28. Nisan 2026, 21:07:25

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 120763 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #304 : 01. Aralık 2008, 13:04:48 »
Osman Korkmazel
Skibbe’nin riski

LİGİN altında haftalarca kalmak öyle kamçılamış ki Hacettepe’yi, geçen hafta İst. Belediye önünde harcadıkları eforun iki mislini sarfettiler dün gece Galatasaray karşısında. Başlama düdüğüyle saldırıya geçtiler. En dikkat çekici yanları, ikili-üçlü şok baskınlarla Galatasaray’ın hünerli ayaklarına pranga vurmalarıydı. Arda, Kewell, Baros ve Lincoln ne yapacaklarını şaşırmış vaziyette devamlı arkadaşlarından yardım dilendi. Savunmada da özellikle Servet-Meira’nın yaptıkları bireysel yanlışlar. Santcis’in başına çorap ördü. İtalyan kaleci 31’de şans meleklerinin yardımı ile golü önledi ama 2 dakika sonra zincir halkasına bağlanmış hataya çaresiz kaldı. Bu golü alın teriyle hak etti Hacettepe. İlk yarı hak etmedikleri bir olayda yaşadılar. Tozo’nun kırmızı görmesi. Evet siyahi oyuncu ilk sarıyı Lincoln’e faulden haklı gördü de ikinci de, Barış, Tozo’ya fena girdi. Tepkisi normaldi. Maalesef hakem tepkiye ağır karar verdi. Yazık! Zaten bu karar sonrası Hacettepe oyundan düştü. Notlarıma bakıyorum; Baros’un beleş (diğer golleri usta işi idi) golü Galatasaray’ın ilk tehlikeli atağı... Skibbe çok büyük risk aldı Ümit Karan’ı oyun alarak. Bu belki de Hacettepe’nin on kişi kalması ile ilintili olsa da yine de riskti. Servet tek stoper kaldı ve zor anlar yaşadı. Zoko-Da Silva ikilisi onu tam matiz edeceklerdi ki; Zoko, bırakın futbolcuları tüm tribünlerin görmediği penaltıyı yaptırdı, Servet de rahatladı. Barış’la yazıyı noktalamalıyım. Bir futbolcu uzun sakatlık sonrası böyle yüksek tempoda oynuyor, takımına aşırı katkı sağlıyorsa, alkışlamak lazım. Taraftarları da oyundan alınırken ödülünü verdi.
 
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #305 : 01. Aralık 2008, 13:06:02 »
Süper yakışıklı

İlginç maçın ilginç olaylarıyla yazıya başlamak istiyorum.
* Baros, devre biterken attığı beraberlik golüne o kadar çok sevindi ki bu herkes çok şaşırdı. Bana göre haksızlık etmeyelim. Milan Baros en son golü attığında İstanbul'da insanlar denize giriyordu. Neyse ki Baros gollerini üçleyince rahat etti.
* 36. dakikada Tozo ile Barış birbirlerine sert girdi. Kusurlu olan Barış'tı ama hakem Hacettepeli Tozo'yu kırmızı kartla ihraç etti. Adam toz olurken rivayete göre Skibbe bile yanındakilere sormuş "Bu Hacettepeli niye atıldı?" diye.
* Maçın en ilginç ama ne olacağını bilmeyen adamı şüphesiz ki bay Skibbe idi. Koyu renk elbisesi, beyaz gömleği ve mükemmel fiziği ile süper bir jön görüntüsü içindeydi. Defalarca yazdım. Adam bu haliyle aşk filmlerinin başrol oyuncusu olur. Böylece Galatasaray da ondan kurtulur.
* Hakem Süleyman Abay, Galatasaray'ın ikinci golünde öyle bir penaltı gördü ki herkes çaldığı düdüğün ne olduğunu anlayamadı. Ama top penaltı noktasına dikilince bunun penaltı olduğu anlaşıldı. Tabii arkadan da hakeme 'bravo' dediler.
* Galatasaray'ın yabancıları hâlâ kendilerine gelmiş değil. Baros üç gol attı ama benim için yetersiz. Meira kötüydü çıktı. Sanctis, kararsız kurtarışlarıyla insanları endişelendirdi. Kewell hâlâ kendinde değil. Ama merak ettiğim bir konu var, Nonda neden oynatılmıyor? Bir suçu mu var? Bir futbolcu, hele Nonda gibi birisi takımdan bu kadar kesilmez. Bay Skibbe herhalde ondan haz etmiyor olmalı ki son bölümlerde 15 dakika bile oyuna almıyor.
* Sadece yabancılar değil, bizdekilerde de ilginç adamlar var. Mesela Arda, kendine yakışmayacak kadar kötü. Ayhan bence oyuna kendini vermeli. Sabri yine bir şeyler yapmaya çalıştı. Servet ise bildiğimiz Servet'ti. Görünen o ki yerlisi de yabancısı da tedaviye muhtaç hastalar gibi. Bunları toparlayıp düzeltecek adam herhalde bay Skibbe olmalı. O ise olmamakta direniyor. Arkasında kendisini koruyanlara güveniyor.
* Diyeceksiniz ki "Maçtan bahsetmeyecek misiniz?" Birkaç satır da ona yazalım. Bana göre dünkü maç bir mahalle maçıydı. Galatasaraylı futbolcuların formalarını çıkarıp başka bir takımın formasını giydirin inanın bana o takımı küme düşürürler. Hiç kimse atılan gollere aldanmasın. Bu Galatasaray, Berlin'e de böyle giderse Avrupa macerası orada kapanır.
İsmet TONGO
keweel - arda - elano- baroş- keita

AmasyaUA

  • Mesut Değerli
  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 1318
  • Yaş: 49
  • Yer: AMASYA
  • Artık Bundan Sonra Sensiz olamam Alemin kralı
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #306 : 01. Aralık 2008, 13:06:54 »
Bonuslu Skibbe

Artık Skibbe hakkında yazmayayım diye kendimi şartlıyorum ama bir türlü olmuyor. Hacettepe ligin 17. sırasında ve bu maça çıkana kadar attığı gol sayısı sadece yedi. Ali Sami Yen'de böyle bir takıma karşı tek forvet sahaya sürüyor sayın Skibbe. Dilimde tüy bitti, bu takım Galatasaray, sen çalıştırdığın takımın hâlâ büyüklüğünün farkında değilsin. Allah Galatasaray camiasına sabır versin, başka bir şey demiyorum. Yönetim bu hocayı gönderemediği gibi bir de bonus olarak Kalli'yi getirdi.

Korkak başladı
Yani Skibbe gitse, bonusu kalacak! Maça böyle korkarak başlayan Alman hoca, ilk golü de kalesinde gördü. Daha sonra Tozo oyundan atılınca ilk yarının sonlarına doğru ancak beraberliği yakaladı. Bu arada Skibbe'nin rakibin 10 kişi kaldığının bile farkında olmaması komedi gibiydi. Allah'tan 4. hakeme sordu da Serkan Çınar durumu Alman hocaya izah etti. Ama takım yine ilk yarıyı tek forvetle tamamladı o da başka. Skibbe'nin maçın gidişine, rakibin durumuna göre hamle yapmasını zaten beklemiyoruz.

Skor aldatmasın
İkinci yarının başlarında Süleyman Abay'ın gerçekten çok iyi gördüğü penaltı pozisyonunu gole çeviren Baros uzun bir suskunluktan sonra bu karşılaşmadaki 2. golünü de penaltı atışı ile gerçekleştirdi. Bu golden sonra da 3. golünü atınca takımını da rahatlattı. Hacettepe bu golden sonra dağıldı, Teli de kırmızı kart görünce zaten 9 kişi kaldılar ki yapabilecekleri çok şey kalmadı. Ben özellikle son haftalarda gördüğüm en iyi hakem olan Süleyman Abay'ı tebrik ederim. Hele şikebahçe-Şiketaş maçının hakemini gördükten sonra, Abay mükemmeldi. Galatasaray'dan Ayhan, Lincoln, Milan Baros ve Barış'ı karşılaşmanın iyileri arasına koyabiliriz. Ancak bu futbol Berlin'de kazanmaya asla yetmez. Farklı galibiyet kimseyi aldatmasın. G.Saray UEFA'ya veda ederse şaşırmayın.
Yaşar YALÇIN
keweel - arda - elano- baroş- keita

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #307 : 02. Aralık 2008, 15:53:53 »
Skibbe, Baros ve Cambaz Lincoln

Hacettepe maçında üç şey vardı;
1-Baros gol atmayı hatırladı,
2-Skibbe gol atmak için üçlü defans yaptı,
3-Lincoln atraksiyon çekti!
Bunlar güzel görüntülerdi...

