www.aslantepe.biz - 2007'den bugüne

Galatasaray Bölümü => Haberler => Konuyu başlatan: fx35 - 01. Nisan 2008, 18:11:32

Başlık: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 01. Nisan 2008, 18:11:32
Arkadaşlar bu başlık altında Galatasaray'ımız ile ilgili köşe yazılarını paylaşalım.
Lütfen yazar ismini ve linki eklemeyi unutmayalım.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 01. Nisan 2008, 18:12:46

Teknik adamın görevi, çalıştırdığı takıma sadece antrenman yaptırmak ve kondisyon yüklemek değildir. Teknik adamın öncelikli görevi, "Kriz nasıl yönetilir?" kavramını bilmektir. İyi ve akıllı bir teknik adam takım içinde bütünlüğü sağlar. Farklı karakterdeki oyuncuları 'ekip ruhu' nun altında toplar. Sorunları kendi içinde çözer. Futbolcusunu kamuoyunun önüne atmaz. Medyaya malzeme olmaz.
Dünya'da futbol artık teknik adamların üzerine kuruluyor. Arsene Wenger, Jose Mourinho, Fabio Capello, Rafael Benitez, Alex Ferguson gibi teknik adamlar yıldız oyuncular kadar medyada yer buluyor ve ilgi görüyor. Hepsi büyük paralar kazanıyor. Çünkü bu hocalar; ayrı dilleri konuşan, farklı karakterli, aralarında jenerasyon farkı bulunan futbolcu grubunu yönetme becerisini gösteriyor. Yıldızlarla geçinmesini biliyorlar. Bu hocalar, krizlerin nedeni değil çözümü oluyorlar. Bilgi ve becerileriyle yıldız oyuncular kadar takımlarının kaderine etki ediyorlar. Değişmeyen, kendini yenilemeyen, bilginin gerisinde kalmış ve insan sevgisinden uzak olan hocalar da kaybolup gidiyor. Eto'o ve Ronaldinho gibi yıldızlarla ters düşen ve kriz yönetmesini bilmeyen Rijkaard gibi hocalar oldukları yerde patinaj yapıyor.
Halen Avrupa'da en çok tanınan ve en çok taraftara sahip olan Galatasaray; modası geçmiş, zihni durmuş, ne dediğini bilmeyen, çıkardığı onbiri sayamayacak durumdaki, inatçı, sevgiden yoksun, insan ilişkileri zayıf, kriz yönetimini bilmeyen, hep krize neden olan Feldkamp ile çalışıyor. Bundan büyük utanç olabilir mi? Bu durum Galatasaray'a yakışıyor mu? Galatasaray'ın geleceğini kurmak için getirilen Feldkamp, -bence 'FELÇKAMP' - Galatasaray'ın geleceğine dinamit koyuyor.
Halk arasında, " İğneyi önce kendine batır, çuvaldızı sonra başkasına batırırsın" diye bir söz vardır... Dünyada bu kadar çok hata yapan ve kendisine toz kondurmayan başka bir hoca var mı? Bakın size Kalli'den örnek vereyim..

SUÇLU HEP BAŞKALARI!
Tarih: 25 Ekim 2007... Galatasaray, Bordeaux deplasmanında 2-1 kaybediyor. Feldkamp maçtan sonra, "Yenilgiyi hazmedemiyorum. Linderoth diğer maçlara oranla düşük performans gösterdi" diyor... Kalli kurtuluyor; suçlu Linderoth!
Tarih: 8 Kasım 2007... Galatasaray, Helsinborg'a 3-2 yeniliyor. Kalli, "İçim yanıyor... Sabri hata yaptı. Bana gösterdiği tepki bir reaksiyondur" diyor. Sonra da Sabri'yi kadro dışı bırakıyor. Kalli kurtuluyor; suçlu Sabri!
Tarih: 2 Aralık 2007... Galatasaray, evinde Belediye ile 22 berabere kalıyor. Sahaya yanlış kadro çıkarın Kalli, "Üzerimizde Panionios maçının yorgunluğu vardı. Daha fazla gol yiyebilirdik. İkinci yarı iyi oynadık" diyor. Kalli kurtuluyor; suçlu savunma!
Tarih: 8 Aralık 2007... Galatasaray, Kadıköy'de şikebahçe'ye 2-0 kaybediyor . Kalli yenilgi için, "Tecrübe farkı. Genç oyuncularla oynadık. Tecrübemiz yetmedi. Ön liberoda Sabri daha çabuk olduğu için Mehmet Topal'a tercih ettim" diyor. Maçı izleyin; Alex'in Sabri'den daha çok koştuğunu görürsünüz... Kalli kurtuluyor; suçlu genç oyuncular!
Tarih: 21 Şubat 2008... Galatasaray Leverkusen karşısında, Avrupa'da 9 yıl sonra 5 gollü hezimete uğruyor. Nonda, Lincoln kenarda oturuyor. Kalli maç sonu, "Gücümüz bu kadar. BİZ KÖTÜ TAKIMIZ" diyor. Kalli kurtuluyor; suçlu takım!
Galatasaray yönetiminin en büyük yanlışı, bu sözü eden Kalli'yi Almanya'da bırakmamasıdır. Bu söz, futbolcularla Kalli arasındaki tüm bağların kopmasına neden olmuştur.
Tarih: 24 Şubat 2008... Galatasaray, Kasımpaşa'ya 1-0 yeniliyor. Kalli, "Böyle bir yenilgiyi hazmedemeyenler başarılı olamaz" diyor. Kendi aldırdığı ve sonra "Tanımıyorum" dediği ön libero Barusso'yu sağ bek, stoper Emre'yi de ön libero oynatıyor. Kalli kurtuluyor suçlu futbolcular!
YÖNETİCİLER BİLE ÇILDIRDI
Tarih: 2 Mart 2008... Galatasaray, Şiketaş'a 1-0 yeniliyor. Kalli, "Futbolcularımı tanıyamadım. Bilmediğim işler yaptılar. Keşke elimde 11 tane Servet olsa" diyor. Servet'i büyütürken, diğerlerini karalıyor. Kalli kurtuluyor; suçlular Servet dışındaki oyuncular!
Ve tarih 30 Mart 2008... Servet'in ön libero oynadığı, yöneticilerin neredeyse Kalli'nin boğazına sarılacak kadar sinirlendiği maçta Galatasaray, Antep önünde bir puanı zor kurtarıyor. Kalli yine maç sonu, "Beraberliğe razı olmalıyız. Her an gol yiyebilirdik. Kötü oynadık, milli oyuncularımız yorgundu" diyor. Kalli kurtuluyor; suçlu Milli Takım! Hazırlık kampında Song ve Tomas'ı ön libero oynatan ve eleştirilere "Deneme yapıyorum" diyen Kalli... Hasan Şaş'tan sağ bek yaratan yine Kalli... Takımın huzurunu bozan Kalli... İğneyi de çuvaldızı da hep oyuncularına batıran, kendisine toz kondurmayan dünya harikası (!) bir Kalli...
Seneye hocayı Kalli seçecekse, G.Saray'a gelecek sezon için de geçmiş olsun.


Levent Tüzemen /  http://www.sabah.com.tr/tuzemen.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: M.B - 01. Nisan 2008, 18:22:06
Türkiyede kaçtane spor yazarı gerçek anlamda  sporu biliyor.Kaç kişi futbol yazıyorda ömründe meşin yuvarlağa dokunmuş.Kaç yazarımız dünya futboluna hakim.Kaç yazar anadolu külüplerinde neler olduğunun farkında.Kaç yazarımız sarumlu olduğu takımın maçlarını stadtan izliyor.Evinden maçı izleyip gazeteye köşe yazanlara ne demeli.Türkiyede adam akıllı 2-3 tane yazar var.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 01. Nisan 2008, 18:31:54
Türkiyede kaçtane spor yazarı gerçek anlamda  sporu biliyor.Kaç kişi futbol yazıyorda ömründe meşin yuvarlağa dokunmuş.Kaç yazarımız dünya futboluna hakim.Kaç yazar anadolu külüplerinde neler olduğunun farkında.Kaç yazarımız sarumlu olduğu takımın maçlarını stadtan izliyor.Evinden maçı izleyip gazeteye köşe yazanlara ne demeli.Türkiyede adam akıllı 2-3 tane yazar var.
selçuk yula, ercan saatçi, adnan şambaba gibi provokatör ve ezikleri düşününce haklısın ama gerçekten de bu işin hakkını verenler de yazdığın kadar az değil.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Berkant Kocapınar - 02. Nisan 2008, 00:14:07
Uğur Meleke iyidir
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 02. Nisan 2008, 10:26:00
Almanya kampından beri yazıyorum: “Kalli başarılı olamaz.” Dinletemedik tabii! Gaziantepspor müsabakası sonrası, tepkilere bakıyor ve sormak istiyorum ‘Be mübarekler şimdi mi?’ Evet... Şimdi mi uyandınız? Görünen köyün kılavuz istemediği çoktaaan belliydi. Ama methiye ustaları, yağladıkça yağladı... Saf ve bakir vatandaş kandırıldı ve bugünlere varıldı. Elbette geç kalındı. Şimdi Şampiyonlar Ligi veya UEFA’ya katılabilmek bile başarı!
Ya başka kayıplar? Yanlış transferlere harcanan milyonlarca dolar, 5 paralık yararı olmayan yabancılar, takım içi karmaşa, kaybolan güven duygusu ve daha niceleri. Oysa Galatasaray’ın sadece 3 doğru transferle mükemmeli yakalayabilecek bir kadrosu vardı. Elbette teknik direktörü Hıncal Uluç’un yönlendirmesi değil, kendi aklıyla bulacak yöneticileri de vardı. Ama bu kolay çözümler yerine, saçma sapan işlere dalındı.
Bu olumsuzlukların sorumlusu kim? Tabii ki Adnan Polat. Galatasaray Başkanı ve bir kısım gazetecilerin abisi, öncelikle şunu bilmeli; Hakan Şükür’ü, Sabri’yi, Şaş’ı hedef göstererek, infaz operasyonuna benzin dökerek varacağı yer yok. Son 8 senede bu iş çok denendi ve sonuç hep hüsran olarak belgelendi.
Bir defa Kalli gönderilmeli. Galatasaray, Alman’ın deneme tahtası değil, ciddi bir kurum. O zaman gereği yapılmalı ve safralar atılmalı. Nerede varsa! Bu kulübün en günahsız insanları, sporcuları. Sadece futbol değil, tüm branşlarda. Yönetici katliam değil, üretim yapacak.
Mevcut sporculardan, mülklere, tüm değerlerin ederini bulmasını sağlayacak. Malını karalamayacak, değerlendirecek.
Polat bu olanaklara sahip. Ya doğru işler yapacak ya da doğru işler yapacak. Yapamazsa? Galatasaray yanacak. Yakanlara bir şey yok nasılsa!



Oğuz Dizer  / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104325&authorid=45
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 02. Nisan 2008, 10:29:27
G.Saray bu kafayla İntertoto'ya gider!..

Adama, "Seneye sen yoksun" diyorsun. "Gelecek hocayı ben seçeceğim" sözleriyle kuyruğu dik tutma çabasını derin bir sessizlikle karşılıyorsun, sonra da o adamdan tam mesai ve kahramanlık bekliyorsun. Daha çok beklersin! İlgilenmediğin adam da gider ilgisiz işler yapar; Servet'ten ön libero, Hasan Şaş'tan küskün yıldız, bu kadrodan da mükemmel bir turşu yaratır! Galatasaray, Gaziantep maçında gazi olmadı, Leverkusen'den bu yana gaziydi zaten. Kurşunu bitmiş, durumu süngüyle idare ediyordu. Ama ne cephane geldi, ne yardımcı kuvvet, ne de kanayan yarasına pansuman. Sonunda kendi evi Ali Sami Yen bile rakiplerin fetih alanı olup çıktı. Futbolda tek bir kahraman olmadığı gibi tek bir suçlu da yoktur. Kalli'nin saçmalıkları, futbolcuların iç rekabeti ve anlamsız kaprisleri, uslanmaz seyircinin faturaları, hakem hataları hepsi bu sonucun nedenlerinden. Ama durumu en güzel "Balık baştan kokar" atasözü özetliyor herhalde. Futbol şubesi için anlaştığı adamı (Abdurrahim Albayrak) son dakikada kenara atan, o koltuğa "dengeler" adına üç kişiyi oturtmaya kalkan (Haldun Üstünel, Tunca Hazinedaroğlu, Murat Yalçındağ), durumu idare etmeye yönelik bu zihniyetten fazla bir şey beklememek lazım aslında. Galatasaray bu kafayla, gazilikten şehitlik mertebesine de yükselir yakında. Yani direksiyonun başındaki Polat, operasyon için aracın ağaca toslamasını beklemeye devam ederse; İntertoto Kupası'ndan başka bir yere biraz zor gider...

Bülent Tuncay / http://www.fotomac.com.tr/yaz1260-50110-107.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 03. Nisan 2008, 11:24:54
Zincirleme hata


Futbolda herkes hata yapabilir. Yönetici de teknik direktör de. Ancak bunların hepsi bir arada hata yaparsa başarısızlık kaçınılmaz olur. Yönetimden başlayalım. Hocanın istediği hiçbir transferi gerçekleştirmediler. Hatta sezon başında Feldkamp, "Lincoln'ü almayın hata yaparsınız" diye bağıra bağıra söylemiş. Bunu da geçtik, devre arası transferinde hoca "Bir kaleci ve bir ön libero istiyorum" diye diretti durdu. Ekonomik şartlar bahane edildi ve kaleci alınmadı. Ön libero olarak da Barusso'yu aldılar. İddia ediyorum hiçbir maçını canlı seyretmeden gözü kapalı yaptılar bu transferi. Rimini'de oynarken bir internet sitesine uzaktan attığı iki golü koymuşlar, ben de orada gördüm Barusso'yu. Sanıyorum onu alan yöneticiler de sadece bunu görüp aldılar. Futbolculara gelince... Sezon başındaki birlik ve beraberliklerini yitirdiler. Biraz rekabet, biraz da başka nedenlerden dolayı takım içinde birbirini sevmeyen futbolcular çoğaldı. Saha içinde özellikle son maçlarda adeta ruhsuz oynamaya başladılar. Kasımpaşa gibi ligden düşmesi kesinleşmiş bir takıma sahalarında yenilecek kadar boş vermiş bir hava içindeler. Galatasaray formasının hakkını veren futbolcu sayısı 5'i geçmez.

Haksız bir ceza verildi
Feldkamp'a gelince... Adeta futbolu unutmuş. En son yaptığı bomba affedilmez. Servet'i defansın dışında santrforda oynatsa sesim çıkmaz ama onun tek oynayamayacağı yer orta saha. Eğer bunu anlamayan bir hoca varsa bu işi yapmasın zaten. Nonda'ya disiplin adına haksız bir ceza verildi. Bunu yapan da Feldkamp. Nonda zaten 12 saat geç geleceğini telefonla Mustafa Turgun'a söylemiş. Keyif için kalmamış. Biraz anlayışlı olmak lazımken hem futbolcuyu hem de takımı cezalandırmak niye? İşte bunların hepsi bir araya gelince çok kolay kazanılacak şampiyonluk elden uçup gidiyor. Evet şansı devam ediyor ama neresini tutsan elinde kalan Galatasaray'ın şampiyonluğa ulaşacağını sanmıyorum.

Yaşar Yalçın / http://www.fotomac.com.tr/yaz1270-50110-114.html

Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 04. Nisan 2008, 13:08:58
Neredeeen nereye geldik. Hatırlayın şöyle bir; kim işine gelmeyen, bir şey duysa basardı feryadı “Komonostlar Moskova’ya!” Demirperde ötesi hiç bilmediğimiz, orada herkes ‘KGB elemanıdır’ dediğimiz, kadınlarını Amerikan menşeli filmler etkisiyle, ‘erkekten dönme’ gibi zannettiğimiz bir sırlar alemi. Yanılmış, yanıltılmışız! Sıkardı biraz ‘Hedefimiz, hayalimiz, umudumuz Moskova’ demek için. Oysa şimdi öyle mi? Hayaller, hedefler ve umutlar, Moskova için. şikebahçe’nin Şampiyonlar Ligi Finali oynamasına duacıyız ve sesleniyoruz: ‘Türkler Moskova’ya!’
Galatasaray’ın yaktığı ‘Dünya futbolunda var olma’ meşalesini, şimdi şikebahçe taşıyor ve kazanan Türkiye oluyor. Bu nedenle kulüpçülük fasit dairesinden kurtulmalı ve milliyetçi olmalıyız! (Ergenekon’luk bir şey mi söyledim yahu ben?) Neyse ülke bölünmez bütünlüğü, Ay-Yıldız, birlik ve dayanışma için tavrımızı koyalım da, kim ne derse desin! Gencecik evlatların koşa koşa vatan için şehadete gittiği yerde, olmadık baskılar vatansevere laga luga gelir, haberleri yok.
Alman teknik adam konuşmuş: “Takımı çok sık değiştirmem, bize olumlu şekilde yansıdı!” Dalga mı geçiyor Kalli? Aslında kuşku duymuyorum. Ama Galatasaray gibi ciddi bir kurumda, böylesi açıktan açığa olanıyla, ilk kez karşılaşıyorum. Merak ediyorum, Almanya’da amatör ligde dahi kulüple, LEGO gibi oynamasına müsade ederler mi? Görev yaptığı değil, izinli gittiği ülkede her seferinde hastanelik olmasını, doğal karşılarlar mı? Kulüp kendi tıp doktorlarına, gerçek sağlık durumunu öğrenmek için test yaptırmaz mı? Çocuk oyuncağı değil ki! 1 milyon 200 bin Euro veriyorsun. Geçen sene araştırma (!) yaptı diye de 100 bin Euro’dan fazla vermişsin. Araştırma sonuçları da yabancısıyla, sonuçlarla ortada! Ve Kalli’ye gelecek kurdurulacak...
Alman’ın her ayrıldığı kulübe teknik adam diye, mutlaka birini kakalaması... Sonra bu arkadaşların gaibe karışması, nasıl olur da necip yöneticileri uyandırmaz? Hayret! Hollman, Akcan, Briegel hangi teknik adam literatürüne geçti, var mı bilen?



Oğuz Dizer  / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104458&authorid=45
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 04. Nisan 2008, 13:10:23
Tamam, Galatasaray bu sezon sadece 6-7 maçta futbol oyununa benzer bir görüntü çizdi. Takım, çoğu zaman biber gazı yemiş kalabalıklar gibi kaçışıp durdu saha içinde, ne yaptığını bilmez bir şekilde... Ama bugün ortaya çıkan bu tabloda kimsenin diğerinden az suçu yok.
Türkiye’nin en iyi iki stoperi ve forvetleri hâlâ bir arada değil mi... Milli Takıma göz kırpan gençler de yaşıyor... Fikstür avantajı derseniz, hakeza o da bir artı olarak duruyor. Üstelik, durmuş saat gibi de olsa, bu kadro çok üst perdeden çalabildiğini gösterdi geçmişte. En büyük rakibin şikebahçe’yle de Ali Sami Yen’de oynayacaksın. Eeee, daha ne?
‘Eee’si, sorun hep söylediğim gibi beyinde. Yani ne Lincoln bu görevi layıkıyla yapabiliyor, ne de takım içinden böyle bir isim üretiyor. Sezon başından beri sorun bu. Hatta Hagi’den bu yana kangren haline gelmiş büyük bir sorun bu.
Sorunun asıl tehlikeli boyutu ise beyinlerde! şikebahçe’nin son yıllarda gerçekleştirdiği ‘her alandaki gelişme’ o kadar gıpta edici ki, Sarı-Kırmızılılar’ı kahrediyor. Kimse inkâr etmesin, her alanda ezeli rakibinin tozunu yutmak ağrına gidiyor herkesin, küskünlük de bu yüzden. Ve herkes anlamsız bir bekleme halinde. Herkes başkasından bir şeyler bekliyor. Yönetim, gecekondu haline gelmiş Ali Sami Yen’in tıklım tıklım dolmasını istiyor. Fenerium’un yanında veresiye veren bakkal görünümündeki Galatasaray Store’un para basmasını arzuluyor... Taraftar yönetimin bir gün içinde tüm borçlardan kurtulmasını, yıldız üstüne yıldız transfer etmesini, stadı bir hafta içinde bitirmesini, kombineleri de bir tişört parasına satmasını bekliyor. Eee, böyle olunca da gelinen nokta bu oluyor. Kimse bırakın taşın altına elini sokmayı, üzerine düşeni bile yapmıyor. Sonra da ‘biz neden bu haldeyiz’ diye soruyor.
Bu kulübün üstüne ölü toprağı serpilmiş durumda. Görünen gerçek bu! Bugün için aşılması gereken en acil konu, kalan maçlarda bu takıma topyekun destek vermek. Gelecek sezona geçen yılki gibi 5 maçlık bir ceza mı miras olarak bırakılacak, Şampiyonlar Ligi’ne katılma ümidi mi, herkes kararını vermeli!



Ayhan Yılmaz / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104460&authorid=77
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 07. Nisan 2008, 10:14:50
Beklenen oldu.
Feldkampf  istifa etti.
Adnan Polat getirmişti.
Galatasaray’da son yöneticilik yaptığı dönemde futboldan sorumluyken teknik direktör Kalli idi.
Polat yeniden yöretici olunca, herhalde bildiği tek isim o olduğu için onu getirdi.
Baştan söylemiştik olmaz diye.
Olmadı.
Ve gitti.
Galatasaray’da eskiden pek de alışık olmadığımız ama “Fenerbahçelileşme” sürecinde alışmaya başladığımız bir şekilde.
Sezon ortasında.
Kalan maçlar için kim hoca olacak?
Dışırdan doğru düzgün birini hemen bulmak mümkün değil.
En azından zor. Sezon ortası olunca zor.
Zaten getirsen de, takımı tanıyacak, ligi tanıyacak, şampilonluk gider.
Şampiyonluk gitmesin diyorsan tek çare içerden biri.
Ligi bilen, takımı bilen, Galatasaray’a yakışır biri.
Akla gelen tek isim Mustafa Denizli.
Ama o da sezonun sonunda böyle bir görevi almaz.
Çünkü Galatasaray’ın yeni sezon hocası belli.
Gelen her kim olursa olsun, bu sezonu tamamlayıp gidecek.
Yeni sezonda ise takımın başında Hollandalı Van Gaal olacak.
Yönetim “Anlaştık” diyor.
Hayırlısı

Fatih Altaylı / http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=7865
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 07. Nisan 2008, 10:29:22
Lincoln isteyince

G.Saray adına zirve için olmak ya da olmamak maçıydı. Bir gün önce Kalli'nin görevden alınması ve bunun futbolcuların isteği üzerine gerçekleşmesi, G.Birliği maçı öncesi G.Saray'ın avantaj hanesine yazılabilecek önemli faktördü. Antrenör belgesi olan kondisyoner Cevat Güler yönetiminde sahaya çıkan G.Saray'da sahaya çıkan 11'de sürpriz yoktu. Servet son anda forma giymiş, Hakan Şükür ile Barış da kendine kulübede yer bulmuştu. İlk 20 dakika karşılıklı etkisiz ataklarla geçti. G.Saray bir kez Arda, iki kez Lincoln, bir kez de Ümit Karan ile rakip kaleyi yokladı. İlk yarının son çeyreğinde ise Nonda'nın kafasından az farkla auta çıkan top G.Birliği'nin şansıydı. Zemin, yağmurla birlikte kısa sürede bataklığa dönüşünce, futbol da içinden çıkılmaz hâl aldı. Son dakikalar içinde Sabri'nin ceza sahası içinde rakibine yaptığı gereksiz hareket aslında penaltı kararı ile noktalanmalıydı ama Kuddusi Müftüoğlu ya görmedi ya da görmek istemedi. Devre de bu tehlikeli atak sonrasında gol süz sona erdi.

Değişiklikler yerindeydi
G.Birliği son yılların en etkisiz takımı kimliğinde. Üst üste yapılan teknik adam değişiklikleri takımın mücadeleci kimliğini de alıp götürmüş. Ligde kalma derdine de düşünce G.Birliği sıradan bir takım olmuş. Taraftar da küsüp desteğini çekince, tribünler boş kalmış. G.Saray ikinci yarıya fırtına gibi girdi. Arda, Lincoln ve Mehmet Topal bu yarıda parladı. Devrenin başında önce Servet, ardından Arda ve Okan'ın direkten dönen şutları sonrasında G.Birliği kalesi zor anlar yaşamaya başladı. 60'ta Ümit Karan'ın hemen bir dakika sonra yine Servet'in kafası da gol getirmedi. Sabri-Barış, Okan-Hasan, Nonda-Hakan değişikliklerinin zamanlaması da tercihleri de yerinde kararlardı. G.Saray'ı uzun aradan sonra ilk kez bu kadar istekli ve hırslı gördüm. Sahanın yıldızı Lincoln, bu başarısına golü de ekleyince kazanan G.Saray oldu.

Zafer Ertem / http://www.fotomac.com.tr/yaz1360-50110-117.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 07. Nisan 2008, 10:31:42
Ankara'da kutlama

şikebahçe-Kayseri maçının sonucu ve hakem hataları hafızamızdan daha çıkmamıştı. Ankara'daki bu maç Galatasaray için büyük önem taşıyordu. Kaybedilecek puana tahammülleri yoktu artık. Galatasaray'da Kalli görevinden istifa etmişti ama zaten Ankara'daki hangi maçta vardı ki? Galatasaray mücadeleye iyi başladı. Okan, Arda'nın ortasını iyi maçın temposu artacaktı. Ağır zeminde iki takım oyuncuları da kıran kırana ikili mücadelelere girdiler. Ama aynı şekilde çok da pas hatası vardı. Böyle ağır zeminde gol pozisyonlarını yakalamak zordur. O yüzden yakaladığınızı gol yapmalısınız. 32'de Lincoln'ün ortasına Nonda kafayı iyi vursa gol erken gelecekti. G.Saray defansını cok geride kurduğu için ileri çıkışlarda ve kontralarda zorlandı. Volkan ve Sabri kanatlarda her zamanki gibi yetersiz kaldı. Mehmet Topal yine sahada basmadık yer bırakmadı. Okan'ı ara ki bulasın.

Cevat hocanın doğruları
Saha tarlaya dönerken tempo arttı. G.Saray sağ ve sol kanatlardan yüklenince pozisyonlar bulmaya başladı. 60'tan sonra G.Saray oyunu G.Birliği yarı alanına yıkmıştı. Artık hem mesafe daraldı hem de her an gol pozisyonu doğmaya başladı. Ümit ve Lincoln yakaladıklarını atsa iş daha önce biterdi. Cevat hoca taktiksel değişiklikleri tam zamanında yaptı. Sabri'nin yerine Barış, Okan'ın yerine Hasan Şaş, Nonda'nın yerine Hakan Şükür'ür girmesi ve zamanlaması doğruydu. G.Saray'da maçın bana göre en iyi adamı Servet'ti. Kademeye girişi, topu oyuna sokuşu süperdi. Defansta ayakta kalan ender isimlerden biriydi. Lincoln de skoru değiştiren ve iyi mücadele ederek alkış aldı. Lincoln bu golle hem Kalli'nin gidişini, hem de kendisinin dönüşünü müjdeledi. G.Birliği ise bulunduğu yeri hak etmiyor. Mesut hoca ve ekibini cesur futbol ve kalite nedeniyle kutlamak gerek.

Tanju Çolak / http://www.fotomac.com.tr/yaz1745-50110-113.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 07. Nisan 2008, 10:35:59
Maçtan bir gün önce teknik direktörünü yollayan ama B planı olmayan şaşkın Galatasaray yönetimi, ciddi bir G.Birliği deplasmanı, bir gün evvel hakem skandalıyla kazanan rakip F.Bahçe, alel acele verilen beyanatlar (Bunlar dün G.Saray'ın çok işine yaradı) maç öncesi genel manzaraydı. Galatasaray, bir gün evvel rakibinin hakem düdüğüyle kazandığı maçın aynısını Ankara'da kazandı. İlk yarıda Sabri'nin akılsızca, beceriksizce yaptığı ve yüzde 100 penaltı olan pozisyon ve ikinci devre maç 0-0 iken kendi sahasından çıkan İsaac'e çalınan ofsayt düdüğü karşılaşmayı G.Birliği'nden aldı, Galatasaray'a verdi. Bir yerde 2007-08 sezonu şampiyonu belli olurken, buna en büyük katkıda bulunan Sivriservi ve Müftüoğlu'na sezon anısına birer armağan vermek gerekecek. İlk 45 dakikada berbat sahada Galatasaray, tek kanat ortası yapamadı. Bir servete mal olan Lincoln ayağına oturmadan attığı tesadüfi gol haricinde sahada dolaştı.

Faturayı kim ödeyecek?
G.Saray'ın şampiyonluk şansı kendi ellerinde. Ama bu oyunla şampiyonluk hayal. Aradan bir ikincilik çıkarsa hiç olmazsa Şampiyonlar Ligi imkanı doğabilir. Sezon başı "25 futbolcu yollayıp, 16 oyuncu alarak büyük bir değişime imza atıyoruz. Bunun da patronu Feldkamp'tır diyen profesörler şimdi yeni bir değişimden bahsediyorlar. Herhalde yeni bir 15 yollanıp başka bir 15 alınacak. Bu sütunlardan Feldkamp'ın sezonu bitiremeyeceğini söylerken, 4 Nisan Cuma günü G.Saray başkanı tarafından Kalli'nin kapı önüne konması bizim eleştirilerize muhalif diye yaklaşanların aczlerini göstermiştir. Doğru bildiğimizi ve gördüğümüzü yazarız, söyleriz, sahibinin sesi eski bir plak şirketidir. Muhtemelen şu anda yıkılmıştır. Fikri hür, vicdanı hür bir şekilde feyz aldığımız ocaktan öğrendiklerimizi söylemeye devam edeceğiz.


Bülent Tulun / http://www.fotomac.com.tr/yaz1729-50110-105.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 07. Nisan 2008, 10:39:09
Kalli ‘Gözyaşıdöken’ yok, Cevat Güler var. Güler’le, Galatasaray’lılar güler mi? Bakkal ‘Kredi kartı geçmez, peşin puana ihtiyacım var, batarım’ diyor. Konuk da, ‘Krediyi kullanamazsak, asıl biz batarız’ cevabını veriyor. Kritik bir batak maçı işte. Saha da günün mana ve önemine uygun şekilde, batak! Böylesi ortamda, ortaya çıkacak ta, futbol sanatı değil, fizik kavga olacaktı. Öyle de oldu.
Tolunay Kafkas ‘Böyle aşağılık olanını görmedim’ dedi. Yanlış söyledi. ‘Böyle yukarılık olanını görmedim’ diyecekti.’Allah zengin kullarını sever’ derler ya. Yukarılıklar da, zengin kulüpleri seviyor. Yüce Yaradan’ın insanları daha çok çalışıp kazanması için teşvik ettiği yerde, bu arkadaşlar haksızlığa çanak tutuyor. Sabri’nin Hakan’a yaptığı penaltıdır. Yukarılık tutsaklarından, bir diğeri vermedi. Renklerini sevmek demek, yanlışa çanak tutup, emek hırsızlığına ortak olmak olmamalı.
Ağır saha şartları, top kontrolünde sıkıntı yarattı. Özellikle uzun paslarda. Ha biz buradan bakmışız, ha sahadaki futbolcular. Onlarda baktılar! Okan orta alana çabukluk, deneyim ve mücadele ruhu kazandırdı. Kısmetsizdi, direkte kaldı. Lincoln’da, gayrete gelmişti. Arda hem ileri hem geri çalıştı.’Geri vitesi bozuk’ diyenleri de, tekzip etti. Nonda’nın kaçırdığı önemli bir fırsat var. Futbol bu kaçar. Karan’la mayın gibi dolanıyorlar. Ya patlayacak, ya da patlatacaklar!
Güler Şaş ve Barış’la, Bakkal Çakır’la umut aradı. Sonra Nonda’nın yerinde de, Antilop(!) var.
Şaş kaldırıyor, Karan kafayla indiriyor ve Lincoln, Kalli’ye ‘Güle güle’ diyor 0-1. Brezilya’lı çok şık vurdu, doğrusu Gençlerbirliği’ne de yazık oldu.



Oğuz Dizer  / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104681&authorid=45
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 07. Nisan 2008, 10:41:25
İkinci yarının ilk 15 dakikası hariç denk güçlerin mücadelesi olarak geçen maç Hasan Şaş’ın ceza alanına doğru yükselttiği, Karan’ın havada asılı kalıp El Saka’yı ilk kez yendiği ve havuza düşürdüğü topu aylardır aranan Lincoln’ün voleyle sol alt köşeye göndermesiyle bitti.
Oynamayı  kazanmayı istemek çoğu zaman anlamlı farklar yaratsa da, takım halinde oynama becerisini yitirmiş olmak Galatasaray’ın Gençlerbirliği önünde en büyük handikapıydı...
Orta sahanın defansif anlamda bütün yükünü Mehmet Topal’ın üstüne yıkan sistem, defans oyuncularının hücuma gitmesini engellediği gibi, “takım” görüntüsü daha iyi olan Gençlerbirliği’nin çok önemli ataklar yapmasını da sağladı.
Ümit, Nonda, Lincoln maç boyunca, Okan ve Arda da çoğunlukla defansa yardım edemediği için yine forvet defans mesafesi 50 metrelere çıktı. Hakan Aslantaş, Mehmet Nas ve Engin’li orta saha an be an üstünlük sağladı. Arda eski maçların üstünde bir performans sergileyip iki gollük pas üretse de Okan ve Nonda müsait pozisyonları kolay harcadı. Lincoln’ün duran toplarında Okan direğe takıldı, Servet iki kez topu auta yolladı. Orta sahayı pasla ve kanatlara atılan toplar yerine 50 metreye şişirerek geçmek rakibin işine yaradı.
Bir de sıfıra inip stoperleri oyundan düşürecek ortalar yapmak varken, ceza sahasına 15 metre kala şişirilen toplar santrforlar için gol pası değil, stoperler için eğlencelik oluyor. Ümit’in aldığı hava topu kimseyi aldatmasın.
Cevat Güler hoca Feldkamp’tan daha anlamlı ve oyuna etki eden değişiklikler yaptı.. 
İlk yarının son dakikasında Sabri’nin Hakan’a yaptığı hareket penaltı ve büyük hataydı. Bakalım Galatasaray’lı yöneticiler pozisyonu nasıl yorumlayacak?



Hakan Can / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104680&authorid=22
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 07. Nisan 2008, 10:44:24
Galatasaray adına herşey cumartesi akşamı bitmişti. İstanbul takımında hedef artık ikincilik! Anlayan anlar, anlamayana Sivriservi az diyelim! Kalli’yi çıtır çıtır yiyen, pardon haklı olarak istemeyen Galatasaraylı kramponların bir anlamda onur mücadelesi. Rakipleri kupada pişti oldukları Gençlerbirliği. İlginç bir maç. Adnan Sezgin ve ekibi demek zorundayım. Takımı kim kurdu, taktiği kim verdi, muamma! Adnan Polat olmasın! Durum böyle.
Aylardır görmediğimiz bir fotoğraf. İnanılmaz bir coşku. Öyle uyuyan değil, uyandıran bir koro, ölüyü dirileten cinsten yani. Zaman zaman dirildiler de. Bu seferde patates tarlası zemin iltifat olur, adeta püreyi andıran alan izin vermiyor. Araya Gençler’in es geçilen penaltısı giriyor. Kamuflaj! Bak size de kıyak yapıldı, susun misali. Vah zavallı Türk ayak topu! Yine kritik yapamıyoruz. Usulen azda olsa söz edelim. Sabri’nin bir garip, Volkan’ın ne olduğu anlaşılmayan futbolu. Eee iki kanat bu durumda yandı gülüm, helvası yok. Mehmet Topal’ın kan kaybedişi, Nonda’nın mesleğini unutuşu. Gamlı baykuş olduk, bir de pozitif yönden bakalım. Okan ve Arda’nın çırpınışları, Emre ve Servet’in yüreğini koyuşu ve Kalli’nin gidişine 88. dakikada Lincoln’ün imzasıyla el sallaması.
Başta da söyledik bu bir onur mücadelesiydi. Maç bitene kadar kulübede adeta hiç kimse yoktu. Zor bir geceydi, kaptansız gemi azgın dalgalarla bu kadar boğuşabilirdi. Öyle bir taraftar vardı ki o geminin hem direği, hem yelkeni, hem de rotası oldular. Böyle gider mi? Bilinmez. Finaldeki fotoğraf futbolsuz da olsa Galatasaraylılar’ı umutlandırıyor. Ne dersiniz sevgiyle ve yürekle olacak mı? İzin verirlerse...



Yalçın Dümer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104683&authorid=72
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 07. Nisan 2008, 10:46:30
Şampiyonluk adaylarından şikebahçe ve Şiketaş maçlarını kazanıp, evlerinde rahat koltuklarına uzanmış Galatasaray maçının sonucunu beklerken, Sarı-Kırmızılar bu sezonun en zorlu gecesine hazırlanıyordu.
Gece zorluydu, çünkü zemin ikinci dünya savaşından yeni çıkmış gibiydi. Gece zorluydu. Çünkü, Gençlerbirliği can derdindeydi. Gece zorluydu, Galatasaray’ın teknik direktörü yoktu. Tüm bunların yanında delicesine yağan yağmur da futbolcuları fazlasıyla etkiliyor ve maçtan kopartıyordu.
Maç öncesinde Galatasaray seyircisi beyaz mendil sallayıp Federasyonu istifaya davet etti. Belli ki akılları bir gün önceki şikebahçe kaçında kalmıştı. Devit’in penaltısını ve hakemin maçı gole kadar uzatmasına tepkilerini böyle ortaya koydular. Bunun doğal sonucu olarak, hakemin bu maçtaki her kararına tepki gösterdiler. Yani tribünlerden hakemle oynadılar.
Galatasaray, bu sezonun en zor ve en kritik maçını bu olumsuz şartlar altında oynamak zorunda kaldı. Her iki takımın da galibiyete ihtiyacı vardı. Ama şartlar, ortaya iyi futbolun çıkmasını engelleyecek kadar kötü olunca takımlardan iyi futbol beklemek de insafsızlık olurdu.
Gençlerbirliği özellikle ikinci yarıda baskısını arttırdı.  Son 15 dakika içinde üst üste gol pozisyonlarına girdi. Golü de, golle yakın oynadığı dakikalarda yedi. Galatasaray’ın maç içerisinde yakaladığı en önemli pozisyon, ikinci yarıda Okan’ın direkten dönen kafa şutuydu.
Galatasaray’ın puan kaybetmesi halinde şikebahçe büyük avantaj elde edecekti. Sarı kırmızılılar, yenilmenin ucuna kadar geldiler ama, son dakika golüyle bu zorlu geceyi kayıpsız geçmesini bildiler. Bu sonuçta da en büyük destekçileri, tribündeki susmayan seyircileri oldu.
Futbol adına bir şeyler söyleyebilmenin zor olduğu maçın sonucu, üç takımın şampiyonluk mücadelesine devam edeceğini gösterirken, Gençlerbirliği adına ise alarm zilleri her zamankinden daha hızlı çalmaya başladı.



Besim Güçtenkorkmaz / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104682&authorid=78
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 07. Nisan 2008, 10:48:09
Maçtan önce Lincoln eğilip Adnan Sezgin’in kulağına, “Sen merak etme... Bugün müthiş oynayacağım, göreceksin” demiş.

Ve gördük ki Lincoln sözünde durdu. Müthiş oynamasa da golünü attı. Peki Lincoln niye böyle söyledi? Çünkü Feldkamp’ın gitmiş olması onu morallendirmişti ve Brezilyalı yıldız patlama yapacağını biliyordu.

Oyun içerisinde Arda’yla iyi uyum sağladı ve 88. dakikada da Adnan Sezgin’e verdiği sözü tuttu.

Kalli’nin üç gün önce şampiyon olacağız deyip daha sonra gitmesi Galatasaray’da futbolcular arasında öyle bir yıkıma sebep olmamıştı. Herkes moralliydi, istekliydi çünkü oyun kurgusunu herkes çok iyi biliyordu. Ankara’da iğrenç bir zeminde oynanan karşılaşmada Sarı-Kırmızılar’da; Servet, Okan, Ümit, Emre resmen birer cengaverdi.

Başkan Adnan Polat; devrim yapacaksa, gelecek yıllarda daha müthiş bir takım kuracaksa Feldkamp’la başlayan operasyonu devam ettirmeli. Hatta bugünden... Hatta şimdi... Hiç vakit kaybetmeden... Hangi teknik direktörü getirecekse üçüne beşine bakmadan getirmeli, hangi oyuncuları gönderecekse göndermeli ve böylece taraftara gelecek için umut vermeli.

İki gün içinde yedi saat uyuyan Adnan Sezgin, takımındaki bütün futbolcuların sevdiği Cevat Hoca, Nezih Baloğlu ve antrenör Burak Dilmen’e herkesin bir teşekkür borcu var. Kolay değil, bu kadar çalkantı içerisinde birlik beraberliği sağlamak, psikolojik dejenerasyonu önlemek gerçekten de o kadar kolay bir şey değil.

Sözün özü, bu seneyi hep çalkantılar içerisinde geçiren Galatasaray’ı Ankara’da sözünde duran Lincoln kurtardı.

Peki; Lincoln bugüne kadar nerelerdeydi?

Bahri Havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=114315,10,47
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 08. Nisan 2008, 10:52:13
Galatasaray’daki gizli planın perde arkası 


Sahne 1

Defalarca takımın başından gideceği söylenen ama her seferinde dönen, döner dönmez de “Yeni teknik direktörü ben seçeceğim” diyen Karl Heinz Feldkamp apar topar Galatasaray’dan ayrıldı. Onu getiren yönetici olan Adnan Polat’ın Başkan seçilmesinin hemen akabinde.


Sahne 2

Galatasaray teknik direktörsüz bir lig maçına çıkıyor. Daha evvel tercümanla çıkmıştı, şimdi de görevi muğlak bir teknik sorumluyla. Taraftar endişeli ve beklenti içinde. Ortada teknik direktör adaylarının isimleri uçuşuyor. Hatta Galatasaray yönetiminde yakın kaynakları olan Fatih Altaylı ortaya Van Gaal ismini atıyor; yeni sezonun hocası için. Ancak takımı yeni sezona kadar çalıştıracak hoca bulunamamasından yakınılıyor.


Sahne 3

Daha Feldkamp gitmeden Zaman ve Sabah gibi gazetelerin desteğini alan Abdullah Avcı’nın adı Galatasaray’ın teknik direktörü olarak anılıyor. Devre arasında da Avcı’nın adı gündeme geliyor. Maraton’da Avcı’nın kesin olarak Galatasaray’la anlaştığı söyleniyor. Pazartesi gününün spor sayfalarında bu haber yer alıyor.


Sahne 4

Pazartesi gün içinde Büyükşehir Belediyespor Başkanı bir açıklama yaparak teknik direktörleri Abdullah Avcı’nın lig bitene kadar görevde kalacağını açıklıyor. Galatasaray’ın Abdullah Avcı’yı şimdiden takımın başına getirme planı yatıyor.

Peki bütün bu manzara ne anlatıyor?

Belli ki, ortada sistemli bir oyun söz konusu. Biraz da zemini hazırlamak ve yapılacak işlerin altyapısını kurmak için zaman kazanılıyor adeta.

Abdullah Avcı’nın Galatasaray’ın teknik direktörlüğü için konuşulması bazı kesimlerde tepki çekiyor: Avcı, herhangi bir nitelikli uluslararası tecrübesi olmayan, Galatasaray kalibresinde bir takımı daha önce çalıştırmamış birisi. Bu yükün altından kalkacak tecrübesi yok. Ama onun adına yönelik bir ısrar var.

Avcı ve yardımcısı Arif Erdem, Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın isimler. Cemaat’in Galatasaraylı futbolcularla bağı yıllardır bilinen bir şey. Hatta şimdinin spor yorumcusu, eski Galatasaraylı futbolcu Hakan Ünsal bu bağlantıyı itiraf etmiş, zamanında genç oyuncuları yönlendirdiğini söylemişti geçen aylarda.

Avcı’nın takıma gelmesiyle Galatasaray iyice tarikata teslim olacak, burası kesin.

Hem bu açıdan hem de sportif bakımdan herkesin kolaylıkla uzlaşamayacağı bir isim Avcı. Dolayısıyla Camia’yı ve taraftarı ikna etmek gerekiyor.

Apar topar teknik direktörün gitmesi, şampiyonluğun tehlikeye girmesi, bir panik havası yaratılması bunun ilk aşaması.

Abdullah Avcı’nın gelmemesi ise ikinci aşama. Hemen teklifin üzerine atlamayan, “ikna edilmesi gereken” bir imaj çiziyor teknik adam. Galatasaray o kadar çaresiz duruma düşecek ki, Avcı’nın kapısını aşındıracak, ısrar edecek, o da bir kahraman edasıyla kurtarıcı olarak takımın başına gelecek...

Plan bu... İşleyecek mi göreceğiz. Adnan Polat, bu sistemli operasyonunun karşılığında ihaleler, bankalardan düşük faizli krediler alır, inşaat işlerine devam eder herhalde...

Ama iş bu kadar ayyuka çıktığı için planın Lise’nin duvarına toslama olasılığı var. Eğer Lise elini masaya vurursa Polat’ın “Fethullah Hoca operasyonu” istediği gibi gitmez...

Zira...

Ortada çok net bir çözüm var: Galatasaray’a hem ligi tamamlatacak hem de önümüzdeki yıllara damgasını vuracak bir hoca gerekiyor. Takımın vakit kaybetmeye tahammülü yok. Bunun için de Türkiye’yi tanıyan, tecrübeli biri olması şart. Bu tanıma sadece Mustafa Denizli uyuyor. Görünen köy gibi Denizli...

Ancak her ne hikmetse kapısı çalınmıyor. Üstelik pek çok Galatasaraylı da onun adı etrafında birleşiyor...

Çözüm böylesi ortadayken Denizli’nin değil de Avcı’nın adının geçmesi kuşku uyandırıcı...

İşin fenası da Adnan Polat ve ekibi birilerini kandırdıklarını düşünüyorlar. Onlara Soner Yalçın’ın yeni kitabının adıyla sesleniyorum: “Siz Kimi Kandırıyorsunuz?”

 
Oray Eğin / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=114421,10,6
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 08. Nisan 2008, 10:53:04
Doğru seçim...


Önemli konumda bulunan kurumları temsil edenler, doğru seçim hamili olmak zorunda. Eğer beceremezsen, kendine de, sorumluluk alanına da zarar verirsin. Galatasaray’da yıllardır yaşanan sıkıntıların nedeni, palyatif çözüm üretme yanlışıdır. Şu günlerde yaşananlar aklın alacağı gibi mi? Ligin sonuna gelinmiş, B planı yok. Aranıyorlar! 
Hıncal Uluç seçimi Kalli, iş başına getirildi. İşin ilginç yanı, çözüm üreten (!) Hıncal abi, ürününü (!) en ziyade eleştirendi. Sanırım şimdi yöneticiler birbirine bakıyor ve “Biz bu haltı acep neden yedik?” diyor. Kendi ayağına mermi sıkmanın, bir başka tarifi olmamalı.
Abdullah Avcı kendisine yakışan cevabı vermiş ve kulübünü ortada bırakmamıştır. Aksi halde mazisine ve zirve yapacağına inandığım geleceğine, tuhaf bir yafta yapışmış olacaktı. Takım şampiyon olursa belki sorun çıkmayabilirdi, ama aksi halde eleştirileri kim durduracaktı? Avcı piyango değil, realite peşindeki adam. Uymazdı yani.
Kalli Almanya’dan dönmedi mi? Bırak orada! Daha önce de yazdığım gibi, Bülent Ünder camianın öz evladı olarak, parçalanmışlığı bitirir, selamete erilirdi. O şans henüz kaybedilmedi. Bu saatten sonra takıma iş öğretecek değil, bütünlüğü sağlayacak bir ekip gerek. Böylesi üretim de dışarıdan bulunmaz, içeriden çıkar.
Adnan Polat acele karar vermeden, sağlıklı düşünmeli ve iç bünyedeki güçleri aktif hale getirmeli. En sağlıklı çözüm Ünder’in iş başı yapması, bütünlüğü sağlayacak girişimlerde bulunulması. Bu kadro sabote edile, edile buralara vardı. Eğer güven duygusu tazelenirse, hedefe de ulaşılır ve Galatasaraylı kahrolmaktan kurtulur.
Aksi halde Polat, başkanlığının henüz ilk günlerinde yoğun eleştirilerin muhatabı olmak zorunda kalacak. Dolu tanelerinin en irileri de, kendisini Kalli seçimine yönlendirenlerce yağdırılacak. Kulübe dışarıdan bakıp, tüm eleştirilerde haklı çıkmak üzüyor insanı. Keşke ben yanılsaydım da, Galatasaray kazansaydı.
Gençlerbirliği geçildi, ama futbol felaket, hakem himmeti de bir başka rezaletti. Hele hele maçtan önceki, Sivriservi eleştirileri!.. İki saat sabredilse, ne kaybedilirdi?



Oğuz Dizer  / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104754&authorid=45
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 08. Nisan 2008, 10:54:52
Kalli'nin yerine Hakan! 


 
Gelişi de gidişi gibi oldu! Nasıl ki gelişi şaşırtmıştı çoğu kimseyi; “74 yaşında mecburi emeklilik yaşını çoktan geçmiş bir adam nasıl çalışacak” diye...

Gidişi de “Bu da nereden çıktı. Bir gün önce şampiyon olacağız derken, ertesi gün gitti” diye şaşırttı herkesi.

Feldkamp’ın gittiği gün Florya’da yanıtsız sorular havada uçuşuyordu.

Neden gitmişti?

Yerine kim gelecekti?

6 hafta daha sabredilemez miydi?

Herkes bakarken merakla birbirine Hasan Şaş’ın sesi çınladı tesislerde:

“Beyler, alınan kararı açıklıyorum. Yeni teknik direktör Hakan Şükür! Ben de yardımcı antrenörlüğe getirildim. Okan Buruk da kaleci antrenörümüz. Hadi hayırlı olsun!”

Şaka yapmıştı yine; esprisiyle güldürmüştü arkadaşlarını... Sonra derin bir sessizlik oldu. Öyle ya... Bir kaç yıl sonra neden olmasın? Yoksa Hasan’a şimdiden malum mu olmuştu?



--------------------------------------------------------------------------------



Sayın Hurma, lütfen kızma!

Baştan söyliyeyim de; sevgili Süleyman Hurma hemen köpürmesin! Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz’la ilgili transfer haberi çıksa hemen kızıyor da; o yüzden...

Şimdi geleyim sadede...

Galatasaray’ın en yetkili isimlerinden biri... İsmini sormayın; söyleyemem. Ama Galatasaray’da şu andaki en yetkili isimlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Kimliğini tahmin etmek size kalmış!

Bu yetkili kişi bana Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz’la görüşüp, her konuda anlaştığını söyledi. Hem de ne zaman biliyor musunuz; taa 22 Mart’taki kongreden önce... “Ama şimdi yazma” dedi; “Kongreden sonra olabilir” diye de eklediği için şimdiye kadar bekledim.

Bu kişi hatta Gökhan’la karşılıklı evrak imzalandığını da söyledi. Kasada kilitliymiş bunlar.

“Peki bonservis” diyecek oldum, “Onu da çözeceğim. Görürsün bak” dedi bir de.

Olay bu yani...

Sayın Hurma, kızmadın değil mi?



--------------------------------------------------------------------------------



Özhan Abi giderken!

Özhan abi geçtiğimiz hafta medya mensuplarıyla buluştuğu yemekte bazen duygusal, bazen kızgın bazende güneş görmemiş konuları getirdi masaya...

Hepimizi çok sevdiğini söyledi...

Bizler de ayağa kalkıp onu alkışladık...

“Bizim çok kahrımızı çektin, şimdi veda zamanı” dedik...

Özhan abi Vatan’dan Gökmen Özdemir’le bana çok takıldı..

“Olsun canın sağolsun” dedik...

NTV’den Haluk Yürekli dostum ince ince giydirmeler yaptı, hep birlikte güldük...

Özhan abi, yeni yönetim için “Benim devamım olan yönetim kurulu mantığı yanlış” dedi.

Özhan abi “Polat benim maskemi takmış biri asla değil” yorumunu yarken “Ona güvenin” diye de ekledi...

“Ben devam etseydim, rekor oy alırdım” derken çok tartışılan Abdurrahim Albayrak konusunda da “Devam etseydim listemde kesin olurdu” ifadesini kullandı.

Özhan abi daha birçok çok konuyu bizlerle paylaşırken, hayrete düştüğümüz şeyler anlattı.

Bunlar orada kalması gereken özel konulardı ve benim açımdan sonuna kadar orada kaldı.

Bu bir dostluk yemeğiydi... Bu bir klasik yemek değildi... Yani görevi bırakan her başkana verilen bir yemek değildi bu... Çünkü Özhan abi kendine münhasır, sevilen, sayılan, bazen de kızılan farklı bir başkandı... Tarihte yeri hep ayrı olacak, asla unutulmayacak.



--------------------------------------------------------------------------------



Kirli çamaşırlar

Adnan Öztürk iki medya kuruluşu için 1’er milyon dolarlık dava açtı...

Nedeni dönemin genel sekreteri Sinan Kalpakçıoğlu’nun Özhan Canaydın’a verdiği dosyaların basına sızdırılması.

Tahmin edeceğiniz gibi Öztürk’ün aleyhine bunlar. Okuyan “Vah be! Adnan Öztürk, kulübü dolandırmak için ne planlar yapmış!” der.

Ama sızdırılırken dosya, sızdıranlar küçük (!) bir belgeyi unutmuşlar! O sızmamış, kalmış. Adnan Öztürk gibi bir adım atarken 5 adım sonrasını da hesap eden bir iş adamı, başına gelebilecekleri bildiği için noterden bir de belge alıp, o dosyaya koymuş. Belgede yazılı olan şu:

“Kulübü zarara sokarsam ve bu tespit edilirse her türlü sorumluğu alıyor, zararı da ödemeyi kabul ediyorum.”

İşte sızdıran arkadaş bunu sakladı! Ya da medyadan bunun üstüne atlayanlar bunu yayınlamaya gerek duymadı!

Amaç kongrede başkan adaylığına niyetlenen Adnan Öztürk’ü sindirmek, güvenililirliğini kongre üyeleri üzerinde zedelemekti. Dolandırıcı imajı vermekti yani.

Enteresan...

Çevrilen dolaplar Bizans oyunları gibi.

Peki bu evrakları basına kim verdi? Verirken tahahhütnameyi neden vermedi?

İşte o vereni biliyor Adnan Öztürk...

Biliyor da ne yapar buna karşılık bilmiyorum.

Kirli çamaşır işine bir girerse yalnız, o belgeyi sızdıranın nereye kaçıp saklanacağını çok merak ediyorum.



--------------------------------------------------------------------------------



Şardan ve medya

Galatasaray’da sorunlar dağ gibi. Sıralamaya kalksam sütunlar yetmez.

Ama bunda sorun varken Başkan Yardımcısı Yiğit Şardan’ın işe medyadan başlamasına şaşırdım doğrusu.

Ne dedi Şardan geçen gün yaptığı basın toplantısında... “Eyy medya mensupları. Akıllı olun akıllı! Bundan sonra kim ki yalan yazar, kim ki kulübü yıpratacak haber yapar; sonucuna da katlanır; ona göre...”

Tamam, belki bir yerde haklı.

Medyayı genellemeye almıyor. En azından yalan yazanı ayıracaklarını söylüyor.

Ama benim de aklıma şu takılıyor: Bunca dert varken sanki en büyük dert medyaymış gibi neden davranılıyor?

Medya ne yaptı Galatasaray’a?

Tamam istisnalar var; her camiada olduğu gibi bizim de içimizde maalesef yalan yazanlar var.

Ama devede kulak bu!

Onun için, öncelikleri iyi saptayın Sayın Şardan... Önce yöneticilerin yanlışlıklarını bir düzeltin hele... Bu tez konusu olan transferleri meyda yapmadı ki mesela; burdan başlayın.



--------------------------------------------------------------------------------



Nikotin Adnan!

Gençlerbirliği maçından sonra Galatasaraylıları İstanbul’a getiren uçak zaten uçuyordu da, içindekiler de mutluluktan uçuyordu!

Bir görseydiniz futbolcuları... Hepsinin ağzı kulaklarındaydı!

Espriler yaptılar, şakalaştılar.

Sonra gözlerini Adnan Sezgin’e çevirdiler... Sezgin çakmak bile kullanmayan bir sigara tiryakisi. Hem de öyle ki; birini söndürmeden öbürünü yakıyor. İşte Hakan Şükür’le Arda hemen arkadaşlarına bir tezahürat ezberlettiler, sonra da hep birlikte söylediler:

“Nikotin Adnan... Nikotin Adnan...”

İzinden gideceğiz!

Sirozdan ölsek de

Sabaha kadar içeceğiz!

Sezgin bize prim versene

Gereğini yaparız biz de.”



--------------------------------------------------------------------------------



Biraz sabır

Daha mazbatanın mürekkebi kurumadan Adnan Polat ve arkadaşlarına saldırıları devam ettiriyor bazı ahmaklar...

Sanki hepsi beceriksiz...

Daha durun bir nefes alın, motor bir soğusun...

Polat’ın demode bir futbol adamı olduğunu söyleyenler rekor bir oyla başkan olduğunu nasıl unutuyor...

Madem Adnan Polat’ı beğenmiyordunuz, neden ortaya çıkmadınız?

Neredeydi cesur yürekler!

Polat ve arkadaşlarının Galatasaray’ı ileriye götüreceğine yürekten inananlardanım...

Siz inanmayın ve yıpratmaya devam edin bakalım... Edin edin ama biraz sabredin bari de kasıtlı yaptığınız anlaşılmasın.



--------------------------------------------------------------------------------



Hagi ve kondisyoneri

Hagi teknik direktörken Galatasaray’da bir kondisyoner vardı. İtalyandı; adı da Giovanni...

Asık suratıyla meşhurdu... Gülmeyi bırakın bir kenara tebessüm ettiğini de gören olmamıştı hiç.

İşte o Giovanni bugünlerde büst gibi sert görünüşüyle Florya’ya gelip, gidiyor. “Hagi geliyor” haberleri de o yüzden çıktı işte. Hagi geliyormuş da kondisyonerini önceden yollamış!

Oysa biraz araştıran işin aslını öğrenebilirdi rahatlıkla.

Giovanni’yi getiren, takımın kaptanı Hakan Şükür... Nedeni de, çok iyi aile dostu olmaları ve İstanbul’a davet etmesi.

Bu kadar basit işte...
 
Bahri Havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=114495,10,47
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: gsx - 08. Nisan 2008, 11:22:55
gökhan ünal gelsin bir daha GS macini izlemem..


bunun gibi dandik santrafor görmedim hayatimda ve GS formasi altina görmeyi de kaldiramam
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Gheorghe_Hagi10 - 08. Nisan 2008, 13:58:47

 Bak ılk defa sana katılıyorum gordun mu ;D ;D ;D
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 08. Nisan 2008, 18:30:25
gökhan ünal gelsin bir daha GS macini izlemem..


bunun gibi dandik santrafor görmedim hayatimda ve GS formasi altina görmeyi de kaldiramam
Katılıyorum. O adamı hatta mehmet yıldızı çok şişiriyorlar. Bunlar cimbomda oynayacak kapasitede değiller.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 09. Nisan 2008, 15:58:47
Aynaya baksınlar

Kayseri maçında bariz hatalar yapıldı ama F.Bahçe'yi suçlamıyorum. Bu olanların sorumlusu Şiketaş ve G.Saray'ın başkanlarıdır. Ulusoy federasyonunu yıkan onlar...

Beşiktaşlı Doğan'ın başkanlığındaki bir hakem Şiketaş'ı doğrarken, F.Bahçe'ye 3 puan hediye ediyor. Affan'ın günahı ne o zaman! Saldırmadan önce aynaya bakmalılar

Geçen haftanın en çok konuşulan isimleri hakemlerdi. Verdiği kararlar büyük tartışma yarattı. Haklarında bildiriler yayınlandı. Siz önceki hafta aslında bir nevi bu tabloyu tarif etmiştiniz.
Hakemlerle ilgili görüşlerimi geçen hafta sana söylemiştim. Perşembe günü de sana söylediklerimi Sabah gazetesinde yazdım, bire bir. 
"Şampiyon belli olmuştur. Çünkü şikebahçe zaten Galatasaray'dan, Şiketaş'tan ve Sivas'tan çok önde bir takım. Bunlardan birinin şikebahçe'yi geçmesi mucize olur ama bu mucizeye de hakemler izin vermezler. Bu, yeni federasyonun kuruluş sebebi" dedim. İşte bu mucize geçen hafta Kayseri maçında oluyordu, Saracoğlu Stadı'nda Chelsea'nin yenemediği şikebahçe'yi Kayseri az daha yeniyordu ama hakem çıktı, işi bitirdi. Benim görüşümü geç, bütün gazetelerin hakem uzmanları var. Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, Bülent Yavuz, Metin Tokat; bunların hepsi "Penaltı komik, Semih'in golü ofsayt, Vederson'a gösterilmesi gereken kırmızı kart gösterilmeliydi" diye birleştiler. Bunlar tarihlerinde ilk defa birleşiyorlar. Çünkü o kadar bariz.

BANA ÖZÜR BORÇLULAR
Şimdi olmayan penaltı verilmedi mi hiç; verildi. Ofsayt gol olmadı mı; oldu. Kırmızı yerine sarı çıkmadı mı; çıktı. Hatta hiç kart çıkmadığı da olur ama ligin bu kadar kritik bir döneminde ligin sonucunu değiştirecek 3 büyük hatanın 3'ü de şikebahçe lehine olursa, kimse bana bunun tesadüf olduğunu anlatmasın. Kimse anlatmasın. Üstelik de geçen hafta, NTV'de, Fotomaç'ta ve Sabah'ta bu sahneyi yazdım, görmüş gibi. Bana anlatamazlar. Fotomaç'ta çıkan röportajımdan, Sabah'ta çıkan yazılarımdan sonra, bana küfür nameler yağdıran bir takım Fenerbahçeliler de fena utanmışlardır herhalde. Eğer onlarda biraz insanlık varsa, 'Hıncal ağabey sana sövdüm ama özür dilerim' mektuplarını yazmaları lazım. Bu kadar açık, bu kadar aleni olmaz. şikebahçe'yi de suçlamıyorum. Bu olanların sorumlusu Şiketaş ve Galatasaray'ın başkanlarıdır. Kıyametler kopuyor Şiketaş camiasında, Galatasaray camiasında güya!.. Ama Haluk Ulusoy federasyonunu yıkıp, bu federasyonu getiren onlar. Yıldırım değil. Aziz Yıldırım'ın iki kuklası vardı; futbol kongresinde ve Kulüpler Birliği'nde... Biri Özhan Canaydın, biri Yıldırım Demirören'di. Haluk Ulusoy'un ikinci başkanı Affan Keçeci'yi boykot ettiler, tribünlerde yalnız bıraktılar. Hasan Doğan Beşiktaşlı!.. Beşiktaşlı Hasan Doğan'ın başkanlığında aynı hakem bir maçta Şiketaş'ı doğruyor, öbür maçta şikebahçe'ye 3 puan hediye ediyor. Affan'ın günahı ne o zaman!.. Yıldırım Demirören aynaya bakmalı... Galatasaray yöneticileri, aynaya bakmalılar şikebahçe'ye saldırmadan önce. Sen gidip Aziz Yıldırım'a biat edersen, elini öpersen, 'Emrin olur başkanım' der, Aziz Yıldırım'ın bütün dediklerini yaparsan, şimdi itiraz etme hakkın yok. Türk futbolunu Aziz Yıldırım'a teslim edenler, bizzat Galatasaraylılar ve Beşiktaşlılar. Adam 'Teşekkür ederim, istemem' mi, diyecek. Niye desin!..

REZİLLİĞİ KURTARMAZ
şikebahçe'nin Kayseri karşılaşmasında başlayan hatalar Galatasaray'ın Gençlerbirliği ile oynadığı maçta devam etti. Bu kamuoyunda, "Dengeleme politikası" şeklinde değerlendirildi. O hatalar şikebahçe'yi kurtarmaz. Sen kendini Galatasaraylı futbolcuların yerine koy. 2 puan geridesin. şikebahçe'nin puan kaybetmesi lazım ve ligin bitmesine çok az kalmış. Şu Kayseri maçını seyrediyorsun, ne düşünürsün? 'Ben boşuna uğraşıyorum, bu iş bitmiş' der, ertesi gün maça o kafa ile o moralle çıkarsın. Ondan sonra hakem seni tutmuş, tutmamış seni kurtarmaz. Bitmiş. Sen kafada şampiyonluğu kaybetmişsin artık. şikebahçe- Kayseri maçını seyreden Galatasaraylı ve Beşiktaşlı futbolcunun kafasında şampiyonluk düşüncesi olmaz. 'Bunlar bize bu şampiyonluğu vermeyecekler' diye düşünür haklı olarak. Sabri'ye verilmeyen penaltı inanılır gibi değil, inanılır gibi değil. Sabri topu bırakıp, rakibinin üzerine saldırıyor. Hani, top için bir kora kor mücadele olsa 'Olabilir' dersin. Hayır top 1 metre ötede... Topa gitmiyor, doğrudan adamı kornere atıyor Sabri. Buna penaltı vermeyen hakemin eline düdük vermeyeceksin. Ancak bu bir gün evvelki rezilliği kurtarmaz. Geçmiş olsun. İglesias'ın çok güzel akınını da 'ofsayt' diye kesti. Kendi sahasından çıkıyor halbuki... Kendi sahasından çıkan adam ofsayt olur mu? Futbolun en basit kuralı bu!.. Bir adamın ofsayt olması için rakip sahada olması lazım. Bu hakem doğru yerden attırsa ofsaytı, Galatasaray'ın yarı sahasından atılacaktı. Böyle bir şey olabilir mi? Ama geçti, iş işten geçtikten sonra Galatasaray'ı tutsan ne olur, tutmasan ne olur!..

hıncal uluç / http://www.fotomac.com.tr/uluc.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 10. Nisan 2008, 09:45:30
Gençleştirme operasyonu!





Sezon başında başlayan gençleştirme operasyonunun son kurbanı da Karl Heinz Feldkamp oldu kanımca! Necati Ateş’in, Emre Aşık’ın, Orhan Ak’ın, Ergün Penbe’nin istifa etme hakları yoktu belki, ama ‘genç Kalli’ bu hakkını kullandı geçenlerde.
Gideniyle geleniyle hareketli bir sene geçiren Cim Bom’un esas derdi bizce; Kalli’nin gitmesi değil, gidiş biçimidir. Galatasaray’ın geleceğini planlaması için seçilen hocanın 14 sene çalışmadığı ve Almanya’da futbol okulunda teknik sorumlu olduğu herkesçe bilinirken, şampiyonluk hedefi olan bir takımın başına onu getirenler, öncelikle yanıldıklarını şimdi itiraf etmelidirler. Yüksek borç yüküyle boğuşan kulübün transferlerini hangi kafa yaptıysa, o zihniyetin de iflası olmuştur bu gidiş.
Kulüp geleneği Türkiye’de örnek gösterilen, başarısız bile olsa antrenör değişikliğini en son çare olarak düşünen bir gelenekten de istifa etmiştir Galatasaray. Çok değil, daha 10 gün önce altyapının başına geçeceği ve futbol takımının yapılanması ile yeni gelecek teknik direktörün belirlenmesine bakacağı açıklanan ‘Danışman Kalli’nin kime danışarak istifa ettiği de ayrı bir soru işaretidir. Ne olduğunu, Kalli’yi uğurlayanlar ile uğurlatanlar kesin olarak bilmektedir. Gerçekler bir gün mutlaka gün ışığına çıkacaktır elbette. Ama Kalli bu kez bir ilki gerçekleştirmiş ve Türkiye’de çalıştığı kulüplerden ayrılırken alışkanlık haline getirdiği veliahtını tayin etme işlemini yerine getiremeden gitmiştir. Ders alınacak bu tuhaflığın Galatasaray’da fikstür avantajı da varken şampiyonluk hedefine zarar vermemesini sağlamalıdır yöneticiler şimdi. Çünkü yönetim yapabileceği tüm hataları yapmış ve bundan sonra hata lüksü kalmamıştır.
Son maçlardaki istekli tablo, eğer gelişen olayların ‘gazı’ ile oluştuysa, bu düşündürücüdür. Aksi ise, futbolcuların şartlar ne olursa olsun takımı ve hedeflerini sahiplenmesi demektir ki, bu da Sarı-Kırmızılılar’ın belki de en büyük şansı olur. Eğer ki mevcut antrenör kadrosuna ile sezonu bitirme fikri mutlu sonla buluşursa, bu; futbolcuların özverisi, inancı, dayanışması ve inadı ile olacaktır.



Can Çobanoğlu / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104917&authorid=47
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 10. Nisan 2008, 09:46:35
Fenerliler kızacak ama!





Aylardır gündem şikebahçe’den geçilmiyor. Bunun bir bölümünü hak etmiyor değiller kuşkusuz. Ama bazılarının abartı kaynaklı ‘kuru gürültü’ olduğu da gerçek. Pireyi deve yapmak gibi bir şey yani. Hani hep derim ya, ‘şikebahçe şaşaa demek’ diye, aynen öyle işte. ‘Yerel’ rakiplerinin psikolojisini bozma ve kendilerini daha az değerli hissetmelerini sağlama uğrunda yapılan bilinçli bir çalışma söz konusu olan. Bir kulüp bunu yapabilir, ‘yerel’ rakipleriyle mücadelenin psikolojik yönü de önemlidir sonuçta. Ama tarafsız kalması gerekenlerin buna çanak tutmasını anlamak zor! Neredeyse kalemlerini bırakıp, teneke çalarak yorum yapacaklar! Aslında pek farkı yok, biri kelime, diğeri gürültü kirliliği ya, neyse.
Neymiş efendim, isterlerse Ronaldinho’yu alırlarmış. Son bomba bu! Ronaldinho ve benzerlerini Brezilya pazarından alabilirsiniz parayı bastırıp. Ama Avrupa vitrininden böylesine değerli bir parçayı size yedirmezler. O parçanın ‘outlet’e düşmesini beklemek zorundasınız. Bu, piyasanın bir gerçeği. Roberto Carlos ‘outlet’teydi. Kezman da öyle... Alex, Maldonado Güney Amerika pazarından alındı. Diyebilirsiniz ki, peki Anelka nasıl oldu? Nasıl olduğuna değil, o futbolcunun ruh haline ve sonuna bakın görürsünüz!
şikebahçe için tehlike bundan sonra başlıyor, şamatayı bırakıp asıl görmeleri gereken bu. Dağılma süreci başlıyor çünkü. Aurelio’ya neredeyse gitti gözüyle bakılıyor. Sevilla ve Chelsea maçlarının ikinci yarıları, güçlü Avrupa kulüplerinin gözünden kaçmış olamaz, tabii futbolcu menacerlerinin de! Topyekün bir saldırıya maruz kalacaklardır. İşine yarayan, yaramayan bazı oyuncular Sarı-Lacivertli takımdan kopartılmaya çalışılacaktır. Tehlike arzetmeye başlayan bir kadroyu parçalamak, güçlülerin başarıya giden yoldaki yöntemlerinden biridir. Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı aldıktan sonraki halini hatırlayın. Ancak şikebahçe’nin şanssızlığı, ‘tek başına anılacak’ bir başarıya imza atmadan böyle bir tehlike ile karşı karşıya kalması olmuştur! Keşke en azından bir yarı final oynasalardı da, bu bedeli öyle ödeselerdi! Yani bu işin gelecek yılı yok, yedirmezler öyle kolay kolay, kimse kendini kandırmasın!



Ayhan Yılmaz  / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=104916&authorid=77
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 10. Nisan 2008, 09:48:15
Çılgınlar takımı Galatasaray

Galatasaray yönetiminin Feldkamp'ı getirmesi riskti. Yıldızları harcamasına, sık sık hastalanıp tam 5 maçta takımı yalnız bırakmasına ses çıkarılmaması anlamsızdı. Bitime 6 hafta kala gönderilip takımın kondisyonere emanet edilmesi ise tam bir çılgınlık oldu. Cevat hocayı küçümsediğim düşünülmesin sakın, Mourinho, Del Bosque bu tür fırsatları kullanıp devleşen teknik adamlardır. Cevat hoca da çifte şampiyonluk yaşarsa seneye Turkcell Süper Lig'in teknik adamlarından biri olacaktır kuşkusuz. Çılgınlık olan Feldkamp'ın gönderilmesi ya da gönderilmesine göz yumulması değil, sonrasının tam olarak düşünülmemesidir. Galatasaray'ın yeni başkanı Adnan Polat'ın bu karardaki bence tek kusuru, B planının olmaması ya da varsa olanı hayata geçirememesiydi. Feldkamp'la futbolcular son dönemde hasım gibiydiler. Florya'da işler yürümüyor, takım gitmiyordu. Doğal olarak o gitti. Tabii dillere destan disiplini de. Eskiden hocanın önünden hazır olda geçen futbolcular, Gençlerbirliği maçı sonrası "yeni" hocaları için uçakta "Ah bu hayat çekilmez... Sen olmasan Cevat... Ah bu çile çekilmez..." diye şarkı söylüyorlardı. Belki gerekli olan buydu. Alman katılığından Türk sıcaklığına geçmekti. Enerjisini futbolcuları üzerinde otorite kurmaya çalışırken tüketen değil, futbolcularını enerjik kılan bir teknik adam lazımdı... Şurası kesin ki, Cevat hoca takımı şampiyon yaparsa; futbol literatürünü değiştirecek, üniversitelere "tez" konusu olacak, büyük bir iş başarılmış olacak. "Teknik adamın payı yüzde 10, bilemedin yüzde 20'dir" diyen futbolcuların da eli kuvvetlenecek...

