Galatasaray maçlarını izlerken, tek düşündüğüm Galatasaray'ın kazanması...
Hem de ne pahasına olursa olsun kazanması...
"Galatasaray'lısın, tabii ki öyle isteyeceksiniz" diye düşünebilirsiniz.
Haklısınız lakin bunu ne ego tatmini, ne böbürlenme, ne de başka bir niyetle istemekteyim...
Tek dileğim "yalnız adam" Hagi'nin zamana ihtiyacı olduğu bu günlerde kredisini arttırması...
Evet "yalnız adam" Hagi...
Kimsenin dibe vurmuş Galatasaray'ı çalıştırmaya cesaret edemediği dönemde görevi kabul eden "yalnız adam" Hagi...
Yönetimin "koltuk davası" peşinde sürüklenirken, yalnız bıraktığı "yalnız adam" Hagi...
Taraftarın televizyon yorumcularının raiting uğruna sarf ettikleri saçma sapan sözlerinin gazıyla eleştirme yarışına girdikleri "yalnız adam" Hagi...
Sanki Rijkaard'ın kuyusunu Hagi kazmış gibi gelir gelmez bir saldırı başladı Hagi'ye...
Hem de bir kısım Galatasaray taraftarı da bu oyuna alet oldu. Ne geçecekti ellerine bilinmez, Rijkaard gitti bir daha dönmez, Hagi başarısız olsa ne olacak, Galatasaray daha da başarısız olacak, peki siz nasıl Galatasaraylısınız?
Doğum günü bile hatırlanmayan "yalnız adam" Hagi'ye rahat mı battı da geldi Romanya'dan bu çetrefilli ortama?
Hasbelkader yolu kesişmişti Galatasaray ile 15 sene evvel ve o günden bugüne kaderi bağlanmıştı sarı-kırmızıya, sırtını dönemedi en kötü anında kendisine yapılan teklife...
Fizik, moral, kondisyon, arkadaşlık, ne ad koyarsanız koyun, her bakımdan dibe vurmuş takımı ayağa kaldırmak kolay değildi lakin "fast food" toplumunun beklemeye sabrı yoktu, olacaksa hemen olsun, yoksa "defolup gitsin"...
Kazandı, kaybetti Hagi ama hep denedi, denerken kaybetti, kaybederken kendisini tanıdı, savaşmadığını gördü, savaşmaya başladı eli belinde gezen Galatasaray'lı topçular...
Bir kez sırtlarına geçirmek adına milyonların uğruna vücudunun herhangi bir bölgesini severek feda edecekleri formanın kıymetini bilmek lazımdı, bilmeyen uzaklaştırıldı gözünün yaşına bakmadan, bu milyon dolarlara transfer edilen Misimoviç olsa da, hem de alacağı tepkileri bile bile...
Bilmiyor muydu ilk kötü sonuçta Misimoviç sorusunun kendisine yöneltileceğini futbolun profesörü?
Kaybedince sinirlenmeye başlamıştı Galatasaray'lı futbolcular, umarsızca terk etmiyordu yeşil zemini, kart görüyordu, sarı da kırmızı da ama kabul etmiyordu mağlubiyeti...
"Doymuş topçuların yerine aç topçu lazım" sözüne herkes katılırken Hagi, Misimoviç ve Elano'yu bırakıp, Stancu, Culio ve Kazım'ı getirince gene eleştirilir oldu "yalnız adam".
Zaman kelimesini dilinden düşürmeyen Hagi'nin de tek dostu zaman olacaktı...
Stancu, Kazım ve Culio tercihini zaman haklı çıkardı ve çıkarıyor şimdilik... Zapata'da sırada...
Savaşan ve isteyen takımı oluşturan Hagi, kafasındaki sistemi de oturtmaya çabalayınca, gene yalnız kaldı, gene eleştirilir oldu...
"Arkası sağlam hocalar" yaptığında "deha" olacak değişiklikleri Hagi yapınca, adı "çılgın"a çıktı, hocalığı tartışılır oldu "yalnız adamın"...
Servet ve Neill gibi ağır iki stoperin yerine Servet'in yanına daha çabuk ve istekli Cana'yı koydu, destek görmedi, eleştirildi. "Cana'nın orada ne işi vardı?" soruldu, oysa bu gece Arnavut topçu o bölgede hatasız oynarken maç sonu televizyon kameralarına "Benim stoperde tecrübem var" diyerek Hagi'nin tercihini doğruluyordu...
