27. Nisan 2026, 11:03:00

Gönderen Konu: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard  (Okunma sayısı 444412 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ysfgs

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Kas 2008
  • İleti: 799
  • Yaş: 36
  • Yer: istanbul
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #864 : 13. Ekim 2009, 13:23:47 »
ama Nondayla Keita sırıksız sırık atlıyo hatta yedek klübesinden bile gol atabiliyo :hehe:

ysfgs

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Kas 2008
  • İleti: 799
  • Yaş: 36
  • Yer: istanbul
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #865 : 13. Ekim 2009, 13:24:43 »
size göre bu köstebekler kim olabilir

b4ileys

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Kas 2008
  • İleti: 2487
  • Yaş: 45
  • Yer: antalya
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #866 : 13. Ekim 2009, 13:25:43 »
şu erhan tellinin mail adresi lazım. bilen varmı acaba....?

eranyo1905

  • Ziyaretçi
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #867 : 13. Ekim 2009, 13:32:35 »
size göre bu köstebekler kim olabilir
be ilk olarak personelden süpheleniyorum, ne de olsa yillarca Hakan sükür, hasan sas gibi eski futbolcular ile cok yakin bir bag kurdular.

ikincisi kadroya giremeyen futbolcular. mesela su an baris istermi rijkaard`in kalmasini, tabiki hayir, rijkaaard geldi geleli baris forma yüzü görmüyor.

ismail39

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Kas 2008
  • İleti: 1625
  • Yaş: 72
  • Yer: kırklareli
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #868 : 13. Ekim 2009, 15:48:16 »
  Erhan  Telli  yalan  haber  yazıyor  diye Floryaya  sokulmuyor.  Onun için oturduğu  yerden  yalan  haber  yazıp  ,  renktaşları  birbirine  düşürüyor. Onun  yazılarını  hiç okumayın. :atki: :atki: :atki: :kupa1: :kupa1: :kupa1:

İsmail Demir

  • Administrator
  • Mimar Sinan
  • *
  • Kayıt Tarihi: Eyl 2007
  • İleti: 14316
  • Yaş: 49
  • Yer: Dortmund
  • Facebook sayfamiza Katilin!
    • http://www.turkisi.de
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #869 : 13. Ekim 2009, 19:38:49 »
Aceto blogunda cok güzel dile getirmis bu "Rijkaard gidiyor" haberlerini:

Rijkaard'ı Kim Gönderiyor?

Hikayede adı geçen şahıslar gerçektir ancak yapılan eşleştirmelerde ne karakter ne de kariyer benzerlikleri vardır. Birbirlerine kalın zincirlerle değil; ince tellerle bağlı şahıslar bunlar. Madem Frank Rijkaard'ın Galatasaray'a gelişiyle beraber her zamankinden çok daha fazla Barcelona kulübü telafuz ediliyor bu ülkede. O zaman benzer noktaları bulmaya çalışalım yakın tarihte. Önce filmi sona sarmamız gerekiyor...

Teknik adamlık kariyerinde Barcelona macerasına kötü başlayan Rijkaard, Galatasaray tam ters bir grafikle çıktı karşımıza. Oynadığı 16 resmi maçta sadece bir mağlubiyet alan Rijkaard'a yöneltilen futbol eleştirileri konumuz değil. Ne B planının olmaması, ne korkak bir teknik adam olup olmadığı; ne de Türkiye'nin İspanya'ya benzemediğinin farkında olup olmaması... Polat iktidarında Feldkamp'ın ardından Skibbe ve Bülent Korkmaz dönemlerinde yaşanan hayal kırıklıkları, görüşülen teknik adamlar arasında en kariyerlisiyle anlaşmasını sağladı Galatasaray'ın. Bir günde ya da bir ayda. Schuster, Ramos vs. vs... Tabiri caizse bu sefer eşeği sağlam kazığa bağladılar! İki beraberlik ve bir mağlubiyetin ardından tutulduğu eleştiri yağmurundan farklı haberler yazılıp çiziliyor. Mesele de budur. Rijkaard'ın Galatasaray'dan firar edeceği diyelim kısaca. Sezona kötü başlaması hiç de sürpriz olmayan Milan'da Guardiola modasını etkisiyle göreve getirilen Leonardo'nun koltuğuna eski bir Milan yıldızı olduğu gerekçesiyle yakıştırılıyor Rijkaard. Nerede peki? Ne hala attığı her futbol adımını takip eden Katalan medyasında; ne de Milan'da priz bozulsa manşete çıkartan İtalyan medyasında.