Bülent Tuncay / http://www.fotomac.com.tr/yaz1260-50110-107.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 11. Nisan 2008, 09:29:39
Galatasaray’da alışılmamış olaylar  


 

 
Galatasaray’ı bir futbol kulübü olarak görmeyin. 1905 yılında kurulan kulübün adı Galatasaray Spor Kulübü. Buradan şu anlam çıkar: Futbol ve bazı spor dalları Galatasaray’ın profesyonel kuruluşlarıdır. Sporcuları 1955 yılından itibaren özellikle futbolcuları profesyonel olmuştur. Profesyonelliğin anlamı nedir? Geçimini, yaptığı meslekten kazanmak, değil mi? 1955 yılında Türkiye’de rahmetli Ulvi Yenal ve Adnan Akın zamanında Türk futbolunda profesyonellik kuruldu ve kulüpler amatör oynattıkları futbolcularıyla istedikleri kadar karşılıklı anlaşmayla mukavele imzaladılar.

Tabii karşılıklı anlaşma derken zaten özellikle Galatasaray, şikebahçe ve Şiketaş kulüplerinde, yüreğinde o kulübün renklerini taşıyan futbolcular oynuyordu. Hepimiz, kulüp yönetimlerimiz ne derse boş kağıda imzaları attık. Ve bir günde amatörlükten profesyonelliğe geçtik. Şimdi her şey değişti. Bizlerin zamanında yabancı futbolcu diye bir şey yoktu. Bütün takımlarda oynayan futbolcular, hepimiz Türk asıllıydık. Teknik adamlarımız da ya içimizden yetişmiş ünlü bir futbolcu veya İngiltere’den, İtalya’dan ülkemize gelmiş ünlü kere ünlü teknik adamlardı. Şimdi hayat da değişti, zaman da. Dünya globalleşirken tabii ki Türkiye de globalleşecek. Alman Milli Takımı’nda siyahi futbolcu oynayabiliyorsa üst tarafını siz düşünün.

Galatasaray çalkantılı günler yaşıyor. Feldkamp olayı çözüldü. Gelen haberlere göre futbolcular mutlu. Bu çok yanlış. Futbolcuya dayalı düzen Galatasaray’da hiçbir zaman olmamıştır. Bundan sonra da olmamalıdır. Sarı-Kırmızılı takım, şampiyonluk adayı bu yıl. Şu anda teknik adamı yok. Adnan Polat ve yönetiminin Feldkamp’a güle güle derken bunu düşünmesi lazımdı. Bir futbolcu hele hele Galatasaray gibi Türkiye’nin kaliteli futbolcularına sahip bir kulüp teknik direktörüne gıptayla bakacağı, futbol kariyerine inandığı, güvendiği ve ondan bir şeyler öğrenebileceğini düşündüğü bir teknik adamı başında görmek ister. Bugün Galatasaray’da ne yazık ki bir koalisyon teknik adamlar topluluğu var. Bu olmadı Adnan Polat. İnşallah bunun neticesi kötü olmaz. Feldkamp beş hafta önceden alarmını verdi. O günden Galatasaray’ın yeni teknik direktörünü seçip hakkında karar verseydiniz ya. Galatasaray’daki olayları endişeyle izliyorum. Sarı-Kırmızılı kulüpte, hiç olmamış, kabul edilmez, mantıksız olaylar yaşanıyor.

Bakalım zaman ne gösterecek?
 
Turgay Şeren / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=114799,10,35
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 13. Nisan 2008, 14:28:57
Alkışlar taraftara
Uzun zamandır Galatasaray seyircisini bu kadar istekli ve ateşli görmemiştim. Sezon başından bu yana Sion ve kupadaki şikebahçe maçı hariç tribünler Trabzon maçındaki gibi dolmamıştı. Final haftalarına girilirken Galatasaray taraftarı takımını yalnız bırakmadı. Tribünler maç boyu susmadı sürekli ateşleyici güç oldu. En önemlisi, maçı Galatasaraylı oyuncularla birlikte oynadılar hiç soğumadılar.
Galatasaray'ın Trabzon önündeki kadrosu tamamen yerliydi. Nefesleri kesen, keyif veren bir maç izledik. Özellikle ilk yarı tek perdeli bir oyun vardı; saldıran, pres yapan, rakibini sahasına hapseden, kanatlardan bindiren, sürekli oyunu yüksek tempoya taşıyan, çok koşan ikili mücadeleleri kazanan ve inanılmaz pozisyonlar üreten ama golü bulamayan bir G.Saray vardı.
Arda harikalar yaratıyor, her pozisyonda Ferhat'ı çalım becerisiyle kolay geçiyordu. Kaçan pozisyonları görünce aklıma Prekazi'nin, "Topun da canı var" sözü geldi. Galatasaray, rakibinin üzerine buldozer gibi geliyor, Trabzon köşeye sıkışmış boksör gibi direniyordu. Okan, Karan, Hakan, Arda ve Sabri ikişer kez golün kıyısına geldi ama top bir türlü içeri girmiyordu.
Ayhan-Mehmet Topal ikilisi göbeği akıllı kapatıyor, top Trabzon'a geçtiğinde Galatasaray sahasına çabuk yerleşiyor ve alanları daraltıp rakibin pas yapmasına izin vermiyordu. Özellikle top cambazı ve yürüyerek adam geçen Yattara'ya Volkan ve Sabri boş alan bırakmıyor, özellikle Mehmet Topal kademeye girip VolkanSabri ikilisine destek vererek sürekli kanat değiştiren Yattara'nın rahat top almasına ve kullanmasına izin vermiyordu.

"BEN ATAYIM" SAPLANTISI
Trabzon'un tek ciddi atağı, devre biterken Hasan Üçüncü'nün ara pasına fırlayan Umut'un kaleci Aykut'un önünde topa dokunamamasıyla sonuçlandı.
İkinci yarının hemen başında Galatasaray'ın Arda ile bulduğu gol, Okan'ın taç atışıyla Ayhan'ı pozisyona sokmasının ürünüydü. Sahanın yıldızı Ayhan'ın da topu geriye çıkarıp, Trabzon savunmasını hareketsiz bırakması akıl dolu bir hareketti.
Trabzon, gol sonrası çok adamla hücuma çıkmaya başlayınca defansında boşluklar bırakmaya başladı. Sabri, Arda, Hakan Balta iyi pozisyonlar buldu ama son vuruşlarda beceri yoktu. Herkes "Ben atayım" saplantısıyla pozisyonları harcadı. Hakan Şükür fizik olarak güçlüydü, çok çalıştı.

Levent Tüzemen / http://www.sabah.com.tr/tuzemen.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 13. Nisan 2008, 14:29:41
35 dakikalık müthiş pres
Galatasaray çok üstün oynadığı sayısız fırsatları değerlendiremediği maçı tek golle kazandı ama hiç zorlanmadı. Galatasaray dün gece yüksek tempolu ve çok etkili presli bir ilk 35 dakika sergiledi. Bu uzun süreli bölümde oyunu tamamen karşı alana yıkarak rakibe nefes dahi aldırmadı. İlk dakikadan itibaren her atak girişimi ve her kazanılan duran top tehlike kokuyordu. Çok sayıda pozisyon kaçtı. Tabii ki bu pozisyon zenginliğinde Galatasaray'ın hırsı, temposu, presi kadar Trabzonspor'un kendi alanından kısa pas yaparak çıkmaya çalışması, bunda ısrar etmesi ve gerideki yerleşme düzeni yanlışlarının da çok büyük payı vardı.
Galatasaray'ın yüksek temposunda düşüş başlayınca devrenin son 10 dakikasında oyun dengelendi ve devre biterken Galatasaray çok önemli bir golden kurtuldu.
İkinci yarıya Galatasaray yine atak ve tempolu başladı, golü de erken buldu. Ondan sonra presi biraz daha orta sahaya çektiler. 90 dakikanın sonuna kadar rakibi oynatmadıkları gibi bölüm bölüm ataklarla da pozisyonlar buldular. Sonuçta da üç puanı zorlanmadan kazandılar. Bütün futbolcular görevlerini takım ruhu içinde yaptı. Yorulana kadar Okan Buruk eski günlerini anımsattı. Ayhan çok iyi oynadı. Arda da bu takımın denge unsuru.

TRABZON'UN ZAAFLARI
Kontrolü ve bireysel becerileri ile genelde düz gelişen hücum girişimlerine estetik katıyor. Ama Galatasaray'ın bence etkili silahları Mehmet Topal, Servet ve Emre... Bunların müthiş fizik güçleri ve devamlılıkları takım savunmasını garanti altına alıyor. Bu kadar risk alan bir takımın rakibe çok az şans tanıması günün futbolunda önemli bir artıdır. Trabzonspor sezon başından beri iyi değil. Bu bir gerçek. Oyunu yönlendirecek bir futbolcuları yok. Ama en büyük handikapları takım savunmasında gösterdikleri giderilemeyen ciddi arızalar. Dün de çok kolay pozisyonlar verdiler. Yedikleri gol de bu yöndeki yetersizliklerinin açık bir göstergesiydi. Taç atışında Ayhan'ı arkaya göz göre göre kaçırıp topu ortalattılar.
Hakem Yunus Yıldırım her zamanki başarılı ve standart yönetimlerine bir yenisini daha ekledi. Yalnız Umut'un yardımcı hakem tarafından kaldırılan ofsayt bayrağıyla iptal edilen golü bence yanlış karardı.

Ömer Üründül / http://www.sabah.com.tr/urundul.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 13. Nisan 2008, 14:32:00
Hırs ve istek


UZUN zamandır G.Saray’ı bu kadar hırslı, istekli ve arzulu görmemiştim... Her oyuncu görevini yapmak için bir savaş içindeydi. Neydi bu takımı bu kadar hırslandıran değişim.

Öncelikle G.Saray’ın oyun kalıbında bir değişme vardı. Üç tane orta saha adamı Ayhan, Mehmet Topal ve Okan hem ilerideki hücum adamlarına yardımcı hem de savunmadaki zorluklara kalkan oluyorlardı. G.Saray’ın bu denli rakip kaleyi abluka altına aldığını bu sezon ilk kez gördük. Alan daraltma, rakibe top kullandırmama, rakipten top çalma ve pozisyon üretme... G.Saray bunların hepsini yaptı. Ancak ilk yarıda bir türlü emeğinin karşılığını alamadı. Sanki top Trabzon kalesine "Benim orada işim yok" diye bas bas bağırıyordu. Şayet ilk perdede Hakan Şükür’ün 3 kafa şutundan biri girse, maçın gidişatı bambaşka olabilirdi.

Servet belki de bu sezon Trabzon maçında en rahat oyununu ortaya koydu. Çünkü dün gece sahada dinamo gibi işleyen öyle bir G.Saray orta sahası vardı ki savunmadaki Servet’e "Seni zamanında çok yorduk. Bugün dinlen" mesajı veriyorlardı.

Geç kalan düdük

Trabzon da kükreyen G.Saray karşısında adeta kabuğuna çekilmiş, yoğun pres karşısında şaşkın vaziyette idi. Bir tek Yattara vardı, o da kısa süreli bir vals gösterisi yaptı ve takımını harekete geçirmek istiyordu. Ancak bu da yetmedi çünkü Trabzon takımının gücü yoktu.

İkinci perdede G.Saray arı gibi çalışmasının karşılığını Arda’nın ayağından gelen golle aldı. Gol öyle bir dakikada geldi ki, strese girecek bir G.Saray’ı sahada kaymak gibi yaptı.

Trabzonspor golden sonra bir silkelenme süreci yaşadı, ancak Umut’un attığı golü "ofsayt" denilerek hakem tarafından geçersiz sayıldı. Yunus Yıldırım’dan önce yan hakem Volkan Narinç bayrağını kaldırdı. Yunus Yıldırım, Volkan Narinç’ten yanlış istihbarat mı aldı onu bilemem, ama hakemin düdüğü geç çalması sahayı karıştırdı.

G.Saray’da sahaya çıkan bütün futbolcular görevlerinin kat ve kat fazlasını yaptılar. Yani G.Saray’da ya da herhangi bir takımda eğer futbolcular tek vücut olup kenetlenirse kulübedekinin de işi kolaylaşır, başarıya çabuk ulaşılır. İşte G.Saray’da ligin bitimine 4 hafta kala manzara bu.

İlhan Söyler / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8687507.asp?yazarid=59&gid=61&sz=20175
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 13. Nisan 2008, 14:32:51
Adnan Bey'in takımı


HANGİ Adnan Bey’in? Farketmez, Polat ve Sezgin’in... Servet stoperse, Okan ile Ayhan bildiğimiz yerlerindeyse, Hakan-Ümit gol için rakip kale önündeyse, yani Kalli dışında herkesin kuracağı takım sahnedeyse normal olan budur ve Adnan Bey’in takımı kazanmaya odaklanmış bir takımdır.

G.Saray şampiyon olmak için 3 puan alması gereken bir maçı kazandı. Rakip alanda baskıyla başlayan, presle boğmayı amaçlayan G.Saray’da ilk yarının en önemli pozisyonu Servet’in direkten dönen kafa vuruşuydu. Sabri’nin sağdaki çıkışlarına solda Volkan katılmıyor, Okan’ın içeri hareketlenmesiyle Sabri önünde açılan kulvarlarda olumlu ataklar yapıyordu. Şunu bilmemiz gerekiyor ki, Mehmet Topal G.Saray’ın ve Türk futbolunun cilası az olan, parladığı halkde parlatılmayan bir yıldızıdır.

Okan ekip ruhu içinde çarpışan, Ayhan birikimlerini ortaya koyan bir futbol oynadı. Hakan Şükür her zamanki gibi dingin ama rakibi ürkütmede etkin bir isimken, Ümit Karan kritik bölgelerde iyi pas alan ve de atan pozisyon zengini bir futbolcuydu dün akşam. Arda 32. dakikada Trabzon kalesine gönderdiği şutun bir benzeriyle 50. dakikada biraz da şansın yardımıyla golle buluşurken, Ersun Yanal kendi kendine şu soruyu sormalı: "Benim takımım taç atışından nasıl gol yer?" Taçtan aldığı topla Ayhan’ın yaptığı ortada Arda topla iyi yerde buluştu ve Hasan’a çarpan top ağları buldu.

Güler büyük risk

G.Saray dün göz kamaştıran bir futbol oynamadı. Hatlar arasındaki iletişim mükemmel değildi. Adnan Bey’in takımı kazanmak istiyordu ve kazanmak için her yolu deniyordu. Hatta 70. dakikada skor 1-0 iken, ani G.Saray kontratağında Trabzonspor kale sahası içerisinde gole en yakın isim sol bek Volkan’la stoper Servet idi. Gol arzusu ve kazanma isteği her oyuncuda vardı. Bu takım Adnan Bey’in takımıydı.

Doğrusu son 4 maça sahaya Sevgili Cevat Güler’le çıkmak, çok ciddi riskleri göze almak demek olur. Galatasaray Yönetimi bu sorunun çaresini bulmak, Adnan Bey’in takımına Adnan Bey kadar yeni heyecanlar katacak ve saha içinde takıma hakim olacak bir teknik direktör bulmak zorundadır.

Bir sözüm de Trabzon’a... Üstünde hiçbir baskı olmayan, rahatlamış Trabzonspor’un bu kadar silik oluşunu orta alanda bir beynin eksikliğine bağlamak yanlış olur. Benim bildiğim ve yaşadığım Denizlispor, Ankaragücü, Gençlerbirliği ve Milli Takım’daki Ersun Yanal felsefesinden dün gece eser yoktu.

İlker Yasin / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8687508.asp?yazarid=98&gid=61&sz=20175
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 13. Nisan 2008, 14:33:53
Galatasaray‘ın özellikle ilk yarıda ortaya koyduğu futbolu “iyi” bulanlar var...

Aslında ilk otuz dakikada kaçan gollere baktığınızda haklı yanları var...

Ama Galatasaray’ın “iyiliği“ biraz da Trabzonspor’un “kötülüğünden” kaynaklandı...

Hatta “Biraz” da demeyelim...

Çokca Trabzonspor’un kötülüğünden kaynaklandı...

Galatasaray, Galatasaray gibi oynasa bu Trabzonspor’u “darmadağın” ederdi...

Ama Galatasaray, Gençler maçındaki “hırs patlamasından” sonra, sanki eskiye dönüş yapmış gibiydi...

Biraz Arda, biraz Sabri, savunmada Servet...

Orta alanda Mehmet Topal ile Ayhan’ın cılız hamleleri...

Bu bile Trabzonspor’dan üç puan almaya yetti de arttı bile...

Ama bu kadar kötü Trabzonspor’u bulmuşsun, girdiğin pozisyonları atsana, maçı koparsana...

O da yok...

Trabzonspor bu sezon A.Sami Yen’e gelen takımlar içinde belki de en kötüsü olarak göründü...

Ersun Yanal’ın başında olduğu takım kötü olabilir de, hırstan, mücadeleden bu kadar uzak nasıl olur anlayamadım...

Trabzon yönetimi Yattara ile üç yıllık sözleşme yaptı...

Umarım bu Yattara üç maç oynayıp üç sene yatmaz...

Bu kadar kişisel oyun olur mu, bu kadar sorumsuzluk olur mu?

Trabzonspor’un yediği golde Çağdaş dönüp kendine bir baksın...

Takımına taçtan nasıl gol yedirdiğini bir görsün...

Hani derler ya “ahı gitmiş vahı kalmış” diye...

Bu Trabzonspor’un ne ahı kalmış, ne vahı kalmış...

Baktık, bitime bir dakika kala Ersun Hoca saçını başını yoluyordu...

Bu gidişle yakında yolacak saç-baş da bulamayabilir...

Galatasaray kötü oynayıp kazanmaya devam ediyor...

Bitime dört hafta var ve bu kötü oyuna rağmen hedefe doğru “uygun adım” yürüyor...

Gönül istiyor ki, şampiyon adayları, biraz daha şampiyon adayına yakışır futbol ortaya koysun... Futbol seyircisi, daha iyi futbola layık değil mi?

Şansal Büyüka / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=115045,10,34
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 13. Nisan 2008, 14:36:53
Galatasaray çok iyi oynadı. Özellikle ilk yarıda en az 7-8 net gol pozisyonu yakaladı, bir kısmını kaleci Tolga, diğerlerini de Galatasaray forvetinin beceriksizliği ve şanssızlığı engelledi. Oysa maç Galatasaray’ın lehine1-0 değil çok farklı bitmeliydi. Önemli olan üç puanı kazanmaksa Sarı-Kırmızılı takım onu dün gece başardı.

Ancak unutmadan hemen söylemek lazım; Trabzonspor net sadece bir gol pozisyonu yakaladı. Kaleci Aykut’la bir metrede karşı karşıya kalan Umut, 44. dakikada Trabzonspor adına bu şansı harcayıp, yok etti.

Galatasaray kalesinde Aykut’a hemen hemen hiç top gelmedi diyebilirim. Trabzonspor forvetinde Umut ve ilk yarı oynayan Barış hiç etkili olamadı. Sağ bek Ferhat, sol bek Mustafa Keçeli ve defansın ortasında oynayan Tayfun ve Çağdaş, Galatasaray’ın galibiyet golünü atan Arda’nın yanı sıra Hakan Şükür ve Ümit Karan ile mücadele ettiler. Çoğunu da kazandılar. Fakat Arda’ya mani olamayınca sahadan mağlup ayrıldılar.

Sarı-Kırmızılı takımın orta sahasında Mehmet Topal çok iyi oynadı. Tam bir ön libero gibiydi. Rakiple mücadele etti, ileriye çıkan Servet ve Emre’nin kademesine girdi. Ona koskocaman bravo demek lazım.

Galatasaray defansında Servet her zamanki gibi hava toplarına hakim ve zaman zaman da Galatasaray’ın kazandığı kornerlere ve sağdan-soldan faul atışlarında Trabzonspor kalesinin önüne gitti, gol atmak için uğraştı. Zaten Servet’in oyun tarzına alışmak lazım. Servet iyi bir defans oyuncusu oldu Galatasaray’da. Sadece defansta değil zaman zaman rakip kaleye de yüklendi. Fizik gücü fevkalade. Yanında oynayan Emre Ankaragücü’nden geldiği zaman onu çok beğendiğimi ve Galatasaray’ın çok iyi bir defans oyuncusu transfer ettiğini yazmıştım. Oynadığı her maçta Servet’in yanında Galatasaray’ın en iyi oyuncusu. Ona da Bravo.

Ama gecenin kralı Arda’ydı. Trabzonspor sağ beki Ferhat, onun çok üstüne oynadı, ama yapabileceği bir şey yoktu. Arda’nın teke tek mücadelede geçemeyeceği oyuncu yok. Dün akşam zaten iyi oynayan Galatasaray’da en çok koşan, gol arayan, Hakan’a ve Ümit Karan’a havadan pas atarak gol attırmaya uğraşan Arda’ydı. Galatasaray orta sahasında Ayhan’ı da toparlanmış gördüm. Mehmet Topal’ın yanında o da iyi oynadı.

Gerçeği söylemek gerekirse Trabzon takımı eski gücünden çok ama çok şey kaybettiği gibi ruhunu da kaybetmiş.

Turgay Şeren / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=115047,10,35
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 13. Nisan 2008, 14:37:36
Maçtan önce futbolcularla konuşuyordum. Florya’ya öyle bir bahar havası gelmiş ki anlata anlata bitiremediler. Gülenler, eğlenenler, esprileri ardı ardına patlatanlar hatta talk şov yapan bile varmış kamp öncesi. Yani buradan çıkardığım sonuç Kalli’nin takım üzerinde yarattığı gerginlik yerini sevgiye, saygıya ve birbirine güvene bırakmış.

Bu durum maça da yansıdı. 32 dakikada tam 8 net gol pozisyonu. Tek kale oynayan bir Galatasaray. Birbirine inanmış 11 futbolcu, adeta ölümüne mücadele ettiler.

Herkes bunu gördü. Bu takımı üç günde Cevat Güler yaratmadı. Nezih Boloğlu da, antrenör Burak Dilmen de, bu takım zaten vardı. Sadece eksik olan özgüvendi, stres-sıkıntıydı. Cevat Güler’in maç öncesinde çok önemli taktikler verdiğini sanmıyorum rakibini iyi analiz etti sadece futbolculara ufak tefek önerilerde bulundu hepsi o kadar. Bakmayın siz Cevat Güler’in beyaz saçlarına, kırışmış yüzüne Kalli’den tam 25 yaş küçük ama iki gün içinde takımda ağabeylik, birlik beraberlik, özgürlük nasıl uygulanır bunu diğer arkadaşlarıyla beraber gösterdi.

İlk 45 dakikada Galatasaray adeta tek kale oynadı. Okan, Arda, Hakan Şükür ve Servet inanılmaz goller kaçırdılar. Kaleci Tolga şanslıydı. Trabzonspor ise 44’te Umut’la gole çok yaklaştı ama beceremedi.

Aslında teknikler, taktikler, oranlar ve yüzdeler hiç önemli değil. Mehmet Topal gibi bir aslan yüreklinin maç içerisinde sürekli sakatlanıp, ayakta bile zor durmasına rağmen oyuna devam etmesi her şeyin göstergesiydi.

Galatasaray şampiyonluk yoluna yüreğini koydu. Kalli gitti, takım benliğine kavuştu. Oyuna giren de çıkan da herkes mutlu. Keşke Kalli torununu görmeye Almanya’ya gittiğinde bir daha dönmeseydi. Benim Kalli takıntım falan yok! İnanın böyle düşünüyorum çünkü bu takımın oyundaki her karesini inceleyin Kalli’yi hiç aramadı.

Hasan Şaş, Hakan Şükür, Ümit Karan gibi takımın ağır ağabeylerini de kimse göz ardı edemez. Çünkü onların bu oluşumda, takımın bu yürekliği göstermesinde, Cevat Güler, Nezih Boloğlu ve Burak Dilmen kadar emekleri var.

Bahri Havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=115048,10,47
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 17. Nisan 2008, 09:45:04
Unutulmazsınız!




Genelde açılan çukurlara ıslık çalıp yukarı bakarken düşeriz. Vitrine meraklıyızdır, her şeyin içini geç görürüz. Yüzeysel konuşur, dedikoduya da bayılırız. Kameralar ise dayanılmazdır bizdeki meraklılara. Görenin dili çözülür. Flaşlar patlayıp kamera ışıkları yandı mı, dün işinin patronu olan, bugünün popüler yıldızı olduğunu zanneder. Günü kurtarmaktan, gelecek planlanamaz hale gelinir böyle durumlarda, dolduruşa gelip şişenler, sonunda geleceği göremeden yan kapıdan çıkıp gidiverirler... Bu arada hizmeti yapanlar harcanır, ‘bilmeyenler’ bilir zannedilir.
Hem kulüp geleneği ve kültürü hem de kulüp bütçesine katkısı en fazla olan birimi büyük darbe yedi Galatasaray’ın, geçtiğimiz hafta içinde.
Avrupa Yıldızlar şampiyonluğu, Dünya Yıldızlar 9.’luğu, 3 yıl üst üste PAF Ligi şampiyonluğu, Mini Minikler Ligi namağlup şampiyonluğu, Süper Genç Ligi İstanbul namağlup şampiyonluğu, Süper Genç Ligi Türkiye 2.’liği, Yıldızlar Ligi Türkiye şampiyonluğu, B Genç Ligi İstanbul ve Türkiye şampiyonlukları, UEFA ve Avrupa elit kulüpler altyapı toplantılarına Türkiye’den tek davet edilen olma gururu, Genç Milli Takımlara 51 futbolcu gönderme başarısı, 2005’te Avrupa şampiyonu olan U-17 Ulusal Takım’a 6 oyuncu verebilme başarısı...
Bunlara ek olarak A takıma çıkan Sabri, Arda, Uğur, Mehmet Güven, Fırat Kocaoğlu, Çağrı, Semih Kaya ve çeşitli liglerde kiralık oynayan Özgürcan, Oğuz, Aydın, Zafer, Anıl, Mülayim gibi 15’in üzerinde genç Galatasaraylı’yı kulübe kazandıran başarılı altyapı, yazımın başında anlattığım zihniyet yüzünden büyük darbe yedi. Büyük futbol kulüplerinin altyapıda gerçekleştirdiği her türlü uygulamayı yapabilen, danışmanlarla donatılmış bu birimi yaratan emektar Ali Yavaş, kendine yakışan marurlukta, Galatasaray’ın ona verdiği kulüp terbiyesi bilinciyle, kırgın olmasına rağmen tek kötü söz söylemeden, demeç vermeden ayrıldı gitti yuvasından. Arkasında bıraktığı bütün çocuklar, güzellikler ve hizmetlerini değerlendirecek tek bir teşekkür bile alamadan.
Dişini geçiremediğine teslim olan, dişini geçirdiğini ısıranlar bilmelidir ki, Galatasaraylılar kendisine hizmet eden böyle gönül savaşçılarını unutmaz, onları hep hatırlarlar. Hizmet edenleri hizmet dışı bırakanları da hiç unutmazlar!!!



Can Çobanoğlu / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=105409&authorid=47
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 17. Nisan 2008, 09:45:57
Ya sabır ya kahır



Galatasaray ne zaman rakibe maaile saldırdıysa, hep hüsrana uğramıştır. Hele karşısında ayağa paslarla çabuk çıkan bir rakip varsa, fark yemekten kurtulmuştur. Kırk yılın başında istediği sonucu almıştır belki, ama bu hafifletici bir neden değildir.
Gençlerbirliği maçı da benzer görüntülerle geçti. Daha birinciyi atmadan ikinci gol peşinde koşacak kadar aceleciydi yine takım. Daha atak olgunlaşmadan, top çevirip yerleşmiş rakip savunmanın dengesini bozmayı denemeden paldır küldür yapılan ortalar ve kalabalık savunma arasında eriyip gitmeler, tabii her zamanki gibi geriye dönememeler, eli belinde pozisyonları izlemeler sonrası nasıl bir sonuç çıkabilirdi ki ortaya!
Sıfıra inerek geriye kesilmiş bir tane orta yok. ‘Önünü boşaltarak’ uygun pozisyonda kaleye şut denemesi sıfır. İkiye birler deseniz hak getire. Duran top organizasyonu mu, o da ne! Ve hep doldur-boşalt, hep düzü beceremeden topuk fantezisi! Eeee, nereye kadar.
Asıl tehlike bundan sonra ligde kalan 4 maçtaki rakipler. Hepsi Gençlerbirliği ile benzer özelliklere sahip. İyi kapanan, ayağa paslarla hızlı hücum eden, boş alanlara adam kaçıran, ya çok koşup mücadele eden ya da becerili beyinlere fazlasıyla sahip ekipler; yani cümbür cemaat saldıran takımların belalıları olan İstanbul Büyükşehir Belediye, şikebahçe, Sivas ve Gençlerbirliği Oftaş. Bu maçlarda henüz birinciyi atmadan ikinci peşinde koşulmamalı! Ve o yemeden atılacak birinciye ulaşabilmek için de, gerekirse 90. dakikaya kadar sabredilmeli. Orta alanı kalabalık tutup, savunma güvenliğini bir an olsun elden bırakmamak gerekiyor.
Sezon başından bu yana yapılamayan, daha doğrusu düşünülmeyen bu organisyon kalan 4 maçta ne kadar sağlıklı uygulanabilir, orası bilinmez! Ancak artık, maçın özellikle ilk bölümlerinde kontrollü oynamayı becerebilmeli bu takım. Çok da kötümser olmaya gerek yok, çünkü son yıllarda takımını sürekli yalnız bırakan taraftarı geriye dönüş sinyalini verdi son iki maçta. Kalan 3 maçta taraftar, 2 maçta saha avantajına sahip Galatasaray biraz aklını kullanır, çokça da mücadele ederse, gelecek sezona ümit taşır. Aksi takdirde kaos kapıda!



Ayhan Yılmaz / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=105427&authorid=77
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 17. Nisan 2008, 09:49:13
İlk dalgada karaya oturdu

Galatasaray iki kupayı birden alırsa; tüm dünyanın ilgisini çekecek, üniversitelerde gerçekten "tez" konusu olacak bir başarı elde etmiş olur diyorduk. Gerek kalmadı. Yani tez konusu yapmaya gerek kalmadı. İlk dalgada tekne karaya oturdu. Gençler'in gençleri tez elden bitirdi işi. Üstelik de darbe göstere göstere geldi. G.Birliği'nin ikinci yarıda gol atacağını göremeyen bir tek Galatasaray'ın "geniş" teknik kadrosuydu herhalde. Galatasaray'ı yönetenler bu gelişi göremedi, gördüyse de çözemedi. Çözemezdi de. Neden mi? 1-Yabancı biri gelse ve Galatasaray kulübesine baksa kimin patron olduğunu anlayamaz. Üç teknik adam aynı anda bağırıp çığırıyor, taktik veriyor. Kulübede bu role soyunan futbolcuları saymıyorum bile. Kulübesini çözemeyen sahayı nasıl çözsün? 2-Galatasaray'a, Leverkusen hezimetinden bu yana balans ayarı tutmuyor. Gol ortalaması yüzde 70 oranında düştü. Mevcut oyun sistemi, çözüm değil çözümsüzlük içeriyor. Kalli de bu yüzden pes etmedi mi zaten? Kabul etmek gerekir ki; Galatasaray şansı ve maç maç parlayan yıldızları ile yol alabiliyor. Teknik ekibin kadro kurgusuna ve taktiğine müdahale etmesi gerekiyor. 3-Galatasaray'ın saha içinde de B planı yok. Kapanan savunmaları açamıyor, bir formül üretemiyor. Ayrıca basit hatalar yapılıp ikramlarda bulunuluyor. Gençlerbirliği maçında yenilen golde, direk dibinde olması gereken futbolcu yoktu yerinde. Bu kadar basit gol yiyip binbir zorlukla gol atabiliyorsanız fazla yol alamazsınız. 4-Galatasaray'ın en önemli sorunu orta sahasının yetersizliği. Orta sahayı bir tek Mehmet Topal ayakta tutuyor. Lincoln'ün takıma girişi Mehmet'i de tüketiyor. Lincoln sistem oyuncusu değil, kafasına göre takılıyor. Sadece futboluyla değil, zihniyetiyle de takımı bozuyor. Arda da, Ayhan da kafasına göre takılmaya başlıyor. Lincoln'ü doğru konumlandırmak şart. 5-Yöneticiliğin temel kuralıdır (!), elinizin altında yeri geldiğinde feda edeceğiniz bir günah keçisi olmalıdır! Galatasaray kupadan sonra ligi de kaybederse Adnan Polat ve Adnan Sezgin olacak bu günah keçileri. Tamam bu yol onları kahramanlığa da götürebilir ama bıçağın diğer sırtı çok daha keskin. Maddeler daha da çoğaltılabilir. Toparlarsak; Galatasaray iki kupadan kolay olanını avucundan kaçırdı. Diğer kupa çok daha zor ama imkânsız değil. Bu, Adnan Sezgin'le de olabilir. Kupanın diğer ucundan tutan rakiplerinden Sivasspor'un başındaki Bülent Uygun da bu noktaya menajerlikten gelmedi mi? Futbolda her şey mümkündür, yeter ki hamleler doğru yapılsın...

Bülent Tuncay / http://www.fotomac.com.tr/yaz1260-50110-112.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 25. Nisan 2008, 10:02:03
Yanlışsın Hakan !

Gol rekorlarını kırmış, onca milli sevinç yaşatmış, pek az insana nasip olmuşları başarmış olsan da, yanlışsın Hakan! İlk yanlışın Galatasaray Liseli olmaman. Sonra, şikebahçe yerine Galatasaray’a transfer olman. ‘Torino’ya git’ dediklerinde gitmen, ‘Gel’ dediklerinde gelmen. Ki ödediğin faturayı iyi bilirim, Adnan Polat da bilir. Sonra özel yaşamında, aleme dalmaman. Kulübünü çok sevmen. Doğan abinin resim sergisine katılmaman, Oray Eğin’in Radikal 2 röportajlarına erotik pozlar vermemen. Kuliste başka, ekran karşısında bambaşka konuşmaman. Düşündüğünü söylemen, vs...
Hadi bunları başaramadın, ne yapacaktın? Aleme dalacak, ‘Pepimiz Hrantız’ diye bağıracak, bölücülere destek mesajları salacaktın. Üç-beş entel spor uzmanıyla, promilli gecelerde, felsefe (!) yapacaktın. Denizde su alıp batma olasılığına karşın, dibine tıkaç takılanlarla takılacaktın. İnançlarını da hiç kimseye empoze etmeye çalışmayacaktın.
Evet zurnanın ‘zırt’ ettiği yer de, burası mı acaba? Bak Hakan; hepimiz Elhamdülililah müslümanız. Ne çocukluğum, ne gençliğimde ‘Kutlu doğum haftası’ diye bir etkinliğe rastlamadım. İslamiyette abartı ve Noel özentisi şeyler yoktur. Son dönemde benzeri zorlamalar arttı. Peygamber efendimizi anmak istediğinde, vaktin varsa Yasin-i Şerif, azsa 3 Kulhuvallah, bir Elham okur ‘Ya Errahmanirrahim okuduğum duaları, önce Sallalahül Aleyhisselam efendimizin, sonra Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının, şehitlerimizin, kimsesizlerin, eş, dost, akraba ve mümin kardeşlerimizin ruhuna hediye ettim’ dersin.
İnançları abartmanın popülizm ve yatırımlar (!) dışında faydası yok, günahı çok. Allah kuluna nasip edeceği tüm güzellikleri, sporcu olarak nasip etmiş. Şükür edecek, zorlamalara girişmeyeceksin. Şu yaptığının, kafasındaki türbanı süsleye süsleye, TIR kasası gibi uzatan ve geriye doğru ilave dingil gibi güneş gözlüğü takanlardan ne farkı var?
Sonra Fethullah Hoca’nın organizasyonu! Finans işlerini ve onca yatırımı gerçekleştirecek tahsili ve gücü var mı? Yoksa bu iş başlı başına bir Amerikan yapımı mı? Benim 6 ayda uyandığıma, 15 senedir uyanamıyor, insanı hayretler içinde bırakıyorsun.
Haydi... şikebahçe’ye 2 tane at da, kısmen de olsa kendini affettir.

Oğuz Dizer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=105942&authorid=45
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 28. Nisan 2008, 13:03:26
Galatasaray dün akşam bu sezonun en disiplinli, en mücadeleci futbolunu oynadı. Kaleci Aykut’tan tutun da özellikle sol açık oynayan Arda’ya kadar tüm Sarı-Kırmızılı futbolcular oynadıkları futbolla galibiyeti sapına kadar hakettiler.

Galatasaray maça tam saha pres yaparak başladı. İlk on beş dakika şikebahçeli futolculara top göstermediler. Sağlı sollu ataklardan ilk yarı bir gol gelseydi kesin söylüyorum maç daha farklı bir skorla bitebilirdi.

Galatasaray’da Sabri, Emre, Servet ve Hakan Balta, ne Alex’e ne Deivid’e ne de Kezman’a ve sonradan oyuna giren Semih’e göz açtırmadılar. Dün akşam sahanın yıldızı Mehmet Topal’dı. İyi oynayan Galatasaray’ın en değerli oyuncusuydu. Zaman zaman Emre ve Servet’in kademesine girdi, ön libero olarak kural ne yazıyorsa aynı şeyleri fevkalade uyguladı sahada.

Ümit Karan’ın direğin dibinden dönen bir şutu var. Nonda’nın da kaleci Volkan’ın affedilmesi mümkün olmayan hatasından attığı bir gol var. Ben kalecilere her zaman şu öğüdü veriyorum; “defansınız rakiple mücadele ederken kalenizi boşaltmayın” diyorum. İşte dün akşam Volkan, bu hatayı yapınca maçın kaderini de değiştirdi. Nonda oyunda kaldığı sürede çok iyiydi. Neden değiştirildi onu da anlamak zor. Hele hele Arda. Hakan Balta’nın önünde çok iyiydi. Geldi defanstan top çıkardı, hücuma katıldı, zaman zaman gol pozisyonlarına da girdi. En önemlisi çok sert olan oyunda her şeyini ortaya koydu. Sakatlanma pahasına da olsa kafasını, ayaklarını, rakiple ikili mücadelede çok iyi kullandı.

Tekrar söyleyeyim; dün akşam Galatasaray sahadaki her hareketiyle maçın galibi olmalıydı ve oldu da. Edu’nun ikinci yarının 70. dakikasında ceza sahası içinde Hakan Şükür’e yaptığı bir penaltı pozisyonu var. Fırat Aydınus, dün akşam için sakın ha “iyi maç yönettim” demesin. Çaldığı çoğu düdükler yanlıştı, Edu’nun hareketi de yüzde yüz penaltıydı ama es geçti.

Şimdi kaldı son iki hafta. Galatasaray deplasmanda Sivas’tan galip ayrılırsa şampiyonluk yolunda artık onu kimse tutamaz.

Turgay Şeren / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=116592,10,35
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 28. Nisan 2008, 13:08:23
İyi ki Kalli tribünde oturuyordu. Oturmasaydı müthiş oynayan Galatasaray’a illa ki bir arıza yaptırırdı.

Gerçekten de Galatasaray olağanüstü derecede oynadı. Servet’ten Ayhan’a, Sabri’den Ümit Karan’a kadar herkes performansının iki katına çıktı.

Devre arasında Hagi’nin yanına gittim. Takımı Galatasaray için sadece, “Rüya gibi oynuyorlar” dedi. Kalli’ye sordum, “Very good” dedi.

Tekrar maçtayız, ikinci yarı başladı. İlk yarıdaki Galatasaray ikinci yarı biraz durgundu. Ancak saha içinde ne yaptığını bilen 11 yürekli adam vardı.

şikebahçe tam profesyoneller takımı. Ama Galatasaray duyguyla, arkadaşlıkla, her türlü zorluğa karşı dayanan bir ekip olmanın verdiği hırsla bu maça asıldı. Teknik direktörü yok, parası yok ama yüreği olan 11 müthiş adamın savaşı vardı dün sahada.

Elbette şikebahçe’de Volkan’ın hata yapması, Lugano’nun sakatlanarak oyundan çıkması da Galatasaray’ın galibiyetinde önemli etkenlerdi. Ama Galatasaray hiçbir şekilde küçümsenmeyi, fakir edebiyatı yapıyor denilmeyi hazmedemedi.

Düşünün; bir yanda üniversitede hocalık yapan Cevat Güler, diğer yanda futbol dünyasının en önemli isimlerinden teknik direktör Zico... Bir yanda kasım kasım kasılan bir rakip, diğer yanda mütevazı olan Sarı-Kırmızılılar...

Polat’ın bu maçtan önce başlattığı tek yürek çağrısına uyan 90’ınana merdiven dayamış Galatasaray’ın eski başkanları, eski teknik direktörleri ve tribünleri dolduran taraftarlar takımlarını ne kadar övse azdır.

Öte yandan bana göre Lincoln iyi ki oynamadı. Çünkü bu takımın temposuna, hırsına asla ayak uyduramazdı. Zaten hangi derbide ayak uydurdu ki...

Bu galibiyet Galatasaraylı futbolculara analarının ak sütü gibi helal.

Bir tebrik de maçın güler yüzlü hakemi Fırat Aydınus’a....


Bahri havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=116594,10,47
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 28. Nisan 2008, 13:32:48
LEVENT TÜZEMEN: G.SARAY HAK ETTİ (SABAH)

Lincoln'ün yokluğunda Galatasaray, şikebahçe'ye karşı iki forvetle dikildi. İlk 45 dakikada Galatasaray'ın "Avrupalı ruhu" sahadaydı. Zihinsel olarak derbiye yeterince hazırlanmayan şikebahçe'nin tek ciddi pozisyonu olmadı. Çünkü Galatasaraylı oyuncular sahanın her yerinde pres yaptı, rakibe top kullanacak boş alan bırakmadı.

4'te 4 yapan Cevat hocanın bu başarısını alkışlamak gerekir. Galatasaray derbide takım disiplininden taviz vermedi. Savunmada Servet-Emre ikilisi yürekleriyle oynadı. Balta ile Topal kritik pozisyonlarda çok iyi kademeye girdi. Sonuçta "Hocası yok" denilen Galatasaray yüreğini koyarak oynadığı derbiyi hak ederek kazandı. Galatasaray için; deplasmandaki Sivas maçını oynamadan "Şampiyon oldu" demek hata olur. En büyük tehlike rehavettir.

BÜLENT TULUN: ŞAMPİYON GİBİ (FOTOMAÇ)

Maçtan bir gün evvel Lincoln'ün sakatlanması aslında kimseyi şaşırtmamıştı. Çünkü kendisine ihtiyaç olan hiçbir maçta arkadaş sahneye çıkamamıştı. Ama diğer taraftan Lincoln'ün olmayışı G.Saray için büyük bir avantaj haline dönüştü. Etkisiz bir Lincoln ve tek santrfor yerine yerine Galatasaray etkili iki santrforla çıktı. 90 dakika boyunca sahada istekli bir Galatasaray vardı. İlk yarı skorunun 1-0 yerine 3-0 olması gerekirdi.

Artık G.Saray'ın bir beraberlik lüksü de var. Bundan sonra bir sürpriz olacağını sanmıyorum. Bu kriz döneminde takımının başında dimdik duran Cevat, Nezih ve Burak hocaya büyük birer ödül vermek lazım.


 

ZAFER ERTEM: HAYAT ONDA! (FOTOMAÇ)

Her iki takım için de olmak ya da olmamak maçıydı. Zorlu derbinin favorisi F.Bahçe, saha avantajı G.Saray'ındı. F.Bahçe çok alternatifli kadro ile zor derbiye çıkarken, G.Saray'da Lincoln'ün bir gece önce sakatlanıp takımını yanlız bırakması alternatifsiz kadroya mahkum olan G.Saray'ı daha da çaresiz bıraktı.

İşin ilginci maça konuk olarak gelen ve teknik direktör olduğu dönemlerde Nonda'yı kulübeye hapsederek futbolu unutmasına neden olan Kalli'nin Nonda'nın golü sonrasında ayağa kalkıp sevinmesiydi. İkinci yarının ilk çeyreğinde F.Bahçe iyi yüklendi G.Saray kalesine. Daha iyi ayağa pas yapınca G.Saray bir süre F.Bahçe'yi izlemeyi tercih etti. Bu arada Cevat Güler'in ilk değişikliğini Nonda'yı çıkarıp Hakan Şükür'ü oyuna alarak yapmasının hangi mantığa uyduğunu merak ediyorum. Dünya derbisini favori kaybetti. G.Saray, hakem Aydınus'a rağmen kazandı. Sahanın yıldızı Sabri'ydi. G.Saray hırslıydı, istekliydi. İstediği için koltuğu kaptı, inanıyorum ki istediği için de şampiyon olacak.

Buraya getirirsen

RIDVAN DİLMEN / MİLLİYET

Rotasyon motasyon diyerek, Zico’nun “suçlu benim”, “ben hata yaptım”, “her gün bir şey daha öğreneceğim” demeçleri birbirini takip ederek bu maça kadar geldi şikebahçe. Ama unutulan birşey vardı. Ali Sami Yen’e puan puana çıkmak o kadar da kolay değildi.
Ligin bitimine 5-6 hafta kala Galatasaray yönetimi doğru bir seçim yapmış, Teknik Direktör Feldkamp’ı göndererek doğru oynamaya başlamıştı. Bir hafta önce de Belediye önünde tek forvet, arkasında Lincoln ile oynamış, Lincoln sakatlanınca teknik heyet sistemde fazla oynama yapmadan çift forvetle sahaya çıkmıştı. Tipik 4-4-2 düzeni. Yani Sevilla gibi. Ama Sevilla karşısındaki o arzulu şikebahçe sahada yoktu. Galatasaray arzu ve iştah olarak üst seviyeye çıkarken, rakibine göre daha iyi oynadı, maçı fazlasıyla hak etti.

Hak ettiler
Her iki yarı da oyunun son 10 dakikası hariç Galatasaray ağırlıklı oynandı. Son 10 dakika şikebahçe baskı kurmak istedi ancak Galatasaraylı oyuncular rakiplerinin yüzünü kaleye döndürmedi.
şikebahçe takımında bireysel anlamda iyi oynayan bir kişi bile yoktu. Herkes vasatın altındaydı. Çok iyi işlere imza atan teknik heyet son on dakika ciddi bir hata yaptı ve anlamsız şekilde Song’u oyuna aldı. Bu durum şikebahçe’nin işine geldi. Ama gol pozisyonu üretemedi.
Galatasaray taktiksel anlamda kusursuzdu. Dört çizgi orta saha oyuncusu rakibin kanatlarını çok iyi durdurdu. Burada bütün iş Maldonado’ya düşüyordu. Ancak o her zaman olduğu gibi Lugano ile Edu’nun arasında dolaştı. Galatasaray ev sahibi olmanın da avantajıyla şikebahçe’nin en iyi yaptığı hazırlık paslarını tatlı faullerle kesti ve organizasyona izin vermedi.
İki hafta daha olmasına rağmen Galatasaray bu sonuçla yüzde 90 şampiyonluğa ulaştı diyebiliriz.

Favori kazandı

MEHMET DEMİRKOL / MİLLİYET

Galatasaray, kupa maçlarında ezberlediği oyunla sahadaydı. Bu oyuna kağıt üzerinde 4-4-2 denebilir. Ama Ümit’in kanatlara kaçışıyla, Arda’nın öne çıkışıyla 4-3-3/4-5-1 varyasyonuna yakın bir oyunla şikebahçe’ye önde bastılar. Zico’nun da oyuncu ve diziliş tercihlerinin etkisiyle, rakibi durdurup istedikleri gibi oynadılar. Eksik kalan, oyun hızı ve şikebahçe’nin büyük boşluklar bıraktığı ters kanada top atamayışlarıydı. Bunu yapabilseler girdiklerinden çok daha fazla ve net pozisyon bulabilirlerdi.
Zico 4-3-2-1 (noel ağacı) dizilişini artık resmileştirmiş görünüyor. Kezman’ın arkasında Deivid ve Alex duruyor. Onları Kazım, Maldonado ve Marco üçlüsü tamamlıyor. Ancak bu oyun önde basan rakiplere karşı kopuyor, çok zayıf kalıyor. Kezman, Alex ve Devid. Kazım ve Marco hücuma yakın duruyor ve takımdan uzaklaşıyor. Hücum üçlüsü savunma sıkıştığında atılan uzun topları da alamıyor. Böylece tamamen oyun dışı kaldılar.
Önünde geriye gelmeyen Kazım olunca Gökhan ya savunmaya mahkum kaldı, ya da çıktığında şikebahçe savunması eksik oldu öte yandan. Lugano ve Edu’ya ekstra yük bindi. Uğur’a yardım edilmemesinin de sonucu aynı oldu.
Sonuçta, şikebahçe beşli bir savunma ve beşli bir hücum takımı oluyor. Galatasaray’da ise 10 kişilik bir takım var. Biliyoruz ki sadece alan savunmasını değil, alan oyununu iyi oynayan oyuncu kalitesi ne olursa olsun öndedir. Öyle de oldu zaten. Buna Lugano ve Volkan’ın sakat sakat oynayışını ekleyin. Zaten dengesiz olan şikebahçe bu sakatlıklarla dörde bir üstün bir pozisyonda Nonda’dan gol yedi. Zihnen ve takım olarak alan oyunundan koparsanız işiniz zordur. Galatasaray, şikebahçe’nin bu sıkıntısını 3 maçtır çok iyi kullanıyor.
Sarı-lacivertliler, Chelsea’nin özellikle Londra’da böyle oynamayışına, önde basmayışına dua etmeliler. Ya da rakibin Liverpool olmayışına...
Tabii iyi takımlar rakiplerinden ve oyunlarından etkilenmezler. Galatasaray bunu yapamadı. İkinci yarıda anlamsızca geri çekildiler ve onlar da şikebahçe’ye uyup koptular birbirlerinden. Basit bir kontra oyununa yattılar. Bu şikebahçe’yi bildik anlamda hareketlendirmedi belki. Ama ara sıra da olsa daha kalabalık gelebildiler rakip kaleye. Song-Ümit değişikliğinden sonraysa çok daha sık. Halbuki rakibi tamamen sahadan silmişti ev sahibi. Teknik direktörsüzlüğün sıkıntısını çekerek bir zafer kazandılar.
şikebahçe ise teknik adam performansının çok kötü oluşuna hiçbir oyuncunun isyan etmeyişiyle kaybetti.
Galatasaray bir teknik deha arasa da kazandı.
şikebahçe, bir Tuncay’ı olmayışından kaybetti.


Galatasaray oynatmadı
Geriye bayram ve sorular kaldı



MUSTAFA DENİZLİ / MİLLİYET

Galatasaray - şikebahçe maçını dünya derbileri arasında gösteriyoruz. Fakat stada gidişimiz bir zorluklar zinciri, çıkışımız ise tam bir felaket! Kaldı ki, Ali Sami Yen’in seyirci kapasitesi de düştü. Buna rağmen derbide bu zorluklar yaşanıyor.
Evet heyecana, ilgiye bakarsanız gerçekten dünya derbileri arasında gösterebiliriz. Peki dünya derbilerinde bu çizgide bir futbol bulabilir miyiz? Bu çok zor. Esasında bunu da normal karşılamak lazım. Belki bir sezonun bütün emekleri geldi, bir maça kilitledi.
şikebahçe sahaya Maldonado ile çıkınca az da olsa oyunun neler gösterebileceği kafanızda canlanıyor. şikebahçe gerçekten maçı kazanacak bir şey yapmadı. Birkaç kişi büyük mücadelenin içinde olduysa bu, bir derbiyi kazanmak için yeterli değildir. Nitekim yetmedi de.
Yıllarca bu derbileri yaşayan, böyle maçlarda görev yapan bir insan olarak birincisi statta hem küfür hem yabancı madde olarak geçmiş senelerden çok daha güzel bir görüntü vardı. Hakikaten bu durum maçın en güzel taraflarından biriydi. Oyunun başındaki taşkınlıktan da çabuk vazgeçildi.
Galatasaray derbiyi kazanmak için her şeyi yaptı. Bu maçlarda kulübeler çok önemlidir demiştik. Galatasaray kazandı, ancak bana göre şikebahçe’den kötü değişiklikler yaptı sarı-kırmızılı kulübe. Birincisi Hakan Şükür girmeden önce oyundan ilk düşünlerden birisi Arda’ydı. Burası Volkan’la takviye edilebilirdi, ama bu tercih edilmedi. Nonda hem fizik hem moral olarak sahada var olan bir futbolcuydu. Bu değişiklik niye yapıldı anlamak mümkün değil.

Amatörce bir diziliş
Galatasaray’a galibiyeti getirenlerin başında Emre, Ümit Karan, Servet, Barış, Ayhan ve Mehmet Topal vardı. Hakan Balta da onlara ayak uydurdu. Kısacası Galatasaray’da kötü oynayan yoktu. şikebahçe’de kim iyiydi diye soracak olursak, hakikaten bir iki tane mücadele eden ve bunun yanında kötü gözüken Kezman, biraz Edu ve biraz Gökhan’dan başka kimse oyunda etkili değildi. Orta saha yok gibiydi. Peki niye yoktu? Maldonado ve Alex yok. Bunlar yok olunca, Aurelio da yok. Zaten olağanüstü büyük bir hata maçın sonucunu belirledi. Bu gol belki sadece sonucu değil, şampiyonu da belirledi.
İlk yarıda 2-3 tane dikkat çeken pozisyon oldu. Rakip takım antrenörleri artık iyi düşünsünler. Oyuncularına, “Galatasaray ataklarında topu kornere vurun. Çünkü kornerleri kullanamıyorlar. Hiç olmazsa dönen toplarla gol pozisyonu yakalayabiliriz” demeliler.
İnanılmaz bir şey bu. Galatasaray kornerlerde bir amatör takımın bile yapmayacağı, garip bir saha dizilişi uyguluyor. Bütün takım ceza sahası içinde, iki kişi dışarıda. Çabuk çıkan bir takım mutlaka gol yapar. Ama şikebahçe bunu yapamadı. Çünkü şikebahçe’de iş yapacak oyuncuların sahadaki varlıkları ile yoklukları belli değildi. Şimdi gözüken o ki Galatasaray, Sivas’tan çıkaracağı bir beraberlikle İstanbul’a şampiyon gibi dönebilir.
Kısacası heyecanı, tansiyonu yüksek, fakat futbol olarak hedeflerden uzak bir derbi, bir şampiyonluk maçıydı. Şunu da eklemek lazım. Volkan kulübeyi sakatlığıyla devamlı tedirgin etti. Kulübe rahat oyuncu değişikliği yapamadı.

G.Saray hak etti

ERMAN TOROĞLU HÜRRİYET

İLK 45 dakikanın tamamında Galatasaray, sahanın her yerinde baskı uyguladı. Topa en yakın olan futbolcu, ne pahasına olursa olsun presi yaptı, bütün arkadaşları da ona yardım etti.

şikebahçe, üst üste ısrarla bu kadar inatçı bir pres beklemiyordu. Zaten sarı lacivertliler bu tarz presi hiç sevmezler. Ve hep beklediler, ne zaman Galatasaray, şikebahçe hücumlarını kendi yarı alanında karşılayacak diye. Ama 45 dakika boyunca sarı kırmızılılar hep rakip yarı alanda ilk baskıyı yaptılar. şikebahçe, ancak iki kere hızlı hücum şansı buldu. Özellikle ilkinde, Ümit Karan, şikebahçe’yi iyi tanıdığı için atabilecekleri bir golün kokusunu aldı ve kendi kale sahasına kadar rakibi kovalayarak topu kornere attı.

Bu şunu gösteriyor; Ümit Karan’ı bir rakip ceza alanında bir de kendi ceza alanında görüyorsunuz. Ve bu oyun isteği, hırsı koca 45 dakika boyunca bütün sarı kırmızılılarda vardı. Nonda, Edu-Lugano ikilisini bozdu. Çünkü, bu oyuncu çok ters yerlere gidiyor ve bu ikilinin istemediği işleri yapıyor. Nitekim buna benzer bir pozisyonda Edu panikleyip, kendi kalecisi Volkan da kendisine faulü yapınca Galatasaray’ın golü geldi.

Zico’nun Lugano’yu alması acaba atılma riski miydi? Yoksa vazifesini yapmaması veya sakatlığı mı? Ama Lugano’nun hareketlerine bakarsanız, sakatlığı oynamasına engel değildi.

Devre arasında bütün soru, Galatasaray’ın bu presini 90 dakika boyunca sürdürebilmesiydi. İkinci yarı başladığında, ilk yarıdaki pres yoktu ama şikebahçe’de de hareket yoktu. şikebahçe belki de bu sezonun en kötü futbolunu oynadı. şikebahçe’de el freni Maldonado sahnedeydi. O, olmayınca Marco da sahnede olmuyor. Ama dönüyorsunuz Galatasaraylı teknik adamlar da şikebahçe’nin ekmeğine yağ sürüyor. Nasıl mı? Nonda’yı oyundan alarak. Bu Nonda’yı 90 dakika oyunda tutsalardı daha önce 2-0, 3-0’lık skoru yakalayıp rahatlarlardı.

Güzel maç oldu

şikebahçe, Galatasaray kalesinde tehlike bile yaratamadı, bir tek Alex’in pozisyonu hariç. Dünkü maç sabaha kadar oynansa, Galatasaray kazanırdı. Sonuna kadar hak ettiler. Galatasaraylılar’ın bir şeyi iyi düşünmeleri lazım. Kalli’nin sevapları ve günahları. Bu takım neden inişli-çıkışlı oldu. Yönetimden mi teknik adamdan mı? Veya takımın içinden mi? Sarı kırmızılılar eğer şampiyon olurlarsa ve kendi içlerindeki çelişkileri görüp, halledemezlerse seneye işleri zor olur. Her şeye rağmen güzel bir maç oldu. Belki kalite yoktu o da normal. Ama kesinlikle de hakem yığılacak bir maç olmadı. Fırat Aydınus, belki önce bir-iki sarı kartı kullanmadı. Teknik açıdan kendini böyle hazırlamış olsa gerek. Ama hiçbir zaman oyunun içine girmedi ve maçın neticesini hakeme yıkmadı.

İsteyen kazandı


AHMET ÇAKIR / ZAMAN

Dev maçla ilgili olarak hafta boyunca bizler konuştuk. Her zaman olduğu gibi gerekenden çok da fazla konuştuk... Oysa gerçek söz sahada söylenecek ve onu da futbolcular yapacaktı... Bütün bir sezonun hesabının bu maçta görülecek oluşu, maçı "yürek dayanmaz" hale getirmişti. Üstelik şampiyon oluyorum derken kendini 3.lükte bulma tehlikesi de kapıdaydı...
İlk 45 dakika bittiğinde, şikebahçe'yi izleyen yorumcu arkadaşlar Sarı Lacivertli takımı bu sezon hiçbir karşılaşmada bu kadar etkisiz görmediklerini söylüyorlardı. Gerçekten de Galatasaray sezonun kaderini belirleyecek maçı kazanmayı rakibinden çok daha fazla istediğini bütün belirtileriyle ortaya koymuştu. Sadece sonuç alma yönünde yeterince becerikli sayılmazdı. Tabii Ümit Karan'ın direkten dönen vuruşunda da talihsizdi. Gerçi ortada hiçbir şey yokken bulunan hazine değerindeki golden sonra talihsizlikten sözetmek de pek doğru olmazdı. Volkan'ın rahatça alabileceği topa Edu da çıkınca Nonda futbol hayatının belki de en önemli golünde topu kafasıyla ağlara itme zahmetine katlandı.

Açıkçası böyle bir maçta nefis bir organizasyon ya da kurşun gibi bir şutla yenecek golden çok daha yıkıcıydı böylesi... Ardından Edu'nun yerini Yasin'e bırakmak zorunda kalması F.Bahçe için iyi bir gece olmayacağını gösterir gibiydi... Galatasaray her yönden daha iyi hazırlanmıştı maça. Sadece saha içinde değil tribünde de güçlüydü Cim Bom. Eski başkanlar ve teknik direktörlerin tribünde yer alışı, başka takımlarda kiralık oyuncuların bile gelip şampiyonluk heyecanını paylaşmaları hiç de yabana atılacak işler değildi.

şikebahçe ikinci yarının başında biraz silkinir gibi oldu ama Sarı Kırmızılı takım buna pabuç bırakmayacağını hemen gösterdi. Peşinden Kazım'ın çıkarılıp Semih'in alınması beklenen bir gelişmeydi. Cevat Güler'in buna Nonda-Hakan Şükür değişikliğiyle karşılık verişi 'uyumuyorum ama yaptığına da aldırmıyorum' demeye benziyordu. Ancak Hakan'ın iyi başlamayışı biraz sıkıntı oldu. Bunun üzerine Ümit Karan'ı çıkarıp Song'u oyuna alışı, Sabri'yi de öne çıkarışı usta işi bir düzenlemeydi. Son dakikalarda Cim Bom'un büzülüp şikeci'in saldırması normaldi ama sonuçta hakeden kazanacaktı.

Sarı Kırmızılı takım futbol kalitesiyle olmasa da tek kelimeyle olağanüstü mücadelesiyle bu zorlu maçı kazanmayı bildi ve şampiyonluğa doğru dev bir adım attı. Bu kez önce şu şu oyuncular filan değil, 14 Sarı Kırmızılı futbolcu da görülmeye değer bir mücadele sergiledi. Sarı Kırmızılı takım aslan unvanına yakışır bir geceyi taraftarına yaşattı. Lincoln'ün yokluğu gibi önemli bir sorun bile kimsenin aklına gelmedi. Özellikle Ümit Karan "Ayağım kırılsa da oynarım" sözünün hakkını verdi. Bu arada, "Evsahibi yüzde 75 kazanır" bir kez daha doğrulandı. Bundan sonra artık şikebahçe için hayat zor olacak...

Galatasaray aklını kullandı yüreğini koydu ve kazandı



Yaktın, yıktın Volkan!


AZİZ ÜSTEL / STAR GAZETESİ
 
Galatasaray, inanılmazı başardı. Hocasız, sakatlarla dolu bu takım, sözümona Türkiye’nin en iyi takımı şikebahçe’yi yendi ve şampiyonluğa çok ama çok yaklaştı.

Galatasaray’ın, Lincoln şokundan sonra ne yapacağını, şikebahçe karşısında nasıl bir oyun sergileyeceğini herkesten çok ben merak ediyordum... Eğer bir kulüp 20 milyon dolar para vermiş ve sözümona Avrupa’nın en büyük yıldızlarından birini getirmişse, ondan böyle bir maçta yararlanamayacaksa ne zaman yararlanacak? Ama Lincoln, son idmanlardan birinde gene sakatlandı. Bu da, Cevat Hoca’nın bütün planlarını alt üst etti. Lincoln olmayınca çift santrforla başladı oyuna. Ve Nonda, sahada kaldığı sürece, 22 futbolcunun da en iyisiydi. Golünü attı, mücadele etti, topu iyi sakladı ve Galatasaray için eğer sürekli oynatılsaydı ne kadar yararlı olabileceğini gösterdi. Attığı gol, deftere Volkan’ın hatası diye yazılacaktır. Ama golden hemen önce Ümit Karan’ın direkte patlayan şutunun intikamını aldı Nonda...

Galatasaray orta sahası, beklediğim gibi oynadı. Pres yaptı, koştu, topu ayağında fazla tutmadı çabuk çıkardı. Savunma da büyük bir hata yapmadan oyunu götürdü. Ancak hataların en büyüğünü, Cevat Hoca yaptı. Nonda’yı çıkardı ve Hakan Şükür’ü aldı oyuna. Bunun herhangi bir açıklaması olamaz. Tabi eğer Nonda sakatlanmadıysa... Böyle bir gerekçenin dışında, Hakan Şükür niye oyuna alınır, üstelik de niye sahanın en iyi topçusu çıkarılır?

Zico’nun Semih hamlesine orta sahayı daha da kalabalıklaştırarak, örneğin Mehmet Güven’i alarak yanıt verebilirdi Cevat Hoca... Ama herhalde gene hurafeler karıştı işe ve Hakan, Nonda ile yer değiştirdi.

Ben şikeci’in bu kadar etkisiz ve bu kadar beceriksiz olabileceğini tahmin etmemiştim. Koskoca ilk yarı boyunca bir tek gol pozisyonu bulabildi.

Galatasaray, aldığı bu 3 puanla, şampiyonluğa artık çok yaklaştı.

Yılın karşılaşması haftaya Sivas’ta

HAKAN ÜNSAL / STAR GAZETESİ

Galatasaray’a son haftalarda futbolda izah edilemeyecek bir şeyler oluyor. Feldkamp’ın gitmesi sonrası oyuncu ve takımın performansının iyiye gitmesinin yanı sıra, kupada elenişten sonra da Galatasaray’ın orta saha anlayışı değişti.. Son olarak Lincoln’ün şikeci maçı öncesinde sakatlanması da Cim-Bom’un sahaya iki forvet çıkarak hücum gücünün arttırmasına neden oldu. Yani son 5 haftada yaşananlara bakarsak sanki dışarıdan bir el Galatasaray’a doğruları gösteriyor!

Maça gelince.. Galatasaray beklendiği gibi baskılı başladı. İlk 10 dakikadan sonra maç dengelenmeye başlarken, Ümit’in direkten dönen topu oyunu hareketlendirdi. Galatasaray orta sahası iyi mücadele ve pres yaparak şikeci’i sahasından çıkartmadı. şikeci ani çıktığı 2 pozisyonun birinde Alex’in kötü vuruşu ile golü kaçırdı. Nonda’nın attığı gol bana göre Zico’nun tecrübesizliğinden kaynaklandı. Küçük ayrıntıların maç kazandıracağı bir derbide oyunu başında kasığından sakatlanan Volkan’ı oyundan çıkarmadı. Volkan sakatlığı nüksedince toplara vuramadı ama en önemlisi aklı kasığında olduğu için konsantresini kaybetti. İlk yarı Galatasaray’ın üstünlüğü içinde sona erdi.

Maçın ikinci yarısı şikebahçe’nin biraz kıpırdanması ve Galatasaray’ın da temposunun düşmesi ile şikebahçe topa daha fazla sahip oldu. İkinci yarıda roller biraz değişti diyebiliriz. İlk yarıda baskı yediği için kendi yarı alanından çıkamayan şikebahçe kontra yapmaya çalışmıştı. Ama Galatasaray orta sahası şikebahçeli oyunculara pas yapma imkanı vermedi. Servet bana göre Galatasaray’ın da maçın da en iyisiydi. Sabri’yi de maçın en istekli oyuncularından biri olarak sayabiliriz.

Galatasaray bu sonuçtan sonra şampiyonlukta çok büyük bir şans yakaladı. Haftaya Sivas’ta yılın maçı ya da şampiyonluk maçı oynanacak.

Umutlar azaldı



HABER7.com
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 05. Mayıs 2008, 10:03:30
Arda ve orta saha

şikebahçe galibiyetiyle düğümü çözen Galatasaray ustalarıyla, defalarca krize giren maçta Sivas’ı aşmayı başardı. Maçın başında cepheden gelen rüzgar ve Song’un kendi kalesine attığı gole rağmen misafir rahattı. Defansta yapılan acemiliklerde Sivas’tan geri kalır halleri olmasa da, defansta Servet, orta sahada başta Ayhan, sonra Sabri, Barış, Mehmet Topal, hücumda da Arda ile rakibinden farklıydı...
Orta alanın iyi oynaması Sivas’ın alan savunmasını salladı. Lincoln’ün yokluğunda Lincoln’ün rolünü çok daha iyi yapan Arda’nın gol noktalarına Tanju gibi sızması büyük çalkantılar yaşayan sarı kırmızılıları ligin son haftasına büyük avantajla taşıdı. Sezonun başlarında taraftarın protestolarına maruz kalan genç yıldız attığı 3 golün pasında da hep doğru noktadaydı.
Göklerin hakimi, bu sene şüphesiz yılın transferi ve stoperi Servet gol pasında ve Mehmet Yıldız’ı savunmada iyiydi ama ilk golde Song’u, ikincisinde Hakan Balta’yı kontrol edemedi, Emre’nin zamanlama hatasıyla başlayan üçüncü golde de kademeye giremedi. Şaka bir yana tabii, Servet yine mükemmeldi. Takımdaki herkes genelde kendi vasatının üstünde oynasa da, bireysel hatalarla belki de bu viraj geçilemezdi.
Ve Ayhan... Lincoln’ün değil, onun sakatlığıydı Galatasaray’ı sallayan. Takımı maestro gibi yönetti. İlk ve son gollerin pasını ustaca verdi. Skor 2-2 berabereyken 25 metreden attığı gol muhteşemdi.
Sivas tecrübesizliğinin kurbanı oldu. Çok adamla giderken orta saha defans balansı bozuldu. Türkiye’nin bütçesi ve kadrosuna göre en başarılı takımı onlar. Ayakta alkışlanmalılar...



Hakan Can / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Author&catid=32&authorid=22
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 05. Mayıs 2008, 10:04:21
Yiğit Aslan

Unutulmaz bir gecenin aktörleri oldular. Gergin geçen günlerden dipdiri çıktılar. Sahaya yüreklerini koydular. Olumsuzlukları olumluya çevirdiler. Daha önce iki büyüğe yenilen Sivas’ı bir başka büyük olarak golle ve net bir skorla geçtiler. 8 golün 7’sini kendileri attılar. Hakan Balta-Aykut hatasından taksit kampanyasıyla yedikleri golde bile durmadılar. Kafalarına koyduklarını sahada söke söke aldılar.
Tebrik edilecek, alınlarından öpülecek çocuklarıyla gururlanmalı Galatasaraylılar. Ayhan’ın bir sezona bedel şutuyla ağlara giden enfes golünü mü anlatmalı, yoksa “Arda, Cimbomun sihiri onda” dedirtecek oyunuyla bu küçük sihirbazı mı konuşmalı. Sabri’nin müthiş enerjisi, Servet’in cesurluğu, Mehmet Topal’ın aksayan her yere yetişmesi, genç Emre’nin tecrübeli Sivaslılarla yaptığı fizik savaşı, siyah inci Nonda’nın gezerek yorduğu Sivas defansını mı anlatmalı. En doğrusu tüm Cim Bom’u böyle bir baskıdan, böyle bir hazırlanmış şehirden 3 puan çıkardığı için bir yiğit aslan olarak kupanın bir sapını yakaladığı için hepsini kutlamalı. Aynı taktik anlayıştan çıkan nefes kesen mücadeleden aksayan taraflar yokmuydu? Elbette vardı. Ama bir futbolsever olarak bu tansiyondan 8 gol çıkaran her iki takımının futbolcularını ve teknik adamlarını kutlamak gerekli.
İkinci yarıda mutlak galibiyet için tempo yapan Sivasspor, bir büyüğe daha yenilmemek için direnişini maçın sonuna kadar sürdürmemesine rağmen herşeyi ile şampiyonluğa inanmış Galatasaraylı futbolcuların inadını kıramadı. Bu günü bile yaşatmış olmalarından ötürü başkanından, malzemecisine kadar Sivaslılar’a futbolseverlerin teşekkür borcudur.



Can Çobanoğlu / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=106740&authorid=47
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 05. Mayıs 2008, 10:06:26
Şimdiden çıldırın...