Orta sahanın "yumuşak karnına" inatçı Sabri'yi yerleştirmeye başladı, koşacaktı, ısıracaktı, vuracaktı Sabri, Culio'yu rahatlatacaktı. Eskişehir maçında bunu yaptı, bu gece de çıkana kadar koştu, bastı, ısırdı Sabri, yoruldu çıktı...
Bir zamanlar alt yapı fabrikası olan Galatasaray'dan son yıllarda genç topçu çıkmazken, Hagi geldi, Emre'ye sarıldı, o yetmedi Anıl'a şans verdi, talih genç topçuya Konya'da güldü. Bu gece de Baros yandayken Anıl çıktı sahaya, tecrübesine bir kırkbeş dakika daha kattı...
Zaman yanında yalnız adam Hagi'nin ama şans pek dolaşmıyor etrafında bizim hocanın. Kaç maçtır saymadım, rakip ilk geldiği atakta gol atıyor, sonra çevir çevirebilirsen, maç öncesi bütün konuşmalar at gitsin çöpe... Gaziantep talihin de yardımıyla Sosa'nın önüne düşen topla ilk golü buluyor sonrasında o talih Culio'nun vuruşunda yine ev sahibinden yana kullanıyor hakkını, sevindirmiyor yalnız adam Hagi'yi...
Hagi üzülürken, ben daha da üzülüyorum ama biliyorum ki güzel günler yakın...
Herkese inat beklemedeyiz o aydınlık günleri...
Ve o kadar da eminim ki, bugün yalnız olan Hagi, o günlerde yine omuzlarda olacak, manşetleri süsleyecek...
Bilmiyorum senin yazın mı birkan abi ama bi şeyler yanlış bu yazıda.
İki ağır stoper neill ve servet yazmış. ağır olan bir stoperi ortasahaya koymak ne oluyor, çabuk adam stoperde değil ortasahada oynar.
rakip ilk geldiğinde gol atıyor, bakalım gole. hakan balta adamı kaçırdı gol oldu. hazır kewell da yokken yabancı kontenjanı yeterliyken neden insua oynamıyor, hagi de fatih terim gibi bir adama takıldığında bırakamıyor.
haftalardır hatalarından dolayı yenildiğimiz adamı oynatıyor ve yine o kanattan gol yiyoruz.
serkan defalarca yerini boş bıraktı, boş bıraktı da atağa çıktığı için değil yani, bir tane ortasını görmedik serkanın.
geriye koş diye bağıracak adama o da koşacak bu kadar basit, bize böyle bağırıyordu hocalarımız.
insanların fiziksel özelliklerine göre mevkii değiştiriyorsa halimiz duman. sabri çabuk ısırıyor diye ortasahaya koysun( boş boş presler yapıp kendi yerini boşalttı, doğru düzgün pas atamadı) kaldı ki ortasaha oynamak sadece ısırmak koşmak yırtınmak değildir.
neill topa yatkın diye ortasaha oynasın, böyle patlar elinde işte.
o zaman stancu da çabuk reflekslere sahip diye kaleye geçsin. zapata da iyi zıplıyor diye forvete geçsin.
hoca kafasına göre fiziksel özellikleri baz alarak mevkii değiştirmemeli.
yaptığı oyuncu değişikliklerine değinmiyorum bile, cidden komedi yani.
ortasaha ve anıl pres yapıyor ama defans 18 den çıkmıyor, o presi de boş boş yaptığımız için ortasahayı geçtikten sonra en az bir 15 metre bir boşlukta yürüye yürüye ceza yayımıza geliyorlar. bir hoca bunu görmeli, ya savunmayı çıkaracak öne ya da ortasahayı çekecek geri. bu kadar boşluk olmaz.
takım taç atamıyor, korner kullanamıyor, yok mu bunların çalışması falan.
en zor günde takıma sırtını dönmedi falan da bunlar fakir edebiyat gibi geliyor bana yanlış anlama da.
beni de çağırsalar ben de giderim o zor günde. barcelona'yı bırakıp gelmedi, balkonda rakı balık sofrasını bırakıp geldi. sanki lütfetmiş gibi konuşuluyor.
hagi yi severiz orası ayrı, ama geçmiş başarıları şimdiki hatalarının üstünü örtemez