Traktör Gibi Sağlam, Robert Traylor
Kepez Belediye'nin kısa süre önce transfer ettiği NBA patentli pivotu Robert "Tractor" ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.
Hiç bir şeyden çekmedi dünyada, kilosundan çektiği kadar…
Yaklaşık 3 hafta önce Kepez Belediye takımının transferini gerçekleştirdiği NBA patentli pivot Robert “Traktör” Traylor için Orhan Veli’nin “Kitabe-i Seng-i Mezar” adlı muhteşem şiirinden esinlenerek bu cümleyi kursak sanırım yanlış yapmış olmayız.
1998-2005 yılları arasında tam 7 sezon NBA’de üç ayrı takımın (Milwaukee Bucks, Charlotte-New Orleans Hornets, Cleveland Cavaliers) formalarını giyen ve oynadığı 438 maçta 4.8 sayı 3.7 rbaund ortalaması yakalayan Traylor sahip ol duğu yeteneklere rağmen NBA’de hiçbir zaman beklentileri karşılayamayan bir oyuncu oldu. Performansının beklentilerin altında kalmasının en büyük nedeni olarak da hep kilo sorunu gösterildi.

Ancak Traylor’ın NBA kariyerinin sönük geçmesinde bir başka neden daha vardı. O da 1998 NBA Draft’ında Dallas tarafından 6. sırada seçilmesinin ardından 8. sırada seçme hakkına sahip Milwaukee Bucks’a Bucks’ın “Dallas için seçtiği” Dirk Nowitzki karşılığında takas edilen oyuncu olmasıydı. Kariyeri boyunca “Nowitzki yerine tercih edilen adam” olarak anılmak ve kilo problemleri, Traylor’ın gelişimini hep olumsuz etkiledi.
2.03m’lik oyuncu için NBA kariyeri “şu an için” artık geride kaldı. İki senedir Amerika dışında basketbol yaşamını sürdüren “Traktör” bugün Beko Basketbol Ligi’nde Kepez Belediye için ter döküyor.
Kariyeri ile BBL tarihindeki en önemli isimlerden biri olarak hemen dikkatleri üzerine çeken Traylor, fizik olarak geçmiş yıllara göre oldukça formda ve tecrübesi ile Kepez’e büyük katkı sağlayacağa benziyor. Forma giydiği üç maçta 10.3 sayı 7.0 ribaund 1.3 asist 1.0 top çalma ortalamaları yakalayan 31 yaşındaki veteran oyuncu ile Kepez’in Darüşşafaka Cooper Tires ile oynadığı karşılaşma öncesinde görüştük ve NBA’den Kepez’e uzanan keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Robert, öncelikle Türkiye’ye hoş geldin. İlk olarak şunu sormak istiyorum. Türkiye’ye geleli henüz üç hafta oldu ancak şu ana kadar Türk basketbolu hakkındaki izlenimlerin neler ve takımın Kepez için neler söyleyeceksin?
Gerçekten Türkiye ligi çok kaliteli bir lig, şu ana kadar sadece iki maç yaptım ancak kalite olarak üst düzey oyunculara ve takımlara sahip bir lig. İlk maçımda deplasmanda Aliağa’ya karşı oynadık. Aliağa’da Türk Milli Takımı’nın önemli oyuncularından biri (Fatih Solak) vardı ve yaptığı bloklar ve ortaya koyduğu mücadeleci oyun ile bize zor anlar yaşattı. İkinci maçımda evimizde Türk Telekom’a karşı mücadele ettik. Telekom da çok kaliteli bir takım. Michael Wright, Erwin Dudley gibi benim de önceden tanıdığım oyunculara sahiptiler. O maçta ilk kez taraftarlarımızın önüne çıktım. Beni harika karşıladılar, takımı sürekli desteklediler. Yenilmemize rağmen verdikleri destekten ötürü taraftarlarımızdan çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Özetle harika bir vakit geçirdiğimi ve basketbol atmosferinden çok memnun olduğumu söyleyebilirim.
