Başta Galatasaray… Ne yaptığı belli değil. Umutsuz değil ama gecikmişliğin azabını çok yaşayacağa benzer. Bu hafta Bursaspor maçı, arkasından deplasmanda Eskişehirspor var. Bu maçlar Galatasaray’ın bu seneki karatını ortaya koyacak. Kazanırsa, Sıvas maçı için sürpriz diyebiliriz, puan kaybına devam ederse Galatasaray için çanlar çalıyor demektir.
Elano’nun askıda kalması,
Baroş’un sakatlığı,
Orta sahaya yapılamayan takviye,
Kaleci sorunu,
Neill’in yorgunluğu,
Ali Turan’ın maç eksiği,
Sabri’nin yokluğu,
Lorik Cana’nın sudan çıkmış balıklığı,
Pino’nun tartışılan sakatlığı…
Bütün bunlar Galatasaray’a çelme!
Bir de Rijkaard’ın bunlardan kaynaklanan çaresizliği var.
Ben hala hocanın yanındayım; Rijkaard yumuşak eldivenli katı bir hoca. Israrla oynatmak istediği futboldan vaz geçmiyor. Bu doğru bir davranış.
Ya Rijkaard’ın tarzını benimseyeceksin ya da Rijkaard’ı getirmeyeceksin.
Ya da Rijkaard’ın eline onun istediği futbolcuları vereceksin.
Hata Rijkaard’da değil, onu eksik kadroyla çaresiz bırakanlarda.
Koca Galatasaray hala gerekli transferleri yapamıyorsa mezardan hocaların babası Hideguti’yi çıkarsan ne yazar.
İyi futbol iyi futbolcularla oynanır.
Transferin sona ereceği tarih olan 1 Eylül’e kadar Galatasaray’ın düzelme şansı var. Bu takıma iki tabanca gibi orta saha gelirse toparlanır, olmazsa bu sene de hüsran yaşanır.
Her şeye rağmen ümidim devam ediyor.
Yönetime de hala güvenim devam ediyor.
Son tarih ise; 1 Eylül 2010