Galatasaray maçı kazanmak için her yolu denedi.
Sakın ha, Hacettepe 10 kişi, sonrasında 9 kişi kaldı demeyin!
Recep topu göğsünden sektirmeseydi,
Zoko elini topa değmeseydi,
Baros onca kişi arasından kafayı vurmasaydı; 3 gol olur muydu?
Bunların ne ilgisi var eksik oynamakla...
Alayı bireysel hata. 11 kişi de olsa, bunları yaparsan yine 3 yersin!
 
 
Biri golü mumla arar öteki hat-trick yapar
Hani Baros gol orucundaydı?
Güiza golü mumla ararken, Baros hat-trick yapıverdi...
Hani Skibbe bir şey bilmiyordu?
Rakip 10 kişi kalınca defansını bile üçledi, Meira’yı kenara aldı yerine Ümit Karan’ı soktu. Gerçi Ümit kendinde bile ümit bulmadı ya, neyse...
Çok kötüydü!
Skibbe bir süre sonra 3-1’i bulunca defansa Emre Güngör’ü aldı, bu kez geriyi dörtledi...
İşte bunu anlayamadım!

Ancak Skibbe ve Burak hoca oyun içi uygulamayı başarıyla yapınca Galatasaray ilk golü yemesine rağmen maçı kopardı. Yarım düzine de gol olurdu vallahi.

10 kişi, 9 kişi... Tozo haksız atıldı muhabbetine falan da gülüyorum.
Bakın arkadaşlar fanatik taraftarlığı bırakın;
Hakem maçın mutlak hakimidir. Onu yıpratarak bir yerlere varamayız!
Şimdi içinizden şeddeli Fenerli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı olanlar mutlaka bana 'falanca maçta demedin, filanca maçta diyorsun ama...' diyecekler ben yine gülüp geçeceğim!

Bildiğim tek şey hakemin hata yapabileceğidir, ancak hatanın da derecesi var.
İnsani hata var, insafi hata var!
Bazılarına ben de insafın kurusun diyorum.
Ötekilerini, görmüyorum bile...
Kime olursa olsun!

Hacettepeli iki oyuncu oyundan atılmış! Atılmasaydı!
Kural dışı davranış yapılmasaydı. Bizde futbolcular çok gaddar oynuyorlar. İşleri güçleri rakibe kasıtlı hareket. Forma çekmeler, gözüne parmak sokmalar, resmen dirsek atmalar, tekmeler, itmeler, kakmalar... Hakeme çaktırmadan!... Yersen...
Hakem de bunların çoğunu tabii ki kaçırıyor. Sekiz göz bile yetmez bu hilelere...
Bizler ve hele sizler de uzaktan ahkam kesiyoruz, oysa hakem sahanın içinde. Olayı yaşayan o!... Seyredenler sertlik falan görmedi ama belki sözlü saldırı var...
Belki bizim kararımız yanlış!...
Böyle saçmalık olur mu?
Bizde herkes uluorta konuşuyor!
Herkes hakem ya!...
Hele Erman Toroğlu... Sanki sahadaki hakem kukla, Erman ağır ceza reisi...
Yargıtay, Danıştay üyesi...

Avrupa’da bunların bir tanesi yok! Çünkü herkesin bir birine saygısı var. Futbolcu çıkıyor topunu oynuyor.
Bizde Erdoğan Arıca Hocam bile çıkmış ‘rakip takım 9 kişi kalmışken ve 3-1 mağlupken Lincoln rakibi aşağılar gibi ayağında fazla top sektiremez, alay edemez, etik değil’ diyor’
Böyle bilet kesme olur mu?
Sen hakem misin be hocam!
Futbolcularına kız, atıldılar diye...
Lincoln 20 metre atraksiyon yaparken niye yoluna bir Hacettepeli çıkmıyor ki...
 
 
Lincoln ayak topu cambazı!
Erdoğan hocaya göre futbolcularına da gösterilen sarı kartlar haksız!
Çünkü kuralı koyan hakem değil her şeyde Erdoğan Hoca!
Böyle saçmalık hayatımda görmedim.
Lincoln’ün hareketlerinin cezası olsa zaten hakem kartı basar...
Neymiş etik değilmiş...
Püff!...

Galatasaray sahada rakibe külahı ters giydirsin diye aldı Lincoln’ü...
Ahlak dersleri vermek için değil!
Tonlarca parayı becerikli olduğu, topu ayağında bin kere zıplattığı, rakibe bacak arası çektiği, çalımı bastığı için aldı Lincoln.
Futbolda bu kadar kısırlık varken yetenekli bir adam seyri güzel hareketler yapıyorsa sen futbolcularına söyle de bu adama dokunmasınlar hocam, bilet alıp maça gelenler de güzellikler yaşasın!
Tam Osmanlı kafasıyız vallahi!

Lincoln bacak arası atınca Tozo kızdı ve amacını aşan kasıtlı bir engelleme yapınca 16’da sarıyı yedi, 35’te kırmızı oldu...
Cisse de 10 dakika içinde iki sarı görünce o da kızarmıştı.
Bu ülkede suçu işleyen korunuyor, cezayı kesen yerden yere vuruluyor!

Goller zaten 45, 57, 72’de atıldı.
Hacettepe’nin dokuz kişi kalışı 76’da... Yani iş işten geçtikten sonra.
72’de durum 3-1’e gelmiş bile...
Ne diyorsun sen Erdoğan Hocam?
Hakem kartı yanlış adama göstermiş!
Dua et sana göstermemiş...

Dün gece star tv’de kendimi zor tuttum. Erdoğan Hoca’ya Uğur Meleke’yle o kadar kapılar açtık ki hatadan dönsün diye... Ama o hala etik değildi diye direniyor.
Ne yani Hocam rakip 9 kişi kalırsa;
a) futbolcular bacak arası yapamaz!
b) 88’de penaltı verilirse kaleciyi ters köşeye yatıran gol vuruşu yapamaz!
c) Gollük orta yapamaz, kafaya çıkamaz...
d) Tribünlerden alkış gelse reverans yapamaz!
e) Topu köşelere götürüp zaman çalamaz!
Diye kaide mi var!
Böyle futbol oynanır mı? Bu mu nezaket, yoksa susup hakem kararına itaat mıdır nezaket?

Neredeyse Erdoğan Arıca Hoca, Skibbe’ye de kızacak neden sen de iki oyuncunu kenara almadın diye...

Sevgili hocam;
Sen bugüne kadar diğer 13 maçta çok iyi hakemlere rastladın da onun için mi takımının daha iki galibiyeti var!
Öteki hocayı gönderip seni getirmediler mi?
Takımın ne halde bilmiyor musun?

Erdoğan Hoca aslında Galatasaray’a yenildiğine yanmıyor. İki oyuncusu atılınca haftaya yoklar ona yanıyor! Eksik kalacak puan alamayacaklar!
Bakın orada haklı!

Peki ama bunda Lincoln’ün ne suçu var, adam zaten çalım atıyor diye gaddar tekmeler yiyor. Bırak adam hünerlerini göstersin be hocam...
Bırak Galatasaray tribünleri sefasını sürsün!
Hep Servet’in kahrını çekecek değiller ya!

Toplumu germeyi bırakın da işinize bakın.
Sanırsınız Galatasaray’ın aldığı puanlar haksız!
Öyle bir imaj yaratılıyor.
 
 
Sıkıysa başkasına yapsana modeli...
Erdoğan Hocam çok kızmış...
Yanaklarından öperim Hocam ama...
Ne demek o ‘sıkıysa başkasına yap modeli’
Metaliste karşı yapsaydın ya! diyorsun...
Hoppala...
Metalisttekiler aşağılık yaratıklar mı yoksa...
O da ne demek?
Merak etme Lincoln çalımı babasının oğluna atar, Metalistteki tek düze futbolcuların da ikisini ipe dizer üçüncüsüne de atar!

Erdoğan Arıca’nın kızması Galatasaray’a yenildiğine değil.
Gelecek haftaki maçta iki önemli futbolcusunun oynayamayacak olmasına...
Ben diyor Erdoğan Hoca düşmemeğe oynuyorum. Lütfen biraz daha dikkat etsin hakemler...
İşin aslı bu!
 
