"Bir Manchester Maçı | MANCHESTER U."
Galatasaray uzun bir aradan sonra yuvasına geri dönüyor..
Rakip Manchester United..
Günler, haftalar öncesinden maçın moduna girip, maçın saatini bekliyorum.
Zaman geçmiyor, merak ve özlem ise artıyor.
.
En sonunda o gün geliyor, o saat çatıyor.. 21:45
Evimizde D-Smart yok, Muhteşem Yüzyıl izlensin diye bir kafeye gidip izleyeceğim..
Maçtan önce TT yapıp, destek verdiklerini söyleyenler yani bu ligin en farklı mağlubiyetini alan takım ile rakibimizin tavşan (6-2) yaptığı taraftarlar konuşuyor..
En sonunda maç başlıyor! Daha ilk dakika da tırnaklarımı yemeye başlıyorum.
Umut Bulut prese başlayınca, "sabaha kadar koşar, ben görmedim ama 4 tane ciğeri var" gibi yorumlarım oluyor.
Henüz maçın başında Umut Bulut yere düşüyor ve herkes ayağa kalkıyor! Hakem ise penaltıyı göstermek yerine oyna diyor.
Ben ise burayı geçmek istiyorum, küfürler küfürler. Hatta çoğunun çok yaratıcı olduğunu söyleyelim..
Defans bildiğimiz defans gibi başlamıyor! Haklı olarak çünkü karşılarında Scholes denen adamı aylık oynayıp eve geldiği zaman izliyordu. Nani denen adamı Playstation'da görüyordu.
Ver- Kaç olayına giriyorlar, iki futbolcu paslaşırken, üçüncü futbolcu boşalan alana koşuyor ve al sana pozisyon. "Üçüncüye pozisyon değil b*k yemek düşer" diye atar yapasım geliyor ama..
Carrick golü atıyor.
Gol yedik üzgünüm ama Muslera ya kırmızı kart görseydi? Aman o Akasya Durağı'ndan bile daha korkunç senaryo diyorum.
Neyse diyorum. Aklıma 1993 senesi ve Fatih Terim'in takımı olan Euro 2008 geliyor.
Pozisyonlar oluşurken Umut Bulut pres yapamadığı görüyorum ve bunu ilk defa görüyorum. Dakika 597646 olmadı henüz, Umut neden koşmasın?
Korktuğum şeyin gerçekleştiğini anlıyorum ve Umut Bulut sakatlandı.
Hem gol, hem Umut Bulut.. sen mi şanslısın Manchester yoksa biz de mi var bir şey?
Ciddi bir şey yoktur temennisi ile Golmander'i alkışlıyoruz hepimiz.
Maç bundan sonra olaylar, olaylar.
Direkten dönen toplarımız oluyor. Ne direkmiş arkadaş, Kadıköy'den beri kurtulamadık şu direklerden.
Wolfgang Stark diye dolaşan bir herif var, maçı en güzel yerden izliyor.
Vermesi gereken penaltıyı vermiyor, vermemesi gereken penaltıyı veriyor. Tabi hakem sonuçta, malesef hakem.
Topun başına Nani geçiyor, Robben tavrı hareketi ile..
Fake atıyor ama karşısında Muslera var. Bu hareketleri yer mi? Heeyt fakelerin kralı onda.
Lapps! Çıkarıyor topu.
Maçın "kırılma anı olur mu lan?" diye düşünmeden edemiyorum. "Her yerinden öpüyorum Muslera" demiş bile olabilirim Ertem Şener misali.
Sonra.. Gol gelmiyor, top bir türlü o kaleye girmiyor.
Benim olduğum tüm kafe maçın ardından alkışlıyor takımı! Hemen bir flash back yapıyorum "Kaybettiğin de alkışlanacak takım" aklıma geliyor.
Çatır çatır oynadık arkadaş! Kaybettik ama oynayarak kaybettik ki bu korkak galibiyetten daha güzel bir şey!
1-0 hiç önemli değil, takım o kadar güzel sinyaller veriyor ki. Takımın başında Fatih Terim, kadroda bu güzel insanlar ve tabi bunun İstanbul'u da olunca oh "benim sülalem rahat" havalarına bile girdim.
Eve geldiğimde ise bazı yorumlar görüyorum.
Şampiyonlar Ligi'nde en farklı mağlubiyeti alan takımın taraftarları "Manchester yendi" diye gönderme yapma peşinde..
10 kişi ile savunma yapan Manchester'in tavşan yapıp 6-2 yendiği takımın taraftarları ise PAF takımı 3-0 yenmelerinden gazı alıp konuşuyor..
Gülüyorum ve bir şey demek istemiyorum onlara.. Kuzey Güney heyecanlı bir bölüm olmadıysa demek ki..
Ben bu Galatasaray'ı izlediğim için şanslıyım ama Galatasaray'lı olarak izleyebildiğim için daha şanslıyım.
Yenilmemize rağmen bu düşünce ve yorumlarıma etki eden güzel insanlara teşekkürler.
NOT : Galatasaray deplasmana değil, olması gereken yere Şampiyonlar Ligi'ne gitmiştir. Taraftarlarımız göstermiştir ki Manchester bile bizim için deplasman değildir. Onlara da TEŞEKKÜRLER
Galatasaray Gazetesi - Tuna Yüksel
Gercekten harika yorumlamışsin