Basında çoğu zaman işte efendim Özhan bey falanca bankanın filanca belgesine şahsi imzasını attı, kendi taşınmazlarını ipotek ederek Klübe kredi sağladı Klübü iflastan kurtardı falan felan gibi şeyleri çoğumuz okumuşuzdur. Bu nasıl bir açmaz? Ne tür bir demagoji bu böyle? Basiretsiz, beceriksiz yöneticilikle klübü on milyonlarca dolar zarara uğratmış zaten borç sarmalında olan Klübü tam bir batağa sürüklemiştir Canaydın ve saz arkadaşları. Herhalde iflasa düşmesine de göz yumsaydı en başta o Galatasarayı güya hepimizden çok seven malum zümre tarafından linç edilirdi dİye düşünüyorum.
Şayet Galatasaraya bir takım hizmetlerde de bulunmuşsa, oraya zaten hizmette bulunmak için gelmiştir, yani zaten talip olduğu şeyi yani görevini yapmıştır, bunun için ayriyeten övgüye gerek yok. Bizi kepaze etmesine karşılık ona teşekkür edecek değiliz herhalde.Yergi ve kınama meselesine gelince, bir başkan, bir teknik direktör kısaca idareciler elbette transferde vesairede hata yapabilirler. Bir oyuncunun bir takımda başarılı olabilmesi oldukça karmaşık bir meseledir. Yapılan transferin % 20 hatta istisnai durumlarda % 30’u başarısız olabilir, fakat 30’a yakın yabancı transferin tamamının fiyasko olması profesyonel Klüplerde anlaşılabilir, kabul edilebilir,sineye çekilebilir, yenir yutulur bir şey değildir. İpotek evraklarının altına şahsi imzalarını koymuş olması kusurlarını, kabahatini hiçbir şekilde telafi etmez edemez. Galatasarayın hiçbir gayri menkulu olmasa idi acaba yinede o imzaları atarmıydı oda ayrı bir konu.
Sonuç olarak bu yazıyı yazmamdaki neden transferle ilgili olan gelişmelerdir. Yöneticiler öteden beri çok hileli bir aptal oyunu oynuyor. Belki birilerini tatmin ediyorlar ancak kaybeden Klüp oluyor. Ülke olarak futbolda istenen düzey yakalanamıyor. Sonuçta Galatasaray Türkiye nin en elit klübüdür. Başarısızlığın fatura edilmesi gereken biri, birileri lazım. Fatih Terim,Hagi (teknik direktör olarak) Gerets,Feldkamp,Skibbe,Bülent Korkmaz veya oyuncular.
Peki ama diyelimki Lincoln oynamadı yada oynatılamadı. Acaba bütün kabahat kendisindemi? Onun verimli olmasını engelleyen nedenleri çözümlemeyen, oyuncusunu motive edemeyen, takımda istikrarsızlığın önüne geçemeyen yöneticilerin hiç kabahati yokmu???Efendim neymiş Lincoln antrenmana kayınbiraderini ve brezilyadan bir arkadaşını getirmiş ne olmuş yani getirmişse? Bunun için hemde kritik bir derbi öncesinde hiç oyuncu kadro dışı bırakılırmı?Ama tamamen gizli taktik bir antrenman olur o zaman söz konusu kişileri tesiste uygun bir yerde ağırlarsın olur biter.
Bu gün Lincoln’ü gönder, yarın Barosh’u gönder öbür gün bir başkasını gönder. Yerine gelenler bizi ihyamı ediyorlar? Her şey düzeliyor, bütün sorunlar ortadan kalkıyormu??? Hayır sevgili dostlarım. Sorunlar olduğu gibi duruyor, biz sorunların kendisi ile değil sorunların sebep olduğu sonuçlar ile ilgileniyoruz. Sorunlara sebep olan faktörleri değil sorunları görmemizi sağlayan, sorunu görünür yapan yani aslında doğru bir okuma yapılabilse lehimize olan faktörleri yok ediyoruz veya değiştiriyoruz ve sorunlar bir anda görünmez oluyor taki bir başka yerden bir başka şekilde patlak verene kadar.
