Morgan De Sanctis Galatasaray TV'ye Konuştu
Kalecimiz Morgan De Sanctıs, Galatasaray TV’de yayınlanan Kaleydoskop programına konuk olarak özel açıklamalarda bulundu.
De Sanctis, İstanbul’a alışabildi mi?
Bu kadar güzel bir şehir beklemiyordum açıkçası. Onun dışında, gerçekten ihtiyaç duyabileceğim her şeyi bulabileceğim ve tüm ihtiyaçlarımı karşılayabilen bir çevre buldum. Son derece organize bir spor ortamı içine girdim ki bu da benim hem alışmamı sağladı hem de verebileceklerimi olduğunca çabuk vermeme yardımcı oldu. Bu benim kendimi işime vermemi de sağladı.
Galatasaray Adası’nı çok beğendiğini duydum. Orası ile ilgili neler söyleyecek?
Galatasaray Adası’na bir kez eşim ve kızlarımla birlikte gittik. Çok hoşumuza gitti. Galatasaray adası gerçekten benzersiz, çok özel bir konumda. İstanbul’un en güzel yerlerinden biri fakat İstanbul’da bir tek orası yok güzel olarak. Topkapı sarayına gittim, Sultan Ahmet Camii’ni gezdim. Ayasofya Müzesi’ni gezdim ve hepsi benim çok hoşuma gitti. Daha da göreceğim çok şey var. Ben sadece İstanbul’da görülecek yerleri değil kısa dönem içinde Türk spor ortamı ile de tanışmaya, yani onu tanımaya çalıştım. Çok zor bir ligimiz olduğunu ve ligdeki tüm takımların gerçekten üst düzeyde bir rekabet içersinde olduklarını gördüm ki bu da çok hoşuma gitti. Galatasaray elinden geleni yaparak bu yılda başarı ile ligi bitirecek. Ben bu konuda arkadaşlarıma çok güveniyorum. Sadece futbolculuk değerleri yüksek olan oyunculardan değil, insani değerleri de çok yüksek olan oyunculardan oluşan bir takımımız var. Dolayısıyla ben arkadaşlarıma güveniyorum bu sene. Biliyorsunuz ben bu sene buraya tatil amaçlı yada turizm yapmaya, gezmeye görmeye gelmedim. Ben buraya futbol oynamaya geldim. Dolayısıyla gezme görme işlerini ancak kulüpten çıktığım zaman, vaktim olduğu anlarda yapacağım. Bizim burada çok büyük hedeflerimiz var. Bir yandan Türkiye’de şampiyon olmak istiyoruz diğer yandan da UEFA Kupası’nda finale kadar gitmeyi hedefliyoruz. Bizim için her şeyden önemli olan bu.
Birazdan tekrar futbol ile ilgili konuşacağız ama hemen ailesi ile ilgili bir şeyler öğrenmek istiyorum. Eşim ve çocuklarımla birlikte Galatasaray Adası’na gittim dedi. Onlardan bahsedebilir mi bize? Buradalar mı?
Eşimin ve kızlarımın İtalya’da kalmasını tercih ettik. Hepimizin bildiği gibi benim 1 senelik bir sözleşmem var ve bu 1 yıl sonunda neler olacağını birçok farklı faktör belirleyecek. Kulübün benim yaptığım işten memnun olması gerek, diğer yandan benim bu şehirde yaşayabileceğimden emin olmam gerek. Dolayısıyla 1 yıllık bir kontrat süresi boyunca tüm ailemizi ya da tüm evimizi buraya taşımak istemedik. Takdir edersiniz ki zor bir iş her şeyden önce, fakat 1 yıl sonra neler olacağını hiç birimiz bilemeyiz. Ben burada benim yaşayabilmem için her türlü şartın müsait olduğunu görüyorum. Önümüzdeki yıl eğer kalmam istenirse buraya taşınmam için her türlü şartın gerçekleşeceğinden eminim.
O da bir Akdenizli, çok sıcakkanlı. Türkler ve İtalyanları birbirlerine çok benzetirler her zaman. Onun gördüğü en çok ortak özellikler nedir? ‘Evet biz İtalyanlarda da bu bu şekilde yapılıyor’ dediği neler var?