Rijkaard'ın Milan ile anlaştığı haberlerinin sadece bizim medyamızda yer almasının bir anlamı bir alt metni olmalı! Duyum üzerine yazılan ve spekülasyon olarak tarif edilen haber(ler)in fikri takibinin İtalya medyasında bir yansıması olması lazım, öyle değil mi? Ya da Milan, Rijkaard'ı çağırıyor diye yazıldığında ertesi gün Galliani'nin, Polat'ın, Rijkaard'ın, Haldun Üstünel'in vazife bilip bir açıklama yapması. Bunu bir kez deneyen Rijkaard oldu ve haberi kesin bir dille yalanladı. Üstelik bu dönemde Leonardo'nun en sıkıştığı Zürih maçının ardından bile İtalya'da manşetlere çıkan isim Van Basten'di. O zaman bu neyin ısrarı? Bugün "Milan istiyor" diye yazıp ertesi gün "Milan'ın istediği" ile devam edilen; bir gün sonra da "devre arasına kadar sabrederiz, o zaman gelirsin" ile geliştirilen bu senaryoların amacı ne? Ya da 16 maçta sadece bir mağlubiyet almış bu teknik adam için neden Galatasaray yönetiminin hayali "güveniyoruz" açıklamları, taraftarın "arkasındayız" haykırışları manşete çıkıyor. Rijkaard bu ülkeye demir atmadı, burada da yaşlanmayacak. Elbet bir gün gidecek. Peki neden sadece geldikten 3 ay sonra? Çok soru sordum, gelelim cevaplara...

O zaman filmi başa saralım ve Barcelona ve Galatasaray tarihinde bazı isimleri pamuk ipliğiyle birbirlerine bağlayalım. Barcelona'nın eski başkanı Nunez ve Özhan Canaydın; Johan Cruyff ve Fatih Terim; Joan Laporta ve Adnan Polat, Guardiola ve Bülent Korkmaz ve Rijkaard ile Rijkaard! Kısaca hatırlatarak gideyim. Cruyff'u kulüpten yollayan ve bunun vebalini 4 yıl boyunca ödedikten sonra Barcelona başkanlığını bırakıp giden adamdır Josep Lluis Nunez. Fatih Terim'in 2. kez Galatasaray'ın başına geçtiği döneme son noktayı koyan ve dönemin başkanı olarak bir numaralı sorumlusu olan ise Özhan Canaydın. Guardiola ve Bülent Korkmaz benzerlikleri herkesin ezberinde geçelim. Joan Laporta'nın başkanlığa geldiğinde sportif direktörlüğe getirmek istediği ve başaramadığı isim Guardiola'dır. Benzer başkanlık özellikleri çizen ve Laporta gibi kulübe farklı gelir kaynakları üreterek çıkış noktasına getiren Adnan Polat'ın da Feldkamp döneminde antrenör yapmak istediği isim Bülent Korkmaz'dır. Rijkaard ise adı geçen iki kulübün keşişme noktası.

Peki Rijkaard neden her gün Milan'a gönderiliyor? İşte bu da Barcelona tarihindeki Mavi Fil grubunun Galatasaray'daki aksini bularak ortaya çıkartılabilir. Galatasaray taraftarının mevcut kadro içinde gitti açıklaması yapıldığında kıyameti koparacağı -tabii bence- 4 isim var. Şiddet sırasıyla yazıyorum çoğalarak. Baros, Keita, Arda ve Rijkaard. Baggio'nun Fiorentina'dan ayrılıp Juventus'un yolunu tuttuğundaki kıyametin bir benzeri bugün ancak Arda ve Rijkaard ile gerçek olabilir. Adı geçen isimler Adnan Polat ve yönetiminin pırlantalarıdır. Arda her gün bir yere gönderiliyor, Rijkaard her gün aynı yere...

