| O bildiğiniz amigolardan değildi, hatta ona amigo bile denemez. O tribün korkulukları üzerinde sırtı seyirciye dönük olarak durur, taraftarı coşturmak için hiçbir şey yapmazdı. Yalnız takım atağa kalktı mı, tıpkı yan hakem gibi o da atağa katılırdı, ama ofsayta düşmeden. Galatasaray tarihinin Metin Oktay gibi sembol figürlerinden Karıncaezmez Şevki, 1940-70 yılları arasında Türkiye'nin en tanınan simalarından biriydi. Tepeden tırnağa sarı-kırmızı ilginç kıyafetleri, sarı-kırmızı otomobili ve kendine özgü tavırlarıyla çok dikkat çekerdi. 1919 doğumlu Karıncaezmez'in gerçek adı Şevki Güney'di. Ona Karıncaezmez namını, devrin İstanbul emniyet amiri, sonradan içişleri bakanlığı da yapan Orhan Eyüboğlu vermişti. Çünkü Şevki aslen şofördü ve sürücülük hayatı boyunca bir tek kaza bile yapmamıştı. Yıllar boyu "İstanbul'un en kibar şoförü" seçilmesi boşuna değildi. | (http://www.ntvspor.net/Images/25477.jpg) |
| (http://www.ntvspor.net/Images/25478.jpg) | En büyük özelliği, 40 yıl boyunca hep çiçekle dolaşmasıydı. Ord. Prof. Şükrü Baban gibi, sosyete gazetecisi Ümit Deniz gibi o da piyasaya çiçeksiz çıkmazdı. Ceketinin mendil cebine yerleştirdiği su dolu küçük bir şişe içinde daima taze, kokulu çiçekler olurdu. Karısından boşanırken de yakasında çiçek vardı, stepneyi değiştirirken de. Dolmuş esnafı olmadan önce 15 yıl İETT'de direksiyon sallamıştı. Otobüsün şoför mahallini çiçek bahçesine çevirdiği için ve yakasından eksik etmediği çiçekler yüzünden bir gün işinden oldu. "Amirin" biri takmış, "mesai sırasında çiçek takmayacaksın" diye! Kılık-kıyafet nizamnamesine uygun değilmiş. Hiç çiçeksiz Karıncaezmez olur mu!? Onu bu tarihten itibaren Taksim-Dolapdere, Taksim-Karaköy hattında, 1948 model bir Opel kaptı-kaçtıyla görmeye başladı İstanbullu'lar. Yalnız maç günleri güzergâh değiştirir, stadyuma ücretsiz taraftar taşırdı. Arabasının jantlarından biri sarı, biri kırmızı; çamurluklar, dikiz aynaları, far karpuzları, ön-arka kaput ve dört kapı keza sarı-kırmızıydı. Dolmuşun içi de bir âlemdi; gazetelerin ve dergilerin spor sayfalarından kesilmiş; Metin Oktay'ın bir volesi; Turgay'ın bir plonjonu; Candemir'le Büyük Ahmet'in (Berman) rakibe çift ayak dalışı; Mustafa, Talat, Turan çamurdan adam gibi soyunma odasına yürürken; Suat'ın bir çalımı; Yılmaz'ın kramptan kıvranışı; Ayhan, Ergün, Uğur eşofmanlı düz koşuda; Kadri, Coşkun, İsfendiyar tüm futbolcular ve bazı ünlü artist kartpostalları: Nana, Zennube, Mine Soley, v.s. Bütün bunlar sizinle birlikte seyahat ederdi. O bildiğiniz amigolardan değildi, hatta ona amigo bile denemez. O tribün korkulukları üzerinde sırtı seyirciye dönük olarak durur, taraftarı coşturmak için hiçbir şey yapmazdı. Yalnız takım atağa kalktı mı, tıpkı yan hakem gibi o da atağa katılırdı, ama ofsayta düşmeden. İETT'deki işini kaybetmesi, onu çok zor bir hayatın beklediğine dair ilk sinyaldi. Çünkü sonrasında ihanetler, vefasızlıklar ve kabalıklar peş peşe gelmeye başladı. Önce eşi Bedia Hanım kızı Sıdıka ile oğlu Nuri'yi de yanına katıp evi terk etti. Hâkim, karşısında tepeden tırnağa sarı-kırmızı donanmış, "garip" bir adam görünce, davacıyı huzur içinde boşadı. |