 
Maçı kaçırdık...
Skibbe; gereken her şeyi yaptı, bir de Servet’i dinlendirse...
Servet; Yine topu durup dururken rakibe attı, kabak Meira’nın başına patladı Galatasaray golü yedi.
De Sanctis mükemmel kurtarışlar yaptı. Hele bir tanesi jenerik olurdu. Harikaydı...
Çok hata yapan kalecilerin yanında De Sanctis çok güzel işler yaptı ama bakın medyaya söyleyen yok!
Baros hat-trick yaptı yine gol krallığına koştu. Başkası atsa methiyeler düzülürdü...
Kewell bu kez sahada yoktu...
Arda-Lincoln-Ayhan üçgenleri seyredene zevk veriyor alkış alıyor ama tabelaya gol yazdırmıyor.
Maçın başında Lincoln yüzde yüz üç gol kaçırdı onlar gol olsa daha 10. dakikada Galatasaray 3-0 öne geçerdi. Bu dedikodular da olmazdı...
Sabri yine Servet’e ya da tek ayak üzerinde kaldığı için kolay geçilen Meira’ya kızdı direğe tekme salladı! Hakem görse sarı!
Şükür ki Mehmet Topal ve Barış ve de Emre Güngör iyileştiler...
Dikkat Galatasaray geliyor...
Demedi demeyin.
 

Osman Tanburacı

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #308 : 04. Aralık 2008, 10:15:57 »
Ötün bülbüller ötün...
Şimdi aşk zamanıdır

UEFA kuraları çekildi, fikstür belli oldu; Galatasaray bu gruptan lider çıkar dedim...
Talihsizliğe rağmen hala lider.
Skibbe için; gitmesine sebep yok, AntiGalatasaray medyasının goygoyuna kapılmayın, dedim...
Skibbeli Galatasaray Kalli’siz grup çıktı...

Birden Atatürk’ün bir milleti ayağa kaldıran lafını hatırladım;
‘Dahili ve harici bedhahların’ olacaktır.
Evet ne yazık ki var...
Galatasaray’ı içerden dışardan vurmak isteyenler var.
Bu galibiyet onlara ‘sus’ payıdır!

Bravo Adnan Polat ve Şürekası...
Bravo Marka Team.

 
 
Kaptanlık Lincoln’ü kamçıladı
Yanarım yanarım şu Hagi’yi kaptan yapmadılar ona yanarım!
Bak Lincoln’e kaptan oldu gemisini kurtardı...

Futbol iyi futbolcularla oynanır, iyi takım olmak için zaman ister, iyi kaleci iyi defans arkasında belli olur, iyi teknik direktör yoktur iyi takım vardır.
Galatasaray Herta karşısında bunu ispatladığı için mutluyum.
Babamın oğlu değil ama her maç imtihan veren Skibbe için mutluyum.
Sakatlar geri döndüğü için mutluyum.
UEFA Grubu’ndan çıkarken bir Türk takımının iki deplasman maçını da kazanmış olmasından mutluyum.
Futbolda lafla peynir gemisi yürütenlerin, kendisini dev aynasında görenlerin, hiç yoktan kazan altına odun atanların, husumetle yatıp kalkanların gerçeği gördükleri için mutluyum.
Ötün bülbüller ötün,
Şimdi aşk zamanıdır.

 
 
Futbol takım oyunudur
Gel, Herta Berlin karşısındaki bu Galatasaray’ın futbolcularını birbirinden ayır!
Ayıramazsın.
Ayırırsan mutlaka birinin hakkı üzerinde kalır.
Galatasaray bir bütün halinde oynadı. Takım içi entegrasyon mükemmeldi, sırıtan olmadı.
İşte dilimimde tüy bitiren ‘ana fikir’ budur;
Futbol takım halinde oynanır;
Hocan hatasız olacak,
Mevkilerinde eksiğin olmayacak,
Savunmada hücumda hata yapmayacaksın.
O zaman yenemeyeceğin rakip yoktur.
Herta Berlin maçında Galatasaray işte bunu başardı.

 
 
Uzaktan şut yağmuru
Galatasaray’ı bu yıl hiçbir maçta uzaktan bu kadar çok şut atarken görmedim,
Daha maçın başında Lincoln üç kez rakip kaleyi uzaktan yokladı, şansı olsa ya da rakip kaleci Azman Drobny 10 cm daha kısa olsa Galatasaray iki farklı öne geçmişti bile.
Koşmuyor dediğimiz Lincoln ‘pazuband’ı koluna takınca ‘Aslan’ kesildi...
Breh, breh, breh...
O ne paslar, o ne vücut çalımları, o ne topuklar, o ne vuruşlar...
Rakip kovalaması da cabası...
Hani Lincoln’ün yeteneklerini sergilemesi ‘etik’ değildi!
Lincoln maestro gibi takımını yönetti, Galatasaray Grup liderliğine devam etti.
Lincoln’e yapılan bir penaltı da İtalyan hakem Rizzoli’ye takıldı, İtalyan bir de sarı karta asıldı... Ama Allah’ı var, hakem mükemmel bir maç yönetti.

 
 
Böyle maçları da yazmak güzel oluyor...
Skibbe ve Burak Hoca rakibi iyi incelemiş demektense, takımını iyi yönetmiş demek daha iyi olacak. Galatasaray bütün hatlarıyla başarılıydı, rakibine göz açtırmadı. Herta Berlin ilk on beş dakika biraz tırmalandı ama Galatasaray’ın öne çıkmış akıllı savunması arasından yol bulamadı. Voronin, Raffael ve Pantelic suyu sıkılmış limona döndü...
Gaddar tekmelerin sahibi defanstaki Simunic nasıl iki sarıdan kırmızı görmedi hayret. Baros yerden kalkmadı.
Ama bakın galibiyet gelince hepsi unutuldu.
Baros çok çırpındı ama o da yol bulamadı. Baros’u top hakimiyeti olduğu için beğeniyorum. Benim 4-6-0’ın ideal adamı. Hiç durmuyor çok geziyor. Rakip onu takipte tekme kullanıyor. 69’daki penaltı golü net vuruştu.
Arda-Lincoln-Kewell-Baros ver-kaçları seyredene zevk verdi. Bu kez Von Bergen’e penaltı yaptırmasının dışında Kewell durgundu.
Arda da aut çizgisine iyi kaydı, rakibi iyi atlattı ama o da sonuca gidişte şanslı olsa skor büyürdü.

 
 
Dinamo Barış; onun için saha bi karış!
Sakatlıktan yeni çıkacaksın ve böyle koşacaksın...
Helal olsun evlat sana...
İşte kendine bakan futbolcu budur. Üç aydır yok Herta’nın yıkışlışına imza atmak için Berlin’de var. Bir eşini daha bulun Avrupa şampiyonu olun!
Bir rakip kalede bir De Sanctis’in önünde...
Bir sağda, bir solda, bir ortada sanırsın dokuz kişilik bir manga!
Matarası elinde kasaturası belinde...
Dinamo Barış; onun için saha bi karış!
Öptüm evlat.

Ne demiştim ben; Barış, Mehmet Topal, Linderoth’un sakatlıkları geçsin siz o zaman Galatasaray’ı görün.
Gördünüz işte...
Daha Linderoth yok.
Aaaa Ayhan da yoktu sahi...

 
 
Bu Mehmet Topal’sa Maldonado kötürüm...
Çanakkale’den gel, Milli Takıma git, Galatasaray’la şampiyon ol, sakatlık geçir...
Gel oyna, desinler Herta’ya külahı ters giydir!
Gözümle görmesem, söyleseler inanmam!
Hem de 90 dakika +sı da var...
İnanamıyorum,
Bu Mehmet Topal’sa Maldonado kötürüm!
Seni de öptüm çocuk...

 
 
Servet-Meira nihayet buluştu
Galatasaray’ın savunma göbeği hiç hatasız oynadı. Maçın başında ve sonlarında çok baskı altında kaldılar ama olacak o kadar. Rakip de Herta Berlin. Buna rağmen ikili başarılı bir sınav verdi.
Bilhassa Servet.
Şimdi bana inandınız mı?
Servet bir kere bile topla rakibin üzerine saldırdı mı?
Savunma adamı gibi oynayınca Galatasaray kazandı!
De Sanctis’i aşan topu kurtarması Metalist maçında kaçan puanların ikisini geri getirdi!
Bu Servet’e servet ver al.
Ötekini koy sepete...