Transfer demek takımı güçlendirmek takviye yapmak demektir. Aslında bu gün Lincoln gönderilirde yerine örneğin Deco alınırsa ben bundan hiçbir şekilde tatmin olmam. Çünkü biliyorumki Lincoln gibi bir futbolcunun yerine kim alınırsa alınsın ondan daha çok iş yapmayacak. Bütün bir sezonun maçlarını tek başına kazanmayacak. Bazen resital verecek, belki zaman zaman sorunları olacak, bazen dinlenecek bazen hasta olacak, bazen her şey iyi olacak ama hani halı sahalarda top oynarken tıpkı bizlere olduğu gibi o gün hiçbir neden olmaksızın top oynamak içinden gelmeyecek, her ne kadar ben profesyonelim aslanım kaplanım şöyleyim böyleyim desede içinden gelmeyecek, o gün vasatın altında kalacak, bazen tek bir hareketle maç kurtaracak.
Arkadaşlar: Lincoln bunları yapıyor zaten
Onun yerine değil Deco ,Messi bile gelse ben yinede tatmin olmam. Peki neden? Çünkü transferin amacı takımı güçlendirmektir, iyi bir futbolcun vardır, bir tane daha iyi futbolcu alırsın, artık iki tane iyi futbolcun dolayısı ile daha güçlü bir takımın vardır. Yani her yıl mevcut takımı bozmadan üstüne bir şeyler koyarsın, yeni bir güç katarsın.
Sezonun ortasında oyuncu satıp (Fernando Meira) onun parasıyla transfer taksiti ödeyip, sonra sıkışınca orta saha veya kanat oynayan adama stoper oynatırsan, başarısız olunca faturayı alakasız adamlara kesmezsin.
Çok sıkışıp taraftar baskısından bunalınca, durumu kurtarmak için teknik adam gönderip bu işi kotaramayacağını bile bile Bülent Korkmaz gibi bir adamı (iyi bir Galatasaraylı) takımın başına koyup harcamazsın. Yerine daha iyisini koyamayacaksan elindeki taşlarla oynamazsın… Erdemli yöneticilik böyle olur.
Basından okuduklarımız doğru ise Rijkaard tüm futbolcular için beyaz bir sayfadan bahsediyor. Lincoln takımdan ayrılmak istemediğini belirten açıklamalar yapıyor. Biz ülke insanları olarak darbelerin, askerin, polisin gölgesinde hep totaliter, baskıcı, şekilci bir yönetim biçiminin bize kazandırmış olduğu pratikler ve refleksler ile, disiplin denen kavramı nedense hep yanlış yorumluyoruz. Birine bir şey yaptırmak istiyorsan ama sadece yaptırmak; onu tehdit edebilirsin. Dövmekle, kızmakla, ne bileyim parasını ödememekle yada eksik odemekle, onu sevmemekle, istememekle onu tehdit edebilecek yıldıracak sayısız yöntem bulabilirsin. Ancak bütün bunların sonucunda o, mecbur kalırsa eğer istenilen seyi, şeyleri yapacaktır. Ancak gönülsüzce yapacaktır. Burada tam anlamıyla pozitif bir sinerjiden ve motivasyondan bahis edilemez. Öte yandan birde ikna etmek denen bir yöntem vardır. Kişi ikna olduğunda yapılması istenen şeyi kendi iradesi dahilinde, ama kusursuza yakın yapacaktır.En azından çabalayacaktır. Ancak gerçek şuki, kişi bir şeyi, herhangi bir şeyi, her zaman ama istisnasız her zaman yapmak istemez, yapamaz. Form denilen şey zaten budur. Liglere, kupalara ipotek koyan her bir takımın kadrosuna bakınız.Biri formda değilse öbürü, öbürüde değilse öbürü mutlaka formdadır. Bazen hiç birinin formda olmadığıda olur. İşte o gün şanslı değillerse maçı kaybedebilirler. Ancak iki tarafın oynadığı bir maçı taraflardan biri mutlaka kaybetmelidir (beraberlik büyük takımlar için bir kayıptır.)Biz önde bitirdiğimiz her maçı kazandığımızı düşünürüz, ancak bizim kazandığımız kadar rakip takımda kaybetmiştir.