| Artık Şevki hem işsiz hem de eşsizdi. Bu dönemde sarı-kırmızılı camia da onu bağrına basmadı. Galatasaray'ın ligdeki durumu pek parlak değildi. 3-2 yenildikleri bir febe maçında "uğursuz geliyor" diye onu tribün korkuluklarından aşağı attılar. Sağ kolu kırıldı. O sezon Karıncaezmez'i uğursuz diye stadyuma hiç sokmadılar. O da bunun üzerine her maç, stadyumun içini gören yamaçta (şimdiki kaçak gökdelenin yerinde), 45'er dakikadan iki devre, heykel gibi put kesilerek, kar, yağmur, çamur dinlemeden, sağ kolu havada futbolcuları selamladı. Bu mazoşizmi aynı zamanda onu stadyuma sokmayanları protesto etmek içindi. Bu hoşgörüsüzlükle (2) kahroldu. Kolu aylarca alçıda gezdi. Araba kullanamıyordu. Ama asıl gücüne giden selam verememesiydi. Onun selamı, benzetmek gibi olmasın ama, biraz Nazi selamı gibiydi. Kimlere ve nelere selam vermezdi ki: Tabii tesadüfen de olsa yan yana gelmiş sarı-kırmızı "her şeye ve her nesneye", ayrıca "üniformalı" herkese, bütün meyhanelere, heykellere, anıt yapılara selam dururdu. Mesela Galatasaray Lisesi'nin tam karşısında kolunu kaldırıp caddenin orta yerinde bir selam durdu mu trafik kilitlenirdi. Arabaların Beyoğlu'nda çift yönlü gidip geldiği o yıllar, şoförler bu kavşakta Karıncaezmez'e rastladıklarında kızmazlar, bunu fırsat bilip, camlarını siler, lastiklerini kontrol eder, bir sigara yakıp, dat-dat diye korna çalarak ona tempo tutarlardı. Şevki selamı bazen yarım saate kadar uzatabiliyordu. Yani tatmin oluncaya, ikna buluncaya kadar. Bir başka örnek, Kapalıçarşı'dan ne zaman geçse, Şark Kıraathanesi'ne uğrar ve duvarlarını süsleyen tarihi malum portrelerden İran Şahı Pehlevi'nin babası Rıza Şah'ın resmi önünde, bir sandalye üstünde 20-25 dakika selam durmadan edemezdi. | (http://www.ntvspor.net/Images/25480.jpg) |
| (http://www.ntvspor.net/Images/25481.jpg) | Metin Oktay'ın öldüğü gece TRT televizyonu "Taçsız Kral" diye bir film göstermişti. Bu film Metin Oktay'ın Ajda Pekkan, Gönül Yazar, Kadir Savun, Ayten Gökçer, Gündüz Kılıç ve Karıncaezmez ile çevirdiği ilk ve son filmiydi. O gece ekran karşısında Metin Oktay'la birlikte onu da "rahmetle" ananlar oldu. Halbuki Karıncaezmez ölmemişti. Merter'de kız kardeşi Nuriye Haskatar'ın himayesinde, iki odalı, 10 nüfuslu bir evde, artık hatırlanmaktan bile umudunu kesmiş vaziyette çile dolduruyordu. Bundan dokuz yıl önce 1991'de bir tesadüf eseri, "Milli Amigo Birol"un yardımıyla kendisini Merter Belediye Evleri, 800 Konutlar, B-16, Daire 5'te bulduğumda önce görüşmek istememişti. Çünkü "gazetecilere" de inanmıyordu. Güvenini kazanıncaya kadar ama yıldırmadan ısrarcı oldum, "Galatasaray camiasına istediğiniz mesajı gönderebilirsiniz" dedim. Ama hayır, o hiçbir şey istemiyordu. "İlle de bir iyilik yapmak istiyorsanız, sizden rica ediyorum bana Galatasaray'ın kalesini yıllarca bir panter gibi bekleyen, evladım kadar çok sevdiğim Turgay Şeren'i getirin" (3) dedi. Tek beklentisi buydu. |
