Kemal Onarin kitabindan
Kulüpte çalışırken, Sekreter Meral Başar geldi ve “A.A. isminde bir bey sizinle görüşmek istiyormuş.” dedi. O zatın ismini son zamanlarda, İstanbul’da maçlarımız olduğu haftalarda biraz fazla duyar olmuştum. Aşağı yukarı tahmin etmiştim ne için geldiğini.
Meral’e “Adamı içeri al. Muhasebeden Hale ile Özlem’i de çağır ve sen de odada bulun.” dedim. Adam içeri girdi. Hale, Özlem ve Meral de derhâl geldiler ve içeride toplandık.
Adama yazıhanenin önündeki koltuğu gösterdim, oturdu. O anda elindeki yaklaşık 50x40 boyutunda yumuşak bir paketi masamın üzerine koyarak bana doğru itti. Anlamıştım içinde ne olduğunu… Biz de mağazalardan aldığımızda aynı şekilde paketliyorlardı.
Adama hatır gönül sormadan, doğrudan ne istediğini sordum. A.A. ezile büzüle “Ağabey, iki fatura göndermiştim, ikisi de ödenmedi. Onları tahsil etmek için gelmiştim.” dedi. Bilmiyormuş gibi, kızlara “Hangi faturalar bunlar?” diye biraz da rol yaparak sordum. Hale ile Özlem “R.T. Beyin verdiği fiyatlara ve şablona uymuyordu bu faturalar. Size de gösterdik, siz de ödemeyin demiştiniz; işte o faturalar.” dediler.
“Bakın çocuklar, bu bey faturalarının tutarını tahsil etmek için gelmiş, ödenmesi için de bana rüşvet getirmiş.” derken sağ elimin işaret parmağı ile de paketin üzerine bastırmıştım. Yırtılan kâğıdın içinden bir “Prince de Galles” kumaş görünmüştü. Kumaş paketini masanın üzerinden alıp
“Çocuklar, bu rüşveti muhasebede belge olarak saklayın. Faturaları da yine ödemeyin.” dedim. Sonra da adama dönüp, “Siz hangi cüretle
Galatasaray Kulübü Genel Sekreterine rüşvet vermeye kalkarsınız? Gözüm sizi bir daha görmesin.” diyerek dışarı çıkmasını istedim.
Ancak bu seferki bambaşka bir şeydi. Emniyeti suiistimal mi, zimmet mi? Savcılar hangi suçtan dava açarlardı, bilemiyorum.
Sonunda Yönetim Kurulunda görüşerek ilgiliye bir mektup yazdık.