DAYAN Galatasaray.. DAYAN POLAT!
.
İki ay önce bu köşede “Akbabalara dikkat” başlıklı bir yazı yazmış, kendimce Galatasaray’daki kaosun daha o dönemden temellerinin atıldığını dile getirmiştimO gün Polat ve yönetiminin görev yaptığı dönemdeki sportif başarısızlıkları bir yana, kulübün geleceğini kurtarmak ve borç batağında yüzmeye alışmış bir camiayı ayağa kaldırmak için yaptıklarını anlatmıştım.
Bu konunun üzerine şimdi tekrar gitme zamanı. Zira hem Polat hem de arkadaşları bir linç kampanyasının kurbanı oluyor.
Neden mi?
Çünkü Galatasaray yıllardır tabu haline dönen tüzük değişikliğini gerçekleştirerek, Lise’nin tekelinden kurtulma ve hak ettiği çoğulcu demokrasi ile 10 bin üyenin değil, 25 milyonun takımı olma yolunda en önemli engelini aşmıştır Adnan Polat döneminde.
Çünkü Galatasaray, maaşların ödenmediği, kulübe hacizlerin geldiği, kapıdaki güvenliğin hakkını mahkemelerde aradığı günlerini rafa kaldırmıştır yapılan şirket birleşmesi sayesinde. Bu birleşme, uzun vadede Galatasaray’ın kendi öz kaynağının başkaları tarafından sömürülmesine engel olacaktır ki bu bile müthiş bir ekonomik değer anlamına gelmektedir.
Çünkü Galatasaray, yeniden eski marka değerine kavuşturuldu yapılan sponsorluk anlaşmaları ile. Stadın isim hakkı, forma sponsoru, reklamlar vs. elde edilen gelirin geçmiş dönemlere nazaran 10-15 kat artmasını sağladı.
Çünkü Galatasaray tüm hesapları bağımsız denetçiler tarafından incelenen modern bir kulüp oldu.
Çünkü Galatasaray tarladan farkı olmayan Riva arazisinin imarının alınmasıyla birlikte 250 milyon dolar gibi müthiş bir gelire sahip olma fırsatı yakaladı.
Çünkü Galatasaray, yeni stadı ile fb’nin her yıl daha gerisine düştüğü stat gelirleri konusunda aradaki uçurumu kapatma şansını yakaladı nihayet. Ali Sami Yen arazisinin verilip yeni stada geçilmesi üzerine dönen polemiklerde Galatasaray’ın zararda olduğunu söyleyenler tamamen Adnan Polat’a vurmak adına en makul tercih olarak bunu kullanıyorlar ki bu bir ütopyadır. Zira Galatasaray’ın Ali Sami Yen’den elde ettiği hasılat ve reklam gelirlerini bir kenara koyun, yeni stada geçişle kazanacağı gelirleri bir kenara. Aradaki farkı uzun vadeye yayın bakalım neler çıkıyor ortaya? Kim karlı? TOKİ mi yoksa Galatasaray mı?
Bu listeyi uzatmak mümkün. Polat ve ekibi ne kadar hata yaparsa yapsın tarihe geçecek hizmetlerde bulunmuştur. Bunu inkar etmek nankörlük olur ki Galatasaray’ın değerlerinde nankörlük yoktur.
Bunların yanıtı çok basit.
Çünkü 5 yıl önce Galatasaray sahipsiz kalırken elini taşın altına sokmaya korkanlar, şimdi yukarıda sadece bir kısmını yazabildiğimiz gelişmelerin sonrasında ellerini oğuşturmaya başladı. Onlara göre Galatasaray artık düzlüğe çıkmıştır ve Polat’a ihtiyaç yoktur. Galatasaray’ı kendi küçük dünyalarına hapsetme hesabında olanlar karşısında kimin nerede duracağına karar vermesi gereken kritik bir eşikte sarı-kırmızılı camia. Birileri inceden inceye çalışıyordu “muhalefet” adı altında. Bu inceciler şimdi alenen ortaya çıkıyor teker teker. Ben Adnan Polat ve -yarım da olsa- yönetiminin yoluna devam etmesi gerektiğini savunanlardanım. Bunu başarı ya da başarısızlık kıstasına göre değil, ahde vefanın gereği olarak savunuyorum. Akl-ı selim olmanın gereğini yerine getirebilen herkesin de bu pencereden baktığında olayın özünü görüp, kararını vereceğine eminim. Galatasaray taraftarı olan bitenlerin ardından ''Dayan Galatasaray'' diyordu. Ben de ''Dayan Polat'' diyorum..
PEKİ YA YİNE İMZA TOPLANIRSA?
Şimdi Galatasaray’da birileri kongre için imza topluyor. Toplasınlar önemli değil. Diyelim bu imzalar hedefine ulaştı ve Galatasaray’da daha önce hiç yaşanmamış bir olay yaşanıp Olağanüstü Genel Kurul kararı alındı. Hadi diyelim bu kurulda da Adnan Polat devrildi. Peki sonra ne olacak? Bu imzaları toplayıp Polat’ı devirenler devrim yaptık diye sevinecekler mi? Elbette sevinecekler ama ya Adnan Polat’ı sevenler de kalkıp karşı imza toplayıp yeni seçilen yönetimi devirirse? Aklıma kurt düştü yazayım dedim.. Buyurun işte size kaos.. Olur mu?.. “Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmazsın” demiş ya Hoca Nasreddin.. Öyle olursa, böyle de olur..
YİNE KAYBETTİK!
Bugüne kadar tribünlerden bir çok dostumuz, kardeşimiz, arkadaşımız ebediyete intikal etti. Tribün bambaşka bir dünyadır. Hangi renge gönül verdiği önemli değil, herkesin ortak duası rakip bile olsa tribünden gelip yaşam savaşı veren arkadaşının yanındadır.. Biz de Şükrü Dinç kardeşimiz için dua ettik. Hem de çok ettik.. Ama kahrolası kanser geçtiğimiz gün Şükrü’yü koparttı aldı bizden.. Yine kaybettik.. Yine bu dünyada bir eksik, cennette bir fazlayız.. Mekanın cennet olsun Aslan Şükrü.. Dualarımız hep seninle.. Allah sabırlar versin geride kalanlara..
SABIR.. SABIR.. YA SABIR..
Yıllardır Ziraat Türkiye Kupası’nda grup sisteminin yanlış olduğunu savunup duruyoruz nacizane.. Aslında ekonomik olarak gruplara katılma hakkı kazanan takımlar açısından büyük bir avantaj sağlasa da bu sistem, dün yapılan kura çekimi sonrası bariz bir şekilde çökmüştür. Aynı gruptan çıkan iki takımın çeyrek finalde eşleşmesi bu sistemin dibine dinamiti bırakmıştır. Yahu Allah aşkına insan hiç mi düşünmez? Hiç mi dünyadan feyz almaz? Bir bakın etrafınıza yahu. Futbol bu kadar mı önemsiz? Yazık değil mi Gaziantep BŞB’ye? Onların günahı son şampiyon Trabzon’u kupanın dışına itmek ve Şiketaş’ı grupta mağlup etmek mi? Sabır diyoruz ama sabır taşı olsa çatlar.. Yazık.. Gerçekten çok yazık..
Osman ALTUNTERİM - 29 Ocak 2011 - FotoGOL Gazetesi Tek Vuruş adlı köşeden alınmıştır