Hakan Balta da çok iyi işler yaptı, bu çocuk biraz ağır ama akıl küpü. Beğenmeyeni çok ama ben çok beğeniyorum. Zamanlaması harika, bir golü balta gibi Hakan önledi. Ataklara da katıldı.
Sabri golü bulmak için çok çalıştı ama şutları bir türlü kaleyi bulmadı... Olsun o defans adamı! Geçici görevde olduğu için ‘mevkiinin hakkını verdi’ diyelim.

 
 
De Sanctis maçı kurtaran adam
Bir kaleci takımını nasıl kurtarır diyorsanız De Sanctis’in şömiziye ciltli 90 dakikalık kitabını okuyunuz...
Her sayfası ibret dolu...
İtalyan kaleci Morgan De Sanctis 66’da galibiyeti 66’ya bağladı.
Voronin topu ceza sahası dışındaki Kacar'ın önüne attı. Kacar çok sert vurdu, De Sanctis bu sert şutu havada sinek gibi ezdi!
Kafa vuruşunu iyi bir refleksle üst direkten dışarı attı...
Ayaklardan iki top aldı, döndü bir daha aldı...
De Sanctis Galatasaray’ın iki puanını elleriyle aldı.


Velhasıl Galatasaray mükemmel bir maç çıkarttı.
Bileğinin hakkıyla üç puanı aldı.

Herta mı?
Galatasaray Berlin Olimpiyat Stadındaki kırk bin Türk çocuğunun coşkulu tezahüratıyla o kadar iyi oynadı ki onu seyrederken Herta’yı unuttum!

Şimdi buna da inanır, ‘Tanburacı rakibi izlemiyor’ dersiniz!
Gelin bu cümlenin yarısına inanın;
Galatasaray iyi oynadı.

Darısı şikeci’in başına... ;D
Dilerim Galatasaray’ı Avrupa’da yalnız bırakmaz! ;D
 

Osman Tanburacı

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #309 : 04. Aralık 2008, 11:58:07 »
Maç Almanya’da olunca, kaptanlık bandını da takınca... Aman... aman ...aman ...

Ne coştu Lincoln... Ne oynadı Lincoln...

Özellikle ilk yarıda nefes alamadı Hertha Berlin...

Hücuma bile çıkamadı Hertha Berlin...

Bu ifademi hoşgörü ile karşılayın...

Galatasaray müthiş oynadığı ilk yarıda rakibi adeta “şut manyağı” yaptı...

Sağdan, soldan, ortadan, havadan, karadan...

Nereden isterseniz...

Kimi Hertha Berlin’in iki metrelik kalecisinde kaldı... Kimi kılpayı dışarı çıktı...

Galatasaray’ın ilk yarıdaki bu göz kamaştıran futbolunun her dakikasında, her saniyesinde ve her pozisyonunda Lincoln vardı...

Diğer maçlardaki gibi bir görünüp, bir kaybolmadı...

Berlin’deki binlerce Türk’ün “Lincoooln... Lincoooln” temposuna ben de Türkiye’den katılıyorum...

Elbette sadece Lincoln değil...

Elbette Servet...

Zaman zaman aksayan partneri Meira’ya rağmen Servet...

Hele De Sanctis’in boşa çıkması sonucu kaleye giden topu çizgiden çevirmesi...

Metalist maçından ders çıkarmış olacak ki son derece basit oynaması...

Ama içten... Ama coşkulu...

Elbette orta saha...

Barış’ın, Mehmet Topal’ın takıma girişi...

Barış sakatlıktan yeni çıkmasına rağmen, olağanüstü oynadı... Hem hücuma çıkarken, hem savunmaya dönerken...

Topal, henüz eski Topal olmasa bile, orta alanın vazgeçilmezi gibi görünüyor...

Bir de Ayhan gelirse...

Sanki dertler bitecek gibi görünüyor...

Ama eksiği, yanlışı da söyleyelim...

Bu kadar etkili oynadığın bir maçta skor avantajını yakalayamaz, farkı arttıramazsan, rakibi yüreklendiriyorsun...

Nitekim dün akşam da öyle oldu... İlk yarıda kendi sahasından çıkamayan Hertha Berlin, ikinci yarıda, Galatasaray’ın da yorulmasından yararlanarak önemli tehlikeler yarattı...

Son dakikalardaki iki “hentbol” tartışması için İtalyan hakeme teşekkür borçluyuz...

Ama aynı hakem maç boyunca Suminiç’in Milan Baros’u “kıymalık köfte” gibi doğramasını ancak son dakikalardaki bir sarı kartla cezalandırdı...

O sarı çok daha erken çıkmalıydı... Belki de kırmızı...

Galatasaray işi bitirdi...

Şimdi grup birinciliği için Metalist karşısında Benfica’lıyız...

Çünkü grup birinciliği önemli bir avantaj...

Bir küçük not da seyirciye...

Berlin Olimpiyat Stadı’nda, Ali Sami Yen’e gelen seyircinin belki de iki- üç katı vardı...

Hem sayısal olarak, hem büyük coşkularıyla Galatasaray’a müthiş destek oldular...

Ali Sami Yen mabedinde çok uzunca bir süredir bu görüntüye hasretiz...

Dilerim bundan sonrasında o mabede dönüş olur...

Kadıköy yolunda Galatasaray’ın buna ihtiyacı var...


şansal büyüka

İsmail Sağlık

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Eki 2008
  • İleti: 2003
  • Yaş: 45
  • Yer: Bursa
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #310 : 04. Aralık 2008, 16:12:33 »
Şimdi zaferi kutlama zamanı

BERLİN- Futbolda tarih yazmak her zaman maç sonuçlarıyla olmaz. Dün gece Berlin'de belki de dünya futbol tarihinde eşine ender rastlanacak bir olay yaşandı.

Tribünlerdeki 60 bin civarındaki seyircinin büyük bölümü G.Saray taraftarıydı. Maç öncesinde söylenen "Sarı-Kırmızılı taraftarlar 40 bin bilet aldı" sözü gerçeğe epeyce yakındı.

Oysa maç öncesi koşullar Sarı-Kırmızılı takımın alabildiğine aleyhine görünüyordu. En önemli neden Cim Bom'un formsuzluğuydu. Buna İstanbul'daki yaz sıcağından buradaki kış koşullarına geçme zorunluluğu eklenmişti. Rakip Berlin de hem bu maçı kazanmak zorundaydı hem de bunu yapabilecek form düzeyindeydi. Kısacası neresinden bakılırsa bakılsın kendi evinde Metalist Kharkiv'e yenilmiş Galatasaray için koşullar hiç de parlak görünmüyordu.

İşte bu ortamda önce tribünde yazılan tarih, sonra sahaya yansıdı. Daha doğrusu tekerrür etti. Çünkü 1999'da da Şampiyonlar Ligi'nde grupta yaptığı 4 maçta sadece 1 puan alabilmiş olan Galatasaray, yine bu statta Hertha Berlin'i 4-1 yenerek ayağa kalkmış, ardından da Milan'ı 3-2'yle geçerek UEFA Kupası'na tarihi yürüyüşünü başlatmıştı.

Aslında dün geceki maçta Galatasaray'a beraberlik de yetebilirdi. Hatta yenilse bile gruptan çıkabilirdi. Nitekim ilk 20 dakikada olup bitenler de Sarı-Kırmızılı takıma pek gülümser gibi değildi. Ama sonrasında Cim Bom müthiş bir futbol oynadı ve Hertha Berlin'i adeta sahadan sildi. Bunun da temel nedeni Lincoln'ün harika oyununun yanı sıra orta alana Barış ve Mehmet Topal'la gelen müthiş dinamizmdi. Zaten Galatasaray'ın sezon başından bu yana yaşadığı en büyük sıkıntı bu iki oyuncudan yararlanamayışıydı. Hertha, ikinci yarının başında biraz kıpırdanır gibi oldu. Ama hepsi o kadar. Sonrasında yine Sarı-Kırmızı fırtına başladı.