Yolun sonuna gelirken koşmaya başlayayım, gözlerinizi daha fazla yormayayım. Rijkaard'ın Galatasaray'dan koparılma çabası ne tercih ettiği futbol taktikleriyle ne rakibin kalem lobisiyle açıklanamaz. Galatasaray'ın 2010 seçimlerine teknik adamı Rijkaard olarak girecek Adnan Polat'ın seçimde karşısında kimsenin duramayacağı aşikardır. Bunu da söyleyen ben değilim. Galatasaray camiası! Rijkaard ve ekibinin tası tarağı toplayıp gittiği bir ortamda "son 3 yılda 5 teknik adamla çalıştı" kartvizitine sahip olacak Adnan Polat'ın o seçim kürsüsünde ve oy sandığında ne kadar yorulacağı da başka bir gerçektir. Bu 8 milyona alınan ancak bedava olduğu asparagası yapılan Elano özneli satırlar hatırlanarak okunmalıdır. İşte Milan haberlerinin alt metini budur. Galatasaray'da seçim dönemi; ortalıkta aday olmamasına rağmen beklenenden çok daha önce başlamış anlaşılan.

Barcelona'da Laporta ile yola çıkan Sandro Rossell, 2010 yılında Galatasaray gibi başkanlık seçimi yapacak Katalan kulübünde Laporta'ya karşı başkan adayı...
Galatasaray'ın da Barcelona gibi bir Mavi Fil grubu var mı?
Galatasaray'ın da üye sicil defterinde bir Sandro Rossell'i var mı?
Bunu ancak Mart 2010'da öğrenecek Galatasaraylılar.
Emin olun o tarihten çok daha önce Rijkaard, bir B planının olup olmadığı sorusunun cevabını verecektir Türkiye'deki futbolsevere...
Şimdi, total futbol konuşmak isteyen?

Junior Mert

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Nis 2009
  • İleti: 1158
  • Yaş: 27
  • Yer: Almanya
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #870 : 13. Ekim 2009, 19:42:47 »
Rijkaard i kim gönderiyor??
Biz göndermiyoz,cekemeyenler gönderir,gönderebilirse :duvar:
Nonda Hersey Onda :P

b4ileys

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Kas 2008
  • İleti: 2487
  • Yaş: 45
  • Yer: antalya
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #871 : 13. Ekim 2009, 21:19:30 »
Bursaspor Kulübü Başkanı İbrahim Yazıcı'dan, Habertürk Gazetesi Muhabiri Erhan Telli'ye tokat!
İbrahim Yazıcı'nın, Habertürk Gazetesi'nde bugün Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim'in istifasıyla ilgili kendisinin de adının geçtiği habere oldukça sinirlendiği ve bu haberi yazan Erhan Telli'ye saldırdığı öğrenildi.

Fatih Terim'in düzenlediği basın toplantısı sonrası Erhan Telli ile karşılaşan Yazıcı'nın, Telli'ye tokat attığı ve daha sonra çıkan arbedede korumalar ve diğer basın mensuplarının araya girerek kavgayı önlediği ifade edildi.

Habertürk'te bugün "İstifa ettim mi ki!" başlığıyla çıkan haberde, Terim'in İbrahim Yazıcı'yla dertleştiği belirtilerek, "Tecrübeli teknik adam, dünkü idmanı izleyen Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı’yla dertleşti. Terim, “Ben istifa ettimmi ki? Sadece ‘Bursa’dak imaç, veda maçımız olur’ dedim. 2 gün önce ‘2012’ye kadar beraberiz’ demiyorlar mıydı? Maçtan sonra onları aramadığım için darılmışlar. Telefonumu kapattım, eşimle bile konuşmadım” diyerek kızgınlığını dile getirdi." ifadelerine yer verilmişti. [/]
Müthiş bir haber. hahahaaaaa :hehe: :hehe: :hehe: [/]

emir-t

  • Çırak
  • *
  • Kayıt Tarihi: Kas 2008
  • İleti: 197
  • Yaş: 33
  • Yer: İstanbul
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #872 : 13. Ekim 2009, 22:26:00 »
eğer ki rijkaard'ı gönderirlerse veya adamın kontratı dolunca uzatmazlarsa 4 yıla bizim yönetim futboldun hiçbir şey anlamıyor demektir.
eğer ki rijkaard her gün farklı bir dedikoduya filan dayanamayıp giderse bu basının binalarına roket atılması vaciptir.
Sizce Rijkaard böyle terkedbilecek bir adam mı? Umarım gitmez hakiketen tırsmıyor değilim Ribery gibi olacak çekip gidecek diye. Yalan oluruz vallahi. Umarım 2012-13 yıllarına kadar bizimle kalır, Adnan Polat da inşallah yine başkan seçilir. Bunlar yapılır ve doğru yollar izlenirse 2010'lu yıllarda şampiyonlar ligi hayal değil.