Kepez’e transferin nasıl gerçekleşti?
Menajerim Avrupa’nın bir çok ülkesinden bir çok takımla bağlantı kurmuş durumdaydı. Kepez’in teklifi oldukça cazipti. Genç ve arzulu bir takım, güzel bir şehir... Ayrıca oturmaktan sıkılmıştım ve bir an önce oynamaya başlamak istiyordum. Şartlarda anlaşınca gerisi çorap söküğü gibi geldi ve transferim gerçekleşti.
Kepez’e gelmeden önce Türk basketbolu ile ilgili herhangi bir bilgiye sahipmiydin?
Çok fazla bir şey bildiğimi söyleyemem. Ancak NBA’de forma giyen Türk oyuncuları tabii ki yakından tanıyordum. Mirsad Türkcan ile Milwaukee’de takım arkadaşıydık. Yıllar içinde Hido Türkoğlu ve (Mehmet) Okur’a karşı bir çok defa mücadele ettim, ayaküstü sohbet ettim.
Kepez takımındaki rolün ne olacak?
En büyük hedefim hem saha içinde hem de saha dışında takımın liderlerinden biri olmak. Takımda bir çok genç oyuncu var. Bu gençlere sahip olduğum tecrübeleri aktarmak, çok çalışmanın, her idmanda %100 performans göstermeleri gerektiğini göstermeye çalışacağım.

Takım hakkındaki ilk izlenimlerin neler? Mevcut kadro yapısı ile sence takımın hedefi ne olacak?
Takımda çok yetenekli genç oyuncular var ve yavaş yavaş onlar bana, ben onlara adapte oluyoruz. Uyum sürecimiz tabii birkaç hafta daha sürebilir ancak neticede takım kimyamız tam oturduğunda çok tehlikeli bir takım olabiliriz. Hedefimiz öncelikle play-off’lara kalabilmek ki ben bunu başarabileceğimizi düşünüyorum.
Son iki sezondur basketbol yaşamını Amerika dışında sürdürüyorsun. En son 2007’de Porto Riko liginde oynuyordun. Bir zamanlar NBA Draft’ında 6.sırada seçilmiş, senelerce basketbolun zirvesi olan ligde forma giymiş bir oyuncu için alışık olduğu ortamdan uzakta, farklı ülkelerde ve farklı kültürlerde basketbol oynamak nasıl bir duygu?
Aslına bakarsan biraz insanın kibirini alıp götüren, daha mütevazi hissedip düşünmesini sağlayan bir deneyim. Alışık olduğun bir ortamdan, hiç bilmediğin, neler beklenmen gerektiğini bilemediğin bir ortama geliyorsun ve çoğu zaman yalnız başınasın. Şansıma şu ana kadar oynadığım her ülkede çok başarılı organizasyonlarda, takımlarda yer aldım ve harikulade takım arkadaşlarım oldu. Zaman zaman elbette zorlandığım dönemler oldu ama benim için yurtdışında oynamak unutulmaz bir deneyim oldu ve olmaya da devam ediyor.

İspanya ve Porto Riko’da oynadığın dönemlerden unutamadığın bir anın var mı?
Porto Riko’da iki sene formasını giydiğim Santurce Crabbers ile ulusal şampiyonayı kazanmamız en unutamadığım andı diyebilirim.
2008 yazında eski takımın Cleveland Cavaliers’la yaz liginde birlikteydin ancak 2008-09 sezonunda ana kadroda yer almayı başaramadın. Bugünden 2009 yazına bakarsak, önümüzdeki yaz da NBA’e geri dönmek için çabalayacak mısın yoksa “hayır, benim için NBA defteri kapandı” diyerek yoluna devam mı edeceksin?
Defteri her zaman aralık bırakmak istersin çünkü ne zaman ne olacağı hiç belli olmaz. NBA’de 7 muhteşem sezon geçirdim ve artık bu oyunu sırf oyunu sevdiğim için oynuyorum. Eğer önüme NBA’e geri dönüş için bir fırsat gelirse değerlendirebilirim ama işleri zorlamak gibi bir düşüncem yok. Olursa ne ala, olmazsa alternatiflerim her zaman için mevcut.