Galatasaray her şeyi yapıyordu. Ama golü nasıl bulacağı belirsizdi. O iş de Lincoln'e kalmış gibiydi. Çünkü gole en yaklaştığı anlar Brezilyalı yıldızın iki müthiş şutuyla olmuştu. Kewell ve Baros'un bu tarihi gecenin biraz sönük kalan adamları oluşu Sarı-Kırmızılı takımın golü bulmakta zorlanmasının en önemli nedeniydi. İşte o noktada da Galatasaray'a biraz şansı yardım etti. Açıkçası öyle bir penaltı bizim aleyhimize verilse gazetelerde ve televizyonlarda neler yazılıp söylenirdi düşünmekte yarar olabilir.

Neyse bu tartışmaları yapacak çok zamanımız olacak. Şimdi zafer ve onu kutlama zamanı. Ben yine birlikte geldiğimiz Başkan Adnan Polat, tekerlekli sandalye basketbol takımının kazandığı kıtalararası şampiyonluğun medyada yeterince iyi değerlendirilmediğinden yakınıyordu. Bu maçın ardından yazılacak destanlar o açığı biraz kapatabilir.

Sarı-Kırmızılı takımın Avrupa fatihi unvanını bir kez daha ne kadar haklı olarak edindiğini gösteren dün geceki karşılaşma Teknik Direktör Michael Skibbe'nin de derin bir soluk almasını sağlayacaktır. Artık gruptan lider çıkma şansını bir kat daha artıran Sarı-Kırmızılı takım, bu sezonki parçalı bulutlu havayı bundan sonra dağıtacaktır.

Ahmet ÇAKIR - Zaman
Biz GALATASARAYLIYIZ!!
http://80.108.15.126:8000/listen.pls ---> RadyoAslantepe

İsmail Sağlık

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Eki 2008
  • İleti: 2003
  • Yaş: 45
  • Yer: Bursa
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #311 : 04. Aralık 2008, 16:13:33 »
Aslan zoru seviyor

Üstüne basa basa söylüyorum; Galatasaraylı futbolcular maç ayrımı yapıyor. Bu, Hertha Berlin önünde bir kez daha su yüzüne çıktı. Ligde zirveden kopacak duruma geldiklerinde, Avrupa'da da zora düştüklerinde kazanmaya yönelik bir şekilde futbola iyi konsantre oluyorlar. Trabzonspor, Olympiakos ve Benfica maçları örnektir. Galatasaraylı futbolcular insiyatif aldıkları maçlarda müthiş bir ciddiyete bürünüyorlar, oyun disiplininden kopmuyorlar, müthiş yardımlaşıyorlar ve mücadele gücü olarak üst düzeye çıkıyorlar.
Galatasaraylı futbolcular istediklerinde nasıl koşacaklarını, nasıl savunma yapacaklarını ve hücuma nasıl akıllı çıkacaklarını Hertha önünde gösterdiler. Dondurucu Berlin gecesinde makine düzeninde işleyen bir Galatasaray izledik. Haldun Üstünel, "Berlin bizim adımızı iyi bilir. İsmimizi hatırlatmaya geldik" şeklinde iddialı konuşmuştu. Gecenin sürprizi Lincoln'ün kaptan olarak sahaya çıkmasıydı. Brezilyalı yıldız, adeta samba yaptı, araya müthiş paslar bıraktı, Galatasaray'ı maestro gibi yönetti, gol pozisyonu yarattı, şutlarla golü aradı. İki gollük şutunu kaleci Drobny zorlukla kurtardı.

BARIŞ MÜTHİŞ DÖNDÜ
Ön liberoda Barış-Topal ikilisi orta alana dinamizm kattı. Özellikle Barış'ın dönüşü muhteşem oldu, Galatasaray'ın mücadele ruhunu ateşledi.
Sabri defalarca kanat bindirmeleri yaparak önünde bekin ileri çıkmasına izin vermedi. Ama şut sevdasına girmeyip pası düşünseydi, Galatasaray rakip kalede çoğaldığında daha fazla pozisyon üretirdi. Hakan Balta savunmaya sakinlik getirdi, ayağındaki topları görerek kullandı.
Galatasaray hiç panik yapmadı. Özgüvenleri yerindeydi. Hiç ezbere top atmadılar. Dar alanda kurdukları üçgenlerle ayağa isabetli paslan kullandılar. Baros gecenin en çalışkanıydı. Geriye gelip top çıkardı. Çapraz koşularla rakip defansın dengesini bozdu. Çoğu zaman tek başına duvar oldu.
Maç öncesi Berlin'de, "Galatasaray fark yer" düşüncesi hakimdi ama Galatasaray fizik olarak üstündü, ikili mücadeleleri kaybetmedi ve topa daha çok sahip olarak Hertha'yı yendi. Böylelikle Üstünel'in iddia ettiği gibi Berlin'e ismini tekrar hatırlattı.

Levent TÜZEMEN - Sabah
Biz GALATASARAYLIYIZ!!
http://80.108.15.126:8000/listen.pls ---> RadyoAslantepe

İsmail Sağlık

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Eki 2008
  • İleti: 2003
  • Yaş: 45
  • Yer: Bursa
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #312 : 04. Aralık 2008, 16:17:29 »
Berlin, Berlin!

Berlin deyince hepimizin yüreği hoplar bir yerinden... Avrupa’da en yoğun Türk topluluğunun bulunduğu Almanya başkentinde özellikle futbol ve Galatasaray adları yan yana gelince elbet mutlu anılar canlanır gözümüzde.
2000 UEFA Kupası’na uzanan yolların Şampiyonlar Ligi grup aşamasında Galatasaray’ın, Hertha’yı hem de 4-1 yendiğini nasıl unutabiliriz ki!
Cim Bom’un, UEFA Kupası’ndaki, son maçında santra öncesi bunları düşündüm hep... Hakan Şükür’lü, Hagi’li, Fatih Terim takımını anımsadım. Sonra bir soru takıldı kafama: “O şampiyon kadrodan kimler kaldı ?” Keşke Hasan Şaş da oynayabilseydi dün. Takım arkadaşlarına o ölümsüz ruhu anlatıp aktarabilseydi!
Her neyse... Maç başladı. Galatasaray istekli ve etkin... Belli ki, Skibbe de kadrodaki futbolcular da bir bütün halinde kazanmaya odaklanmışlar. Berlin’de asla teslim olmama kararlığında mücadele ediyorlar.
Özellikle Lincoln, Arda ile birlikte herkesin başını döndürüyor. Türk ya da Alman... Futbolu seven herkes bu zevkli görüntülere bayılır. Ne var ki Lincoln - Baros bağlantısı hep arıza ile kesiliyor. Baros topla buluştuğunda ya gecikmeli, ya da kalabalık içinde yalnız. Hertha Berlin savunması önde karşılıyor Galatasaray’ı... Ceza alanına sokmuyor. Lincoln’ün dış şutlarını izliyoruz heyecanla. Kewell da kenardan gelip içeri girmek istiyor ama Hertha Berlin direniyor.
Arada Hertha Berlin atakları da var doğal olarak. Onlar da, Galatasaray’ın kişilikli oyununa aynen karşılık verme çabasında. De Sanctis’in iki olağanüstü kurtarışı adıyla ilgili kuşkuları ortadan kaldıran, O’nu kahramanlık düzeyine çıkaracak kadar güzel! Bir de Servet tabii... Voronin’in yüzde yüz gol diye yaptığı vuruşta Sanctis’in müdahale edemediği topa öylesine yetişti ki övgüye değer! Maskeli “yokedici” işbaşındaydı işte!
Kewell’ın ceza alanına girmesi, ayağından çıkan topun Friedrich’in dirseği ile teması ve penaltı! ( Bizim ligimizde verilse tartışma yaratabilirdi).
Baros’un kullanıp gole çevirdiği atış, herkesi rahatlattı. Polat’ı, Sezgin’i, Üstünel’i... Feldkamp ve Skibbe’yi... İzniniz olursa elbette bizi de! Ama en çok rahatlayanlar, stresten kurtulup gönüllerince oynamaya başlayan futbolculardı.
Bu oyunda kötü oynayan, kaybolan futbolcu var mı ? Hiç sanmıyorum. Hepsi de kolektif bir istek, enerji ve sorumlulukla oynadı. Sanctis, Barış, Mehmet Topal, Sabri, Arda, Kewell, evet evet hepsi!
Alman Milli Takımı’nı, Berlin’de yenen biz değil miydik? İlk olimpiyat madalyamızı da orada almadık mı ? Kopenhag’a giderken Galatasaray oraya uğramamış mıydı ?
Bu Berlin’i sevmek için çok nedenimiz vardı özetle... Hele dün... Çok çok sevdik. Ve bu aşkın hiç bitmemesini diledik!

