hıncal uluçun bir yazısını ilk defa okudum doğru yazmış hiç sevmem kendinisi ama adam haklı barış ayhan sarpa kazma diyor yazısında
Hıncal Uluç, Fotomaç'taki "İlk defa alkışladım" başlıklı söyleşisinde G.Saray'ın Eskişehir karşısındaki oyununu değerlendirdi...
"G.Antep'e 3-2 yenilip ardından Eskişehir'i 4-2 ile geçen Cim Bom için; "İlk defa Gaziantep maçında sahaya çıkardığı takımı gördüm alkışladım Hagi'yi... Hagi işlerin yürümediğini gördü ve kazmaları kesip, orta sahaya Sabri, Neill ve Culio'yu koydu. Bu düşünce 2 maçta 6 gol getirmişse alkışlamak lazım. Hagi'nin yaptığı aslında futbol dersi de değil, hayat......" deyip çarpıcı tespitlerde bulundu...
İşte o söyleşi
Bursa ve Gaziantep'e yenilen Galatasaray, Eskişehir'i 4-2 mağlup ederek moral buldu, özellikle ilk yarı ortaya koyduğu futbol da beğenildi. Galatasaray'daki değişimi neye bağlıyorsunuz?
İki maçı beraber gözlemlemek lazım. Bir kupa maçında deplasmanda 3-2 mağlup olmak bir avantaj. Galatasaray bir Avrupa takımı ile çeyrek final oynasa, deplasmanda 3-2 kaybetse İstanbul'da alkışlarla karşılanır.
3-2 skor olarak iyi... Eskişehirspor gibi bir takıma 4 gol atmak da güzel bir şey...
Ama skorun ötesinde Galatasaray'ın alkışlanacak yanı ki geçen gelişi dahil ilk defa alkışlıyorum Hagi'yi; ilk defa araştırmacı bir kimlikle çıktı. Eldeki mevcut düzenin yürümediğini gördü. 'Bu gidişte ısrar etmeye gerek yok. Ben başka bir şeyler yapmalıyım' dedi.
Gaziantep maçında sahaya çıkan takım ve oynanan futbol bu araştırmanın sonucu... Gerçi Hagi'yi bu araştırmaya zorlayan sebepler de var; cezalar, sakatlıklar...
Ama ilk defa Galatasaray orta sahasında, benim üç senedir ısrarla eleştirdiğim Barış ve Mustafa Sarp'ı oynatmadı, Ayhan da cezalıydı.
Medyanın 'ön libero' dediği benim 'kazma' dediğim, sadece top kesen ve kestikleri topu hücuma değil, yana ve geriye veren oyuncuları oynatmadı. Çünkü topu yana ve geriye verdiğin zaman kaybetme derdin yok.
Kaybetmediğin zaman da isabetli oluyorsun. Tüm maçların istatistiklerini tutuluyor ya!.. Ayhan, Türkiye'nin en isabetli pas veren orta sahası!..
Topu rakibe vermemek, olumlu pas vermek değil. Ben bu yaşımla çıkayım, Galatasaray'da oynayayım, bir tane top kaptırmam. Nasıl olsa bir metre yanımda birisi vardır, ona veririm gelen topu. Bu benim fevkalade olumlu, iyi oynadığımı göstermez. Ama istatistiklere bakarsan Ayhan 460 olumlu pas yapmış. 10 bin tane yapsın.
Olumlu pas, hücum başlatan pas, gol pasıdır. Hele rakip savunmanın arkasına bir gol pası attığı zaman, asist olabilecek ya da bir ara pası attığın zaman bu top yüzde 80 ihtimalle akıllı bir savunmaya takılır. Ama yüzde 20 ihtimalle de senin arkadaşın kaleci ile karşı karşıya kalır. İyi futbolcu o yüzde 20 ihtimal için oynar. Ayağını iyi kontrol ediyorsa da o yüzde 20 ihtimal, yüzde 40'a, yüzde 60'a, yüzde 80'e çıkar.
