insanlar geçmişi çok çabuk unuttu. bu stadın başlayabilmesi için bir tane adam öldü, diğeri battı. daha geçen sene bugünlerde, terk edilmiş bir şantiyeydi burası. demirleri paslanmıştı, tinerci barınağı olmak üzereydi. varyap-uzunlar neredeyse sıfır kar ile ihaleyi almayı kabul edince, toki iş başına para yatırdı ve stad yavaş yavaş yükselmeye başladı. ben 1988 doğumluyum, 1996'dan beri bu stadyumu bekliyorum. şampiyonlar ligi, uefa, dünya kupası maçlarında gördüğüm stadyumlara hep özenirdim. bu stadyumda sadece demir, beton, koltuk yok, aynı zamanda bir çocuğun hayalleri var.
buraya gelip, boyayı beğenmedim, tonunu sevemedim, koltukları yamuk takmışlar şeklinde eleştiri yapıyorlar. eleştiri yapılır, anlatıyorsun, anlatıyorlar, yetmiyor resmi kişiler açıklama yapıyor ama aynı anlamsız eleştiriler devam ediyor. 10 kere sorulan soru, 20 defa cevaplanıyor, 11. kez gene eleştiri yağmuru başlıyor. burayı eleştirirken, 98'de delle alpi deplasmanında, o dandik italyan stadyumuna bile nasıl hayran kaldığınızı hatırlayın, 99'da san siro'ya çıkarken ağzınız açık stadyumu izlediğinizi hatırlayın. maça gidenlerden yıllarca parken stadyumu'nu dinleyip, inşallah bizimde olur derkenki ümitlerinizi hatırlayın. azıcık utanmanız varsa, 2-0 geriden gelip yendiğin takımın stadyumuna giderken, santiago bernabeu çok muazzam o atmosferde yenilecez, bernabeu bizim olsaydı... yorumlarını hatırlayın.
mustafa sarıgül, özhan canaydın, (politik olarak seversin, sevmezsin ayrı bir konudur) recep tayyip erdoğan, bize çocukluk, gençlik hayallerimizin tohumunu verdiler. mete arat, toki, eren talu, varyap-uzunlar, sarper ünlü bu tohumu büyüttüler, bizde o çiçeği koklamak üzereyiz.
isteyen eleştirsin, isteyen alkışlasın, ama eleştirenlerde azcık utanma olsaydı, başlarını öne eğip, önce bir tebrik edip sonra eleştirirlerdi.