Atilla GÖKÇE - Milliyet
Biz GALATASARAYLIYIZ!!
http://80.108.15.126:8000/listen.pls ---> RadyoAslantepe

İsmail Sağlık

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Eki 2008
  • İleti: 2003
  • Yaş: 45
  • Yer: Bursa
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #313 : 04. Aralık 2008, 16:20:17 »
Lincoln’ün gecesi

Berlin de Lincoln’ü seyrederken Hagi aklıma geldi.

Aynen onun gibi lider, onun gibi zekice takımı yönlendiren, artistik hareketler yapan gerçek bir virtüözdü.

Kaptanlık pazubandıyla birlikte takımın sorumluluğunu da üstlenen Lincoln, dün gece tek kelimeyle harikaydı..

Galatasaray’da Lincoln’e ayak uyduranlar Barış gibi dinamo, Mehmet Topal gibi bitmeyen enerji, Servet gibi cengaverdi. Arda da öyle.. Yaptığı şov niteliğindeki hareketler otuz beş bin gurbetçiyi keyiflendirdi. Kalede De Sanctis de öyle. Dün gece muhteşem kurtarışlar yaptı. Tam Galatasaray yüklenirken, Hertha kontrataklarında kalesinde devleşti İtalyan De Sanctis.

Yani işin özü hep eleştirdiğimiz, kellesini istediğimiz Skibbe dün gece takımını muhteşem hazırlamıştı.

Hertha Berlin’i öyle çözmüş ki, rakibine nefes aldırmadı. İlk yirmi sekiz dakikada Galatasaray’ın attığı şutları sayamadım bile.

Hatta ikisinde rakip kaleci topu zorla kornere attı. Dün gece Skibbe futbol adına takımına hep doğruları yaptırdı. Burnu Kaf dağındaki Almanlar futbol dersi aldılar.

Başöğretmen tartışmasız Lincoln’dü.

Tabii Kalli’yi de unutmamak lazım. Onun da katkıları var. Berlin Olimpiyat Stadı’nda tüm gurbetçilerimiz futbol adına keyifli bir gece geçirirken Galatasaray’ın Avrupa arenasında istediği zaman sonuca giden bir takım olduğuna şahit oldular.

Şimdi bu geceden sonra Lincoln, arkadaşlarını toplayıp diskoteğe götürdü mü bilmiyorum. Ama götürdüyse de helal olsun.

Çünkü sonuna kadar hak etti. Kaptanlık pazubandını vermek kimin işiydi bilmiyorum ama doğru bir iş yapmış. Bence Ayhan’ın da Ümit Karan’ın da hoşgörüyle bunu karşılayıp Lincoln’e kaptanlığı devam ettirmelerini isterim.

Bahri HAVADIR - Akşam
Biz GALATASARAYLIYIZ!!
http://80.108.15.126:8000/listen.pls ---> RadyoAslantepe

İsmail Sağlık

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Eki 2008
  • İleti: 2003
  • Yaş: 45
  • Yer: Bursa
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #314 : 04. Aralık 2008, 16:21:25 »
Güzel Oyun Güzel Sonuç

Galatasaray, Hertha Berlin karşısında takım olarak çok iyi oynadı. Kaleci De Sanctis’den, sol açık Kewell’a kadar her futbolcu gerekenden fazlasını ortaya koydu. Öyle güzel bir mücadele örneği verdiler ki Hertha Berlinli futbolcular Galatasaray kalesine gelmektense topu yana ve kendi kalelerine doğru oynamak mecburiyetinde kaldılar. De Sanctis 1-2 hata yaptı ama maç 0-0’ken iki tane de yüzde yüz gole mani oldu.

Bütün takım başarılıydı ancak en başarılı taraf Galatasaray’ın orta sahası ve defansıydı. Dün akşam Meira ve Servet defansın göbeğinde hiç hata yapmadılar. Bulundukları bölgeyi çok iyi korudular ve zaman zaman hem birbirlerinin kademesine girdiler hem de ileri çıkan Sabri’nin ve Hakan’ın boşalttığı sağ ve sol tarafta, onların yaptığı hatayı, geri dönmemelerini, güzel kademelerle tehlikeli olabilecek Berlin ataklarına mani oldular.

Dün akşam Lincoln de çok iyi oynadı. Özellikle ilk 45 dakikada rakip ceza sahasının yakınına gelir gelmez şut attı ve gol olabilecek iki pozisyonu da rakip kaleci Drobny nefis hareketlerle kurtardı. Lincoln şut atmakla kalmadı Galatasaray orta sahasında ve Baros’un yanında fevkalade bir ikili oluşturdu. Hücuma katıldı. Topu kaybedince de defansa koştu geldi. Galatasaray’da alkışlanacak ve sakatlıkları geçtiği için memnun olunacak iki futbolcu vardı. Özellikle Barış, sahada ayağını basmadığı yer kalmadı. Tam bir orta saha oyuncusuydu. Galatasaray için büyük kazanç. Mehmet Topal 1-2 şut attı ama asla Barış gibi olamadı.

Arda markaj altındaydı o bildiğimiz, istediğimiz gibi oynayamadı. Baros görevini yaptı. Güzel bir penaltı attı ve rakip defansı bayağı zorladı. Dün akşam ben Kewell’in ilk kez topu kaybettikten sonra Berlinli futbolcularla ikili mücadelelere girdiğini gördüm. Halbuki o sadece ayağına geldiği zaman topu nefis soluyla arkadaşlarına pas verirdi ama dün akşam o da mücadele etti. Galatasaray, Hertha Berlin’den çok daha iyi bir takım, arzu ettiğimiz sonucu alamasaydı doğrusu çok hem de çok yazık olurdu.

Turgay ŞEREN - Akşam
Biz GALATASARAYLIYIZ!!
http://80.108.15.126:8000/listen.pls ---> RadyoAslantepe

İsmail Sağlık

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Eki 2008
  • İleti: 2003
  • Yaş: 45
  • Yer: Bursa
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #315 : 04. Aralık 2008, 16:24:08 »
Ge­mi a­zı­ya al­dı­lar...

Dün ge­ce­nin gi­riş ve ge­liş­me bö­lüm­le­rin­de sa­ha­ya ha­ri­ka ya­yı­lan, sa­vu­nan ve hü­cum ede­bi­len, yar­dım­laş­ma­nın do­ruk­la­rın­da ve de üs­te­lik atan ve tu­tan bir Ga­la­ta­sa­ray iz­le­dik.
Bu­nun adı “Av­ru­pa­lı kim­li­ği” mi­dir, yok­sa Tür­ki­ye’de üze­ri­ne art ni­yet­li ola­rak gel­dik­le­ri ta­kı­mın “ya­yın­dan bo­şa­lıp ge­mi azı­ya al­mış” ha­li mi­dir, onu bi­le­mem.
An­cak Lin­coln‘e ya­pı­lan­lar ça­lı­nı­yor ve Bre­zil­ya­lı “top sek­tir­me­ci” şi­ir gi­bi oy­nu­yor­du... Ay­rı­ca ya­rım ya­ma­lak da ol­sa To­pal ve Ba­rış‘ın dö­nü­şü ikin­ci böl­ge­de­ki di­ren­ci kat­la­ya­rak bü­yüt­müş­tü.
Gi­riş bö­lü­mün­de­ki tek so­run, oyu­nu 40-50 met­re ara­sın­da bir ko­ri­dor kul­la­na­rak müt­hiş oy­na­yan Sab­ri‘nin or­ta­dan yar­dım ala­ma­dı­ğı için bo­şalt­mak du­ru­mun­da kal­dı­ğı sağ ka­na­dın yal­nız­lı­ğıy­dı. Ora­dan de­ne­di­ler.
De­ne­mek­ten öte­ye ge­çe­me­di­ler...
Bu oyun, bu­ra­da on­la­ra “oy­na­tıl­ma­yan” oyun­du...
Dev­re sa­ha­da­ki üs­tün­lü­ğün ta­be­la­da­ki eşit­li­ğe mah­kum gö­rün­tü­süy­le bit­ti...
Ben “so­nuç bö­lü­mü­nü” me­rak­la bek­ler bul­dum ken­di­mi...
Gi­riş ve ge­liş­me­nin bu ka­dar doğ­ru ve iyi ol­du­ğu bir ma­çın so­nu­cu da iyi ol­ma­lıy­dı.
İkin­ci ya­rı­da di­ren­ci­ni sür­dü­rür gi­bi gö­rün­me­si­ne rağ­men asıl di­re­nen Al­man ra­kip ol­du. İki kez öne geç­me şan­sı­nı ya­ka­la­dı­lar ama hep­si na­fi­le ça­ba­lar ola­rak kal­dı. Son­ra İtal­yan ha­kem ilk ya­rı­da “ve­re­bi­le­cek iken ver­me­di­ği” po­zis­yo­nun te­la­fi­si­ni bul­du ve bu kez de “ver­me­ye­bi­le­cek iken ver­di­ği” pe­nal­tıy­la “so­nuç” bö­lü­mü­nün de Ga­la­ta­sa­ray’ın le­hi­ne ol­ma­sı­nı sağ­la­dı.
Ga­la­ta­sa­ray dün ge­ce güç­lü bir ra­ki­be kar­şı, ken­di­sin­den haz­zet­me­yen­le­ri üze­cek bir so­nuç al­dı. Üs­te­lik bu­nu ra­ki­bi­ni eze­rek ve 6 da­ki­ka­sı­nı “ge­mi azı­ya al­mış gi­bi” oy­na­ya­rak el­de et­ti.
Bi­ri­le­ri­ni üz­dü ama n’apa­lım...
Ne­ti­ce­de üç bö­lü­mü de bi­ze gu­rur ve­re­rek oy­na­yan bir Türk ta­kı­mı idi...

Ümit AKTAN - Türkiye
Biz GALATASARAYLIYIZ!!
http://80.108.15.126:8000/listen.pls ---> RadyoAslantepe

ultrass

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Nis 2008
  • İleti: 3720
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #316 : 09. Aralık 2008, 14:25:19 »
Tüm köşe yazılarını okuyorum ama bu hıncal malını görünce insanın okumayası geliyor.

beckham12

  • Mühendis
  • ****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 1950
  • Yaş: 39
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #317 : 14. Aralık 2008, 12:55:58 »
Suni çim
3x3 abicim....


Son söyleyeceğim lafımı en başta söyleyeyim;
Hay sen çok yaşa Skibbe!
Seni yerden yere vuran ‘yönetime gıcık’ yazarların, Galatasaray’ın muhteşem atraksiyonlarından sonra şimdi nasıl kıvırttığını gördükçe gülmekten ölüyorum...

İsim veremem, onların hepsi can dostlarım, meslektaşlarım ama çok güdümlüler be yahu!... Bir türlü hırslarını alamadıkları ve yazacak başka şey bulamadıkları için Galatasaray’ı hep yok yere vurdular ona yanıyorum.
Dağarcık meselesi onu da biliyorum!
Yoksa dağarcığında bilgin, zırvalarsın her gün!
Neyse...
Herr Skibbe seyir zevki on numara bir takım yarattı...
Sanki Galatasaray’a benzer başka takımlar varmış gibi,
Hala tenkit edenler de var!
Yazık...

 
 
‘Tahta masalarda bir şişe şarap’ ve tahta kafalar!
Şu, mahşere kadar sürecek bir gerçek ki; hoca değiştirmek soruna çözüm değil!
Geçmişte ve günümüzde örnekleri de az değil!
Bir takımda iyi gitmeyen bir şeyler varsa en son gidecek kişi hoca olmalıdır!
Bu da, kalubeladan beri bilinen bir gerçektir.

Galatasaray;
‘Tahta masalarda bir şişe şarap’ gibi adamı mest ediyor...
Seyrederken keyif katsayınız yükseliyor...
Bir de şu tahta kafalar olmasa...

 
 
Ankara tarifesi; Üç kadeh Kavaklıdere!...
Galatasaray 26’da golü yedi.
İstifim bozulmadı...
Meira; biraz da önünde zıplayıp kafayı vuramayanların aldatmasıyla Burhan’a öyle bir kafa asisti yaptı ki De Sanctis ‘Superman’ olsa ne yazar!
Santra yapılırken hissettim ki; herkesin şikayet ettiği suni çimde Galatasaray yine 3x3 çekişli çağdaş otosuyla hız duvarını aşacak...
İçime doğdu.
Neden?
Skibbe’yi de, futbolu da, Galatasaray’ı da iyi tanıyorum da ondan...
İyi kadro iyi işler yapar.
Kadrodan kastım sadece futbolcular değil, teknik heyet de ‘top’ noktada... Yönetim de...

10 dakika sonra;
28’de ‘gol üretim merkezi’ devreye girdi bu kez maç başından beri tenine yapışmış iki siyahi oyuncu Traore ve Addo’nun ölümüne markajını atlatan Baros sağdan sarktı, Lincoln santrfor gibi ortadan daldı; tek pas tek vuruş, tereyağından çekilen kıl misali rakipleri kıl eden gol!...
Bir de baktım çevremde kim varsa ayakta alkışlıyor...
Baktım bir kaç tanesi hareketsiz oturuyor...
Anladım ki onlar....
Futbolu bilmeyenler!
Beraberlik golü müthişti...

38’de bir atak daha gelişti, ama o ana kadar zaten Galatasaray rakibi hallaç pamuğu gibi atıyor, ama atacağı golde hep estetik arıyordu...
Bakın; Barış, Lincoln, Baros 3x3 demek...
Bu kadar mı güzel bir atak olur ve bir takım bu kadar mı fişek gibi gol atar...
Alkış...
Yine yerine çakılıp oturanlar var.
Anladım ki onlar hayatın güzelliklerine hasret kalmış olanlar...
Gole hasretler...
Ya da böyle paslaşmayı yıllardır göremeyenler...

Aaaa... O da ne! Galatasaray durmak bilmiyor...
Hani çocuk oyuncakları vardır; kurarsın, zembereği boşalana kadar oraya buraya gider, duvara da toslasa estetik taklalarla yoluna devam eder ya... İşte öyle!...
Galatasaray kurulmuş gibi top gezdiriyor. Nonda’nın son dokunuşunu filme almak isterdim...
Arda’ya verdiği ‘ayak içi’ pas, pas değil börek!...
Arda’nın topla buluşması ve golü iki adımdan kalenin alt köşesine bırakması;
Birinci sınıf futbolun, üçüncü kadehten Kavaklıdere keyfi...

 
 
Skibbe’nin futbol yayılışı
Kewell yok!
Linderoth daha gelmemiş...
Ayhan cezalı...
Sabri sakat, Emre Güngör ona keza...

Skibbe defansını 3’lemiş... Barış en verimli yerinde; aferin Skibbe...
Barış hücuma çıkarken forvetini 7’liyor, topu kaptırdığında Galatasaray savunması Barış’la geriyi 4’lüyor...
Muhteşem bir katkı fazlası...

Orta alanda herkesi şaşırtan ama mükemmel işleyen bir ikili;
2MEHMETLER... Lokanta adı gibi...
Mehmet Topal ve Mehmet Güven orta sahanın güvenliğini sağlıyorlar...
Tıkır tıkır...
Lincoln bile geriye onlara yardıma geliyor...

Galatasaray çift forvetle oynuyor ama ikisi de seyyar müfreze.
İşte çağdaş futbol bu!
Ama seyredenlerin büyük bir kısmı hala Galatasaray çift santrfor diyor. Hayret!...
Galatasaray’da santrfor yok!
Hepsi gezen forvet...

Galatasaray 7’li forvet oynuyor. Atılan gollerden belli; Lincoln, Baros, Arda...
Arda sağda solda ve de golde...

Galatasaray’ın oyununa bayıldım.
Futbol seyrettim...
Hatalar da varsa affettim, çünkü doyurdular.


 
 
Hakem Özkahya keyfimin kahyası mı?
Şimdi yine hakem için paragraf açacaklar olacaktır!
Onlar küçük hesapların büyük velvelecileri...
Dünkü Gençlerbirliği-Galatasaray maçının hakem hatalarını söylemek ormana bakıp, tek ağacı görmektir!
O kadar çok güzellik vardı ki... Görmeyene yazık!
Galatasaray o kadar güzel oynadı ki;
Hakem iki sarıdan Baros’u da atsaydı,
Barış’ın eline penaltıyı da verseydi,
Galatasaray bir tane daha yese, yine üç atacak kıvamdaydı!...