Galatasaray kötü başladı ve kötü de bir gol yedi. Sivasspor heyecanlı, ama oyuna da bağlı. Hep bildiğimiz gibi, hepsi futboldaki bereketinin, ekmeğinin peşinde... Konuk orta sahasıyla, savunması ve forveti arasındaki boşluğu bir türlü izole edemedi. Kopuklar yani! Ehhh öyle olunca da, topa istese dahi böyle vuramayacak Song’tan golü yiyeceksin: 1-0.
Barış, Arda ve Ayhan etkisiz başlayınca, Galatasaray da etkisiz. Sabri’yi infazdan sorumlu memurlara sormak lazım, ‘böyle bir adamı, nereden ve kaça bulacaksın?’ Hayret bişey! Sivas öne geçince arkaya gitti! 80 dakika nasıl duracaksın orada? Pas yapmakta ve tempoda sıkıntılı Cim Bom’a adeta ‘Gel-gel’ demek bu. Onlar da gitti zaten.
40. dakikaya kadar, Galatasaray’ın en kötüsü olarak değerlendirdiğim üçlünün mükemmel üretimiyle geldi gol. Barış Abdurrahman’la harbe giriyor. O top Ayhan’a, Ayhan’dan Arda’ya ve 1-1. İki dakika sonra, Sabri’den orta, Servet indirdi ve Arda bitirdi: 1-2. Devre böyle bitti.
İkinci yarı Sivas çıktı! Balta yapmaması gerekeni yaparken, Aykut da topu içerden çeliyor ve 2-2. Sivas milleti hep nasıl yendi? Bire bir kaldın, yandın. Kalmayacaktın. Ayhan topa öyle bir yerden vurdu ki... ‘İnsaf!’ Tam doksandan içeri: 2-3 ve olağanüstü bir gol bu. Heyecan fırtınası olur da, bu kadar mı olur? Emre geç kalıyor ve Sezer çakıyor; 3-3 şimdi. Sezona savunmasıyla tutunan Galatasaray, Sivas’ta kötü savunmasıyla ‘El aman’ dedirtiyor.
Arda 4.’yü atarken, galiba şampiyonluktan kaçışı da önlüyor: 3-4. Sonra Hakan Şükür, ‘Şükür’ dedirten golüyle, Galatasaray’lılara ‘Şimdiden çıldırın’ diyor.

Oğuz Dizer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=106742&authorid=45
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 05. Mayıs 2008, 10:10:12
Hayat bayram olsa!

Galatasaray adına yüzüp kuyruğa geliş... Gereksiz dere-okyanus muhabbeti dışında sıkıntı sıfır. Rakibi yılın ışıl ışıl parlayan arması Sivasspor. Keskin viraj, yok yok bıçak. Tırnak içinde liderin en önemli akşamı. Tabi tırnak kalırsa. Hayırlısı deyip inelim bir başka patates tarlasına. Gecenin sürpriz kartviziti Song, Song’un hediyesi kendi kalesine... Canı sağolsun futbolda bu da var. Aslında Cevat hoca doğru düşünmüştü. Bugüne kadar diğerlerinin düşünemediğini. Zamanlama tartışılır. Merkez Ayhan asistanı Barış. Sabri nihayet istediği yerde. Arda mı sessiz sakin. Ayrıca sinsi mi sinsi, mecazi anlamda. Kramponlarından üçlük. Kabus bir yarım saat sonrası kendini buluş ve derin bir nefes. Golleri anlatmak tarzım değil. Ama bizde şaşırdık. Aykut’tan bir hediye daha Ayhan’dan kamufle. Arda yine sahnede. Bıkmadın mı kardeşim. Bitti mi bu iş olur mu? Finali kaptanlar yapar! Şükür attı yukarı baktı. Anlamayan anladı. Böyle bir maç yok. Mahalle günlerimi hatırladım valla! İki takım da heyecanıyla oynadı. Amatörlüğünü üstüne giyerek. Sivas’a alkış Galatasaray’a tebrik. Hangisini sayayım ki! Servet mi, kırk yıllık Galatasaraylı Emre Güngör’e mi, resitallerin bir numaralı ismi Ayhan’a mı, yada görünmeyen buz adam Hakan Balta’ya mı? Hakkettiniz çocuklar. Evet, Galatasaray çok zorlu bir akşamdan (matematiği sevmem) geriye bakarsak şampiyon olarak çıktı. Hedefe bir mi kaldı. Hadi canım sizde...



Yalçın Dümer  / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=106739&authorid=72
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 05. Mayıs 2008, 10:16:52
G.Saray şampiyon

Yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmiş G.Saray, zorlu Sivas deplasmanını da aşıp bu zorlu, problemli ve kaotik sezonda şampiyon olma arzusuyla sahaya çıktı. Kenarda teknik direktör olarak sakin, vakur ve pozitif enerji üreten sevecen beyaz saçlı bir adam vardı. Kendisi beş maçtır takımın başında olduğu halde teknik direktörsüz bir takım diye bahsedilen G.Saray'ın aslında gerçek teknik direktörüydü. Akılcı, tedbirli, disiplinli bir kadroyu sahaya çıkartmıştı. Geldiği günden bugüne kadar stoperden başka hiçbir mevkide oynatılmayan Song'u bu maçta savunmanın sağ kanadına yerleştirmişti. Muhakkak bu ince hareketi sahiplenen de çıkacaktır ama rasyonel ve hümanist Cevat Güler'in bu önemli hamleyi gerçekten düşünerek, sindirerek karar verdiğine inanıyorum. Maçın başında yenilen golde ağlara giden ters vuruşuna rağmen deneyimini ön plana çıkaran Song sağ kanadı müthiş kullanarak son derece yararlı oldu. Aynı şekilde sol kanatta özel tedbirle durdurulmaya çalışılan Arda, zaman zaman Nonda'nın arkasına sarkarak dersin o paragrafını çalışmamış olan Sivas savunmasının arasından resim çektirerek 2 golle takımını öne geçirdi. İkinci yarı sahada futbol adına herşeyi yapan ve takımını yöneten bir büyük Ayhan vardı. Attığı muhteşem golün dışında sakinliği, oyunu yavaşlatıp hızlandırması, arkadaşlarına hakim olması gerçek bir takım lideri olarak bu fotoğrafta önemli bir rol üstlendi. Arda bütün tek vuruşlarını doğru kullanarak hem üç gol attı, hem de G.Saray'ın şampiyonluğunu ilan etti. Yenilen gollerdeki kişisel hataları bu maçın stresine bağlamak lazım. Geldiği günden beri çok doğru ve akıllıca oynayan Emre'nin 3. golde yaptığı hata, Aykut'un 2. goldeki tereddütü gibi.

Hepsini kutluyorum
G.Saray yine geriden gelerek inançla, güvenle ve dayanışmayla şampiyon olmuştur. En başta futbolcular, teknik heyet, Florya çalışanları, taraftarları ve yönetimi kutlamak lazım. G.Saraylılık düsturunda takım ve kulüp için taş taş üstüne koyana saygı duyulur. Emeği geçen tüm G.Saraylıları candan kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Yine Paris'e kadar Eyfel'i göremeden dönen kıymetli rakibimize de gelecekte başarılar diliyorum.

Bülent Tulun / http://www.fotomac.com.tr/yaz1729-50110-103.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 05. Mayıs 2008, 10:17:53
Şampiyonluk stresi

Maça Galatasaray korkak ve beraberliği kabul eden bir dizilişle başladı. Seyircisinin desteğini arkasına alan Sivas maçın hemen başında Song'un kendi kalesine attığı golle öne geçti. Galatasaray'ın onbiri ve dizilişi yanlıştı. Song'u sağ beke koyup, ikili ön libero ve tek forvet şeklinde sahada yer aldılar. Anlaşılan o ki beraberliği hedeflemişler. Aslan'a beraberlik yetiyordu ama bu kadar geri çekilmenin ve ürkek oynamanın anlamı yok. Bu büyük takım düşüncesi değildir. Dua etsinler ki Sivas defansı adam yerine topa baktı ve uyudu. İlk yarının sonlarına doğru iyice de oyundan düşünce Ayhan'ın harika ara pasında Arda'nın beraberliği sağlayan golü geldi. Sarı-kırmızılı takımın bu dakikaya kadar hiçbir ofansif varyasyonu yoktu. Bu golle toparlanan Galatasaray, rakibini ablukaya aldı. Çok kısa bir süre sonra duran toptan Servet'in kafayla indirdiği topta yine Arda vurdu ve takımı öne geçiren golü attı. Artık sarı-kırmızılı takım farka gider diye düşünürken 49. dakikada her şey tersine döndü. Galatasaray acemi bir gol yiyerek şaşırttı. Mehmet Yılmaz bile bu golü nasıl attığına inanamadı. Amatör takım bile bu golü yemez. Hakan Balta ile kaleci Aykut maç içinde hiç konuşmuyorlar galiba. Oysa futbolun en önemli faktörü konuşmaktır.

Aykut'u beğenmedim
Ardından sahneye çıkan Ayhan takımını bir kez daha öne geçirdi ama buna Sivasspor, Sezer ile cevap verdi. Aykut'u dün beğenmedim. Birçok pozisyonda yer tutuşu hatalıydı, kötü bir maç çıkardı. Maçın yıldızı Arda, Barış'ın pasıyla hat-trick yaparak geceye ismini altın harflerle yazdırdı. Defans yemekten, Arda ise atmaktan bıkmadı maç boyu. Bu maç Sivasspor'un büyük takımlara 3 gol attığı ilk maç olarak da tarihe geçti. Bu maçta Galatasaray'ın 4 golünde de Ayhan'ın imzası vardı. Bana göre Arda ile beraber öne çıkan isim oldu. Galatasaray dünkü maçta kötü oynadı. Bu belki de şampiyonluk stresinden kaynaklandı ama yine de kazanmayı başardı. Bazı maçlarda kötü oynayarak kazanmak da güzeldir. Bu karşılaşma böyle bir 90 dakikaydı. Son olarak, Anadolu'dan bir takımın şampiyonluk mücadelesi yapması gurur verici. Başta Sivas Başkanı Mecnun Otyakmaz olmak üzere Bülent Uygun ile ekibini, futbolcuları ve Sivas halkını canı gönülden tebrik ederim. Bugüne kadar verdikleri olağanüstü mücadele için.

Tanju Çolak / http://www.fotomac.com.tr/yaz1745-50110-116.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 05. Mayıs 2008, 10:20:50
Arda "çıldırttı"

G.Saray dönüşü olmayan bir yola girmişti Sivas'ta. Cevat Güler'in öğrencileri ya ölümüne savaşacak Sivas'tan şampiyon çıkacaktı ya da "Benden buraya kadar" diyerek Sivas ve yakın takipçisi şikebahçe'nin yolunu açacaktı. Cevat Güler'in işi kolaydı. Kimsenin tartışmayacağı alternatifsiz kadrosunu sahaya sürdü. Son dakikaya kadar oynar mı oynamaz mı denilen Lincoln bile formasını kapıp kulübeye oturmuştu. Sivas da uzun aradan sonra ideal kadrosu ile Sivas 4 Eylül Stadı'na çıkmıştı. Diallo'sundan, Musa'sına, Devran'ından, Mohammed Ali'sine ondan da Mehmet Yıldız'ına kadar Sivas'ın başarısı için tek yürek olmuşlardı. Beklenti, maçın başlama vuruşu ile birlikte Sivasspor'un rakibini boğmaya çalışması ve ilk golün sahibi olmasıydı. Tam tersi oldu. G.Saray bastırdı, Arda ve Ayhan'la iki pozisyon yakaladı. 15'te G.Saray oyunu erken kontrol altına aldı ama Song'un kendi kalesine attığı golle bir anda yenik duruma düştü.

Golleri yedikçe açıldı
G.Saray golü yedikten sonra daha akıllı ve etkili oynamaya başladı. Arda'nın 40 ve 42'de gelen iki golü Sivas'ı devre arasına mağlup götürdü. G.Saray defansı ikinci yarının hemen başında yine inanılmaz bir pozisyon hatası yaptı. Hakan Balta altı pasta topu uzaklaştıramadı. Bir de Mehmet Topal'ın pozisyonunu bozdu Mohammed'in vuruşunda Aykut topu yerden çeldi, hakem içerden çeldi yorumunu yapıp golü verdi. Sivas'ın dirençlenip G.Saray'ın topu sahasında kabul ettiği dakikalarda Ayhan'ın 30 metreden inanılmaz şutu G.Saray'ı yine öne geçirdi. Gol düellosu sürdü. 68'de bu kez Sezer beraberliği sağladı. Ayhan ve Hakan Şükür'ün iki şık golü G.Saray'a Sivas'ta bayram havası yaşatırken şampiyonluk turu şansını da Ali Sami Yen'e taşıdı.

 Zafer Ertem / http://www.fotomac.com.tr/yaz1360-50110-124.html
Başlık: Galatasaray Türkiye'dir!
Gönderen: samett - 06. Mayıs 2008, 15:53:39
Merhaba arkadaşlar, renktaşlar. Sitemize yeni üye oldum. Bugün Fanatik gazetesinde Hamit TURHAN'ın yazmış olduğu çok hoşuma giden güzel bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim, bu ilk mesajımda. Umarım yanlış bir yere açmamışımdır, konuyu.

Alıntı Yap (Seçim)
Galatasaray Türkiye'dir!

6.5.2008

İki yıl önceki mucize şampiyonluğuna bir yenisini daha eklemek üzere olan Galatasaray'ın sırrını araştırmak isteyenler, işe Türkiye'yi mercek altına alarak başlamalıdır. Zira Galatasaray Türkiye gibidir. Her ikisi de kaostur, karmaşadır. Moderniteyle, arabesk iç içedir. Dostluk ve dayanışma da vardır, ihanetler de... Sevgi ve nefret tek bir bünyede ikiz kardeştir. Snob tavırlarla semt sıcaklığı harman olmuştur. Cemaat kültürünü yaşamının merkezi haline getirenlerle, Batı yaşam tarzını benimseyenler aynı camianın bireyleridir. Birlikte ama birbirlerine karşı. Ve en önemlisi, Türkiye de, Galatasaray da en zor anlarda ayağa kalkmasını bilirler. Tam yıkıldı, bitti, yok oldu denirken, akıl almaz bir birlik-beraberlik, kenetlenme, dayanışma örneği gösterek yeniden vücud bulurlar. Mucizeler gerçekleştirirler. Kahramanlar, efsaneler üretirler. Adeta Anka Kuşu gibi küllerinden doğarlar.
Galatasaray fena halde Türkiye'ye benzer. Hatta Türkiye'nin ta kendisidir! Bu özellik, son 15 yılda şikebahçe'den Galatasaray'a geçmiştir.
Bundan dolayıdır ki, Galatasaray'ın zaferleri Anadolu kentlerinde görülmemiş bir heyecan fırtınasına neden olur. Yürekler daha bir hızlı atar Galatasaray'ın zirve yolculuklarında... Sarı-Kırmızı zafer şarkıları taşrada daha büyük bir coşkuyla seslendirilir. Bir başkadır Anadolu'nun Galatasaray sevgisi. Sezon sona ererken, yarışın içinde Galatasaray varsa, Anadolu halkının gözü kendi takımlarının, aklı ise Galatasaray'ın maçlarındadır. Cim Bom tandanslı her gol bir uğultu yaratır kentin her yanında. Bunu yurdun dört bir tarafında gözlemlemek mümkündür. İşte budur, Galatasaray'ı diğerlerine nazaran avantajlı kılan. Florya'da, Ali Sami Yen'de yaratılan sinerjinin tüm Türkiye'ye yayılmasında yatar Galatasaray'ın sırrı. 1989'daki Nauchetel destanıyla başlayan, 1993'deki Manchester zaferiyle olgunlaşan, 2000'deki UEFA Kupası'yla da taçlanan bir sevgi ilişkisinin yoğunlaşarak sürmesidir bu. Galatasaray'ın yöneticileri, teknik heyeti ve futbolcularının şımarıklıktan uzak, olgun ve mütevazı tavırları, söylemleri süreci beslemeye devam etmektedir.
Geleceğe yapılan yatırımların da devreye girmesiyle Galatasaray fenomeni, ara verdiği Avrupa ve Dünya prömiyerini tekrar sahneye koyacaktır. Bu kez bir daha sekteye uğramamak üzere...

 

Hamit Turhan
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: ua_dodo_Bumblebee - 07. Mayıs 2008, 11:51:47
fanatikten böyle bir haber ha. hayret uyandırıcı bir haber bu. yoksa galatasarayımız kükremeye başladığı için fanatik gazetesi tarafından yakılan ucuz yağ mı acaba. neyse heralde akıllanıyorlardır artık.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: orhan - 08. Mayıs 2008, 17:10:42
Hamit TURHAN Bizim mahallede oturuyor, zaman zaman sohbet ederiz kendisi çok iyi bir Galatasaray'LIDIR.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: orhan - 08. Mayıs 2008, 17:27:25
Arkadaşlar Oftaş maçını hakemi açıklanmış!!!

Mustafa Kamil ABİTOĞLU

Bu hakem Gençlerbiriliği maçında Edu'nun elle attığı golü veren ve kısaca fenerin kazanması için ufak ufak çalışan bir hakem.

Bu yönetimi ve yaptığı hatalar pek dikkat çekmedi neden çekmedi? çünkü biz Sivas'ı yendik. Manisa'da Kasımpaşa'ya yenildi.

Ve bu hakemi ne hikmetse bizim maça yani şampiyonluk maçımıza vermişler.

Ben açıkçası bundan endişelendim. Birde fenerin bu kadar sessiz olmasıda bana entresan geldi!!!

Sezon başında Fanatik gazetesinde HAKEMLER FENERLİ diye bir haber vardı ben onu kaydetmiştim.

Buyurun liste!!!
FENERBAHÇELİLER: Bülent Yıldırım, Zafer Önder İpek, Mustafa Kamil Abitoğlu, Kuddusi Müftüoğlu, Cem Deda, İlker Meral, Uğur Söylemez, Cüneyt Çakır, M.Fatih Gökçe, Hakan Özkan, Çetin Sarıgül, Halis Özkahya, Hakan Sivriselvi, Koray Gencerler, Yunus Yıldırım, Vedat Yüksel

GALATASARAYLILAR: Bünyamin Gezer, Selçuk Dereli, Gökhan Güneşer, Yıldıray Aslan, Hüseyin Göçek, İsmet Arzuman, Bülent Demirlek, Cüneyt Bakıroğlu, Deniz Çoban

BEŞİKTAŞLILAR: Özgüç Türkalp, Aytekin Durmaz, Cem İyihuylu, Cemil Şensöz, Süleyman Abay, Fırat Aydınus, Mete Kalkavan, Suat Aslanboğa.

TRABZONSPORLULAR: Barış Şimşek, Abdullah Yılmaz

Sizce bu tesadüfmü?



Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: M.B - 09. Mayıs 2008, 14:52:22
                                                           Galatasaray maçına şaibeli bir hakem  
Fatih Altaylı yazdı..


Yarın ligin düğümü çözülecek.
Galatasaray bir adım önde.
Ama her şey bitmiş değil.
Bu maçta Galatasaray’ın rakipleri son kozlarını oynayamaya çalışacaklar.
Dün futbolu en iyi yazanlardan biri olan Özcan Yetiş’in internetteki köşesinde ilginç bir analiz okudum.
Ve buraya aktarmak gereği duydum.
İşte Özcan Yetiş’in son Galatasaray-Oftaş maçına ışık tutacak yazısı:
“Cumartesi günü Galatasaray’ın Oftaş’la oynayacağı şampiyonluk maçını M.Kamil Abitoğlu yönetecek. Bu hakem geçen hafta şikebahçe’nin Gençlerbirliği ile oynadığı maçı da yönetmişti. 
Geçen hafta Edu’nun elle attığı golün üstüne, bir de Colin Kazım’ın elle düzelterek gol pası verdiği pozisyonda düdük çalmak yerine tribündeki bir fenerli gibi seyretmeyi tercih eden Abitoğlu, Cumartesi günü Galatasaray-Oftaş maçını yönetecek. 
Biliyorum, şikeci’in maçını yönetmişse Galatasaray’ın maçınıda yönetecek diyenleriniz çok olacak ama bu M.Kamil Abitoğlu adındaki hakem şikebahçe’nin 31. hafta oynadığı Denizlispor maçının da hakemliğini yapmış. O maçta Denizli kalecisi sayesinde pek fazla hakem konuşulmadı ama, MHK'nın başka hakemi yokmu ki şikebahçe'nin  31 ve 33. hafta oynadığı iki iç saha maçını arka arkaya  aynı hakem yönetiyor.   
Nasıl olduysa MHK ona 32. hafta oynanan GS-FB maçında görev vermemiş.
Biliyorsunuz geçen sezon spor basınımızın öncülüğünde “şikebahçe’ye penaltı verilmiyor” kampanyası yapılmıştı. Penaltı posizyonuna girmeden, istatistiklerden yola çıkarak başlatılan bu kampanyaya cevap veren ilk hakemin adını merak ediyorsanız ben söyliyeyim; M.Kamil Abitoğlu. Geçen sezon, şampiyonluk yarışında en kritik  deplasmanlardan  bir tanesi olan Antep deplasmanında hiç alakası olmayan bir pozisyonda şikebahçe lehine penaltı düdüğü çalmıştı bu hakem. 
Antep maçından üç hafta sonra şikebahçe’nin İzmir'de  şampiyonluğunu ilan ettiği Trabzonspor maçının da hakemliğini yaptı M.Kamil Abitoğlu. Hani şu, şikebahçe’nin seyircisiz oynaması gerekirken tahkim kurulu tarafından İzmir’de 60.000 kişi önünde oynanmasına karar verilen maç var ya; işte o maçta da bir penaltı düdüğü çalmıştı M.Kamil Abitoğlu. Ve penaltı konusunda çok cimri olan bu hakemin geçen sezon çaldığı 2 penaltı piyangosu da şikebahçe’ye isabet etmiş.
Saracoğlu Stadı'nda iki şikebahçe maçını üst üste yöneterek  ve Gençlerbirliği maçında elle atılan 2 gole birden göz yumarak şikebahçe'ye puan kaybettirmeme görevini  başarı ile tamamlamış olan M.Kamil Abitoğlu’ya bu hafta da Ali Sami Yen'de görev verildi.
Yeni görev Galatasaray’a maç kaybettirmek olacak herhalde. Komplo teorisi üretiyorsun diyenler cevap versinler: Geçen hafta elle atılan iki gole göz yuman bir hakemin ne işi var şampiyonu tayin edecek maçta? Elle atılan gollerde hakemin kötü niyetli olmadığını, iki pozisyonu da görmediğini varsayalım. O halde tekrar soruyorum: Bu kadar formsuz bir hakemin ne işi olur Glatasaray maçında?”
Yazı önemli tespitler içeriyor.
Benim dikkatimi çekti.
Hayırdır inşallah.

Olimpiyat Stadı'nda oynanır mıydı!

Galatasaray'ın büyük olasılıkla şampiyonluk turu atacağı maç 
Ali Sami Yen'de oynanacak.
Stadın kapasitesi 22 bin.
Yönetimin açıklamasına göre 300 bin bilet talebi varmış.
Pek çok Galatasaraylı arayıp, "Bu maçı niye Olimpiyat Stadı'nda 
oynamıyorlar. 85 bin kişi izleyebilirdi. Hem taraftar mutlu olurdu, 
hem de kulübün kasasına para girerdi" diyorlar.
Basit bir mantıkla baktığınız zaman doğru bir düşünce.
4 kat fazla seyirci, 4 kat fazla gelir. Daha fazla mutlu taraftar.
Ama bence pek de öyle değil.
Diyelim ki, Galatasaray son maçını bu düşünceyle Olimpiyat 
Stadı'na aldı ve Allah göstermesin maçı kaybetti.
Ne olur biliyor musunuz?
İsyan çıkar.
Bugün maçı Olimpiyat Stadı'na alalım diyenler başta olmak üzere 
herkes çıkar ve yönetimi suçlar.
"Bu kritik maç o statta oynanır mı, o stadın Galatasaray'a iyi 
gelmediği bilinmiyor mu?" diye ahkam keserler.
Haklı da olurlar.
Çünkü Olimpiyat Stadı Galatasaray için deplasman gibi.
Son ve en önemli maçı deplasmanda oynamak akıl karı mı!

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: İsmail Demir - 11. Mayıs 2008, 18:14:22
En önemli şampiyonluklar

Futbol hep vardı da, endüstri hadisesi yeni yeni hayatımıza girmeye başladı. İşin içine sportif yönden gayrı parasal mevzuular da karışmaya başlayınca, tüm dünyada güç dengelerinin açıldığı, güçlülerin alıp başını gittiği, nispeten ekonomisi zayıfların geri kaldığı görülmeye başlandı. Ülkemizde ise febe bitirdiği stadının ve endüstriyel bahislere kafa yoran başkan, yönetici ve profesyonellerinin rüzgarı ile rakipleriyle arasındaki farkı açma hedefindeydi. Ona en yakın duran, ekonomik yönüyle olmasa da sportif yönü ile Galatasaray'dı. Sportif rekabette birbirlerini sürekli geçen ve geçilen haldeydiler. Endüstriyel yönden treni kaçırmamak için Galatasaray'ın yapması gereken de, daha zor koşullar altında daha fazla çalışıp sportif bayrağı elinden düşürmemekti. İşte tam da bu sebeple belki de tarihinin en önemli şampiyonluklarıdır Galatasaray'ın 2006 ve 2008'de kazandığı şampiyonluklar. Rekabetin zor olduğu koşullar altında. Tebrik ederek başlayalım söze…

Bu şampiyonluğa teşekkür yazısının en başında adı geçmesi gereken kişi, benim için Karl Heinz Feldkamp'tır. Bundan 6 hafta önce gönderilmesini istediğim, tesadüfen bir gün sonra kendiliğinden istifa eden büyük futbol adamı. Hagi'den sonra büyüklüğünü ıspat eden ikinci istifadır Feldkamp ustanınki.

Her şeyden önce çok doğru bir kadro kurdu Galatasaray'a. Herkesin ateş püskürdüğü Necati ve Hasan Kabze kararlarıdır belki bugünkü şampiyonluğun en kritik satranç hamlelerinden sadece ikisi. Kadro kimyası başarının anahtarıdır. Sadece çok ya da az iyi oldukları için aynı pozisyonda haddinden fazla adam bulundurulmaması gerekliliğini gözeterek Ümit ve Hakan'ı, yani en karizmatik iki santraforunu tuttu kadroda. Onların altında ezilecek, oynamadığında sorun edecek ve kimyayı bozacak Necati ve artık yedekliğe tahammülü olmayan Kabze'yi gönderdi.

Ekonomik gerekçelerle yabancı stoperlerinden birinin gidişine razı oldu ve o krizden bir Servet efsanesi doğurdu, sabrederek. Basbaya Bouzid'i ben getirdim, onu oynatırım inadına gidebilirdi. Yapmadı, ülke futboluna Servet gerçeğini 7'den 70'e kabul ettirdi.

Linderoth'un gidişinin ardından birçoklarının tükendiğini söyledikleri Galatasaray orta sahasında, yine aynı güven ve sabırla Mehmet Topal gerçeği ile tanıştırdı Türk futbolunu. Gerets'in Inamoto ısrarının benzerini Ahmed Barusso'da yapsa, kim ne diyebilirdi? Inamoto'nun ısrarla oynatılmasına, Topal'a forma yüzü gösterilmemesine kaçımız söz söyledik geçen yıl?

Sağbek Uğur Uçar'ın ülkenin en etkili ofansif beki haline gelmesinde ve sezonu sakatlanmasa takımın asist kralı olarak tamamlayacak olmasında en büyük pay kimindir acaba?

Bunca yılın tembel santraforu Ümit Karan'ın gerçek bir forvet arkası hüviyetine bürünmesine ne demeliyiz? Arda'nın keza tembellik hastalığından gözlerimizin önünde sıyrılıp hem yaratıcı ve hem mücadeleci yıldız adayına dönüşümü… Emre Güngör'ün ülke futboluna kazandırılması.

Özetle; Feldkamp çok büyük işler yaptı. Sonra sağlığı mani oldu ona, konsantrasyonu dağıldı, takımı avucunun içinden kaçırdı ve çok doğru bir zamanda istifa etti. Umarım kendi tasarrufudur bu istifa ama gidişi de başlı başına bu şampiyonluğun en hayati adımlarından biridir. Keşke 92-93'te başladığı görevini en azından bir 5 yıl sürdürebilse idi, Galatasaray çok başka yerlerde olabilirdi bugün. Ama 74 yaşında bir futbol kurdu olarak yukarıda satırlara bir kısmını sığdırmaya çalıştığımız çok büyük emekleri oldu bugünün, ondan da önemlisi yarının Galatasaray'ına. Derwall'den sonra gelen ikinci büyük insandır Galatasaray için, hep yaptıkları ile anılacak…

Futbolcular… Kimileri tarafından Kalli döneminin son günlerinde takımı sabote etmekle suçlandılar. Kimse işin psikolojik tarafı ile ilgilenmedi. Feldkamp ipleri elinden kaçırmıştı, Ahmet Akçan'ın ise böyle bir yeteneği hiç olmamıştı. Ondan potansiyelinin üzerinde şeyler beklenmişti, neden bilmem. Burada futbolcuların bir günahı yok. İnancınızı yitirdikten sonra beyniniz istese de ayaklarınızda derman kalmaz. Nitekim de kalmamıştı.

Sonrasında toparlandılar ve yapılabileceğin en alasını yaptılar. Sezonun ilk yarısının genelinde ve özellikle de ligin son 6 maçta, inanılmaz keyif aldılar yaptıkları işten. E keyif de verdiler haliyle. Sonunda da kazanan olmanın gururunu yaşadılar. Kaptanlar Şükür, Karan, Şaş başta olmak üzere hepsini yürekten kutluyorum. Sezon başında çoğu kişinin düşünmediğini, düşük ihtimaller verdiği sonu başardıkları ve bunu da tüm futbol izleyicilerinin içine sindirerek yaptıkları için.   

Cevat, Nezihi ve Burak hocalar… Takımı kenetlemeyi başaran, saygınlıkları ile kıskandıran, teknik olarak hep doğruları yapan ve takımı zirveye taşıyan büyük futbol emekçileri. Satırların yazarı tarafından gelecek sezon için de mutlak düşünülmesi gerektiği ifade edilen ve inanılan teknik heyeti Galatasaray'ın. Geçmişte Aydın Örs ve Del Bosque tarafından başarılanları tekrar başaranlar. Ben son altı lig maçında, özellikle sistem ve 11 seçimlerinde, hep doğruları yaptıklarını gördüm ve takdir ettim. Kadronun inandığı, kendilerini ıspatlamış, Cevat hoca gibi akedemisyen tarafı da bulunan bir lider önderliğinde yoluna devam etmesi gereken isimler, en azından benim için.

Ama üç isim için istisna düşündüğümü de kayda geçireyim hemen; Michael Laudrup (futbolculuğunu izlemek kısmet olmadıysa da), Abdullah Avcı (ki zaten gelse aynı teknik heyetle çalışırdı muhtemelen, Arif Erdem takviyesi ile) ve benim için her zaman bu takıma teknik direktör olması gereken kişi olduğuna inandığım Georghe Hagi. Bu isimler Galatasaray kadrosuna aradığı heyecanı katabilecek isimlerdir, gerisi benim için gereksizdir.

Ve saha dışındaki aktörler; bu kadroyu kuran yönetimin başındaki Özhan Canaydın, yeni başkan Adnan Polat, yönetim kurulları, Adnan Sezgin, Haldun Üstünel… Taşkınlıkları ile 6 maçı seyircisiz oynatsa da varlıklarıyla takıma güç katan taraftar.

Bu fevkalade hayati şampiyonlukta emeği geçenlerin hepsini kutluyorum yeniden.

Ayrıca; ligi ikinci bitiren ama ŞL'nde son iki yılın flaş takımı Sevilla'yı eleme mucizesini başarıp bizlere çeyrek final heyecanı yaşatan febe'ye, ligi neden dördüncü bitirdiğine bir türlü akıl erdiremediğim ancak 73 puan gibi inanılmaz bir performans ortaya koyan Sivasspor'a, Türkiye Kupası'nı ilk defa müzesine götüren Kayserispor'a, Şiketaş'a ve tüm takımlarımıza da teşekkürler…

Not: Daha sonra uzun da yazarız ama gündem konusudur eklemeden geçmeyelim. Fatih Terim Euro 2008 aday kadrosunu açıkladı. Komik bulduğum şeyler var. Trabzon'dan da birileri olsun diye Tolga Zengin'i aday kadroya davet etmek, febe ile Galatasaray'dan eş sayıda adam çağırayım çabası, bu komik politik denge arayışları, tıpkı teknik heyet seçiminde olduğu gibi. Bunlar komik… Komik olmayan, Emre Güngör gibi Servet ile ortaklığı tescilli bir oyuncunun orada olmayışı. Mehmet Yıldız gibi ligi domine eden bir santraforun yok sayılışı. Ümit Karan'ın formunun zirvesinde bilemediğimiz hangi egolara kimbilir kaçıncı kez mağlup düşüşü. Türkiye Kupası galibi takımın kaptanı ve yıldızı olan Mehmet Topuz'un bile orada olmayacak oluşu. Galatasaray'dan kiralık giden Emre Aşık hariç 4 büyük dışından bir tek tane oyuncu olmayışı. İbrahim Kaş, Colin Kazım, Mevlüt, Tolga, hatta bu sezon ne yaptığını hiçbirimizin tam olarak bilemediği Gökhan Zan gibi zorlama seçimler de öbür yanda… Belki de bu paragrafla sınırlı tutup eleştiriyi, unutmak lazım bazı şeyleri. Ama biliyoruz ki bu kadro yukarıda saydığımız tuzaklarla dolu ve bu tuzaklar bilinçli olarak var. Herkes düşecek bu tuzaklara, bizim gibi. Maksat tartışılsın, kamplaşılsın ki motive etmesi kolay olsun. Bayat numaralar bunlar, neyse…

Top oynayarak kazanalım yeter. Kadro mevcut haliyle de başarı için gayet yeterlidir. Rastgele…

Nurullah BAKIR

Kaynak: NTVSPOR.NET (http://www.ntvspor.net/pages/23679.asp)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: ua_dodo_Bumblebee - 23. Mayıs 2008, 13:08:34
Kalamış Tesisleri
Alpaslan Dikmen
Fotogol - 23.05.2008

Yıllardır her şampiyonluktan sonra mülkü Galatasaray Spor Kulübü’ne ait olan Kalamış Tesisleri’nde kutlamalar düzenlenir. Elbette ki bu sene de böyle olacak.

Ancak nedense bu sene yapılacak olan kutlamalarla ilgili olarak yapılan açıklamalar birilerine fena batmış!

Sürekli provokatif manşetlerle (!) gündemde kalmaya çalışan bir internet sitesi de “Gelecekleri varsa görecekleri var” , “Neden kutlama için F.Bahçe’yi seçtiler?” gibi saçma sapan açıklamalar yapmış!

Bir kere orası semt olarak F.Bahçe falan değil… Ki olsa ne yazar? Oranın adı Kalamış Burnu?.. Ve Türkiye Cumhuriyeti’ne dahil bir yer... Biz de Türk olduğumuza göre, istediğimiz yerde istediğimizi -elbetteki kanunlar çerçevesinde- yaparız.

İnsanları sürekli olarak kin ve nefrete sevk etmeye kimsenin hakkı yoktur.

İlgili site sahiplerinin bu şekilde davranmayacağını çok iyi biliyorum ancak sitenin yönetici kadrosu ve site üyelerinin yeniden gözden geçirilmesi zorunluluk gibi görünüyor. Yoksa klavye arkasına saklanan bazı delikanlıların egosu tatmin olsun diye birçok masum can yanacak. Daha önce olduğu gibi!.. Buna kimin hakkı var?

Kalamış Tesislerine bir iki sene önce de kafası güzel beş on kişi, tesisteki Galatasaray bayrağını indirmek amacıyla, saldırıda bulunmuştu. Ancak tesisin garsonları tarafından birazcık hırpalanmışlardı. Gerek yok böyle çirkinliklere! Hazmetmek lazım bazı şeyleri…
 
  23 Mayıs 2008 Cuma
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: zamorano - 26. Mayıs 2008, 23:43:31
ya bu selçuk yula ne kadar adi yalaka bi insan ya kalamıştaki kutlama ve bayan basket maçı için saçma sapan beyinsizce konuşmuş gene aziz yıldırım bu adama kesin para yediriyo hala sindiremiyosunuz demi ezikler
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 03. Haziran 2008, 10:01:55
Polat eğer Emre'yi getirseydi, Galatasaray camiası fena halde bölünecekti. F.Bahçe, Adnan Polat'ı büyük sıkıntıdan, bölünmekten kurtardı
Aziz Yıldırım'ın kafasında futbolcu almak yok, G.Saray'a ceza vermek var. G.Saray'a ceza vermek uğruna F.Bahçe'nin 20 milyon euro'sunu sokağa atabilir
G.Saray'a caka satmak için Emre'yi transfer etti ama kendisini yetiştiren kulübü satmış bir futbolcunun yarın F.Bahçe ile ilişkisi ne olacak !  

şikebahçe, Emre Belözoğlu'nu alarak sansasyonel bir transfere daha imza attı. Karşı çıkanlar da var, doğru bulanlar da...

 
Galatasaray'da yetişip büyük başarılar yaşayan Emre'nin şikebahçe'yi, şikebahçe'nin de Emre'yi tercih etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz ?
 
Bir defa Emre ile Galatasaray'ın ilişkisi İnter'e gittiği sene bitmişti. O sene Emre, Galatasaray'ın G'sini ruhunda taşımadığını, Galatasaray'ın umurunda olmadığını gösterdi. Galatasaray'a ihanet etti. Ben o zaman aynen böyle yazmıştım. 'Galatasaray'da yetişti' diye bir futbolcu, 'ömrünün sonuna kadar Galatasaray'da kalacak' diye bir şey yok. Hele İnter gibi bir takımdan teklif almışsa gider; gittiği zaman Galatasaraylılar da bundan gurur duyar. 'Bizim yetiştirdiğimiz bir adam dünyanın en büyük takımlarından İnter'de oynuyor' diye. Ama Emre bir Galatasaraylı gibi gitmedi. Faruk Süren de açıklıyor zaten, son senesinde, Galatasaray'ın pek çok maçında oynamadı. 'Ne olur ne olmaz, sakatlanırım, sakatlık transferimi etkiler' diye. Bir yığın bahane uydurarak, oynamaktan kaçtı. Galatasaray yönetimi Emre'ye dedi ki "Gitmene izin vereceğiz. Hatta yardımcı da olacağız ama önce Galatasaray ile sözleşme yap ki seni yetiştiren, seni Emre yapan kulübün de bu transferden para kazansın. İnter, Galatasaray'a transfer ücreti ödesin."

SÜREKLİ YALAN SÖYLEDİ

Emre oyaladı Galatasaray'ı. Ve ardından haberler çıktı, "Emre, İnter'e imza attı" diye. Emre bir basın toplantısı düzenleyerek "Hayır imza falan atmadım" dedi ve Galatasaray camiasına yalan söyledi. Emre'nin basın toplantısının ertesi günü İnter kulübü, yaptıkları sözleşmeyi resmi sitesine koydu. Son yılında baştan sona yalan söyledi Galatasaray'a; İnter'e rahat bir şekilde gidebilmek için... Ve de söylendiğine göre İnter 'Sakın Galatasaray ile sözleşme yapma. Sözleşme yapmazsan biz, Galatasaray'a ödememiz gereken transfer ücretinin bir bölümünü sana veririz. Sen biraz daha fazla para kazanırsın' demiş. Kendisi belki de biraz daha fazla para kazanmak için Galatasaray'ı sattı ve bitti. Şimdi bu Adnan Polat ve bazı Galatasaray yöneticilerinde Galatasaray'a ihanet edenleri geri almak gibi bir hava var. Ben fena halde kızıyorum bu tavırlarına. Galatasaray birini haksız yere gönderir ama sonradan gelenler bunu düzeltirler. Buna itirazım yok. Ama Galatasaray'a ihanet edip gidenlerin, ala-yi vala ile geri getirilmelerine ben fena halde kızıyorum.

İSTİFA EDECEKTİM !
 
Özhan Canaydın'ı yeniden başkanlığa seçtikleri için Galatasaray kulübü üyeliğinden istifa etmiştim. Adnan Polat, Emre'yi Galatasaray'a getirseydi, Galatasaray taraftarlığından da istifa edecektim. 'Artık bu kulübe taraftar olmanın da anlamı yok. Galatasaray'ı satanları baş tacı edenlerle ben bir arada olamam' derdim. şikebahçe, Adnan Polat'ı büyük sıkıntıdan kurtardı. Çünkü Adnan Polat transferi yapacaktı ve Galatasaray camiası fena halde bölünecekti. Benim gibi düşünenlerin sayısı çok fazla. Emre'den gelecek hayır, Allah'dan gelsin. Emre geri dönerse, Galatasaray'a ihanetin yolu açılır. 'Arkadaş sen 3 kuruş için Galatasaray'ı sat. Biz yarın sana yine kırmızı halı döşeriz. Sen de cakalarla geri döner, omuzlarda taşınırsın' demek olur. Oysa 'öyle bir ibreti alem tavır alınmalı ki bir daha kimse Galatasaray'ı satmayı aklından geçirmesin' düşüncesinde olanların sayısı çok fazla. Benim Galatasaraylı futbolcuların içinde en sevdiğim Okan'dır. Bunu defalarca da yazdım. Çok da farklı bir adamdır. Ben Emre'nin peşinden gittiği için Okan'ı dahi affetmedim, Galatasaray'a gelmesini istemedim ki Okan bu oyunun bir parçasıydı, planlayıcısı değil. Bütün işin beyni Emre'ydi. Gelelim şikebahçe'ye... şikebahçe, Emre'yi alabilir. Geçen sene, sezon içinde 30 tane söyleşi yaptıysak, bu 30'unda da ben "şikebahçe'nin bir oyun kurucuya ihtiyacı var" dedim. İşte oyun kurucu. Ama şikebahçe'deki bütün kararları tek başına alan Aziz Yıldırım, yönetim kurulunu kukla gibi kullanan Aziz Yıldırım doğru mu yaptı, şüpheliyim!.. Çünkü Aziz Yıldırım'ın amacının şikebahçe'ye bir orta saha oyuncusu bir oyun kurucu almak olduğunu düşünmüyorum. Açık ve seçik. Aziz Yıldırım bu transferi Galatasaray'a entegre olarak yaptı. Galatasaraylılara caka satıyor. 'Bakın ben sizin alacağınız, bunca yıllık Galatasaraylı bir oyuncuyu istersem alırım.' Ama yanılıyor. Psikolojik olarak yanılıyor. Çünkü Galatasaray'ı bölünmekten kurtardı. Oyun kurucu olarak bu kadar paraya Emre alınır mı? Newcastle'a, Emre'ye ödeyeceği parayı birleştirdiğin zaman bu 17 milyon euro'yu buluyor. Bunu Türk parasına çevirsek 32.5 milyon YTL. Bu paraya kimler alınabilir? Emre geçen sene Newcastle'da bir maç oynamadı. Kevin Keegan teknik direktör olduktan sonra hiç maçı yok. 2 dakika dahi sokmadı oyuna. Şimdi senin niyetin bir oyun kurucu almaksa ve bu Emre ise bu Emre bütün bir sezon İngiltere'de oynamamışsa, işte Türkiye'nin İsviçre'deki maçları, senin için güzel bir fırsat. Kendin gidersin ya da inandığın uzmanlarını gönderirsin, 'Şu Emre'yi izleyin bakalım. Bana hizmet eder mi, etmez mi? Ben buna aşağı yukarı 20 milyon euro'ya yakın para vereceğim; değer mi değmez mi bir bakın bakalım' dersin. Eğer yangından mal kaçırmıyorsan. Ama Aziz Yıldırım'ın kafasında futbolcu almak yok, Aziz'in kafasında Galatasaray'a ceza vermek var. Galatasaray'a ceza verme uğruna şikebahçe'nin 20 milyon euro'sunu sokağa atabilir. O kafada bir adam Aziz Yıldırım. Futbolcu analizi yapıyor olsa beklerdi. Turnuvadaki performansına göre karar verirdi. Ayrıca Emre'nin ciddi bir sakatlığı oldu İtalya'da... Hatta hasta olduğu hikayesi var. 'Ayda bir İsviçre'ye gidip tedavi oluyor' diyorlar. Söylenmedik şey yok Emre hakkında.

YILDIRIM HEP KALSIN

Kendisini yetiştiren Galatasaray'ı böyle satmış Emre'nin yarın şikebahçe'yle ilişkisi ne olacak! Emre ile ilgili bu kadar soru işareti varken yangından mal kaçırır gibi transfer edilmesini Aziz Yıldırım'ın anlatması lazım. Aziz Yıldırım'ın kafasında Galatasaray var. Galatasaray'ın şampiyonluğunu en çok gören şikebahçe başkanı olduğu için Galatasaray'a karşı kompleksi var ve bu onu yanlışlara sürüklüyor. Aziz Yıldırım, Emre'yi Galatasaray'a transfer ederek en büyük iyiliği yaptı. Bir zamanlar Fenerbahçelilerin en sevdiği başkandı Özhan Canaydın. "Aman Galatasaray'ın başından gitmesin" diyorlardı. Şimdi Galatasaray camiasının, Aziz Yıldırım'ı göklere taşıyor olması lazım. 'Allah razı olsun. Hep kalsın' demeleri gerekiyor.


Hıncal uluç / photomatch
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: ua_dodo_Bumblebee - 05. Haziran 2008, 08:37:45
gayet.net'in araştırmasında Galatasaray, en fazla taraftarı olan takım seçildi.
5.6.2008




Popüler arkadaşlık sitesi gayet.net’in 2.5 milyon üye üzerinden yaptığı özel araştırmada Galatasaray, yüzde 40 oranla Türkiye’nin en fazla taraftara sahip olan kulübü seçildi.

şikebahçe ikinci
Yıllardır süren, “En çok taraftarı olan kulüp hangisi?” sorusuna, popüler arkadaşlık sitesi gayet.net, yeni bir bakış açısı getirdi. Sitedeki 2.5 milyon üye üzerinden yapılan özel araştırmada, profil bilgilerine eklenen seçeneklere göre en çok taraftara sahip kulüp, yüzde 40 oranla Galatasaray seçildi. Cim Bom’u yüzde 35 ile şikebahçe takip ediyor. Sarı-Lacivertliler’in ardından yüzde 22 ile Şiketaş gelirken, Trabzonspor yüzde 3’lük oranla dördüncü sırada yer alıyor.

Tam 62 ilde lider
Araştırma sonuçlarına eklenen il dağılımı seçeneği ise üyelerin profillerine ekledikleri, ‘Yaşadığınız yer’ kategorisiyle belirlendi. Buna göre en çok Galatasaraylı’nın bulunduğu iller; Ardahan (yüzde 55), Gaziantep (yüzde 53) ve Diyarbakır (yüzde 52). En az Galatasaraylı ise yüzde 17 ile Trabzon’da. Toplamda Cim Bom 62 ilde taraftar üstünlüğe sahip. şikebahçe 18 ilde önde. Şiketaş’ın herhangi bir ilde üstünlüğü bulunmazken, Trabzonspor, kendi şehrinde yüzde 64’lük oranla zirvede.

kaynak: fanatik.com
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Pascha - 06. Haziran 2008, 10:41:11
 Ayvalık'ta Galatasaray Gecesi
04.06.2008

Helal olsun sana Yiğit Şardan. Öyle bir şarkı yapmışsın ki Ayvalık çıldırdı!
Galatasaray Gecesi’ndeki Şampiyonluk kutlamaları arasında sıkça çalınan ‘Çıldırın’, Cim Bomluları bir an olsun yerine oturtmadı. Gül Allah gül, eğlen babam eğlen, zıpla babam zıpla, gece nasıl geçti anlayamadık…

Gecenin sorusu şuydu;
Kime Çıldırın deniyor?
Galatasaraylı deli mi kendi kendine çıldırın desin!
Rakiplere çıldırın diyor olmalı!
Görün şampiyon Galatasaray’ı; Çıldırın!
Tam da Ayvalık Çamlık’ta Tımarhane adasının karşısındayız…
Chadır Restaurant’da.
Şarkı Ayvalık semalarına yükselirken, adalarda yankılanıyordu…
Çıldırın, çıldırın, çıldırııın!

Mükemmel bir şampiyonluk gecesi yaşadık. Tam Galatasaray’a yakışır şekilde; asil, saygın, sevgiyle kol kola… Bayıldım, coştum, dans ettim, bayrak salladım.

Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Tayfun Can Demir - 14. Haziran 2008, 03:29:49
(http://www.Galatasaray.org/images/sayfalar/37/enler%20ilkler5332.jpg)

GERÇEKLERİ TARİH YAZAR,
TARİHİ DE Galatasaray!




Avrupa'da, yarıştığı Tüm Kupaları alan
İLK ve TEK takım Galatasaray ;

Türkiye'nin İLK futbol takımı Galatasaray- (1905)
Dünya sıralamasında İLK On' da 1.sıraya giren İLK Türk takımı.
Devlet üstün hizmet madalyası alan İLK takım
UEFA Kupası'nı hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK Türk takımı
Üç yıldızı alan İLK takım
Türkiye Süper Ligi'nin İLK Şampiyonu
Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda Avrupa Kıtasını temsil eden İLK ve TEK Türk takımı
Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final'e çıkan İLK Türk takımı
Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Yarı Final oynayan ilk ve TEK Türk takımı

İstanbul Şampiyonluğu'nu kazanan İLK futbol takımı - (1907-1908)
Yurt dışında İLK galibiyet alan Türk futbol Takımı - (1911)
Yurt dışında Türkiye'yi temsil eden İLK futbol takımı - (1911)
Şampiyonlar Ligi'ne katılan İLK Türk takımı
Avrupa'da, UEFA Kupası'nı hiç yenilgi almadan kazanan İLK takım
Balkanlarda UEFA Kupasını kazanan İLK ve TEK takım
Uluslararası maçlarda kendi sahasında ardarda EN çok galibiyet alan TEK Türk takımı - 20 kez

UEFA kupasını kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
Avrupa Şampiyonu olan İLK ve TEK Türk takımı
Süper Kupa'yı kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
İnternet Sitesine sahip İLK Türk takımı
İspanyolları deplasmanda yenen İLK Türk takımı.
İspanyolları eleyen İLK Türk takımı.
Bir sezonda 2 İtalyan takımını eleyen İLK Türk takımı (Milan-Bologna)
Bir sezonda 2 İngiliz takımını eleyen İLK Türk takımı (Leeds-Arsenal)
Türkiye 1. Ligi'ni na-mağlup bitiren İLK takım (1985-86)

EN fazla aralıksız şampiyon olan takım. - 4 kez üst  üste
Yerli hocayla EN çok şampiyon olan takım. Galatasaray - 9 kez
EN fazla şampiyonluk yaşayan futbolcular Hakan Şükür (8 Kez), Bülent Korkmaz (8 Kez)- Suat Kaya, Arif Erdem ( 7 Kez )
Bir sezonda EN fazla Avrupa Kupa maçı oynayan takım.- 18 kez (Süper kupa dahil)
Avrupa'da Şampiyonlar Ligi'ne EN fazla katılan takım Galatasaray - 10 kez
Türkiye Spor yazarları Kupası'nı EN fazla kazanan takım
Türkiye Kupası'nı EN fazla kazanan takım -14 kez
Cumhurbaşkanlığı Kupasını EN fazla kazanan takım - 10 kez
Avrupa kupalarında 1 sezonda EN fazla puan toplayan takım. - 17 maç 34 puan
Avrupa'da, bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla galibiyet alan takım. - 11 kez (Süper kupa dahil)
Bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla gol atan takım.- 35 gol (Süper kupa dahil)
Deplasmanda aralıksız EN fazla yenilmeyen takım.- 40 kez
Bir sezonda EN fazla maç yapan takım. Galatasaray - 59 kez (Süper kupa dahil)
Avrupa Kupaları'nda EN çok tur geçen Türk takımı. Bir sezonda EN fazla maç yapan futbolcu
HAKAN ŞÜKÜR - 54 maç 4697 dakika
Avrupa Kupalarında EN fazla maç yapan Türk takımı.
Türkiye liglerinde bir sezonda EN fazla gol atan takım. - 62-63 sezonu 105 gol
Türkiye liglerinde EN çok resmi kupa kazanan takım -56 kupa

Avrupa Kupalarındaki İLK Goller
1.GOL: Metin Oktay - 27.08.1956 (Galatasaray-Dinamo Bükreş:1-3)
100.GOL: Uğur Köken - 1.10.1969 (Galatasaray-Vatford:2-3)
200.GOL: Mirsad Seydiç- 20.10.1982 (Galatasaray - Avusturya Wien:2-4)
300.GOL: Uğur Tütüneker - 4.11.1992(Galatasaray - E.Frankfurt:1-0)
500.GOL: Tugay Kerimoğlu 5.11.1997 (Galatasaray - Sparta Prag:2-0)


Teşekkürler Galatasaray !
Teşekkürler; Bu gurur veren tablonun yaratılmasında emeği geçen herkese..
Eminiz daha birçok EN'ler ve İLK'ler vardır.
Teşekkürler Gözden kaçırdığımız bütün EN ve İLK'ler için....
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: ultrAslan-taner - 26. Haziran 2008, 22:44:54
abi birtel ismet tongo okuyorum adam fb çok güzel laf sokuyor ya
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: hagiAS90 - 04. Temmuz 2008, 16:58:32
En adileri Selcuk Yula.

Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 11. Temmuz 2008, 10:48:57
Şovun en ilginci!..  

Dert hepsinde var. Galatasaray, Avustralya doğumlu Kewell'ı aldı, herkes ayakta. Zar atıp ne geldiğini bilmeden 'Tamam kazandım' diyen adamlara benziyoruz. Sakatlığı geçti mi, geçmedi mi o henüz belli değil. Bu tip sakat oyuncular 'İyiyim' der maça çıkarlar, ufak bir darbede kocaman bir ah çekerler ve 'eski sakatlığının nüksettiğini' hiç utanmadan söylerler. Umarım Kewell'da böyle bir şey olmaz. Galatasaray'ın genç hocası Skibbe'ye bakıyorum: Acaba bir yerde kupa kaldırmış mı diye... Onun cevabını önce Almanca sonra Türkçe vereyim: 'Nein' yani 'Hayır.' Peki bu adam acaba bilinmeyen güçlerini ortaya mı koyacak ve Aragones'i tuş edecek!.. Galiba bu iş 'halamın sakalları olsaydı'ya dönüyor. şikebahçe ile ilgili bir şey yazıyorum, okuyanlar çılgınca mesajlar gönderiyor. Ben rahatsızlık duymuyorum, kötü söz sahibinindir.

Neden Türkiye'ye geldi!   Neyse bırakalım bunları konumuza dönelim. Güiza, büyük bir transfer olarak empoze edildi. Bu konuda görüşümü yazmayacağım ancak önemli sakıncalar var. Güiza, İspanya'dan neden Türkiye'ye geldi; belli değil. İspanya'daki arkadaşlarım 'Kaçtı' diyor. Çünkü karısı onu müşkül durumlara sokuyormuş. Arzu eden varsa Medyaspor'un sitesine bakabilir. Bayan Güiza, ilginç bir şov yapıyor. Adamın aklı hep karısında olacak. Belli ki Güiza'nın ciddi bir ailevi sorunu var. Benim derdim onun ailevi sorunlarınden öte şikebahçe'nin ve Türkiye'nin milyonlarına yazık olmasın. Dün bir ara Kemal Belgin ile konuştum. Kemal "Ne diyorsun" dedim. "Adam iyi adam" dedi. "Ama o kadar büyük golcü de niye Real Madrid, Barcelona gibi takımlar almıyor" diye de ekledi. Bu da doğru... Bu konudaki son sözüm şu: Biz çok gol kralı gördük; bir sene sonra attığı golün üstüne çıkamayan. İnşallah Güiza bunlardan birisi olmaz.  yazar: İsmet Tongo
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 11. Temmuz 2008, 10:55:49
Daniel Güiza’nın Gökhan Ünal’dan ne farkı var? Ya Alper Tezcan’ın...
11.07.2008
İki Milli futbolcu; Gökhan Gönül ve Daniel Güiza...
İkisi de geç fark edilenlerden...
Gökhan Ünal; Gençlerbirliği, Kayserispor
Daniel Güiza; Getafe ve Mallorca’da oynadı.
İkisi de ülkelerinin vasat takımları...

Gökhan 26 yaşında,
Güiza 27 yaşında...

Gökhan 2005-2006 sezonunda 25 golle Türkiye Gol Kralı
Güiza da 2007-2008 sezonunda 37 golle İspanya Gol Kralı

Gökhan 2006-2007 sezonunda 8 hafta süren sakatlığına rağmen 25 maçta 16 gol
2007-2008’de de 11 gol atmış...
Güiza ise; 2005-2006’da 32 maçta 9 gol,
2006-2007’de 29 maçta 11 gol atmış...

Milli performanslar;
Gökhan Ünal Milli Takım’a ilk kez 2006 yılında seçildi. Bugüne kadar 2 golü var.
EURO 2008’de Fatih Terim tarafından milli kadroya alınmaması da çok eleştirildi.

Daniel Güiza ise İspanya Milli takımında 8 kez kadroya alındı ve öncekilerde olduğu gibi EURO 2008’de de yedekler arasındaydı. Bugüne kadar o da 2 gol attı.

Bu kadar benzerlik olur mu?
Gökhan Ünal, yaklaşık 6 milyon euro karşılığında bu yıl Trabzonspor’la 4 yıllık sözleşme imzaladı.
Daniel Güiza ise yaklaşık 28 milyon euro karşılığında şikebahçe ile 4 yıllık sözleşme imzaladı.
Bu kadar benzerliğe rağmen aradaki fark; tam 22 milyon euro!...
Değer mi?

Göreceğiz!
Ya şikebahçe aldandı,
Ya Gökhan Türk futbolcusu olduğu için gadre uğradı!...

İşte Güiza’nın ağzından acı gerçek!
Bu sözlerimi, Daniel Güiza bir İspanyol yayın organına verdiği şu beyanatla doğruluyor;
‘La Liga, İspanyol futbolculara değil yabancı futbolculara cömert davranıyor. Eğer İspanya dışına çıkmazsan zaman gelir yemek yiyemezsin. Ekmek aramak için İspanya dışına çıkmak zorundayız. Çünkü burada bir şey yapmasa da parayı yabancılara vermeyi tercih ediyorlar.
İspanya'dan canım çok sıkkın gidiyorum ama bir gün döneceğim.''
İşte size ibret verici acı gerçekler...
İstediğiniz gibi yorumlayın!
 
 
Bir şaka!
Alex ne demiş?
Aragones de bizim kadar koşuyor!
Ölçü kendisiyse evet!
 
 
Harry Kewell!?
Gazeteci olunmaz gazeteci doğulur denir...
Bana göre de futbolcu olunmaz futbolcu doğulur!
Adam olacak çocuk da ( ) bellidir...

Beni yetiştiren rahmetli Ali Mortaş -İstanbulspor altyapısının elleri öpülesi hocası- şöyle derdi;
‘Dünyaya gelen her çocuğun eğer apış arasında ‘hayaları’ varsa mutlaka futbolcudur. (Yani kız değilse...) Onun doğasındaki yetenek oynayacağı kulübü belirler. Kimi amatör kümede oynar, kimi şikebahçe, Galatasaray’da, kimi Real Madrid’de... Ben doğuştan yetenekli olanları seçer onları bir maden gibi işler genç yaşta büyük kulüplere kazandırırım... Tabii talihleri varsa...’
Bu sözler hiç aklımdan çıkmadı...
 
 
Bir kıyaslama daha;
Harry Kewell ve Daniel Güiza...
Daniel Güiza 27 yaşında uzun yıllar ülkesi İspanya’da alt yapılarda B takımlarında gezdikten sonra 2005- 2006 yılında yani 25 yaşında Getafe ve Maillorca...
Harry Kewell ise 29 yaşında; daha 17’sinde Avustralyalı olmasına rağmen İngiliz Leeds takımına geliyor ve çatır çatır oynuyor... Kendi ülkesinde de değil, diyar-ı gurbette...
Arkasından Liverpool’a transfer oluyor... Orada da takır takır oynuyor.
Leeds United ve Liverpool, Kewell’in oynadığı dönemlerde Avrupa’yı kasıp kavuruyorlar...
Kewell, ünlü Manchesterli sol kanat oyuncusu Giggs’in alternatifi olarak görülüyor...
Ancak Kewell kısa aralarla iki önemli sakatlık geçiriyor...
Yazık!
Yine de Galatasaray’a transferi çok önemli bir olay.
Oynarsa Galatasaray uçar...
Sakatsa yine isabetsiz bir karar!

Ancak her iki hal de bir gerçeği değiştirmez;
Harry Kewell anadan doğma futbolcu.

Harry Kewell:
1978 doğumlu Avustralyalı. Her iki kanatta, forvet arkasında ve forvette görev yapabiliyor. Premier Lig’te çok başarılı. Avustralya’nın yetiştirdiği en büyük yıldız olarak gösterilen Kewell’in Liverpool’da sakatlıklar ve şanssızlıklar yakasını bir türlü bırakmasa da, ne kadar kalite bir oyuncu olduğunu attığı enfes gollerle ispatlamış biri. Çok çabuk ve zeki. Kewell duran topları çok iyi kullanabilen, etkili ortaları ve şutları olan bir solak. Avustralya milli takım formasını 36 kez giyen Kewell’in bu forma altında 11 golü var. Leeds United forması ile 181 maçta 45 gol, Liverpool’da ise 93 maçta 16 gol kaydeden Kewell aslında orta saha oyuncusu...
 
 
Futbolculuk bir talih işidir
Bunları yazarken aklıma genç yaşta ziyan olmuş Galatasaraylı bir futbolcu geldi.
Alper Tezcan...
Alper daha 20’sine varmadan gelecek vaat eden bir futbolcu olarak Galatasaray’da parladı...
Bundan sekiz sene önce Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazandığı sene Bologna maçının son dakikalarında sahaya sürüldü... UEFA yolunda 19 yaşında gencecik bir çocukken...

İlk maç Bologna’da 1-1 bitmişti.
Ali Sami Yen’deki rövanşın son dakikalarında Galatasaray 2-1 galipti. Bir gol yese her şey bitecekti...
Fatih Terim, 19 yaşındaki Alper Tezcan'ı maçın son 3 dakikasında savunma yapmak için yanına çağırdı.
89’da Okan Buruk oyundan çıktı, Alper Tezcan girdi.
Bologna’da ise Alper’in yaşında Kamerunlu genç bir solbek vardı; Wome...
Maç bitmiş uzatmalar oynanıyordu...
Oyuna iki dakikalığına giren Alper, Wome ile çarpışmış ve olan olmuş ayağı kırılmıştı.
O yıl Galatasaray UEFA Kupası’nı aldı.
Alper Tezcan olmadan dalından düştü...
Şimdilerde Güiza gibi 27’sinde falan...
Unutuldu, bitti, hayatı karardı Alper’in...
Sonraları onu Yenibosna’da oynarken gördüm...
Bir semt takımında...
UEFA’dan mahalle takımına...

Bugün Alper’in Federasyon’daki fişinde şunlar yazıyor;
Alper Tezcan;
Silivri, 3 Mayıs 1980 doğumlu.
Lisans no; 754647
Kulübü; Yeni Burdur Gençlikspor
Sözleşme başlangıcı; 6 Şubat 2008
Sözleşme bitiş tarihi; 31 Mayıs 2008
 
 
Wome, Okan Buruk ve Fatih Terim
Olayın öteki kahramanı Bolognalı Alper’in yaşıtı Wome ise İtalya'nın en büyük kulüplerinden biri olan Inter'deydi düne kadar,belki hala orada...
Okan Buruk ise Alper gibi genç yaşında ayağı Erman Toroğlu’nun gözü önünde kırılmasına rağmen Galatasaray’la UEFA Kupası’nı kaldırdı... Sonra Wome gibi İnter’de oynadı...
Fatih Terim ise ayağı kırılanların sayesinde bugün şöhretin zirvesinde...
Acaba Terim, o hadiseden sonra Alper’in hiç elinden tuttu mu?
Gözlerinin içine bakarak...
‘Evladım benim’ dedi mi?
Mutsuzluğun üzerine kurulu başarılardan ona da payını verdi mi?
 
 
Futbol işte böyle bir oyun!
Kimin ne olacağı belli olmuyor...
Bazılarının mutsuzluğu ötekine mutluluk oluyor...
Nur içinde yat Hasan Doğan...
Her doğan şanslı olmuyor ki..
 
yazar:Osman Tanburacı  
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 14. Temmuz 2008, 12:21:56
Korkmakta haklısınız !

Galatasaray doğru adreslere, doğru kişileri yerleştirdikçe birileri rahatsız oluyor. Salt Adnan Polat’ı karalamak uğruna, transferleri eleştirmek için eleştiriyorlar. Taktılar Kewell’a. Sakatmış da, her Mayıs ayında bu sakatlığı nüksedermiş de, 18 ay top yüzü görmemiş de, eğer iyi olsaymış Liverpool onu niye bırakırmış da. Medyayı kastediyorum...
Alemde, ‘mişli geçmiş zamanı’ bu kadar çok kullanan başkaları var mı acaba? Yahu bir merak edin sorun adamın sağlık kontrolünde ne oldu, raporu nedir diye. Öyle ya, bu kulübün bir doktoru var. Harry Kewell’ın kaç kez sağlık kontrolünden geçtiğini ve bu incemelerin hepsinden, deyim yerindeyse taş gibi çıktığını biliyor musunuz? Üşenmeyin, bir telefonunuz yeter, yeter ki sorun! Sinek küçük mide bulandırır misali, ‘Ortalığı karıştıralım da ne olursa olsun’cular; çabalarınız beyhude.
Gelelim niye Türkiye’yi seçtiğine... Yine hayattan bihaber olanlara sesleniyorum. Avustralyalı yıldızın kulübü Liverpool, kalmasını çok istedi, artı Portsmouth ve Roma kaç aydır peşindeydiler. Ama Kewell Galatasaray’ı seçti. O kadar kompleks içinde yanıp kavruluyoruz ki, adamın Florya’ya geldiğine bile inanamıyoruz.
Hatırlarsanız, Hagi ve Popescu da uzaydan değil, yine büyük bir kulüp Barcelona’dan geldiler ve aynı arkadaşlar Hagi’ye ‘Dede’ demişlerdi. Sonra ne oldu demekten ben bıktım, onlar bıkmadı! Anlayacağınız, Kewell’ın burayı seçmesinde anormal bir durum yok.
Aslında bu arkadaşların tek derdi Galatasaray korkusu. Hatırlayın, geçen sezon gelen şampiyonluktan sonra, “Bu, günü kurtarmaktır. şikebahçe ikinci olmasına rağmen, yaptığı icraatlarla futbolda devrim yapmıştır” gibi masallara bile imza attı muhterem arkadaşlar. Oysa ki, Özhan Başkan’dan bayrağı alan Adnan Polat her geçen gün yaptıklarıyla rüştünü ispat etmekte. Bakın, borç konuşuluyor mu, kimsenin alacağı var mı, özellikle bugünlerde stat projesinde gaza son hız basılmadı mı? Polat’ın “Kimse bizden büyük transfer beklemesin” demesine rağmen Harry Kewell’ı alması, eteklerinizi tutuşturmanızın en önemli nedeni. Bakın, hiç tavsiye etmem, ama Galatasaray’ın ilk onbirini şöyle bir beyninizde kurun... Korkmakta haklısınız !

Yalçın Dümer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=111188&authorid=72
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: turnusol - 14. Temmuz 2008, 16:52:54
Rıdvan da FB'den ümidi kesmiş Galatasaray yorumculuğuna başlamış. Ama daha acemi olduğu bu yazının heryerinden belli oluyor. birde bu siteye uğrasa belirsiz bir stad projesi demezdi heralde

bu adam tipik bir fb yorumcusu

 :nanik:

Seçimlere dikkat!
Rıdvan Dilmen


Yönetim isteyerek veya istemeyerek önü açık bir kadro yarattı. Geçmişteki gibi yanlış yabancı transferler yapmazlarsa, 2-3 isabetli yabancıyla Avrupa’da da başarılı olabilirler. Ama geçtiğimiz sezondaki dağınık görüntüyle gelen şampiyonluk kimseyi yanıltmasın!

Tarihine baktığımızda çok önemli başarıları var. UEFA Kupası ve Süper Kupa sahibi Galatasaray... Bu kadar önemli başarıları olmasına rağmen kulüp olarak ileriye gideceklerine her geçen gün geriye gidiyorlar. Başarılı da olsalar, başarısız da olsalar sürekli kabuk değiştiriyorlar... Kulüp  sürekli sorunlarla boğuşuyor. “Borç batağında” deniyor, ne aşamada olduğu belirsiz bir stat projesi var, kimse bilmiyor.
83 puanla Gerets zamanında şampiyon olunuyor. Aynı takım aynı hocayla ikinci yılında ancak 54 puan toplayabiliyor. Sonra tekrar kadro değişimine gidiliyor ve kulübede bile pek göremediğimiz birçok oyuncu gelip, gidiyor. Bu oyuncuları kim buluyor, kim getiriyor, kaça getiriyor, nasıl gönderiyor? Teknik adamlar geliyor gidiyor, sonra kendileri takım çıkarıyor.
Çok güvenerek ve öve öve bitiremedikleri teknik direktörün sanki Ankara’ya giriş yasağı vardı ya da sözleşmesine “Ankara’ya gitmem” maddesi ekletmişti, Ankara’daki deplasmanlara gitmedi. Bazen Florya’da, sonra bir duyduk ki hastalanmış Almanya’da...
Bir sabah kalktım, gazeteyi açtım; Galatasaray-Şiketaş maçının olduğu gün... Lincoln ve Hakan Şükür kadro dışı kalmış... 3-5 gün sonra tekrar takıma döndüler. Başka bir sabah gazetede Sabri’nin kadro dışı kaldığını okudum. 3-5 gün sonra o da takıma geri döndü. 2 yılda bir sürü gol atan Necati’yi baştan Ankaraspor’a, sonra Belediye’ye verdiler. Sonra Hasan Şaş kadro dışı kalanlar ve geri dönenler kervanına eklendi. Sonra birden Song sıkıntısı yaşandı... Gitti-geldi.
Sezonun bitimine 6 hafta kala bu defa Kalli gitti ya da gönderildi... Belli değil... 6 haftalık nöbetçi antrenör arayışında da başarılı olamayınca yönetim, yardımcı antrenörlerle sezonu bitirdi. Takım şampiyon oldu ve o teknik direktörler takımı şampiyon yapmanın ödülü olarak tekrar yardımcılığa döndü.

Şükür gibisi gelmedi
Yani karmakarışık bir saha içi ve saha dışı düzeniyle bir kulüp son 3 sezonun 2 şampiyonluğunun sahibi...
Ancak hakkını yemeyelim Galatasaray yönetiminin... Çünkü ister isteyerek olsun, ister istemeyerek, önü açık bir kadro yarattılar. Geçmişteki gibi yanlış yabancı transferler yapmazlarsa 2-3 isabetli yabancıyla Avrupa’da da başarılı olabilirler.
Ama geçtiğimiz sezondaki dağınık görüntüyle gelen şampiyonluk kimseyi yanıltmasın!
Lincoln ve Hakan Şükür’e değinmeden geçemeyeceğim. Lincoln için Galatasaray piyango. Astronomik para kazanıyor, günümüz futbolunda böyle vurdumduymaz oyuncu tipi pek kalmadı. Koskoca Galatasaray’ı küçük görüyor. Beyefendi canı istediği zaman geliyor. Takım arkadaşları burada antrenman yapıyor, o gelmeye tenezzül etmiyor. Geliyor, ilk antrenmanda seyirciler ve yöneticiler bağrına basıyor... Lincoln, Galatasaray için bir şans değil, Galatasaray Lincoln için bir şans. Ve birileri bunu Lincoln’e anlatmalı...
Hakan Şükür... Ben ve benim gibi yetenekli birçok oyuncu geldi geçti futbolumuzdan. Ama hiçbirimiz Türk futboluna Hakan’ın verdiği hizmeti vermedik. 2 aydır Hakan Şükür’ün ne yapacağının belirsizliği var futbol basınında. Futbol tarihimizin en büyük hizmetkârının basına belirsizlikle malzeme olması beni ve futbolu gerçekten seven birçok insanı üzüyor. Hakan Şükür istediği zaman Galatasaray’dan ayrılmalıydı. O Galatasaray’da bunu fazlasıyla hak etti. Futbolda böyle bir şey yok ama Hakan Şükür bir istisna. 



Şampiyon takım yok
Galatasaray son üç sezonda iki şampiyonluk elde ederken, Gerets zamanında mücadele eden kadrodan şimdi eser yok. Mondragon - Cihan, Song, Tomas, Orhan Ak (Ergün), Saidou - Volkan, Iliç, Ayhan - Hakan Şükür, Necati (Hasan Kabze) on birinden şu an bir tek Ayhan takımda var. Bu değişim kulübün mali açıdan yıpranmasına yol açarken, kulüplerimizdeki istikrarsızlığın da en güzel belgesini oluşturuyor.

http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=spor&ArticleID=893158&Date=14.07.2008&ver=92
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: hagiAS90 - 14. Temmuz 2008, 23:33:22
Ridvan Dilmen'in yazilarina hep objektif bakmisimdir.

Ama kendisi dün F7 hakkinda ilk defa olumsuz bir elestiri yapmisti.
O yazinin ardindan Galatasaray'imiza 5 kati fazlasini yazmasi biraz degil baya bir düsündürücü.