Ben İtalya’nın ortasından ama biraz güneye yakın bölgesindenim. Benim şimdiye dek gördüğüm kadarıyla İtalyanlar ve Türkler gerçekten çok benziyorlar. Her şeyden önce tutkulu ve her zaman heyecanlı olmaları var. Onun dışında benim gerçekten çok benzettiğim bir de cömertlik, her zaman vermeye hazır olma, misafirperverlik duyguları var. Benim burada geçirdiğim kısacık bir ay boyunca gördüm ki, rastladığım herkes bana yardım etmeye ve elinden geldiğince benim işlerimi kolaylaştırmaya hazır. Benim için bunlar çok çok önemli. Diğer yandan futbolda da, futbol izleyiciliğinde de gerçekten çok benzer noktaları olduğunu görüyoruz. İtalyanlar gibi her şeyi sonuna kadar yapmak ve her şeye kendilerini tamamen vermek taraftarı olan bir millet. Gerek İstanbul Ali Sami Yen’de gerek Almanya’da Süper Kupa karşılaşmasına gittiğimizde, gerekse örneğin Kayseri’de, Galatasaray’ın çok ateşli çok tutkulu bir taraftarı olduğunu gördüm. Taraftarımız bizim hep yanımızda, destekleyerek güven vermeye gayret ediyor ki bu da bizim İtalya’da çok gördüğümüz bir şey.
Yemekler hakkında neler düşünüyor? İtalyan ve Türk yemekleri, lezzetleri birbirine benziyor mu?
Çok özel bir benzerlikten bahsedemeyeceğim ama en büyük farktan bahsedebilirim. Türk mutfağında her şeyden önce yoğun lezzetler elde etmek üzere çok baharat kullanılıyor. Belki en büyük fark da bu. Burada, Florya’da öğlen yemeklerinin hemen hepsini bir arada yiyoruz. Tüm futbolcuların hoşuna gittiğini düşündüğüm tarzda bir yemek pişiriliyor. Her şey basit ve sade. Bu da benim Türk mutfağının, bu basit ve güzel yanını görmeme yardımcı oluyor. Birkaç kez dışarı çıktım ve yediğim her şey çok hoşuma gitti ama zaten bende hep yeni bir şeylere çabuk alışmaya çalışan bir adam olarak, mümkün olduğunca her yediğimi sevmeye gayret ediyorum. Yemek konusunda kesinlikle bir uyum sorunu yaşamam mümkün değil çünkü İstanbul’da çok güzel İtalyan restaurantları da var. Dolayısıyla yemek yüzünden acaba uyum sağlama sorunu yaşar mıyım diye bir düşünce yok aklımda.
Aynı zamanda her şeyi çok merak eden, çok araştıran biri olduğunu duyduk. Türkçe öğrenmeye başlamış. Neler söyleyecek bu konuda?
Her şeyden önce ben sahada konuşulan lisanları öğrenmeye gayret ediyorum. Bunların da en önde geleni tabii ki Türkçe. Türkçe tabiî ki zor bir lisan. Tamamıyla öğrenmek için uzun bir zaman geçirmek gerekiyor. Benim için şuan her şeyden önce gelen sahada arkadaşlarımla anlaşabilmek, dolayısıyla sahada konuşulan dili çabucak öğrenmem gerek. Geri kalanını ise öğrenmek için vaktimiz var. Yapmakta istiyorum. Dolayısıyla ben rahat rahat ilerleyeceğimi tahmin ediyorum.
Birkaç gün önce yemek için içeri girdiğinde Galatasaray çok güzel bir aile demiş. Başka hangi kelimeleri öğrendi peki bu şekilde?
Bazen Hasan Şaş’ın, Fatih Hocadan öğrendiği bir iki kelime İtalyanca ile konuşmaya gayret ediyoruz. Fatih Hoca, İtalya’ya Milan’a gittiği zaman, çok severek ve isteyerek, Milan güzel ve büyük bir aile demiş. Hasan Şaş bana bunu anlattığı zaman bende dedim ki ‘Galatasaray büyük bir aile’ demek lazım. O kısa anektot buradan doğdu.
Galatasaray’a geçiyoruz şimdi. Buraya gelmeden önce Galatasaray ile ilgili neler biliyordu?
Galatasaray Avrupa’da Hagi'li, Popescu'lu, Tafarel'li günlerinde edindiği başarıdan beri futbol ile ilgili herkesin bildiği bir kulüp oldu. İlk olarak Avrupa’daki başarılarla dikkat çekti. Sonrasında ben İtalya'da olduğum için bildiğim, ‘Bu Hakan Şükür buraya nereden geldi?’ diye merak edilip araştırıldı. Sonrasında Fatih Hocanın gelişi var. Galatasaray aynı zamanda İtalya’da oynamış başarılı futbolcuların kulübe transferleri ve Lucescu gibi önemli bir hocanın katılımıyla hep göz önündeydi. Bizimde Avrupa’daki bu başarılı yürüyüşü sürdürmemiz gerekiyor. Dolayısıyla Bellinzona maçı büyük önem taşıyor.