Ne yapmış Lincoln??? Kızmış bavullarını toplayıp ülkesine gitmiş. Ne kadar para ile cezalandırıldığını biliyormusunuz??? Yada ne hissettiğini? Oyuncuların bir robotmu olduğunu düşünüyorsunuz? Parayı aldılar,şahsiyet karakter iptal, artık her şeye boyun eğmeli, herkese itaat etmeliler öylemi??? Siz hiç patronunuza kızıp işe gitmemezlik yapmadınızmı ? Eşinize, hanım arkadaşınıza, arkadaşınıza kızıp kapıyı çarpıp gitmedinizmi??? Ve sonra geri dönmedinizmi? geriye dönmeniz istenmedimi sizden? Nedir bu intikam duygusu? Bir çok maçta bu formayı terletmiş, ne amaçla olursa olsun bu formanın onuru için mücadele etmiş bir oyuncuya kinmi tutuyorsunuz???Yoksa Porsche,Lamborghini arabalara bindikleri, villada oturdukları için onların daha az hatta hiç acı çekmediğinimi sanıyorsunuz? Tıpkı bizler gibi bazen çileden çıkıp her şeyi yakıp yıkmak istemediklerinimi düşünüyorsunuz??? Sakın başkalarına karşı duyduğunuz kin ve nefret, tuttuğunuz takımın bir oyuncusunda tezahür ediyor olmasın???...
Galatasaray futbol takımı 2008-2009 sezonunda başarısız oldu. Futbolcuları kötü olduğu için değil. Bir çok mevkide sakatlık ve formsuzluklara karşı yeterince alternatif olmadığı için. Mevcutlar korunarak bazı mevkilerde takımı güçlendirmek şart. Benim kendi şahsi kanım, Galatasaray’ı ne zaman transfer yapmış sayarım? Önce satılan Fernando Meira nın yerine bir yabancı oyuncu alınır,ondan sonra takıma katılacak oyuncuları bir kazanç sayabiliriz. Lincoln illede gönderilecekse bir Deco ile bu iş olmaz. Lincoln gider, en az onun ayarında iki yabancı oyuncu alırsınız, o zaman takımı güçlendirdik takviye yaptık diyebilirsiniz,bizde sizi alkışlarız.
Son olarak birkaç satır Rijkaard la ilgili olacak. Haldun Üstünel çok enteresan bir grafik çiziyor. Yaptığı işleri çok taktir ediyor alkışlıyorum. Ancak bir şeyi çok ama çok yadırgadığımı belirtmek istiyorum.
Bir adam düşünün, helva yapmak istiyor. Çarşıdan irmik, şeker ve süt alıyor.Alışverişini tamamladıktan sonra, bu adamın, sanki helvayı yapmışçasına sevinip henüz olmamış bir şey için mutlu olması bana çok ilginç ve tuhaf geliyor. Belkide helva yanacak, belki dibi tutacak, belkide hiç güzel olmayacak. Biz bu filmi daha önce çok izledik ama haydi hayırlısı.
Rijkaard’ı ve birkaç futbolcuyu yada her ne ise yada nasılsa, transfer etmek, edebilmiş olmak, bir başarı değildir. Başarı, bu transfer edilen oyuncu ve teknik adamla birlikte tüm takımı başarıya götürebilecek bir sistemi inşa etmek ve işletebilmektir. Bu arada inşa etmek demişken, stadyumu faaliyete geçirilmiş bir Galatasaray Avrupanın çeşitli yerlerinde Kafkasya, Ortadoğu ve Türkiyede ki milyonlarca taraftarı ile artık bir Chelsea, Manchester United, Arsenal ,Milan,Real Madrid,Bayern Münih gibi takımlarla aynı kategoride anılmalı ve düşünülmelidir. Bu Klübün bunun bilincinde bir yönetim anlayışı ile idare edilmesi ve gerekli organizasyonların şimdiden yapılması zorunludur. Cesur girişimler ve hamleler yapılmalıdır. Avrupada pek az takım hangi şehirde müsabaka oynarsa oynasın tribünlere maçın önemine göre Onbin en az beşbin kişi toplamaya muktedir olabilir. Profesyonel ve akıllıca bir yönetim tarzı uygulanabilirse Galatasarayımızın Avrupanın bir çırpıda sayılan ilk on Avrupa Klübü içine dahil olabilmesi hiçte uzak bir ihtimal gibi görünmüyor . Şimdi top yönetimde…