıl bekleyip, Sparta Rotterdam gibi sıradan bir takımda çalışması ve oradan da kovulması garipsenebilir; ama Rijkaard futbolculuğunda da son derece asi ve yalnız aldı kararlarını... Ajax’ta her şey harika giderken hocası Cruyff’a kızdı, idman sahasını terk etti ve bir daha takıma dönmedi. Böylesine büyük bir oyuncunun başarısız Lizbon ve Zaragoza maceralarının olmasının nedeni de bu, asiliği...
 
Barcelona dönemi
Aslında bu hikaye, başka bir iddiayı da çürütür nitelikte: Barcelona’nın 2004-2008 takımının Rijkaard tarafından değil, Cruyff eliyle yönetildiği iddia edilir kapalı kapılar ardında. Birincisi, bizim izlediğimiz Rijkaard, boyunduruk altında yaşamaya müsait değildi. İkincisi de, Rijkaard’dan önce “0” kupayla kapatılan 5 yılda da Barcelona pekâlâ Cruyff’tan yardım alabilirdi.
Valdes- Reiziger, Puyol, Oleguer, Bronckhorst- Xavi, Cocu, Davids, Overmars- Ronaldinho, Saviola... Bu kadro, Rijkaard’in Barcelona’daki ilk yılının son günlerinde, deplasmanda R.Madrid’i 2-1 mağlup eden on biri... Feci geçen ve bir ara küme düşme hattına yaklaşılan ilk devrenin ardından da üst üste namağlup bitirilen 16’ncı maç... Bu müsabaka oynandığı sırada muhtemelen Messi, diğer altyapı oyuncularıyla (ve Pique’yle) birlikte tribünde ağabeylerini izliyor. 19’luk Iniesta, A takımdaki ilk yılında yorulan Ronaldinho’nun yerine birkaç kez oyuna girmiş. Valdes’in birinci kaleci olarak ilk yılı ve Barcelona’yı yakmaya o sezon başlamış. Sağ bekte 31’lik Reiziger, göbekte Katalan filozof/vasat bek Oleguer var. Yani Rijkaard, Guardiola kadar şanslı değil; onun eline D.Alves, Abidal, Eto’o, Henry gibi oyuncular teslim edilmemiş.           
Bu durumda Rijkaard’ın 2004-2008 yılları arasında 2 La Liga, 2 Süper Kupa, 1 de Ş.Ligi kazanan ekibinin zaten çok iyi oyunculardan oluştuğunu ve başında kim olursa olsun bu zaferlere ulaşacağını söylemek de biraz adaletsiz olur.
Zaafları
Rijkaard’ın teknik adamlığında benimsediği futbol anlayışı, “kazanırken eğlenmeyi de unutmayan bir oyun” olarak tanımlanabilir. Yediğinden daha fazlasını atmayı hedefleyen, işin kötü gittiği anlarda bile pozitif futboldan uzaklaşmayan bir tarz... Bugün dünya futbolunda çok yaygın olan 4-3-3’ün de sıkı savunucularından biri, ki 2004’lerde Mourinho’nun Chelsea’siyle beraber başlattıkları bu rüzgar hâlâ her iki takımda bozulmadan uygulanıyor. Yeni sezonda G.Saray’da Kewell-Baros-Arda öndeki üçlüyü oluşturabilir, hatta Rijkaard iyi alternatifler transfer edemezse Aydın ve Alpaslan’a da kanat hücumcusu olarak şans verebilir.
*   *   *
Rijkaard’ın Barcelona’daki son iki sezonunda onu geriye götüren ve ayrılıkla sonuçlanan süreçteyse eksikliği, disiplin zafiyeti oldu. Şu anda Palmeiras forması giyen Edmilson, takım içinde (Ronaldinho ve Deco gibi) bazı oyunculara tolerans tanındığını ifşa edince düzen bozuldu. Bu durum, G.Saray’daki Skibbe-Lincoln ilişkisini ve yerli oyuncuların isyanını da feci biçimde anımsatıyor! Rijkaard’ın yeni sezonda yanında makul bir yerli yardımcıya ihtiyacı olduğu apaçık ortada...
Son tahlilde şunu söylemekte sanırım bir sakınca yok: “G.Saray’ın Rijkaard için şans olduğundan çok; Rijkaard, G.Saray için şanstır” ... Hollandalı da G.Saray gibi Avrupa kupalarında başarıya aç. Ama Ş.Ligi ve La Liga şampiyonlukları içeren CV’si G.Saray’ın biraz üstünde. Eğer G.Saray yönetimi Skibbe’ye yaptığı gibi bir “yönetişim”  diretmesi içine girer, Kasım’da hocanın yardımcısını göndermeye kalkar, Aralık’ta görev tanımı belli olmayan bir başkan danışmanı getirirse, Rijkaard’dan da verim alamaz. Ama doğru bir planlama ile 3-4 yıl içinde Rijkaard, hem G.Saray’ı hem de kendi kariyerini tepeye çıkarıp, İstanbul’dan omuzlarda ayrılıp, Milan’ın/Chelsea’nin yolunu tutabilir.
 
www.milliyet.com.tr uğur meleke
şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek