Galatasaray "SPOR KULÜBÜ"
5 Aralık 2006... Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi gruplarında yaptığı son maçın tarihi. 5 yıldır Avrupa'nın zirvesinden uzaktı sarı-kırmızılı takım. Ta ki, basketbolcu aslan yürekliler sarı-kırmızıyı basketbolun Şampiyonlar Ligi olan Euroleague'e taşıyana kadar. Evet santrada o yuvarlak bayrak sallanırken fonda çalan müziği TT Arena'da en kısa zamanda duymak tüm taraftarların hayali ama Abdi İpekçi'ye Avrupa'nın dev takımlarını getirip sarı-kırmızı formaya karşı mücadele ettirmek de en az Şampiyonlar Ligi kadar büyük bir başarı...
Sadece 1,5 yıl önce birileri bize dün akşamki maçı anlatsa, hayal görüyorsun derdik. Galatasaray Euroleague'de oynayacak, 12 bin seyircisiyle Barcelona'ya sahayı dar edecek, Avrupa'ya en güzel salon şovlarından birini izletecek; hepsi ancak güzel birer hayal olabilirdi. Hakan Üstünberk'in yönetimi ve Oktay Mahmuti‘nin liderliğinde oluşturulan takım sonrası hedef, önümüzdeki yıllar içerisinde Euroleague'e girmek ve orada kalıcı olmaktı. Bunun uzun yıllar sonrası olması halinde de herkes çok mutlu olacaktı. Ama bu oluşumun üzerinden sadece 15 ay geçtikten sonra Galatasaray Avrupa'nın devlerinin olduğu parkelerde yerini aldı. Başlıbaşına bu yükseliş bile eşine çok rastlanmayacak çok büyük bir başarı.
Hakan Üstünberk ismini iyi Galatasaraylılar zaten biliyor ama bilmeyenler için özellikle geçiriyorum. Adnan Polat yönetiminin basketboldan sorumlu yönetim kurulu üyesiydi... Ünal Aysal yönetimi de çok doğru bir iş yaparak Üstünberk'e yönetim kurulu üyesi olmamasına rağmen aynı görevi verdi ve takımın yapısında bir değişiklik olmadı. Üstünberk'in en büyük başarısı ile takımın başına Mahmuti'yi getirmek oldu. Oktay Mahmuti... Karizması, adamlığı, basketbol bilgisi, liderliği ile takımın en önemli gücü. Maçların her saniyesinde etkisini görmek mümkün. Galatasaray'ın hiç bir zaman vazgeçmeyen, sonuna kadar mücadele eden, kapasitesinin maksimumu ile oynayan takımı onun karakterinin sahaya yansıması gibi. Oyuncular değişse de Mahmuti'nin takımının karakteri değişmiyor. Yense de yenilse de, üzerindeki formanın hakkını veriyor.
Oyuncu üzerindeki formanın hakkını verince, taraftar da oyuncunun hakkını veriyor. Burada taraftara da ayrı bir başlık açılması mutlaka gerekiyor. 4 gün içinde oynanan iki maçta tribünleri hıncahınç dolduran, takımın kötüye gittiği anlarda bile maça dönmesini sağlayan, taşkınlık yapmadan rakibi baskı altına alan ama en önemlisi 2 maçı da kaybettiğinde bile takımını alkışlarla soyunma odasına gönderen bir taraftar topluluğu vardı Abdi İpekçi'de. Maç öncesi sopalı bayraklarla yapılan şov, Euroleague'in tüm tanıtım görsellerinde, bu haftanın en güzel görüntülerinde mutlaka yer bulacaktır. Çok ciddi bir emek vardı orada. Yapanların ellerine sağlık. Maç sırasında da 20 fark olduğu zamanlarda bile maçı bırakmayan; takımı arkadan iten, maç sonunda her türlü ortamı yaşamış Navarro'ya bile hayretler içinde kaldığını söyletecek bir etki bırakan ortam vardı salonda...
Galatasaray dün akşam maçı kazanamadı ama "Spor Kulübü" ruhunu geri kazandıgını çok net bir şekilde gösterdi herkese, hatta Avrupa'ya bile... Barcelona, Real Madrid, Partizan, Panathinaikos vb.'nin oldugu yerde artık Galatasaray da var. Ve o Galatasaray'ın evine gelecek tüm takımların ayakları titreyecek, uykuları kaçacak. Çünkü sahada her top için mücadele etmekten çekinmeyen oyuncularıyla, kenarda takımını bir orkestra şefi gibi yöneten hocasıyla, verdikleri muazzam destekle salonu cehenemme çeviren taraftarıyla birlik olmuş bir takıma karşı mücadele etmek hiç kimse için çok kolay olmayacak artık İstanbul'da...