Kendisi herseyi Tesadüfe baglamis.
Sayin Özhan Canaydin döneminde dogrudur;belki pek dogru seyler yapilmamistir.
Ama Sayin Adnan Polat döneminde Galatasaray'imizin belinin dogrulmaya basladigi bir gercektir.
Ve Görüyorum ki bu F7li,Atgözlüklü Sempatizanlari baya bir tedirgin etmistir.

Ayrica ilkdefa kendisini böyle arastirmadan kuru bir yazi yazmis görüyorum.
Malesef ki Yazarin oynamak istedigi oyun cok basit bir sekilde görülmektedir.
Sayin Ridvan Dilmen'e artik objektif bakisim olamaz.
Kendiside Selcuk Yula,Selim Soydan vs.vs. olmaya özenmistir ve bu hareketinden dolayi artik güven kaybetmistir.

Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 15. Temmuz 2008, 11:28:10
Şımarmasın yeter


Sarı kırmızılı takıma Kartalspor’dan geldi. Farklı özelliklerle donatılmış 19 yaşında bir genç. Ancak, biraz dilli ve bazı değerlerin henüz farkında değil.

HERHALDE, G.Saray Yönetimi tüyoyu sağlam yerden aldı. Kimsenin aklına gelmeyen genç Yaser’i bir yıl boyunca izlediler, kolladılar ve sezon bitmeden işini bitirdiler.

Servis arkadaşlarım "Transfer’in Gözdeleri"ne onu da yaz dedikleri an biraz düşündüm. Yeteri kadar tanımıyordum Yaser’i. Çocuk denecek yaştaydı ve gözlerden uzak bir ligde oynuyordu.

Hemen bazı dostlara yöneldim. Sorup, soruşturdum. Şiketaş alt yapı ürünü bir genç çıktı Yaser...

Öyleyse, Cem Çıkın’a sorabilirdim bu çocuğu. Çıkın, bir dönem Şiketaş alt yapı futbolcu izleme komitesinde görevliydi.

Tam adamına sormuşum. Seceresini okudu Yaser’in. Bakın neler konuştuk...

Sevgili Cem, kısa bir tarifini yapar mısın Yaser’in?

Trabzonspor’a giden Gökhan Ünal’ın bir benzeri diyebilirim.

Demek ki, iyi bir genç?

Evet, henüz 19 yaşında. Daha da iyi olacak.

Özellikleri?

Fuleli bir stili var. Topu atıp giden futbolculardan.

Fiziği nasıl?

O da Gökhan’a benziyor.

Evet sevgili Cem, başka?

Kanatlarda oynar. 4-4-2’de çift santrfora da koyabilirsin.

Tekniği nasıl?

Onu söyleyecektim. Vuruş tekniği mükemmel.

Bir soru daha. G.Saray’da oynar mı?

Şans versinler ve inansınlar. Zorlar kadroyu.

YİNE Cem Çıkın’ın söylediğine göre, Şiketaş’ta iki sezon kalmış Yaser Yıldız. İkinci sezonda PAF’ın en çok gol atan futbolcusu unvanını yakalamış.

Peki, huyu-suyu nedir bu gencin?

Doğrusunu söylemem gerekirse, daha çocuk.

Nasıl yani?

Söylediğim gibi. Bazı taşlar yerli yerine oturmamış.

Biraz daha açar mısın?

Açıkçası, biraz şımarıktır. Biraz da ukala...

Eyvah!

Yoo, zamanla aşar bunları. Alt yapılardaki otorite noksanlığından kaynaklanan bir şey bu. Daha doğrusu kulüplerin alt yapılara ilgi eksikliği bazı gençlerde mental sıkıntılar yaratıyor. Yaser de aşar bunu.

Genç Yaser, Şiketaş’tan sonra bazı Anadolu takımlarında oynadı. Denizli, Mersin İdmanyurdu, Uşakspor gibi.

Denizlispor’da Giray Bulak ona A takımda şans verdi. Ancak, gerçek patlamayı Kartalspor’da gerçekleştirdi.

Yine de olaylı ayrıldı Kartalspor’dan. Geçen sezon ilk yarı mükemmel bir performans yakaladı. Yaser’in başarısı Kartalspor’un sıralamadaki yerini de etkiledi.

Ve devre arasında ipler koptu. Kartal Yönetimi, Yaser ile sözleşme yenilemek istedi, genç futbolcu sıcak bakmadı bu işe.

Ve Yaser kadro dışı kaldı!

Sonrası mı? G.Saray onu gözhapsine almıştı. Sezon biter bitmez, kapıp götürdü Florya’ya!

ONU bir de sevgili meslektaşım ve dostum, 2. Ligi avucunun içi gibi bilen ve izleyen Tunç Kayacı’dan dinleyin...

Özellikle özgüven dolu bir genç. Tuncay Şanlı ve Serhat Akın karışımı bir tip. Hücum oyuncusu, kanat ve forvet arkası oynayacak özellikleri var. Topla giderken mükemmel vuruyor.

Sevgili Tunç, G.Saray iyi bir transfer mi yaptı?

Yüzde yüz iyi bir transfer.

G.Saray’da kendine bir yer bulur mu?

Genç bir jenerasyon var G.Saray’da. Bu da onların arasına katılabilir.

Ve Kayacı sözlerini şöyle noktaladı...

G.Saray’da Skibbe gibi gençleri önemseyen bir hoca, Yaser için en büyük şans.

Yani, G.Saray’da kaynayıp gitmez değil mi sevgili Tunç?

Göreceksin, müthiş bir patlama yapacak. Geçen sezon aynı şeyleri Gökhan Gönül için söylemiştim. Doğru çıktı değil mi?

Gerçekten de doğru çıktı sevgili Tunç. Sen ısrarla, "Bu da sağın Roberto Carlos’u" demiştin.

Ama sen yazmaktan çekindin!

Doğrusu korkmuştum. Belki de Carlos’un adı ürküttü beni...

Öyleyse bunu yazabilirsin... Biraz özen gösterilsin ve biraz da sabır. Göreceksin, kimleri kulübeye itecek...

Bir şey soracağım. Bir arkadaşım onun değerlerini anlattı ama biraz dillidir

dedi. Doğru mu?

Yani, biraz şımarık mı?

Evet, aynen öyle...

Doğru söylemiş. Ama bunu da büyükleri düzeltecek. Yine de bu çocuğu iyi izleyin. Farklı bir futbolcu ve değişik özellikleri var.

Gündeme

oturdu

Yaser Yıldız’a geleceğin yıldızı gözü ile bakanlar, onun en çok çocuksu davranışlarını eleştiriyorlar. Bir G.Saray idmanında Lincoln ile tartışarak gündem yaratan Yaser,VFB Homberg maçındaki performansı ile bir kez daha adını duyurdu.


Korkut Göze / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=123782,10,17
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: dr_furkangs - 15. Temmuz 2008, 12:40:30
En adileri Selcuk Yula.


bende o adamı bi turlu sevemedim bi de ayrıca zamanında GS de oynamış nası oluyorda ekmeğini yediği yeri kötülüyor
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 16. Temmuz 2008, 11:03:30
Kamuflaj !!!


İyi ki, “Korkmakta haklısınız” diye yazdık ortalık toz duman alkış ve hakaret elele. Neydi yazımızın ana fikri; Galatasaray ve Adnan Polat’ın izlediği rotanın doğru olduğu ve bu seyrüseferden birilerinin rahatsızlıkları. Kewell’in iddia edilenin aksine sağlık kontrolünden turp gibi çıktığı, Adnan Başkan’ın takım olarak çok iyi bir jenerasyon yakalayıp başarının kapıda beklediğini yazıp altına tavsiyemizi de eklemiştik. “Galatasaray’ın ilk onbirini şöyle bir düşünün”... Korkmakta haklısınız!” diye.
İşte bu korkuyla Kalamışta’ki komşunun basındaki elçilerinin paniklemeleri devam ediyor. Planları açık ve net... Kendi yanlışlarını kamufle etmek için başkalarını lekelemek... Dilerseniz biraz nostalji yapıp 2004-2005 sezonuna gidelim. Galatasaray devre arasında Franck Ribery’i getiriyor. Kısa zamanda olsa müthiş bir performansa imza atıp adından söz ettiriyor. Ardından kulübün maddi sıkıntılarının tavana vurduğu günlerde bir darbe de bu Fransız’dan geliyor. Aniden gelişiyle geç ödenmiş 50 bin Doları bahane edip Türkiye’den gidişi bir oluyor. Bu olaydan sonra dönemin Başkanı Özhan Canaydın’ın bir tek Yassı Ada’ya götürülüp asılmadığı kalıyor. Hatırlayın o gün çıkan yazıları. Ali Sami Yen’in tribünlerini, komşu ve elçilerinin alaylarını...
Benzer olay, bence daha ağırı komşu da yaşanıyor. Marco, soyunma odasındaki pırasa edebiyatına baş kaldırınca bileti kesiliyor. Takımın adeta hamalı Brezilyalı’nın sonuna kadar hakettiği ufak bir zam talebi reddedilince o da ‘Riberyvari’ bir şekilde soluğu Avrupa topraklarında alıyor. Medyada ses yok, herkes sus pus. Tamam Ribery’deki yönetimin skandalıdır. Peki ya bu... Elbirliğiyle kamuflaj!
İkinci konumuz Kewell’in eleştirileri... Özellikle internet sitelerinde ışıl ışıl! Neymiş Avusturalyalı kampa doktoruyla gelmiş. Atınız, sonuna kadar utanıp sıkılmadan fütursuzca. Çok merak ediyorum. Neredeyse sabah akşam maç yapılan İngiltere’de 2005-2008 arası sadece 58 maçta yer alan ve geçen sezon büyük bölümünü sakatlığıyla geçiren Emre Belözoğlu hakkında niye ses yok? Elbirliğiyle kamuflaj!
Şimdi soruyorum size... İki kulüpte yaşanan benzer olaylar, her zamanki gibi farklı yorumlar. Bu nasıl iş? Gerçi biz nedenini bir kez daha yazalım da anlayan anlamayana anlatsın. a) Geçen sezon şerefli ikincilik gibi saçma sapan yorumları çöpe atan, sonuna kadar hakkıyla gelen şampiyonluk. b) Yine bu sezonda Galatasaray’ın ligin tartışmasız favorisi olması. c) Başkan ile kurmaylarının inanılmaz çalışmaları ve sorunların minumuma inmesi. Başka ne diyelim... Hayırlı kamuflajlar!  


Yalçın Dümer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=111310&authorid=72
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: ua_dodo_Bumblebee - 17. Temmuz 2008, 12:10:18
kolpa basından taraflı bir haber daha. ezik7ler yapmış olsa kendini bilmez bir kaç taraftar derlerdi  ama üstünde Galatasaray forması var diye Galatasaray yapmış oluyor nedense. kim bilir onlar da ezik7li taraftar olup çamur atmak için bu girişimde bulunmuş olabilirler.

Galatasaray'dan febe'e taşlı saldırı 17 Temmuz 2008 
 
Avusturya kampındaki ilk hazırlık maçından sonra şikebahçeli futbolcular taşlı saldırıya mağruz kaldılar.

febe, resmi internet sitesinden yaşanan olayı şu şekilde duyurdu:

"Wörgl'de oynanan hazırlık maçı sonrası Kitzbühel istikametine hareket eden takımımızın otobüsü ilk kavşakta taşa tutuldu. Otobüsün ortasında bulunan kapının camının kırıldığı olayda taş atıp kaçanların üzerlerinde Galatasaray forması olduğu ve süratle olay yerinden uzaklaştığı görüldü. Taraftarlar, febe kafilesini taşıyan otobüsü taşlarken, otobüsün hasar gördüğü görüldü. Sarı lacivertli futbolcular ise olayda yara almadı. Takımı getiren otobüs şöförünün Kitzbühel polisine ifade verdiği bildirildi."

kaynak. hürriyet.com
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 19. Temmuz 2008, 11:57:11
Dikkat!... Aragones patlar !

febe’de yine yalancı bahar rüzgarı esiyor. İddia ederim bu febe bu sene de bir şey yapamaz! Bunları söylemem Fenerliyi kızdıracak ama ‘dost acı söyler!’ febe yine yanılgı içinde. Aziz Bey bir türlü sağlam takım kuramıyor. Her mevsim mutlaka bir şeyler eksik kalıyor. Ya kaleci, ya defans, ya da orta sahada sorun çıkıyor. Bu sene de febe takımı harcanan bunca avroya rağmen iddia ediyorum geçen seneden daha kötü!...
Sebebi nedir desen tek cevap çıkar;
febe fiyakaya bayılıyor. Her şeyi parayla halledeceğine inandığı için de hata üstüne hata yapıyor. Çünkü iyi bir takım olabilmek her gördüğünü alarak etrafa para saçarak olmaz! İyi takım ihtiyaç duyulan mevkilere oyuncu alarak yaratılır. febe bunu hiç yapmaz! Bir mevkie dört adam alır, öteki bölgelerde adam kıtlığı yaşanır!

Örnek;
1-Elde iki santrfor; Kezman ve Semih varken Aziz Bey gider Güiza’yı hem de 28 milyon avroya transfer eder... Bilmez ki bu çağın futbolunda santrfor artık yoktur!
Eğer Aragones üç santrforla oynasın, febe batar!
Bir maç dahi kazanamaz!
Tek santrforla da oynarsa oynamayan iki değerli oyuncuya yazık olur!
Kezman ve Semih febe maçlarını televizyondan izler...

2-Kalesinde çok hata yapan Volkan varsa ve de Serdar Kulbilge kapris uğruna gönderilmişse bu febe kalesinden yıkılır! Aragones hala kalede Cassias var sanıyorsa aldanır!

3-Solda Roberto Carlos’a bel bağlayanlar da yanar! Çağın futbolu yaşlı adam kaldırmaz! Geçen sene febe bütün golleri soldan yedi. Ama Carlos dedi başka bir şey demedi.... Carlos da yarı yolda bıraktı gitti!...
Dikkat! Carlos, Dante gibi ortasında ömrün. Ne bekler 35’i aşkın bu adamdan febe?
EURO 2008’de İtalya Milli Takımı defansındaki 36’lık Panucci’den battı!... Fransa ona keza defansında 36’lık Thuram olduğu için silinip gitti... febe bunları görmüyor mu?

4- Aurelio da kapris uğruna gitmiştir. Memet Aurelio’ya bir milyon avro fazla verilseydi, febe bu değerli oyuncusunu kaybedip peşinden ağıt yakmazdı. Şimdi Aurelio’nun yerini doldurmak için ‘Senna’ veya benzeri bir oyuncu alacak. Eminim çuvalla da para verecek. Aziz Bey, Aurelio’nun meneceri Bayram Tutumlu ile takıştığı için Aurelio bedavadan gitti!
Bu Zico’da da böyle oldu. Aziz Bey Ziko’nun kardeşiyle takıştı Zico da gitti!

Eğer Aziz Yıldırım bunları bilinçli yapıyorsa helal olsun! İstemediği oyuncudan veya hocadan ‘tereyağından kıl çeker gibi’ kurtuluyor demektir. Yok, hata ediyorsa –ki ediyor- o zaman da febe hak etmediği sportif başarısızlığa uğruyor...
Büyük bir takım bu kadar hatayı her sene yapmaz!
Manzaraya bakın!

İster inanın ister inanmayın. Gördüğüm manzara bu!... febe bu halde kalırsa yazık olur.
Değil Güiza, Üç Güiza olsa febe işlemez, Aragones patlar!

Bugünkü muhtemel kadro şu;
Volkan – Gökhan, Edu, Lugano, R. Carlos – Selçuk, Emre Belözoğlu, Alex, Ka-Kazım, Güiza, Uğur Boral
Yedekler; Volkan, Önder Turacı, Can Arat, Vederson, Maldonado, Ali Bilgin, Deivid, Burak Yılmaz, Kezman, Semih.
Deivid, Vederson sakat. Appiah kapalı kutu!
Gerisi hikaye.

Bu kadro; Aurelio’yu çok arar!
Bu kadro top kaptırınca geriye zor döner,
Bu febe, Aragones’in kafasındaki futbolu zor oynar!
Hatta Aragones çıldırır!
Yabancı kadrosu da dolu

febe’de yabancı kontenjanı da dolu...
Edu, Lugano, R. Carlos, Maldonado, Appiah (!), Deivid, Alex, Kezman, Güiza,
Bunlardan mutlaka üçü boşalmalı!
Boşalmalı ki febe iyi bir takım olsun.
Ama üç kişiyi boşaltmak kolay değil!
Git demek zor. febe büyük bedel öder!
Aziz Bey takımı yeniler ama çok da zarar eder.
febe’de, varlık içinde yokluk!

febe’yi tesis zengini yapan, kulübü sınıf atlatan Aziz Başkan mutlaka bu işten el çekmeli. Transfer işine karışmamalı. Bu işi ehline bırakmalı...
Kim bu ehil kişi?
Onu ben bilemem ama Aziz Başkan mutlaka hoca ve futbolcuyla muhatap olmaktan vaz geçmeli.
Ya da; yanına öyle bir kişi bulmalı ki o Bey, Aziz Bey’in sağ kolu olmalı, Aziz Bey fikrini söylemeli, transferde öncesinde ve sonrasında sıcak temasa girmemeli.
Aziz Bey, Galatasaray’ın UEFA Kupası’na tesadüf diyordu ama ne yazık ki kendisi onca seneye ve on yıllık deneyimine rağmen hala bir alt yapı kuramadı ki UEFA’yı alsın.
Galatasaray’ın başarısı tesadüfse, o zaman;
febe’in bu varlık içinde yokluğu ne?
febe’ye iyi bir kaleci şart!

febe’nin falında başka şeyler de görüyorum; Volkan’dan daha iyi bir kaleci yurt içinde yok! Ama Volkan’la da Avrupa’ya kafa tutamazsın, çünkü çok hata yapıyor!
O zaman bir yabancı kaleci şart!
O halde mutlaka yabancı kontenjanını boşaltmak gerek!
Peki kim gider?

Bunlar hep hesapsız adımlar...
Gidiciler; Deivid, Appiah (!) ve Maldonado, belki de Kezman...
Bunları göndermek de zor!
Gelenler kimler olur?

İşte bütün mesele bu!
Gelenler koşan ve rakibi ısıran adamlar olmalı.
Senna ve ikizi Alonso... Ve de iyi bir kaleci...
İşte o zaman febe tadından yenmez!
Aragones de bu takımı uçurur.

Luis Aragones’in oyun planı; rakibi bastıran ve gol için zaman kaybetmeden rakibin üzerine dikine giden bir takım oyunu... Zamanı harcamak, topu gevelemek yok!
Gol noktalarında sürpriz isimlerle sonuca gitmek var.
Bugünün Fenerbahçesi bunu asla yapamaz!
Ya oyun planı değişir ya Aragones!

Ama daha transfer süreci bitmedi;
Aziz Başkan bu üç ismi bulur da transfer ederse febe’i de kimse tutamaz!

Zor ama olası...
Üç yabancı gönderilecek,
Kaliteli üç yabancı gelecek.
Zor ama.
Parayla değil mi?...



MTK maçı yaklaştı durum kritik

Aragones hala bir arayış içinde. İdealindeki kadroyu kuramadı. MTK maçı yaklaştı.
Her sene son ana kadar belirsizlik Zico’yu da götürmüştü...
Çıkar yol arıyorum ama manzara gözümü korkutuyor.
Eğer Güiza, Sena ve ikizine ve de bir kaleciye, toplam 80 milyon euro veriyorsan, o zaman da takım içinde birlik sağlayamazsın!
Beş parmak beşi de bir değil ama
Halep ordaysa arşın da burda...
Burak Dilmen’i arıyorum

Geçen seneki şampiyon kadroda temel taş; Kalli’nin yardımcısı Burak Dilmen’di.
Mevsim başında bir ihtilal yapması için getirilen Karl Heinze Feldkamp’la beraber başarılı iki isim daha vardı; Ahmet Akçam ve Burak Dilmen.
Ne garip tesadüftür ki; üçü de bugün yok!
Sanki şampiyonlukta bunların payı hiç yok!
28’inci haftada Kalli gitti, peşinden de Ahmet Akçam...
Burak Dilmen kaldı ve Cevat Hoca’yla beraber Galatasaray’ı şampiyon yaptı.
Ama Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmadığı için Burak Hoca da bugün takımın başında yok, Cevat Hoca da...
Burak Hoca geçen yıl Bay Kalli’nin sağ koluydu...
Bütün rakipleri inceleyen ve rapor tutan adam Burak Hocaydı...
Galatasaray onunla rakipleri çözmüş, Cevat Hoca’nın kondisyon yüklemesiyle şampiyon olmuştu.
Burak Hoca’nın takımdan el çektirilişi de bir başka hüzün...
Burak Hoca hala Florya’da ama konumu belli değil!
Galatasaray güzel işler yapıyor ama bazen de insanı can evinden vuruyor.
Ben şahsen Burak Dilmen’i arıyorum. Hem de özlemle...
Umarım bu hata düzeltilir ve Dilmen’in başarısı ödüllendirilir.
Moruklardan vaz geçin!

Transfer mevsimi daralırken benim de içim daralıyor....
İyi oyuncular artık takımını buldu geriye yine kaşalotlar kaldı.
Bütün takım yöneticilerine sesleniyorum;
Asla ve asla içi geçmişleri takımlarınıza almayın.
Hele büyük paralar ödeyip hiç mi hiç almayın yoksa takım içinde huzursuzluk çıkar, takımlarınız göçer!
Crespo sesleri falan duyuyorum, sakın ha!...
Benden söylemesi...


Hani Güiza’yı 20.000 kişi karşılayacaktı ? :D :D :D

Galiba bir yanlışlık oldu. Fenerli Güiza’yı Ronaldinho ile karıştırdı...
Güiza gelmeden önce 20.000 kişi Atatürk Havaavlanı’na koşacak deniyordu.
Güiza geldi ertesi günü bütün gazetelere baktım tövbe 20 kişi ya var ya yoktu!...
Medya bu olayı görmezden geldi...
Kimseden çıt çıkmadı.
Gol Kralı omuzlara alınmadı.
Hayret!


http://www.sporx.com/yazarlar/osman_tanburaci/5762
-----------------------------

Helal tamburacı almışsın yine tamburu eline.
Durun karnıma ağrılar girdi ya  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: cimbomcakal-MCAKAL - 19. Temmuz 2008, 11:59:54
Korkmakta haklısınız !

Galatasaray doğru adreslere, doğru kişileri yerleştirdikçe birileri rahatsız oluyor. Salt Adnan Polat’ı karalamak uğruna, transferleri eleştirmek için eleştiriyorlar. Taktılar Kewell’a. Sakatmış da, her Mayıs ayında bu sakatlığı nüksedermiş de, 18 ay top yüzü görmemiş de, eğer iyi olsaymış Liverpool onu niye bırakırmış da. Medyayı kastediyorum...
Alemde, ‘mişli geçmiş zamanı’ bu kadar çok kullanan başkaları var mı acaba? Yahu bir merak edin sorun adamın sağlık kontrolünde ne oldu, raporu nedir diye. Öyle ya, bu kulübün bir doktoru var. Harry Kewell’ın kaç kez sağlık kontrolünden geçtiğini ve bu incemelerin hepsinden, deyim yerindeyse taş gibi çıktığını biliyor musunuz? Üşenmeyin, bir telefonunuz yeter, yeter ki sorun! Sinek küçük mide bulandırır misali, ‘Ortalığı karıştıralım da ne olursa olsun’cular; çabalarınız beyhude.
Gelelim niye Türkiye’yi seçtiğine... Yine hayattan bihaber olanlara sesleniyorum. Avustralyalı yıldızın kulübü Liverpool, kalmasını çok istedi, artı Portsmouth ve Roma kaç aydır peşindeydiler. Ama Kewell Galatasaray’ı seçti. O kadar kompleks içinde yanıp kavruluyoruz ki, adamın Florya’ya geldiğine bile inanamıyoruz.
Hatırlarsanız, Hagi ve Popescu da uzaydan değil, yine büyük bir kulüp Barcelona’dan geldiler ve aynı arkadaşlar Hagi’ye ‘Dede’ demişlerdi. Sonra ne oldu demekten ben bıktım, onlar bıkmadı! Anlayacağınız, Kewell’ın burayı seçmesinde anormal bir durum yok.
Aslında bu arkadaşların tek derdi Galatasaray korkusu. Hatırlayın, geçen sezon gelen şampiyonluktan sonra, “Bu, günü kurtarmaktır. febe ikinci olmasına rağmen, yaptığı icraatlarla futbolda devrim yapmıştır” gibi masallara bile imza attı muhterem arkadaşlar. Oysa ki, Özhan Başkan’dan bayrağı alan Adnan Polat her geçen gün yaptıklarıyla rüştünü ispat etmekte. Bakın, borç konuşuluyor mu, kimsenin alacağı var mı, özellikle bugünlerde stat projesinde gaza son hız basılmadı mı? Polat’ın “Kimse bizden büyük transfer beklemesin” demesine rağmen Harry Kewell’ı alması, eteklerinizi tutuşturmanızın en önemli nedeni. Bakın, hiç tavsiye etmem, ama Galatasaray’ın ilk onbirini şöyle bir beyninizde kurun... Korkmakta haklısınız !

Yalçın Dümer / [url]http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=111188&authorid=72[/url]


Ne diyeyim sahane yazmis.ellerine saglik
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 19. Temmuz 2008, 13:28:45
Gülüzar=Gökhan Ünal  
Fatih Altaylı, şikebahçe'nin yeni transferini eleştirdi.
Galatasaray’ın transferde akılcı işler yaptığını vurgulayan Fatih Altaylı, Güiza'nın ise büyük takımlarda oynamamış, Gökhan Ünal tarzında bir forvet olduğunu söyledi.

Fotogol'a konuşan Altaylı, Dani Güiza'yı, küçük takımların çok gol atan oyuncusu olarak gördüğünü belirterek, "Real Mallorca'dan alınan Güiza ahım şahım bir yıldız değil. Ne hikmetse Real Madrid, Barcelona gibi büyük takımların talip olmadığı bir golcü. Güiza bana göre Gökhan Ünal'dır" dedi.

şikebahçe'nin transferde büyük paralar harcadığını savunan Altaylı, "Kezman, Alex, Lugano, Roberto Carlos ve Güiza gibi oyuncular 3 milyon euro civarı ve üstünde transfer ücretleri alıyor. Bbunlar Türk futbolunun alışık olmadığı büyük rakamlar" diye konuştu.

Fatih Altaylı, Galatasaray'da durumun farklı olduğunu belirterek, “Mali yapı ağırlık olarak Seyrantepe Stadı'na kaydırıldı. Galatasaray'ın şu andaki transfer çalışmalarını pozitif buluyorum. Doğru bir yol izleniyor. Liverpool’dan alınan Kewell bunun en açık örneği” ifadelerini kullandı.

Fatih Altaylı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 19. Temmuz 2008, 14:02:09
Transferi durdurun! Gençlere fırsat tanıyın...
14.07.2008
Sözüm Adnan Polat'a...
Sözüm Haldun Üstünel'e...
Sözüm Adnan Sezgin'e...

Bugün, yarın, pek yakında diyerek Türk filmleri takdimi yapar gibi taraftarı oyalamayın!
'Bizim kadromuz başarılıdır, artık transfer yapmıyoruz, alımları durdurduk...' deyin, siz de rahatlayın, taraftar da rahatlasın, takımdaki oyuncular da rahatlasın!
Dünya kazan, Galatasaray 'kevgir kepçe' futbolcu aramayın.
Olmayan paranızla, çuvalla borcun altına girip oyuncu alacağınıza gençlere güvenin yeter!

Galatasaray'ın genç kadrosu sizi mahcup etmedi ki.
Geçen yıl 'tuzu kuru' rakiplerinizin durmuş oturmuş kadrosuna, çuvalla parasına ve de Delgadosu, Roberto Carlos'una rağmen Galatasaray bu gençlerle şampiyon oldu.
Onlara haksızlık etmeyin.

Güvenin, bir kez daha şampiyon olun.

Unutmayın ki; o gençler bir yıl daha deneyim kazanırken, rakiplerin dünya starları bir yıl daha yaşlandı. Yaşları kırka merdiven dayadı...

Ey Galatasaraylı Allah'ın günü transfer palavralarını okuyacağınıza beni takip edin akıl yolunda birleşelim...
 
 
Zengin para saçar, akıllı riskten kaçar
Son 8 yılda Galatasaray maddi olanaksızlıklara rağmen hala şampiyon olmaya devam ediyorsa ve şampiyonluklar hala 17-17 ise, o zaman bu gençleri bir kenara atmayın!
Başka kulüpler gibi; bir futbolcuya sırf yabancı diye çuvalla avro vereceğinize akılın yolunu seçin ve yaşananlardan ders alın!
Galatasaray'ın pahalı Avrupalıya ihtiyacı yok!
Eldekiler yeter!
Sadece bir kaleci ve Lucas Neill olursa olur. Olmazsa... Yabancılar uçarsa... Çok naz ederse...
Onlardan da vaz geçin!

Asla ve asla rakiplerinizin çıkma mallarını toplamayın!
Sonra Selçuk Yula gibi ekmeğinizi yer başınıza dert olur!
Siz Engin Verel'i verin...
Tanju'yu verin...
Emre Belözoğlu'nu verin,
Ama seneleri şampiyon bitirin!
Unutmayın zengin para saçar, akıllı riskten kaçar!
Lütfen 'rakipler transfer yapıyor, bizde yapalım' gibi kofti komplekslere girmeyin.

Bonservis bedeli ödemeyin!

Sadece ihtiyaçlarınız için adam alın. Fiyakaya yaslanmayın.
Zira bunun dersi geçen yıl da ondan önceki yıllarda da, UEFA Kupası'yla da verildi.
Asla ve asla bonservis bedeli ödeyerek oyuncu almayın!
Bu çağda 'köle zihniyetinin' yok edilmeye çalışıldığı bir ortamda siz siz olun tek delikli kuruş bonservis bedeli ödemeyin!
Galatasaray aklıyla ve tarihe yansımış büyüklüğü ile bugünlere geldi.
Varın doğru yolda devam edin.
Görüldü ki; aklı kenara atıp trilyon avrolar da döksen başarı gelmiyor.
Aslolan futbolun gereklerini yerine getirmek ve hocasından yedeğine sosyal yaşamda ve sahada 'ekip ruhu' taşıyan bir takım yaratmaktır.
Gençlere güvenmektir.
Galatasaray bunu başardığı için dünya literatürüne girmiş tek Türk takımıdır.
Lütfen medyanın ve
Sizin başarınıza erişememiş rakiplerinizin tahriklerine kapılmayın!
 
 
Gencecik bir takım var
Arda, Barış, Mehmet Topal, Uğur, Hakan Balta, Emre Güngör, Serkan...
Dün maçta seyrettiğim; Yaser, Erhan... Kimde var?
On tane Güiza, beş tane Kewell'a değişmem bu gençleri.
Sevgili Başkan Adnan Polat;
Lütfen bu gençlere yazık etmeyin.
Baş fiyatla Avrupa'dan çakma oyuncu almayın!
Eto'o da. Cisse de, Baptista da onların olsun...
Bak Memet Aurelio gitti!
Güiza geldi....
Hiç hesaba vurdunuz mu?
 
 
Bir uzmanlık sorusu
Bir takımda Mehmet Aurelio'nun yokluğu mu daha çok hissedilir,
Güiza'nın varlığı mı?
Bunu göreceğiz.

Güiza'nın maliyeti 'lisan dersleri hariç!' 28 milyon avro...
Memet Aurelio bedavaya gitti!
Yerine gelecek için de kim bilir ne kadar para verilecek...
İki futbolcuya 50 milyon avro verirsen yandı gülüm keten helva!
Ötekiler n'olacak?
Şampiyonluk da garanti değil!
Bunları görün lütfen.

Bir işletmede kar-zarar tablosu vardır.
Bunlar da mutasavver bütçelerde görülür. Sonradan değil...
Neyse...
Futbol deyip geçmeyin, futbol sadece iki pas üç gol, bir bacak arası değil! Skor tabelası hiç değil! 6-0 yensen de şampiyon olamıyorsan bunda bir eksik var demektir!

Bunları hesap etmeyenler de 'para saçmaya' devam etseler de başarıya hasret kalıyorlar.
 
 
Lincoln, Linderoth, Kewell, Nonda
Bu isimler servet...
Lincoln hariç!
Lincoln servet ama defolu mamul! Eğer oynarsa... Eğer akıllanırsa... Eğer huyuna gidilirse...
Benim bunlara karnım tok.
Futbolcu dediğin adam gibi olacak!
Her tarafının okkalanmasını beklemeyecek.
O kadar milyon avroyu alıyorsa çıkıp çatır çatır oynayacak!
Gerisi boş!
Lincoln bu kadar ayrıcalık istiyorsa yazık değil mi benim 21 yaşındaki, idmanlarda maçlarda kendini yırtan, formasını ter içinde bırakan gencecik çocuklarıma...
Varsın Lincoln üç kere atraksiyon yapmasın!
Gençler atraksiyon yapmıyor ama Kupa'lar kaldırıyor.

Ben olsam bu yıl Lincoln'e üç ay sabrederim geçen yılki gibiyse postalarım.
Adam gibi de oynarsaaa...
İşte o zaman iş değişir. Galatasaray tadından yenmez. Çünkü Lincoln; Güiza ve Delgado'ya benzemez!

Dört yabancı direkt oynar

Linderoth, İsveç milli takımına çağırıldı, dün VFG Homberg denen Alman 3. sınıf takımını 2-0 yenerken Linderoth da oynadı. Sakatlığı geçmişse... Geçmesi önemli değil bu öyle bir sakatlık ki 'nüksetmesi' daha da beter! Eğer iyileşmişse ne gerek var başka oyuncuya... Linderoth zaten iki kişilik oynuyor.
Nonda bu yıl kendini bulacak gibime geliyor. Daha fazla oynama şansı bulunca daha çok gol atacak, daha çok gol atınca da daha çok coşacak...
Ve de Harry Kewell...
Bu dördü sağlamsa, Galatasaray'ı Avrupa'da da tutamazlar. Neden?
Zira bu dörtlü çağın futbolunda gereken her şeyi yapıyor;
1- Çabuk oyun
2- Hızlı düşünce
3- Alan değiştirme...
Rakiplerinizle bir kıyaslayın bakalım...
Bu dörtlü onlarda var mı?

'Ama bunlar sakat' diyorsanız, birileri de çıkar;
'Onlarsız 6 puan farkla şampiyon olduk, bu yıl ikisi sağlam çıksa demek 12 puan farkla şampiyonuz' der!
 
 
Kewell'ı, Tugay Kerimoğlu'na sordum;
'Osman Ağabey çok iyi adam, çok çabuk ve çok süratli. Çabuk düşünür, çabuk uygular. Böyle futbolcu dünyada az. Her iki ayağını da kullanır, kanat değiştirir, duran top kullanır! Komple bir adamdır, öldürücü çalımları vardır... Hocası Benitez onu son 8-9 haftada oynattı, mükemmeldi. Sakatlığından eser kalmamış. Ada'nın gözde futbolcularındandı, Galatasaray onu almışsa bana göre çok güzel bir iş yapmış...'
Tugay'a Lucas Neill'i de sordum;
'Keçi gibidir, oyuna asılır, çok yetenekli ve akıllıdır. Defansı rahatlatan bir düşünce hızına sahiptir. Sağda ve ortada oynar. Nazlanması Galatasaray için değil, düzenini değiştirmemek içindir. Yoksa Galatasaray'a gelmeği kim istemez ki... Lucas'ın bildiğim kadarıyla burada hiç sorunu yok. Mesele odur. Para uğruna rahatını bozmak istemiyordur. Çünkü Avrupalı için huzur paradan önce gelir. Ama Lucas Galatasaray'a gelirse defansın emniyeti ve çabukluğu olur.'
Ya kaleci İtandje dedim?
'Bak ağabey! Onun için pek bir şey söyleyemem pek kalede görmedim. Ama o Fransızdır. İngilizler iyi adam olmasa Fransızları almazlar...'
 
 
4-6-0'ın gerçeğini kavrayanlara
İki senedir dilimde tüy bitti; 4-6-0 demekten...
Buradaki (0) mecazi...
Rakip kale önünde 'diki kazığı gibi' bekleyen demode santrfor bende yok! Dünyada da yok zaten!
Onların golcüleri her yerde geziyor. Rakipten top çalıyor, çalım atarak ileri doğru mesafe kat ediyor, ver-kaça giriyor, geriden gelip kafayı atıyor...
Biz hala Türkiye'de bir tane yetmez 'çift' santrfordan bahsediyoruz.
E pes!

Onun için bu sene santrforu bol olan takımlar yine çağın futbolundan uzak olacak!
Orta sahaları ölecek...
Örneğin; Güiza, Kezman, Semih'in üçü de oynarsa o takımın orta alanı çöker!
Biri, ikisi oynamazsa o zaman da mutlaka takım içerden çöker. Sorun çıkar...
Galatasaray'da bu olmaz!
Amasya'nın bardaa biri olmazsa birdaa
Hepsi eşdeğer...
Vazgeçilmezi yok.
İnanmayanlara;
Geçen sene örnektir...
Linderoth yok!... Lincoln sorun... Kewell yok... Lucas yok... Kalede Orkun-Aykut!
 
 
Onun için diyorum ki; Adnan Polat sakın santrfor alma!
Şimdi Adnan Başkan da haklı; Hakan Şükür yok ya...
Taraftara bir santrfor hediye ederek eğer ki golsüzlük çekilirse vereceği cevap olsun istiyor!
Yani Polat şunu demek istiyor;
'Hakan Şükür gitti ama biz dünya çapında bir santrfor aldık!...'
Sırf bunun için santrfor almak istiyor Adnan Başkan.

Ben de diyorum ki; santrfor artık bitti. Galatasaray'ın elinde gol atacak en az on adam var;
Arda, Nonda, Ümit Karan, Lincoln, Kewell, Barış, Serkan, Aydın, Yaser, Erhan...
Çünkü bunların hepsi pozisyona giriyor.
Al işte VFB Homberg maçında goller Yaser ve Erhan'dan...

Çağın futbolu bu! Kimle atarsan at...
Rakibi şaşırt golü at!
 
 
VFB HOMBERG maçını geçiniz
Galatasaray dün akşam Almanların 3., 5. sınıf takımı VFB Homberg'i 2-0 yendi. Yazlık maç gibi bir oyun ben bu maçlara kilometre doldurma ya da rodajdan çıkma maçı olarak bakıyorum. Motoru zorlamayacaksın!
Keyfe keder oynayacak, ufak ufak sezonu açacaksın. Onun için de futbol kalitesini ölçü almam futbolcuları da pek hırpalamam!
Hele yenilere hiç laf etmem çünkü bu bir uyum sürecidir.
VFB Homberg maçındaki kadro bir daha asla bir araya gelmez.
Ancak; Yaser, Ferdi ve Erhan hiç de yabana atılacak oyuncular değil. Bunları Galatasaray takımında görmek beni mutlu ediyor. Hiç olmazsa nereye koştuğunu biliyorsun...

Aydın, Barış, Serkan Çalık, Mehmet Güven de artık rahatlamışlar...
Ötekiler zaten Galatasaray'ın asları.
Lincoln penaltı kaçırdı... Nazarlıktır inşallah!
Bence tipik Lincoln larjlığı... Adam bu işte!
Bana penaltı kaçar demeyin... Hazırlık maçı demeyin... Hazır değil demeyin...
Metin Oktay'ı mezardan çıkart getir yine çatala takar!
Penaltı kaçmaz! Kaçıyorsa atanın keleğidir!
Lincoln çok büyük bir yetenek ama iyi futbolcu değil!
Skibbe onunla çok uğraşacak. İlacını bulursa Türkiye Galatasaray maçlarının keyfine doyar!
Bulamazsa Lincoln'ün Galatasaray'daki vadesi dolar!
 
 
Linderoth için sevindim
Linderoth'u özel olarak izlemeye devam edeceğim. Zira Galatasaray'da vazgeçilmezlerin başında geliyor. Benim oyun planım bilhassa onun sorumluluğunda. Siz belki görmüyorsunuz ama Linderoth bu takımın her şeyi... Sağlamsa tabii... Görünmez faydalı işler yapıyor çünkü çok koşuyor. Oyuna katkısı çok fazla...
Bana göre orta sahanın beyni üç tane;
Linderoth, Kewell, Mehmet Topal...
Üç daha;
Arda, Barış...
Öteki; Ümit Karan ya da Nonda...

Aaaa Lincoln'ü unuttuk!
Hasan Şaş...
Ayhan...
Aydın...
Serkan...
Mehmet Güven...

Bana Cisse, Baptista falan gerekmez!

Akıllı olacaksın;
Galatasaray bu paraları veremez! Para da vermezsen kalite bulamazsın...
Para da versen kaliteyi bulamazsan iş yapamazsın!
Bu ince bir taştır anlayana...

Polat'ın yerinde ben olsam;
'Transfer kapanmıştır. İhtiyaç duyarsak arada alırız' der, maratona başlarım...

Hasan Şaş'a itibar ediniz...

Galatasaray'ın kadrosu iyidir. Çok büyük paralara adam alıp takım içinde farklı gelirde futbolcu bulundurmak kar değil zarardır. Önünde sonunda bir sorun çıkar. Gelir dağılımı toplumları birbirine düşürüyorsa, takım içinde daha beter fırtına yaratır!
Dikkat!

Bunları düşünmeyenler sezon içinde kök sökecektir.
Tekrar ediyorum;
Galatasaray'a Lucas Neill ve İtandje olursa iyi olur...
Olmazsa sorun yoktur!
Eldeki mevcutlar kazanılsın yeter!
Yıllardır birilerinin gölgesinde kalan Hasan Şaş'a artık gereken değer verilmeli Hasan da aklını başına toplamalıdır.
 
 
Sıvasspor'u kutluyorum
Dün maçı zar zor 1-0 kazandılar. Biraz da ilk maçtaki 2-2'lik deplasman sonucu Sıvas'ı garanti oyuna itti ama sonlara doğru bir gol yeseler elenirlerdi...
83'te gelen gol tura yetti...
Sıvas, geçen seneden beri güç kaybetmiş...
Çok çalışmaları gerek.
Takımın ahengi bozulmuş...
Hırvat Grbalj takımı isimsiz ama daha modern futbol oynuyor. Gücü az ama düşünce zenginliği çok. Beğendim.
Haftaya Portekiz'in Braga takımı ile oynayacaklar. O maç bundan zor olur aman dikkat!
Yine de Sıvasspor, Sıvas'ta ilk kez bir Avrupa turu attı, kutluyorum.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 24. Temmuz 2008, 17:59:35
Galatasaray'IN EN İYİ TRANSFERİ


2005-2006 sezonu tarihler 22 Ocak 2006 Pazar gününü gösteriyor. şikebahçe'yle amansız bir şampiyonluk mücadelesi içinde olan Galatasaray, Konyaspor deplasmanında. Maçın oynanacağı Konya Atatürk Stadı'nda karlar temizlenmiş ancak saha buz pisti gibi. Oyuncular ayakta bile durmakta zorlanıyor. Maç boyunca Galatasaray üstün olarak gözükse de, 2 takımında gol pozisyonu sayıları oldukça az. Anlayacağınız oldukça sıkıcı bir maç.

Maçın sonlarına doğru Galatasaray Teknik Direktörü Eric Gerets, radikal bir kararla daha o zamanlar 17 yaşında olan Aydın Yılmaz'ı oyuna alıyor. Maçta artık dakikalar 90+2'yi gösteriyor. Bütün herkes maçın 0-0 sonuçlanacağını düşünürken, Sabri sağ kanattan sol kanata uzun bir pas atıyor, topu göğsüyle çok güzel kontrol eden Aydın, 2 Konyasporlu oyuncudan sıyrıldıktan sonra ceza yayının üzerinden sert bir vuruşla topu ağlara gönderiyor. Evet bu gol sarı kırmızılı taraftarların aklından hiçbir zaman çıkmayacak bir gol. Bu golün sahibi Aydın ise, o günden beri taraftarın heyecanla beklediği bir oyuncu.

Bu golden sonra genç oyuncu takımda daha çok yer bulmaya başladı. Zaman zaman maç içinde parlasa da, gençliği ve tecrübesizliği yüzünden istediklerini yapamadı. Yine de sarı kırmızılıların o sezon kazandığı "Mucizevi" şampiyonlukta en büyük paylardan bir ona aitti. Ancak o sezondan sonra Aydın için işler pek yaver gitmedi, üst üste 2 kez dizinden ciddi sakatlıklar geçirdi. Formayı üstüne geçirdiği sırada yeniden sakatlanan Aydın, iyice gözden düştü. 2007-2008 sezonu genç yıldız için yeni bir başlangıç olabilirdi. Ancak, genç oyuncu Vestel Manisaspor'a kiralandığını duydu.

Bu karara üzülse de, önünde aynı takıma kiralık gidip, bir yıldız olarak dönen Arda Turan vardı. Kendini göstermek için gittiği Ege temsilcisinde, sakatlıklar yine geçit vermedi. Manisaspor'da kaldığı sürece sakatlıktan kurtulamayan Aydın, ilk yarı bile tamamlanmadan Galatasaray'a geri döndü. Burada tedavisini devam ettiren genç oyuncu, sezonun 2. yarısında İstanbul Büyükşehir Belediye'ye kiralandı. Abdullah AVcı yönetimindeki takımda çok iyi çalışan ve şans bulduğu maçlarda bu şansını iyi değerlendiren Aydın, sezon sonunda çok sevdiği sarı kırmızılı ekibe geri döndü.

İşte genç oyuncunun şu ana kadarki futbol hikayesi böyle. Ancak esas önemli olan bundan sonraki yapacakları. Henüz 19 yaşında olan bu oyuncudan açıkçası ben çok şeyler bekliyorum. Benim fikrime göre, Aydın kendi jenarasyonundaki en önemli yetenek (Arda Turan, Mehmet Güven, Uğur Uçar, Cafercan Aksu, Özgürcan Özcan da bu jenerasyonun içinde).

Aydın'ın en önemli özelliği topla çok rahat olması ve topun ayağına çok yakışması. Yürüyerek adam geçebilen, oyunun yönünü çok iyi değiştirebilen ve kaleyi gördüğü anda çok iyi şutlar çekebilen genç oyuncu, eğer biraz daha güçlenebilir ve bencil oyun yapısından biraz daha uzaklaşabilirse, Türk futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en büyük oyuncu olur.

Genç oyuncu, şu an Almanya kampının yıldızı konumunda. Hem hazırlık maçlarında, hem de antremanlarda gösterdiği performansla Galatasaray kampını izleyen herkesin gözdesi haline geldi. Sarı kırmızılılar Kewell sakatlandı ya da Lincoln oynamıyor diye üzülmesin. Bu sezon eğer bir şansızlık yaşamazsa Aydın'ın sarı kırmızılıların en büyük yıldızı olacağını ve üzerine geçirdiği formayı Arda'da olduğu gibi bir daha bırakmayacağını düşünüyorum. Umarım böyle olur ve futbol seyircisi bu önemli yeteneği izlemekten mahrum kalmaz! 

Enis Berki / http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=8482
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: nengin - 24. Temmuz 2008, 21:40:16
Hababam futbolu

Galatasaray, eksik kadrosuyla sözüm ona bir hazırlık maçı yaptı.Kimin ne oynadığı belli olmayan, futbolun şartı olan bazı hareketlerin hiç birisinin olmadığı bir maçta sadece yedekler sahadaydı. Mesela böyle hazırlık maçlarında kanat akınlarının denenmesi, şut atılması, pozisyon yaratıcı hareketlerin yapılması, toplu hücuma kalkıp çabuk geriye dönülmesi lüzumlu bir şeydi. Ama biz bunların hiçbirini göremedik. Sahada 'hababam' futbolundan güzel örnekler vardı! Yazıya klasik bir filmle devam edelim. İyi, kötü, çirkin.

İyiden başlayalım
Galatasaray'da bana göre iyi olanlar Aykut, Emere Aşık, Volkan, Sabri ve Barış. Dikkat ederseniz, bu saydığım isimler geçen sezon da en iyi oynayanların arasındaydı. Demek ki bunlar sorumluluklarını bilen futbolcular sınıfındaydı. Bu listeyi bakınca Barış, Sabri ve Volkan'ın ilk 11'de yer alacağı kesinlik kazanıyor. Emre ise sakatlanan diğer Emre ile iyi bir yedek olacaktır. Ama şu bir gerçek ki Aykuk, Orkun'dan daha iyi kaleci.

Kötüler
Galatasaray'da belirgin bir değişikliğe gidiş var. Kim olursa olsun yerine yeni isimler alınıyor. Bir-iki maçta gördüğüm birkaç isim vurdumduymazı oynadıkları sürece bu takımda yer bulamazlar. Mesela Nonda. Geçen sene az şans buldu, bu sene ise hâlâ kötüyü oynuyor. Onu işini "Güle güle" ile bitirebilirler. Ferdi ve Yaser, Ankara'dan Galatasaray'a gelen Emre kadar olamadılar. Hâlâ iyi değiller. Hata ettiklerini inşallah geç fark etmezler. Aydın da öyle. Belki yeri değişikti ama yine de çabuk toparlanmalı.

Çirkin
Hem de çok... Ayhan, Galatasaray'ın en tecrübeli futbolcularından biri. Rakibine arkadan gelip tekmeyle vurdu ve kırmızı kartla atıldı. Bu gerçekten çirkin olay. Ama esas çirkinlik bundan sonra başladı. Ayhan hiç susmadan hakeme konuştu, itiraz etti, "Yapmadım" dedi, ama bir türlü susmadı. Yaptığı şeyi nasıl "Yapmadım" dedi, hayretle seyrettim. Ve Ümit Karan... Oynadığı süre içinde kendisine yapılan her harekette adeta makine gibi itiraz etti durdu. Bu itiraz hastalığı Galatasaray'ın başına çok dert olacak. Uyaralım.


OOFFFF OOFFF....
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 25. Temmuz 2008, 13:38:53
Hazır değiller  

Galatasaray'la iki haftadır Almanya'daydım. Kampın ilk bölümü çalışma şartları açısından gayet iyi geçti. Özellikle kamp yapılan Duisburg şehri yaz günü olmasına karşın serindi. Futbolcular bu havaları çalışma açısından çok sever. Nitekim antremanlar gayet neşeli geçti. Tek sıkıntıları ailelerini özlemeleriydi. Sanırım kampın süresi onlara bu nedenle biraz uzun geldi. Şampiyonlar Ligi ön eleme maçları yaklaştı. Herkes takımın hazır olup olmadığını merak ediyor. Ben söyleyeyim, henüz hazır değiller. Bunun nedenleri var tabii ki. İlk başta önemli futbolcular sakat. Takım tam kadro bir türlü çalışamadı. Özellikle defans bloğu hazırlık karşılaşmalarında hiç bir araya gelemedi. Servet sakat, Emre Güngör sakat ve yeni transfer Meira takımla henüz antreman yapmadı.

Meira faydalı olacak
Özellikle defans sorunu beni korkutuyor. Skibbe burada oynanan hazırlık karşılaşmalarında defansın göbeğinde genç futbolcuları oynattı. Ben Murat'ı çok beğendim ama Şampiyonlar Ligi karşılaşmasında oynamayacağını herkes biliyor. Sarı-kırmızılılar iki önemli transfer yaptı. Kewell ve Meira. Kewell'da endişelerim var. Sanki sakatlıkları ile ilgili sorunları hala devam ediyor. İmzayı atıp kampa katıldığı ilk günden beri İngiltere'den getirdiği fizyoterapisti her zaman yanında. Bu benim biraz kafamı karıştırdı. Son antrenmanların birinde de sakatlandı. Araştırdım öyle sert bir pozisyon olmamış. Resmi sitede 'Dizinden sakatlandı' diye yazıldı. Meira ile ilgili beklentilerim ise yüksek. Bana göre iyi bir transfer. Takım için faydalı olacaktır. Sonuçta takım henüz hazır değil ama kaybedilmiş bir şey de yok. İkinci Almanya kampı verimli geçer, şu sakatlık kâbusu da son bulursa Galatasaray Şampiyonlar Ligi ön eleme maçına ve lige hazır olabilir
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 31. Temmuz 2008, 20:55:27
Can Birsay  
SABREDEN KAZANIR!
 
 
Serie A ekiplerinden Udinese'de oynadığı dönemde çok başarılı bir performans sergileyan Morgan de Sanctis, Sevilla'ya gerçekleştirdiği yanlış transferden 1 sene sonra geri döndü ve bu dönemde sadece 7 maça çıktıktan sonra Galatasaray'ın yeni kalecisi oldu.

24 Temmuz'da saat 14:18'de yayımlanan "Galatasaray'ın yeni kalecisi" başlıklı yazımda De Sanctis'in sarı-kırmızılı ekibin kalesini koruyacağını ifade etmiştim. Galatasaray İtalyan file bekçisini alarak oldukça iyi bir transfere imza attı. De Sanctis, bugüne kadar yan toplarda dertli olduğunu düşündüğüm Galatasaray kalesinin derdine son verecek biri. Sanctis hırsı ve refleksleriyle önemli bir isim.

Yetenekli Türk kalecilerimizden Aykut ve Orkun'un Morgan'ın arkasında çok iyi pişeceklerini düşünenler yanılacak. Zira Aykut bir hazırlık maçının ardından "Chech'i alırlarsa değer" şeklindeki ifadesiyle yeni bir kaleci transferine sıcak bakmadığını belirtmişti. Ama sabretmeleri lazım.

Bu arada Aykut ve Orkun'un yetersiz kalacağını düşünenler de Galatasaray'ın geçen sezon 23 golle Süper Lig'in en az gol yiyen takımı olduğunu unutmamalı. Ama ben de Aykut'a rağmen sarı-kırmızılı ekibin Morgan de Sanctis'i alarak iyi bir iş yaptığını düşünüyorum. Udinese'de 194 maça çıkmış olan İtalyan kesinlikle uluslararası derecede başarılı bir isim.

Sevilla'daki kariyerinde Palop'un arkasında kalmış olmasına rağmen 2008 Avrupa Şampiyonası için Donadoni tarafından İtalya Milli Takımı'nın kadrosuna alınan Sanctis, 2006 Dünya Kupası'nda Lippi tarafından sürpriz bir şekilde kadro dışında tutulmuştu.

Kariyerine Serie B'de başlayan De Sanctis gösterdiği üstün performansla Juventus'a transfer oldu. Ama ilk 11 hayalleri dönemin önemli isimlerinden Angelo Peruzzi ve Michelangelo Rampulla'ya takıldı. 1999'da patlama yapacağı Udinese'ye transfer oldu. 2002-2003 sezonu İtalyan için dönüm noktası olurken, ilk 11'i ele geçirdi. De Sanctis en fazla 180 kez çıkabileceği Serie A maçından 174'ünde takımının kalesini korudu. 16 kez de Avrupa Kupalarında kaleye geçen De Sanctis, Udinese ile Şampiyonlar Ligi'nde boy gösterdi.

Mart 2005'te İtalya Milli Takımı'na çağrıldı Sanctis. İlk maçı 0-0'lık İzlanda sınavıydı. Bu maçtan 7 ay sonra Dünya Kupası elemelerinde Moldova'yı 2-1 yendikleri karşılaşmada kaleye geçti. La Liga'ya transferi ise tam bir fiyasko oldu. Palop'un arkasında kaldı ve sadece 7 maçta forma giyebildi. Ama buna rağmen İtalya Milli Takımı kadrosunda yer almayı başardı.

De Sanctis 2008 Avrupa Şampiyonası'na çağırılmayı beklemiyordu. Ne de olsa bir sezonda sadece 7 maça çıkmıştı ama Donadoni onu kadroya aldı. O da bu şaşkınlıkla, "Takım çantasını bile taşıyacak olsam turnuvaya gideceğim için çok mutluyum" dedi.

De Sanctis bir takım üyesi olmayı çok iyi bilen, mütevazi ve başarılı bir isim. Her ne kadar Aykut ve Orkun bu duruma bozulacak olsalar da, yeni takım arkadaşlarından her dersi alarak Galatasaray'a bağlılıklarını göstermeleri lazım. Sanctis de Udinese'ye transfer olduğunda yedekti ve ilk 11 için 2 sezon bekledi. 31 yaşındaki Sanctis'in arkasında sabreden kişi uzun yıllar Galatasaray'ın kalesini korur. Olaya İtalyan kalecinin gözünden bakacak olursak; Sanctis, Sevilla hüsranının ardından Galatasaray tercihini yaparak hem ilk 11'i hem de Şampiyonlar Ligi'ni cebe koymuş oldu.

12-13 Ağustos'ta Şampiyonlar Ligi 3'üncü ön eleme turu maçına çıkacak olan Galatasaray'ın 7 Ağustos'a kadar kesin kadrosunu UEFA'ya bildirmesi gerekiyor. Kewell, Meira ve Sanctis'ten sonra bir forvet ve bir sağ bekle anlaşılabilir.

Galatasaray, şikebahçe ve Trabzonspor'un gerçekleştirdiği transferler kesinlikle çok heyecanlı bir sezona doğru yol aldığımızın kanıtı. Şiketaş'ın transferleri beklenen patlamayı yapmadı ama siyah-beyazlılar hazırlık maçlarında Schalke dahil rakip tanımadan yola devam ediyor.


 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 04. Ağustos 2008, 12:36:00
Yeni lider

Galatasaray’da uzun zamandan bu yana formasını giyemeyen bir futbolcu vardı; Hasan Şaş. Yani, deyim yerindeyse "efsane geri dönüyor".

Çünkü, Almanya kampında teknik direktör Skibbe, taktik çalışmalarında Hasan’ı hep "joker" olarak kullandı. Hasan Şaş da bu çalışmaların meyvelerini yavaş yavaş vermeye başladı. 1860 Münih karşısında sahada bir lider gibi hareket etti. Alışık olmadığımız bir yapıda, gerek oyun okumak gerekse oyun kurmak gibi işleri başarıyla yerine getirdi.

Malzemeye göre oyun

Skibbe, öyle anlaşılıyor ki Lincoln’den gerekli verimi alamayacağından Hasan Şaş’a bu rolü verdi. Şaş da, geçmiş yılların kaybını telafi etmek için yeni bir sayfa açtı. Hücumda bulunan Nonda ve Yaser’e duran toplarda attığı isabetli pasları göze çarptı. Arda’ya attığı 30-40 metrelik kontra toplar da, genç oyuncunun daha genç bir alan bulup oyun kurmasını sağladı.

Ben, Hasan Şaş’ın bu sezon herkese "geçmiş yılları unutun" diyeceğine inanıyorum. Çünkü, Hasan bu ışığı yaktı.

Arayıştaki Skibbe de elindeki malzemeye göre oyun kurmak istiyor. Önce defansta Emre Aşık, Meira ve Volkan’a üçlü defans yaptırdı. Sağ kanatta boşluk bırakıp önce Mehmet Güven sonra Barış Özbek’i sabit defans düşüncesinin dışına attı. Orta alan kalabalık olsun diye bu ikiliye o görevi verdi. Ancak hücumdayken defans eksik kalıyor, açık veriyor. Skibbe ikinci yarıda Sabri’yi oyuna alıp, sağ kanada monteledi. Alman hocanın elinde bir sürü futbolcu var. Kısa zamanda bakalım nasıl bir oyun planı uygulayacak, onu da zaman gösterecek.

Frikikleri kimler kullanacak?

Skibbe’nin bir başka sıkıntısı ise, rakip alanda kazanılan en kritik noktalardaki serbest vuruşları kimin kullanacağını henüz belirlememiş olması. Skibbe’nin sorunları elbette ki bunlarla bitmeyecek. Geniş kadroyu aza indirmek isteyecek. Kimlerin gideceğine kimlerin kalacağına yine o karar verecek. Örneğin Galatasaray’da şu anda 3 hücum adamı var. Bir tane daha almak istiyorlar. Skibbe’nin gerçek sıkıntısı bu mudur? Bunu da zaman gösterecek.

İlhan Söyler / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9577091.asp?yazarid=59&gid=61&sz=7829
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 10. Ağustos 2008, 02:16:18
Golü kim atacak?
08.08.2008
Şu an için Galatasaray’ın en hayati konusu Şampiyonlar Ligi’ne girebilmesi. Gerisi palavra...
3. Ön elemedeki rakibi ise; Stava Bukreş.
Transferi falan bir tarafa bırakın. ARTIK ÜMİDİ KESTİM. Olursa da yine bir Barousso bulurlar... İşin garibi, önümüzdeki Çarşamba, yani beş gün sonra Bukreş maçı var. Bundan sonra Cristiano Ronaldo’yu alsan ne yazar! Takıma uyumu dahi olmaz. Bukreş’e karşı oynayamaz.
 
 
Bursaspor Stava'dan iyi gibi...
Çok tempolu bir maç seyrettim dün akşam. Ama oyuna tempo veren taraf Bursaspor'du. Bu sene Sivas'ın yerini Bursaspor alırsa kimse şaşmasın. Samet Aybaba mükemmel bir takım kurmuş, izlerken keyif aldım.
Bursaspor, Galatasaray'ın rakibi Stava Bukreş'ten daha iyi bir takım gibi geldi bana...
Bir kere;
Bursa çok koşuyor, iyi yerlere koşuyor.
İyi mücadele ediyor, ayakta kalıyor.
Alan değiştiriyor, çabuk çoğalıyor.
Kalecileri İvankov'u neden almamış ki Galatasaray...
Bursa'nın yeni yabancıları da taş gibi. Neden bunları Galatasaray bulamıyor derseniz?
No comment!
 
 
Gol için acı reçete yok!
31. dakikada Bursaspor 8. kornerini atarken Galatasaray'ın daha tek korneri yoktu!
32'de ilk korneri Hasan Şaş attı...
Galatasaray'ın gol atakları saman alevi gibi daha parlarken sönüyor. Gol tesadüflere kalmış. Takımın belli bir etkin atağı ya da gol için acı reçetesi yok!
Bekle ki Ümit Karan düşmeden ayakta kalsın, artistik bir vuruş yapsın gol olsun... O gol onu üç ay idare etsin...
Bekle ki rakip kaleci topu elinden kaçırsın, Nonda golü boş kaleye atsın. Anladın sen onu!
Son zamanlarda boş kaleye de atamıyor ya...
Şimdi ben nasıl derim bu takım Stava'yı yener diye...

 
 
Galatasaray'ın gol horozu daha ötmedi
Ancak gol atmamanın tek sorumlusu da ileri uçtaki Nonda ve Ümit Karan değildir.
Onlara pozisyon hazırlayanlar da havyar keser konumda... Hiçbir şey yapmıyorlar ki... Biraz Arda hepsi o!
Sabri de bir alem elli metreden çatala takmaya uğraşıyor, en olgun ataklar ölüyor...
Galatasaray'ın orta alan filosu seçkin ve becerisi yüksek oyunculardan kurulu. Mehmet Topal, Arda, Hasan Şaş, Ayhan, Barış, Aydın, Mehmet Güven, Sabri, Linderoth, Lincoln, Kewell... Dört kişilik mevkide 11 kişi var ama vur birbirine bir sonuç çıkmıyor.
Bunların son üçü de sakat!
Linderoth, Lincoln, Kewell...
İçinde su olmayan hamam kurnası bunlar... Ne işe yararlar belli değil!
Ötekiler de hala ilk 11'in vazgeçilmezi gibi oynamıyorlar.
O halde kabahatin büyük bir kısmı da Skibbe'de.
Hala Şampiyonlar Ligi'ne girebilecek bir takım yaratamadı.
Oyuncu denemekten bıkmadı.
Yahu şunun şurasında beş gün kalmış Avrupa maçına hala adam deniyor bu Skibbe!. Bilmiyor ki adam olacak çocuk derhal belli olur!
Skibbe de benden kırık not alıyor.
Huyum kurusun böyle keskin konuştuğum vakit birileri bana kırılıyor ama yetti be birader. Bekle, bekle, bekle sabah oldu! Hala Galatasaray'ın gol horozu ötmedi!
Gol olmazsa nasıl tur gelir?
Önemli olan Şampiyonlar Ligi, bizim ligde nasıl olsa birkaç haftaya kadar toparlarsın.
 
 Hasan tek top oynuyor ama kafası da tek fazda kalmış!
Biz Galatasaray'a dönelim.
Galatasaray'ın elinde çok iyi bir kadro var. Skibbe ondan randıman alamadığı için takım bocalıyor. Skibbe hala kanatları oturtamadı. Orta alandan çıkışları düzene sokamadı.
Hasan, Arda, Mehmet Topal, Barış, Aydın... Kimde var bunlar?
Ama Skibbe de başka takımda yok!

Hasan'dan çok ümitliydim bu sene. Hatta uzun zamandır Hasan için bir yazı yazayım diyordum ama bir türlü elim varmıyordu. Neden? Dün gece yine vaz geçtim yazmaktan. Hasan kendini kontrol edemiyor. Ona güvenim bir türlü tam olamıyor. Daha öğrenecek vakti de yok. Olmuş 32, hala rakiple, hakemle uğraşıyor. Kızdım. Oysa Hasan Galatasaray'a hem kaptan hem etkili bir gol silahı olur. Tek top oynamaya da başladı ama kafası hala tek fazda kalmış!
Hal böyle giderse Galatasaray zor gol atar.
Bunun da sebebi golcünün olmaması değil, takımın gole dönük üretim eksiğidir.
Galatasaray daha kıvamına gelemedi ama Bukreş maçı geldi kapıya dayandı.
Endişem bu yüzden!

Bunları net bir şekilde saptamamın sebebi son Bursaspor maçıdır.
Galatasaray yine çok iyi mücadele etti ama yine oturmuş bir kadro göremedik.
Barış ve Sabri hala yarımşar devre sağ bek... Fesüphanallah!
Meira niye yok!
Emre Aşık iyi ama esas çocuk değil...
Tek kazanç Servet. Sakatlığı geçmiş yine cengaver.
Orta alan yine kopuk kopuk...
 
 
Yedek kaleci Sanctis'i de gördük!
İkinci yarı oyuna girerken arkadaşlarıyla el teması çok iyi. Kendine güveni fazla ki herkesle samimi ve ‘haydi arkadaşlar' diye omuzlara vuruyor... Bunlar güzel.
Yandan gelen orta-şut karışımını kurtarışı çok iyi. Topu takibi ve rakibi kontrol edişi benden tam puan!
Ancak; bir ara sağ taç çizgisine kadar gereksiz bir şekilde açıldı. Bunu bizim Aykut yapsa derhal;
‘ya! acele bir kaleci bulun bununla olmaz!
Demez miydik?

Tekrar ediyorum;
Galatasaray iyi kumaş ama hala patron biçilemedi!
Bukreş maçı zor geçecek

OSMAN TANBURACI(sporx.com)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: luckys - 10. Ağustos 2008, 23:06:06
Ahmet Çakır - Zaman - 20.07.2008
Hakan Şükür ve aklın iflası

Haftalardır Hakan Şükür hakkında bir şey yazmamaya özen gösteriyorum.
Çünkü o zor bir dönemden geçiyor ve sükunete ihtiyacı var... Ayrıca onun gibi futbol tarihimize damga vurmuş bir oyuncunun bırakması sırasında haliyle çeşitli sarsıntılar yaşanır. Yani Galatasaray'ın onunla devam etmek istemeyişi, başka kulüplerden gelen transfer önerileri, Hakan Şükür'ün bunlarla ilgili düşüncelerinin gündem oluşturması doğaldır.

Bu durum önümüzdeki günlerde de sürecektir. Gelgelelim, onun önce Cumhurbaşkanı, ardından da Başbakan'la görüşmesinin ardından yapılan yorumlar, ortaya konan varsayımlar insanı dehşete düşürüyor. Üstelik bunlar sadece haber olsun diye yapılan spekülasyonlar olarak da kalmıyor. Örneğin, mesleğimizin doruk noktalarında bulunmuş bir arkadaşımız Hakan'ın federasyon başkanı olma durumunu bana sordu! Yani durum gerçekten dehşet verici. Spor medyasının bir bölümünde normal insan zekasına hakaret olarak kabul edilebilecek bir yığın 'şey' çıkıyor. Şey diyorum çünkü bunlara haber demek haberin ne olduğunu bilmemek anlamına geliyor. Ancak bu kadarı karşısında artık insan pes diyor. Bu durumu, 'spor medyasında aklın iflası' olarak nitelemek abartılı olmaz sanıyorum. Normal zeka düzeyindeki her insan henüz futbol oynama aşamasındaki birinin federasyon başkanı filan olamayacağını, belediye başkanlığı için de insanların çok daha değişik niteliklere sahip olması gerektiğini kestirebilir.

Bu tür görüşler ileri sürenler ülkelerine de hakaret ediyorlar! Burası ilkel bir Afrika kabilesi değil. Federasyon ya da belediye başkanlıklarına insanların nasıl gelebileceklerine ilişkin süreçler, kurallar ve gelenekler var. Örneğin, Hakan Şükür'ün federasyon başkanı olması için en az 10 yıllık bir süreye gereksinme duyacağı ortada. Üstelik bu süre içinde o konuyla ilgili işler yapması, örneğin kulüp ve federasyon yönetim kurullarına girerek deneyim kazanması şart. Tersinden giderek de bu durumu rahatlıkla anlayabiliriz. Bir an için onun gerçekten federasyon başkanı 'yapıldığını' düşünelim. Bunun oluşturacağı sorunların kısa sürede bir kaosa dönüşmesi ve onun da deneyimsizliği yüzünden yapacağı hatalar sonucunda birkaç ay içinde arkasına bile bakmadan kaçacağını kestirebilmek çok mu zor? Adapazarı gibi zorlu ve sorunlu bir kentin belediye başkanlığını siz eğlence mi sanıyorsunuz? Hakan Şükür'ün ünü ve popülaritesi bu sorunların çözümünde nereye kadar etkili olabilir? İşin aslı şu: Hakan Şükür, Euro 2008 sırasında sessiz kalarak üzüntüsünü kendi içinde yaşamayı ve taşımayı başardı. Ancak sonrasında biraz ortalıkta görünme isteği duydu. Onun gibi yaklaşık 20 yıldır sürekli doruklarda yaşayan biri için de bunu normal bir psikolojik ihtiyaç olarak görmek gerekir. Onun şu anda neler yaşadığını anlayabilmek için daha önce o çaptaki başka oyuncularla ilgili bir sorudan yardım isteyebiliriz: Siz hiç Hakan Şükür oldunuz mu?

Rıdvan Dilmen haklı

Onun konuyla ilgili tepkisini gördüğümde benden önce davrandığını düşünmüştüm. Rıdvan Dilmen büyük takımların yeni sezon öncesindeki durumlarını değerlendirirken, hazırlık kamplarından gelen birtakım 'standart haberlere' tepki göstermişti. Falan hoca oyuncuların pestilini çıkarttı, filan hoca bu sezon bizi tutamazlar dedi, oyuncular bu sezonki kampın harika geçtiğini söyledi türünden 'laflar' bunlar. Laflar ama kimi zaman habersizlikten sayfalarda palamut gibi yer alabiliyor...

Dilmen, tepki oluşturabilecek sözler etmekten özellikle kaçınan biri. Yorumcu olarak gerekli ilgiyi zaten gördüğünden, bunun dışındaki birtakım saçmalıklarla ilgi çekmeye filan çalışmıyor. Üstelik söyleyeceği en sert sözleri bile kadife birtakım örtülerle sarıp sarmalamayı çok iyi beceriyor. Örneğin, Yıldırım Demirören'in kulübünü ne kadar kötü yönettiğini söylemeden önce, onun nasıl bir Beşiktaşlı olduğunu ve kulübüne katkılarını belirtmekte yarar görüyor. Ondan sonra 'yapamadı' diyor. Bu özenine karşın Dilmen'in sözleri tepkiye yol açtı. Akşam'da Alaettin Metin arkadaşımız olaya sağlam bir noktadan girdi. 'Önce gel, bu kamplarda haber peşinde koş, ondan sonra konuş' anlamında sözler etti. Elbette ki haklıydı ama Rıdvan Dilmen'in söylediği bu değildi.

Ardından TSYD'nin de bu konuda tepkisinin söz konusu olduğu bana sözlü olarak ifade edildi. Ancak bu kadarının fazla olacağı kanısındayım. Çünkü işin özünde Dilmen haklı. Kamplardan da başka yerlerden de çok fazla 'standart' haber geliyor. Muhabir arkadaşların sahici haberlere yöneltilmesi konusunda hepimize görev düşüyor. Dilmen de bunun için bir kıvılcım çakmış oldu.

Gurbetçinin 'öldüren' sevgisi!

Takımlarımızın yurtdışı maç ve kamplarında yaşanan durumlar daha sık gündeme girmeye başladı. Daha önce Milli Takım'ın hazırlık kampı sırasında yaşanan durumlar bugünlerde sık sık tekrarlanıyor. Gurbetçi taraftarlar, takımlarına ve futbolculara duydukları sevgiyi gösterme konusunda kural tanımıyorlar. Bu da kaçınılmaz olarak birtakım tatsızlıklara yol açabiliyor.

