Ali kırcanın dediği gibi ASLANTEPEDE taraftar profilinin değişmesi gerekiyor demişti çünkü yeni stadın hiç bir anlamı olmayacak yani aslantepede ultrAslan haricinden yeni taraftar grubu kurulması gerekiyor kimse kendini kandırmasın bu ultrAslan yeni stadımızda ilk maçımızda yine sen varya ya sen mıy mıy mıy kendilerini avutan acındıran arebesk şarkılarını söyliyecek bu kişileri taraftara yakın olduğunu söyleyen kişi uyarması gerekiyor ve ingilizler gibi rakibi ve hakemi etki altına almamız lazım yani hakem yanlış yaptığı zaman 10 saniye ıslık değil hekem bizle ilgili lehte karar verene kadar uğultu çıkarmamız gerekiyor tekrar söylemek istiyorum ultraslandaki amigolar değişmeyecekse yeni stadımıza alınmasınlar
Açıkçası bu siteye ilk geldiğimde beni en çok şaşırtan konulardan biri de bu oldu. Bu siteye gelmeden önce ben taraftarların büyük çoğunluğunun bu arabesk tezahüratlara bayıldığını düşünüyordum. Fakat burada gördüm ki; arabesk tezahüratın takıma hiçbir katkı yapmadığının, tempoyu düşürdüğünün farkında olan, analitik kapasitesi gelişkin birçok taraftar da var. Bu durum memnuniyet verici.
"Ööö ööö ya benimsin ya topraaan" üslubu malesef insanımızın içine iyice işlemiş durumda. İnsanlar takımlarını "yarini" sever gibi seviyorlar. Elbette insanların özel hayatlarında, seçtikleri müziklerde bu üslubu diledikleri gibi yaşamalarına kimse karışamaz. Fakat bu üslup, sportif organizasyonlara taşındığında ortaya çıkan manzara hoş olmuyor. Arabeskin doğasında bir ağırlık, uyuşmuşluk var bence. Bir futbol maçına böyle ağır ve uyuşmuş tarzda eşlik etmek tempoyu düşürüyor, maçı sıkıcılaştırıyor.
Bırakalım arabeski, isterse Mozart-Beethoven olsun, maçlarda şarkı söylemenin kendisi bile tartışılmalı bence. Avrupa'da maçın 2 saat öncesinden başlayıp maç sonuna kadar şarkı söylemek, "ööö ööö ööö" diye zıplamak yok. Orada insanlar koltuklarına oturuyorlar ve maçı "izliyorlar". Peki onlar takımlarına destek vermiyorlar mı? KESİNLİKLE DESTEK VERİYORLAR. Peki nasıl? Cevap: Maçı gerçekten "izleyerek". Orada seyirciler şarkı söylemekle uğraşmayıp maça konsantre oluyorlar, oyuna "dahil" oluyorlar. Maçı dikkatli izledikleri için, oyundaki gelişmelere devamlı tepki veriyorlar, ve bunu akıllıca yapıyorlar. Oyun sessizce sürerken kendi oyuncuları güzel bir hareket yaptığında, rakibi ekarte ettiğinde sessizlik bir anda bozulup tüm stad "HEEY" diye ayağa kalkıyor, rakip göçüyor. Oyun sessizce sürerken rakip oyuncu hata yaptığında yine sessizlik bir anda bozulup tüm stad "HEEY" diye ayağa kalkıyor, rakibin morali sıfırlanıyor. Nadiren, daha ziyade oyunun duraksadığı anlarda şarkı söyledikleri de oluyor, ama bu şarkılar ağır, uyuşturucu şarkılar olmuyor.
Bizim taraftarlar ise maçı izlemiyor bile. Oyunun en heyecanlı anlarında bile bazen bakıyorum "Seen var ya seen" diye sallanıyorlar. Uyuşmuş olduklarından ve şarkı söylemekle uğraştıklarından, Keita'nın şık hareketine tepki veremiyorlar. Böyle anlarda resmen içim gidiyor, futbola ihanet edildiğini düşünüyorum. Lucas Neill taç çizgisinin yanında topla 3 kişinin arasından çıkıp süper ara pası atıyor, çıt yok. Yazık...
Futbolcular hep taraftarların harika olduğundan dem vururlar. Fakat ben inanıyorum ki futbolculara bir seçme şansı verilseydi, onlar da maç boyu uyuşuk şarkılar eşliğinde zıplayan bir kuru kalabalık yerine; maçı izleyip sahadaki gelişmelere göre "stratejik" tepkiler veren taraftarları tercih ederlerdi.