olcay_han

  • Kalfa
  • **
  • Kayıt Tarihi: Haz 2009
  • İleti: 487
  • Yaş: 43
  • Yer: Elazığ
  • Artık durmak yok
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #873 : 13. Ekim 2009, 22:30:12 »
Bursaspor Kulübü Başkanı İbrahim Yazıcı'dan, Habertürk Gazetesi Muhabiri Erhan Telli'ye tokat!
İbrahim Yazıcı'nın, Habertürk Gazetesi'nde bugün Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim'in istifasıyla ilgili kendisinin de adının geçtiği habere oldukça sinirlendiği ve bu haberi yazan Erhan Telli'ye saldırdığı öğrenildi.

Fatih Terim'in düzenlediği basın toplantısı sonrası Erhan Telli ile karşılaşan Yazıcı'nın, Telli'ye tokat attığı ve daha sonra çıkan arbedede korumalar ve diğer basın mensuplarının araya girerek kavgayı önlediği ifade edildi.

Habertürk'te bugün "İstifa ettim mi ki!" başlığıyla çıkan haberde, Terim'in İbrahim Yazıcı'yla dertleştiği belirtilerek, "Tecrübeli teknik adam, dünkü idmanı izleyen Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı’yla dertleşti. Terim, “Ben istifa ettimmi ki? Sadece ‘Bursa’dak imaç, veda maçımız olur’ dedim. 2 gün önce ‘2012’ye kadar beraberiz’ demiyorlar mıydı? Maçtan sonra onları aramadığım için darılmışlar. Telefonumu kapattım, eşimle bile konuşmadım” diyerek kızgınlığını dile getirdi." ifadelerine yer verilmişti. [/]
Müthiş bir haber. hahahaaaaa :hehe: :hehe: :hehe: [/]




Süper süper  :hehe:  :hehe:
Anlatılmaz, Yaşanılır

ismail39

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Kas 2008
  • İleti: 1625
  • Yaş: 72
  • Yer: kırklareli
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #874 : 13. Ekim 2009, 22:59:39 »
Ah Erhan Telli aldın mıkısmetini?  Yalan  yanlış  haber  yaparsın  sonra  Bursa   sporun başkanından  tokadı  yersin. Eden  kişi  kendine  eder  işi  demiş atalarımız. Galatasaray  hakkında  yalan  yazmaya  devam  edersen birgün sonun  bundan daha  beter olur,  elin  oğlu  bakmaz  gözün  yaşına  çakar yumruğu.  Dürüst  ol  mert  ol. Sana abi  nasihatı. :atki: :atki: :atki: :kupa1: :kupa1: :kupa1:

Sercan

  • Editör
  • Mimar Sinan
  • *
  • Kayıt Tarihi: Ara 2007
  • İleti: 14054
  • Yaş: 42
  • Yer: Hagen
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #875 : 26. Ekim 2009, 11:22:59 »
Alıntı Yap (Seçim)
şikebahçe maçının ardından: Savaşın korkusuna yenilen takım
 
Maçtan önce, “Milan Baros ikinci dakikada sakatlanıp çıkacak” deselerdi Frank Rijkaard’a muhtemelen Ralph Elano Blümer’le başlamazdı karşılaşmaya. Baros’un sakatlık nedeniyle maça devam edemeyeceği belli olunca üç şeyi birden kaybetti Galatasaray.

 

Önce hücum hızını kaybetti ve de ciddi hücum gücünü. Ardından Elano’nun en önemli özelliği olan koşan futbolcunun önüne pas atma seçeneğini. Ve de en nihayetinde Baros’un rakip defansı hırpalama şansını.

 

Ancak yine de açıklamıyor Baros’un sakatlığı 3-1’lik sonucu. Açıklayamıyor.

 

Nedir peki o halde Galatasaray’ı böylesine pençesiz bırakan? Birkaç neden.