Bu durumun oluşturduğu sıkıntılara biz de sık sık tanık oluyoruz ve gurbetçiler genellikle şöyle dert yanıyor: Ağabey, şu kadar kilometreden buraya geldik. Bir imzayı ya da fotoğraf çektirmeyi bize çok görüyorlar! Yani durum onlara böyle görünüyor. Buna karşılık kulüp yöneticileri, teknik adam ve futbolcular bu tür isteklerle baş etmenin olanaksızlığından yakınıyor. Taraftara gerekli ilgili göstermeleri halinde çalışmak için 1 dakika bile zaman bulamayacakları belirtiliyor.

Bu bakımdan, gurbetçi taraftarların sevgisi biraz 'öldürücü' bir boyut kazanabiliyor. Onlar ise bunu asla kabullenmek istemiyor. Yaşadıkları toplumda kurallara uymanın ne kadar önemli olduğunu biliyorlar. Ancak Türklerin bulunduğu ortamlarda bu kuralların o kadar da önemli olmadığını düşünüyorlar. Bu kapsamda işlerin daha kötü bir noktaya doğru gittiği gözleniyor. şikebahçe otobüsünün camlarının kırılması orada, bildiğim kadarıyla ilk kez yaşanan bir olay. Bunu yapanın Galatasaray formalı biri olduğu yolundaki ifade herkesi rahatlatıyor... Allah selamet versin!
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: toxic - 14. Ağustos 2008, 11:53:28
Korkak

Lafı baştan söyleyeyim: Skibbe tam bir korkak. Takım kadroları elimize geldiğinde gözlerime inanamadım. Tam 4 stoper! Tekrar baktım, gözlerimi oğuşturdum ama nafile. Takım kadrosunda yazılanlar doğruydu, baskı hatası da yoktu. Servet, iki Emre, Meira. Hakan Balta ile beş defans oyuncusu. Bize Barcelona çıktı da bizim haberimiz mi yoktu acaba? Çok savunmacıyla iyi savunma yapılır kuralı yıkılalı yıllar olmuş, gol de atmamışız. Galip gelmemiz lazım ama sahaya çıkan takım şaka gibi. Sabri, Ayhan, Barış gibi safkan orta sahalar kulübede otururken, Meira'dan oyun kurması bekleniyor. Tüm bu olan biteni alt alta, üst üste, yan yana yazdığımda denklemin sonunda eşittir Skibbe tam bir korkak. Hangi takımın hocası olduğunun farkına varamayan, hangi tarz bir mücadele içinde olduğunu anlamayan bir korkak. İlk onbeş dakikada manzara ortaya çıktı. İki şok gol stajyer Alman'ın aklını başından aldı. Galatasaray'ın üst üste beş pası 20. dakikada yaptığını diyeyim rezilliğin boyutunu siz anlayın.

Bu lig Skibbe ile bitmez
Koca bir ilk yarı bir yan toptan karambol golü ve tek bir pozisyonla bitti. İkinci yarıya herkes doğru yolu bulacak, doğru değişiklikler yapacak diye beklerken tek orta saha oyuncusu olan Topal'ı çıkartıp Barış'ı alınca benim kalemim düştü. Artık o saatten sonra bu maçla ve bu hocayla ilgili teknik, taktik herhangi bir eleştiri yapma şansım kalmadı. Skor elbette önemli, bu bir Şampiyonlar Ligi ön eleme maçı. Ama kara mizah örneği bir takım çıkartıp bu kadar kötü ve kısır bir futbol oynatmaya hiç kimsenin hakkı yok. İyi oynayan oyunculara gelince... Arda, Nonda ve Hasan için güzel şeyler yazmak gerekir. Ama takımın kimyası o kadar bozuk ki oyuncularla ilgili eleştiri yapmaya da hakkımız yok. Bunun üzerine hakemin berbat yönetimiyle ilgili zaten söz bile söylemeyeceğim artık. Aha buraya yazıyorum, bu lig Skibbe ile bitmez!..
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 14. Ağustos 2008, 12:14:56
Turu pek sanmıyorum


Galatasaray sezona başlanabilecek en kötü şekilde başladı. 2008-2009 sezonunda oynayıp oynayacağı en mühim maçlardan birinin, belki de birincisinin Şampiyonlar Ligi’ne vize özelliği taşıması Skibbe’nin şanssızlığıydı.

De Sanctis transferinden önce, "Cech veya Buffon gelmeyecekse kaleciye ne gerek var" diyen Aykut’un yediği gol ayrı bir şanssızlıktı. Altı adet stoper özellikli futbolcu artı bir de kaleciyle sahaya çıkan Galatasaray’ın, 14 dakika içinde iki gol yemesi şanssızlıkların imparatoruydu.

Nonda’nın hatrını sormalı

Burada futbolculara veya Skibbe’ye faturayı kesmek kolaycılık olur. Mali darboğazdan yıllardır geçip duran Galatasaray’ın 14 milyon, 20 milyon her neyse o kadar milyon Euro’luk gelirden mahrum kalmasına yol açabilecek bu maç ancak camia halinde kaybebilebilirdi.

Galatasaray, 2-0’dan sonra anlık bir titreme yaşadı ve Nonda’nın göz yaşartırıcı performansı ile beraberliği yakaladı. Skibbe, Galatasaray’da kalıcı olursa, böyle bir zaman bulursa her idmandan önce Nonda’ya gidip halini hatrını sormalı, bir dediğini iki etmemeli.

Toparlanması gerek

Altı stoperli takım, 14 dakikada 2-0 geriye düşmez. Düşer de, o takım Galatasaray olamaz. Bu fikri bir an önce aklına yerleştirmeli Galatasaray.

Skibbe’nin takım tarafından özümsenmediği yolundaki haberler çok da uydurma olmayabilir. Arda Turan, maç sırasında Skibbe’ye gidip gelip bir şeyler anlattı. Detayı tribünden bilmem mümkün değil fakat futbolcu yönetim taraftar kulübe herkesin şöyle bir toparlanması lazım.

Galatasaray Steaua’yu eler mi, pek sanmıyorum. Umudum var ama, umudumu destekleyecek bir veri bulunmuyor elimde.

Kanat Atkaya / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9657455.asp?yazarid=25&gid=61&sz=52443
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 14. Ağustos 2008, 12:17:28
Elveda


Galatasaray yönetimi hiç vakit kaybetmeden Almanya'ya gidip Lincoln'ün eski kulübü ile konuşarak oturacak ve 'Alın kardeşim, madem istiyorsunuz biz de veriyoruz' diyerek geri dönecekler.

Lincoln tamam. Biz oyuna geçelim...

Önce sen yaktın için. Gel de sen söndür diyenlerin başında Aykut geldi. Kendisini yükseklerde hissetti. Başka kalecilere kendini mukayese etti. Ondan sonra kendisini toplumsal hayal dünyasında gezdirmeye başladı. Yaptığın hata Galatasaray'ın dünyasını karattı. O kadar basit, madem sen kalecisin, güven de sen de, hayal kırıklığı da sende...

O hatayı yapmasan, belki de Galatasaray'ın oyun kalıbı işleyecekti. Ama her şeye rağmen Skibbe'nin lider olarak seçtiği Aykut'tan sonra ikinci bir kahramanı Lincoln oldu. Kendisini büyük gören ama aldanan hayaller içinde geçen bir oyuncu. Galatasaray'a geldiği zaman bugünün futbolcusu diye lanse ettik. Tüm hakimiyetini sahada yansıtacak diye düşündük ama yanıldık. Bir an önce postalanması lazım.

DEVLER LİGİ'NE HAVLU ATTINIZ

Arda yerli malı ama Lincoln'e on basar. Ver liderliği ona bakın neler yapar. Yani saldım çayıra mevlam kayıra... Bu genç yaşta takımı yönetir. Galatasaray öyle bir takım ile karşılaştı ki fizik gücü, boy ortalaması yüksek bir takım. Maça gelirken, 'Herkes ne olur?' diye sordu. 'Galatasaray gol yemesin yeter' dedim Ama Cimbom öyle goller yedi ki, haklı çıktım. Galatasaray devamlı santrfor arıyor. Nonda veya ona benzer futbolcuların var. Sen onu arayacağına saha yönetmenini ara...

Sevk ve idareyi yapacak futbolcuyu bul. Bulamasın. O da piyasada yok. Onun için kendi yağın ile kavrul. Lider mi; lider Arda olur. O kanatta yapacağı marifetleri orta alanda ve hücumda da yapar. Sana ne işler çıkartır biliyor musunuz. Siz bile şaşırırsınız. Her gün bir santrfor alacağız diye kimseyi oyalamayın. Parayı da sokağa harcamayın. Çünkü Şampiyonlar Ligi'ne bana göre havlu attınız. Sağdan soldan gelecek paraları başka yerlere harca. Galatasaray'ın yediği goller taraftara ızdırap verdi. Onları çıkartmak o kadar zor ki. Bunu yapmakta çok zor. Rakip Bükreş. Bu takım her zaman gol atar. Acabalarla işimiz yok. Bana göre şampiyonlar Ligi'ne elveda..

İlhan Söyler / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9659436.asp?yazarid=59&gid=61&sz=52443
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 14. Ağustos 2008, 12:20:07
Vay be, Skibbe!


VAY be!!! Alman Skibbe... Korkunu bu kadar belli etmeye, orta alanda yaratıcı elemanlardan savunma adamları adına feragat etmeye kalkarsan bedelini böyle ödersin.

Yarısı defans, yarısı atak felfesine sahip bir takımla hem de evinde rakibine ürktüğünü hissettirirsen 13. dakikada 2-0 yenik duruma düşersin. Hücumcu Nonda, Lincoln, Hasan, Arda ve defansta stoperler Emre Güngör, Emre Aşık, Servet, Meira, Mehmet Topal ve Hakan Balta. Nerede oyunun iki tarafını da oynayabilecek bir Ayhan? Meira, bu akşam için hazır mı? Bırakalım hepsini, bitik Hasan Şaş ve Lincoln ile, haziran ayının egosuyla şişik Mehmet Topal ve takım haliyle hazır olmayan bir Galatasaray.

Kaybolan Cimbom...

15 milyon Euro kazanabilecek Şampiyonlar Ligi’ne kalırsa. Dün Galatasaray’ın ne tarihine ne ismine ne de bugünkü ekonomisine vakıf bir takım vardı sahada. Teknik direktöründen başlayan, kalecisiyle devam eden, defansıyla büyüyen ve orta sahasıyla ortadan kaybolan bir Galatasaray vardı sahada. Kaleci Aykut, maçın daha başında yaptığı büyük hatayla Galatasaray kalesini dün gece bir başkasına devretti. Hakan Şükür’ü yolcu eden yönetim, kenarda oturacak adamlar transfer etmek yerine dün geceyi kurtaran adam Nonda’ya partner bulsalar daha iyi olmazmıydı?

Hasan Şaş’ın yetenekleri kimse inkar etmez. Ama oynadığı yavaş, adam eksilterek mesafe kateden futbolu artık oynanmıyor. Steaua’nun yaptığı gibi ayağa hızlı pas, çabuk yerleştirme, ani ve hızlı kontratak fizik gücüne dayalı oyunu takım oynuyla bütünleştirmek. Steaua biraz daha tecrübeli olabilseydi Şampiyonlar Ligi biletini çoktan almıştı.

İşimiz zor

G.Saray ne kafa, ne fizik, ne de kenar yönetimiyle dün geceki maçın önemini kavrayan bir skora imza koymadı. Arda’yı kutlamak lazım. Ayaklarındaki dermanın bittiği yerde, kalbindeki forma sevdası bitmedi. Sonuç olarak Galatasaray’ın Bükreş’te kazanmaktan başka çaresi yok. Agresif seyircisiyle kendi evinde çok baskın oynayan Steaua’ya karşı G.Saray’ın işi zor.

İlker Yasin / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9657665.asp?yazarid=98&gid=61&sz=52443
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 14. Ağustos 2008, 12:43:26
Galatasaray seyircisinin üç yıl önce Gheorghe Hagi’ye yaptığı hatadan dönüşü mükemmeldi. Hagi’nin, Galatasaray teknik direktörü olarak ASY'ye çıktığı son doksan dakika olan Denizlispor maçında kendisinden esirgenen veda dün gece görkemli bir biçimde gerçekleşti. O gün “I love you Hagi” diye bağıranların engellenmesinin tam tersi yaşandı. Galatasaray tarihindeki ender kara günlerden birinin unutturulması için binler bu kez maç başlamadan hançerelerini yırtarcasına büyük insandan özür dilediler.

Galatasaray taraftarının büyük jestini maç başlar başlamaz Aykut oyun içinde gerçekleştirdi. Bomboş pozisyonda rakibe ikram ettiği golle Galatasaray'ı geriye düşürdü. Kaleciliğin büyük ölçüde beyinsel hazırlık ve rahatlık duygusundan kaynaklandığını gösteren hata umarım Aykut’un kariyerinde unutacağı bir geceye dönüşür.

Michael Skibbe, Galatasaray orta sahasındaki direnci Sabri ve Barış yerine Meira'dan kullandı. Steau'nun en etkili silahı olarak görünen Moreno’ya Meira’yla adam markajı yaptırılması Galatasaray’ın son yıllarda karşılaşmadığı bir durumdur. Skibbe 2. golden sonra Meira’yı Moreno’nun üzerinden çekerek daha olumlu futbol oynamasına imkan tanıdı. Mehmet Topal’ın formsuzluğu da dikkat çekicidir. Son ayların en başarılı oyuncusunun yaptığı pas hatalarını saymaktan yoruldum. Nonda’nın tek forvet oynaması Galatasaray’ı gerçek anlamda ilerde yalnızları oynamaya itti.

Arda Turan ise Galatasaray'da yenilgiye isyan eden isimdi. İki sezon önce M. Boleslav elemesindeki performansına yaklaşarak Galatasaray’ın sezona skandal bir sonuçla başlamasını engellemeye çalıştı.

İkinci yarıda oyuna alınan Barış, orta sahadaki dağınıklığı bir ölçüde toparladı.

Steau Bükreş’in iki akın bile olmayan pozisyonda bulduğu gollere rağmen Galatasaray eksiklerinin dönüşüyle turu Romanya'da geçebilir. Böylesine formsuz bir Galatasaray’ın karşılaşma oynamayacağını ve Rumenlerin bu kadar şanslı olmayacağını varsayarak Şampiyonlar Lig’ine daha yakın olduğumuzu düşünüyorum

Ö.Ural Kükner / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=126705,10,48
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: ua_dodo_Bumblebee - 14. Ağustos 2008, 12:53:13
ne olursa olsun ben geçen sezonki gibi takımıma inanıyor ve güveniyorum. destek olalım. herkes hata yapabilir.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 14. Ağustos 2008, 13:03:35
 Skibbe de mucit çıktı


EURO 2008'de Milli Takım'la yarı final oynayan Sabri ile Ayhan kulübede oturuyor.. 2004'te final, 2006'da dünya dördüncüsü olan Portekiz'in savunma göbeğinde görev yapan Meira ön libero oynuyor. Stoper Emre Güngör sağ bekte görev yapıyor.. Steaua maçına Galatasaray tam dört stoperle çıkıyor. Bu takımı kim yaptı? Tabii Skibbe.. Biz Kalli'ye mucit diyorduk, Skibbe daha mucit çıktı. "Giden geleni aratır" derler ya Galatasaray Skibbe ile uzun maratonda çok saçbaş yolar; Kalli'yi arayacağı günler yaşar. Oyuncuların yerini değiştiren ve maceraya yelken açan Skibbe ne kadar çapsız bir hoca olduğunu daha ilk ciddi maçtan itibaren belgeledi.
Tamam; Skibbe hatalı kadro yaptı. Peki Ümit Davala'nın hiç mi suçu yok? Böyle bir kadroya insan itiraz etmez mi? Emre Güngör'ün sağ bek olmaycağını, Sabri'nin hücum bekliğini daha iyi yapacağını, Meira'nın stoperde oynaması gerektiğini, Ayhan'ın topu kullanma becerisinin yüksek olduğunu Skibbe'ye söylemez mi? Türkiye'nin en iyi orta saha elemanlarına sahip takım Galatasaray, Steaua önünde orta sahayı kontrol edemedi. Eğer, Galatasaray elenirse sorumluları önce Skibbe, sonra Davala ve Alman hocayı göreve getiren yönetim olur.

FRANSIZ HAKEM REZALETTİ

Steaua'nun kadrosu uzun boylu oyunculardan oluşuyordu. Galatasaray'ın rakibini bozması için yerden ayağa oynaması gerekiyordu. Hasan-Arda-Nonda-Lincoln-Meira gibi isabetli pas yapabilecek oyuncular vardı. Ama Galatasaray'ın ısrarla havadan oynamasına Skibbe seyirci kaldı. İlk 13 dakikada yenen iki şok golü takım seyirci sayesinde atlattı. Aykut'un ilk goldeki hatası affedilemezdi. Nonda'nın golü itici güç oldu. Maç boyu Steaua'yu kollayan Fransız hakem, Lincoln'e Pawel'in yaptığı penaltıyı gördü, vermedi. Adil bir hakem olsaydı Nicolita sahada kalmazdı.
Ben Ayhan ve Sabri'nin ikinci yarı gireceğini düşündüm ama yanıldım. Skibbe kızdığı Topal'ı çıkarıp Barış'ı aldı. İkinci yarıya fırtına gibi giren Galatasaray'a Nonda'nın attığı ikinci gol umut kapısı oldu. Arda, Servet, ve Nonda'nın hırsı galibiyete yetmedi. Skibbe'nin Hasan'ın yerine Erhan'ı alması hataydı. Hasan çıkacaksa, Barış sağa geçer Ayhan da orta alana konurdu. Atalarımız boşuna "At sahibine göre kişner" dememişler.

Levent Tüzemen / http://www.sabah.com.tr/tuzemen.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 18. Ağustos 2008, 11:31:53
LEVENT TÜZEMEN: SEZGİNSİLİN... (SABAH)

Zorlukları aşmanın iki yolu var; ya zorluk yaratanı değiştirirsiniz ya da zorluklara yaklaşımınızı değiştirirsiniz. Galatasaray yönetimi ikinci yolu seçip Steaua maçında sahaya çıkardığı yanlış onbirden sonra Skibbe'nin kulağını çekmiş. Kesin söylüyorum, Kayseri maçı öncesi kadro oluşumu konusunda Skibbe'ye karşı başkan Polat destekli bir "Sezginsilin" olayı yaşanmış. Kayseri önünde Sabri ve Meira yerinde oynadı, Ayhan da göbekte Topal'ı rahatlattı.

Arda'nın yokluğunda Galatasaray rakip kaleye gidemedi. Tekniği zayıf Barış kanat bindirmelerini yapamadı. Servet-Meira uyumu üst düzeydi. Portekizli derinlemesine attığı paslarda isabetliydi.

İlk yarıda Galatasaray'ın göze çarpan en önemli zaafı fizik gücünün yetersizliğiydi. Bu durum da 15 günlük kamp döneminde iyi çalışılmadığının belgesidir. Bir hoca 15 günde takıma 4 gün izin verirse ve çift idman yaptırmazsa o hazırlık kampı değil tatil kampı olur. Kalli dönemini yaşayan oyuncuların, "Bu nasıl idman?" dediğini biliyorum.

Bu doğru takıma Arda girecek. Ancak Kewell oynadığında Arda sağ tarafa geçince verimi düşüyor. Galatasaray'da Lincoln hazır görünmüyor. Kewell oynarsa Arda, Lincoln'ün görevini rahat üstlenir. Hücumda Hasan Şaş-Arda-Kewell-Nonda dörtlüsüyle dört dörtlük bir uyum yakalanır.

KAZIM KANAT: LİNCOLN VE ŞAŞ FARKI (SABAH)

G.Saray kötü oynarken iyi oynayan Kayserispor'un elinden bu kupayı nasıl aldı? Bu sorunun cevabı basit. G.Saray büyük takım! Kayserisporlular alınmasın; şunu demek istiyorum. Kazanmak için iyi futbol oynamak yetmez. Bu maçın teknik yorumunu yapmak istemiyorum. Eğer yapacak olursam Kayserispor'u çok övmem lazım. Övsem diyecekler ki, tabelaya bak.

Bir oyuncuya daha özel paragraf açmak istiyorum. G.Saray-Steaua maçında yuhalanan oyuncu. Bu oyuncuyu yuhalayanlar şimdi ne düşünecekler? Kaleci Aykut Erçetin, 2 muhteşem vuruşu (Topuz ve Eren) üst düzey bir kaleci gibi kurtardı. Kurtarmasa kimse laf söyleyemez. Tek başına maçı çevirdi

G.Saray'a antrenör Skibbe konusunda acımasızca eleştiri yapanlar 45 hafta sonra mahcup olurlar. Çünkü G. Saray'da çok güzel şeyler oluyor. Bunu medya göremiyor, seyirci gördü bile. Hakan Şükür diye bağırmıyorlar. Tam tersi Shabani Nonda ve Harry Kewell'e sevgi gösterisinde bulunuyorlar. Bu çok önemli.

ZAFER ERTEM: MÜTHİŞ CİMBOM (FOTOMAÇ)

Skibbe muhtemelen Adnan Sezgin'in baskısıyla mevcut kadro içinde en idealini dün gece sahaya sürdü. Eğer G.Saray, Steaua karşısına bu kadro ile çıksaydı adım gibi eminim tur İstanbul'da garanti altına alınmış olurdu. Neyse ölmüş ile olmuşa çare bulunmazmış. Ama rövanş için G.Saray'a bir mucize gerek, ben bunu bilir bunu söylerim.

Devre arasında ciddi bir fırça gelmiş ki G.Saray'ın değişmeyen 11'i ikinci yarıya fırtına gibi girdi. 10 dakika içinde Nonda 4 kez topla buluştu. Lincoln harika paslar attı. Sabri dirildi. Hasan iğne deliğinden top geçirmeye başladı. Kewell'ın oyuna girdiği ilk dakikada da ona golünü attırdı. Hemen bir sonraki atakta bu kez Kewell'ın asistinde Nonda farkı ikiye çıkardı. Hasan Şaş'ın inanılmaz hareketler yaptığı 2. yarıda G.Saray'in 20 dakikalık baskısı Kayseri'yi bitirdi. G.Saray tek devrelik futbolu ile daha önce F.Bahçe ve Şiketaş'ın aldığı Süper Kupa'yı müzesine götürürken, Kewell ve Nonda'nın futbol şovuyla gecenin kazananı oldu.

YAŞAR YALÇIN: TAŞLAR OTURUNCA (FOTOMAÇ)

Galatasaray ile Kayserispor sezonun ilk kupası için Almanya'da karşı karşıya geldi. Benim bu zamana kadar izlediğim Galatasaray çok hazır olmamasına rağmen kupayı alacak tecrübeye sahip görünüyordu.

Alman hoca doğruları yapınca, ilk yarı ne kadar kötü oynansa da ikinci yarı farklı bir Galatasaray vardı sahada. Bu defa gol pozisyonları yakalayan Alman hocanın takımı oldu. Kewell oyuna girer girmez attığı kafa golüyle takımını öne geçirdi.

Galatasaray kupayı aldı ama bana göre daha takım olamadı. Özellikle sakat futbolcuların iyileşip bir araya gelememesi Cimbom için büyük bir handikap oldu. Umarım özellikle Bükreş maçına kadar Arda ve Ümit iyileşir. Bu karşılaşmada da görüldü ki Arda'sız hücum gücü adeta yok gibi.

MEHMET DEMİRKOL: SKİBBE YENİ SAFTİG GİBİ (MİLLİYET)

Kayserispor'un buralara kadar gelmesinde Mehmet Topuz'un payı çok büyük. Ancak bundan daha ileri gidememesinin ilk sebebi de o olabilir. Yeteneklerine ve çalışkanlığına hayran olduğum bu genç adam sonsuz inisiyatif kullanmanın da ötesinde bir tavır sergiliyor.

Mehmet Topuz'un bir numara büyüğü ise Hasan Şaş. O tabii ki daha görmüş geçirmişi Topuz'un. İkinci yarıda Galatasaray oyun merkezini biraz daha öne taşımayı başarınca Hasan Şaş'ın, kısa deparlar, çalımlar ve gol yollarını dolduran diğer işleri ne kadar şık yapabildiğini görme şansı bulduk. Hasan Şaş eğer takım geriye yaklaştığında, riskli adam geçme çabaları yerine topu koşturmaya yönlense şampiyonun en önemli silahı olacak, hatta Lincoln'ü kesecek. Yoksa dün ilk yarıda olduğu gibi kendi takımına zarar verecek.

Ve hocaların tercihleri. Tolunay Kafkas takımını geçen sene olduğu gibi bir büyük gibi oynatmaya çalışıyor. Bu güzel ama sonuç almak zor. Skibbe'ye gelince. Salı günü detaylı olarak ele alırız. Ama elindeki iyi kadroya rağmen bende bir Rainhard Saftig izlenimi bırakıyor.

http://www.sabah.com.tr/haber,4ACCAD093FF340C6A31090193F04EAF9.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:19:11
Skibbe uyandı
18.08.2008
Duisburg'da oynanan Süper Kupa finalinde birkaç nokta dikkatimi çekti;
1-Soydaşlarımız çok mutlu,
2-Skibbe doğruyu buldu,
3-Kayseri iyi takım. Mehmet'in topuzu kaçık…

Galatasaray'ın elinde iyi bir kadro var.
Mıncıklamazsan, saçmalamazsan başarırsın!
Kayseri karşısına çıkan kadro ideal kadro. Belki iki değişiklik olur.
Sadece Aykut tartışılır. Aykut'un iki kurtarışı üç de hatası var!
Yani ne Şam'ın şekeri ne Arab'ın yüzü…
Aykut belki de Galatasaray'da beyefendiliğinden ötürü en sevdiğim oyuncu, ancak çok eksikleri var;
1-Kalenin içine çakılıyor.
2-Topu oyuna sokarken hata yapıyor.
3-İkilemde kalıyor. Karar vermekte zorlanıyor.
Bu üçü bir kaleci için çok önemli.
Bir kez daha tekrar ediyorum;
Aykut, Fatih Terim zamanı geldi. Terim, Hagi, Gerets, Kalli, Skibbe...
Beşi de 'bir kaleci alınsın' dedi... (Ya da hep Mondragon oynadı. Kötü olduğu zamanlarda dahi...)
Bu beş hoca da yanılmıyor ya!...
Bitmedi. Beş sene içinde Aykut Galatasaray kalesini ele geçirmeliydi. Oynadı-oynamadı anlamam!
Kimseye Galatasaray kalesi 'buyrun gelin, siz oynayın' diye açılmaz!
O KALEYİ FETHEDECEKSİN!
Aykut bu beceriyi ve güveni veremedi...

 
 
İlk yarı felaket!
İlk dakika dolmadan Hakan Balta hata etti, Mehmet Topuz kaptı daldı, erken vurdu, aut!...
Arkasından iki korner ikisi de tehlike. Biri üstten dışarı, öteki üst direkte patladı.
Kafayı vuran da aynı adam; Purovic!
Hiç mi tedbir alınmaz!
Hiç mi Aykut çıkıp yumruk atmaz.
Belki de Aykut haklı defans uyumsuz. Aykut da onlar vuracak diye bekliyor, vuran yok! Kabahat Aykut'un oluyor.
Bu da haksızlık.
Peki hal böyleyse Skibbe nerede?
Çözümü o bulacak!
Bunlar gol olsa S. Bükreş maçı tekrarı olurdu…. Yazık!

Kayseri'nin daha birçok tehlikeli atağı var.
Ya bunlar da gol olsa Galatasaray altından kalkamazdı.
Devre bitti, Galatasaray'ın tek hücumu yok!
Maç bitti Galatasaray'ın tek korneri yok!
Kayseri 7 veya 8 korner atmış...

Ben nasıl Galatasaray iyiydi diyebilirim.
Kendimi de, sizi de, takımı da kandıramam!

Galatasaray Süper Kupa'yı aldı ama onda da üç önemli katkı maddesi var;
1-Kewell şansı
2-Hasan Şaş farkı
3-Mehmet Topuz megalosu...

Bunlar birleşince Galatasaray maçı 2-1 aldı.
Goller ikinci yarı oldu.
Kayseri 87'de attı. Yani biraz ‘ııh' bi maç!
Üstelik önümüzde S. Bükreş maçı var.
Üstelik Süper Lig başlıyor...
Galatasaray'ı zehir gibi görmek istiyorum…

Bunları böyle yazmam Galatasaray'ı kötülemem değil!
Tam tersine iyi takım olduğuna inandığım için tez elden Skibbe'nin bunu görmesini istediğim içindir.
Galatasaray yanlış oynatılmazsa Bükreş'ten de turla gelir!
Skibbe uyanmalıdır.
1-Korkunun ecele faydası yok,
2-Şampiyonlar Ligi'nin Galatasaray'a faydası çok!
 
 
Flaş, flaş, flaş… Alt yazılar
Meira; Çok daha iyi olacak, biraz daha zaman gerek. Song'u aşar.
Mehmet Topal; Bu çocuk defansif özelliklere sahip, Skibbe, Topal'ı Bükreş maçında ileri oynattı. Rakibe basacak gol kovalayacak ama pasla ama şutla sonuca gideceksin dedi... Mehmet Topal bu değil! Topal defansif özelliklerini daha çok kullanıp atak kesecek, kazandığı topu oyuna sokacak. Bükreş maçında tam tersi oldu orta ikilideki Meira savunma görevci yaptı, Topal ileri kaydı. Bence Topal'ı mükemmel bir gelecek bekliyor. Bu çocuk üstün yetenek…
Lincoln; Türkiye Lincıln'ün sırrını çözdü. Sert yapıyorlar Lincoln pısıyor. Bir keresinde Lincoln topa hakimken Mehmet Topuz üzerine doğru vuracakmış gibi geldi Lincoln korktu pozisyonu kaybetti. Lincoln iki maçtır 90 dakika oynuyor. Pişerse ne ala… Yoksa dibi tutar yanar! Galatasaray da yanar! Lincoln iyi ama sonuç yok.
Hasan Şaş; tam bir saatli bomba ne yapacağı, ne zaman yapacağı berlli eğil. İlk yarı sapır sapır döküldü, ikinci yarı bukle bukle döküldü. Kewell'e attırdığı gol görsel güzellikte finale kalır! Hasan Şaş böyle oynarsa Bükreş de evde kalır! Hasan Şaş'tan medet ummak yağmur duasına çıkmak gibi bir şey… Lincoln ve Hasan Şaş oynasın Galatasaray uçar!... Oynamadan sahada gezerlerse takım ruhu ‘eter' olur uçar!
Harry Kewell; Adam olacak çocuk bellidir! Kewell, Süper Kupa'yı aldıran adam oldu bir de sağlam olsa da 90 dakika oynasa… Seyri zevk olur. Keşke Bükreş'e karşı oynasa…
Galatasaray maçı kazandı ama hala bir şeyler eksik…

Almanya'daki soydaşlarımız için mükemmel bir gündü.
Duisburg'da Hasan'la sohbet ateşliydi. Eski Yeşilköylüymüş… Hemşeri çıktık.
Parkta ‘yoga' yapan kadınları seyrettim.
Düsseldorf'ta Beşiktaşlı Coşkun'u tanıdım. Gökhan'ı tanıdım bu çocuklar bizim evlatlarımız, orada doğup büyümüşler ama yüreklerinde hep Türkiye var. Futbolu da iyi biliyorlar, Kayseri'yi de takdir ediyorlar ama Shalke'yi, Werder Bremen'i gördükten sonra bu futbolu yemezler!

osman TANBURACI


www.sporx.com
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:23:38
Bir ilk yarı ki!

Galatasaray'a mevsimin ilk kupası diyar- ı gurbette nasip oldu. Aslına bu maç için yazılacak o kadar çok şey var ki. Ama şimdilik bazı şeylerin düzelmesini beklemekte yarar var. Süper Kupa finalinin ilk 45 dakikası Kayseri için alkışlanacak bir oyun oldu. G.Saray için ise inanın bana utanılacak bir 45 dakikaydı. Düşünebiliyor musunuz? Koca G.Saray koca 45 dakikada tek pozisyon bulamadı. Buna karşılık Kayserispor'un 3 ciddi pozisyonu vardı ki görülmeye değerdi. Bu pozisyonların ikisini Aykut kurtardı, biri de direkte patladı. Bu 45 dakikada seyircilerin yüzleri asıktı. İkinci yarıda G.Saray artan bir tempoyla, hele Kewell oyuna girdikten sonra maça hakim oldu. Kewell oyuna girer girmez attığı golle G.Saray'ı ayağa kaldırdı. Nonda ise ikinci golü attığında G.Saray çok rahatlamıştı. Ancak son 15 dakikada öyle bir Kayseri fırtınası esti ki aman Allah. Mehmet Topuz'un bir gol attı, ikinciyi de atacak denilirken Selçuk Dereli düdüğü. Galatasaray'da birkaç futbolcu için bir şeyler yazmak isterim.

Kewell taht kurar
AYKUT: Israrla ve inatla yerini korumaya devam ediyor. Benim korkum Sanctis'in geçen sezon bir-iki maçta oynayıp giden Barusso gibi olması. Soru basit. Madem ki Aykut'a bu kadar güveniyordunuz, neden Sanctis'i aldınız? Onca paraya yazık değil mi?
KEWELL: Kaliteli olduğu kesin. Bir futbolcu kafayı kaldırıp pas vereceği yere bakarsa her zaman kazanır. Kewell da öyle biri. Attırdığı ikinci gol onun kalitesine yakışır cinstendi. Kewell bu oyunla taraftarın gönlünde taht kurar.
NONDA: Gol için yaratılmış bir futbolcu. Hangi şartlarda olursa olsun ona top getirdiğinizde mutlaka gol için kaleye yolluyor. Bu, sırtında 9 numara yazan santrforun en büyük özelliğidir. Nonda'yı harcamak, onun yerine adam almakla olur. Yöneticilerin aklında olsun.
HASAN ŞAŞ: Biraz daha gayret et, göreceksin ki olacak. Dünkü mücadeleni beğendim.


İsmet TONGO


http://www.fotomac.com.tr/yaz1772-50110-130.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:24:36
Müthiş Cimbom

Doğru kadroyu bulmak için G.Saray'ın kasasına 15 milyon euro girmesi beklenen Şampiyonlar Ligi'ne katılmayı riske atmak mı gerekirdi. Skibbe muhtemelen Adnan Sezgin'in baskısıyla mevcut kadro içinde en idealini dün gece sahaya sürdü. Eğer G.Saray, Steaua karşısına bu kadro ile çıksaydı adım gibi eminim tur İstanbul'da garanti altına alınmış olurdu. Neyse ölmüş ile olmuşa çare bulunmazmış. Ama rövanş için G.Saray'a bir mucize gerek, ben bunu bilir bunu söylerim. Artık sahaya sürülecek doğru kadronun bile şansının az olduğunu düşünüyorum. Gelelim dün geceye sakatlıklar nedeniyle zaten Cimbom'un elinde sınırlı kadro vardı. İlk yarıda kadro doğru ama bu kez futbolcular isteksizdi. Meira ile Servet yan yana ideal ikili oldu. Zaten doğru olan bu ikilinin yan yana oynamasıydı. Kaleci Aykut daha dikkatliydi. Hakan Balta, Sabri, Lincoln, Barış, Ayhan ilk yarının G.Saray adına en tutuk oyuncularıydı. Kewell kulübedeydi zaten. Kayserispor, Gökhan Ünal'ı vermiş ama forvetine iki kaliteli isim almış. Puroviç ve Aghahowa ligi sallayacaktır, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Zaten Puroviç'in kafa şutunun direkte patlaması G.Saray adına şanstı.


ZAFER ERTEM



http://www.fotomac.com.tr/yaz1360-50110-121.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:25:49
Yarım SOS

Skor yazarlarından olmadığımız için gecenin sonundaki tabela rakamlarına bakarak "harika", "süper" yazıları döktüremeyeceğim. Kayseri maçı başlarken kadroya bakıp en azından Skibbe'nin eldeki mevcut üzerine "gölge etmediğini" gördük. Son iki yazımdan dolayı şimdiden tescilli Skibbe düşmanı sıfatını almış birisi olarak ilk yarı sonunda haksız çıkmaya hazırken, yine haklı olmanın dayanılmaz ağırlığını sırtımda hissettim. Kayserispor sahaya çift santrforla çıkıyor, İstanbullu renkdaşı tek. Tamam Chelsea'de Drogba ile tek santrfor oynuyor, az pozisyon buluyor ama az pozisyon veriyor. Bakın Skibbe'nin güya savunmayı sağlam, orta sahayı kalabalık tutan anlayışına rağmen ilk yarının hakimi Kayserispor, üçdört net pozisyonu kaçıranı da yine Orta Anadolu'nun yıldızları. Eee nerde kaldı tek santrforlu sağlam futbol mantalitesi.

Kewell'ın muhteşem dönüşü
Nonda'yı arenaya gladyatörlerin arasına salıp gerisini seyretmek mi? Koca bir ilk yarı Steaua maçı için hayal kırıklığı üretti. İkinci yarı sadece Lincoln ceza sahasına daha yakınlaşınca takımın çehresi değişti. Nonda gezgin ve paylaşımcı oynayınca da markajdan kurtulup rahat oynadı. Takım ileri çıkınca Hasan Şaş'ın muhteşem yetenekleri resital sundu. Galatasaray kendisi gibi oynamaya başladı, baskı yaptı, rakibine pozisyon verdi ancak pozisyonlar yakaladı. Kewell'ın muhteşem dönüşü, Ayhan'ın standart formu, Meira'nın yerindeki performansı gecenin umut vadeden yönleriydi. Steau maçı bu yılın en kritik mücadelesi. Yapılan onca yatırımı bir anda anlamsız kılabilecek bir potansiyele sahip. Skor kimseyi aldatmamalı, ilk golü yedikten sonra açılan Kayseri faktörünün de bu sonuçta etkisi var. İlk yarıda güçlü olarak çalan SOS uyarısını ciddiye almak lazım.


ŞÜKRÜ KANBER


http://www.fotomac.com.tr/yaz1644-50110-122.html

Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:27:01
Karizmanın tillahı!

Çok önceydi. Yine Selçuk Dereli'yle arızalı biten bir maçın ardından ağır konuşmuştu Hasan Şaş: "İstersek karizmanın tillahını yaparız!" E o yapmayacak da ben mi yapacağım. Dünya 3.'sü olmuş takımın en elemanter öğesiydi Hasan. Brezilya'ya attığı golü, o üst vuruşla ağların tepesini deldiği şutu hatırlayın! Anımsanan ne varsa yolu Hasan'a çıkıyor artık. Çıkacak daha doğrusu. Yine Dereli'ye, kendisine yapılan her hareketin ardından o gözlerini devire devire bakışı; 'Çakıcam şimdi o olacak!' hali o bakışlarının. Sonra 'Uymayayım şuna!' diye düşünüşü ve ilk yarım saati rakipten neredeyse 3 yiyecek hale gelmiş bir maçı koparma isteği... Her şeyi Hasan'ın karizmasına taşıdı futbol değirmeni... Kewell elbette ki. Son iki senesini sakatlıklarla geçirmiş o kifayetsiz Hasan'ın ne yapacağını nereden biliyorsa; kanaviçeye son ilmiği attı oyuna girdiği anda.

Büyük takım olmak
Gol sonrası Hasan'a koşması ne kadar doğru! (Unutmadan Hasan'ı iki yapılmış bir maçın sonuna doğru oyundan alıp alkışlatmak da ayrı bir teknik adam doğrusudur!) G.Saray bir maçı değil bu düşünüşü kotardı aslında. Kayseri, Anadolu'nun yüz akıdır. 'Şiiri ve kavgayı seviyorum' demişti Tolunay çok önceleri. Kavgacı ve şiir gibi top oynayan bir ekip kurmuş genç usta. Ama ustalık G.Saray'ın hanesine götürdü kupayı. Sahada basmadık yer bırakmadan oynayan ama sonuca gitmek için gerekli şeyleri yapamayınca ustaların karizmasına teslim olmak zorundasınız. Büyük takımın büyüklüğü burada belki; ders alırken bile vakarı korumak. G.Saray ilk yarı bütün bir lig boyunca ne yaşayacağını gördü bu ilk yarıda... Bundan sonrası mı? Skibbe'ye, Hasan Şaş'a ve yapacağı ortadan evvel o uyanık bakışı ve sezgileriyle kafasını hep havada tutan radar oyuncuya; Kewell'a kalmış.


hakan DİLEK


http://www.fotomac.com.tr/yaz1782-50110-127.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:27:54
Taşlar oturunca

Galatasaray ile Kayserispor sezonun ilk kupası için Almanya'da karşı karşıya geldi. Benim bu zamana kadar izlediğim Galatasaray çok hazır olmamasına rağmen kupayı alacak tecrübeye sahip görünüyordu. Ancak maçın ilk yarısında sahada Kayserispor vardı. Çok akıllı oynadılar. Ayağa isabetli paslarla Galatasaray kalesinde üç gol pozisyonu yakaladılar. Bu karşılaşmada Skibbe, "Bükreş maçında yanlış kadro ve dizilişte oynatmadım" dediği takımında bu defa bana göre taşları yerine oturtmuştu. Defansın göbeğine Servet'in yerine Meira'yı çekip, orta sahada Barış ve Ayhan'a da görev vermişti. Alman hoca doğruları yapınca, ilk yarı ne kadar kötü oynansa da ikinci yarı farklı bir Galatasaray vardı sahada. Bu defa gol pozisyonları yakalayan Alman hocanın takımı oldu. Kewell oyuna girer girmez attığı kafa golüyle takımını öne geçirdi.

Arda'nın iyileşmesi şart
Bu gol ilk yarıda iyi oynayan Kayseri'yi moralsizliğe iterken, Galatasaray'a da ayrı bir motivasyon sağladı. Hemen arkasından Shabani Nonda'nın akıllı golüyle de farkı ikiye çıkardılar zaten. Son dakikada Mehmet Topuz'un golü ise Kayseri'nin tek sayısı oldu ama kupa için yetmedi. Galatasaray kupayı aldı ama bana göre daha takım olamadı. Özellikle sakat futbolcuların iyileşip bir araya gelememesi Cimbom için büyük bir handikap oldu. Umarım özellikle Bükreş maçına kadar Arda ve Ümit iyileşir. Bu karşılaşmada da görüldü ki Arda'sız hücum gücü adeta yok gibi.


YAŞAR YALÇIN

http://www.fotomac.com.tr/yaz1270-50110-128.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:30:35
Sezginsilin...
Zorlukları aşmanın iki yolu var; ya zorluk yaratanı değiştirirsiniz ya da zorluklara yaklaşımınızı değiştirirsiniz. Galatasaray yönetimi ikinci yolu seçip Steaua maçında sahaya çıkardığı yanlış onbirden sonra Skibbe'nin kulağını çekmiş. Kesin söylüyorum, Kayseri maçı öncesi kadro oluşumu konusunda Skibbe'ye karşı başkan Polat destekli bir "Sezginsilin" olayı yaşanmış. Kayseri önünde Sabri ve Meira yerinde oynadı, Ayhan da göbekte Topal'ı rahatlattı.
Bu doğru kadroya rağmen ilk yarıda Galatasaray'a top göstermeyen bir Kayseri vardı. EURO 2008'i Tolunay Kafkas ile izledim. Tolunay Hoca, İspanya'nın çok paslı ve önde pres yapan oyun sistemini takımına yüklemeye çalışmış. Bu Kayseri ligin tozunu atar. Özellikle Kayseri ilk 45'te önde pres yaptı, çok koştu, kanatları kullandı, topun olduğu yere iki kişiyle basarak Galatasaray'ın ayağa pas oynamasına izin vermedi ve biri direkte patlayan üç tane net pozisyon buldu.

TAKIM İYİ ÇALIŞMAMIŞ
Arda'nın yokluğunda Galatasaray rakip kaleye gidemedi. Tekniği zayıf Barış kanat bindirmelerini yapamadı. Servet-Meira uyumu üst düzeydi. Portekizli derinlemesine attığı paslarda isabetliydi.
İlk yarıda Galatasaray'ın göze çarpan en önemli zaafı fizik gücünün yetersizliğiydi. Bu durum da 15 günlük kamp döneminde iyi çalışılmadığının belgesidir. Bir hoca 15 günde takıma 4 gün izin verirse ve çift idman yaptırmazsa o hazırlık kampı değil tatil kampı olur. Kalli dönemini yaşayan oyuncuların, "Bu nasıl idman?" dediğini biliyorum.
İkinci yarı Sabri ileri çıkınca Galatasaray hareketlendi. Kewell-Barış değişikliği sonrası Hasan'ın sağa geçmesi Galatasaray'ın şansı oldu. Hasan'ın ısrarla sıfıra inip arka direğe kestiği topu Kewell kafayla ağlara bıraktı. Sağlam bir Kewell takıma güç katar. Nonda'nın golünde de Kewell'in pası mükemmeldi.
Bu doğru takıma Arda girecek. Ancak Kewell oynadığında Arda sağ tarafa geçince verimi düşüyor. Galatasaray'da Lincoln hazır görünmüyor. Kewell oynarsa Arda, Lincoln'ün görevini rahat üstlenir. Hücumda Hasan Şaş-Arda-Kewell-Nonda dörtlüsüyle dört dörtlük bir uyum yakalanır.

 
LEVENT TÜZEMEN

http://www.sabah.com.tr/tuzemen.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:31:37
Lincoln ve Şaş farkı
G.Saray kötü oynarken iyi oynayan Kayserispor'un elinden bu kupayı nasıl aldı? Bu sorunun cevabı basit. G.Saray büyük takım! Kayserisporlular alınmasın; şunu demek istiyorum. Kazanmak için iyi futbol oynamak yetmez. Bu maçın teknik yorumunu yapmak istemiyorum. Eğer yapacak olursam Kayserispor'u çok övmem lazım. Övsem diyecekler ki, tabelaya bak.
Ben şu gerçeğe izin verirseniz eleştiri sınırını zorlayacağım. Allah aşkına söyleyin şu 10 numaralı futbolcu, hani adı Cassio Lincoln olan... Hani biraz tarif edeyim. G.Saray'da 10 futbolcunun aldığını tek başına alan adam. Ayıptır be, adam tam bir... Ağzıma geleni söylesem mahkemede tazminat öderim. Bir tarafta Hasan Şaş, öbür tarafta Lincoln. Şaş için yüreğini sahaya koyan adam gibi klasik laf etmiyorum. Sadece basit bir laf ediyorum. Lincoln 10 numaralı futbolcuysa, Şaş 100 numaralı futbolcu.
Bir oyuncuya daha özel paragraf açmak istiyorum. G.Saray-Steaua maçında yuhalanan oyuncu. Bu oyuncuyu yuhalayanlar şimdi ne düşünecekler? Kaleci Aykut Erçetin, 2 muhteşem vuruşu (Topuz ve Eren) üst düzey bir kaleci gibi kurtardı. Kurtarmasa kimse laf söyleyemez. Tek başına maçı çevirdi

G.SARAY'DA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR
Bir lafım da Sabri Sarıoğlu'na... Her şeyini sahaya veriyor. Ama mesleki ahlak konusunda çok ciddi sorunları var. Rakibe faul yapıyor, ben yapmadım diyor. Topu kendisi taca atıyor, pas veren arkadaşına kızıyor, sonra da tribünlere bir şey anlatıyor.
Maçın teknik yorumuyla ilgili iki ciddi laf edelim. Türkiye'de çok beğendiğim Süleyman Hurma kaleci seçiminde (Souleymanou) hata yaptı. Buna rağmen Kayseri bu sezon iyi futbol oynayarak zirveyi zorlar. G.Saray'a antrenör Skibbe konusunda acımasızca eleştiri yapanlar 45 hafta sonra mahcup olurlar. Çünkü G. Saray'da çok güzel şeyler oluyor. Bunu medya göremiyor, seyirci gördü bile. Hakan Şükür diye bağırmıyorlar. Tam tersi Shabani Nonda ve Harry Kewell'e sevgi gösterisinde bulunuyorlar. Bu çok önemli.
MESAJ: Hakem Selçuk Dereli, mükemmel bir maç yönetti. Maç yönetti diyeceğim ama eleştirim şu. Kendisine eleştiri yapan, verdiği kararları eleştiren yani maçın otoritesini sarsan oyuncalara sarı kart göstermedi. Sen niye korkuyorsun Dereli? Futbolcu senden korksun.

 KAZIM KANAT

http://www.sabah.com.tr/kanat.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:33:59
Galatasaray 2. yarıda haketti


DÜN akşam maçın ilk yarısı bittiğinde ismi büyük ama sahada oynanan futbolu küçük maç diye düşünmüştüm. Ancak ikinci yarı sahada farklı bir görüntü vardı. Futbola yakışır bir şeyler izlemeye başladık. Bunun neticesinde pozisyonlar, goller Süper Kupa'ya bir anlam kattı. İkinci yarıda farkı yaratan taraf Galatasaray oldu. Kayserispor hazır değildi. Eksikleri vardı. İlk yarı bir şeyler yapmaya çalıştı, ikinci yarı vitesi küçültünce Galatasaray oynaması gerektiği gibi oynamaya başladı ve yılın ilk kupasına uzandı. Ancak şunu belirtelim ki Kayserispor'da tek vites küçültmeyen Mehmet Topuz... Dün akşam Kayserispor'un kaptanı en etkili oyuncusuydu. Şu gerçek ki Galatasaray, rakiplerine yüklendiği zaman başarılı oluyor. Maçın ilk yarısında hemen hemen hiç hücum yapamadı. Rakip kaleye hiç gidemedi. Kenar oyuncuları bir orta bile yapamadılar. Ama ikinci yarıda Sabri'nin ileriye daha çok çıkmaya başladığını, özellikle de Hasan Şaş'ın Galatasaray'ı sürüklediğini izledik dün gece. Skibbe, eldeki kısıtlı malzemeye göre Steaua maçından daha dengeli bir kadro çıkarmıştı sahaya. Defans oyuncuları, orta saha oyuncuları kendi bölgelerinde görev yaptılar. Bir tek Barış, daha önce de olduğu gibi sağ kanat oyuncusu olmadığını gösterdi. İkinci yarıda Kewell değişikliği bu nedenle doğru. Ayrıca Kewell'ın girer girmez gol atması da doğru değişikliğin tatlı bir ödülü oldu. Futbol kaliteli oyuncularla oynanıyor. Galatasaray'da dün akşamki gibi bir Hasan Şaş'ın, Kewell gibi bir yıldızın performanslarını yükseltmesi gelecek için olumlu bir sinyal. Ancak, Lincoln için çok iyi şeyler söylemek mümkün değil. Dün akşam yine yıldız futbolcu kimliğinden uzaktı. Nonda, Galatasaray gibi ilk yarı durgundu ama ikinci yarı o da takımın etkili isimlerinden biri oldu. Skibbe'nin yine kalede Aykut'u tercih etmesi onu kaybetmemek adına doğruydu. Ama Aykut ilk yarıda öyle bir yan topa çıktı ki o formayı De Sanctis'e kaptırabilir. Sonuçta Steaua maçından sonra Süper Kupa'yı almak ve özellikle 2. yarıda oynanan futbol, G.Saray için iyi bir moral ve gelecek için iyi bir sinyal oldu.


CÜNEYT TANMAN


http://www.takvim.com.tr/tanman.html

Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:35:26
Welcome!


KRONOMETRELER 68. dakikayı gösterdiğinde Barış yerini Harry Kewell'e bırakıyor, Hasan Şaş sağ kanata geçiyordu. Ama ne geçmek... Bir topu aldı iki rakibini safdışı bıraktı, sıfıra kadar girip nefis bir ortayla Harry Kewell'a adeta "Hoşgeldin" yaptı. Kewell da ortanın hakkını mükemmel verdi. Oysa ilk 45 dakika boyunca gözlerimiz Galatasaray'ı sahada arayıp durmuştu. Duisburg Stadı'nda her yer Sarı-Kırmızı bir Türk gecesine tanıklık ediyordu. Çoğunluk Cimbom'dan yanaydı ama Sarı-Kırmızılı ayaklar oysa bu yarıda 3 pası bir arada yapamadı. Orta saha top tutamadı, kanatlar, özellikle sağ taraf etkisizdi.


***

Nonda tek top alamadı. Bu olumsuz görüntü Kayseri'ye yaradı tabii ki.. Her kaptıkları topla Galatasaray'ın kalesine indiler. Gol şansları buldular, bir topları da Karadağlı Purovic'in vuruşundan top direkten döndü. (Aykut'un bu pozisyonlara seyirci kalmasına ne yazık ki devam ediyor.) Galatasaray'ın tek pozisyonu bile yoktu. Skibbe'inn ilk 11'i ideale yakındı. Meira yerine gelmişti. Zaten Servet'le birlikte hatasız oynadılar. İkinci yarıda Galatasaray oyuna ağırlığını koydu.


***

Harry Kewell'ın özlenen gelişi de gerçekten muhteşem oldu. Hasan'ın ortasına nefis yükseldi, Nonda'ya attırdığı golün pasında da adeta gözümüzün pasını sildi. Bu gol sezonun ilk kupasının da müjdesini veriyordu. Gerçekten Kewell, sol kanadı ayağa kaldırdı, kariyerini belgeledi. Galatasaray oyunu ciddiye aldığında iyi işler yapacağını gösterdi. Hazırlık maçlarının oturmamış futbol görüntüsü ikinci yarıda düzeldiğinin sinyallerini verdi. Belki de beklenen ve özlenen böyle bir galibiyetti. O da lige az bir süre kala hem de kupayla birlikte geldi. Sonuçta geçen sezonu şampiyon kapayan Galatasaray, yeni sezona da kupayla başladı. Müzesindeki bir eksiği kapattı. 


HASAN TANKAYA
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 19. Ağustos 2008, 01:38:04
'Başladı ayol'

18.8.2008



Başlama vuruşunu yapan sarışın bomba bakıyor ki, sporcular endamına takılmış kıpırdamıyor ‘başladı ayol’ diyor. Son iki müsabakasında da endama takılmışlardan farksız, Galatasaraylı futbolcular. Bir türlü oyuna giremiyor, umutla bekleyenleri de kahrediyorlar. Sanki birbirini tanımayan 11 kişi sahaya dizilmiş, didişmekte.
Kayserispor gerçekçi ve tempolu. Galatasaray’ın ilk anda, gol yemesine de ramak kaldı. Yine duruş defosu ve Topuz’un salvosu. Az farkla dışarı. Sonra Purovic’ten direkte patlayan kafa. ‘Yan ortada, kalenle rakip arasında mı, yoksa adam rahat vursun diye arkasında mı durman lazım Balta?’
Hadi duruş hatası oldu! Böylesi isteksizlik, temposuzluk ve pas hatası nasıl oldu? Kendinizi toparlamaya mecbursunuz birader. ‘Devre arası nane-limon koklatır ve belki takımı kendine getirir ve bu arada bir tez(!) konusu daha üretirler dedim’. Oldu galiba! Daha diri gibiler.
Skibbe ‘sakatlarım var’ diyecek ama ilk yarının sakat futbolu nedenlerini yine es geçecek. Kafkas’a ne demeli peki? Önemli adamları sakat ‘gık’ demiyor, takımı da  iyi oynuyor. Buyrun Abdullah ve Eren... Tolunay’ın dolunay gibi ışıldayan gençleri.
66 dakika hiçbir şey yapmayan Galatasaray, henüz giren Kewell’la golü buldu. Şaş’ın şahane ortası ve Avustralyalı’nın belkide yaşamında attığı en erken golü: 1-0. Şu vaziyet ‘futbolda her zaman iyi oynayan kazanmaz’ vaziyetinin Duisburg versiyonu mu? Öyle ki, Nonda ikiledi: 2-0. Sonra Topuz dakika 89 ve 2-1.
Kayserispor oynadı, Galatasaray Süper Kupayı kazandı. Tebrikler. Ama ilk yarılar arızalarına mutlaka çare bulmalı Skibbe. her zaman papaz pilav yemeyebilir, top ta direkten dönmeyebilir! Di mi


OĞUZ DİZER
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: hagiAS90 - 20. Ağustos 2008, 22:47:04
Cimbom gene götürür işi... 

 

 
Cehennem sıcaklarına denk gelecek gene ama başlayacağı için mutluyuz. Evet Süper Lig’den söz ediyorum.

Adettendir sezon öncesi tahminler yapılır kim şampiyon olur, kim düşer, kim gol kralı olur diye.

Kimileri oyunun doğasını bildiğinden ya da çözdüğünden abartmadan, önemsemeden ve de baymadan tahminlerini söyler.

Kimileri de futbolu bir bilim zannedip çok derin ama bir o kadar da boş analizler sonucunda fikrini söyler ve gizli gizli Nobel ödülü bekler. Oysa her şeyi bir ıska belirliyor bu oyunda.

Gerçi her iki akıma da ihtiyaç var.

Geçen sezon Galatasaray’ın şampiyonluk hikayesine baktığımızda bunu kolayca anlayabiliriz.

Geçen sezon bir takımı şampiyonluktan mahrum bırakacak ne kadar bela varsa Galatasaray’ın başına gelmişti. Beş maç saha kapatma cezasıyla lige başlayan Galatasaray, ligi hocasız ama şampiyon bitirmeyi başarmıştı. Bu şampiyonluğu bilim hâlâ açıklayamıyor!

Gelelim 2008-2009 sezonuna...

Ortam aynı. Üç büyüklerden birinin şampiyon olacağını söylemek için Von Braun olmaya gerek yok sanırım. Peki kim ne yapar?

Mevzuyu abartmayan kanadın bir neferi olarak tek cümleyle öngörüm şudur:

“Galatasaray şampiyon olur, olmazsa ikinci olur ve her şey son hafta belli olur”

Nasıl ve neden sorularını duyar gibiyim.

Kadrolar, takım tertibi, taktik anlayışı ekseninde olaya bakmadığımı ve bu gibi unsurların hiç de umurumda olmadığını öncelikle söylemem gerek. Tek bir kriterim var. O da teknik direktörlerin nüfusa kayıtlı oldukları ülke!

Eğer Alman teknik direktörünüz varsa şampiyonluğu ya son hafta alırsınız ya da verirsiniz. Mücadeleden kopma şansınız yoktur, son dakikaya kadar

Eldeki tüm veriler bunu gösteriyor. Üç büyükler söz konusu olduğunda Alman hocaların büyük bir hezimete imza attıklarını hatırlamıyorum.

Uzun lafın kısası Skibbe’nin pasaportu şampiyonluğu belirleyecek diyorum.

şikeci ikinci olur ve Aziz Yıldırım gene çıldırır.

Şiketaş kanımca gene çatlar. Bunu söylerken de kadrosu, oyun düzeni gibi unsurlara gene bakmadığımı söylemem gerek.

Şiketaş’a lastik patlatacak neden kulübü kimin yöneteceği konusundaki kaos ortamı olacak. Şiketaş’ı taraftar mı yönetecek yoksa seçilmişler mi?

şikeci ve Galatasaray global futbola entegre olmak için dönüşümlerini büyük ölçüde tamamladı, ürünleştiler markalaştılar.

Şiketaş bu anlamda çok sancılı bir dönem geçiriyor. Kafasının ne kadar karışık olduğunu görmek için de Freud olmaya gerek yok.

Gol kralı açık ara Semih olur dersem itirazı olan çıkmaz herhalde.

Bakalım bu sezon neler olacak?

Belki de hiç beklemediğimiz bir şampiyon, bir gol kralıyla tanışırız.

Adettendir sezon başı ahkâm kesilir dedik, dediğimizi de yaptık.
 
Yazar:Mansur Forutan

Güzel bir yazi... :)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 22. Ağustos 2008, 01:20:38
BU TAKIM MUCİZELERİ SEVER!
Turkcell Süper Lig’de 2008-2009 sezonu öncesinde şampiyonluk mücadelesi verecek takımları incelemeye, şikebahçe'nin ardından Galatasaray ile devam ediyoruz. Geçtiğimiz sezonun şampiyonu Galatasaray, bu sezon da yaptığı nokta transferlerle şampiyonluğun en önemli adaylarından biri.
Sezon başında Michael Skibbe’yi takımın başına geçiren Galatasaray’da, Alman teknik adamın nasıl bir performans sergileyeceği merak konusu. Sarı-kırmızılı takımda geçtiğimiz sezona kıyasla artıların yanında eksiler de var. Ve takımın şampiyon olup olamayacağını artıların eksilerden fazla olup olmayacağı belirleyecek. 

Sporx.com editörü ve yazarı Fatih ŞAMLIOĞLU işte bu konuyu masaya yatırıyor. Yapılan transferler isabetli mi, Hakan Şükür’ün yokluğunda takım gol sıkıntısı çekecek mi, ya bugüne dek Galatasaray’ın en önemli artısı olan gençler… Gençler forma şansı bulabilecek mi? Harry Kewell transferinden sonra arda nerede oynayacak… Fatih ŞAMLIOĞLU bu konuları ve daha fazlasını yazdı. İki bölümden oluşacak yazı dizisinde ilk olarak Skibbe’nin değişim ve gelişim için iyi bir tercih olup olmadığı, hazırlık maçlarındaki kötü sonuçlar ilerisi için olumsuz bir sinyal mi olduğu sorularının yanıtlarını bulacaksınız…


FELDKAMP'IN BIRAKTIKLARI
Turkcell Süper Lig'de 2007-2008 sezonunda mucizevi bir şampiyonluğa imza atan Galatasaray, yeni sezona oldukça iddialı bir şekilde hazırlandı. Kulüp temelinde yapılan radikal değişiklikler, sponsor firmalar ile yapılan yeni anlaşmalar, tesisleşme yönünde atılan dikkatli, seri adımlar ve yapılan başarılı transferler Galatasaray'ı yeni sezon öncesinde şampiyonluğun en büyük adaylarından biri konumuna getirdi.



Yapılan tüm başarılı hamlelere rağmen Galatasaray için bu sezonun geçen sezondan çok daha zor geçeceği bir gerçek. Çünkü Galatasaray yönetimi geçen sezon değişim rüzgarlarına yelken açarken geminin dümenine deneyimli teknik adam Karl Heinz Feldkamp'ı getirmişti. Değişim için Feldkamp yerinde bir tercih iken, değişimin gelişime dönüşmesi için Michael Skibbe Galatasaray için iyi bir tercih olarak gözükmüyor. Feldkamp ile Skibbe arasındaki ufak nüanslar Galatasaray'ın gelecekteki kaderine de doğrudan etki edecek. En başta da söylediğimiz gibi Feldkamp değişim için biçilmiş kaftan, Skibbe gelişim için yapılan basit bir hamle!..

DÖNÜŞÜM VE GELİŞİM
Çünkü, Feldkamp Galatasaray'da çalıştığı ilk döneminde disiplini ile ön plana çıkmıştı. Alman teknik adam tam manasıyla astığı astık kestiği kestik bir diktatördü. Yönetim de değişimi ancak Feldkamp gibi diktatörle yapabilirdi. Deneyimli teknik adamı yaptığı onca yanlışa rağmen yöneticiler zaman geldi kan kustu ama "Kızılcık şurubu içtik" diyerek Alman hocanın arkasında durdu. Son altı haftada, yönetim stratejik bir manevrayla Feldkamp’ı gönderip sorumluluğu futbolcuların sırtına yükledi. Futbolcuların diktatör Feldkamp’a olan nefreti, Alman hocanın gönderilmesinden sonra anında aile kenetlenmesine dönüştü ve şampiyonluk takım içinde oluşan bu sevgi ve dostluk sayesinde yakalandı. Sonuç; Galatasaray krizden beslenerek şampiyon oldu!

BİTTİ ARTIK O DİKTATÖRLÜK!
Karl Heinz Feldkamp sonrası yönetim Galatasaray'ı yine bir Almana yani Michael Skibbe'ye teslim etti. Feldkamp diktatör bir Almandı. Skibbe ise yumuşak huylu bir Alman. Galatasaray bir ölçüde buz gibi iklimden sıcak bir iklime geçti. Yurtdışında ilk kez görev yapacak olan Skibbe için herkes "Suya sabuna karışmaz, işine bakar" diye konuşuyor. Hazırlık maçları sonrasında Skibbe'nin yorumlarına baktığımız zaman, zaten Alman teknik adamın karakter sentezini rahatlıkla yapabiliriz. Skibbe, kötü bir sonuçtan sonra Feldkamp gibi başarısızlığa kulp takmıyor. Futbolcularını eleştirmiyor, yorumlarında kelimeleri seçerek kullanıyor. Yaşının verdiği (43 yaşında) enerji ve algılamayla futbolculara sıcak davranıyor. Futbolcu da yumuşak huylu, diyalog kuran hocalara bayılır. Her şey iyi giderse sorun çıkmaz.



Ya işler ters giderse…

İşler ters giderse… İşte o zaman futbolcudan çok Skibbe'nin kariyeri, bilgisi, becerisi masaya yatırılır. Galatasaray yönetimi, Skibbe'yi bir takımın başındayken transfer etmedi; önce Dortmund'da sonra da Leverkusen'de görevine son verilen bir hocayı getirdi. Skibbe hazırlık döneminde her Alman hoca gibi takıma fizik güç pompaladı. Ama hazırlık maçlarında kendisi için "İyi bir taktisyen" diyeceğimiz ve farklılığını ortaya koyacak taktiksel hamlelerini göremedik. Galatasaray henüz tam takım olarak oynayamadığı için Skibbe'nin bu hamle eksikliğini hoşgörebiliriz. Ancak Skibbe de elinde daha da güçlenmiş, genişlemiş, omurgası olan bir şampiyon kadro olduğunu unutmamalı.

ENDİŞELENECEK BİR ŞEY VAR!
Şampiyon Galatasaray'ın bu sezona önemli sıkıntılar eşliğinde başladığı su götürmez bir gerçek. 'Hazırlık maçlarının şu açıdan önemi yok' türünden sözleri sürekli işitiyoruz. Bunlar kimi zaman doğru olabilir ancak bazen de çok ciddi bir ölçü daha doğrusu alarm anlamına da gelebilir. Galatasaray için böyle bir durum söz konusu. Hele bir de Şampiyonlar Ligi vizesi almak için Steaua Bükreş ile oynanan maç göz önüne alındığında kafalardaki soru işaretleri çok daha fazla artıyor! Sarı-kırmızılı takımın 'Michael Skibbe hariç' görünen iki önemli sıkıntısı var. Birincisi, EURO 2008'deki başarının faturası Galatasaray’a çıkmış gibi görünüyor. Takımın temel direği durumundaki Servet ve Emre Güngör'ün sakatlıkları, diğer Milli oyuncuların da henüz tam verimle takıma dönememiş olmaları en önemli sorun.

GENÇ JENERASYON KAYBOLACAK!
İkinci sorun ise sakatlıklar. Sarı-kırmızılı takım geçen sezon çok önemli bazı maçları 11 yerli futbolcuyla kazandı. O nedenle belki bu sezon hiç transfer yapmasına gerek yoktu. Başta Linderoth olmak üzere, Lincoln ve hatta Nonda bile yeni transfer sayılırdı. Lincoln'ün futbol oynamaktan çok sorun çıkarma kapasitesinin yüksek oluşu, acilen çözüm bulunması gereken bir sıkıntı. Genç Yaser ve Ferdi'nin yeteneklerine sözümüz yok ancak şu anda yararlanılacak durumda olmadıkları da ortada.



Yaser ve Ferdi'den söz açılmışken, hemen Galatasaray'ın oluşturmaya çalıştığı 'genç futbolcu' profiline de değinelim. Yaser ve Ferdi'den söz açılmışken, hemen Galatasaray'ın oluşturmaya çalıştığı 'genç futbolcu' profiline de değinelim. Galatasaray'ın tıpkı 2000 yılındaki gibi oldukça verimli bir jenerasyon var. Hazırlık maçlarında bunu fazlasıyla gördük. Murat olsun Erhan olsun, Galatasaray'ın gelecek 10 yılda fazlasıyla yükünü taşıyabilecek oyuncular. Ancak hedefleri olan bir takımda her zaman olduğu gibi, bu filizleri yeşertmek için aynı, 2000 yılındaki gibi bir teknik adama sahip olmalısınız. Başka türlü, genç jenerasyonun Galatasaray'ın değişim temellerini atması imkansız olacak.


YEDEK KULUBESİ ŞAMPİYONU BELİRLER
Şimdi biraz da madalyonun diğer yüzüne bakalım. Galatasaray, ne kadar kaliteli ve dirençli bir kadrosu olduğunu geçen sezon inanılmaz şartlar altında şampiyon olarak kanıtladı. Şimdi bu kadroya oldukça iyi takviyeler de yapıldı. Özellikle Song'un ayrılmasından sonra ancak Fernando Meira gibi bir isim Galatasaray taraftarının öfkesini dindirirdi, öyle de oldu! Kadroya yapılan bir diğer önemli takviye de şüphesiz Harry Kewell. Avustralyalı futbolcunun kalitesi tartışılmaz, ancak artık kronik hale gelen sakatlıkları, Galatasaray'ın bu transferdeki en büyük dezavantajı!

Ancak yıldız futbolcu, hangi şartlar altında olursa olsun bu sezon Galatasaray'a faydalı olacaktır. Nitekim Kewell, Galatasaray'a neler verebileceğini Kayserispor ile oynanan Süper Kupa maçında zaten kanıtladı. Galatasaray'daki genç jenerasyonu yukarıdaki paragrafta detaylı bir şekilde ele aldık. Saydığımız isimlerden kimileri, Galatasaray'a faydalı olacak, kimileri forma yüzü görmeden Anadolu'nun çeşitli takımlarına kiralık olarak yollanacak.

Fatih Şamlıoğlu

sporx.com
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 22. Ağustos 2008, 01:23:51
Galatasaray'ı önemsiyor

Maddi değer manevi baskı yaratır. Lincoln'de olan da bu. Değerinin hakkını veremediğine/ vermediğine inanıldığı için artık bıçak darbeleri en yakından geliyor 'Sezar'a... Arda, Steaua Bükreş maçı sonrası "Herkes sorumluluk almalı" derken onu işaret ediyor... "Benim takımımın beyni o" diyen Skibbe, onu açıktan açığa eleştiriyor... Taraftar artık ona özel tezahürat yapmıyor. Forması bile çok satmıyor... Yöneticiler de sağlık heyeti de farklı düşünmüyor Lincoln hakkında. Çalışmayı sevmeyen, kaprisli, soğuk ve sorumsuz biri olarak algılanıyor... Ama yöneticilik refleksi ile her türlü şımarıklığına göz yumarak onu kazanmaya çalışıyorlar hâlâ... Geçen yılki kritik maçlarda getirdiği kritik puanlara rağmen kredisini bitirdi. Çünkü Galatasaray camiası onun 3-5 maçlık futbolcu olmasını istemiyor. Maddi değerinin ve kalitesinin hakkını vermesini bekliyor. Birçok kişi Lincoln'e tepkili. Onun rahatlığı ise insanları fazlasıyla kızdırıyor. Haklılar. Ama Lincoln'ün kendisini ifade etme sorunu olduğunu unutmamak gerekiyor. Farklı bir karaktere sahip olduğunu Schalke kulübü yetkilileri de söylemişlerdi. Galatasaray, Lincoln'ü onun ne olduğunu bile bile aldı. Satamadığına göre, atamayacağına göre kazanmak gerekiyor. Bunun için biraz daha uğraşmak gerekiyor. Çünkü o uğraşıyor. Gerçekten uğraşıyor. Geçen sezon koşmadığı kadar koşuyor, mücadele ediyor. Saçkıran olması onun strese girdiğinin yani Galatasaray'ı artık cidden önemsediğinin kanıtı bence. Kimbilir belki de onu bu kadar strese sokan, biraz da kendi tercihi olan yalnızlığıdır! Takım arkadaşları ile uyum sorununu aştığında, biraz daha fazla pas aldığında Lincoln de kendini aşacaktır! Tabii bir de korku faktörü var. Yeniden sakatlanmaktan çekindiğini bilen herkes artık Lincoln'e oynuyor. Örnek: Kayserispor maçı. Lincoln faul ve faule teşebbüs girişimlerinden top oynayamıyor. Korkuyor. Bu da çok ciddi bir sorun...


Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 24. Ağustos 2008, 16:14:32
Komşunun tavuğu
24.08.2008
Galatasaray lig perdesini dört golle açtı. Bu, bir nevi şow manası taşır ama görmeyene... Nasıl bir galibiyet olduğunu da Nasrettin Hoca hesabı görenler görmeyenlere anlatırsa gerçek ortaya çıkar!