24 GOL ATMIŞ, 25 GOL YEMİŞ
Cevad Prekazi'yi Cevad Prekazi yapan odur. Messi'yi Messi yapan odur. Ama bizimkiler bunu düşünmüyorlar.
Çünkü atamayacaklarını, yeteneklerini biliyorlar.
Öyle maçlar oluyordu ki televizyon başında yüksek sesle sayıyordum, arkadaşlar duysun diye, top 14. defa Galatasaraylı oyuncuların ayağında dolaşıyordu ama daha santrayı geçmemişler! Bunların hepsi istatistiğe 'olumlu pas' diye geçiyor ve bu yan yan koşular da 'koşu' diye geçiyor. '6 bin metre koşmuş.' Vay anasını...
Koşmuş ama nereye koşmuş. Sağ bekten sol beke, sol bekten sağ beke koşmuş! Topu bir metre ileriye götürmemişler, geriye koşmuş, kaleciye vermiş, santradan almış, stopere vermiş yeniden... Bu nasıl oyun?
Şimdi Eskişehir maçında; Galatasaray'ı öne çıkaran unsur, Hagi'nin kurduğu orta saha... Sabri, Neill ve Culio...
Gaziantep maçı 3-2 bitince bizim tabelacılar kıyameti kopardılar. 'Neill'den orta saha oyuncusu olur mu; o adamın yeri stoper.' Biz geçen sene Rijkaard'ın zamanında kaç defa, "Galatasaray'ın sıkıntısı orta saha... Orta sahadan top çıkaramıyor.
Sen bu Neill'i çok iyi top kullanır diye transfer etmedin mi? Galatasaray'da bu kadar stoper var. Gökhan var, Emre Güngör var, Servet var, Emre Aşık var. Neill'i ortada kullan. O çıkarsın topu" demedik mi!.. Rijkaard teşebbüs dahi etmedi.
Ama Hagi baktı ki bu takım yürümüyor, 'Dışarıdan adam alacak halim yok, mevcut kadro içinde bir araştırma yapmam lazım' deyip orta sahaya Neill'i getirdi, sağına ve soluna da topu ileriye oynayan Sabri ve Culio'yu yerleştirdi. Üç ileriye oynayan adamla Galatasaray, arka arkaya iki zorlu maç oynadı, 6 gol attı. Haftalardır gol atamayan Galatasaray 3 gün arayla, 6 gol attı.
Bu demek ki düşündü ve buldu.
Savunmadaki zaaf devam etmiyor mu; ediyor. Ama Galatasaray'ın asıl sorunu gol atamamak. Galatasaray 25 gol yemiş, savunması zaten iyi değil. Ama esas sıkıntı gol atamaması... 20 maçta, 24 gol atmış. Yediğinden az atmış. Sıkıntısı atamamak... 'Nasılsa yiyorum.
Benim atmam lazım' düşüncesini alkışlamak lazım. Bu düşünce iki maçta 6 gol getirmişse eğer...
İlk defa Gaziantep maçında sahaya çıkardığı takımı gördüm alkışladım Hagi'yi... Eskişehir maçında da bu düşüncesinde kararlı ve ısrarlı olmasını da ikinci kez alkışladım.
Çünkü medyanın lafı ile değişiklikler yapıldığını biliyorum.
Bu hafta Schuster'in Ernst ile Fernandes'i tercih etmesi, Guti'nin olmadığı bir hafta Quaresma'yı değil de Hilbert'i oynatması bana sorarsan medya baskısı...
Hagi 'Benim kaybedecek bir şeyim yok' deyip aramaya başlamış. O zaman doğruyu bulma şansın yüksek. Hagi'nin yaptığı bir futbol dersi de değil aslında bir hayat dersi...
-Belki daha önceden bu değişiklikleri veya denemeleri yapsa Galatasaray daha iyi bir yerde olabilirdi.
Yine de bu noktaya gelmiş olması iyi. Yaptığı bu değişikliklerden sonra da kaybetseydi Galatasaray; kimse 'Galatasaray kaybediyordu, yine kaybetti' demezdi. Hagi'nin kellesini isteyenler artardı. 'Bu adam saçmalıyor' diye...