Lincoln’ün kornerinden Barış’ın attığı kafanın içerden çıktığının tartışmasına falan da hiç girmiyorum!
Bütün mesele içinizdeki kıskançlıkları atarak Galatasaray’ın güzel futbolundan keyif almaktır.
Ne demiş Sezen Aksu;
Hay sen çok yaşa Skibbe!
Alemi çıldırtıyorsun, gitme kal ne olursun...

Osman Tanburacı

 

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #318 : 16. Aralık 2008, 09:10:53 »
Berlin’de kaptandı Lincoln... Ankara’da da kaptan olarak çıktı sahaya.. İkisinde de ne oynadı ama.

İkisinde de karar Skibbe’nindi.

“Yapma, etme, olur mu” diye karşı çıkanlar olduysa da ikna edemediler Alman hocayı...

Ankara’da daha uzun sürdü bu tartışma...

“Hocam Galatasaray’da en uzun forma giyen futbolcu şu anda için Arda... Bugün Arda sahaya kaptan çıkmalı” dedilerse de dinletemediler.

Hasan Şaş, Ümit Karan, Ayhan, Sabri yoksa o gün; kaptan Arda olmalıydı; hakkıydı.

Bu durum Arda’yı yıktı... Çünkü kendine jest yapılacağından öylesine emindi ki...

Saha içinde, yüzünde, yürüyüşünde, koşmasında, konuşmasında Arda’nın burukluğu her halinden belliydi...

Bunu da herkes görebiliyordu.

Başkan Adnan Polat da gördü.

Ankara dönüşünde tüm takım havaalanından Florya’ya takım otobüsünde giderken, Başkan Polat Arda’yı kendi otomobiline aldı.

Duyduğuma göre Bakırköy’de yemek yemişler birlikte...

Konunun ne olduğunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok.

Sonun ne olduğunda meraklıyım çok.

Acaba Adnan Polat, Arda’nın kırılan kalbini onardı mı, onarmadı mı?

İşte önemli olan bu sorunun yanıtı!



Skibbe’nin kunduraları

Skibbe için en sert eleştirileri belki de ben yaptım...

“Bir an önce ülkesine gitsin, evinde çiçek sulasın” gibi bir sürü yorumlar yaptık...

Oyun anlayışını, taktik şeklini yerden yere vurduk hep beraber...

Şimdi konu başka...

“Her şey bitti, bu mu kaldı” diyeceksiniz ama, geldiği günden bu yana bir şey dikkatimi çekiyor...

Skibbe’nin koyu renkli takım elbisesi, yeşil ve acayip bağlanmış kravatı ve taba rengi ömrünü tamamlamış kunduraları...

Hele sol ayağındaki iyice miyadını doldurmuş. Orta bölümü kamburlaşmış... Yani bel vermiş durumda...

Zevk hocanın ama kıyafet konusunda sınıfta çakmış bana göre.

Eşi Aylin Hanım ya hiç devreye girmiyor, ya da sevgili hocam “Yahu hanım bırak bu kıyafet ve ayakkabı muhabbetini, ne varmış benim yeşil ince bağlanmış kravatımda” diyerek gidiyor Ali Sami Yen’e...

Tabii bu işin tamamen şakası...

Gerçeğine gelince... Artık benim içim kaldırmıyor bu görüntüyü ona göre...

Madem Skibbe böyle giyinmeyi seviyor varsın giyinsin, ama ben ona yeni yılda bir sürpriz yapmayı düşünüyorum, hemde ciddi ciddi.



Elinizdeki Servet’in değerini bilin

Daha sezonun bitmesine uzun bir zaman var... Ama ben şimdiden uyarıyorum... Galatasaray’da futbolun patronları elini çabuk tutmalı ve Servet Çetin’in kafasını rahatlatmalı...

Çünkü Servet gibi Avrupalı menajerlerin kıskacında...

Gerçi düşünceleri net ve hiç zikzak yapmıyor, ancak bir kırgınlık hissediyorum Servet’le yaptığım tüm konuşmalarda...

Gönlü alınmalı, hak ettiği para verilmeli ve elde tutulmalı...

Sonra son pişmanlık fayda etmez...

Bir bakmışsınız Servet pıııırrrr uçuvermiş Galatasaray’dan...

Ondan sonra ayıkla pirincin taşını...

Geçmiş dönemlerde elde kaçırılanlar unutulmamalı.

Hadi artık, biraz acele edin... Elinizdeki Servet’in değerini bilin.



Vakitsiz öten horozun

Bundan birkaç yıl önce yine bir Galatasaray- Şiketaş maçı öncesinde Florya’da sıkıyönetim ilan edilmiş...

“Yönetici, anne, baba, çoluk çocuk, dayı, amca, yeğen gelmeyecek” denilmiş...

Öğle yemeğinden sonra uyku saatine çekiliyor futbolcular...

Ancak Hakan Şükür’ü uyku tutmuyor... Bir o yana bir bu yana uflayıp puflayarak yatağında dönüp duruyor...

Çünkü dışarıda bir horoz...

Sanki odasındaki pencerenin hemen altında. Ötüyor da ötüyor. Hakan Şükür hışımla telefona sarılıp tesis müdürü Fahri Yılmaz’ı arıyor: “Abi Allah aşkına uyuyamıyorum, burada bir yerde horoz devamlı ötüyor, git bul ve sustur” diyor...

Fahri Yılmaz biraz şaşkın bir şekilde kamp merkezinin arka tarafındaki horozun peşine düşer.

Horoz öter, Fahri Yılmaz sese doğru gider... Bahçede tam horozu yakalayacakken, çat kapı horozun sahibi gelir...

“ Hemşerim ne yapıyorsun...”

- En güzel günler sizin olsun beyefendi... Horozun sesinden çocuklar uyuyamıyor, yarın derbi maçı var...

- Ne yapıyım kardeşim, nasıl susturayım?

- Horozu satın bana...

- Benim horoz çok pahalı ve cins bir horoz..

- Fiyat söyle beyefendi...

- 500 YTL verin horoz sizin olsun...

Fahri Yılmaz hemen cebinden 500 YTL çıkarır verir ve horozu koltuğunun altına alıp tesislere gider... Bir duvar dibi ve horozun kafası kesilir...

Ve Fahri Yılmaz kendine has espri anlayışıyla Hakan Şükür’e telefonda bilgi verir...

- Burada her şey love story Hakan’cım..

Vakitsiz öten horozun başına gelenler böyle... Horoz, 500 YTL’lik fiyatıyla tarihe geçti bir de.



Kıtaların efendisini ödüllendirin

Ülkemizi yurt dışında en iyi şekilde temsil eden hatta rekorlar kıran Galatasaray’ın tekerlekli basketbol takımına ne kulüpten ne de devletten hiçbir jest yapılmamış şu ana kadar..

Japonya’ya yapılan kıtalararası şampiyonada Avrupa’da birincilik kürsüsüne çıkan “azmin savaşçılarının” gönlünü almak bu kadar zor mu?

Hani sağda solda pankartlar hazırlatan hayır kurumları var ya... Bangladeş’e, Somali’ye, bilmem nereye kurban gönderenler... Ve buna onay verenler...

Hani oy uğruna paketler, kömür torbaları, gıda çekleri hazırlatanlar...

Hani olimpiyatlarda en kalabalık gruplarla olay yerine gidenlere onay verenler...

Devşirmelere dünyanın parasını verenler...

Neredesiniz!

Birkaç kelime de sevgili Başkanımız Adnan Polat’a...

Bu çocukları hem de Galatasaray formasını taşıyan aslan yüreklileri ne yapıp, ne edip onurlandırmanız lazım... Sadece havalimanına gidip sarılmakla bu işler olmaz...

Çözümü de siz bulun... Yoksa devlet büyüklerinin tekerlekli sandalye takımını düşünecek halleri yok.. Çünkü sağlamları düşünmüyorlar ki...




bahri havadır.

ultrAslan96

  • Kalfa
  • **
  • Kayıt Tarihi: Ağu 2008
  • İleti: 464
  • Yaş: 30
  • Yer: izmir
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #319 : 16. Aralık 2008, 11:02:14 »
bu hıncal uluc serefsızın onde gıdenı bızım taraftara gerızekalı demiş sanki kendisi cok akıllı, mal bu adam kucukken delı opmus :D
Ne kupayi ister bu gönlüm,
Nede sampiyon olmak
İki dileğim var Cimbombom
İkiside fenere koymak