Kewell ilk golde ve devreye kadar mükemmeldi. Herkes aynı şeyi söylemiştir sanırım; futbol iyi futbolcularla oynanır. Galatasaray’ın dokusunda iyi futbolcu çok onlar oyuna ağırlığını koyduğunda Galatasaray seyredilir bir hal alıyor onlar durduğunda da Galatasaray çekilmez oluyor.
Kewell, Lincoln, Hasan Şaş ve Nonda bunların başında geliyor. Daha bir de yedek kulübesinde olan ve oynamayan Linderoth var. Takımın diğer genç elemanları da bu güzelliğe dinamizm açısından katkıda bulununca Galatasaray takım olarak diğerlerine fark atıyor.


Denizli maçında zaman zaman çok güzel hareketler oldu. Devamı gelmedi. Kısa paslaşmalar, kontra dönüşler ve bireysel beceriler oyuna güzellik kattı. Lincoln daha istekliydi ama hala hazır değil! Mücadele gücü eksik. Dört gol oldu ama gel sen seyredene sor. 77’ya kadar tıknefes ondan sonra üç gol daha ve Galatasaray maçı 4-1’le kazanıyor. Güzel sonuç ama soru işaretleri de çok!

 
 
İlk soru işareti Skibbe
Bu kez kadro hatasız. Arda, Barış ve Linderoth kenarda! Ancak gel gör ki bu aşamada Skibbe’nin de işi zor. Kimler çıkmalı ki bu üçü oyuna girsin. Galatasaray bu sene bu zorluğu hep yaşayacak.

Kulübenin zengin oluşu bir nimet ama her 11 de böylelikle tartışılacak. Bu tartışmayı kesecek tek kişi Skibbe’dir. İyi olanı oynatırsa kimsenin bir diyeceği kalmaz! Ama ikjinci uyarı başında on kişi kalmış denizli karşısında 76’ya kadar galibiyet golü bulamamışsa ve uzaktan iki kere bazuka gibi şut çeken biri de direkten dönen şutun sahibi Mehmet Toapl’ı oyundan alıyorsa, protestoyu da yer!  

Öyle gazetelerin yazdığı gibi de Skibbe ‘yuhalanmadı’ sadece ‘ıslıkla’ protesto edildi!

 
 
Denizli iyi ama 10 kişi
Denizli dar imkanlarla büyüklere taş çıkartacak bir takım kurmuş. Galatasaray’a ilk yarı kafa tutmaları bunun kanıtı. Ne zman ki 47’de 10 kişi kaldılar film koptu! Galatasaray da bunu sol bek Hakan Balta’nın 76’daki golüne kadar değerlendiremedi. Bereket Hakan bu tip vuruşları güzel yapıyor da takımı rahat bir nefes alıyor.

Sanırım Milli Takım’da da böyle net bir golü var. Hakan’ın vuruş pozisyonu da son derce zordu ama akıllı vuruş yapınca çerçeveyi tutturdu.

Denizli iyi oyunculara sahip. Önce İsmail Baydil. Mükemmel bir genç. Çok rahat oynuyor ve takımına çok faydalı. İyi top taşıyor, ikili mücadelelere giriyor, orta alandan gol noktalarına iyi sarkıyor. Keza Murat Karakoç ama atılışı hataydı. Nasıl buluyorlar bu yabancıları demeyeceğim ama Roberts tek başına bütün Galatasaray defansıyla mücadele etti.

Her topu gayet güzel sakladı, taşıdı ama çok yalnız kaldığı için sonuca gidemedi. Braga da iyi oyuncu. Sol defanstaki Çağlar’ın 30 metreden direkten dönen topu da müthişti.

Denizli’yi beğendim ama çok acemiler... Eksik kalınca ‘dama’ dediler.
Dikkat! Kaleci Cenk de çok çalışmalı. Kaleyi doldurmuyor.

 
 
Saçmalıklar Komedyası
İkinci yarı oyuna girenler Arda, Barış ve Yaser, Denizli’nin de eksik kalmasıyla oyunu sürüklediler. Barış’ın kafa golü takımı rahatlattı, Lincoln’ün son saniye golü de Lincoln’ü rahatlattı. Ancak; Galatasaray saçmalıklar komedyası yaşadı.

Skibbe 10 kişi kalmış rakibi karşısında telaşa kapılıp üç değişikliği yapınca saçmaladı. Denizli zaten havlu atmış Galatasaray’ın ataklarında elbet bir açık verecekken üç oyuncu değiştirmek biraz hata...

Nitekim Kewell oyunu zor tamamladı. Belli ki arızalı-sağlam! Bir ara sağdali Arda sola Kewell sağa geçti.
Sabri sakatlanınca Barış sağ beke girdi.

Sonra ne oldu bi,linmez Topal çıktı Yaser girdi;
Barış ileri gitti,
Kewell sağ beke geldi...
Galatasaray bütün hatlarıyla ileri çıkınca bir de baktık defansta Ayhan ve Kewell var.
Servet, alıp alıp kaybedene kadar gidiyor, Meira da gol arıyor...
Allah’tan Denizli fazla adamla Galatasaray’ın üzerine gelemiyor da bir felaket yaşanmıyor.

Skibbe de; ‘Nasıl olsa Denizli eksik üzerimize gelemez diye Topal’ı aldım ve takımın tümünü rakibin üzerine saldım’ derse inanır mısınız?
Bunu da bir Skibbe dehası olarak görürseniz, bilemem...

Galatasaray dört golle sonuca gitti ama;
Hasan Şaş hala eski Hasan Şaş, elli hata bir sevapla futbol oynanmaz!
İlk golde payı büyüktü, öncesinde ve sonrasında y ine döküldü. Her topu geciktirerek oyuna sokuyor atak bayılıyor’. Oysa Hasan bir değer bir tek kendi bilmiyor!
Galatasaray, Bükreş’e giderken çok gol attı, umut sattı.
Hatalar rafa kalktı.
Buna da şükür, zira beterin beteri var...
Anladın sen onu...
 

 
şikebahçe’ye sıcak duş!
Söylediğimiz zaman Fenerli dostlar alınıyor. Bir takım üç kişiyle kurtulmaz!
şikeci iyi diyenler de ancak; mızaka-i hümayun kadrosunda iş bulurlar!
Aragones, Carlos, Güiza ile iş bitmez!
Giden Kezman bile çok aranır.
şikebahçe bir bütün olamadığı için zahmet çekiyor.
Pres yok, tempo yok, mevkiler eksik...
Kaleci Volkan’ın yediği gol ‘süzme’ bir gaflet!
Defans zaten dağınık ama golü atan Tabata topu alıyor düzeltiyor, en az 23.5 metreden vuruyor ve Volkan atlıyor ama erişemiyor. Gol yenir ama böyle değil!
şikebahçe defansı ve orta sahası ‘mehter takımı’ iki ileri bir geri.
2 Aurelio demem bu yüzden!
Maldonado ve Ka-Kazım’la dev şikeci olmaz!

Gaziantep’in mükemmel futbolunu yok saymıyorum. Takım olmanın ‘açık, net, tartışmasız’ örneğini verdiler.
Zurita hem Alex’i durdurdu hem takımına gol yollarında yardım etti.
Erman Özgür sıra dışı bir futbol sergiledi, bayıldım...
Ceylan yavrum, ceylan gibi basmadık yer bırakmadı.
Mehmet Polat, Deumi hepsi ama hepsi görevlerini fazlasıyla yaptılar.
şikebahçe’den iki kişi bile bulamıyorum ki ‘alkış’ tutayım.
Yine de her şeye rağmen Alex.
Nerede Emre?
Nerede Güiza...
Nerede Semih? Oynatılmadı bile.
şikebahçe’ye tek laf;
Maldonado oynuyor Semih kenarda oturuyorsa bilin ki Aragones zor durumda!

Okuyucularımdan özür diliyorum ama lütfen beni Gökhan Ünal yerine Gökhan Gönül yazdım diye kıytırık yanlışlar için cevaplamayın.
Esas yazdığıma gelin. Ne demiştim;
Güiza’nın, Gökhan Ünal’dan ne farkı var?
Var mı Allah aşkına!...

 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:19:48
Karmaşa

Milyon euroluk oyuncular... Sezonun ilk maçı... Bir önceki sezonun şampiyonu olarak apoletinle sahandasın... Rakip kan kaybetmiş Denizlispor... Hava sıcak olmakla beraber şartlar gayet lenine... Üstelik Süper Kupa'yı kazanmanın moralini de cebine koymuşsun... Geriye kalan, sahaya çıkıp üzerine düşeni yapmak... Skor da lehine gelişmiş, öne geçmişsin, koruyamamışsın... Tam sıkışıklık anında rakibin on kişi kalmış... Tüm bu saydığımız şartların her hangi bir anında sahaya ağırlığını koyan bir takım göremiyoruz. Karmaşa, kargaşa, çorba bir futbol... Tempo bir türlü yükselmiyor... Bu tür durumlarda kenarda duran hocanın sahaya dokunuşlarına bakmak gerek... Skibbe bir dokunuyor, keşke hiç dokunmasa diyorsunuz... Takımın temposunu yükselten, uyuşukluğa uymayan tek tük oyuncuların başında gelen Mehmet Topal'a kement atıyor... Ve anlıyoruz ki Skibbe'nin bu seneki kurbanı Topal... Ve bir kez daha anlıyoruz ki Galatasaray'ın bir oyun planı yok... A planı da yok, B planı da... Futboldan anlayan birkaç oyuncu sahaya girmişler ve hiçbir amaç ve taktik gütmeksizin oynuyorlar hissi uyandırıyor sahadaki oyunla...

Sinyaller iyi değil
Onbir kişilik rakibe diş geçiremiyorsun anladık da, on kişilik rakibe ne yapman gerektiğini de mi bilmiyorsun... Koca Galatasaray sadece oyuncuların kişisel becerilerine terk edilmiş durumda... Onlar formda olursa, yüksek performans gösterirlerse maçlar kazanılacak ama bir takım planının sahayı yansımasını beklemek sanki hayal gibi... Hakan'ın golü bile tribünleri rahatlatmadı çünkü akıllar çarşamba günkü Steaua maçında.... Çarşamba koca bir sezonun emeğini ve yatırımı belirleyecek kritik bir gün... Ve ne yazık ki Skibbe'nin taktik anlayışı ve takımına oynattığı futbol Şampiyonlar Ligi için hiç de iyi sinyaller vermiyor... Umarız çarşamba yanılırız...

Şükrü KABNER

fotomac...
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:20:52
Fark aldatmasın

G.Saray lige şampiyonluğa aday bir taktım görüntüsünde başlayamadı. Steaua maçı düşünüldüğü için mi bilemiyorum ama maç genelinde futbolun temposu düşüktü. Sahadaki kadro eldeki mevcut içinde en ideale yakın olandı. Ama G.Saray'da bir tutukluk bir isteksizlik vardı. Kewell'in erken golü bile G.Saray'ı diriltmeye yetmedi. Top genelde ev sahibi ekipteydi ama pozisyonlar etkili değildi, rakip ceza yayı önünde eriyen ataklar sadece Denizlispor kalecisi Cenk'i çalıştırmaya yetiyordu. İlk yarının son dakikalarında Denizli, Yiğit ile skora eşitliği getirdi. Bu arada G.Saray'ın kolay gol yeme hastalığını sürdürmesi şampiyon adayı bir takım için önemli bir dezavantaj.

Skibbe sürprizleri
Skibbe, Hasan'ı oyundan alıp ikinci yarıya Arda ile başladı. Oysa Hasan çıktığı dakikaya kadar yaptığı ortalarda gol pozisyonu yaratan tek futbolcuydu. Denizlispor'un ikinci yarının başında 10 kişi kalması G.Saray'ın işini kolaylaştırdı. Skibbe'nin ikinci sürprizi ise çıkmadan once topu yan direkten dönen Mehmet Topal'ı oyundan alması oldu. 75'e kadar bilinçsizce saldıran G.Saray'ı Hakan Balta'nın harika füzesi rahatlattı. Sabri'nin sakatlığında oyuna giren Barış takımın hücum gücünü artırdı. Denizli savunmasını karıştıran ortaları G.Saray'ın daha çok Denizli kalesinde görünmesini sağladı. Attığı harika gol fırsatçılığının belirtisiydi. Son 15 dakikada Kewell oyundan koptu, kaçak oynadı. Lincoln geçmiş maçlarına oranla daha çok çalıştı, bir topu üst direkte patladı, rakip ağlara da maçın son golünü bıraktı. G.Saray lige farklı bir skorla başladı. Ama uzun sure direnen Denizlispor son 15 dakikada yıkıldığı için fark geldi. İlk bir saatlik süreçteki futbol G.Saray'ı ligde de Avrupa'da da hüsrana uğratır. Her takım Denizli gibi dirençsiz çıkmayabilir. Cimbom gol ayaklarını, hücum hattını daha etkili kullanmaladır. Genç futbolculardan oluşan Denizlispor yeniden yapılanan bir takım ama takımı taşıyabilecek lider bir oyuncu yok. Ligde işinin zor olacağını düşünüyorum.



ZAFER ERTEM  (fotomac)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:22:16
Baltalı ilah!

Hakan Balta'nın ilk icraatı değil bu. Yine böyle 'balta' güdümlü bir füzeyle hem Milli Takım hem de Galatasaray yürüyüşünü efsaneleştirecek işler yapmıştı zamanında. Geçen seneki balta füzesinden söz ediyorum. İlk 3, 5 ve 12'de Lincoln ve efradının topun direkte patlayan girişimleriyle geçince, güzel işler olacak dedim. Hadi seyredin bakalım bu maçı sakin sakin. 'Rahat ol hafız'mış. Isı basmış. İçimden 'sıcak / daha da sıcak olacak!' diye usulüm adabım olmayan şarkılar söylüyorum. Su kaybım litreleri bulmuş, direniyorum tribündeki varlığıma son vermemek için. Bu içten patlamalı motor gibi çalışan topçular ne yapsın? Su arası verildi de çocuklar çatlamaktan kurtuldular. Hah işte işin püf noktası burada; açık alanlar bırakarak oynayan ve iyi kapanan bir ekip karşısında bu rutubetli ve cehennemi sıcakta ne yaparsınız?

Mehmet Topal niye çıktı?
İyi bir teknik adamın bunun için yanıtı hazırdır; 'Geride sağlam duralım ama erken gol bulalım.' Golü erken bulduk ama geride sağlam durduğumuz söylenemez. Hele ki yan toplarda. Aykut'un yalan yanlış çıkışlarını da ekliyorum buna. Oyuncu değişikliğinde Hasan Şaş'ın çıkarılması bir hatadır; hele ki bir önceki maçta olduğu gibi gol anındaki hareketin aynını yaptırıp Kewell'a son dokunuşla gol yapacağı bir orta yollamış, bu bunalımlı havada elinden gelenin en iyisini yapmışken. Ve hele Hasan'ın çıkıp Arda'nın girdiği bir oyunda Arda'yı bir kenara Kewell'ı bir tarafa yapıştırmak da hata. Nonda'nın yalnızlığı da cabası. Peki Mehmet Topal'ı çıkarmak niye? Avrupa kupası maçı mı gerekçe? Yorulmasınlar mı? Umarım öyledir. Galatasaray böyle bir maçı; hem de 10 kişi kalmış bir rakibin karşısında fazla pozisyon bulmadan tamamlayacaksa, eksildikten sonra, bu avantajı rakibi kendi ceza sahasının üzerinde boğmaca yaparak göstermeyecekse vay haline!


HAKAN DİLEK  ((fotomac))
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:23:12
Bükreş'e yeter mi?

Denizli maçını izlerken insanda üç bakış ortaya çıkıyor. Önce onlara bir bakalım... BİR: Oynanan futbol çok zaman seyirciyi zevkten mutlu edecek cinstendi. Yani Kewell, Lincoln, sonradan oyuna giren Arda ve Barış müthiş güzel paslar atarak, maça gelenleri ya da televizyonda izleyenleri mutlu ettiler. 4-1'lik skor da buna ilave edilince her şeye çok iyi-güzel gözüyle bakıldı. Bu yüzden de taraftar durmadan takımı alkışladı. İKİ: Oyunda bir başka bakışı açısı da şuydu; bu bir lig maçıydı ve ortada puan mücadelesi vardı. Ona göre oynamak gerekiyordu. Oyun başladıktan sonra ilk yarı içinde Cimbom, Nonda (3), Kewell (3), Lincoln (2) ve Ayhan'ın ayağından bir sürü gol kaçırdı. Ama bunlara ilaveten Denizli'nin 15 tane korner atması ise dikkat çekiciydi. ÜÇ: En önemlisi bu kısımda. Yani; oyun 4-1 bitmesine rağmen çarşamba günü, Bükreş'te 2-2'yi geçmeye yeter mi? Doğru konuşalım; HAYIR. O halde Bükreş'i tehlikeye atmadan tedbir alınması şart. Arda ve Barış 11'de olmalı, Aykut ve Sanctis tercihi iyi düşünülmeli.

Bir bek, bir golcü gerek
Maçın mutlaka güzel yönleri de vardı. Mesela; yeni oluşmaya başlayan kısa ve yan paslarla rakip sahaya inip, kaleyi abluka altına aldıktan sonra gol atmayı düşünmek. Burada önemli bir şey var. O da şu; solda Kewell, ortada Lincoln, sağda Arda üçlüsü, önlerine Nonda'yı alırlarsa inanın bana çok takımın canını yakarlar. Bu dörtlü topa son derece hakim ve istedikleri yere yollayacak yeteneklere sahipler. Ama görünen bir şey var; Galatasaray'a mutlaka bir bek ve bir santrfor daha lazım. SONUÇ: Maç 4-1 bitti, ligde çok iyi bir sonuç alındı. Ama hedef Avrupa. Adnan Sezgin, Cevat hoca ve Ümit Davala, Skibbe'yi aralarına alıp takımı Bükreş'te mutlaka kazanacak hale getirmeli.



İSMET TONGO  ((fotomac))
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:24:42
Yaser ve sonrası

Çarşamba gecesi oynanacak olan önemli karşılaşmanın bu maçı etkileyeceği aşikârdı. Arda'yı Staeua maçından dolayı riske etmeyen Skibbe yine de sürekli hücumu düşünen ve Kewell'ın son Kayseri maçındaki etkinliğini düşünerek bunu daha çok sol kanattan deneyen bir oyun düzeni ile takımını kurgulamıştı. Ancak yine klasik dert pas hataları ve kötü ortaların takımın baş sorunu olmaya devam ettiğini gördük. Özellikle Sabri ve Hasan bu konuda takıma zarar veriyorlar. Çünkü hem ataklar heba oluyor hem de ani karşı ataklar da savunma dengesiz yakalanıyor. Lincoln ise çok çabalıyor ama istediklerini ve beklenenleri gerektiği gibi hâlâ yapamıyor. Galatasaray'da ilk yarı boyunca futbol adına bütün olumlu hareketler takımının ilk yarıdaki tek golünü atan Harry Kewell'dan geldi. Yenen gol de gösterdi ki savunmada henüz organizasyon sorunu var.

Hakan Balta çözdü
Skibbe ikinci yarıya zorunlu olarak Arda'yla başladı, kırmızı kart da gelince Galatasaray yeniden avantaj yakaladı. Ama buna rağmen bir süre pozisyon üretilemedi. Barış'ın oyuna zorunlu girmesinin ardından Skibbe bir hamle daha yapıp orta sahadan Mehmet Topal'ı çıkarıp hücumcu Yaser'i oyuna aldı ve oyun Denizli sahasına yıkıldı. Pozisyon kısırlığı Hakan Balta kilidi açana dek sürdü. Sonra da zaten maç koptu. Galatasaray'da umutsuz olmayı gerektirecek bir durum yok. Ancak saha içi organizasyonların, ortaların ve düşük temponun daha iyi hale getirilmesi gerekiyor. Seyirciye gelince; ligin ilk karşılaşması olmasına karşın tribünlerdeki boşluklar gösterdi ki çok önemli maçlar dışında seyirci Ali Sami Yen'i doldurmayacak. Galatasaray seyircisi kusura bakmasın, böyle taraftarlık olmaz. Bu gidişle soğuk kış aylarında Galatasaray iki üç bin seyirciye oynar.


HÜSEYİN ÖZKÖK

((fotomac))
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:27:13
NEREDE KALMIŞTIK

Şampiyon Galatasaray, açılış maçında Denizli'yi farklı yendi. Futbolu göz doldurmasa da 4 golle kazanmasını bildi. İlk yarı iyi direnen Denizlispor, ikinci devrede 10 kişi kalınca farklı sonuç geldi ..

Belli ki Galatasaray kazanacak! Hayır; büyük takım olduğu, konuğun hakkının yeneceği, hakemin taraf tutacağı için falan değil. Kalite farkından! Geçen sezonların kime ne zaman patlayacağı belli olmayan 'serseri mayın'ı Denizli gitmiş. Teknik direktör Ali Yalçın'ın sözünü verdiği gibi 'mücadele gücü yüksek, pozisyona giren, çok güzel bir takım' gelmiş.

Ev sahibine gelince; 'taşlar' yerine biraz daha oturmuş gibi. Bir kere Kewell eklenmiş takıma. Bir de Skibbe, sağ bek kabul etmediği Sabri'yi yerine; top da dağıtabilen Ayhan'ı ise Topal'ın yanına koymuş. Hal böyle olunca Galatasaray'ın ataklarda 'yarım ay'a dönen 4-4-2'si göz dolduruyor. Özellikle orta sahadaki herkes ve hatta Lincoln bile oyuna katılınca! 13'ten itibaren çalışkan orta sahanın etkisinde gelişen; Lincoln, Nonda ve Kewell'ın son vuruşlarıyla biten bir dünya denemesi oluyor Galatasaray'ın. Bu kadar 'egzersiz' 36'da problemi kolayca çözdürüyor: Şaş'ın asistiyle Kewell ilk golü imzalıyor. Ama konuk 'kaderci' değil. Sınırlı ataklarla da olsa kovaladıkları gol 45'te geliyor: Ceza sahasından açılan top Çağlar'a pas, ondan da Fatih'in imzaladığı gole asist oluyor.

BÜKREŞ'E DUA GEREKİYOR
İkinci yarıda, 47'de Murat Karakoç'un da atılmasıyla, ev sahibi abluka altına alıyor Denizli kalesini. Lincoln'ün kullandığı korneri kaleci çıkartmaya çalışırken Balta'nın 76'da ağlara uçan 'füzesine' asist oluyor. 84'te yine bir Lincoln korneri bu kez de Barış'a bir kafa golü attırıyor. +95'teki son gol ise Kewell'ın asistine Lincoln'den geliyor. Seyirci de, yönetim de, futbolcu da, futbol da mutlu. Peki Bükreş'e yeter mi bu mutluluk? Steaua'nun Denizli kadar 'cici' olmadığı gerçeğinden yola çıkarak, her şeye bir de bolca dua gerekecek, unutmamak gerekiyor...



EBRU KILIÇOĞLU
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:27:52
G.Saray temposuz
G.Saray maçı 76.dakikada Hakan Balta'nın attığı muhteşem golle kopardı. Maçın geneline baktığımızda pozisyon zenginliği Galatasaray'ın elindeydi. Nonda, Kewell ve Lincoln vuruş beceriksizliği yaşamasaydı zaten ilk yarı fark olurdu. Takım maliyeti bir Lincoln kadar etmeyen Denizlispor gençleşen kadrosuyla "Önce gol yemeyelim bulursak bir gol atar üstüne yatarız" felsefesindeydi. Denizli bu düşüncesini ilk yarı yaptı, ikinci yarı savunmasına gömülünce Galatasaray'ı üzerinde buldu. İlk yarı yerden ayağa oynayan, kanatları kullanan ve bol pas yapan ama rakibi sindirecek presi koyamayan bir Galatasaray izledik.
Arda'nın girmesiyle daha çok topa sahip olan Galatasaray'ın Lincoln-Nonda-Arda- Hakan Balta dörtlüsüyle kurduğu pas trafiği Denizli'nin dengesini alt üst etti. Çünkü Kewell top taşıyacak ve rakip kaleye dikine gidecek fizik gücüne sahip olmadığından ilk yarı Nonda hücumda yalnız kaldı. Arda'nın girişi Lincoln'ü de Nonda'yı da aktif hale dönüştürdü.

TAKIM SAVUNMASI YAPILMIYOR
Skibbe'nin çözmesi gereken önemli sorunlar var. Çünkü ligde her takım Denizlispor gibi olmayacak. Nedir bu sorunlar?
1- Arda ile Kewell solda oynamayı seviyor. İkisi birlikte oynadığında Kewell sağa geçiyor ve verimi düşüyor. Oysa Kewell solda oynadığında attığı kafa golleriyle ün yapmış bir oyuncu. Arda ise soldan içeri girerek oynadığından sağa geçtiğinde etkisi azalıyor.
2- Galatasaray geçen sezon tempolu bir takımdı. Hazırlık maçları dahil Galatasaray halen ağır tempoda oynuyor, rakip kaleye hızlı hücum edemiyor. Ayrıca Galatasaray takım savunması yapmıyor. Lincoln-Kewell ikilisi Arda gibi geriye gelmediği ve adam kovalamadığı için orta sahada bütün yük Topal ile Ayhan'a biniyor.
3- Skibbe, Mehmet Topal takıntısından kurtulmalı. Sahanın her yerine basan, mücadele eden, hücuma destek veren ve dışarıdan attığı şutlarla gol arayan Topal'dı. Topal sadece bu işleri yapmadı, savunmayı da kademeye girerek rahatlattı. Meira top tekniği yüksek bir oyuncu ama Popescu gibi ağır. Efsane Galatasaray'da Popescu'nun ağırlık zaafını Suat, Ümit Davala, Hakan Ünsal gibi çabuk oyuncular kapatıyordu. Meira'yı hatta Servet'i Topal çabukluğuyla rahatlatıyor.
Steaua maçında Galatasaray'ın yerden ayağa oynaması en büyük silahı olacak. Ancak takım savunması da yapmalı. Bu bütünlük sağlanırsa Galatasaray tur atlar.

 LEVENT TÜZEMEN
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:30:04
Kazandı ama!


Ligin ilk maçları zordur. Ama Galatasaray için lige iyi başlamak özellikle de Steaua maçı öncesi moral kazanabilmek için Denizli'den daha iyi bir rakip bulunamazdı. Tecrübeli oyuncuların tümünü kaybetmiş genç, tecrübesiz kolay bir rakip Denizlispor... Maç boyunca özellikle de ilk yarıda en iyi özelliği duran topları çok iyi kullanmaları olduğunu gördük. Bir tek böyle gol atarlardı. Zaten öyle de oldu. Galatasaray kolay lokma olan Denizli'yi 4-1 yendi ama hiç de beklediğimiz kadar rahat kazanmadı. Bunun nedeni Denizli değil Galatasaray'ın kendisi. Galatasaray'ın genel olarak sıkıntıları bu maçta açık olarak gözüktü.
Galatasaray kendi sahasında yeteri kadar iyi hücüm yapamıyor. Kanatları yeterince kullanamıyor. Sarı-Kırmızılılar, kendi sahasında yeterince rakibin üzerine gidemiyor. Kenarlardan defanstan çıkışlar hemen hemen hiç yok. Mesela Meira... Servet bile topla ileri çıkmaya çalışıyor. Meira da hiç hareket yok. Denizli karşısında oyuna çıkmayacaksan ne zaman çıkacaksın. Oyun 11'e 11 oynanırken ilk yarıda Hakan Balta ve Sabri de neredeyse hiç çıkmadılar. Zaten Sabri'de çıksa da ne yapacak ki? Çıkmaya kalktığında kendini sakatladı. Takımın kötülerindendi. Lincoln oynadığında Galatasaray hücümda çoğalamıyor.
Nonda'nın yanına 2. ve 3. adamları sokamıyor. Golü de böyle yaptı. Denizli'nin korner atışında Aykut'un halen kalede tedirgin olduğunu gördük. Hasan Şaş, Kayserispor maçında biraz toparlamış gözükse de dün oyunda olduğu sürede kötü oynadı. Kewell, ilk yarıda Galatasaray'ın en iyilerindi. Ama Skibbe'nin onu 90 dakika oyunda tutması riskliydi. Nitekim, maçın sonlarında kasağını tutuyordu. Skibbe'nin Mehmet Topal değişikliği de çok doğru değildi. Topal, takımın en diri oyuncularındandı. Galatasaray çok iyi değildi ama 3 puan kazandı.


CÜNEYT TANMAN
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:31:00
Aynen devam...


Evet şampiyon kaldığı yerden ligi selamladı. Denizli karşısında bol gol ve futbol şov vardı dün gece. İlk 45 dakikada zaten gece rengini belli etmişti. Ta ki son saniyelerde gelen o gereksiz gole kadar. Hakimiyet Galatasaray da ve marka olmuş ayaklardaydı. Denizli'nin golünden 2 dakika öncesinde Cenk'in kurtarışıyla biten Cimbom atağında tribünler ayağa kalkmıştı zaten.. Hasan-Lincoln-Kewell ve Nonda arasında estetik bir gezi yapan top ligin ışığının da sarıkırmızı olacağını müjdeledi taraftarlara.
Sarı-kırmızılı takım saha içi kurgusu ile ideal bir görüntü çizdi. Lincoln geçen sezona oranla çok daha istekli ve üretken. Medyanın çizdiği olumsuz Lincoln portresinden etkilenen taraftar ise ondan şu anda verdiğinden daha fazlasını istiyor. Ama Lincoln dün gece alkışı hak etti bize göre. Kewell ustalığını her hareketinde kanıtlıyor topun ayağına yakıştığını adeta belgeliyor.İlk yarı solda, ikinci yarıda sağ kanatta oynayarak çok yönlü bir marka olduğunu gösterdi. Hasan Şaş'ın yerine giren Arda da sakatlığını atlatmış görüntüsüyle çok çalıştı ve önemli işler yaptı. Meira iyi kumaş. Yerinde müdahaleler yapıyor. Ama dün gece biraz tedirgindi nedense. Hakan Balta Oftaş'a attığı golün tesadüf olmadığını kilidi açan golde kanıtladı. Servet bildiğimiz gibi. Tribünlerin sevgilisi olmaya devam eder. Topal bu sene uzaktan gollere imza atacak. Dün gece şansını kaçırdı ama direğin de tozunu aldı.
2. yarı başında Denizli'nin 10 kişi kalması futbol anlayışlarını değiştirmedi. Maç 1-1'di o sırada ve kapanmaya devam ettiler.. Kimse skoru rakibin eksilmesine bağlamasın. Ergeç marka ayaklardan biri kapıyı açacaktı zaten


HASAN TANKAYA
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 25. Ağustos 2008, 13:37:42
Komşunun tavuğu
24.08.2008
Galatasaray lig perdesini dört golle açtı. Bu, bir nevi şov manası taşır ama görmeyene... Nasıl bir galibiyet olduğunu da Nasrettin Hoca hesabı görenler görmeyenlere anlatırsa gerçek ortaya çıkar!

Kewell ilk golde ve devreye kadar mükemmeldi. Herkes aynı şeyi söylemiştir sanırım; futbol iyi futbolcularla oynanır. Galatasaray’ın dokusunda iyi futbolcu çok onlar oyuna ağırlığını koyduğunda Galatasaray seyredilir bir hal alıyor onlar durduğunda da Galatasaray çekilmez oluyor.
Kewell, Lincoln, Hasan Şaş ve Nonda bunların başında geliyor. Daha bir de yedek kulübesinde olan ve oynamayan Linderoth var. Takımın diğer genç elemanları da bu güzelliğe dinamizm açısından katkıda bulununca Galatasaray takım olarak diğerlerine fark atıyor.

Denizli maçında zaman zaman çok güzel hareketler oldu. Devamı gelmedi. Kısa paslaşmalar, kontra dönüşler ve bireysel beceriler oyuna güzellik kattı. Lincoln daha istekliydi ama hala hazır değil! Mücadele gücü eksik. Dört gol oldu ama gel sen seyredene sor. 77’ya kadar tıknefes ondan sonra üç gol daha ve Galatasaray maçı 4-1’le kazanıyor. Güzel sonuç ama soru işaretleri de çok!

 
 
İlk soru işareti Skibbe
Bu kez kadro hatasız. Arda, Barış ve Linderoth kenarda! Ancak gel gör ki bu aşamada Skibbe’nin de işi zor. Kimler çıkmalı ki bu üçü oyuna girsin. Galatasaray bu sene bu zorluğu hep yaşayacak.

Kulübenin zengin oluşu bir nimet ama her 11 de böylelikle tartışılacak. Bu tartışmayı kesecek tek kişi Skibbe’dir. İyi olanı oynatırsa kimsenin bir diyeceği kalmaz! Ama ikjinci uyarı başında on kişi kalmış denizli karşısında 76’ya kadar galibiyet golü bulamamışsa ve uzaktan iki kere bazuka gibi şut çeken biri de direkten dönen şutun sahibi Mehmet Toapl’ı oyundan alıyorsa, protestoyu da yer!

Öyle gazetelerin yazdığı gibi de Skibbe ‘yuhalanmadı’ sadece ‘ıslıkla’ protesto edildi!

 
 
Denizli iyi ama 10 kişi
Denizli dar imkanlarla büyüklere taş çıkartacak bir takım kurmuş. Galatasaray’a ilk yarı kafa tutmaları bunun kanıtı. Ne zman ki 47’de 10 kişi kaldılar film koptu! Galatasaray da bunu sol bek Hakan Balta’nın 76’daki golüne kadar değerlendiremedi. Bereket Hakan bu tip vuruşları güzel yapıyor da takımı rahat bir nefes alıyor.

Sanırım Milli Takım’da da böyle net bir golü var. Hakan’ın vuruş pozisyonu da son derce zordu ama akıllı vuruş yapınca çerçeveyi tutturdu.

Denizli iyi oyunculara sahip. Önce İsmail Baydil. Mükemmel bir genç. Çok rahat oynuyor ve takımına çok faydalı. İyi top taşıyor, ikili mücadelelere giriyor, orta alandan gol noktalarına iyi sarkıyor. Keza Murat Karakoç ama atılışı hataydı. Nasıl buluyorlar bu yabancıları demeyeceğim ama Roberts tek başına bütün Galatasaray defansıyla mücadele etti.

Her topu gayet güzel sakladı, taşıdı ama çok yalnız kaldığı için sonuca gidemedi. Braga da iyi oyuncu. Sol defanstaki Çağlar’ın 30 metreden direkten dönen topu da müthişti.

Denizli’yi beğendim ama çok acemiler... Eksik kalınca ‘dama’ dediler.
Dikkat! Kaleci Cenk de çok çalışmalı. Kaleyi doldurmuyor.

 
 
Saçmalıklar Komedyası
İkinci yarı oyuna girenler Arda, Barış ve Yaser, Denizli’nin de eksik kalmasıyla oyunu sürüklediler. Barış’ın kafa golü takımı rahatlattı, Lincoln’ün son saniye golü de Lincoln’ü rahatlattı. Ancak; Galatasaray saçmalıklar komedyası yaşadı.

Skibbe 10 kişi kalmış rakibi karşısında telaşa kapılıp üç değişikliği yapınca saçmaladı. Denizli zaten havlu atmış Galatasaray’ın ataklarında elbet bir açık verecekken üç oyuncu değiştirmek biraz hata...

Nitekim Kewell oyunu zor tamamladı. Belli ki arızalı-sağlam! Bir ara sağdali Arda sola Kewell sağa geçti.
Sabri sakatlanınca Barış sağ beke girdi.

Sonra ne oldu bi,linmez Topal çıktı Yaser girdi;
Barış ileri gitti,
Kewell sağ beke geldi...
Galatasaray bütün hatlarıyla ileri çıkınca bir de baktık defansta Ayhan ve Kewell var.
Servet, alıp alıp kaybedene kadar gidiyor, Meira da gol arıyor...
Allah’tan Denizli fazla adamla Galatasaray’ın üzerine gelemiyor da bir felaket yaşanmıyor.

Skibbe de; ‘Nasıl olsa Denizli eksik üzerimize gelemez diye Topal’ı aldım ve takımın tümünü rakibin üzerine saldım’ derse inanır mısınız?
Bunu da bir Skibbe dehası olarak görürseniz, bilemem...

Galatasaray dört golle sonuca gitti ama;
Hasan Şaş hala eski Hasan Şaş, elli hata bir sevapla futbol oynanmaz!
İlk golde payı büyüktü, öncesinde ve sonrasında y ine döküldü. Her topu geciktirerek oyuna sokuyor atak bayılıyor’. Oysa Hasan bir değer bir tek kendi bilmiyor!

Galatasaray, Bükreş’e giderken çok gol attı, umut sattı.
Hatalar rafa kalktı.
Buna da şükür, zira beterin beteri var...
Anladın sen onu...
 
OSMAN TANBURACI
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 28. Ağustos 2008, 11:18:30
Lincoln'ün liderliği!


SKİBBE’yle yaptığım röportajda, kendisine şöyle bir soru sormuştum; Siz bu takımın orkestra şefisiniz. Sizi faaliyete götürecek enstrümanlarınız yeterli mi?

"Hiç merak etmeyin kısa zaman içinde bu ekip, bizi sevenlere resital verecek" yanıtını vermişti. Günler, haftalar geçti. Beklenen olay hala gerçekleşmedi. Üstelik resital sunulacak en önemli sınav da Steaua önünde Şampiyonlar Ligi vizesi almaktı. Skibbe dahil tüm saz ekibi sınıfta kaldı.

Hatta, birçok yıldızı olmasına rağmen... Bir de takımda lider vasıflarına sahip olduğunu zanneden bir vardı; o da Lincoln’dü. Nedir senin derdin kardeşim? Brezilyalı, Mevlam misali çıkıyor sahaya, "nasıl oynarsam oynayayım" diyor. Ne sorumluluğu, ne ağırlığı var. Sözün özü, hiçbir şey yok.

Eğer kendini "lider" görüyorsan, böyle maçlarda çıkıp liderliğini konuşturacaksın.

Eski tas eski hamam

Aslında Galatasaray, Steaua karşısında oyuna iyi başlamıştı. Oyunun kontrolünü ele geçirmek için istekliydi. "İşler iyi gidecek" diye düşünürken, birden direğe takıldık. Ah o direk yok mu?.. Hani, Kewell’ın vurduğu ve korkulağa çarpar gibi geri dönen o top... Bu durum üzerine ben dahil birçok kişi tur için umutlanmıştık. Ama ne yazık ki olmadı. İşte o andan sonra da işler ters döndü. Galatasaray’ın dirilişe geçeceği anda Steaua Bükreş oyunu forse etmeye başladı. Gerçi onların da bir topu direkten döndü. Ama bu durum onları ateşledi.

İki takımı izlediğim iki maç sonrası teraziye koyduğumda, aralarında çok fark olduğunu gördüm. Birincisi, Steaua Bükreş makine gibi işliyor, modern futbolun bütün felsefelerini yerine getiriyor. Bir kapanıyor, bir açılıyor. Akardion misali. Galatasaray ise eski tas eski hamam havasında. Karşımızda modern futbolun gerektirdiklerinin hiçbirini yapamayan Galatasaray var. Ne bir önlem alma var ne de başka bir şey.

Hakem hiç affetmedi

Sen bu mantaliteyle böyle bir takımı nasıl açarsın kardeşim? Şampiyonlar Ligi ön elemeleri kuralarında Steaua Bükreş çıktığı zaman adeta bayram etmiştik. "Tam bize göre, bu takımı eleriz" diye söylenmiştik. Meğerse hayal kurmuşuz. Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nden elenmesi zarar mı zarar. Gelecek paralar havaya uçtu.

Servet diye sağlam bir adamımız var dedik, ama rakip hücum elemanları arkasına öyle bir sarkıyor ki, yakala yakalayabiliyorsan. Tobias Linderoth, ise aylarca topa dokunmadı. 90 dakikayı çıkaracak gücü yok. Ama Skibbe onu ilk 11’de sağbekte sahaya sürdü. Gerçi maçın ilk bölümünde biraz iyiydi, ikinci devrede ise silikti.

Maçın hakemine gelince... İtalyan hakemin hiç affı yoktu. Ne el hareketlerine ne de itirazlara aman vermeyerek anında sarı kartı yapıştı. İstanbul’da 2-2 biten maç sonrası yazımın başlığı "elveda" idi.

İlhan söyler / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9764143.asp?yazarid=59&gid=61&sz=27415
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 28. Ağustos 2008, 11:21:31
ÇOK sıradan bir takım olan ve göreceksiniz Şampiyonlar Ligi’nde esamesi okunmayacak Steaua’nun Galatasaray’ı ezmesine şaşırmamak lazım.

Çünkü Galatasaray’ın saha kenarındaki teknik direktörü Skibbe, ilk maçta oynadığı büyük kumarla Şampiyonlar Ligi’ni ve yaklaşık 15 milyon Euro’yu kaybettirdi G.Saray’a. Rumen-İtalyan dostluğu zaten hep bilinir. 57. dakikada Nicolita’nın bariz ofsayt pozisyonunda ağlara gönderdiği topa, yan hakem bayrak kaldırmayınca işi bitti G.Saray’ın.

Aslında, oyuna başlarken planı doğruydu Galatasaray’ın. Kontrollü oynamak, gol yememek, Avrupa Şampiyonası finallerindeki A Milli Takım gibi sabretmek. Felsefe buydu.

Bunu ilk yarı önemli ölçüde başardı. Fakat gole ihtiyacı olan ve kazanması gereken Galatasaray’dı. Steaua, çok sinsi bir planla bekledi. Galatasaray’ın zaten tempolu ve uzun oynayacak ne oyun kurgusu ne de adamları vardı. Lincoln yavaş, Kewell hazır değil, Arda sağda pasif, solu arayan bir görüntü içindeydi. Bu takımda Kewell, Lincoln ve Arda aynı anda forma giyemez bence. Servet ve Meira ikilisinin uyumu yok.

Sıkıntı sistemde

İki hızlı adam Mayro ve Arthuro, hallaç pamuğu gibi attı bu bölgeyi. Dün Ayhan ve Mehmet Topal hem top çalmada hem pas yapmada Galatasaray’ın ofans gücünü negatif etkiledi. Zaten ağır oynayan orta saha Steaua ceza sahasına gidemedi. Baros da bu takıma ilaç olamaz.

Ne de Skibbe! Sıcaklığı, babalığı tamam da hocalığı ne olacak? Sıradan bir takım Steaua. Çok basit ve hızlı ayağa pasla ve de ani çıkışlarla Galatasaray gibi külçe ağırlığında bir defansın arkasına kolayca sarktılar.

İki direkten dönen top vardı. Maçın başında Kewell’ın Nonda’nın pasına yaptığı hamledeki vuruş ustalığında top direkten gelirken, Galatasaray şanssızdı. Bu, gol olsaydı Galatasaray turu geçebilir miydi?

İlker Yasin / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9764144.asp?yazarid=98&gid=61&sz=27415

Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 28. Ağustos 2008, 11:24:32
Steaua'nın büyüsü G.Saray'ı yuttu. Nedir bu büyü? 2006-2007 sezonu Steaua, Standart Liege deplasmanından 2-2'lik skorla dönüyor, evinde turu geçiyor. 2007-2008 sezonu Steaua Belarus'un Borisov takımıyla deplasmanda 22 kalıyor yine evinde turu geçiyor. Steaua aynı akibeti G.Saray'a da yaşattı, İstanbul'dan 2-2 ile dönüp evinde kazandı ve Şampiyonlar Ligi'ne girdi. G.Saray'ı Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde eleyen ilk takım oldu Steaua.
Oysa Steaua kuradan çıktığında G.Saray yönetimi "Bundan iyisi olamaz" demişti. Hatta "Kesin eleriz" diye avuçlarını erken kaşıyanlar bile vardı. Ama evdeki hesaplar İstanbul'da şaştı; sonra da Bükreş'te iflas etti. Bence bu elenmeyle Skibbe de iflas etti. G.Saray'a galibiyet gereken maçta Skibbe'nin çift forvet oynatmaması korkaklıktı. Tek forvet Nonda da Steaua savunması arasında zavallıları oynadı. Galatasaray golü yedi. Skibbe Ümit Karan'ı oyuna aldı. Skibbe centilmen olabilir, efendi olabilir ama çapı G.Saray'ı yönetmeye yetmez. Yönetim Skibbe ile yola devam ederse G.Saray bir Saftig faciası daha yaşar.

G.SARAY TEMPOSUZDU
Steaua ile evinde oynamak ateşten gömlek. Çünkü çok çirkin, çok çılgın bir seyircisi var. Hiç susmuyorlar, top rakibe geçtiğinde ıslık tufanı estiriyorlar, maçı takımları ile birlikte yaşıyor ve oynuyorlar.
İlk yarı başabaş oynanmasına Steaua göz yömdü. Rumenler G.Saray'ın orta alanda ayağa pas oynamasına izin verirken Arda ve Kewell'ı kanatlara indirmedi. Steaua takım savunmasının nasıl yapılacağını G.Saray'a gösterdi. KewellArda ikilisi sürekli yer değiştirmelerine rağmen tek orta yapamadı çünkü Steaua kanatlarda en az iki kişi ile bastı. G.Saray'ın temposuz oynaması ve hücuma çabuk çıkamaması Steaua'nun ekmeğine yağ sürdü.

HEZİMET BİLE YAŞARDI!
İkinci yarı seyircinin sesini yükseltmesi ile vites büyüten Steaua, G.Saray'ı perişan etti. Steaua forvetleri hızlı hücumlarla adeta G.Saray kalesini dövdü. Golden sonra şuurunu kaybeden G.Saray'lı oyuncuların hali perişandı. Eğer Moreno, Artur, Nikolita son vuruşlarda acele etmeseydi G.Saray Bükreş'te unutamayacağı bir hezimet yaşardı.
Steaua'lı futbolcular yüreklerini koyarak oynarken Skibbe'li G.Saray lejyonerler ordusunu andırıyordu.

Levent Tüzemen / http://www.sabah.com.tr/tuzemen.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 28. Ağustos 2008, 11:26:21
G.Saray sadece Şampiyonlar Ligi'ni kaybetmedi; belki de Skibbe'yi kaybetti. Galatasaray sadece milyonlarca euro kaybetmedi; belki de yeni gelen transferlerin karizmaları çizildi.
Geçen sezonki Galatasaray ile bu yılki Galatasaray'a bakıyoruz; en önemli fark ceza alanı içi. Dün gece Galatasaray ataklarında neredeyse bir, hadi bilemediniz iki oyuncu hücum bölgesindeydi. Hücumda fazla adamla mücadele etmek için ille de çift santrforla oynamaya gerek yok. Nonda gibi ileriye tek santrfor koyuyorsanız arkasında oynayan oyuncular hücumda sürekli çoğalmalılar. Ama dün gece bakıyoruz ki ne Kewell ne Arda ne de Linderoth bunları yapamadılar.
Koskoca Galatasaray rakip kaleye bir şut atamadı. Şut atmıyorsunuz, kanatlardan sıfıra inemiyorsunuz. O halde maçı nasıl kazanacaksınız.

ÖN LİBERO DEMEK...
Dün gece de böyle oldu. Maçın hemen başlarında Kewell'ın direkten dönen şutu hariç Galatasaray'ın tek pozisyonu yok. Üstelik geriden şişirme toplara da bir tek Nonda kafa vurmaya çalıştı ama Steaua defansı duvar gibi... Neredeyse tüm hava toplarını aldılar.
Mehmet Topal iyi değildi. Ayhan da öyle... Çok fazla kendi defanslarına yakın oynuyorlar. Adeta işin kolayına kaçıyorlar. Ön libero demek, sadece savunma görevi yapmak değildir. Hücumda da gerekli organizasyonları yapıp ileri çıkabilmektir. Linderoth ve Hakan Balta sadece savunma özellikleri iyi olan futbolcular. Kanatlardan bindirseler de yetenekleri kısıtlı olduğu için hücum yönleri sürekli aksıyor.

GOL AÇIK OFSAYTTI
Dedik ya, Galatasaray dün gece çok şey kaybetti. Oynayan hiçbir oyuncunuz vasatı bulamazsa hakem kararları da aleyhinize oluyor. Tıpkı Galatasaray'ın dün gece yediği ilk goldeki önemli hakem hatası gibi. Maçı genelde objektif yönetmeye çalışan İtalyan hakem, yardımcısının açık bir ofsaytı görememesi nedeniyle skoru etkiledi.
Ama dün gece Galatasaray öyle kötü oynadı ki, hakemler bu ofsaytı doğru görseler bile gol atacak bir görüntüyü maçın hiçbir dakikasında sergileyemedi.

Ahmet Çakar / http://www.sabah.com.tr/cakar.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 28. Ağustos 2008, 14:37:52
Yetmedi işte

Ligde Denizlispor karşısında alınan 4-1'lik galibiyet skor açısından yüz güldürse de kamuoyunda genel görüş ortaya konan futbolun deplasmandaki Steaua Bükreş maçında Galatasaray'a yetmeyeceği yönündeydi. Bu görüşe kısmen de olsa katılmamak elde değildi. Mali problemler yaşayan ve sahaya genç oyunculardan kurulu bir kadro ile çıkan Denizlispor önünde bile "sahanın hakimi benim" hissi uyandıramayan Galatasaray, "yalancı farkı" ancak rakibin gardının düştüğü son anlarda bulmuştu. Yani; 90 dakikanın tamamına bakıldığında futbolu "işte Galatasaray bu" dedirtecek türden değildi. O maçın üzerinden geçen 3 günde Galatasaray'da çok şeyin değişmesini beklemek elbette doğru değildi. Nitekim sarı-kırmızılı ekip Bükreş'te Denizlispor maçına oranla biraz daha hareketli görünse de bu artısı çok sıkı bir takım görünümü veren Steaua'nın son dakikaya kadar devam eden baskısı ile eridi gitti. Duran topları kullanmanın ötesinde "yıldız" tarafını gösterecek bir hamlesine tanık olamadığımız Lincoln, "ben yorgunum arkadaş, çok şey beklemeyin" edasındaki Arda, "asist yoksa ben de yokum, işte o kadar" türküsünü bestelemekle meşgul Nonda... İşte bu takımın dün gece en çok şey beklediği dörtlüden üçünün Steaua önündeki hali...

Ofsayta rağmen!
Ya dördüncüsü Kewell'a ne demeli? Kalitesini konuşturmaya çalıştıysa da lisanını çözecek birine rastlayamayınca onun gayretleri de saman alevi olmaktan öteye geçemedi. Yazik ki maçın büyük bölümünde sahanın hakimi olan, "rakibe nefes aldırmama" felsefesini mücadelenin her anında hissettiren ve 1-0'lık skorla tura çok yakın olmasına rağmen son 10 dakika içinde Moreno ile 2 net pozisyon yakalayan Steaua'nın turu hak etmediğini söyleyemeyeceğiz. Nicolita ile buldukları gol bariz ofsayt olsa bile...

YAŞAR YALÇIN

fotomaç
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 28. Ağustos 2008, 14:38:49
Yazık!

Galatasaray'a gerçekten yazık. Yapılan onca yatırıma, alınan onca futbolcuya, beslenen onca ümide yazık. Skibbe ile ilgili eleştiriler yaptığımızda pek çok kişi bize kızdı. "Erken değil mi?" dediler. Erken değil... Şampiyonlar Ligi vizesini stajyer bir antrenör yüzünden kaybetmek kadar acı bir şey yok. "Madem o kadar güveniyordun, kendi evinde banko oynattığın Emre Aşık sağ bek olmadığı bir gün sahada neden yok?" sorusunun bu saatte bir anlamı kalmıyor. Belli oluyor ki sahaya takımın başında Skibbe çıkıyor ama takımı kuran başkaları. Daha az eleştirilme üzerine kurgulanmış bir futbol mantığı ile karşı karşıyayız. Maç eksiği olan Linderoth sağ bek... Breh breh breh... Müthiş bir buluş bu. Şapkadan tavşan çıkaran müthiş teknik direktör. Steaua o taraftan o kadar rahat geldi ki, son 15 dakikada skor beş farka gelmediyse tek sebebi rakibin laubaliliğiydi. 10 numaralı Steaua oyuncusu resmen maçın yıldızı oldu.

Skibbe hediye etti
Bu tur ilk maçta kaybedilmişti zaten. Oradaki büyük hatalar bugünkü yıkımın sebepleri. Karşıda çıkabilecek en iyi rakiplerden biri bile olsa son yıllarda istikrarlı bir şekilde Avrupa başarısı yakalayan bir takım vardı. Evinde beş stoperli muhteşem kurgunun mucidi Skibbe, turu resmen Rumenlere hediye etti. Ön elemelerin hiç elenmeyen takımı, stajyer Skibbe'nin marifetiyle ilk kez elendi. Milan Baros transferinin havası bu sonuç ile resmen söndü. Ne var yani, Süper Lig'de yeniden şampiyon olursun, Fortis Kupası'nı tekrar kazanırsın, Şampiyonlar Ligi'nde olmadıktan sonra... Gerçi amorti olarak UEFA kupası var ama Şampiyonlar Ligi daha çok yakışmaz mıydı? Yazık.... Hem de çok yazık...


ŞÜKRÜ KANBER

fotomaç
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 28. Ağustos 2008, 14:39:43
Fatura Skibbe'ye

Ben bugün yönetici olsam kimse kusura bakmasın Skibbe'nin biletini maç bitimi itibarıyla Bükreş'te keserdim acımadan, göz yaşına bakmadan. Sadece Alman hoca mı, yardımcısı Ümit Davala da faturanın yarısını üstlenmeli. Skibbe'nin ilk maçta çıkardığı kadroya ses çıkarmadığı, çıkardıysa da sözünü geçiremediği ya da kararı protesto etmediği için. G.Saray ilk maçta Skibbe'nin araştırmadan aklını kullanmadan sahaya sürdüğü yanlış kadro yüzünden prestijin ötesinde en az 10 milyon euro da kaybetti. Sarı-kırmlızılı yönetimde 'ucuz etin yahnisi bol olur' kıvamında tercih ettiği ucuz teknik adam yüzünden karizmayı çizdirdi. G.Saray artık UEFA şansını deneyecek. Maçı kritize etmenin bu aşamada bir anlamı yok. Aslında sahaya çıkan 11 ideal onbir. G.Saray'a Şampiyonlar Ligi katılımı için sadece yemeden atacağı bir gol yetecekti. Ama olmadı, aslında takım çok çalıştı, Linderoth sağ bekte inanılmaz performans gösterdi. Arda ve Kewell sürekli kanat değiştirip rakip savunmayı beynini döndürdü. Maçın ilk dakikalarında Nonda'nın indirdiği topa Kewell'ın vuruşunda top direkte patlamayıp filelerle buluşsa Skibbe'ye rağmen sevinen G.Saray olacaktı. Aslında Bükreş'te oynamadı, attığı tek golle de turunu garantiye aldı.

G.Saray'a yakışmadı
G.Saray'ın elinde sadece UEFA kozu kaldı. Bu kupanın 2000'de sahibi olan sarı-kırmızılıların Baros'lu, Kewell'lı, Nonda'lı Arda'lı, Meira'lı kadro ile hatırı sayılır başarılar elde edeceğinden eminim ama kaçan balık büyük olur misali doğrusu bu kadar basit elenmeyi de G.Saray'a yakıştıramıyorum. Yönetime tekrar sesleniyorum eğer maliyeti 2 milyon euro'luk Michael Skibbe'nin bu başarısızlığı görmezden gelirseniz onu yüreklendirirseniz yıllar sonra 30 milyon euro harcayıp oluşturduğunuz bu kaliteli takıma yazık etmiş olursunuz, benden söylemesi.


ZAFER ERTEM

fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 28. Ağustos 2008, 14:40:43
Olmadı

Doğrusunu isterseniz herkes bu işin olacağına inanmış ve Galatasaray, Rumen rakibini mağlup eder ve finalere kalır diye düşünülmüştü. Dedik ya olmadı. Olması da zordu. Bir kere Galatasaray, Rumen rakibini yenecek bir takım görüntüsünde değildi. İstemek yapmanın yarısı olduğuna göre, Galatasaray'da bu da yoktu. Eğer Cimbom'a bu maç için yıldız vermek gerekirse bence 2.5 yıldızdan fazlasını almazdı. Linderoth, beke nerden çıktı diye düşünmeyin. Alman teknik adam Skibe, umulmadık şeyler yapmayı seven bir yapıya sahip. Orada oyuna Barış ile başlasa sağ taraftaki ağırlık ortadan kalkar, süratli Barış oyunu çok değiştirirdi. Linderoth, santra çizgisini geçmeden Galatasaray'ın sahasında oyunu idare etti. Pas yüzdesi düşüktü. Bir de bek, onun yeri değildi. Servet ve Maira'nın uyumsuzluğu devam ediyor. Nasıl çözülecek bilmiyorum. Hakan Balta'nın durgunluğu ise bana garip geldi. Arda, hiç oyunda yoktu. Lincoln'ün çalışması vasattı. Topal, tek aklı başında futbolcuydu. Kewell, ilk dakikalarda inanılmaz bir gole imza atacaktı. Vurdu ama direk, "Olmaz" dedi. Genelde Kewell çok çalmıştı ama bir yerde olmadı.

Gol kesin ofsayttı
Lincoln, toparlanamıyor. Nonda, istediği topların hiçbirisini alamadı. Bütün bunlar dışında oyuna giren Hasan'ın maçta değil hâlâ değişmeyen kafasıyla tribündeki Rumenlerle kavga etmek istemesi hem üzücü hem de şaşırtıcıydı. Ama merak konum, kulübede Barış dururken, Aydın'ın oyuna niye girdiğiydi. Galatasaray'ın bir topu direkten döndü. Aynı şekilde Rumenlerin de. Gelelim maçın kırılma anına. Galatasaray'ın yediği gol ofsaytı. Hakem herhalde gözleri bozuk olacak ki bu kadar net bir ofsaytı göremedi. Hakemlerin aldığı bu hatalı karar Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'ne kalamamasıyla noktalandı. Birkaç lafım da Aykut'a olacak. Hatalı pozisyonları televizyonda seyret ne kadar kötü olduğunu göreceksin.


İSMET TONGO

fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 28. Ağustos 2008, 14:41:27
Elde var hüzün

Bu maçı hakeme yazsın futbol ulemaları. Yalnız bir şey var ki Hasan Şaş'ın o saha kenarı hiddetini çok anlıyorum ve hak veriyorum. Demiştim ya o gözlerini devire devire, kendini yiye yiye oynayacaktı usta. Ustaların maçı olacaktı bu karşılaşma. Skibbe eğer kariyerinde erken bitmiş bir serüven yaşayacaksa ustalarla kopartabileceği bir maçta yanlış kadro kurmak yüzünden yaşayacak. Sakatlığı şu kadar sürmüş Linderoth'la başla Barış bir kenarda dursun, bu maç için fizik olarak eksik kalacağı her halinden belli olan Ayhan ve Lincoln'le başla Ümit Karan ve Hasan Şaş kenarda otursun Bir omurgasızlık yapmayayım. Girmeyeyim şu kadronun oluşumuna diyorum, ne elimi ne dilimi tutabiliyorum. Hasan'ın taç atışı için sahaya keyfiyetten atılan o topu geldiği yere şutlaması da sonra o bıçak gibi parmaklarını o topu "g..ünü yiim" ayağına sahaya atanlara çevirmesi boşuna değil. Çünkü Galatasaray'da Skibbe'nin göremediği bir şeyler var. Bir yeri düzelttiğimizi düşünürken bir yerden falso veriyoruz. Deneyemeyeceğimiz ya da üzerinden es geçemeyeceğimiz, tartışamayacağımız tek yer orta sahaydı. Galatasaray tepeden tırnağa hasduruşlu topçularla, cevval adamlarla kurulacak bir orta saha olarak tanımlanabilir ancak. Göbekte Lincoln ve Ayhan'la ise ancak bu kadar olabilirdi.

Rahat geçerdik
Ancaak... İlk beşte o güzel eğimiyle Kewell'ın ayağına oturan o top direğin üst kısmına değil de hafif bir alçalmayla alt kısmına değseydi altın bir vuruş izleyecektik daha üçüncü maçında Avustralyalı yıldızın. O çizik şimdi Şampiyonlar Ligi rüyamızın ta derininde duruyor. Bir şey var ki katlaya katlaya geçebileceğimiz bir takıma yenildik. Turuncu devrimdi Galatasaray. Ve devrim tarih bilmecesinin çözümünü arar. Heyhat! Elde var hüzün!!!


HAKAN DİLEK

fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 28. Ağustos 2008, 14:46:13
Kayıp büyük


Galatasaray kendi evinde avantajı Steaua'ya kaptırmıştı. Nedir peki kendi evinde avantaj? Seyirci baskısı kurmak, hakemi etki altına almak vs... İşte Galatasaray'ı yıkan gol de böyle oldu. Nicolita'nın pozisyonu kesinlikle ofsayttı. Hiç bir hakem bu ofsaytı Ali Sami Yen'de es geçemezdi. Galatasaray'ın rakibine nazaran daha kaliteli bir takım olduğu gerçek. Ama yıldızlar, yıldız gibi oynamazlarsa bu kalite ancak kağıt üzerinde kalır. Bu da yeterli olmuyor... Kewell, Arda, Nonda bir nebze mücadele ettiler, bir şeyler yapmaya çalıştılar. Ama Lincoln bir iki korner atışı dışında piyasada yoktu. Bu maç çok net olarak gösterdi ki Lincoln'ün yıldızlığı falan kalmamış.


***

Maçın kadrosu için bir şey söylemek doğru değil. Kim olsa bundan farklı bir 11 yapmazdı. Sağ bekte Barış'ın yerine Linderoth tercihi doğru. Teknik Direktör Michael Skibbe'nin maçı döndürmek için Ali Sami Yen'de şansı vardı ama burada çok fazla alternatifi olduğu söylenemez. Belki daha önce risk alabilir Ümit Karan ve Hasan Şaş'ı oyuna daha erken sokabilirdi ama bu oyuncuların da sakat oldukları bir gerçek. Steaua Bükreş aslında ilk maçtaki skor avantajı nedeniyle stresliydi. Ama Galatasaray tempoyu yeterince artıramadı, onları daha da baskı altına sokamadı. Galatasaray'ın turu dün akşam değil İstanbul'da kaybettiği de bir gerçek. İstanbul'da istediği skoru elde etse kesinlikle bu takıma elenmezdi. Şampiyonlar Ligi'ne kalamamak büyük hüsran. Galatasaray'da maddi-manevi kayıp büyük... 


CÜNEYT TANMAN
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 28. Ağustos 2008, 14:46:50
İstanbul'da bitmişti...


İstanbul'daki ilk 90 dakikanın ne kadar boşa harcandığı ortaya çıktı. Aslında iş Ali Sami Yen'de 14 dakikada kalemizde 2 gol gördüğümüzde bitmişti. Rumenler bu avantajı boşa kullanmadı ve Galatasaray'ı Şampiyonlar Ligi dışına itti. Aslında istediğini İstanbul'da elde eden Steaua, sahasında kapandı, aklını kullandı, kontra ataklarla çıkıp sonuca vardı. Kağıt üstünde doğru kadro sahadaydı aslında... Nitekim Galatasaray oyuna hakim gibi göründü. Steaua da futbolu riske etmedi temkinli oynadı. İlk 45 dakikada kalemize çektikleri tek şut vardı. Buna karşılık Galatasaray, 4. dakikada Kewell'ın şutu direkten döndüğünde yürekleri hoplattırmıştı. Cimbom, daha sonra rakip kaleyi yokladı. Bu maçta da tempo eksikliği göze battı. Dediğimiz gibi iyi kapanan Rumenler Arda, Kewell ve Lincoln'ü sıkı takip edip adeta hapsettiler. Galatasaray ikinci yarıya da baskılı başlamıştı ama bu görüntü gole kadar sürdü. Bizim taç atmayı beklediğimiz bir pozisyonda defansın arkasına sarkan Nicolita umutları Kaf Dağı'nın arkasına attı. Golden sonra Skibbe tek liberoya döndü. Ümit Karan'ı oyuna sürdü. Ardından Lincoln-Şaş değişikliği geldi ama ne yazık ki bir türlü aradığımız gol gelmedi. Rumenler bu dakikalarda seyircileriyle coştu... Tur için sahaya iki top atma, yerde yatma gibi her türlü ucuz numaralara başladı. Kontrolü kaybeden Galatasaray, bu bölümde kontrataktan kalesinde de bir çok tehlike yaşadı. Bu arada fark açılabilirdi. Sonuçta olmamız gereken yerde ne yazık ki olmadık, hatalar yaptığımız için olamadık. Aslında safdışı bırakmamız gereken bir rakibe elendik. Bizi 180 dakikalık serüvenin en çok üzen yanı bu... Artık Galatasaray'ın Avrupalı genlerinin harekete geçme zamanı geldi ve geçiyor. Çünkü bu oluşum, bu yönetim, bu kadro bunu yapacak güçte ve anlayışta... 


HASAN TANKAYA
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 28. Ağustos 2008, 14:51:43
İki 90 dakikanın sonucunda iki takımı karşılaştırsak herhalde çok büyük bir farktan bahsedemeyiz. Bir tarafta kendisini ispat etmiş yaşını başını almış önemli oyuncularla Galatasaray, diğer tarafta Rumen milli oyuncuların etrafına serpiştirilmiş, dünya futbolunda az tanınan kendisini, ispat etme peşindeki Steaua. Oynanan futbol çok farklı değil.
Bütün bu tabloda garip olan daha tecrübesiz olan tarafın yapması muhtemel sakarlıkları özellikle ilk maçta Galatasaray’ın yapmış olması.
Yardımcı hakemin golde ofsaytı ıskalaması, Kewell’ın direkten dönen topu gruplara devam edecek takımı değiştirebilirdi belki, ama bütün bu yatırımın sonunda Galatasaray’ın bu kadar rakibinden farksız olması gerçeği değişmeyecekti.
Bu bir sorun. Galatasaray’ın elindeki kadronun bu durumu hak etmediğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu teknik direktör performasını da.
Galatasaray elindeki oyuncuların sahada ne verecekse onu verdiği, takımın yönlendirilmediği bir takım gibi şu anda. Bu açıdan bu kadar iyi ve önemli oyuncu transfer edilmesi iyi. Ancak bundan daha az iddialı bir takım, ama kendi farkını hissettirerek bir takım sanki daha ekonomik olurdu gibi.
Bütün bu durumu ‘O orada oynar mı, bu niye yedekte’ konusu olarak almayın. Geçen senekinden hiç de farklı olmayan Lincoln’ün neden bu kadar dakika aldığına bakın sadece misal. Aynı oyuncu, oyununda hiçbir fark yok ve hemen her duran topun başında yine o, oyunun merkezi o.
Şimdi durum buysa takımın teknik adamlık standardı düşmüş demek değil midir?
Skibbe’nin takımını nasıl dizdiği, kimi oynattığı, hangi oyuncu değişikliklerinin yapıldığı değil sorun. Hangi performansa ne değer verdiği?
Dün Galatasaray bu kez yardımcı hakemin sakarlığı sebebiyle elenmiş olabilir. Bu doğru.
Ancak sorun o değil...           
Sorun oyuncu kalitesinin kağıt üzerinde yükselmesi, ama teknik adam kalitesinin şiddetle düşmesi.


MEHMET DEMİRKOL

milliyet
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 28. Ağustos 2008, 14:53:17
Takım savunması yapamayınca...

İki aşamalı maçlarda turun gelişi veya gidişi genellikle ilk karşılaşmalarda ortaya çıkıyor. Galatasaray ilk maçta kendini yakmıştı. Rövanşta bariz bir hakem hatası olmasaydı turu kurtarabilir miydi? Yine de zordu.
Niye zordu? Çünkü doksan dakikada Galatasaray’ın dişe dokunur bir tane Kewell’la kaleye vurduğu, direkten dönen topu vardı.
Takımın ilk maça oranla daha iyi gözüktüğünü söyleyebiliriz. Ama bu daha iyi gözükmek tur için, gol atmak için ve gol yememek için yeterli olmadı. Galatasaray hücuma çok yavaş kalkıyor. Gerçi iyi top kullanan ayakları var, ancak iyi top kullanan isimlerin, çabuk oynamaya ve önde süratli adamlara ihtiyacı var.
Doksan dakikayı şöyle bir düşünün... Galatasaray kalesinde kaç tane gol pozisyonu verdi, buna karşılık kaç tane net pozisyon üretti? Bu hemen ortaya çıkıyor.
Bana göre Galatasaray’ın oyuna başlama stratejisi yanlıştı. Çünkü Galatasaray’ın dün akşam gol yemeden gol atmaya ihtiyacı vardı. Veya yerse de yediğinden fazla atmak zorundaydı, eğer üç tane gol atamayacaksa... Bu nedenle Arda, Kewell, Lincoln gibi ayaklardan birinin ve de özellikle Lincoln’ün ilk 11’de düşünülmemesi gerekirdi.
Fizik kapasitesi düşük, kalitesi yüksek ayakların özellikle oyunun son bölümlerinde daha etkin olduğu bir gerçek. Fakat bunu kullanamadılar. Sonradan yapılan ise artık, “Kalemde gol görürsem yapacak başka bir şey” düşüncesiydi. Yani Ümit’i, Hasan‘ı ve Aydın’ı oyuna aldıktan sonra Galatasaray maçı 5’e 5’e çevirdi. Bu oyunu kurtarmak için yetmedi, aksine kalesinde çok büyük tehlikeler yaşamasına neden oldu.
Galatasaray’ın iki tane önemli sorununu mutlaka çözmesi gerekiyor. Sarı-kırmızılı takım, Milan Baros geldikten sonra hücumda daha bir çabukluk kazanacaktır, ama kalesinde pozisyon görmeye devam edecektir. Çünkü Galatasaray takım savunması yapmıyor. Defansı sadece savunmada oynayanlardan, Mehmet Topal’dan biraz da Ayhan’dan bekliyor. Bu takım ve bu düşünce Türkiye liglerinde başarılı olabilir. Fakat Avrupa kupalarında çok zor. Şampiyonlar Ligi’ne kalsaydı, devam etmesi son derece zordu.

Degajdan iki tehlike
Yazık bir gün oldu. Esasında yazık gün İstanbul’da olmuştu. Çünkü şöyle derleyip, toparladığımız zaman Steaua Bükreş, gerçekten Galatasaray’dan daha bir takım değil. O zaman neye yanacağınızı bilemiyorsunuz. Hem çok önemli bir prestij hem de milyon eurolar ile ifade edilip, kaçırılan bir maddi gelir var ortada.
Özellikle üzerine basarak söylüyorum, Galatasaray defansı çok basit hatalar yapıyor. İki tane kaleci degajından gelen top Galatasaray kalesinde gol tehlikesi olabiliyor. Bunu Avrupa’nın güçlü takımlarında görmek ancak tesadüflere bağlıdır.
Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’ni kaybetti, ama Avrupa’nın dışına düşmedi. UEFA Kupası’nı da, Şampiyonlar Ligi’nden çıktıktan sonra kazandığını unutmamak lazım. Galatasaray, UEFA’da yoluna devam edecek bir kadroya sahip, ancak hem oyun anlayışında hem de takımda revizyon gerekiyor. Bunu başaracaklardır kanaatindeyim...
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 28. Ağustos 2008, 20:41:15
Çingene velet!
28.08.2008
Başlığı yadırgamayın. Hikayesi var;
Steaua Bucuresti’nin Başkanı George Becali Bükreş’in kenar mahallelerinde yaşayan bir çingene çocuğunu almış, ‘al sana forma gel Steaua’da oyna!’ demiş...
O da başlamış oynamaya...

Adı; Romence’de ufak sevimli çocuk, velet manasına gelen Nicolita.
Galatasaray’a golü atan işte bu Nicolita, S. Bükreş’i de Şampiyonlar Ligi’ne taşıyan işte bu velet!
Bana bu hikayeyi Türkiye-Bükreş arasında otobüs taşımacılığı yapan Ortadoğu seyahatten Mehmet kardeşim anlattı. Onlar da Galatasaraylı...
Ben de sizlere aktardım.
Demek istediğim; Galatasaray, milyon milyon eurolar harcayıp takım kurar Şampiyonlar Ligi’ne giremezken, işbilen Becali bir küçücük veletle Champs League’e giriyor.
Gel de isyan etme!

 
 
Üzüldük ama UEFA’ya süzüldük!
Biz bu turu zaten İstanbul’da kaybetmiştik. Bükreş’e şans aramaya gittik. Beceremedik.
Şimdi UEFA’ya devam.

Olan oldu, şimdi Galatasaray’a kuş bakışı bakalım. Yıpratmanın, lanetlemenin, Skibbe’ye, Yönetime çatmanın tavı geçti.
Bunları testi kırılmadan söylemek lazımdı. Ben müsterihim söyledim, şimdi artık bir bardak suda fırtına koparmanın manası yok!

Galatasaray, Bükreş karşısında mevsimin en iyi futbolunu oynadı. İlk 11 ve devamındaki değişiklikler doğruydu. Bir şeye itirazım var. Bu takımda Barış mutlaka ilk 11’de oynar!
Barış Galatasaray’ın temposunu yükselten isim, rakiple boğuşan isim, koşan, takımı ateşleyen biri. İyi kötü demem Barış’ı oynatırım.
Bu maçta Galatasaray’ın eksiği gol yollarındaki zafiyetti. Sabaha kadar oynasalar tesadüflerin dışında gol olmazdı. Nonda ve Ümit Karan’ı suçlamıyorum. Galatasaray topu rakip on sekize taşıyamıyor. Orta sahadan takımı gole itecek adam noksanı var. Hareketli, topla ileri doğru adam geçen ve sürpriz gol pozisyonuna giren kimse yok. Takım çok zaman kaybediyor ve rakip defans kapanıyor.

