Değerlerimizin Değerini Bilmek ve Galatasaraylı Olmak
Galatasaray’ın UEFA kupasını kazanmasının ardından, bu ülkede spor devriminin gerçekleştiği herkes tarafından kabul edilmiştir. Az bir başarı mıydı bu, asla! Onca yıldır statlarda taraftarların “duy sesimizi” diye seslendikleri Avrupa, mazisinde bir çok sportif lekeyi barından Türklerin sesiyle neredeyse sağır oluyordu. UEFA Kupası tarihinde emsali görülmemiş bir performansla, yani namağlup bir şekilde şampiyon olan takımımızın oyuncuları da, bir on yıl sonrasında efsane olarak anılacaklarını biliyorlardı şüphesiz ve anıldılar da. Hagi’siyle, Hakan Şükür’üyle, Okan’ıyla, Popescu’suyla, Taffarel’iyle, Bülent’iyle ve diğer birçok futbolcusuyla gerçekleştirilen başlı başına bir devrimdi bu.
Yaşanan her şey, bir müddet sonra tarih olmaya mahkûmdur. Bu ister tarihin akışını değiştirecek bir olay olsun, ister hatırlanması istenmeyecek bir olay olsun, durum değişmez. Dünya’nın değişmez kanunudur bu. Çok uzun değil, yalnızca 10 yıl geçmesine rağmen UEFA başarısı da tarih oldu. Bunu istesek de istemesek de durum bundan ibaret.
Peki ama bunları niye söylüyorum?
Son dönemde, yıllarca emek verdikleri takımlarından ayrılan futbolcular spor yorumculuğuna soyunmaya başladı. Rıdvan Dilmen’in öncülük ettiği bu sektör, profesyonel futbolculuğunda başarılı olan ve üç büyük takımdan birinin formasını sırtına geçiren bir çok futbolcuyu bünyesine kattı. 2000 yılında o büyük başarıya imza atan takımımızdan da bir çok futbolcu aynı mesleği seçti. 2 – 3 sene önce Hakan Ünsal, geçen sene Hakan Şükür ve bu sene de Hasan Şaş. Bunlara dönem dönem teknik direktürlük, kimi zaman da yorumculuk yapan Bülent Korkmaz ve Ergün Pembe’yi de ekleyebiliriz.
Bu isimlerin ortak bir noktası, – Ergün Pembe’yi dışarıda tutmak kaydıyla – büyük başarılar kazandıkları takımlarına sivil hayatta kimi zaman ağır eleştiriler yöneltmeleri oldu. En son Hasan Şaş, biraz da alaycı bir ifadeyle “Florya’da petrol çıktı herhalde” diyerek, son dönemde yapılan transferlerin kaynağının kendisinin de merak ettiğini söyledi. Bu ifadeler şüphesiz taraftarı yaralayıcı ifadelerdir. Çok sevdikleri oyuncularından duymak istemedikleri sözlerdir. Ama efsanelerimiz, bu ifadeleri niçin kullanıyorlar veya niçin takımlarının iç meselelerini birer birer ortaya döküyorlar ve bu ifadeler karşısında takınılması gerek tavır nedir?
Taraftarlar, duygusal yoğunluğu fazla olan grup olduğundan, hemen olumsuz görüşler serdedebilirler. Bu, beklenen bir davranıştır ve alabildiğine doğaldır. Buna, yıllarca bağırlarına bastıkları futbolcularının “sözde” ihanetleri sebep olabildiği gibi, diğer rakiplerinin gözünde kendi içlerinden hançerlenmiş olduklarını düşünmeleri de sebep olabilir. Aynı şekilde eski futbolcularının polemikle, bir kurumu karalayarak kendilerine bir pay çıkartabilme adına bu davranışı ortaya koyduğunu düşünebilirler ki, düşünenlerin sayısı hiç de az değildir. Bunun yanında fevri davranmayıp, olayın her yönünü bilemediğinden dolayı sessiz kalan taraftarlar da vardır. Bir diğer kesim de futbolculara hak vermektedir.
Bana göre olay kesinlikle tek yönlü değerlendirilmemelidir. Ne sadece kulüp zaviyesinden olaya yaklaşılmalı ne de futbolcuların bakış açısıyla. Olayın tek bir boyuttan ele almak, tek bir tarafın yanında durmak, hem futbolcuya hem de kulübe zarar verir. Böyle bir durumda ya kulüp vefasızlıkla suçlanır, ya da futbolcular ihanetle.
Futbolcular, kulüplerinden gönderiliş biçimini doğru bulmuyor olabilirler. Aynı şekilde, kulübe hizmet ettikleri süre zarfında, bir takım haksızlıklarla karşılaşmış da olabilirler; belki çifte standart olmuştur, belki paraları zamanında ödenmemiştir, belki başka bir şey olmuştur, bilemiyorum. Ama her ne olursa olsun, temsil ettikleri “değerin” değerini bilerek hareket etmelerini istemek, taraftarın en doğal hakkıdır. Onlardan beklenen, sırları açığa çıkarmak değil, kulaklarının üstüne yatmakdır. Ama bu üzüntülerini, kırgınlıklarını dillendirmesinler demek değildir. Eğer bunları dillendireceklerse, Galatasaraylılık adab-ı muâşeretine uygun bir şekilde dillendirmeleri gerekir.
Taraftar ise, tez elden birilerini vatan haini ilân etmenin derdine düşmemelidir. Olayın iç yüzünü bilmeyenler, empati yapmayarak “değerlerini” fütursuzca harcarlarsa, gönülden bağlandıkları bu camianın geleneklerine aykırı hareket etmiş olurlar. Onların da yapması gereken davranış, rahatsızlıklarını uygun bir dille ve bizzat futbolcunun kendisine iletmek olmalıdır. Kitle iletişim çağında bu, hiç de zor değildir.
Son olarak kulüp ise, çatı olma görevini üstüne alarak ki, zaten onun görevidir bu, hem futbolcusunun rahatsızlığı gidermeli hem de taraftarının yaralanan kalbini onarmalıdır. Unutmamak gerekir ki, efsaneler kolay yetişmiyor. Onları harcamak da kolay olmamalı.
Ez cümle; Galatasaraylı olmak değerlidir. Ama kıymetini bilmek daha değerli.