 

Bir. Demoralizasyon. Yok, moral çöküntüsü değil burada sözü edilen. Bu kelimeyi aldığımız dildeki ilk anlamı geçerli demoralizasyonun karşılığı olarak. Yani ahlâk bozukluğu. İş ahlâkını kaybetme.

 

İki. Mücadele. şikebahçe maçı kazanmak için daha çok mücadele etti Galatasaray’a oranla.

 

Üç hız. Maçta ortalama olarak şikebahçe’den daha hızlıydı Galatasaray. Ama şikebahçe, en gerekli olduğu yerde, yani üçüncü bölgede Galatasaray’dan çok daha hızlıydı.

 

Dört. Lidersizlik. Galatasaray’ın her manada, yani hem futbol, hem de takım liderinin bulunmaması. Şu çok net görüldü ki takımın liderliğine soyunan Arda Turan 10 numaralı formanın içini doldurmak için oldukça minyon.

 

Beş. Arzu. Galatasaray arzuladığı futbolu oynayamayan taraftı dünkü maçta. şikebahçe ise Christoph Daum’un maç öncesi stratejilerini hayata geçiren takım.



Demoralizasyon, yani ahlâk bozukluğuyla başlayalım. Medeniyet anlamında bir çizgisi olması gerekiyor artık Türkiye’de oynanan futbolun. Ülkedeki mafyozi yapıya uygun olarak kural ve sınır tanımayan ahlâksızlığımızla oynamaya devam edecek olursak bu oyunu, medeniyetle aramızdaki makas daha da açılacak. Bu kesin.

 

Belli ki 21 sene önce ASY’deki Xamax maçında tribünlerden rakip oyuncunun kafasına atılan bozuk para yüzünden Galatasaray’ın başına gelenleri, “Türkiye düşmanı Batı” (oryantalizm) faktörüyle açıklayanlar çoğunlukta hâlâ bu ülkede. Halbuki UEFA önüne gelen dosyayı, bu suçu işleyen takımın Türk olması kriteriyle değil, medeniyet kıstası ve dairesi içinde değerlendirmişti hiç kuşkusuz. O yüzden de maçın skoru olan 5-0’ı iptal etme noktasına kadar gitmişti verdiği kararla. (Bu karar tahkimde bozulmuş ama yine de oldukça ağır bir ceza almıştı Galatasaray.)

 

Medeniyet çizgisinin altındaki çirkinlik

 

Dönüp geliyoruz şikebahçe-Galatasaray maçına. Yardımcı hakem Tarık Ongun’un başı maç başlamadan önce sahaya atılan sert bir cisimle kırılıyor. Ongun kafasına dikiş atıldıktan sonra çıkabiliyor maça. Keza köşe atışı kullanırken vücuduna isabet eden bir maddeyle yaralanıyor Abdülkadir Keita. (Bu medeni çizgimizle Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda kafasından kan akan son futbol insanı olmayacak yardımcı hakem Tarık Ongun.) İşte ahlâk bozukluğundan kasıt bu.

 

Nasıl bir sonucu oluyor peki bu ahlâk bozukluğunun? Medeniyet adına bir utanma mı var etrafta? Açın bakın bakalım bugün gazeteleri, seyredin televizyonları, böyle bir utanma görebiliyor musunuz ülke adına, futbol adına? Asla. Tuhaf biçimde sadece Galatasaraylı futbolcuların moralini bozuyor bu ahlâk bozukluğu. Ahlâkı bozuk olanlara, iş ahlâkları ve moralleri bozulanların da eklenmesiyle büyüyor medeniyet çizgisinin çok altındaki bu büyük çirkinlik.

 

Sayılarla mücadele gücü

 

Sırada mücadele var. Önce iki sayı peşpeşe. İlki 37, ikincisi ise 19. 37 şikebahçe’nin çaldığı topların toplamı. 19 da Galatasaray’ın. Sadece bu iki sayı bile açık ve yadsınamaz şekilde ortaya koyuyor şikebahçe’nin kazanma gayretini, ya da Galatasaray’ın kazanma gayretsizliğini.

 

Başka iki sayı daha. Bir yanda 14’e 2. Diğer yanda 4’e 5.

