(Umarım doğru yere yazmışımdır daha uygun bir bölüm göremedim, eğer yanlışsa moderatör arkadaşlar taşırsa sevinirim, kendimce yazdım işte birşeyler, yazı bana aittir.)
Soğuk bir 29 Ekim 2009 sabahıydı, gece heyecandan uyuyamamıştım ama uykuyu hissetmiyordum artık bile, cüzdanımın en güvenli yerine koyduğum bileti bir kez daha çıkarıp baktım uyanır uyanmaz, durmadan düşünüyor, düşündükçe heyecandan içim kıpır kıpır oluyordu.
Arkadaşlarımı aradım çadırın önünde buluşup beraber gitmeye karar verdik maça, maç saatine kadar gün boyu internette maça gidecek insanların yorumlarını okuyup heyecanıma heyecan katıyordum, hayal bile edemiyordum oysaki. Elli bin kişi, Avrupa devlerine kök söktürmüş, yirmi bin kişilik bir stada cehennem adını koydurtmuş binlerce taraftar, cehennemden ötesi varmıydı?
Maç saati yaklaştığında çadırın önünde buluşup metroya yürümeye başladık arkadaşlarla, her yer sarı kırmızıydı, herkes açılış maçından, stadın atmosferinden konuşuyordu. Arkamıza dönüp son bir defa dönüp baktık, Ali Sami Yen stadına, çoktan yıkılmıştı tabi ki, güzel anılarımız film şeridi gibi gözümün önünden geçti birden, ne maçlardı diyip iç çektik arkadaşlarla. Metroya binip stada doğru yola koyulduk sonunda, insanlar birbirinin yüzüne bakıyor ve gülümsüyordu herkes, en az benim kadar heyecanlıydı Galatasaray aşkıyla yanıp tutuşanlar. Herkesin atkısı boynunda, kiminin elinde bayrak, kiminin başında garip sarı kırmızı şapkalardan vardı.

Metrodan inip stadın önüne geldik, resimlerde gördüğüme göre daha büyük geldi gözüme ilk görüşümde, her detayı inceliyor, yorum yapıyorduk arkadaşlarla, her şey rüya gibiydi artık, koşup içeri girmek istedik birden, oturacağımız tribünün girişine geldikçe sesim titremeye başladı. İçeriden gelen tezahürat sesleri tüylerimi diken diken ediyordu, bileti uzatırken elimin titrediğini fark etti kapı görevlisi ve gülümsedi bana. Merdivenleri ikişer üçer çıkıp oturacağımız tribüne geldiğimde donup kalmıştım tribünleri görünce, rüyadan öteydi artık, tribünleri izleyerek koltuğumuza geçip eşlik etmeye başladık, maç saatine daha zaman olmasına rağmen tribünler dolmuştu, herkes şaşkın, heyecanlı ve bekliyordu.
Isınmak için önce konuk takım sahaya çıktı, herkes tribünlere bakıp takım arkadaşlarıyla yorum yapıyorlardı ve stat hoparlörlerinden warchant çalmaya başladı, hayalini bile kuramadığım o an gelip çattı. Galatasaray ilk defa Aslantepe’de taraftarının önüne çıkıyordu, hep bir ağızdan warchantı söylerken atkılarla eşlik ettik, bizim takım sahaya çıkmaya başladı, en önde Arda koşarak çıktı ve tribünlere bakıp donup kaldı, yayın yapan televizyon Ardanın şaşkınlığını çekerken skorboard da gözlerinin parladığını görüyorduk, takımımız birer birer sahaya çıkıyor gördükleri sahne karşısında hepsi donup kalıyordu, elli bin sevdalı, hep bir ağızdan bağırıyorduk, her yer sarı kırmızı, stat yanıyordu sanki ve konuşamıyorlardı bile… Bizim takım ısınırken bütün oyuncuları tek tek çağırmaya başladık, hep bir ağızdan bağırıyorduk ve ses o kadar yüksekti ki sanki kulağımın dibinde bir aslan gürlüyordu. Maç başlamadan önce konuk takımı da centilmenlik gereği çağırdık, ilk önce anlamadılar ama Kewell’ın uyarmasıyla onlarda tribünlerimizi selamladı. Maç boyunca kaleci De Santctisden Baros’a, Lincoln’e kadar heyecanları top kontrollerinden ve hareketlerinden anlaşılıyordu ve artık Galatasaray gibi bir dev çağ atlamıştı, Türkiye'nin Cumhuriyetine kavuştuğu bu anlamlı günde Aslan kral tekrar uyanıyor, taraftarıyla, takımıyla, yöneticisiyle Avrupa’ya geri döndüm diyordu…