Galatasaray, Bükreş karşısında iyi mücadele etti ama oyuna tempo kazandıramadı. Kewell, Lincoln hatta Nonda çağın futbol anlayışından noksan kişiler. Durarak ve bireysel beceriyle hareket eden ama devamlılığı olmayan isimler. Lincoln ve Kewell’la şimdilik takım 9 kişi oynuyor. Galatasaray’ın bunlarla ve bunların bu halleriyle Avrupa’da başarılı olması mümkün değildi! Düzelir, hızlanırlarsa ne ala yoksa bu Galatasaray ancak yurt içinde güreşir. Onda da şüpheliyim çünkü bu yıl Turkcell Süper Ligi’nde çok iyi takımlar var, onlar da tempolu oynuyorlar. Örnek; Gaziantep, Bursa, Kayseri. Haberiniz olsun bu hafta Galatasaray’ın Kayseri’de işi zor.

 
 
Skibbe karar vermeli
Tekrar ediyorum olan oldu bu turu Skibbe İstanbul’da verdi. Ama adamı kovacak halimiz yok. Bundan sonra Skibbe bir karar vermeli ve yaratacağı takımı bir daha bozmamalı.
Bükreş maçında Linderoth sağ bekte oynadı. Ayıptır söylemesi benden başka kimse bunu önceden yazmadı. Medya faka bastı.

Linderoth çok da iyi oynadı. Hakan Balta, Servet ve Meira ile iyi uyum sağladı. Kademe ve ofsayt taktiğinde hata etmediler. Hatta ilk yarı rakibe net pozisyon vermediler ilk 45 golsüz bitti. Bu Galatasaray için başarıydı, bir gol bulsa turu kapacak haldeydi.
Yalnız Linderoth hiç hücuma çıkamadı, hep savunmada kaldı. Bu eksik tarafıydı. Ama oyun da buna izin vermedi.

Artık transfer de bitti sayılacağı için Skibbe Galatasaray’ın maç kadrosunu belirleyecek ve bir daha üzerinde oynamayacak!

 
 
Milan Baroş ilaç olabilir  
Çek futbolcu Galatasaray’ın aradığı kandır ama üzerinde şüpheler var.
Biraz haylaz! Biraz haşarı. Biraz hayırsız!...

Şayet burada toparlanırsa Galatasaray’ın orta sahadan çıkışlarında önemli rol üstlenir. Bükreş’e elenişte Baroş eksiği çok hissedildi.

Çünkü; Kewell, Lincoln ve Arda ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar çok ağırlar. Rakibe saldırırken Galatasaray bu oyuncularla rölantide gidiyor. Hızlanmaları gerekir hızlanmazlarsa makas yemeleri gerekir!

 
 
Barış ve Baroş  
Eğer Bükreş karşısında Barış ve Baroş olsaydı Galatasaray tur atlayabilirdi.
Arda, Mehmet Topal, Barış, Baroş, Ayhan, Nonda mükemmel olur.
Lincoln, Kewell ve Hasan Şaş gereğinde kullanılır.
Galatasaray’ın defans sorunu yoktur. Bükreş maçında çok beğendim.
Sonlarda dağıldılar demeyin bu maç istisna! Doğaldır. Çünkü Galatasaray defans emniyetini bıraktı bütün hatlarıyla gole koştu, savunma unutuldu!
Kabahat değil, Son şanslar denendi...
Buna rağmen yenen gol ofsaytten!

 
 
Ofsayt gol de bahane değil!
Kayırmacayı bırakalım;
Galatasaray o golü ofsaytten yemese yine elenecekti!
Gol atamıyor.
Kewell ve Lincoln’le Galatasaray 9 kişi oynuyor.
Kewell topu ayağına alınca basan rakibi yoksa sabun gibi kayıyor, rakibi nasıl geçti, nasıl on sekize aktı göremiyorsun. Topu kaybedince de duruyor. Ancak Kewell’e ayak uyduracak zeka ve tarzda başka oyuncu yok. Lincoln ağır! Arda, Nonda ona keza... İlle de Barış ve olursa Baroş!
Lafı yine kaçırdık;
Bükreş maçı 5-0 da kazanabilirdi ama Galatasaray’ın Kewell’in direkten dönen şutundan başka net pozisyonu yok!
O zaman?
.........

 
 
Kısmet UEFA’ya
Yine de Galatasaray’a güveniyorum. Yeter ki taşlar yerine otursun, Baroş ve Sanctis iyi çıksın.
Lincoln’e çare bulunsun.Kewell ve Linderoth daha iyi hazırlansın!
Sıkıldım!
Hep se, sa, cek, cak...
Bakalım...
Kısmet UEFA’ya...

 
 
şikebahçe başardı  
Acımasız rekabeti bırakın! şikebahçe çok zor şartlarda gereğini yaptı, Şampiyonlar Ligi’ne girmeyi başardı. Kutluyorum. Hiç olmazsa ülke olarak Champs League’de bir takımımız var bu gurur payıdır. Ancak Fenerli havaya girmesin bu kadro Avrupa’dan puan çıkaramaz!
Partizan maçını seyredemedim. En has Fenerli Rıdvan Dilmen’i okudum öldük öldük dirildik!’ diyor. Son 20’de çok zorlanmışlar. Mutlaka bir kaleci ve 2 Aurelio gerekli. Böyle olmaz!
şikebahçe takım halinde eksik. Orta alanı rakibi bastıramıyor. Kopuk kopuk... Zor maçları kaldıramaz! Vederson ve Deivid de yok!
Emre Belözoğlu bir muamma!
Daha başında söyledim. İyi Emre başa konan devlet kuşu.

Bu Emre devamlı sakat!. Son 7 senede üst üste oynadığı 5 maç yok!
Nasıl takımına faydalı olur!
Ka-Kazım, Maldonado, Selçuk, Deniz, Ali Bilgin, Uğur Boral’ın hiç biri rakibe basıp top kazanacak, kazandığı topu oyuna sokacak isim değil! Devamlılıkları da yok!

Alex, Güiza, Semih’e bir diyeceğim yok ama Aragones bunların üçünü de oynattığı vakit onların arkasına mutlaka Senna, Aurelio, Alonso’yu bulması gerek. Kaleye de güçlü bir isim... şikeci bunları bulmuş olsaydı şöyle derdim; şikebahçe Şampiyonlar Ligi’nde final oynar.

 
 
UEFA’dan maxi paraya inanmıyorum
şikebahçe, Galatasaray’ın alamadığı Şampiyonlar Ligi parasını da alacakmış! Keşke şikebahçe yüz milyon euro alsa... Daha araştıramadım ama aklım basmıyor!
şikeci bu parayı alırsa S. Bükreş ne alacak?
Hadi bakalım...

 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: luckys - 29. Ağustos 2008, 10:50:38
KARL HEINZ FELDKAMP
 k.feldkamp@zaman.com.tr
 
Galatasaray, imaj ve 15 milyon Euro'yu kaybetti 
KARL HEINZ FELDKAMP   
 
Yazık oldu. Hem de çok yazık. Şampiyonlar Ligi eleme maçında Romanya gibi bir ülkenin şampiyon ekibine karşı mücadele verileceği anlaşılamamış gibi göründü.
Futbolcular ve teknik ekibin her iki maça da iyi hazırlanmadıkları ortaya çıktı. Oysa Galatasaray için çok önemli olan bu maça Ocak 2008'den itibaren hazırlanılmalıydı.

Galatasaray yönetimi mutlaka benim bu yöndeki çığlıklarımı hatırlıyordur. Ocak 2008'de, "Bu takıma bir kaleci lazım. İsveç kalecisini alalım. Bu takıma bir orta saha gerekli. Sivas'tan Mehmet Yıldız'ı mutlaka transfer edelim." diye adeta yalvarmıştım. Özellikle deplasmanda kaybedilen maçta orta saha ve sağ kanatta Galatasaray etkisiz kaldı. Hele Linderoth'un pozisyonu çok yanlıştı. Linderoth, tam sağlığına kavuşmuş olsa bile bu pozisyonda oynatılmaz.

Şampiyonlar Ligi ön turunda elenmek Galatasaray için yerinde sayma değil, bir geriye gidişin habercisi. Bu moral ve çevre şartları ile UEFA Kupası'nda neler yapabileceği de soru işaretleri ile dolu. Bükreş karşısında alınan yenilgi uluslararası arenada önemli bir imaj ve 15 milyon Euro'nun kaybı anlamına geliyor. Ligde şampiyon olmuş bir takımı çalıştıran antrenör olarak benim üzüntüm oldukça büyük.

Galatasaray, bu tarihî maça son dört haftada değil bu yılın ocak ayından itibaren hazırlanmalı idi. Avrupa'da başarı getirecek bir takım için takımı her geçen dönemde güçlendirecek isimlerle takviye yapmak gerektiğini yönetime söylüyordum. Yeni transferlerden Meira asla Song'dan çok çok üstün bir isim değil. Ancak yerini doldurabilen bir isim. Birkaç gömlek üstün demek Song'a haksızlık olur. Hakan Şükür sonrası takıma gelen Kewell da gözle görülür bir güçlenme değil. Futboldan anlayanlar bunu net olarak söyleyebilmeli.

Galatasaray'ın elendiği bir ortamda şikebahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde yeniden tek başına Türkiye'yi temsil etmesi önemli bir başarı. Onları asla kıskanmıyorum. Sadece eski bir Galatasaray antrenörü olarak biraz üzülüyorum. şikebahçe bu hamlesi ile yeniden ekonomik yönden Galatasaray'ın önüne geçme fırsatı yakaladı. Şampiyonlar Ligi'nden gelecek paralarla rahatlayacak. Ve bu paralarla olumlu yönde güçlenmesini takıma da yansıtacak.

Galatasaray adına şimdi masada ağır bir fatura duruyor. Umarım bu kaos günlerinden bir an önce kurtulup, ligde ve UEFA Kupası'nda taraftarını daha fazla üzmezler.

 
29 Ağustos 2008, Cuma
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: lemegan - 29. Ağustos 2008, 16:15:29
NECDET ERGEZEN 


 KADIKÖY FANTEZİSİ!

"Kandırınn kandırınn kendinizi kandırın, Kadıköy’de finalle kendinizi kandırınnnn..."

Bu sözleri geçen sezon Galatasaray tribünlerinde çalıp, söylenen “Çıldırın” bestesiyle söylerseniz belki birşeyler ifade edecektir sizlere. Gerçekten neler hissettiğimi yazamıyorum. Bükreş maçı biter bitmez yazmamak için içimden saymaya başladım. Milan Baros imza törenindeki 'bam telinden' kandırmacayı duyana kadar da saymaya devam ettim. Kadıköy’de UEFA Kupası yalanı gerçekten inanılacak bir şey değil. Şampiyonlar Ligi’ne katılamıyorsun diye ezeli rakibinin sahasında oynanacak finalden medet ummak hiç kabul edilebilir mi Ne olacak Kadıköy’de? UEFA Kupası'nı kazansan yıldızlı pekiyimi alacaksın?
Bu durumda mı, Galatasaray yönetimi, bu yönetim mi müzesinde bir UEFA kupası, bir Süper Kupa bulunduran! Şampiyonlar Ligi’ne kalamıyorsan bari çıkıp sadece başarısızlığın sorumluluğunu üzerinize alında dürüstlüğünüze ya da samimiyetinize güvenelim.

Ali Sami Yen'de belli olmuştu ilk maçın sonunda zaten Şampiyonlar Ligi biletini alamayacağınız. Zaten transfer sezonu açıldığında açılmıştı renginiz. Eğri gemi doğru sefer yaptı diye geçen sezon kazanılan şampiyonluk sadece hava katmıştı sizlere. Kendi aranızda hiç konuşmamışsınız belli. 
”Hocasız şampiyon olduk ama her defasında bu kadar şanslı olamayız”  dememişsiniz birbirinize.
Ali Sami Yen de maçlardan önce dağları, denizleri ben yarattım edalarıyla yürürken aklınıza gelmemiş bu hallere düşeceğiniz çok belli. Bonservis bedeli ödeyecek paranız, iyi teknik adam getirecek gücünüz olmadığı için değil korkularınız olduğu için Şampiyonlar Ligi'ni  televizyondan seyredecek ve seyrettireceksiniz

Galatasaraylılara hatırlatayım. Kurduğunuz bu kadroyu takdir etmek gerek. İsimler şahane ama zihniyetiniz sıkıntı yaşatacak sizlere. Kalli’yi kontrol altında tutamadığınız için karakterli hocamız olmasın dediniz heralde. Zaten takım elbiseli masa başı  teknik direktörleriniz var, geçen seneden takım yapmaya hevesli olan. Ne gerek var iyi teknik adama değil mi? Güçlü bir hocanız olsa belki Kewell’i  oynatmaz, Lincoln’ü istemez, yeni transferleri küstürür. Aman aman en iyisi silik olsunda takımı siz yapabilin diye düşündünüz heralde.

Galatasaray yönetimi daha ilk hezimetin arkasından hocamızın ve teknik ekibin arkasındayız diyorsa ortada ters bir durum var demekki. Teknik ekipte sorun yoksa iki sorumlusu var Şampiyonlar Ligi faciasının o zaman. Ya futbolcular  ya kendileri. Peki bedelini kim ödeyecek? Yanlışı kim yaptı da Galatasaray Şampiyonlar Ligi'ne katılamıyor. Sayın Başkan diyor ki kendilerinden daha alt seviyede bir takım olan Steaua Bükreş’e elenmelerine aslında çok daha fazla üzülmüş. 1985 - 86 yılında Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonu Steaua Bükreş. 1986 yılı UEFA Süper Kupa Şampiyonu Steaua Bükreş. 1988 -1989 sezonu Şampiyon Kulüpler Kupası finalisti Steaua Bükreş, 2005 - 2006 sezonu UEFA Kupasi yarı finalisti Steaua Bükreş. Romanya Ligi'nde 23 kere şampiyon olmuş Steaua Bükreş. Hocası yıllarca her transfer sezonunda dedikoduları çıkıpta Türkiye'ye bir türlü getirilemeyen Lacatuş. Kimin daha büyük ya da Avrupalı olduğunu tartışmayalım, ne dersiniz? Kadıköy fanteziniz için önce şu Bellinzona’yı eleyin, karşı tarafa nasıl olsa bir vapur ya da dolmuşla iş çıkışına da kalmamaya dikkat ederek geçebilirsiniz belki.

Bu arada Milan Baros imza töreninde neredeyse kalabalığın içinde kaybolmuştu. Bir tercüman, bir başkan, beş ya da altı tane yönetici yine kameraların karşısında gövde gösterisine çıkmıştı. Ama açık söyleyeyim, gözlerim en çok sayın Sezginle, sayın Üstünel'i aradı. Yoksa onlar sadece başarılı sonuçların, ya da "bomba" transferlerin  imza törenlerinde ya da havaalanlarında mı kameraların karşısına çıkıyorlar?
Çok özletmeyin kendinizi...



küstah herifin yazdığına bakın...bunların hepsini yutturacak adnan başkan.barosu (eminimki tanımıyordur adam gibi)sallamakla nitelendiren bir insan. bu yengeç gal,iba basın toplantısını izlememiş bile adam elimden geleni yapıcam dedi şunu yapıcam kupa laıcam demedi ki ne sallaması :hehe:  bu fenerliler harbi, acaip mahlukatlar be
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 29. Ağustos 2008, 17:18:03
Enişteye dikkat!

İnat bazen her şeyi berbat edip bitiriyor, tıpkı Skibbe örneğinde olduğu gibi... Daha işin başında dedik ki Skibbe ile bu iş asla olmaz. Onlar bizim "Olmaz"ımızı "Olur" gibi algılamış olacaklar ki, yola yarı eniştemiz ile devam ettiler. Yazık ettiler. Koca Galatasaray bugüne kadar hiç elenmediği ön elemelerde yok olup gidiverdi. Acaba enişte bey bunun farkında mı? Galatasaray'ın yarısı kadar Şampiyonlar Ligi'ne katılmamış sarı-lacivertli takım için gazeteler "şikebahçe kendi liginde" diye yazarken, Galatasaraylı taraftarların ne hale geldiğini biliyor mu?... Yarı eniştemiz sekiz ay oynamamış Linderoth'u bek koymuş. Hem de Barış kulübede otururken, sonra da Aydın'ı oyuna alıyor. Daha evvel de Erhan'ı almıştı... Yapma be hocam, sen stajyer onlar genç, nasıl olacak bu iş... Sayın Skibbe maç sonunda hakeme çatıyor ve ofsayt golle yenildik diyor. Aman ne komik. Hocam maçın sonucu 1-0. Sanki gol atmışsın da hakem seni ofsayt golle yakmış gibi konuşuyorsun.. İki Adnan'lara ufak bir uyarı... Bunca yaptığınız güzel şeyler bir anda eridi bitti. Üstelik alacağınız büyük parayı da kaybettiniz. Taraftarın şikebahçe karşısındaki üzütüsü ise işin cabası...

İSMET TONGO

fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:02:21
Kısırlık!

Rakamların, dizilişlerin, oyuncuların bir önemi yok görünüyor. G.Saray, kim oynarsa oynasın, nasıl dizilirse dizilsin kısır bir futbol oynuyor. Eğer yeni dönem Alman futbol anlayışı bu ise ilk yarıda sıfır gol pozisyonu ile oynayan, biri iki ölü toptan başka tehlike adına hiçbir şey yapamayan bir takımla yaşamaya alışmalıyız. "Saracoğlu'nda final oynamak istiyoruz" lafını Adnan Polat'a söyleten bu futbol mu? Bana göre tek doğru Lincoln'ün yedeğe çekilmesiydi... Oyuncuların kişilikleri ve oyun karakterlerinden bahsetmenin hiçbir yararı yok. Galatasaray takımı kalabalık savunma yapayım derken pozisyon veren, tek santrforlu oyun sistemi düzenlerken ceza sahasına giremeyen bir takım. Bunu bulan da dahi Skibbe. Yılların hücumcu takımından, takım kalitesi ve kapasitesi bu kadar yükselmişken bu kısır oyunu çıkarabilmek için genç ve yeni dönem hocası olmak gerek sanırım. Maç kıran kırana ama kalitesiz oldu. Birbirini kollamaktan iki takım da neredeyse yoruldu. De Santis güven verirken, Kewell her maç üzerine koyuyor. Nonda yok, Karan var ama ceza sahasında değişen bir şey yok. Kayseri yoruldukça Galatasaray'ın biraz ön plana çıkmasını sağladı. Ve flaş transfer Milan Baros sahaya girdi.

Değişen bir şey yok
Kazanma adına en küçük bir hamle yapmayan Skibbe kaybedilen puanların tek sorumlusu. Baros, Nonda, Ümit, Kewell, Arda, Lincoln, Ayhan, Mehmet... Bu kadrodan golsüz bir futbol çıkarmayı bir beceri kabul edeceksin, Skibbe gerçekten çok becerikli. Son yıllarda izlediğim en keyifsiz takım bu. Ceza sahasına gelemeyen, gol pozisyonu üretemeyen, zevk vermeyen kısır bir takım. Kayseri'de bir Mehmet Topuz daha olsaydı kazanırdı. Ev sahibi rakibinin isminden çekinmeseydi galibiyeti kolay elde ederdi.

ŞÜKRÜ KANBEER

fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:03:05
Su içiyordu Skibbe!

Kayserispor Teknik Direktörü Tolunay Kafkas maçtan önce "Galatasaray'ı yeneceğiz, puansız göndereceğiz" anlamına gelen şeyler söylemişti. Şiiri ve kavgayı seven bu genç adamın bir şeyler yapıp, futbolun başka türlü bir şey olduğunu göstereceğini zannettim. İddialı olmak güzel şey tabii ki. Keşke Galatasaray Teknik Direktörü Skibbe de böyle iddialı sözler edebilse. Bir ara baktım yedek kulübesine Skibbe su içiyor... Ama o kadar iddialı söze karşın Tolunay'ın yaptığı şey orta sahayı 5'lemek olmuş. Bu bile yetti gerçi. İlk yarı kahırrr! kahır! çektim ortaya konulan futbol yüzünden. Bir ara maçı anlatıcısı arkadaş "Galatasaray defansı çizgi halinde yakalandı" dedi. Ee hep aynıyız ki! Bizim kocaoğlanın yanından geçen ve biraz seri bir oyuncunun ardına düşmek için taksi tutması gerekiyor. Skibbe su içiyor... Yine çizgi pozisyonlardan birinde Sanctis'in kol bacak kapatması olmasa direk dibinden yazacaktı Kayserililer ilk gollerini elektronik tabelaya. Kalecimiz defansın unuttuğu ters tarafı çok iyi kapattı. İlk topu çok iyi oynadı yani. Sonra da her topun ardından arkadaşlarını yüzüne astığı o kederli kaş hareketiyle uyardı. Ee neredeyse defansın tümü sahada konumlanış hatası içindeydi ilk 45'te Galatasaray sancılı... Skibbe su içiyor.

Alman su içti, biz kahır!
İkinci 45'e 'bir şeyler olsa / bir sağanak patlasa / bitse bu kirli yapışkanlık' diyorum. Olmuyor. Üzerimizdeki ölü toprağını kaldırmaya yetmiyor devre arasındaki muhtemel konuşma.. Skibbe su içiyor. Arda'sız yani topu sürükleyecek adam olmaksızın oynuyor Galatasaray; daralarak, sıkıntılı, eza içinde. Formasıyla sahada ama kendi Arda'sız. O ara yeni transfer Baros'un kenarda ısınırkenki heyecanlı halini izliyorum. Alemin, çıkıp ne yapacağını beklediği bir maçta, onun kenardaki ısınma hareketlerini izliyoruz bir süre. Skibbe su içiyor şişeden. Hava sıcak, nemli, daralıyoruz... 'Sonları bekleyeceğiz galiba' diyorum içimden. Bir sağanak patlayacak belki, Balta belki, Topal uzun erimli bir şutla ağları sarsacaklar diye bekliyorum. Olmuyor. Skibbe şişeden, biz kederden demleniyoruz. Baros oyuna giriyor ama kanatlara yıkılıp oradan yan ortalarla, olmadı ceza sahasının üstüne kadar kontrollü toplarla inip, verkaçlarla gol arayan bir ekibe yarayacak bir 'iyi topçu' daha diğer iyi topçu Kewwell gibi sancılı dolanıyor sahada. İlk ciddi atak organizasyonunu 53'te yaptı Galatasaray. Varın gerisini siz düşünün. Skibbe su içiyordu şişeden, biz kahır yudumladık maçın sonunda...


HAKAN DİLEK

fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:03:46
Jübile takımı mı?

Galatasaray'ı seyrettikçe ne yapmak istediğini anlayamadım. Bu takım bir jübile mi, yoksa bir lig takımı mıydı? Ben dakikalar ilerledikçe seyrettiğim Galatasaray'ı bu iki modelin hiçbirisine uyduramadım. Öncelikle Galatasaray klasik saldırgan, rakip sahaya bastıran futbolunu tamamen kaybetmeye başladı. Bunda bay Skibbe'nin yüzde yüz hatası var. Ne oynatmak istediğini, rakip sahada ne yapacaklarını herhalde iyi anlatmamasından ileri geliyor. Futbolcular ligin sonundaki son maçları oynayan bir takımın oyuncuları gibi. Kora kor bir mücadele, omuz omuza top sürme ya da bunlara benzer hiçbir şey yok. Kim kime dokunursa o yere yıkılıyor. Doğru dürüst bir şut göremedim. Kanatlardan yapılsa ya 10, ya 15 tane top ortalandı. Onlar da hiçbir şeye benzemiyordu. Yani anlayacağınız daha mevsim başında, "Ben şampiyon adayıyım. Bu yıldız futbolcuları aldım. Onlarla hedefime gideceğim" diyen bir takım değil Galatasaray!

Skibbe'ye 9 tur attırır!
Dünkü maçta iki teknik adamı yani Tolunay ve Skibbe'yi terazinin kefelerine koysak, Tolunay çok daha ağır basardı. Hiç olmazsa takımı ne yaptığını bilen bir ekipti. Galatasaray'ı rahatsız edici futbolu, orta sahadan itibaren onları kontrol altına almak isteyen düşüncesi hep başarılı oldu. Galatasaray'da dün iki tane yeni oyuncu vardı. Baros, on dakika oynadı. Hakkında yorum yok. Kaleci De Sanctis iki üç tane topa çıktı. Onları kesti ama çok önemli bir golü de kurtardı. Bu kurtardığı gol Olembe'nin altı pasın köşesinden vurduğu şuttu. Ve maçın önemli hareketi de buydu. Şöyle düşünüyorum koca Galatasaray'ın, "Ah be bu da kaçar mı?" dedirtecek bir tek gol pozisyonu yoktu. Yahu sizlere soruyorum, lütfen bana söyleyin, böyle bir takım olur mu? Geçen sene son 6 maçtaki teknik kadro, bu Skibbe'ye dokuz tur attırır. Ama bir türlü Galatasaray'ın yönetimsel sorumluları bunu kabul etmiyorlar. Uzatmayalım, 0-0'lık sonucu Galatasaray kurtarılmış bir puan olarak görmeli. Kayserispor daha dikkatli olsa üç puanla sahadan çıkabilirdi. Ne hikmetse ikisi de birbirinden korkan iki takım gibi maç yaptılar. Türk sporu adına yazık!..

İSMET TONGO

fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:04:37
Biri anlatsın

Galatasaray'da yine bir operasyon erken başladı. Dün sahaya çıkan kadroya baktığım zaman bunu açıkça gördüm. En son oynanan Steaua Bükreş maçı sonrası basın toplantısında Skibbe'ye Lincoln'u sordum. Alman hocadan aldığım cevap, "Görevini yaptı" şeklindeydi. Öyleyse görevini yapan futbolcunu niye kestin sayın Skibbe? Bana göre doğru bir karar ama hocadaki çelişkiyi anlamadım! Kayserispor maçında kaleye nihayet Sanctis geçebildi. İtalyan kaleci her haliyle güven veriyor. İlk yarıda öyle bir kurtarış yaptı ki muhteşemdi. Akıllara "Böyle bir kaleci Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarında niye oynamaz?" sorusunu getirdi. Maçın ilk yarısında da sahada sadece akılda kalan bu gol pozisyonu vardı. Onu da Sanctis kurtardı. Galatasaray ise tek bir pozisyona giremedi. İlk yarı boyunca Ümit, forvette yalnız kaldı; orta sahadan yeteri desteği alamayınca da Kayserispor defansı içinde kayboldu. İlk yarıda Lincoln'un görevini Kewell yaparken, Arda solda, genç Aydın da sağda görev yaptı ama bu diziliş pek başarılı oldu diyemem. 2. yarı ise Arda, Lincoln'un görevini Kewell'den devralırken, Avustralyalı futbolcu da orta sahanın soluna geçti. Bu değişiklik biraz daha olumlu gözükürken, takımda da bir canlanma gözlerden kaçmadı. Ancak bu yarıda sadece Servet'in kafa vuruşu vardı, onu da kaleci köşeden çıkardı. Bunun dışında Galatasaray adına maç boyunca olumlu yazılacak tek bir şey göremedim.

Skibbe'yi uyarsınlar
Yeni transfer Milan Baros, 73. dakikada Ümit'in yerine oyuna girdi. Çok az topla buluştu ama klas olduğunu her haliyle belli etti. Bu karşılaşmanın hakkı beraberlikti, sonuçta bu oldu. Her iki takım da galibiyeti hak edecek bir oyun ortaya koymadı bana göre. Bundan sonra Galatasaray kesinlikle çift forvet oynamalı. Orta sahadan kimi kesersen kes ama bu takım çift forvet oynarsa gol pozisyonları daha çok olur. Son olarak... Lütfen birileri Galatasaray takımını Skibbe'ye anlatsın. Galatasaray nerede oynarsa oynasın rakiplerinden korkmaz, kendi sistemi ile oynar. Korktuğun zaman Bükreş gibi bir takımdan İstanbul'da iki gol yersin ve elenirsin. Bunu sayın Skibbe öğrenmeli.

yaşar yalçın



fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:05:21
Skibbe korkutuyor!

Alman teknik adamlara akıl sır erdirmek gerçekten zor. Kendilerini alim ya da kaşif zannediyorlar sanırım! Geçen dönem Kalli, şimdi de onun vatandaşı Skibbe, G.Saray kadrosu ile dama taşı gibi oynamayı maharet sayıyor. Farklı isimleri, farklı mevkilerde oynatmak en büyük heyecanları. Hele hele her maça farklı onbirle çıkmak ise en büyük fantazileri. Sokaktaki çocuk biliyor ki G.Saray, Şampiyonlar Ligi şansını Alman teknik direktör Skibbe'nin yetersizliği nedeniyle kaybetti.. Hatırlayın, Kalli de Hasan Şaş'ı sağ beke çekip bir kahraman yaratma şansı aramamış mıydı? Ama Skibbe'nin işi her geçen gün daha da zora giriyor. Yönetim her ne kadar her fırsatta "Hocamızın sonuna kadar arkasındayız" dese de, Steaua Bükreş darbesini kolay kolay hazmedeceğini sanmıyorum. Skibbe'nin dünkü sürprizi de Mehmet Topal'ın kulübe olmasıydı. Eğer Topal sakatsa niye kulübedeydi? Ayhan-Mehmet Topal çift libero sistemi tutmuşken, bu riske gerek var mıydı? Allah'tan Linderoth sağ bekte tuttu, Aydın idare etti; Skibbe'nin riskleri göze batmadı.

Sanctis süper bir kaleci
Koca ilk 45 dakikadan akıllarda kalan, Sanctis'in inanılmaz kurtarışıydı. G.Saray'ın olumlu, akıllıca ürettiği tek pozisyon yoktu. İkinci yarıda G.Saray ilk 10 dakikada yalancı bindirmeler yaptı o kadar. Ümit Karan'ın form tutması zaman alacak belli ki. Baros 73'te girdi o da ayağına uyan olumlu pas alamadı. Sanctis, Servet ve Meira, G.Saray adına gecenin en çalışkanlarıydı. Kayserispor, 8 takviye yapmış yeni bir takım oluşturmuş. Aghahowa, Olembe, Escobar ligde çok takımın canını yakar. Hele Aghahowa cin gibi. Eğer etkili paslar alabilseydi gecenin skoreri olabilirdi. Bir çift sözüm de hakem Bünyamin Gezer'e. Acaba MHK hakemlerine "Sakın sevimli olmayın, kararınızı kabul ettirmek için avazınız çıktığı kadar bağırın, futbolcuları insan yerine koymayın" diye talimat mı veriyor? Bir hakem bu kadar korkunç görünebilir mi? Gezer'in futbolcuları bir dövmediği kaldı. Sayın Gezer, futbolcular savaşa çıkmadı. Maça çıktılar siz karıştırdınız galiba. Hakem babadır, şefkatli, sevecen olmalıdır. Hakem hakimdir, adalet dağıtmalıdır. Pardon siz dün gece hakemlik adına ne yaptınız?


ZAFER ERTEM

fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:10:24
Korkakların gecesi

Büyük transferler yapmış iki iyi kadronun maçına takımlarını orta alanda kör dövüşüne mahkum bırakan iki korkak teknik direktör damga vurdu. Keyifsiz oyunda skor tabelası değişmedi..
 Yer Kayseri. Kayserispor Galatasaray'ı konuk ediyor. Yani geçen sezonun şampiyonuyla beşincisi.. Maç başlıyor. Ama başlamamış gibi. Sanki tembelin kuralları uygulanıyor sahada: Oturma şansın varsa ayakta durma. Yatma şansın varsa oturma. Oturan birini görürsen sen de otur yardım et vs vs... Sadece burada kurallar futbola adapte edilmiş. Yürüme şansın varsa koşma. Durma şansın varsa yürüme! Bu görüntünün sonucunda ilk yarının Galatasaray özeti şöyle: Sıfır, Galatasaray'ın organize atağı... Sıfır, bu maçta Galatasaray kaç gol atar sorusunun cevabı. 10, Galatasaray'da "Ben neredeyim, burası neresi?" diye dolaşan futbolcu sayısı... Bir, maçtaki mükemmel kurtarış sayısı: Olembe'nin 32.dakikada bir metreden vurduğunu De Sanctis inanılmaz bir refleksle çıkartıyor. Devamında yine Olembe vuruyor. Bu sefer Topal çıkartıyor. Buradan anladığınız üzere bir, sahada ne yaptığını bilen futbolcu (kaleci) sayısı... Kayserispor'a gelince. Onların Galatasaray'dan kalır yanı yok ama en azından bahaneleri daha sağlam. Sakatları, eksikleri var. Kaldı ki maçın 30.dakikasından itibaren biraz canlanıyorlar... 32.dakikada da ilk yarının en tehlikeli ve tek pozisyonunu (ki yukarıda De Sanctis'in mükemmel kurtarışı olarak geçiyor) onlar imzalıyorlar...

*KAYSERİSPOR - Galatasaray MAÇINDAN KARELER

BİRER PUAN DA FAZLA
Süper Kupa maçında devre arasını kendine gelmek için kullanmıştı Galatasaray, aynı rakibe karşı. İkinci yarıya özellikle Kewell'ın biraz canlanmasıyla bir tutam daha etkili başlıyorlar. Biraz, sadece biraz daha organizeye benzeyen pozisyonlar buluyorlar. Belki, Skibbe'nin müdahalesi bu dakikalarda gelse ve değişiklik 'taktiksel' olsa Galatasaray'ın umutsuz oyunu bir umut bulacak. Ama Baros-Karan değişikliği için nedense 75 bekleniyor. Başka değişiklik de gelmiyor! Sonuçta iki takıma da birer puan gidiyor. Ama bir futbol adaleti olsaydı gerçekten eğer, her ikisinin de sıfır çekmesi gerekiyor!

EBRU KILIÇOĞLU

sabah
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:11:35
Sokak kemancısı
Galatasaray'ın 3 gün arayla üst üste iki maçı oynayacak fizik güce sahip olmadığı Kayseri'de iyice su yüzüne çıktı. Bu durum da, Skibbe'nin hazırlık kampında Galatasaray'ı iyi çalıştırmadığının bir göstergesidir. Galatasaraylı oyuncular fizik kaliteleri kötü olduğundan mesafe katetmekte zorlanıyor, güçsüzlükten istedikleri hareketleri saha içinde yapamıyorlar. Skibbe'nin iskelet kadroyu belirleyememesi ve 'deney' yapar gibi sürekli kadro üzerinde oynaması yetersizliğini ortaya koyarken, Galatasaraylı oyuncuları da şaşkın ediyor. Alman hocanın, oyuncuların yerlerini kadro arayışı içinde sık değiştirmesi hem Galatasaray'ın takım uyumunu sağlamasını engelliyor hem de futbolcuların kendine olan güvenini yaralıyor.
Skibbe kulübeden yanlış yapmasına karşın Aragones gibi otoriter davranamıyor. Bu otoritesizlik yüzünden Galatasaraylı oyuncular kafalarına göre oynuyor. Kısacası; Galatasaray'da takım disiplini yok, fizik güç yok, yardımlaşma yok, ruh yok ve en önemlisi hoca yok. Galatasaray yönetimi sokak kemancısından orkestra şefi yaratma ısrarını sürdürürse Galatasaray akordu bozuk takım olmaya devam eder.

AYDIN TERCİHİ YANLIŞTI
Galatasaray'ın defoları ilk yarı mehtap gibi ortadaydı. 50 milyon dolarlık transfer yapan Galatasaray'ın altı eksikli Kayserispor kalesinde ilk yarı tek pozisyonu olmadığı gibi korneri bile yoktu. Aydın tercihi yanlış bir sürprizdi. Bunca pahalı transfer arasında Aydın kurtarıcı olacaksa vay Galatasaray'ın haline. Aydın eline geçen fırsatı kullanmadığı gibi Galatasaray'ı 10 kişi oynattı.
İkinci yarı Arda, Lincoln'un görevine soyunup Kewell sola geçince Galatasaray hareketlendi. Kewell geniş alanlar bulunca Galatasaray Kayseri kalesine daha etkili gitti. Bu değişim için ilk yarının bitmesi mi gerekiyor? Çünkü Skibbe oyunun içine elini sokmuyor; elleri cebinde maçı izliyor. Baros transfer ediliyor; 70'te oyuna giriyor ve Karan çıkıyor. Galatasaray'ın gole ihtiyacı var ama Skibbe Steaua maçında yapmadığı çift forvet hamlesini eksik Kayserispor önünde bile yapamıyor. Galatasaray taraftarı bu sezon tribünde ve TV başında çok saç baş yolar.
Not: De Sanctis kalitesini belgeledi. Kurtardığı golde köşeye kartal gibi pike yaptı. Hangi Türk kalecisi olursa olsun Olembe'nin vuruşunda topla ağlara girerdi.

levent tüzemen
 
Yayın tarihi: 1 Eylül 2008, Pazartesi
Web adresi: http://www.sabah.com.tr/2008/09/01//tuzemen.html


Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:12:45
Kalitesiz futbol


Dün akşam, ligin iki iyi takımı arasındaki karşılaşma beklentinin dışında ve çok durağan geçti. Belki iki takımda iyi mücadele etmeye çalıştı ama ne göze hoş gelen bir futbol ne de pozisyon zenginliği olmayan bir karşılaşma izledik. İlk yarıda sadece Kayseri'nin bir pozisyonu ikinrci yarıda da Galatasaray'ın 1-2 tane etkili diyebileceğimiz pozisyonu dışında kayda değer bir şey izleyemedik. Kayserispor'un eksikleri çoktu. Tolunay Kafkas'ın oyuna çok fazla müdahale etme şansı olduğunu söyleyemeyiz. Ama Galatasaray ve Skibbe açısından durum farklı. Sarı-Kırmızılılar'ın dünkü kadro yapısı beklentilerden farklıydı. Steaua'ya elendikten sonra sakatlıklar ve yorgunluklar göz önüne alındığınd kadroda bazı değişiklikler doğal olabilir. Ancak, basın toplantısında Steaua maçında 'Lincoln'den memnunum' dedikten sonra dün bu oyuncuyu yedek oturtmak Mehmet Topal'ı kulübeye çekmek açıkçası 'Bu kadroyu Skibbe mi yaptı?' sorusunu akıllara getiriyor. Dünkü kadronun sahaya dizilişininde mantıklı olmadığını söylemeliyim. Zaten oyununun başında da bunun sıkıntılarını Galatasaray'da izledik. Kewell ve Arda gibi kenar oyuncunuz varken, macera aramak niye? Kewell, Lincoln'ün yerinde ilk yarı hiç bir şey yapamadı. 2. yarıda sol tarafa geçti çok daha etkiliydi. Eğer lincoln'ü oynatmıyorsanız Kewell ve Arda doğru isim değil. Eğer Aydın'I oynatmak istiyorsanız Aydın, Lincoln'ün yerinde daha doğru bir isim. Çünkü Aydın, Linderoth'un önünde hem etkili olamadı hem de defansif özellikleri az olduğu için Kayseri'nin etkili olmasına neden oldu. Skibbe'nin bir ilginç uygulaması da Aydın bu kadar etkisizken, Baros oyuna girerken Ümit Karan'ı çıkarmasıydı. Oysa, Baros oyuna girdiğinde ona en fazla yardımcı olacak oyuncu Ümit Karan olabilirdi. Ve etkinliği artırmak isteyen Galatasaray'da Ümit, çok iş yapardı. Dün akşam, Galatasaray'da nihayet De Sanctis'i de izledik. Bir kaleci ilk maçında ilk kez bu kadar iyi oynayabilir. 32. dakikada çok güzel bir kurtarış yaptı. Çabukluğu, tecrübesi ve oyun sezgisiyle Galatasaray kalesini emin ellere teslim etti diyebiliriz. Pozisyon ve gol izleyemediğimiz tatsız maçta iyiler arasında Bünyamin Gezer'i de gösterebiliriz. Kararları çok isabetliydi. Sonuçta böyle kötü kalitesiz bir maçta puanların paylaşılması doğal sonuç. 

cüneyt tanman

takvim
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:13:14
Bu futbol yetmedi


Galatasaray ilk deplasman maçında zorlu Kayseri deplasmanında 2 puan bıraktı.. Maça çıkan kadro akıllara bazı soruları getirdi.. Orta sahada ise kulak çekme operasyonu mu dersiniz, yoksa Alman teknik adam Skibbe bir nevi küçük çaplı bir operasyona mı gitti dersiniz yoksa Steaua maçında orta sahada verimsiz kalan ayakları dinlendirmek istedi dersiniz orasını size bırakalım.. Bu değişiklik Barış'ın sakatlanıp yerini Mehmet Topal'a bırakmasıyla erozyana uğradıysa da ilk yarıda zorlu Kayseri deplasmanında Galatasaray pozisyon bulmakta zorlandı. Karşılıklı kontrolle geçen ve pas hatalarına tanık olduğumuz ilk dakikalar sanki bitmek bilmedi.. Cim-Bom rakip sahaya yerleşmiş görünüyor ancak pozisyon üretmekte zorlanıyordu.. 33. dakikaya kadar böyle seyreden oyun De Sanctis mucize kurtarışıyla hareketlendi.. Kayseri'nin ilk yarıdaki tek atağıydı bu.. Evet bir değişiklik de Galatasaray kalesinde olmuştu. Kaleyi alan İtalyan çizgide çakılı kalmayacağını yan toplarda ve kornerlerde topu takip ederek çıkışlarda bulunacağını bize daha ilk yarıdaki oyunuyla kanıtladı.. Hele sözünü ettiğimiz pozisyonda "mutlak bir golü önledi" lafının tam oturacağı bir kurtarış yaptı ve gelecek için taraftarlara ve camiaya ümit verdi.. İkinci yarıda Galatasaray oyunu daha çok arzu eden bir görüntüdeydi..Kewell'ın soldan bindirmelerini izledik.. Kayseri kalesini çok sıkıştırdılar.. Servet'in bir şutunu Suleymanou mükemmel çıkardı. Bu baskı ne yazık ki gol getirmedi.. Aydın zaman zaman parlayan yıldız gibiydi. Arda Turan maçın son bölümlerinde etkili yüklenmeler yaptı. Mehmet Topal kısa bir süre de olsa külübeyi gördüğü için olsa gerek iyi mücadele etti.. Ümit Karan Milan Baros değişikliği de etkili olamadı.. Kulübede bir tek Lincoln kaldı.. Akıllı defans yapan Kayseri de açık vermeyince Cim-Bom ilk deplasmanında beraberliğe razı oldu. Cim-Bom'un ayakları 3 puana yetecek futbolu üretmekten uzak kaldı..

hasan tankaya


 takvım
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:16:43
Golde yine zorlanıyorlar

Galatasaray gol yollarında zorlanmaya devam ediyor. Niye? Çünkü Galatasaray çabuk ve dik top oynayamıyor.
Geçen hafta da yazmıştık. Galatasaray’da herkes yine gelerek top almaya çalışıyor. Doksan dakika boyunca bir tane Hakan Balta dik koşu yaptı, topu oynayamadılar. Oysa çok etkili bir koşuydu. İlk yarıda defansın arkasına Ümit Karan koştu, vurdu, savunma kesti. Bir kez de Linderoth denedi.
Galatasaray bu oyun şekliyle sonraki haftalarda da gol atmakta zorlanır.
İkinci yarıda Kewell’ın sonucu değiştirebilecek kaliteli hareketleri, final pası olarak arkadaşlarını bulamadı. Kayserispor’un da geçen haftaki Sivasspor maçından farklı görüntüsü yoktu. Galatasaray iki puanı kaybederken ilk maçta güven veren görüntüsüyle kaleci Sanctis’i, ikinci yarıdaki sonucu değiştirmek isteyen futboluyla Kewell’ı takım arkadaşlarına yakınlaştırdı diyebiliriz.
Zaman zaman eleştirdiğimiz Lincoln oyunun ilerleyen bölümünde niye sahaya sürülmedi bilemiyorum. Herhalde Galatasaray bir puanı yeterli gördü Kayseri’de. Keza aynı şekilde Ümit Karan’ın oyundan çıkışı yine bu soruyu gündeme getirebilir. Bu uygulamaları anlamak oldukça zor.
Galatasaray şampiyon olmak istiyorsa alınan bir puan çok önemli değil. Oyunu riske edecek taraf Galatasaray olmalı. Peki riski nasıl ortaya koyacak? Baros gibi, Lincoln gibi sonuç üzerinde etkin olabilecek adamları oyuna alarak ve Ümit Karan’ı da oyunda tutarak yapacak. Ancak bunları uygulamadılar.
Kayserispor çok fazla atağa çıkma fırsatı bulamadı. Zaten oyun planında da böyle bir düşünce fazla yoktu. Kayserispor - Galatasaray maçının daha kaliteli, daha bol pozisyonlu olmasını bekliyordum. Pozisyonu çok fazla olmayan, gollük fırsat üretmek için fazla çaba harcamayan iki takım hakkında çok bir şey yazmak da insanı zorluyor.

Çabuk oynamıyorlar
Kaleci Sanctis, Galatasaray’ın doğru bir transferi gibi görüntü verdi. İlk yarıda çok kritik bir kurtarış yaptı. Bu kurtarış belki de oyunun kaderini tayin etti.
Milan Baros’un ne olduğunu, kim olduğunu zaten bütün futbol severler biliyor. Çek futbolcunun da Galatasaray’a çok faydalı olacağı kanaatindeyim.
Ancak şunu üzerine basa basa söylemek istiyorum; Ayhan’ın, Mehmet Topal’ın ve Arda’nın çok daha çabuk oynamaları lazım. Topla gereksiz oyalanmaları, olabilecek atakları daha başlamadan öldürüyor.
Galatasaray’ın mücadelesi iyiydi, fakat bu ayakların daha etkili ve sonuç alabilecek oyunları ortaya koyması lazım. Çünkü Denizlispor maçı Galatasaray’ın ne olduğu konusunda tam bir fikir vermemişti.
Şimdi önümüzde milli maç arası var. Bu boşlukta en azından milli takımlara gitmeyen oyuncularla yapılacak çalışmalar Galatasaray’a biraz mesafe aldırabilir. Galatasaray düşündüğümüz çizginin uzağında duruyor.
Bu arada Kayseri gibi futbol şehri olduğunu iddia eden bir kentte, maça olan ilginin azlığı pek olumlu bir sinyal değildi...


mustafa denizli

milliyet
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 01. Eylül 2008, 14:17:26
En kötü G.Saray
Habere yorum yaz
Arkadaşına gönder
Sitene ekle
Sayfayı yazdır

Kayseri’de izlediğimiz Galatasaray belki de son 5 yılın en kötü Galatasaray’ı olarak dikkati çekti. Ve ne gariptir ki, mütevazı kadrolarla Türkiye’de harikalar yaratan sarı-kırmızılıların ilk kez pahalı bir kadro ile sahada oynamalarına rağmen çizdikleri anormal kötü futbol grafiği dikkat çekici ve sıkıntı vericiydi.
İlk yarıya baktığınız zaman koca Galatasaray’ın tek atağı, tek pozisyonu ve tek şutu bile yok. Arda dahil hiçbir futbolcu, oyunu domine edecek güce sahip değildi. Kewell’ın anlaşılmaz futbolu, duran toplardaki etkisizliği, Ayhan, Aydın ve Mehmet Topal’ın  eski günlerinden çok uzak kalışı oyun dengelerini bozdu. En güçlü orta alana sahip Galatasaray’ın bu bölgedeki yetersizliği çok şaşırtıcıydı. Kayserispor dün şeker gibi bir takımdı. En iyi beş oyuncu takımda yoktu. Zaten eksiksiz kadrosu dünkü Galatasaray için çok fazla gelebilirdi. Bu Galatasaray ile ancak böyle bir Kayseri futbol açısından durumu eşitleyebilirdi.
Sağ bekte Durmuş son derece zayıf ve yeteneği kısıtlı bir oyuncuydu. Ancak Galatasaray o kanadın farkına varamadı. Arda ne kadar kötü gününde olursa olsun böyle bir bek karşısında o kanadı perişan edebilirdi, yapamadı. Temposuz bu görüntü Galatasaray’ın geleneksel futbol DNA’sına aykırı olunca zaaflar sergilemesi çok doğal oldu. Ancak Mehmet Topuz ve Abdullah’ın orta alan boşluklarını değerlendirememesi yüzünden Aghahowa’yı kullanamayan Kayseri pozisyon sıkıntısı çekti. Kewell hücuma hiç katkı yapmadı. Ne görevi üstlendiği ya da ne yapmak istediği belli değildi. Ayrıca Arda’nın etkisiz futbolu, Ayhan ve Mehmet Topal’ın savunma anlayışının ağır basması aynı Aghahowa gibi Ümit Karan’ı da gecenin en yalnız adamı yaptı.
İkinci yarıda Kayserispor oyundan düştü. Bu arada Kewell sol kanada gitti, Arda’nın daha gezgin oynaması ile orta alanın daha ileride basması oyunun görüntüsünü biraz değiştirdi. Ancak genel isteksizlik hiçbir şekilde değişmedi. Bu değişiklik bile kazanmaya yeterli değildi. Rakibi ısıramadı, paniğe sokamadı, yoramadı. Baros sihirbaz olsa bile bu oyunu değiştiremezdi. Zaten maç üç gün üç gece oynansa böyle biterdi. Bitti de.
Galatasaray hiç bu kadar kötü futbol oynamamıştı. Dün sergilenen görüntü Skibbe için alarmın çalmasına neden olabilir. Takımı bir türlü toparlayamıyor. Taşları oturtamıyor. Ancak tek olumlu yan vardı. O da Sanctis’di. İlk yarıda maçı kurtardı. Öylesine iki kritik top kurtardı ki, reflekslerinin mükemmel olduğunu gösterdi. Ayrıca iyi de oyun kuruyor. Kısacası Galatasaray’ın en iyisiydi

halil özer


milliyet
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Demirh - 01. Eylül 2008, 15:47:10
 Skibbe oyuna zeka katmalı

Galatasartay’ın sorunu defansından topu geç çıkması. Bu bıktırıcı bir hal aldı. Oyunun temposunu düşürdü. Meira, Servet, Linderoth ileri çıkarken zoru gördüler mi eksenleri etrafında dönüp topu kalecilerine veriyorlar. Bu zaman kaybı demek. Ya da korku!
Dikkat edin Hakan Balta haricinde bütün defans Sabri de oynadığında bunu yapıyor.
Böyle bir oyunda rakip, Galatasaray defansına belli bir alana kadar basıyor. Kendini daha fazla yormuyor. Nasıl olsa Galatasaray 40 metreden kalecisine geri pas yapıyor. Böylelikle rakip diri kalıyor. Pas yapma sevdasına Galatasaray defansı ve ona yakın orta saha daha çok yoruluyor. Galatasaray oyunu kolaylaştırmıyor.
İşte ispatı;
Kayseri maçında Servet bilmem kaç kez rakiple takıştı. Bir forvet gibi Olembe ve Aghahowa ile çalımbazlık üzerine iddiaya girdi. Kaybetse gol yenecek. Didişse hem yorulacak hem zaman kaybedilince tempo düşecek Kayseri de defansında yerleşecek.
Dahası var Meira ve Servet topla beraber ileri çıkıyorlar. Rakip 18’e çabuk sarkamadıkları için de topu geveliyorlar. Ne oluyor? Rakip yerleşiyor Galatasaray orta sahası da Meira ve Servet’in topla çıkışlarında yerini kaybedip pozisyon hatası yapıyorlar. Kayseri’nin bütün atakları bunlardan doğdu...
Bitmedi.
Servet ve Meira çoğunca topu şişirerek oyuna sokuyorlar. Galatasaray’ın defanstan oyun kurgusu çok zayıf!
Skibbe bunlara çare bulmalı

osman tanburacı

www.sporx.com
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 03. Eylül 2008, 12:11:37
İşte eşeğin önüne konan otlar!
03.09.2008
Yıllardır Türk medyasının transfer palavraları hiç bitmez. Her yıl transfer mevsiminde bu ülke insanı Allah'ın günü kandırılır!... Bin bir futbolcu ismi transfer haberi olarak manşetlere çıkar ve her gün okuyucu eşek yerine konur! Gönüllerini aşkla sevdikleri takımın renklerine bağlayan milyonlarca taraftar da böylece her gün asılsız transfer haberleriyle uyutulur! Zavallı taraftar üç ay boyunca hop oturur hop kalkar....
Galatasaraylı Fenerliye, Fenerli Beşiktaşlıya, Trabzonlu hepsine babalanır... Çünkü anlı şanlı gazeteler haziran, temmuz, ağustos ayı süresince transfer edilmedik tek yabancı isim bırakmazlar. Sanırsınız takımınız dünya şampiyonu ya da başkanınız mirasyedi!...
Ağustos sonu geldiğinde ise dağ fare doğurur. Genelde çakmalar, çıkmalar Türkiye'ye dolar. Bu kader hiç değişmez!
Medya taraftarın sinir sistemini devamlı bozar. Dahası var;
Eğer yüz haberin içinde bir tanesi bilinmiş olursa 'Biz bildik, üç ay önce söylemiştik' diyerek kendi kupürlerini manşetlere çıkarlar...
Diğer 99 haberin yanlışlığına bakmadan!

Bu kader hiç değişmez, çünkü bunları kimse ayıplamaz!
Yalan haberler derhal yenir yutulur!
Taraftar da tepki vermeyince 'eşeğin önüne ot koyma' hadisesi yüz yıl daha sürer gider!

Mayıs sonunda Asistanım Murat Borlu'ya rica ettim; 'her günün gazetesinde çıkan transfer haberlerini kayda al, bak sonunda ne komik durum ortaya çıkacak!'
Murat dediğimi yaptı ve bakın ortaya nasıl bir tablo çıktı.

İşte size 2008-2009 senesi için gazetelerden derlenen transfer listesi.
Yalan Bağdat'a köprü olmuş ama kimse tepki vermemiş, belli ki koyun kaval dinlemiş...

Bakın bakalım her gün kimler transfer edilmiş ve biz yine neleri sabahlara kadar tartışmış sonunda nelere razı olmuşuz!
Medya haberlerine göre; Galatasaray'a 95, şikebahçe'ye 64, Şiketaş'a 33 olmak üzere 3 Türk takımına toplam 192 futbolcu transfer edilmiş!.
Bunları hazirandan itibaren tarih sırasına göre sıraladık!
Buyurun gargaraya;
 
 
şikebahçe (64 futbolcu)
Kanoute, Shevchenko, Ronaldinho, Eto’o, Mehmet Topuz, Daniel Güiza, Gilberto Silva, Bobo, Deco, Fatih Tekke, Ronaldo, Trezequet, Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Mevlüt Erdinç, Özer Hurmacı, Wagner Love, Fred, Makaay, Maniche, Nihat Kahveci, Gargano, Emre Belözoğlu, Santa Cruz, Crespo, Cesar, Dudu, Dida, Gomes, Halil Altıntop, Coupet, Recep Öztürk, Abdurrahman Dereli, Arda Turan, Fofana, Aydın Tosyalı, John Carew, Govou, Arshavin, Cisse, Forlan, Baptista, Reyes, Senna, Basinas, Esquerro, Morientes, Gökhan İnler, Albelda, Xabi Alonso, Riera, Basinas, Makelele, Dacourt, Pizzarro, Itandje, Colsa, Saviola, Josico, Tiago, Emerson, Riera, De Zeeuw şikebahçe sadece Daniel Güiza, Emre Belözoğlu, Burak Yılmaz ve Josica’yı aldı. Yazılanların doğruluğu yaklaşık % 6
 
 
Şiketaş (33 futbolcu)
Klasnic, Mehmet Topuz, Bebe, Biscan, Uğur İnceman, Zapotocny, Sivok, Seric, Tuna Üzümcü, Kadlec, Saviola, Giray, Seric, Ekrem Dağ, Hürriyet, Görkem, Eto’o, Rodriguez, Mevlüt Erdinç, Kobiashvili, Bordon, Cem Atan, Nuri Şahin, Eren Derdiyok, Morientes, Cardozo, Edu, Emre Belözoğlu, Koller, Baros, Podolski, Fatih Tekke, Basinas, Bekir Şiketaş sadece Uğur İnceman, Zapotocny, Sivok, Seric, Tuna Üzümcü, Ekrem Dağ’ı aldı. Yazılanların doğruluğu yaklaşık; % 18
 
 
Galatasaray (95 futbolcu)
Guily, Marchal, İsaksson, Deco, Diego, Postiga, Kone, Saviola, Emre Belözoğlu, Gökhan Ünal, Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Ufuk, Crespo, Önder Turacı, Mehmet Yıldız, Mensah, Gudjohsen, Jaaskalainen, Valeri, Elmander, Brozek, Riise, Brechet, Simic, Tomasson, Semih Şentürk, Mehmet Aurelio, Bojinov, David Suazo, Legrottaglie, Kiessling, Sarpei, Ali Al Hapsi, Van Buyten, Sionko, Behrami, Stranz, Baiano, Vieri, Roma, Ronaldo, Cufre, Barnetta, Demel, Aimar, Diane, Madlung, Orhan Şam, Brdaric, Diane, İshiaku, Klasnic, Itandje, Gökhan Zan, Trezequet, Akinfeev, Hyypia, Pokrivac, Harry Kewell, Coupet, Sorensen, Neill, İbrahim Toraman, Mensah, Hagen, Chihi, Meira, Morgan De Sanctis, Brandao, Suazo, Ochoa, Chevanton, Maniche, Zigic, Castro, Hilbert, Halil Altıntop, Morientes, Mc Carthy, Jacobsen, Milan Baros, Kezman, Grafite, Voronin, Seitaridis, Mario Gomez, Kanoute, Benjani, Marica, Fred, Basinas, Saha (bir kaçı birkaç kez gündeme geldi)...

Galatasaray sadece Harry Kewell, Meira, Morgan De Sanctis, Milan Baroş'u aldı. Yazılanların doğruluğu yaklaşık % 4

Ya biz çok salağız ya medya çok akıllı.
Üçüncü bir seçenek yok!

Haydi seneye kısmet!
 
 
Pekin 2008 gerçeği
Olimpiyatlar bitti ama, onun da EURO 2008 gibi hiçbir gazete ve tv'de açık oturumu yapılmadı!
Neden kaybettik neden kazandılar bunun açıklaması yapılamadı.
Bir sonraki Olimpiyatlar için nelerin yapılması gerektiği de saptanamadı!...
Amatör spor ulemaları sadece bilgelik taslayarak, suçlamalarla dolu üç beş satır yazdılar ve nokta kondu.
Pekin 2008'deki acı gerçekleri hepimiz es geçtik!

Dünya bunu hala tartışıyor.
İlk tartışma;
Kazanılan madalyalar ‘Altınlar' üzerinden mi yoksa ‘Genel Madalya' sayısına göre mi yapılmalı.

İşte ilk üç sıralama;
ÇİN; 51 altın 21 gümüş 28 bronzla toplam 100 madalya
AMERİKA; 36 altın 38 gümüş 36 bronzla toplam110 madalya
RUSYA; 23 altın 21 gümüş 28 bronzla toplam 72 madalya.

Fakat; Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Rusya'dan kopan; Ukrayna, Belarus, Gürcistan, Kazakistan, Moğolistan, Azerbaycan, Özbekistan, Litvanya, Letonya, Estonya, Kırgızistan, Tacikistan, Ermenistan'ın Pekin 2008'de kazandıkları madalyalar toplamı ise şöyle;
45 altın, 47 gümüş, 82 bronz olmak üzere toplam 174.
Bunları Rusya'nın hanesine ilave ederseniz. Bakınız ortaya nasıl bir manzara çıkar.
RUSYA; 68 altın, 68 gümüş, 110 bronz olmak üzere toplam 246 madalya.
Rusya, Çin ve Amerika arasındaki uçurumu görebiliyor musunuz?
Çin ile Amerikanın toplam madalyası 210
Eski Rusya'nın 246
Şimdi hala denebilir mi ki ‘Altın'a göre mi yoksa ‘toplam madalya sayısına' göre mi, hesap edelim...
Neye göre hesap ederseniz edin.
Yeter ki gerçekleri görün!

Gerçek şudur;
Sovyetler Birliği'nden ayrılan bu ülkeler bugün bu madalyaları RUSLARIN ONLARA ZAMANINDA BIRAKTIĞI MÜKEMMEL TESİSLER VE DİSPLİNİ ELDEN BIRAKMAYAN EĞİTMENLER sayesindedir.
Bu ülkeler Rusya'dan koptular ama tesisler oralarda kaldı, eğitmenler zaten onlardandı...

Rusların bıraktığı bu tesislerin inşaat maliyet bedelleriyle bugün 100 olimpiyat daha rahat rahat yapılır.
Bunlardan bahseden de hiç olmadı!

Türkiye bunun için başarılı olamıyor.
777 bin metrekarelik ve de 70 milyonluk Türkiye'de nerede tesisiler, nerede hocalar?
Dalmışız futbola gidiyoruz...
Onda bile tesis yok!
Yazık!
 
   
Osman Tanburacı  
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 03. Eylül 2008, 12:22:43
Sevgili tambur yine solo yapmış ;
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Baros-15 - 03. Eylül 2008, 20:17:19
Dr. gürkan kubilay fotomaç...
 
Tek forvet oynat, Baros'u kaybet
Galatasaray, onu tek başına oynatırsa verim alamaz. Yanına ya Ümit ya da Nonda'yı mutlaka koymak zorunda... Arda, Kewell ve Lincoln'ün de katıldığı beş hücumcu hızlı oynar ve ön alanda pres yaparsa, takım tadından geçilmez


Seyrederken heyecan duyduğum adamlardan biriydi Baros. Ama Galatasaray'da neler yapacak, hadi bakalım:

1- Liverpool'a İlk geldiği 2002 yılında gol attığı takımlara baktım; WBA, Sunderland, Westham, Southampton, Fulham İçlerinde sadece Manchester City vardı, zor takım sayılacak. Chelsea, Arsenal, Manchester United, Tottenham gibi takımlara oynamasına rağmen gol atamamıştı.. Ama aynı sezon milli takımında çok başarılıydı. Hemen her milli maçta, Fransa ve İsveç gibi zor takımlara dahi gol atmıştı. Yani kulüp takımındaki Baros'tan çok daha iyi bir Baros izletmişti milli takımında. 


2- Bir sonraki sezon milli takımda gollere devam ederken, ligde fazla forma şansı vermedi Liverpool ona.

3- Yine iyi sayılacak bir sezon geçirdiği 2004 vardı sırada. Ama bu sezonda da Arsenal, Chelsea, M. United gibi takımlara gol atamıyordu. Premier Lig'de 9 golü vardı ama bunun 3'ünü (2'si penaltıdan olmak üzere), 1 maçta C. Palace'a atıyor. Ve o sezon farklı kategorilerde oynadığı 44 maçın 34'ünde gol atamıyordu. Yani gol atma sıklığı % 25'in altında idi ki bu golcü vasfı olan bir oyuncu da, Avrupa'da % 40'ın altında pek olmazdı.

4- Sonuçta A. Villa'ya geldi. Bence en başarılı dönemi de 2005-06 sezonu oldu. Ama orada bile gol attığı takımlar; Birmingham, WBA ve Sunderland idi. Yani o sezon küme düşen 3 takım! Kısa çabuk adam Kewin Philips ile beraber çift forvet oynuyordu. Nispeten daha iyi bir sezon geçirdi. Lyon'a gitmeden önce bir FA Cup mücadelesinde M. United'a attığı gol, onun Premier lig macerasında bir deve karşı atabildiği tek gol oluyordu.

5- Lyon'da Benzema ile beraber çift forvet başladılar. İlk maçında da attı ama Keita, Ben Arfa, Govou, Toulalan ve Juninho'lu bir düzende, teknik adamı onun hücum presi yapmadığını görünce, "Orta alandan gole giden oyuncularım bana yeter" diyerek fazla oynatmıyordu. Hele ki takım Benzema arkası Ben Arfa, Govou, Juninho ile peş peşe galibiyetler alınca ve de kulübedeki Fred form tutunca şansı hiç kalmıyordu. 19. hafta, sonradan girip gol attığı Nancy maçı, onu 1 hafta sonra Toulouse maçında ilk 11'e taşıyor ama orta sahanın sağında oynayınca verimi düşüyordu. Zaten hemen arkasından da Portshmouth'a kiralandı.

6- Lyon sonrası geldiği Portshmouth'ta sadece Chelsea maçında 90 dakika oyunda kalabildi. Sürekli ya sonradan giriyor, ya da oyundan alınıyor bunun dışında gol de atamıyordu. Önce yanında Benjani ile çift forvet başlamış, Bolton ve Birmingham maçlarında Defoe ile yan yana oynamıştı. Ama Birmingham maçında Defoe 3 atarken o susmuş, yerine giren Kanu da gol atınca gözden düşmeye başlamıştı. Buna rağmen 2 hafta daha ilk 11 de, Defoe ile beraber çift forvet oynama şansı bulmuş ama yine atamayınca, artık umutlar kesilmişti.

DİKKATİMİ ÇEKENLER
1- Hiçbir sezon 10 golün üstüne çıkamamıştı.
2- Avrupa'da geçirdiği yaklaşık 8 sezonun sadece 2 tanesinde 20 maç üzeri oynayabilmişti.
3- Başarılı olabildiği düzen; kesinlikle önde çift forvetten biri olarak oynadığı düzendi. Nitekim hemen her takımında çift forvet oynamıştı.
4- Büyük maçlarda ısıran, gol atan adam olma özelliği görülmüyordu.

SONUÇ: Dr. Gürkan diyor ki G.Saray onu tek forvet oynatırsa verim alamaz. Yanına ya Ümit ya da Nonda'yı koymak zorunda. Ama o zaman da hücum arkası 3'lü yani Arda, Kewell, Lincoln oynatırsa, tek ön liberolu düzene kalır. Yani Mehmet Topal'a büyük yük biner. Hızlı oynar ve bu 5 hücumcu, ön alanda rakibe pres yaparsa, takım tadından geçilmez olur. Yapamazsa mı? Sanctis, sık sık kalesinden top çıkarır. Baros her takıma umut olarak gitmişti. Bu yeteneği vardı. Ama hiçbirinde olmadı. G.Saray bence onun var olan yeteneklerini göstermesi için son şansı. Bu şansı kullanabilecek mi diye mi sordunuz? Ben bu işten ekmeğini kazanan hiçbir oyuncu için, başlangıçta kötü düşünmedim. Umarım ve dilerim ki Baros, G.Saray adına iyi işler yapar...

 ;D ne sallamış beee
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Baros-15 - 03. Eylül 2008, 20:17:58
Şov yaparım

"Kewell, Arda, Lincoln gibi isimlerin katkısıyla ligde en az 20 gol atarım" "Yapılan karşılamadan çok etkilendim Kulübün efsane futbolcusu olacağım".


G.Saray'ın flaş transferi Milan Baros, çarpıcı açıklamalar yaptı ve taraftara umut dolu mesajlar gönderdi. İlk kez Kayserispor karşısında 12 dakika forma giyen yıldız futbolcu, "G.Saray'da süper isimler var. Kewell, Arda Turan ve Lincoln'ün katkılarıyla Süper Lig'de en az 20 gol atacağım. Bu sayının üstüne de çıkabilirim" dedi. Aston Villa'da 2 sezonda 
toplam 36 kez fileleri havalandırdığını belirten Çek futbolcu, "Burada kariyerimin en parlak dönemini yaşayacağıma eminim" diye konuştu.

George Hagi örneği
Baros, İstanbul'a indiğinde kendisini karşılamaya gelen taraftarlara teşekkür ederek, "İnanılmaz etkileyiciydi. Gollerimle taraftara borcumu ödemek istiyorum" ifadelerini kullandı. Yıldız futbolcu sözlerini şöyle tamamladı: "Süper Lig ve UEFA Kupası'nda büyük başarılara imza atıp, kulübün efsanevi oyuncuları arasına girmek istiyorum. Hagi, G.Saray'ın unutulmazı oldu. Ben de takımla özdeşleşeceğim. Bu potansiyelimi herkese zamanla kanıtlayacağım."

http://www.fotomac.com.tr/gal107.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Baros-15 - 03. Eylül 2008, 20:19:18
Oynasa da bir oynamasa da!

Galatasaray´da Steaua Bükreş maçı sonrası yapılan operasyonla Kayseri´de yedeğe çekilen Lincoln özel sözleşmesi gereği kayba uğramadı. Sambacı, kulübede otursa da, oynasa da yıllık 2.5 milyon euro alıyor.

Cim-Bom’da geldiği günden beri hayal kırıklığı yaratan Cassio Lincoln, Steaua Bükreş maçı sonrasında yapılan operasyonla Kayseri deplasmanında 90 dakika kulübede oturtuldu. Ancak Brezilyalı yıldız verilen kulübe cezası yüzünden hiçbir kayba uğramadı. Çünkü Lincoln, ilk 11’de sahaya çıkıp oynasa da, Kayseri maçında olduğu gibi kulübede otursa da, Feldkamp’ın yaptığı gibi kadro dışı bırakılsa da yine aynı parayı kazanıyor. Sambacının, Galatasaray’a gelirken hazırlattığı özel sözleşme sayesinde yıllık 2.5 milyon euroluk ücretinin tamamını garanti olarak aldığı, bunun nedeninin de maç başına anlaşma yapılmamasından kaynaklandığı öğrenildi.

Schalke’den, Galatasaray’a transfer olurken, sözleşmesine bu şartı koyduran ve ücretinin yarısı karşılığında, ‘Maç başına anlaşma’ teklifini reddeden Lincoln’ün, böylece tüm ücretini garanti altına aldığı belirlendi.
Yerli oyuncularla yapılan mukavelelerde, alacakları ücretin yarısını garanti eden, diğer yarısını ise oynadıkları maç başına 10 ile 30 bin euro üzerinden bölen sarı-kırmızılılar, Lincoln’ü transfer ederken bu şartı uygulamadı. Üstelik Lincoln, 4 yıl için alacağı toplam 10 milyon euroluk ücretin önemli bir kısmını peşin olarak istedi ve bu para hesabına yatınca sözleşme imzaladı.

Geçen sezonki ücretinin tamamını peşinat olarak alan Lincoln’ün bu durumu, zaman zaman takımda da sorunların yaşanmasına neden oldu. Bütün bu fedakârlıklar yapılırken bir de bunun üstüne Lincoln’ün hayal kırıklığı yaratan performansı ve vurdumduymaz tavırları da eklenince, futbol şubesi çaresiz kaldı.

Yönetim düğmeye bastı
Steaua Bükreş maçında yaşanan şokun ardından düğmeye basan idareciler, Teknik Direktör Skibbe’den gerekenin yapılmasını istedi. Skibbe, Kayseri’de Lincoln’ü yedek bıraktı, hatta ihtiyaç duyulan dakikalarda bile oyuna almadı. Ancak bu operasyonun da Galatasaray’a bir faydası olmadı. Lincoln oturduğu yerden kazanmaya devam etti.

http://fanatik.ekolay.net/fanatik/index.aspx?aType=Detail&CatId=32&ArticleId=114535
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 04. Eylül 2008, 23:51:03
Tek forvet oynat, Baros'u kaybet
Galatasaray, onu tek başına oynatırsa verim alamaz. Yanına ya Ümit ya da Nonda'yı mutlaka koymak zorunda... Arda, Kewell ve Lincoln'ün de katıldığı beş hücumcu hızlı oynar ve ön alanda pres yaparsa, takım tadından geçilmez


Seyrederken heyecan duyduğum adamlardan biriydi Baros. Ama Galatasaray'da neler yapacak, hadi bakalım:

1- Liverpool'a İlk geldiği 2002 yılında gol attığı takımlara baktım; WBA, Sunderland, Westham, Southampton, Fulham İçlerinde sadece Manchester City vardı, zor takım sayılacak. Chelsea, Arsenal, Manchester United, Tottenham gibi takımlara oynamasına rağmen gol atamamıştı.. Ama aynı sezon milli takımında çok başarılıydı. Hemen her milli maçta, Fransa ve İsveç gibi zor takımlara dahi gol atmıştı. Yani kulüp takımındaki Baros'tan çok daha iyi bir Baros izletmişti milli takımında. 


2- Bir sonraki sezon milli takımda gollere devam ederken, ligde fazla forma şansı vermedi Liverpool ona.

3- Yine iyi sayılacak bir sezon geçirdiği 2004 vardı sırada. Ama bu sezonda da Arsenal, Chelsea, M. United gibi takımlara gol atamıyordu. Premier Lig'de 9 golü vardı ama bunun 3'ünü (2'si penaltıdan olmak üzere), 1 maçta C. Palace'a atıyor. Ve o sezon farklı kategorilerde oynadığı 44 maçın 34'ünde gol atamıyordu. Yani gol atma sıklığı % 25'in altında idi ki bu golcü vasfı olan bir oyuncu da, Avrupa'da % 40'ın altında pek olmazdı.