Basketbol kariyerini nerede sürdürürsen sürdür arkandan hep seninle birlikte gelen bir şey var. Her zaman üzerine yapışan iki yaftadan biri. 1998 NBA Draft’ında 6. sırada Dallas Mavericks tarafından seçilmen ve ardından yapılan anlaşma ile 8. sırada seçme hakkına sahip olan Milwaukee Bucks’a Dirk Nowitzki karşılığında takas edilmen. Nowitzki’den önce seçilen oyuncu olmak, Bucks’ın Nowitzki’den vazgeçerek seni alması ve Alman oyuncunun zamanla bir süperstar haline dönüşmesi. Senelerdir “Nowitzki için tercih edilen adam” olarak değerlendirilmek, kimi zaman alay konusu bile olmak nasıl bir şey?
İnsanlar istedikleri gibi düşünüp istedikleri gibi kişileri yaftalayabilir. Bu onların sorunu. Ben dediğim gibi bir çok yetenekli oyuncunun kapısından adımını bile atma şansı bulamadığı NBA gibi bir ligde 7 muhteşem sezon geçirdim ve her zaman bana verilen görevin en iyisini yapmaya çalıştım. Dirk’e gelirsek. O harika bir oyuncu ve içinde bulunduğu ortamı çok iyi değerlendirerek çok büyük bir yıldız oldu. Çoğu zaman bulunduğunuz ortam elde edebileceğini başarı oranını doğrudan etkiler.

Peki sence Nowitzki’den önce değil de sonra seçilmiş olsaydın her şey senin adına farklı mı gelişirdi? Farklı bir yerde mi olurdun? Çünkü Nowitzki iyi oynamaya başladığında gözler direk sana çevrildi, baskı hep senin üzerinde oldu. Neticede Bucks camiası için Nowitzki yerine tercih edilen isim sendin ve seni acımasızca eleştirmekten çekinmediler.
Baskı sadece benim üzerimde değildi, Nowitzki de baskı altındaydı çünkü iyi oynadıkça kendisinden beklenenler daha da artmıştı. Bana gelince, Milwaukee de işler pek de istediğim gibi gitmedi ama seneler içinde kişiliğimle birlikte oyunum da olgunlaştı ve iyi bir rol oyuncusu oldum.
NBA kariyerine dönüp baktığında en güzel ve en kötü anıların hangileri?
Play-off’larda mücadele etmek kesinlikle en güzel anlardı. Ligin zirvesinde, büyük ödül için çarpışa takımlardan birinde yer almak çok özel bir şeydi. Hornets formasıyla geçirdiğim sezonlar yine benim açımdan çok iyi oynadığım ve eğlendiğim dönemlerdi. Ayrıca, draft edildiğim gün de unutulmaz anlardan biriydi. Kötü an olarak aklıma çok bir şey gelmiyor ama Cavaliers ile geçirdiğim iki sezon play-off dışı kalmak oldukça kötü bir deneyimdi. Cavs’deki son sezonum LeBron James’in artık süperstar statüsüne yaklaştığı dönemdi ve sadece 1 maçla play-off’u kaçırmıştık.

“Kral” ile aran nasıldı?
Çok iyi bir dostluğumuz vardı. LeBron yaşına göre hem fiziksel olarak hem de duygusal olarak çok gelişmiş bir kişi. Saha içinde olduğu kadar saha dışında da eğlenceli anlar yaşıyorduk. Daha lige adımını atmadan etrafımdakilere onun gelmil geçmiş en büyük olmasa da en büyük oyunculardan biri olacağını söylüyordum. Yanılmadığımı görmek güzel.
Biraz önce üzerine yapışan yaftalardan biri hakkında konuştuk. Şimdi diğerine gelelim. Robert Traylor için çoğu zaman “aşırı kilolu” ve “hantal” kelimeleri aynı cümlede kullanıldı. Bu konuda neler diyeceksin?