| İlk durağımız Galatasaray Lisesi'ydi. Anıt kapının önünde saygı duruşundayken, çevresinde bir kalabalık oluşmuştu. Herkes "Bu Karıncaezmez mi" diye birbirine soruyordu. Aralarında "odur, değildir" diye iddiaya tutuşanlar bile oldu. Sonra Hasnun Galip Sokak'taki kulüp binasına gittik. Personelle hemen sarmaş dolaş oldu. Burada da selam durdu sonra, "yoruldum" dedi, evin yolunu tuttuk. Bundan birkaç ay sonra Nokta'nın geleneksel "Doruktakiler"i seçilmiş, bunun için Cemal Reşit Rey Salonu'nda ödül töreni düzenlenmişti. Karıncaezmez'in bu şölene getirilmesi istendi. Çünkü "Doruktakiler"den biri de Galatasaray takımıydı. Ödülü kulüp başkanı Alp Yalman'a Karıncaezmez'in vermesi isteniyordu. Bunun için bir kez daha Merter'in yolunu tuttum. Törenin başlamasına bir saatten az bir zaman vardı. Karıncaezmez "Ben onun elini sıkmam" diye tutturdu. Bir "gelirim", bir "gelmem" diyordu. | (http://www.ntvspor.net/Images/25483.jpg) |
| (http://www.ntvspor.net/Images/25484.jpg) | Karıncaezmez'in Akbaba okuyucularına ithaf ettiği bir şiir: Çarpar dağıtmaz Acele iş istemez Otuz kilometreden fazla gitmez Esans sürmeden duramaz Çiçek koklamadan yapamaz Çarpar incitmez Sarı-Kırmızı'yı görmeden yaşayamaz Galatasaray yenilince göz yaşlarını tutamaz Ölse Galatasaray'dan vazgeçmez Tabutu, mezarı Sarı-Kırmızı olmazsa Kabrinde rahat edemez Allah'tan âşık olanları tebrik ederim! Amiiin. |
Dostlar,katılıyorum olabilir böle bişi. valla alıasım geldi hikayesini okuyunca ya. utandım kendimden.
Aklima soyle bir sey geldi bu mumkun mudur degil midir bilemem fakat hos olacagini dusunuyorum. Su anda ki lider amigomuz maclarda giydigi formasinin arkasina uste buyuk harfler ile Karinca Ezmez Sevki diye yazdirsa numaranin altinada ( o forma numarasi da hep 12 olsa mesela )yine kendi adini yazdirsa ufak harfler ile ve tum amigolarimiz surekli bu sekilde bu gelenegi surdurseler hem essiz bir degerimizi unutmamis ona daimi saygimizi belirtmis hemde Galatasaray camiasinin sadece bir futbol takimi degilde bir degerler toplulugu oldugunu gostermis olmaz miyiz herkese...
Bu bir gelenek olarak yerlesse ve keske amigolara iletilse.
Saygilarimla...
karınca ezmez şevki Galatasaray adına bir şereftir çoğu halen tanımıyo ama o kendini galatasaraya adamış büyük bir amigodur ben şahsen ölmeden önce görmüştüm tabi fazla hatırlamıyorum ama böyle değerlere sahip çıkmamız lazım tabi kaybetmedenne kadar şanslısın abi böyle gerçek bir taraftarı gördüğün için. bende bilmiyordum 2 sene öncesine kadar unutulmaz maçlar belgeselinde görmüştüm
Böle birini tanımamam utanç verici.böyle birini bi renkdası tanıyamamak bize utanc vermesin onu staddan atanlara ve sırf galatasaraylı diye döven fenerli taraftarlar utansın. mekanın cennet olsun karıncaezmez.