Bellinzona'da İtalyan oyuncular var. Vatandaşlarına karşı oynamak bir avantaj sağlar mı?
Oradaki İtalyan oyuncuların çoğu genç ya da İtalya liglerinde belli bir seviyenin altındaki takımlarda oynamış oyuncular. Fakat Bellinzona uzun zamandır İsviçre’nin İtalyan kantonu olduğu için İtalya'nın önemli kulüpleriyle bağlantıda. Alt yapıdan yetişen birçok oyuncu burada oynayarak kendini gösterip İtalya’ya dönmeye çalışıyor. Adeta bir pilot takım gibi. Bu nedenle Bellinzona’daki İtalyan oyuncuları yakından tanımaya imkan yok. Biz özelliklede ben, herhangi bir kötü sürprize izin vermemek için maç görüntülerini izleyip takımı öğreniyoruz. Sürpriz her zaman hoş olan bir kavram değildir çünkü. Biz bu maçın gerektirdiği önemi maça veriyoruz ve Antalya maçında olduğu gibi sürprizden kaçınmak istiyoruz.
Kaleci Ömer'in taraftarla yaşadığı diyaloğu nasıl değerlendiriyorsun
90 dakika çok iyi bir maç çıkardı. Fakat maçtan sonra belki de maçın gerilimiyle yapmaması gereken bir harekette bulundu. Bence bu gerilimi kaldırabilmeli ve soyunma odasına gidip kendileri için önemli olan bu sonucun keyfini çıkartmalıydı. Ben Ömer’in pişman olduğunu tahmin ediyorum
Burada yaşam tarzında ne gibi değişiklikler oldu?
Şaşırtan ya da tuhaf gelen hiç birşey olmadı. Kendimi çok güzel ve büyük bir şehirde buldum. Bulunduğum ortamda yabancılık çekmemem kendimi işime vermeme yardımcı oldu. Buda kulübün ve takım arkadaşlarımın bana duyduğu güveni hak etmek için çalışmama ortam hazırlıyor.
Nezihi hoca ile ilgili neler söyleyeceksin?
Galatasaray’da kalecilerin nasıl çalıştığını merak ediyordum. Kendimi bu kadar iyi hissetmemde rol oynayan bu olgudan da bahsetmem gerek. Hoca gerçekten çok donanımlı. Çok iyi çalışıyor ve çalıştırıyor. Elinizde bu kadar çalışmak isteyen bir hoca ve bunları olmaya açık bu kadar oyuncu varken işin önemli bir kısmını yapmış oluyorsunuz. Gol yediğimde hata benim Nezihi Hoca’nın değil.
Tafarrel ve Mondragon gibi sevilen isimlerden sonra gelen ilk yabancı kaleci. Taraftarla diyalogu nasıl ?
İkisi de gerçekten önemli ve iyi iki örnek. Ben onların yaptıklarının yüzde birine ulaşabilirsem ne mutlu. Bildiğim kadarıyla biri 6 biri 5 sene burada olmuş. Çok iyi ilişkileri olmuş gerek kulüp gerekse taraftarla. Tafarrel’i bir dönem İtalya’da olduğu için daha iyi biliyorum oyun ve yapı olarak. Mondragon’u çok izleyemesem de iyi bir kaleci olduğunu biliyorum. İkisi de çok büyük kaleciler. Dediğim gibi onların yaptığının çok azını yapabilsem gerçekten çok mutlu olurum. Bunu yapmak içinde gerek ben gerekse ailem mümkün olduğunca gayret göstereceğiz ve ben sezon sonuna kadar onların sahip olduğu sevginin bir kısmını hak etmeye çalışacağım.
Buffon ile birlikte milli takımda. Dünyanın en iyi kalecilerinden biriyle birlikte kendi kişisel hedefleri nedir?
Buffon en iyilerinden biri değil. En iyisi. Benimse öncelikli hedefim Galatasaray için mümkün olduğunca iyi olmak. Elimden gelenin en iyisini vermek Diğer hedeflerim bundan sonra şekillenecek. Eğer Galatasaray'a faydalı olursam milli takımda devam edeceğim. İyi olursam kulüp ve milli takım ile kupalar alacağız. Hepsi Galatasaray’da başarılı olmama bağlı.