Aşırı kilolu olarak gösterilmek, sürekli bu şekilde nitelendirilmekte insanların yaftalamalarından başka bir şey değil. Evet, hiçbir zaman 103-105 kilo olmadım ama kilom oyunumu hiçbir zaman olumsuz etkilemedi, ben her zaman halimden memnundum. Bazen çalıştığım coachlar benimle basketbol mentaliteleri uyuşmadığında sırf eleştiri yapmak adına “aşırı kilolu” bahanesine sığınıyordu. Dediğim gibi kilo hiçbir zaman benim oyunumu olumsuz etkilemedi. Ben her zaman elimden geleni yapıp olabileceğim en iyi oyuncu olmaya çalıştım.
Bu arada Türkiye’de de sana karşı bazı eleştiriler yapılmaya başlandı bile. “Kepez yanlış transfer yaptı, parasını iki senedir oynamayan birine vererek boşa harcadı” şeklinde yorumlar var. Bu yorumlar hakkında neler söylemek istersin?
Son iki yılda neler yaptığım konusunda bilgi edinmek istiyorlarsa biraz internette araştırma yapmaları yeter. Bu konuya fazla girmek istemiyorum açıkçası. Ben, eleştirenlere laf yetiştirmem, sahaya çıkar basketbolumu oynarım, gerisi beni ilgilendirmiyor.
Merak ettiğim bir şey var. Seninle özdeşleşmiş olan “Traktör” lakabı nereden geliyor?
Detroit’te henüz ortaokulda basketbol oynarken Detroitli bir gazeteci bu lakabı bana taktı. Daha sonra ünlü basketbol yorumcusu Dick Vitale bu lakabı Michigan’da oynadığım her maçta gündeme getirerek üzerime yapışmasını sağladı.
Bazen lakaplar oyunculara yapışır ama bazı durumlarda aslında kendilerine takıma o lakapları sevmezler. Sen lakabından memnun olanlardan mısın?
Kesinlikle memnunum. Yıllar içinde artık benimle özdeşleşti. Bazen ismimin bile önüne geçebiliyor.

Biraz da Michigan Üniversitesi’ndeki kariyerinden söz edelim. Her ne kadar zaman zaman saha dışında istenmeyen şeyler, skandallar yaşansa da, oynadığın dönemde sahada NCAA’de çok başarılı olmuş bir Michigan takımı vardı.O günlerden biraz bahseder misin?
Gerçekten çok güzel günlerdi. Üç sezon boyunca Maceo Baston, Maurice Taylor, Louis Bullock, Travis Conley gibi takım arkadaşlarımla önemli başarılar elde ettik. Belki NCAA şampiyonu olamadık ama o dönem basketbol dünyasında çok ses getirdik ve korkulan bir takım olduk.
Yeniden Türkiye’ye dönersek. Boş vakitlerinde neler yapıyorsun?
Çok fazla boş vaktim olduğunu söyleyemeyeceğim. Maçlar ve idmanlardan arta kalan zamanımda olabildiğince Amerika’daki eşim ve çocuklarımla internet üzerinden veya telefonla görüşmekle geçiyor. Yakında onlar da Türkiye’ye gelince biraz daha etrafı görmeye, şehrin güzelliklerinden yararlanmaya başlayacağım.
Belki sormak için henüz çok erken ama önümüzdeki yıl da Türkiye’de oynamayı düşünüyor musun?
Kontratım bu sezon sonunda bitecek ve sonrasında beni neyin beklediğini açıkçası bilemiyorum. Dediğim gibi takımdaki genç oyuncuların varlığı, yönetimin ve taraftarların yaklaşımı ile şu ana kadar burada bulunmaktan çok memnunum. O yüzden Türkiye’de basketbol yaşamıma devam etmek opsiyonlarımdan biri olabilir.
Robert, bu güzel söyleşi için ve bize vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim…
Röportaj: Mete Aktaş / Kerem Şahin