 

14’e 2 şikebahçe’nin orta göbeğindeki iki futbolcunun (Emre Belözoğlu ve Christian Oliveira Baroni) ikili mücadelelerde kazandıkları ve kaybettikleri topların sayısı. 4’e 5 ise Galatasaray’da aynı pozisyonda oynayan Mustafa Sarp ve Ayhan Akman’ın çaldıkları ve kaybettikleri topların toplamı. Demek ki şikebahçe’nin orta göbeği tam 13 topta daha çevik davranmış Galatasaraylı meslektaşlarına oranla.

 

şikebahçe’nin Galatasaray’a oranla daha fazla mücadele ettiğini gösteren başka bir sayı daha: 9.90 saniye. Galatasaray top kendisindeyken ortalama 9.90 saniye boyunca sürdürebilmiş her atağını. Oysa ki son Dinamo Bükreş maçında tam 17.17 saniyeydi Galatasaray’ın ortalama atak süresi.


Doğru yerde ve doğru zamanda hız

 

Buradan geliyoruz üçüncü konuya. Hız. Beklenildiği gibi gerek isabetli pas, gerek toplam (isabetli ve isabetsiz) pas hızında Galatasaray daha hızlıydı şikebahçe’ye oranla.

 

Topun kendisinde olduğu süre içinde her 4.31 saniyede bir isabetli pas yaptı şikebahçe. Bu süre 3.71 saniyeydi Galatasaray’da. Yani daha hızlı isabetli pas yaptı Galatasaray. Benzer biçimde topun kendisinde olduğu her 2.95 saniyede isabetli, isabetsiz bir pas verdi Galatasaray. şikebahçe’de ise iki pas arasındaki süre 3.10 saniyeydi, yani daha yavaş.

 

Ancak burada kategorik bir fark var şikebahçe’yle Galatasaray arasında. Galatasaray genellikle kendi birinci ve ikinci bölgesinde gerçekleştirdiği yatay ve geri paslaşmalarla erişti pas hızına. şikebahçe ise tam tersine. Topu genellikle dikey oynadı, ya da oynamaya çalıştı şikebahçe. Bu dikey paslarla üçüncü bölgeye daha kolay ve daha çok gelebildiği için tam üç katı daha fazla pozisyon üretti Galatasaray’a oranla.

 

İki takım arasında topun hangi bölgede ve kimler arasında oynandığını ortaya koyan küçük bir örnek: şikebahçe forvetleri maç boyunca kendi aralarında tam 47 kez paslaşırken Galatasaray hücum oyuncuları 28 kez paslaşabildiler aralarında.

 

Yani? Pas hızı ve isabetli pas hızı, oyun dikine oynandığı ve top üçüncü bölgede gezdirildiği sürece daha anlamlı bir kriter. Bu kriterde de sınıfı geçen şikebahçe oldu, Galatasaray değil.

 

Çözüm bir adım ötede

 

Geliyoruz dördüncü konuya. Yani liderliğe. Artık adını net biçimde koymak gerek: Arda Turan sadece Galatasaray’ın futbol liderliğinden değil, takım liderliğinden de uzaklaşıyor hızla.

 

Genç yaşta kaptanlığına getirilen bir futbolcunun yetenek anlamında kendisine en çok ihtiyaç duyulan maçta yaramaz bir çocuk gibi saha kenarına alınması çok acı. Bu durumun teknik direktör tarafından maçtan sonra üstü örtük biçimde telaffuz edilmesi ise çok daha acı. En acı olan ise Arda Turan’ın olup bitenleri formsuzlukla açıklayıp hiçbir şey olmamış gibi yaşamına devam edecek olması aslında.

 

Oysa Arda Turan’ın ciddi bir danışmana o kadar çok ihtiyacı var ki bu konuda. Ve de bu danışman aslında o kadar yakın ki ona. Mesela bir antrenman sonrası “Frank” dese Arda Turan, “bana Ajax’tan ayrılmana yol açan gelişmeleri anlatsana, Van Basten’ın Milan’a transfer olmasından sonra yaşananları.”

 

Rijkaard’la bir işçi-işveren ilişkisi içinde değil de, bir usta-çırak ilişkisi içinde arkadaşça iletişim kursa çok şey öğrenebilir ondan Arda Turan. Çünkü Rijkaard sadece teknik direktör olarak değil, futbolcu geçmişi ve başta Johan Cruijff olmak üzere yaşadığı çatışmalar itibariyle de önemli bir sima. Takım içi liderlikten yıldızlığa, futbol liderliğinden takım ruhuna kadar inanılmaz bir bilgi kaynağı Rijkaard Arda Turan için. Ve sadece onun için değil, bütün futbolcular için.


