Amaç şöyle kıssadan hisse bir Liverpool – Manchester United maçının analizini yapmaktı. Düzen içinde oynanan futbolun analizini de yapmak pek bir keyifli oluyor. Ancak maçın başında Liverpool taraftarını görünce, haftalardır içimde kanayan yaraya bir de kendi gözümle yorum yapma isteğim kabardı. Taraftar, seyirci, stad vesaire vesaire.
Kötü bir sezon geçiriyor Liverpool. İngiltere’nin en başarılı takımlarından biriler ama 1990′dan beri şampiyonluğa uzaklar. İngiltere topraklarında son kupalarını 2006′da gördüler. Avrupa’da ise en son yüzleri güldüklerinde Başakşehir civarındalardı. Yapılan yanlış hamleler, yanlış transferler, yanlış yönetimlerden ziyade, rakiplerin özellikle maddi anlamda daha da güçlenmesi onları alışık oldukları yerin zamanla dışına itiverdi ve son iki sezonda artık bu çekilmez bir hal aldı belki de Liverpool taraftarı için. Ama onlar öyle bir taraftar ki, takım sahaya çıktığında herşeyi bir kenara bırakıp üzerinde kırmızı giyen her futbolcuya son zerresine kadar destek vermeyi bildiler, bilmeye devam edecekler. Aynı cümleler hatta daha da latifeli bir şekilde, senelerdir sıradan bir takım hüviyetine giren, rakiplerinden çift haneli gol yeme rekorunu bile kıran, herşeye rağmen De Kuip’i her defasında dolduran ve doldurmaya devam eden Feyenoord taraftarı için de pek tabii söylenebilir.
Taraftar demek elbette koca kulübü batırma noktasına getirenlere ses çıkarmamak, ne olursa olsun tepkisiz kalmak, sadece ve sadece stada gidip bağırmak demek değil. Muhakkak gelişen olaylara karşı tepki göstermek, kulübün çok daha iyi, hakettiği konumlara gelmesi için bu kulübün bir bireyi, çok önemli bir organı olarak görüşleri bildirmek, hatta yaptırım uygulamaya çalışmak da en doğal haktır. Lakin bunu maç içerisinde yapmak, takıma zarar vermek, armanın hissiyatını göz ardı ederek bireylerle uğraşmak dünyanın hiç bir yerinde taraftarlığa sığmaz, sığamaz.
Üzerinde Galatasaray arması taşıyan oyuncuya küfür etmek, ıslıklamak, sistemsizliğin getirdiği suçu oyuncuya atmak, üstelik bunu maç içerisinde yapmak kulübe bir hizmet değil olsa olsa ihanet olur. Bu kulübü yönetenlere ne kadar isyan etsenizde, ne kadar istifaya davet etseniz de, istediğiniz kudrette bir savaş başlatsanız da, sonuçta yönetim organını şekillendirecek olan yine kongredir. Kötü yönetime rağmen kongre de gerekeni yapmıyor, başkanlığa aday olup, kötü gidişattan fazlasıyla rahatsız olup, tüzük kurallarına binayen ellerinden gelen herşeyi yapmayan bir birey, bir grup yoksa zaten en azından bu kulübü herşeye rağmen yönetmeye çalışan, pes etmeyen bir zümrenin de psikolojisini sarsmaya çalışmak, kulübü daha da kaosa sürüklemekten başka bir şey değildir.
Beyaz mendilleri Avrupa’dan ithal etmeyi bilirsiniz, ama kullanılacak zaman konusunda kendi kendinize yorum yapmayı seçersiniz. Canaydın zamanında yapılan protestoların düzeyini, seçiciliğini göz önüne getirdiğimizde gayet rahat bir şekilde nasıl yönetim git gide kötüye gittiyse, taraftar profilinin de, o profili şekillendiren bireylerin de hangi amaçlara hizmet ettiğini bilemez bir şekilde o denli kötüye gittiğini söylemekte benim için bir hizmettir. Belki sportif açıdan çok kötü günler geçirirken siz de bu kötü günlere “Galatasaray’ın olduğu yerde umut hep vardır” klişesini yıkarak hizmet ettiniz. Kulübü bu noktaya getirenlerin istifasını istemek bir görevse, kulübü daha da fazla kaosa sürükleyen, kendi futbolcusuna bile inanmayan ve saha içinde, maç esnasında sanki olumlu etkileyeceğini sanarak ıslıklamak için ufacık bir neden arayan, göz göre göre saha içinde takımı doğrayan hakemlere bile tepki göstermekten aciz grupları da yönetenlerin istifasın istemek bir görevdir. Siz gruplar nasıl derler? “İstifa da bir hizmettir.”
İzzet Kılıç / ScoutGS.com