Daum’un maç stratejileri

 

Son konu. Arzu. Hem kazanma arzusu. Hem de maç stratejisini hayata geçirme arzusunda Galatasaray’ın bir adım önündeydi şikebahçe.

 

Maç planlamasında üç önemli stratejisi vardı Cristoph Daum’un. İlk strateji Galatasaray’ı durdurmaktı. Bunu, 4-2-3-1 taktik formasyonunu klasik 4-4-1-1 anlayışıyla sahaya sürerek gerçekleştirdi Daum. Gökçek Vederson ve Mehmet Topuz’un defansif olarak 4-4-2 formasyonunu andırır tarzda Roberto Carlos ve Gökhan Gönül’e yardım etmeleri Galatasaray’ın kanatlarını durdurmaya yetti. Galatasaray’ı durdurarak da yolun yarısından fazlasını aşmış oldu aslında şikebahçe.

 

Daum’un ikinci stratejisi ise en uçtaki Colin Kazım’ı biraz geriye çekmekti. Bu hamleyle iki şeyi hedefledi Daum. İlki Galatasaray defansıyla kaleci Leo Franco’nun arasındaki mesafeyi büyütmekti, ki bunda da başarılı oldu kesinlikle. İkinci hedef de Colin Kazım’ı marke eden Servet Çetin’i öne çekerek Galatasaray defansının, özellikle de kanatlardaki kırılganlığını artırmaktı. Ki bunda da başarılı oldu tartışmasız.

 

Daum’un üçüncü stratejisi orta sahayı gerektiğinde havadan da hızlı geçerek topu bir şekilde Colin Kazım’a indirmekti. Bununla, fizik gücü yüksek olan Kazım üzerinden oyunu kanatlara ve ileriye doğru açmayı amaçlamıştı Daum. Maç boyunca tam 32 kez topu Kazım’la buluşturmayı başardı şikebahçe. Kazım da bu 32 pasın 20’sini boş koridorlara aktararak (11’i sol koridora) önemli bir görev üstlendi galibiyette.

 

Daum’un aldığı rövanş

 

Topu doğrudan Kazım’a oynama hamlesiyle klasik oyun şablonunu biraz bozmuş oldu Daum. Oysa ki daha önce Lugano, Bilica – Baroni, Belözoğlu – Alexandro de Souza – Daniel Güiza çizgisi üzerinden oynuyordu Daum’un takımı. Galatasaray karşısında Alex’i kısmen by-pass yaparak doğrudan Güiza’nın yerine oynayan Colin Kazım’a topu indirince hem rakibini oldukça şaşırtmış oldu şikebahçe. Hem de kısmen boşa çıkan Alex’le Galatasaray defansının dengesini daha çok bozdu. (Gheorghe Hagi’nin başında olduğu Galatasaray, benzer organizasyonu Hakan Şükür’le gerçekleştirerek Daum’un Fenerbahçesi’ni 1-0 yenmişti 2004-2005 sezonunda. Daum sanki yıllar sonra bu oyunun rövanşını aldı Hakan Şükür’ün Galatasaray’da üstlendiği görevi Colin Kazım’a vererek.)

 

Elbette stratejileri haklı ya da haksız çıkaran futbolcular bu oyunda. Dün Daum inanılmaz şanslıydı bu konuda. Çünkü bu stratejileri hayata geçirmek için inanılmaz konsantre olmuş futbolcular vardı emrinde. Bu sayede kısmen rahat bir galibiyet aldı şikebahçe.

 

Rijkaard cephesi

 

Galatasaray cephesinde ise özel stratejiler değil sistem anlayışı ön plandaydı her zaman olduğu gibi. Ne ki sistemi hız anlamında işleten en önemli iki oyuncudan (Keita ve Baros) birinin (Baros) maçın hemen başında sakatlanması hücum gücünü oldukça azalttı Galatasaray’ın.

 

Ancak en temel sıkıntı, takım ruhunun sahaya çıkmamasıydı Galatasaray’da. Bu yüzden ne şablon işleyebildi takımda, ne de sistem çalıştı. Harry Kewell’un Arda Turan’ın yerine takıma girmesi bir parça çalıştırdı sistemi, ama o kadar. Aydın Yılmaz’ın maçın sonlarına doğru kaçırdığı golden sonra şöyle böyle çalışan sistem de stop etti ansızın.

 

Organize ahlâk bozukluğuna karşı fevri tepki gösteren Keita’nın gördüğü kırmızı karttan Aydın Yılmaz’ın maçın kırılma anı olabilecek topa vururken inançsızlığına… Ayhan Akman’ın topla oynama süresinin fazlalılığından (Galatasaray’ın topla oynadığı sürenin beşte birini tek başına üstlendi Akman) Leo Franco’nun alışık olmayan hatalarına kadar bütün olaylar ve göstergeler takım ruhunun ciddi manada bozulmuş olduğunu gösteriyor bize. Muhtemelen maç sonu açıklamasında her ne kadar tersini söylese de Rijkaard’ın inanılmaz kızgın olması da bu yüzden.

 

Evet yenik bir komutan Rijkaard. Daum ise muzaffer. Ama Rijkaard’ı en derinden inciten şey yenilmesi değil sanki. Ordusunun savaş korkusu yüzünden savaşmaması. Tıpkı bir Roma atasözünün dediği gibi: “Savaşın korkusu savaşın kendisinden daha kötüdür.”



http://gayin-sin.net/2009/10/26/şikebahçe-macinin-ardindan-savasin-korkusuna-yenilen-takim/
TAM PARCALi ve DOGRU KOMBINASYON
http://www.galatasarayformalari.com/tamparcali/index.htm
Galatasaray BİR HİS TAKIMIDIR ("Baba" Gündüz Kılıç)

simone1985

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Oca 2008
  • İleti: 712
  • Yer: İZMİR
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #876 : 26. Ekim 2009, 13:54:37 »
rijikard ı ciddiyetsizlikle suçluyorum.Maça futbolcuları hazırlayamadığı gibi daum un bizi durdurmasını kenardan seyretti.f7b kendi sahasında mücadeleci bir kadroyla çıkarken bizi arda lı keita lı ve formsuz olmasına rağmen kewell ı keserek elano yu ilk 11 de oynattığı için.f7b solda mehmet ve gökhan la arda yı sağda vederson ve carlos la keita yı durdururken öylece izlediği için, maçın başından beri kalesinde güven vermeyen franco yu uyarmadığı için, ilk yarı hiç bir şey yapmamasına rağmen elano ya sabredip ikinci yarıda tahamül ettiği için, bunlada yetinmeyip arda yı çıkarıp koşmayan  elano nun atacağı iki üç uzun pastan medet umduğu için suçluyorum.

M.B

  • Mimar Sinan
  • ******
  • Kayıt Tarihi: Ara 2007
  • İleti: 15484
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #877 : 24. Kasım 2009, 12:10:45 »
Sayfanın başlarında biryerde bulamadım haberi bakarsanız bulursunuz hıncal uluç rıjkaardı yere göğe sığdıramıyordu geldiğinde hatta Galatasarayla febe arasındaki vizyon farkı diyordu.Bu gün çıkmış köşesinde yazıyor Rıjkaard hoca değil. rıjkaard hoca değilde sen spor yazarımısın bunak.İlla muhalefet olucaksın diye mal mal yazılar yazıyorsun.
Rıjkaardı bende febe maçında eleştirdim 3 lü koşan orta saha oynatmadı diye ama adama sen hoca değilsin diyecek kadar futbol yoksunu değiliz.

http://www.sabah.com.tr/Spor/2009/11/24/derhal_gonderilmeli

FatihKuL

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Haz 2009
  • İleti: 722
  • Yaş: 41
  • Yer: ankara
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #878 : 24. Kasım 2009, 12:22:24 »
artık bunamış yapacak bişi yok böyle kabullenmek lazım  :)

Serdarr19

  • Basarılar gelir geçer ASALETİN bize yeter!!
  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Eyl 2009
  • İleti: 2098
  • Yaş: 29
  • Yer: Gök Sarı Kırmızı
  • "Bu Cehennemi Çok Seviyorum."Collina
Ynt: Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard
« Yanıtla #879 : 24. Kasım 2009, 12:24:39 »
artık bunamış yapacak bişi yok böyle kabullenmek lazım  :)
evet :D