4- Sonuçta A. Villa'ya geldi. Bence en başarılı dönemi de 2005-06 sezonu oldu. Ama orada bile gol attığı takımlar; Birmingham, WBA ve Sunderland idi. Yani o sezon küme düşen 3 takım! Kısa çabuk adam Kewin Philips ile beraber çift forvet oynuyordu. Nispeten daha iyi bir sezon geçirdi. Lyon'a gitmeden önce bir FA Cup mücadelesinde M. United'a attığı gol, onun Premier lig macerasında bir deve karşı atabildiği tek gol oluyordu.

5- Lyon'da Benzema ile beraber çift forvet başladılar. İlk maçında da attı ama Keita, Ben Arfa, Govou, Toulalan ve Juninho'lu bir düzende, teknik adamı onun hücum presi yapmadığını görünce, "Orta alandan gole giden oyuncularım bana yeter" diyerek fazla oynatmıyordu. Hele ki takım Benzema arkası Ben Arfa, Govou, Juninho ile peş peşe galibiyetler alınca ve de kulübedeki Fred form tutunca şansı hiç kalmıyordu. 19. hafta, sonradan girip gol attığı Nancy maçı, onu 1 hafta sonra Toulouse maçında ilk 11'e taşıyor ama orta sahanın sağında oynayınca verimi düşüyordu. Zaten hemen arkasından da Portshmouth'a kiralandı.

6- Lyon sonrası geldiği Portshmouth'ta sadece Chelsea maçında 90 dakika oyunda kalabildi. Sürekli ya sonradan giriyor, ya da oyundan alınıyor bunun dışında gol de atamıyordu. Önce yanında Benjani ile çift forvet başlamış, Bolton ve Birmingham maçlarında Defoe ile yan yana oynamıştı. Ama Birmingham maçında Defoe 3 atarken o susmuş, yerine giren Kanu da gol atınca gözden düşmeye başlamıştı. Buna rağmen 2 hafta daha ilk 11 de, Defoe ile beraber çift forvet oynama şansı bulmuş ama yine atamayınca, artık umutlar kesilmişti.

DİKKATİMİ ÇEKENLER
1- Hiçbir sezon 10 golün üstüne çıkamamıştı.
2- Avrupa'da geçirdiği yaklaşık 8 sezonun sadece 2 tanesinde 20 maç üzeri oynayabilmişti.
3- Başarılı olabildiği düzen; kesinlikle önde çift forvetten biri olarak oynadığı düzendi. Nitekim hemen her takımında çift forvet oynamıştı.
4- Büyük maçlarda ısıran, gol atan adam olma özelliği görülmüyordu.

SONUÇ: Dr. Gürkan diyor ki G.Saray onu tek forvet oynatırsa verim alamaz. Yanına ya Ümit ya da Nonda'yı koymak zorunda. Ama o zaman da hücum arkası 3'lü yani Arda, Kewell, Lincoln oynatırsa, tek ön liberolu düzene kalır. Yani Mehmet Topal'a büyük yük biner. Hızlı oynar ve bu 5 hücumcu, ön alanda rakibe pres yaparsa, takım tadından geçilmez olur. Yapamazsa mı? Sanctis, sık sık kalesinden top çıkarır. Baros her takıma umut olarak gitmişti. Bu yeteneği vardı. Ama hiçbirinde olmadı. G.Saray bence onun var olan yeteneklerini göstermesi için son şansı. Bu şansı kullanabilecek mi diye mi sordunuz? Ben bu işten ekmeğini kazanan hiçbir oyuncu için, başlangıçta kötü düşünmedim. Umarım ve dilerim ki Baros, G.Saray adına iyi işler yapar...

Gürkan Kubilay
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: asteca39 - 04. Eylül 2008, 23:51:49
Bu gidişle kendi helvasını yapacak

Galatasaray camiası Skibbe'yi tartışıyor. Galatasaray'ı taşıyamadığını tartışıyor. Hatta özel hayatını taşıyamadığını da... 3 ayrı kadından 2'si evlilik dışı 4 kızının olması eleştiriliyor. Oysa belki de kadınlar, uygun adamı bulduklarını düşünerek doğurmuşlardır, her neyse oraları bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren sahadaki performansı. Galatasaray, zirve yaptığı 2000'den bu yana olan en güçlü kadroyu oluşturdu bu sezon. Meira'dan Arda'ya, Kewell'dan Milan Baros'a kadar birçok üst düzey futbolcuyu bir araya getirdi. Bakıyorsunuz, Skibbe'nin elinde hepsi de milli takımlarında 18'in değişmezi olan 15 adam var. Yani bir takımdan fazlası var. Milli olmayan tek futbolcusu Lincoln, gerisini siz düşünün artık. Ve hepsi de kariyerli olan, keşifleri, bir hayli zaman önce gerçekleşen bu isimleri Skibbe, yeni yeni tanıyor! Ya da bu isimleri taşıyamamanın psikolojisiyle "Benim yoğurt yiyişim bu" diyerek Amerika'yı yeniden keşfe çıkıyor! Bunu nereden mi anlıyoruz? Sahaya sürdüğü kadrolardan. Meira'dan ön libero, Kewell'dan sağ kanat, Emre Güngör'den sağ bek yaratma çabası bunun işaretleri. Sonuçta eğer hoca ile takım arasında bir uyum olsaydı ve hoca oyuncuları anlasa, oyuncular da hocaya inansaydı, Galatasaray bugün Şampiyonlar Ligi'ne kalmış ve cebine de 10 milyon euro'yu koymuş olabilirdi. Tabii Steaua Bükreş'e elenmenin tek sorumlusu Skibbe değil. İstediği santrforu iş işten geçtikten sonra alan, sağ beki hiç almayan yönetim de... Yürüyerek maç kazanacaklarını sanan futbolcular da... "Bizim için oynayın" mesajını vereceği tribünleri boş bırakan taraftar da suçlu... Sonuçta Galatasaray, en önemli hedefinden koptu ama hayattan kopmadı. Lig ve UEFA'daki hedeflerine yönelmeli. Bunun için son dönemin en güçlü kadrosuna da sahip. Meşhur sözde olduğu gibi; yağ var, un var, şeker var, iş helva yapmaya kalıyor. Bu iş de Skibbe'ye düşüyor. Ama hocaya küçük bir hatırlatma; o "Küçük Emrah" bakışlarının verdiği çaresizlik mesajıyla bu işi kotarması mümkün değil ve böyle giderse yapacağı helva, kendi helvasından başka bir şey de olmaz...


BÜLENT TUNCAY           

fotomac
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 14. Eylül 2008, 19:17:47
Beraberlik (A)normali"

O yıllarda internet henüz hayatımıza girmemişti, Metin Oktay’ın elim bir trafik kazası sonucu Hakk’ın Rahmet’ine kavuştuğunu ertesi gün öğlen öğrenebilmiştik. Takım o günkü Gençlerbirliği maçına dikimi son anda yetiştirilen simsiyah formalarla çıkmıştı, Rotariu’nun sırt numarasının 10 değil 20 olduğunun hepimiz farkında idik ne yazık ki..Dünde aramızda idi Metin Abi, bu senenin favori forması turuncunun yerini “10 numaralı Parçalı” almıştı ASY’de ve biz Taçsız Kral’a yakışan bir oyunla anmak için yerlerimizi almıştık ASY’de..Ruhun şad olsun Taçsız Kral, dün Kapalı’nın dediği gibi “Sen bizi sadece 13 Eylül 1991’de üzdün..”
 

Maç tamamen kontrolümüz altında başladı, Antalya’nın orta sahayı 3 kişi ile tutma çabası sonucu bilhassa Aydın’ın oynadığı bölgedeki boşlukları çok iyi değerlendiren takımız golü de bu mevkiden gelişen atakla buldu..Golden sonra ASY’de kime sorsanız oynanmakta olan maçı 3 gol ve üstü atarak kazanacağımız iddia ederdi..Nitekim evdeki hesap çarşıya uymadı ve sözünü ettiğimiz orta sahadaki boşluğu daha iyi kapatan takım Antalyaspor oldu…Dün ortasahada soldan sağa Kewell, Arda, Ayhan ve Aydın şeklinde dizilen 4 oyuncumuzdan sadece Ayhan ve kimi zamanda Arda defansif anlamda sorumluluk alabildiler ve maçı çok rahat kazanmamıza sebep verebilecek ortasaha hakimiyetini elde edemedik maç boyunca..Hal böyle olunca Antalyaspor kalemize daha rahat gelmeye başladı ve ilk yarı 1-1 eşitlikle kapandı..

Şiketaş maçında da son 15 dakikada temposu düşen  Antalyaspor’un 2. yarının ilk 30 dakikası yine korakor mücadele vermesi ile istediğimiz pozisyonları yaratamadık..Maçın hakemi hata üstüne hatalar yapıp önce rakibin ofsayt olmayan bir golünü geçersiz saydı, Hasan’a yapılan müdahalede seçtiği kartın rengi ve zamanlaması yanlıştı, tam önünde Servet’e yapılan penaltıyı çalmadı ve kaleci Ömer’in kullandığı her kaleci atışında 20-25 saniye çalmasına izin verdi..Düne kadar Milli takımımızın 3 kalecisinden biri olan Ömer kullandığı her kaleci vuruşunda yavaş adımlarla gerildi, önce sağ ayağını 2 kere, sonra sol ayağını 2 kere  çime vurduktan sonra 1 saniye daha geçirmek için anlamsız yere kollarını kaldırdı ve topu dikebildiği kadar uzaklara dikti anlamsız şekilde..Maç bittiğinde Lincoln kendisine hiçbir şey yapmamışken yapmış gibi göstermeye çalışmasının da cezasını önümüzdeki haftalarda çekecek Ömer..

İkinci yarıda istediği atakları sadece son 15 dakikada sergileyen takımımıza baktığımızda bu sene galibiyet geleneğinin henüz hiçbir şekilde oturamadığını görüyoruz. Linderoth’un yokluğunda orta sahayı tutmak için M.Topal’ın ve forvet hattında da Baros’un oyunda neden bu kadar az kullanıldığını anlamak pek mümkün değil..Hele hele takımda sağ bek oynamış veya oynayabilecek tam 5 oyuncu ve Hakan’ın da sakat olmalarının yanısıra formsuz ve mücadele etmeyen Lincoln’un de yedek kulübesinde olduğu düşünülürse Skibbe’nin tercihlerini pek de doğru olduğunu söylemek mümkün değil..Bu takım şu an için Baros, M.Topal gibi üst düzey oyuncuları aynı anda yedek kulübesine mahkum etme lüksüne sahip değil…

Gönül çok isterdi maçın sonunda da “Taçsız Kral Metin Oktay” derken sahadan bize yakışır bir oyunla sahadan 3 puanla ayrılmayı..Ama dün mental olarak bunu hak eden bir oyun sergilemedik…Umarım Perşembe akşamı İsviçre’den galibiyetle döner ve galibiyetin takımımız için normal bir sonuç olduğunu hatırlarız..

Sevgilerimle,

Ant İpek.

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: nengin - 14. Eylül 2008, 20:31:48
Karmakarış bir takım Galatasaray. Oyun içerisinde herkesin yeri değişiyor. Maç öncesi Florya"da tahtaya çizilenler, tahtada kalıyor. Oyun içerisinde Arda bir forvet arkası, bir sağda, bir solda. Kewell da bir ortada, bir kanatlarda. Çıkmadan önce de ön liberoda. Valla kim nerede oynuyor, sistem ne belli değil. Oynuyorlar işte.
Galatasaray gibi üst düzey bir takım kötü oynayabilir, maç da kazanabilir, kaybedebilir de. Ama böyle sorumsuzca, darmadağın oynayamaz. Antalyaspor hücuma çıkarken hangi oyuncu nerede belli değil. Galatasaray hücuma çıkarken de aynı durum. Belli ki oyuncular fikstüre bakmışlar, milli maç sonrası ilk maçın Antalya olduğunu görünce, nasıl olsa yeneriz demişler. Konsantre falan olmamışlar. Ama ne olursa olsun bu oyun içi dağınıklığı gerektirmez.

Yapılanma yanlış
Antalya iki maçta altı gol yedi, dört gol attı. Yediği goller hep bireysel hatalardandı. Yürekli bir takım. Hücumu da seviyorlar. Başta Uğur olmak üzere yetenekli oyuncuları da var. Skor 1-1 iken birkaç tane kontra pozisyonlar da buldular. Hatta son dakikada maçı kazanma şansını bile yakaladılar. Çok net pozisyonları ise son 15 dakikada verdiler. Ancak kaleci Ömer"in başarısı ve Galatasaray forvetlerin beceriksizliği golü getirmedi.
Aslında sorunu bir maça bağlamak yanlış. Kadro yapılanması sezon başı yanlış yapılıyor. Sağ bek diyeceğiniz bir oyuncunuz yok. Barış ve Sabri sakat olunca bir Linderoth, bir Hasan Şaş görev alıyor. Kısacası haziran ve temmuz aylarını yanlışlıklarla geçirmiş Galatasaray.
Hakem Bülent Yıldırım bir hayli kart gösterdi. Birkaç tane de kıyağı oldu. Ama iyi yönetti diyebiliriz.
Rıdvan Dilmen.
Not:Bu yorumu,bana göre bazı doğruları Rıdvan'ın bile görebildiği için buraya koyuyorum.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: turnusol - 15. Eylül 2008, 00:00:39
Karmakarış bir takım Galatasaray. Oyun içerisinde herkesin yeri değişiyor. Maç öncesi Florya"da tahtaya çizilenler, tahtada kalıyor. Oyun içerisinde Arda bir forvet arkası, bir sağda, bir solda. Kewell da bir ortada, bir kanatlarda. Çıkmadan önce de ön liberoda. Valla kim nerede oynuyor, sistem ne belli değil. Oynuyorlar işte.
Galatasaray gibi üst düzey bir takım kötü oynayabilir, maç da kazanabilir, kaybedebilir de. Ama böyle sorumsuzca, darmadağın oynayamaz. Antalyaspor hücuma çıkarken hangi oyuncu nerede belli değil. Galatasaray hücuma çıkarken de aynı durum. Belli ki oyuncular fikstüre bakmışlar, milli maç sonrası ilk maçın Antalya olduğunu görünce, nasıl olsa yeneriz demişler. Konsantre falan olmamışlar. Ama ne olursa olsun bu oyun içi dağınıklığı gerektirmez.

Yapılanma yanlış
Antalya iki maçta altı gol yedi, dört gol attı. Yediği goller hep bireysel hatalardandı. Yürekli bir takım. Hücumu da seviyorlar. Başta Uğur olmak üzere yetenekli oyuncuları da var. Skor 1-1 iken birkaç tane kontra pozisyonlar da buldular. Hatta son dakikada maçı kazanma şansını bile yakaladılar. Çok net pozisyonları ise son 15 dakikada verdiler. Ancak kaleci Ömer"in başarısı ve Galatasaray forvetlerin beceriksizliği golü getirmedi.
Aslında sorunu bir maça bağlamak yanlış. Kadro yapılanması sezon başı yanlış yapılıyor. Sağ bek diyeceğiniz bir oyuncunuz yok. Barış ve Sabri sakat olunca bir Linderoth, bir Hasan Şaş görev alıyor. Kısacası haziran ve temmuz aylarını yanlışlıklarla geçirmiş Galatasaray.
Hakem Bülent Yıldırım bir hayli kart gösterdi. Birkaç tane de kıyağı oldu. Ama iyi yönetti diyebiliriz.
Rıdvan Dilmen.
Not:Bu yorumu,bana göre bazı doğruları Rıdvan'ın bile görebildiği için buraya koyuyorum.

mümkünse rıdvan bizim takımımız adına yorum yapmasın. gitsin febeşle uğraşsın. takım küme düşmemeye oynayacak nerdeyse
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: biRdfcukeR - 15. Eylül 2008, 03:36:15
nereye iyi yonetti hakem maci !

2 kirmizi bi penalti vermedi bu mu iyi yonetmek ! hatta bi iki tane de kiyagi olmus ! pes
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 15. Eylül 2008, 16:56:18
[Tek gol yetmiyo14.09.2008
Galatasaray'a tek gol yetmiyor çünkü mutlaka bir tane yiyor!
Bunun önlemi nedir?
Skibbe'yi değiştirmek değil!
Yeni adam almak da değil!
Galatasaray'ın yeterli bir kadrosu var. Sağ bek sorunu bir talihsizlik.
Uğur, Sabri, Barış, Emre Güngör, Linderoth hepsi birden sakat!
Onun için de birilerini suçlamak gerekmez!
Bütün mesele zamanında kadro kuramamak!
Transferler son ana kalınca, Lincoln de eski hamam eski tas olunca Skibbe dara düştü. Ayrıca Galatasaray'ın Antalya maçında kötü olduğuna da hiç katılmıyorum. Galatasaray gereken her şeyi yaptı. Gol de attı ama çok kötü bir gol yedi. Onu telafi edemedi. Kaleci Ömer Çatkıç'ın kurtarışları mucizeydi...
Antalya'nın Joseph'le kaçırdığı da var.
Yani bu maç iki tarafın da galibiyetiyle bitebilirdi, berabere bitti.
Galatasaray daha çok pozisyon buldu ama değerlendiremedi.
Lütfen; karşıda iyi ve koşan, çok mücadele eden bir takımın da varlığını unutmayın!
Antalyaspor'a katılmadığım tek şey; aşırı sert oynadılar. Futbol dünyanın sevgilisi bir oyun bu kadar gaddar oynanmamalı!
 
 
Milli Takıma verilen ara
Galatasaray'ın bir dezavantajı da Milli takıma verilen ara oldu. Bu arada diğer takımlar tam takım çalışırken Skibbe milli takımlarında olan yabancıların yokluğu, eldeki beş altı sakat ve Türk A Milli Takımı'yla diğer kadrolarına verdiği oyuncular yüzünden ne yazık ki Florya'da 10 kişiyle çalışabildi. Bu bir mazeret değil ama ciddi bir handikap!
Bu sebeplerden ötürü Galatasaray zaman kaybediyor. Skibbe'nin yeni oluşuyla da takımın işlerlik kazanması, uyumlu bir kadroyla sahada yer alması gecikiyor.
Bekleyin birkaç hafta sonra Galatasaray arzulanan kıvama gelecektir. Çünkü kadrosu rakiplerinden çok daha iyidir. Antalya maçındaki tempo ve kazanma arzusu beni iyimser düşünceye itti, üç puan alamaması biraz da Ömer'in gününde oluşu ve defansın yaptığı bir hata ile oldu.
Karamsar değilim. Bu sene Türkcell Süper Ligi'nde böyle dişe diş mücadeleler çok seyredeceğiz.
 
 
Galatasaray'ın kulübesi döviz bürosu gibi...
Esas sorun, çok para verilip alınan futbolcuların kenarda oturması. Lincoln ve Baros kulübede!... Uzaktan bakın Galatasaray kulübesinde yürüyen banknotlar var. Böyle bir yedek kulübesi dostlar başına. Skibbe buna çare bulursa Galatasaray da her maç rakip filelerde çok gol bulur.
Baros mutlaka ilk 11'de oynamalı. Bu adam 27 yaşında ne kadar geç katılmış olursa olsun kenarda oturtulamaz! Alınış sebebi ihtiyaçtan! O zaman koyacaksın takıma.
Nitekim Lincoln'le beraber oyuna girdi Galatasaray rakip kalede pozisyon üzerine pozisyon buldu. Goller mucize kabilinden kaçtı.
Ancak;
Galatasaray çift santrfor oynayamaz! Çağın futbolunda orta sahanı zayıf tuttun mu zorlanırsın.
Arda, Kewell ve Aydın daha çok kanatlarda. Arda oyunun içinde gibi gözüküyor ama kazın ayağı öyle değil durmadan kanatlara kaçıyor, alışkanlığı var. Nonda ve Ümit de gol yollarında bilinçsizce top kovalarken heder oluyorlar. Orta alanda kala kala sadece Ayhan kalıyor Ayhan da doğal olarak tek başına yetemiyor. Ne zaman ki Skibbe bunlara çare bulacak Galatasaray kendine gelecek.
Bir ara oyunun çivisi çıktı. Lincoln ve Baros oyuna girince Kewell de defansın önüne geçti. Bereket Skibbe uyandı Mehmet Topal'ı oyuna aldı. Galatasaray gole koşmaya başladı.
Tabii ki bu kadar gol kovalayan takımın kaptırdığı toplarda kalesi de tehlike görür, gördüler de...

 
 
Antalya diri takım
Şiketaş'a 2-0 galipken son dakikalarda üç gol yemeleri sizi yanıltmasın, çok koşuyor ve rakiple çok iyi mücadele ediyorlar. Joseph, Sergey, HasanŞaş'ın kaşını patlatan (amacını aşan sertlikler yaptığı için ceza olarak adını vermeyeceğim) o çocuk ve de Ertuğrul, Antalya'yı ayakta tutanlardı. Defanstaki dörtlü ise hava hakimiyeti yüksek ama çok sert oynayan oyunculardan kuruluydu nerdeyse hepsi sarı kart gördü. Pawel ve Yalçın havadan top sektirmedi ama gaddar oyundan da örmekler verdiler.
Galatasaray böyle bir takımı;
Kanat hücumlarıyla topu havaya kaldırmak yerine, geriden başlayan olgun ataklarla top çevirerek ve verkaçlarla rakibi göbekten ve yerden delmeliydi. Ama ne yazık ki top hep havaya kalktı, Antalya da bunları leblebi gibi topladı. Bireysel becerisi olmayan Ümit'le rakip ekarte etmek de zor olunca Galatasaray gitti gitti duvara çarpıp döndü. Uzaktan şut atan da olmayınca ikinci gol gelmedi.

Son söz;
Baros mutlaka ilk 11'de olmalıydı. Topu rakipten aşırarak süratli bir şekilde kaleye akışları ilk yarı olsa Antalya bocalardı. İkinci yarı Antalya çok adamla kapanınca Baros da yol bulamadı.
Galatasaray bunları aşar. Kaybedilen iki puan yoktur. Antalya'nın aldığı bir puan vardır. Çünkü Antalya iyi mücadele etti.
 
 
Özür dilerim
sporx okuyucularını bu hafta yazısız bıraktım, Milli Takımlar Teknik Direktörü'nün telefonda sözlü tecavüzüne uğradım. Nereden bilebilirdim ki İmparator'un bıyıktan tahrik olup şehevi duygular taşıdığını. Tarihte bile böyle bir İmparator'a rastlamadım. Demek insanların arasında bıyıkla, 96 yaşındaki anayla ilgilenen ve bu kötü huylarından asla geri adım atmayan, pişmanlık duymayan tipler de varmış.
Fatih Terim Salı akşamı saat 17.45'te TSYD'de iken gizli telefondan beni arayarak bıyıklarıma ve 96 yaşındaki anama ağza alınmayacak küfürler etti. Sonra da tv'ye çıkıp ‘az bile yaptım, demedim demem ve geri adım atmam dedi' Yani suçunu büyük bir pişkinlikle itiraf etti.
Hem de şu mübarek Ramazan ayında...
Telefondaki kayda göre Sky Türk'teki telefon bağlantımda ‘Terim gündem saptırıyor hata yapıyor' sözüme kızmış;
‘Bana Sky'da gündemi saptırıyor demişsin senin bıyığını, ananı, avr.... diyerekten Milli Takım Hocasına yakışmayacak şekilde saydırdı!
Etrafı da sporx'teki yazıma kızmış diyor!
Gereken yerlere baş vurdum.
Savcılığa...
Başta Terim'e kınama gönderen TSYD'ye ve olayı derhal sütunlarına taşıyan gazeteci Yalçın Doğan'a, olayı şiddetle eleştiren bütün gazeteci dostlarıma, Galatasaray camiama, taraftarlarıma, Terim'i kınayan binlerce mesaj gönderenlere şükranlarımı sunarım.
Bu akşam startv'deyim saat 01'de...(Pazar)
 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 16. Eylül 2008, 11:37:44
Futboldan anlayıp, anlamadığı bir yorum; kişilere göre değişebilir.

Teknik direktör tercihleri de eleştirilebilir.

Ama projelerine, sihirli formüllerine, şapkadan tavşan çıkarma ustalığına, kısaca başkanlığına kimse laf edemez.

Siz bakmayın gereksiz eleştirilere, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların “Adnan Polat iş yapmaz” gibisinden saçma laflarına.

Onlar konuşsun dursun, Polat kulübüne para kazandıracak son numarasını hazırladı bile.

Buna göre 2009’un ilk aylarından Seyrantepe’deki stadın kombinelerini satacak ve kasaya 200-300 milyon dolar koyacak...

Polat, 20 bin kombineyi beş yıllık anlaşmayla 3 bin dolardan satışa koymayı planlamış durumda...

Yalnız bir uyarıda bulunayım...

O dönemde kombinelerin peynir-ekmek gibi satılabilmesi için Galatasaray’ın sportif anlamda da zirvede olması gerekir...

Çünkü ancak böyle bir durumda kombine satışları patlar... Başkan Polat, dolarların hesabını yaparken, bunun da hesabını mutlaka yapıyordur...

Şapkadan tavşan çıkarabilen bir sihirbazda formüller de kesinlikle mevcuttur.



Işın Çelebi

Işın Çelebi’nin istifa ettiği haberi geçen hafta bomba gibi düştüğünde gündeme herkes bir yorum yaptı...

Kimine göre Yiğit Şardan’la kavga etmişti.

“Başkanla ters düştü” dedi kimi.

Hatta “Alıngan da ondan” diye fikir yürüttü kimileri.

Hangisi doğrudur bilmiyorum.

Bildiğim Işın Çelebi ile aynı düşünceler içinde olmayan yöneticiler var... Herkes aynı düşünücek değil ya?

Galatasaray’da elini taşın altına koyan üç yönetici var inanın...

1-Başkan Adnan Polat

2-Haldun Üstünel

3-Işın Çelebi...

Belki biraz da Yiğit Şardan’ı sayabiliriz... Gerisi belki bir şeyler yapıyorlardır ama ortada somut bir şey yok...

Başkanın müthiş iş bitiriciliğini kimse inkar edemez...

Haldun Üstünel’in futboldaki başarısını göz ardı edilemez.

Işın Çelebi’nin bankalar, Riva, Seyrantepe projesi ve ABD’li finans şirketiyle ilişkilerini kimse küçümseyemez...

Ortalığı harman yerine çevirinler... Adnan Polat ile Işın Çelebi’nin Antalyaspor maçındaki dostluğunu herhalde görmüşsünüzdür...

Işın Çelebi gibi bürokrasiyi, finansı, bankacılığı yiyip yutmuş birini kolay kolay saf dışı bırakamazsınız... Ben olsam dedikodu üreteceğime Işın Çelebi gibi bir deryanın tecrübelerinden faydalanırım...



Bırakın şu “Abi”leri!

Moda bir laftır bu: “Takıma bir abi lazım...”

Peki bu abi nasıl olmalı...?

Ekibi korumalı, babayiğit olmalı, paralı olmalı, aynı zamanda eli sopalı olmalı, duygusal olmalı, sevecen olmalı, olmalı da olmalı...

Peki Manchester Unıted’in takımdaki abisi kim ?

Ya Barcelona’nın ?

Yada Milan’daki abi kim ?

Bizde moda olmuş bu abi muhabbeti...

Abi olmazsa takım yürümez, takım karışır, herkes birbirine saldırır... Hepsi yalan dolan...

Birde şöyle düşünelim isterseniz... Böyle bir abi var takımın içinde... Ve günün birinde hakkın rahmetine kavuşuyor olsun abi...

Abisiz kalan takım dağılacak mı, çökecek mi ?

Bu “ağır ağabeyler” takımlara çok zarar veriyor çok...



Hakan neden gitti

Aklıma geldi yine Hakan Şükür meselesi...

Söylesenize; neden gitti?

Kaleci Aykut’tan bile daha iyi sıçramıyor muydu?

Sabri’den bile daha çok koşmuyor muydu?

Gol atmıyor muydu?

Can simidi görevi yapmıyor muydu?

Sıkışanların imdadına yetişmiyor muydu?

Bir örnek vereyim; geçen sezon genç bir futbolcunun evine haciz geldi...

Çaresizdi delikanlı. Ne yapacağını bilemedi, geceleri gözüne uyku girmedi.

Hakan abisi farketti dalgınlığını, derdini öğrendi, çıkardı tam 90 milyar lira verdi. Genç futbolcu da derin bir oh çekti. Dedi ki o gün abisine; “Yarınki maçta gol atacağım ve sana koşacağım”

Attı da sahiden, Hakan abisine koştu sonra da.

O genç bugün de oynuyor...Hem de neler yapıyor... Hakan abisini de sevgi ve saygıyla anıyor.

İşte Hakan Şükür’ün böyle bir görevi de vardı.

Sahi... Neden gitti?

Bir yanıt lütfen.



Yanal’ın gözüyle Song

Galatasaray’da son yıllarda her sezon sonu aynı konu gelirdi gündeme:

Bu Song’u gönderelim. Ya da ücretini düşürelim!

Sonunda hedeflerine ulaştılar ve Song’u yolladılar. Trabzon kaptı hemen.

Geçen gün Ersun Yanal’la konuştum. Song’u sordum. Dediklerini aynen yazıyorum:

“Müthiş biri. Olağanüstü profesyonel. Çok memnunum çok... Ne isabetli transfer yapmışız.”

Düşünmeye başladım...

Ersun Yanal gibi bir tecrübe bunu söylüyorsa Song, Galatasaray’dan niye gitti?

Hâlâ Song’un yaşı tartışılıyor... 40 diyenler bile var... Bundan dolayı Galatasaray vedalaşmışmış!

Hâlâ Song’un paragöz olduğu tartışılıyor... (Adamın işini yapıp parasını istemesi anormalmiş gibi)

Song’un çok ciddi sağlık problemleri olduğunu ileri sürenler de var. Neymiş efendim bunun için Galatasaray’ın başına iş açar diye ısrar edilmemiş...

Kader bu... Gitti Song, geldi Meira...

Ama Song gibi çok usta birini bu şekilde karalamak biraz ayıp olmuyor mu?

Güneş balçıkla sıvanmıyor. Yine pırıl pırıl parlıyor.


Bahri Havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=129980,10,47
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 19. Eylül 2008, 16:21:05
YİNE YENİ BİR Galatasaray

Maç sabahı gazetelerde toplamda 12 oyuncumuzun sakat veya cezalı olduğunu öğrendiğimde ilk yaptığım eksiklerden oluşan Hasan Şaş yönetimindeki kırmızı takımı Michael Skibbe yönetimindeki sarı takımla oynatmak oldu..Her 2 kadro 4-4-2 ile yayılmıştı Florya Metin Oktay tesislerindeki antreman sahasına ve kırmızı takımda Uğur stoper Barış ise sağbek oynuyordu...Antreman maçı dedik ya; aklımın ucundan bile geçmedi Skibbe’nin sahaya 3’lu defans kurgusu ile çıkacağı..

Sağ kanattaki bunca sakat ve cezalı oyuncunun yokluğunda formamızı ilk kez giyecek olan S. Kurtuluş’u tek başına görevlendirmeyi uygun gören Skibbe’nin takımı sol kanadı teslim ettiği Volkan’ın ofsaytı  bozması sonucu ile ilk golü gördüğünde eminim sizlerde benim gibi off çektiniz ekran başında…Ve düşünmeye başladınız yine aynı benim gibi..

Rakip 2. sınıf bir İsviçre takımı..Ön elemede 2 maçta 1 puan alarak elendiğin Rumen temsilcisi evinde Alman Ligi Şampiyonu’na yenilerek başlamış Şampiyonlar Ligine, ligde son 2 maçta 4 puan kaybetmişsin ve 26 gündür resmi galibiyetin yok…Bu kadar eksiğe rağmen deplasmanda olsa galibiyetle dönmen lazım evine ve sen takımı geçici bir hevesle 3’lu defansla sahaya sürüyorsun..Ortanın ortasında Kewell ve Lincoln’ü beraber oynatarak…Ortayı kapatabilecek bunca oyuncunun eksikliğine rağmen M.Güven’i yedekten bile olsa oyuna sokmayı akıl edemiyorsun maç boyunca..Rakip ilk 47 dakikada sadece 2 şut atarak 2-1 öne geçiyor ve Bülent-Falco-Stumpf’tan beri ilk kez 3’lü bir defansla oynatarak armayı, maçı 3 gol yiyerek tamamlıyorsun..Galip gelmeni sağlayan gol giydiği formayı ciddiye almayan 10 numaralı Brezilyalı’ndan geliyor..10 numarayı kavga gürültü zorla giydirip sonra elinden aldığın sözleşmeli 28 yaşındaki oyuncun kimsenin anlamadığı bir şekilde İspanya 2. liginde can çekişiyor aynı günlerde..Son 1 yıla damgasını vuran basının yıldızı sol stoperin geçen sene çoğu maçta olduğu gibi bu maçta da halısahavari bir tavırla forvete atıyor kendini her fırsatta…Sahada 2 forvet, 2’de forvete dönük orta saha oyuncun aynı anda yer alırken kaptan Ayhan‘a muhtaç olduğunu farkediyorsun..O da çoğu zama olduğu gibi oyunun her iki yönünü de başarıyla oynuyor ve her gerçek kahraman gibi sessiz bir şekilde kurtarıyor gemisini..Sahada ol(a)mayan Mehmet’lerin, Barış’ın,Sabri’nin, Linderoth’un görevlerini top yekun yerine getirerek…Olayın sov kısmını halletmek, bu sezon 94. dakikada 2 kez takımının 4. golüne atan 10 numarana kalıyor..

Bir Galatasaray’lı olarak 4. sınıf bir Avrupa takımını deplasmanda da olsa 4 gol atıp yenmektense, 1. sınıf bir Avrupa takımını tek golle yenmenin hayallerini kuruyorsun…Diğer herkes gibi daha yüksek sesle “Lucescu olsa”yla başlayan düşüncelerle dalıveriyorsun uykuya… Baros’un attığı goller ve gülmeye başlayan yüzü, oyundan alınan Nonda’nın pozitif tavırları, Kewell’ın Uğur Tütüneker’i andıran 40 yıllık Galatasaray’lı tavırları, 3 gol yemesine rağmen De Sanctis’in Taffarelvari duruşu, yer tutuşu,oyun kurma kabiliyeti hatta ve hatta kısa kollu forması bir nebze de olsarahatlamanı sağlıyor uyku öncesi.Bu rahatlatmanın aynısını kenar yönetiminden de bekliyorsun artık; bu senin en tabii hakkın..Gönül verdiğin renklerin sahada ele avuca gelir bir diziliş ve taktikle sahada olmasını bekliyorsun, çok değil 3 gün sonra İzmit İsmet Paşa’da.. 

Saygı ve sevgilerimle
Ant İpek
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: gayınsin - 20. Eylül 2008, 13:13:35
Galatasaray Yeni Stadında İlk Maçı şikebahçe İle Oynasın

Aslantepe'deki yeni stadın kurdelesi kesildiğinde Türkiye futbolunda yepyeni bir sayfa açılacak. O kurdele kesildiği gün Fenerbahçelilerin kafasında da yeni bir stadın temelini atma hayali canlanacak. Öyle ya, Galatasaray'ın yeni stadı mutlak surette bugün Türkiye'nin en iyi stadı olan Şükrü Saracoğlu'nun pabucunu dama atacak. Ve Galatasaray'ın yeni stadı, Beşiktaşlıları da harbi harbiye harekete geçirecek yeni İnönü için…
Galatasaray, 10 yıl boyunca Türk Telekom adını taşıyacak yeni stadını 29 Ekim 2009'da açmayı umuyor. Umuyor zira bugüne kadar inşaat programı belirlenen takvim doğrultusunda pek yürümedi.
Galatasaray, yeni stadının açılışını cumhuriyetin 86. kuruluş yıldönümüne denk getirerek, 104 yıllık bir kulüp olarak, kendi "yeni yüzyılını" da resmen başlatmış olacak.
Galatasaray, son zamanlarda kendini Mekteb-i Sultaniye yani Galatasaray Lisesi üzerinden daha sık tanımlar oldu çünkü böylece mazisini, 1481'e kadar dayandırıp 5 asrın üzerine çıkarmış oluyor.
Bu tarihsel referansa binaen Galatasaray'a da bir "imparatorluk" yakıştırması yapmak olası mıdır?
Yapısal özellikleri nedeniyle "aristokrasi"nin takımı olarak bellendiğine göre pekâlâ olabilir tabii. Değil mi ki ezeli rakibi şikebahçe'ye de "cumhuriyet" denilmektedir.
 
Şiketaş'ı dışladılar
Ezeli rakipler arasında en büyüğü 1903 doğumlu olan Şiketaş'tır. Sonra 1905'li Galatasaray ve 1907'li şikebahçe gelir.
Evet, bu kulüplerimizin futbol dışında birçok branşı vardır ama neylersiniz ki ezeli rekabet illaki futbol üzerinden okunuyor. Üç-beş yılın sözü edilmese de üç ezeli rakip arasında yeşil sahalardaki rekabet henüz 100. yılını doldurmadı. Hele ki Galatasaray ve şikebahçe'nin Şiketaş ile olan ezeli rekabetinin 100. yılını doldurması için Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılını beklemek lazım.
Çünkü bu iki takımın Şiketaş ile futbol sahalarında karşılaşmaları 1924 yılında mümkün olmuştur. Bu gecikmenin nedeni şikebahçe ve Galatasaray'ın, Şiketaş'ı aralarına almama eğiliminden kaynaklanmıştır.

100. yıllar boşa harcandı

Buna mukabil bugünkü Saracoğlu'nun kurulduğu yer olan Papazın Çayırı'nda 17 Ocak 2009'da başlayan Galatasaray-şikebahçe rekabeti 100 yaşında olacak.
2009 yılı hem iki ezeli rakibin rekabetinin 100. yılı, hem de Galatasaray'ın yeni stadının açılış yılı olacak. İki ezeli rakip, rekabette yeni bir 100 yıla adım atacak. Bu adımın nasıl atılacağı Türkiye futboluna kazandıracakları veya kaybettirecekleri açısından son derece önemli.
Düşünün, anlı şanlı üç kulübümüz koca 100. yıllarını birbirlerine husumet besleyerek "tek başlarına" kutladılar. 100. yıl kutlamasını sadece "şampiyon"luğa endekslediler. Şiketaş ile şikebahçe şampiyon oldukları için 100. yıllarını "çok güzel kutladıklarını" düşünüyor.
Oysa futbolumuzun üç çınarının 100. yıllarını idrak etmiş olmaları münasebetiyle bir dostluk turnuvası yapmaması hazin bir durum değil midir?
 
Bu gol kaçmasın bari
Geçen güne hayıflanmanın bir faydası olmayacağına göre gelen güne bakmalı. Gelen gün, "güzel bir gol" atmak için topu ezeli rakiplerin ayağına getiriyor.
Galatasaray ve şikebahçe'nin ortak bir komite kurup, "Ezeli rekabet, ebedi dostluk 100 yaşında" sloganıyla bir "bayram" tertiplemesi bütün o içi boş "dostluk mesajı çağrılarını" ete kemiğe büründürecek yüz yılın en en samimi "atağı" olacaktır.
Rekabetin 100. yılında iki takımın bir maç yapması fikri ilk olarak şikebahçeli taraftarların en etkili internet sitesi Antu.com'da ortaya atıldı. (http://forum2007.antu.com/KonuOkuZiyaretci.aspx?gID=31&fID=17&kID=17412&sayfa=10)
 
Cimbomlular soğuk duruyor
Haziran ayında sitede başlatılan tartışmalar bir iki ay devam etti. Yaklaşık 11 web sayfasını tutan tartışmalarda sarı-lacivertli taraftarlar fikri büyük bir oranda destekliyor. Hatta maça dair ilginç fikirler de beyan ediyorlar. Buna karşın Galatasaraylı taraftarların Antu.com'a cevaben oluşturduğu forumlarda ne yazık ki aynı iyi niyet görülmüyor. (http://Galatasaray.to/forum/showthread.php?t=5922)
Galatasaraylılar, tartışmaları başka boyutlara çekerek bu dostluk elini boş bırakıyorlar.
Diğer yandan bazı şikebahçeli taraftarlar böylesi bir maçın Beşiktaşlıları kızdıracağını söylüyor. Çünkü onlara göre Şiketaş kendini dışlanmış hissedecek. Haklılık payı olabilir. O halde bir adım daha atılıp "üçlü bir turnuva" düzenlenerek, önceki yüzyılın başında rekabete katmadıkları Şiketaş'ın da gönlü alınabilir.
Ben bugün buradan "dostluk maçı"na bir halka daha eklemek istiyorum. Galatasaray, yeni stadının açılışında da şikebahçe ile karşı karşıya gelsin. İki ezeli rakibin bir yıl içinde "iki dostluk maçı" yapmasını çok görenler varsa o halde "100. yıl maçı" Cimbom'un yeni stadının açılışında yapılsın. Böylece hem geçmişe hem de geleceğe müthiş bir gol pası atılmış olur.
Konuya ilişkin olarak Galatasaray İkinci Başkanı Mehmet Helvacı ile görüştüm ve açıkçası biraz hayalkırıklığına uğradım. Helvacı, bu tür konulara elbette yönetim kurulunun karar vereceğini söyledi ancak kendi tercihinin stat açılışında Galatasaray ile Şampiyonlar Ligi şampiyonunun karşı karşıya gelmesi olduğunu söyledi.
Oysa futbol da küresel bir oyun haline gelmiş olsa bile Galatasaray ve şikebahçe birbirleri için her daim en büyük rakipler olacaktır. O halde şikebahçe'nin Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmasını dileyelim, böylece Mehmet Helvacı'nın da tercihine uygun bir rakip olur sarı-lacivertliler!
 
şikebahçeli taraftarların önerileri
 
- Maç yapılsın
- Sahaya 1909'daki formalarla çıkılsın.
- Tribünler eşit şekilde paylaşılsın
- 90 dakikalık film çekilsin
- Maç İnönü'de saat 15.00'te olsun
- Tribünler karma otursun
- Eski futbolcular maça getirilsin
- Ölenlere pankartlar yapılsın
- Bütün branşlarda müsabakalar yapılsın.
- Özel formalarla çıkılsın.
- Maça özel ürünler çıkartılsın.
- Maçı yabancı hakem yönetsin.
 
 
MEHMET HELVACI: Şampiyonlar Ligi şampiyonu isterim
Ben iki kulübü birbirinin yegâne rakibi olarak görmüyorum. Bunu küçümsemek anlamında söylemiyorum. Küreselleşen dünyada artık yeni rakipler var.
Stadın açıldığı tarihteki konjonktür çok önemli. Eğer öncesinde iki kulüp arasında çok gergin bir maç olmuşsa kalkıp stat açılışında birlikte maç yapalım demek zor olur.
O zamanın koşullarında değerlendirmek lazım.
Yeni stat sadece futbola hizmet etmeyecek ve o yüzden açılışı da sadece futbol maçıyla olmayacak. Bir törenli açılış bir de içinde futbol maçının da olduğu bir dizi etkinlikle açılış.
Rekabetin yüzüncü yılı gündemimizde var ancak henüz ne yapılacağı konusunda bir bir şey konuşulmuş değil.

Kenan Başaran/Referans Gazetesi

KAYNAK (http://www.sporyazarlari.com/FFutbol/Galatasaray/kenan-basaran/20-09-2008/Galatasaray-yeni-stadinda-ilk-maci-şikebahçe-ile-oynasin/33254.aspx)


(Arkadaşlar ben yazarın düşüncelerine katılıyorum.Sizlerde bu husustaki fikirlenizi beyan ederseniz memnun olurum.Bu konuyu camia olarak gündemimize almalıyız.Ne de olsa ezeli rekabette yeni bir çığır açılıyor.Lütfen hassasiyetimizi gösterelim.)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 21. Eylül 2008, 02:54:37
Geliyor, geliyor
Baros, Kewell geliyor...
20.09.2008
Bellinzona maçından sonra herkes farklı fikirler yürütecektir. Hiç tartışmam!
Bellinzona gibi bir takımdan üç gol yiyorsan,
İki kez geri düşüp beraberliği yakalıyorsan,
Öne geçtiğinde tekrar beraberliğe düşüyorsan,
Son saniyede maçı kurtarıyorsan,
Ve 'kod farkı' düşük rakibin yarım saat 10 kişi oynuyorsa...
Kim ne diyorsa haklıdır!

Ancak;
Galatasaray'ın karşısında bir rakip olduğunu,
Çok koşan ve prestij için mücadele eden isimsizlerin, kendini ispatlama gayreti içinde olduklarını,
Galatasaray'ın da böyle bir takıma karşı 4 gol bulduğunu ve çağdaş futboldan örnekler verdiğini...
Asla gözden kaçırmayın!
 
 
Skibbe'nin bu işte hatası yok!
Michael Skibbe'nin elinde bundan başka kadro çıkaracak elemanı zaten yok!
12 sakatı Florya'da bırakıp gelen Skibbe için sadece Aydın'ı neden kenarda bıraktı diyebilirsiniz...
Gerisi mesnetsiz iddialar olur.
Galatasaray'ın ilk 11'i çok iyiydi, elinden geleni de yaptı.
Sadece Nonda ciddi şekilde kötü! Lig maçları dahil leblebi gibi gol kaçırıyor. Skibbe de onu aldı Aydın'ı soktu.
 
 
Galatasaray'ın uyum sorunu var  
Çağdaş futboldan örnekler veren Galatasaray'da sadece ve sadece uyum sorunu var.
Birbirini tanımayan oyuncular bu kadar süratli futbol oynuyorsa bu Galatasaray eleştirilmez övülür.
Ya bir de birbirlerine alışırlarsa işte o zaman sahada rakiple körebe oynarlar ve rakip top göremez.
Bu potansiyel Galatasaray'da var.
Baros, Kewell, Aydın hatta Ayhan ve Lincoln bile neredeyse ilk kez bir arada oynuyor buna rağmen fevkalade bir çabukluk içindeler ve de;
ALAN DEĞİŞTİREREK futbol oynadılar.
Dünyada köhnemiş, hele bizim ülkede hala 'çift santrfor' olarak anılan demode futboldan uzak bir görüntü veren Galatasaray'ı kutluyorum.
Galatasaray'da santrfor yok!
Golcüler var;
Kewell, Baros (2) ve Lincoln...
Bunların hiç biri santrfor değil ama deplasmanda birbirinden güzel 4 gol var.
Siz Galatasaray'ı kötüleyen rakiplerin gazına gelmeyin!

Galatasaray ne kadarını başardı bilemem ama bu oyun futbol devrimi yaratmış takımların oyunu olan ve benim de ısrarla savunduğum; 4-6-0'dır.
Galatasaray, Bellinzona karşısında bu tarz oyundan örnekler vermiş ve uygulamada zaaflar yaşamıştır.

Kewell'ın parlayışlarının...
Baros'un topu ayağına aldığı an; Ümit Karan ve Nonda'nın yapamadığı tek harekette, ileri doğru adam geçişinin keyfine vardınız mı?
Galatasaraylı ne kadar zamandır böyle pozisyonlara hasretti hiç fark ettiniz mi?
En az altı sene...
Lincoln'ün 'çıt kırıldım' tarzının dışında ne kadar çok koştuğunu fark ettiniz mi?
Aydın'ın oyuna girdikten sonra Galatasaray forvetlerinin ne kadar rakip sahada gezdiğini gördünüz mü?
Ne kadar 'gol' pozisyonu üretildiğini ve bunların ne kadar heyecan verdiğini yaşadınız mı? Bunları bu kadar rahat yapan bir başka Türk takımı var mı?

Lütfen acımasız olmayın ve Galatasaray'ın modern futboldan örnekler vermesini alkışlayın.

 
 
Savunma ve Serkan Kurtuluş  

Galatasaray defansı kaç maçtır; duran ve yan toplardan gol yiyor. Bunu Serkan'a bağlamayın. O 18 yaşında bir yetenek, çocuğu daha mevsim başında soldurmayın!
Skibbe'ye de kızmayın. Serkan'ı bu maçta oynatmayacak da hangi maçta oynatacak?
Belli ki hatalı goller yemede iki sorun var;
1-Servet ve Meira henüz birbirine yabancı
2-Kanatlarda oynayan savunmacılar faullerden sonra ya da kornerlerde yerlerini almakta gecikiyorlar. Saha ve adam parselasyonu da olmayınca defans açık veriyor.
Skibbe bunun önüne nasıl geçer?
Sabırla!

Hatırlayın bir zamanlar Bülent-Popescu uyumsuzluğunu...
Sonra bu ikili, takımları hiç yenilmeden UEFA sahibi oldu.
Keza Hakan Balta ve sağda Uğur ya da başka biri. Muhtemelen Linderoth, mükemmel olur.

Defansın hava toplarından gol yemesi biraz da defans önünün rakibi zamanında bastırmamasından kaynaklanıyor.
Bunu şöyle açıklayabiliriz;
Bellinzona maçında; Emre Aşık, Meira, Servet, Volkan geri dörtlüsünü zaman zaman sağdaki Serkan geri gelerek 5'ledi. İşte burada sorun yaşandı.
Aslında Galatasaray 3'lü defans yapıyor gibi de gözüktü.
Neden?
Servet'le Meira'dan biri zaman zaman ve de hesapsız şekilde ileri gittiler. Giderken topla çok oynadılar. Biraz da rakibi küçümsemekten doğan bir gevşeklikle pozisyon kaybettiler.
Rakip ataklarda 5'lenecek defans bile yerini kaybetti,
Bunlar çok rahat düzelebilecek şeyler.

Mühim olan; bir takımın ofans-defans geçişlerindeki entegrasyondur.
Galatasaray da bunu zaman içinde başaracaktır.

Dikkat;
Aydın, Kewell, Baros, Ayhan, Lincoln ve Nonda'nın uyum içinde rakibi bastırmasını düşünün...
Kim dayanabilir?
Daha Arda ve Mehmet Topal var...
Sağ bek oynatılan Linderoth'un orta sahaya kayma ihtimali var...

Galatasaray'daki değişimi gördüm ve sevindim.
Bellinzona maçındaki 4-3'lük galibiyetten çok, beni gözlemlerim mutlu ediyor.
4-3'lük maçta hatalar olmuş ne gam. Her başlangıçta hatalar vardır...
Göreceksiniz Galatasaray futbol devrimi yapacak.
Beğendim.


Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: biRdfcukeR - 21. Eylül 2008, 03:02:35
simdi bu yaziyi okudum ve tam buraya koyacaktim :)

sozlerine birebir katiliyorum helal tamburaci :)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 21. Eylül 2008, 03:05:05
simdi bu yaziyi okudum ve tam buraya koyacaktim :)

sozlerine birebir katiliyorum helal tamburaci :)
;D ;)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 22. Eylül 2008, 17:08:45
Yeni sezona flaş transferlerle giren Galatasaray, verdiği paraların karşılığını yavaş yavaş alıyor.

2007/2008 sezonunda kadrosunda; Rigobert Song, Tobias Linderoth, Cassio Lincoln, Ahmed Barusso, Marcelo Carrusca, Ismael Bouzid ve Tobias Linderoth'u bulunduran sarı kırmızılılar, Nonda ve Song dışındaki yabancılarından yararlanamadı.

Cim Bom, Linderoth'tan sakatlığı

Lincoln'den sakatlığı ve formusuzluğu

Barusso, Carrusca ve Bouzid'den de formsuzluğu dolayısıyla istediği verimi alamadı.

Turkcell Süper Lig'in 07/08 sezonunda;

Büyük beklentilerle takıma kazandırılan Lincoln 19 maça çıkıp, 5 gol attı ve 3 te asist yaptı.

Carrusca sadece 3 maçta forma giyerken 1 kez ağları havalandırdı.

Sezonun ikinci yarısında AS Roma'dan kiralanan Barusso 2 maç,

Bouzid 10 maç,

Ve Linderoth ise sadece 7 maçta oynayabildi ve 1 gol attı.

Bunun yanından Galatasaray'ın başarılı defans oyuncusu Rigorbert Song da geçtiğimiz sezon 22 maçta oynarken, 12 maçta takımını yalnız bıraktı.

GEÇEN SENE OYNATACAK YABANCI BULUNAMIYORDU

Galatasaray'ın geçtiğimiz sezon oynadığı;

20. Hafta Ankaragücü-Galatasaray 4-0

21. Hafta Galatasaray-Vestel Manisaspor 6-3

22. Hafta Konyaspor-Galatasaray 0-1

27. Hafta Denizlispor-Galatasaray 2-1

30. Hafta Trabzonspor-Galatasaray 1-0

34. Hafta Galatasaray-Gençlerbirliği OFTAŞ Spor 2-0

maçlarında sahaya çıkan ilk 11'ler içerisinde hiçbir yabancı futbolcu yer almadı. Diğer bir değişle 7 yabancısı bulunan sarı kırmızılılar, 6 maçta ilk 11'ini Türk oyunculardan oluşturdu.

NONDA İLAÇ GİBİ GELDİ

Yabancılarından umduğunu bulamayan Galatasaray, forvet oyuncusu Shabani Nonda'dan ise bir hayli memnun kaldı. Kongolu oyuncu çıktığı 24 maçta 11 kez rakip fileleri havalandırırken, şampiyonluk yolundaki en büyük engel olan şikebahçe derbisinde de maçın tek golünü atarak şampiyonluğun kapısını araladı.

YENİ SEZONDA BÜYÜK REVİZYON

Geçtiğimiz sezon Türk oyuncularının performansı ile sezonu şampiyon bitirmeyi başaran sarı kırmızılılar geçen seneki tablonun üzerine, 2008/2009 sezonu başında büyük revizyona gitti.

Rigobert Song ile sözleşme yenilemeyen Galatasaray, Ahmed Barusso, Marcelo Carrusca ve Ismael Bouzid ile de yollarını ayırdı.

Linderoth, Nonda ve Lincoln'le yola devam diyen Aslan;

Kaleye Morgan De Sanctis

Defansa Fernando Meira

Orta sahaya Harry Kewell

Ve forvete Milan Baros'u transfer ederek takımını güçlendirdi.

BU SEFER YABANCI KALMADILAR

Yeni sezona yeni yabancıları ile start veren Cim Bom'da bu sezon yüzler gülüyor. Sarı kırmızılı yabancılar başarılı performanslarının yanı sıra, oynanan toplam 8 maçta, atılan 17 golün 15'i yabancı oyunculardan geldi. Diğer 2 golü ise Hakan Balta ve Barış Özbek attı.

Bu sezon oynanan toplam 8 karşılaşmada yabancı futbolcuların karnesi şöyle oluştu:

Milan Baros 4 maç, 4 gol

Shabani Nonda 7 maç, 5 gol

Harry Kewell 7 maç, 4 gol

Cassio Lincoln 7 maç, 2 gol

Fernando Meira 8 maç

Morgan De Sanctis 4 maç

Tobias Linderoth 2 maç


http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/9957440.asp?gid=229&sz=84550
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 22. Eylül 2008, 17:12:35
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Harry Kewel, 40 yaşına kadar futbol oynamayı düşündüğünü söyledi.

Avustralya'nın en büyük spor dergilerinden biri olan Alpha'nın, Kewell ile transferinden hemen sonra yaptığı röportaj, Galatasaray'ın resmi internet sitesinde bugün yayınlandı.

Kewell, röportajında “Sadece 29 yaşındasın. Daha ne kadar futbol oynamayı düşünüyorsun” sorusunu, “Daha önce de söylediğim gibi 40 yaşına kadar futbol oynamayı düşünüyorum. Kendimi çok iyi hissediyorum ve ilerisi için henüz bir son görmüyorum” derken, “Bu kadar uzun süre oynayacağını göz önüne alırsak, bütün bu zamanını Türkiye'de geçirmeyeceğini farz ediyorum. Kulüp futboluyla ilgili başka ne gibi arzuların var” sorusu üzerine de, “Türkiye'de tabii ki o kadar uzun süre oynamayı düşünmüyorum. Oynayacak ve kazanacak bir çok nedenim olduğunu hissediyorum. Tabii ki, Galatasaray'ın lig şampiyonluğu unvanını koruması ve Avrupa'da kazanması önceliklerim. Gittiğin her yerde kazanmak istersin ve benim burada bulunma sebebim de bu” yanıtını verdi.

Röportajda, Harry Kewell'ın Galatasaray'a transferinin doğu vaatleriyle dolu olduğuna inandığı belirtilirken, oyuncu, sarı-kırmızılı kulübü tercih etme nedenlerini de “Galatasaray ve İstanbul. Bu karar futbolum dışında başka bir şey düşünülmeden verildi. Burası gelip, futbolumun keyfine bakabileceğim bir yer. Kulüp, sağlığımla ilgili kendilerinden istediğim her şeyi yerine getirdi. Futbol, aile ve kültür gibi bütün her şeyi ölçüp biçince, benim için oldukça kolay bir karar oldu” diye sıraladı.

Kewell, “Transferini garip bulan insanlara neler söylemek istersin” sorusu üzerine, şunları kaydetti:

“Galatasaray çok büyük bir camia, bu kadar basit. Euro 2008'i ilk 4'te bitiren Türk Milli Takımı rahatlıkla finale de çıkabilirdi. Milli takımın sekiz oyuncusu ise Galatasaray'dan. Ayrıca hepsi de as takım oyuncusu değil. Bu sekiz oyuncunun her biri, turnuva boyunca çeşitli maçlarda Türkiye için sahaya çıktılar. Türkiye'nin kazandığı iki maçta, 5 Galatasaraylı oyuncu ilk 11'de sahaya çıktı. Yarı finalde Almanya'ya karşı kaybettikleri maçta 4 Galatasaraylı ilk 11'de yer aldı. Bir takımın bu kadar çok oyuncusunu başarılı milli takımlara vermesi oldukça ender görülen bir şey. Peşimden koşan diğer takımlarla karşılaştırdığımda, geldiğim bu yerden oldukça memnunum.”
Avustralyalı oyuncu, “Galatasaray'ı ikinci takımı olarak tutacak Avustralyalı hayranların, bilmeleri gereken şeyleri söyler misin” sorunu da şöyle yanıtladı:

“Kaç Galatasaraylı oyuncunun milli takımda oynadıklarını öğrenmeleri iyi bir başlangıç. Bunun yanında Avrupa şampiyonasını kazanan İspanyol teknik direktör (Luis Aragones), Türkiye'de bir takım çalıştırıyor (F7) ve İspanya La Liga gol kralı da bu sene Türkiye'de forma giyiyor (Dani Gülizar, F7).”


http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/9956053.asp?gid=229&sz=79714
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: nengin - 25. Eylül 2008, 16:21:47
 
Mevzu o değil

Galatasaray, bir başka dil ve anlatım aracıdır futbolumuz için. Bütün aymazlığına ve olmazlığına rağmen alışılagelmiş futbol anlayışı ve yazını için de iyi bir olanaktır. Üzerine kelam ettiğiniz kurumun, kulübün ve tabii ki bu olanakların çim sahadaki temsilcisi de iyi bir olanaktır. Kurgusu itibariyle 'kendini aşmak' üzerine kurulu bir kavrayışı yıllardır diri tutmaya çalışmıştır bu ekip. Göstergesi geçmişinde, yapmak istediklerinde ve yapamadıklarında duruyor. Bu nedenle kelam ettiğim şey için şu söylenebilir; üzerinden sığ tartışmalar yürütmek ne tartıştığımız şeyi ne de bizi anlamlı kılar. Bir tek eksik yaşıyorum bu ekibi izlerken: Song. Elimizden kaçmasaydı dediğim tek isim oldu esmer hayta. Nasıl titiz, nasıl çalışkan ve nasıl eksik kapatıcı bir adamdı. Oynanan maçların toplamında az biraz seri ileri oyuncular karşısında 'kulelerimizin', dolayısıyla -Servet, Meira, Emre- takımın nasıl sıkıntı çektiğini izledik.

Kralı belli: Baros
Orta sahamızın pres uzaklığı derdimizin nirengi noktasıdır. Ancak Kocaeli maçının ikinci yarısında -ki o zamana kadar bekledik onu- 'sahne alan' Lincoln'ün her geçen gün yükselecek performansı - ki o zaman o kifayetsizi izlemeye doyamayacağız-, Nonda'nın artan isteği, Arda'nın iş bilir girişimleri, Hasan'ın gayreti, Barış'ın enerjisi, Mehmet Topal'ın yapışkanlığı ve istikrarı, Kewell'ın ustalığına eklendiğinde zevk verecek Galatasaray. Bu yazılanların her biri işte bir anlayışı doğrudan sahaya yansıtıp formanın kimliğini taşıyacak isimler. O nedenle ekibi oluşturanlar bir anlayışın sosyolojisini de taşırlar sırtlarında. Peki ya Baros? Kim onu tesadüf seçilmiş bir isim olarak gösterebilir ki? Tekrarlayayım: Baros bu ligin yeni gol kralı ve heyecanı olacaktır. Nasıl mı? Öyle büyük fırsatçılık gösterileri ya da çim kaldıran gayretiyle değil, ferah ferah, göstere göstere. Bunun dışında söylenecek her şey, her söz mevzuyu merkezinden uzağa, anlaşılmazlığın ve kargaşanın sığ sularına taşımaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Mevzuu o değil çünkü.

Hakan Dilek-Fotomaç.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 29. Eylül 2008, 04:55:55
AlpAslan için
Ağlıyor ultrAslan  

Kadere bak!
Bayram arifesinde üst üste gelen acı günler...
Bir bir soluyor gönüllerdeki renkler...
Beşiktaşlı Kazım Kanat’ın acısı dinmeden,
Galatasaraylılar AlpAslan Dikmen’e yandı.
Bir ultrAslan AlpAslan trafikte heder oldu
Milyonlarca ultrAslan’ın yüreğine keder doldu...
 
 
Nur içinde yat AlpAslan.
Hayat boş be kardeşim
Bu akşam Ali Sami Yen’de isterse Galatasaray’ın kalesinde beş gol olsaydı, ama...
AlpAslan da tribünde olsaydı...
Yine boynunda Galatasaray kaşkolu ve de fotoğraf makinesiyle onu görebilseydik...
AlpAslan da daha nice yıllar Galatasaray şampiyonlukları görebilseydi.
Yüreğim acılarla dolu.
AlpAslan da babası da dostumdu benim...

ultrAslan bugün Konyaspor maçına evlerinden değil Şişli Camii avlusundan gelecekler.
Can kardeşleri ultrAslan’ın kurucularından AlpAslan’ın cenazesinden...

AlpAslan Dikmen bayram tatiline giderken Bursa yolunda hayatını kaybetti...
ultrAslan bugün onu kabrine ve kalbine gömüp maça gelecek.

Nur içinde yat AlpAslan.
Mekanın cennet olsun. Gözün arkada kalmasın;
ultrAslan bu akşam yine sarı kırmızı renklerle Ali Sami Yen’de olacak.
Sen de; Ali Sami Yenlere, Metin Oktaylara, Karıncaezmez Şevkilere şu mübarek bayram üzeri, ultrAslan’ın hayır dualarını ilet kardeşim ...
Allah’ın rahmeti üzerine olsun...

28.09.2008  
Osman Tanburacı

Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 29. Eylül 2008, 19:34:20
Beethoven Skibbe
29.09.2008
 Galatasaray’ın hocası her maçta senfonik müzik besteliyor;
1.Senfoni; Denizli maçı 4-1
2.Senfoni; Kocaeli maçı 4-1
3.Senfoni; Konya maçı 4-1

Burası Türkiye...
Bunu Aragones yapsa Kral ilan edilir,
Skibbe yapıyorsa;
Gitsin bu adam denilir!
Yalan mı?
 
 
Alex-Delgado Oratoryoları
Sakatlar ordusuyla bestelenen ve dünya klasikleri arasına giren bu 4-1’lik senfonileri bu ülkede başka besteleyen de yok!
Aragones ve Sağlam’ın ‘Alex-Delgado’ Oratoryaları alkış dahi almakta zorlanıyorsa,
O zaman; sen çok yaşa Skibbe.
Galatasaray iyi yolda...
 
 
Zaman Galatasaray’a çalışıyor
Bu ülke futbolu adamı ‘Konfiçyüs’ yapar!
Şu güne kadar ne dediysem çıkıyor... Zaman Galatasaray’a çalışıyor.
Skibbe’nin takımının sahaya yayılışında ötekilerden çok farklı bir yanı var;
Galatasaray takımı;
Fizik,
Yetenek
Düşünce zenginliğine sahip.

Zaman bu faktörleri çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıkaracak.
Galatasaray’ı Konya karşısında seyrederken mest oldum. Bu kadar dikine, bu kadar çabuk ve bu kadar zeka unsurunun oyuna girdiği başka bir maç seyretmedim bu sene...
Rakibi kendi sahasına hapseden böyle bir oyun izleyene zevk veriyor. Galatasaray hücuma kalkarken çok adamla rakibin üzerine yıkılıyor ve ‘rakipten dönen bütün topları Galatasaray kapıyor.’ Bu mükemmele gidiştir. Beş maç sonra bir aksilik olmazsa Galatasaray tadından yenmez!
 
 
Kewell, Baros süzme kalite
Bu ikiliyi izlerken ‘bilim kurgu’ filmi seyreder gibi oluyorum. Bunlar süzme kalite.
Kewell’ın topla buluşması ve rakibin ölü noktasından topla geçişi bana ‘Hagi’yi hatırlatıyor. Rakibi geçen Kewell aniden süratleniyor. Kaleye dikine ve akıllı gidiyor, yolu hiç dolandırmıyor, ver-kaça girdiğinde zaman kaybetmiyor. Bunlar bir futbolcu için ‘artı kere artı’ değerler. Attığı gol, top takibinin ve çabuk hareket edişin hepsinden öte; düşünce hızının getirdiği zor şartlarda ‘çapraz kere çapraz’dan gol vuruşunun zeka hızıdır.
Şimdi bu anlattıklarımı bir kez daha mümkünse oyunu izleyerek düşünün...

Baros da bir başka tarz. Tazı gibi... Her pozisyonda kaleyi ve golü düşünüyor, arkadaşlarına kaprisi hiç yok. Takımı için oynuyor ve futbol dışı hareketi yok. Attığı gol sıra dışı... Çataldan örümcek aldı. Ağı mağı yırttı örümceklerin kökünü kuruttu!...Baros’un vuruş tekniği mükemmel, kaçırdığı goller talihsizlik! Baros benim çizmeğe çalıştığım futbolcu profiline çok uygun. İdeal bir oyuncu. Patlayan deparlı, topla yumuşak, rakip ekarte edebilen, asist özellikli ve de fırtına gibi gole koşan, gol vuruşları net bir oyuncu. Baros benim ‘Number one’ım.
 
 
Lincoln ayılıyor
İki yıldır kış uykusuna yatmış Lincoln uyanıyor. Nedeni; Kewell ve Baros’un gelişi. Üçü de futbolun ortak dilini ana dili gibi konuşuyor. Bu sohbete Arda da katılınca Galatasaray’ın ahengi çoğalıyor. Konya karşısındaki Lincoln’ü sevdim. Top oynamak istedi, oynadıkça aşka geldi, goller geldikçe keyiflendi, keyiflendikçe coştu. Kendi oyunundan da keyif aldığı muhakkak. Lincoln ‘romantik film’ seyretmek gibi bir şey...
Ancak Lincoln ilk yarı huzursuzdu; 42 numara bir ayakkabı bedenine yapışmıştı. Sırtında 42 yazan Konyalı Zafer Demir, Lincoln’e öyle bir yapıştı ki aman Allah! Lincoln içine kapandı. Yine de sinsi pasları kümes basan sansar gibiydi. Ters tarafa bakıp öte yana paslar yuvarladı. Gollerde pay sahibi oldu, bir tane de attı.
 
 
İşte 4-6-0
Hala bana katılmayan var mı bilemem ama Galatasaray çağdaş futbol 4-6-0’dan örnekler veriyor. Golleri, değişik ama hep aynı adamlar atıyor. Bu şu demek; Galatasaraylı futbolcular hep alan değiştiriyor. Sağda, solda, ortada, geriden atakta... Rakip bunlara pozisyon alamıyor.
Skibbe’nin orta alanda kullandığı 6 kişi durmadan alan değiştiriyor. Tabii ki sisteme göre belirlenmiş görev alanları var ama topa sahipken... Rakibin üzerine giderken bu 6’lı yelpaze gibi oluyor. Esas mesele ‘topu kaptırdığında!...’ İşte o zaman Galatasaray 4-6-0’ın faydalarını görüyor. Topu kaptırdığı yerde pres yaparsa defansına da fazla iş düşmez! Galatasaray şimdilik bunu pek beceremiyor. Zamanla başaracak.

Bir keresinde ilk yarı; Hakan Balta ileri kaçtı Galatasaray kontratağa yakalandı bir de baktık Kewell en geride sol bek!... E helal olsun! İşte futbol bu.
Onun için de Galatasaray zamanla çok daha iyi olacak diyorum.
Hasan Şaş ve Ayhan’ın buna çok dikkat etmesi gerek! Çok gayretliler ama ayaklarında çok top tutuyorlar. Hasan, Ayhan ve Mehmet Güven’in de ‘üç yabancı’nın düşünce hızına erişmesi lazım. Yoksa olmaz!
Meira da dün benden çok iyi not aldı. Taç kenarında rakibi aldatarak arkadaşına verdiği ayak içi topuk pası ve de rakip kaleye sokuluşları mükemmeldi.
Goller işte bu oyun anlayışıyla geldi.
 
 
17 cm uyar mı?
Goller tartışılır ama Galatasaray’ın üç puanı tartışılmaz!
Galatasaray’ın ilk golü için santim santim çizgi çekmişler.
17 santim ofsayt varmış... Yani bir cetvelin yarısı... Maşallah hiç de fena değil!
Onu süzecek göz de gitsin korsan gemisine gözcü olsun!
Ayrıca golü atan da Baros. Ofsayt olan kişiyse ver-kaçta pası veren...
Baros onun üzerine iki çalım basıyor sonra da topu çatala asıyor.
Geçiniz!
17 santimlik şey... Hikaye!
Böyle ofsayt zorluğu her maçta var.
Gözünüzde büyütmeyin bazı şeyleri...
 
 
İkinci gol kesin faul! Günah yok ama faul var.
Baros, ortalanan topta arkadan Şener’in ense köküne fena kakıyor! Vurduğu kafa da zaten ‘amorf’ bir dokunuş. O arada Lincoln de yine 7.5 santimlik ofsayt!
Hakem olsam golü faul yüzünden iptal ederdim.
Ancak Galatasaray da bu maçı yine alırdı.
Akıllarda soru işareti kalmasın!
Çünkü takım galibiyeti mumla değil, projektörle arıyor.
Galatasaray’ın gollerine ofsayt-faul diyenler Lincoln’e faulleriyle iki sarı görmesi gereken Zafer’le, Erhan Albayrak’a gösterilmeyen kartlara da bir baksınlar!
 
 
Konya nasıldı?
Maç başlamadan önce GSTV’de Bülent Ünder’le beraber anlattım.
Konya’nın kontratak gücü yok. Çok adamla orta sahada olacak defansına yaslanacak, kontra toplarla gol arayacak! Galatasaray’a karşı bunu başarması zordu. Veysel’le bu iş olmaz! Sadece Da Silva ile de olmaz. Zaten Konya’nın attığı gol de sol bek Erhan Albayrak’tan.
Galatasaray’ın henüz defansif enfeksiyonu geçmemiş. Kornerden bile kelek gol yiyor. Saha ve adam parselasyonu Allahlık!
Bütün takım kalenin içinde. Korner 18 üzerine yerden kesilince bom boş kalan Erhan golü atıyor. Al bu golü ders diye okut!
Kaide şu; defans oyuncuları marke ettikleri rakip forvet oyuncuları ile meşgulken rakibin atak yapan sürpriz adamlarını da orta sahadan gelecek oyuncular sahiplenecek. Galatasaray korner atışlarında bile bunu henüz beceremiyor. Böyle gol yenmez!
Erhan Albayrak’ın 40 metreden attığı şutun üst direkte patlaması ise şanssızlık.

Konyaspor’da maçın kaderini değiştirecek oyuncu yoktu, sadece direndiler Galatasaray’ın kalite ayaklarına yenildiler.
Konya’nın yeni hocası Giray Bulak’ın işi kolay değil. Bu Konya gol yollarına çare bulmalı.
 
 
Skibbe için de bir not;
Adnan Polat ve yönetimine teşekkür borçlu. Haldun Üstünel, Murat Yalçındağ ve Adnan Sezgin iyi oyuncular almış. Hem de bu zor şartlarda... Hem de ucuza...
Keyifli bir maç seyrettim. Teşekkürler.
Ancak Skibbe’nin zorluğu bundan sonra başlayacak; sakatlar da iyileşirse ki inşallah, o zaman Skibbe ne yapacak? Kimi oynatacak!
 
 
Galatasaray kaç puan aldı?
Hani moda laf var ya; Galatasaray bu hafta tam 8 puan aldı, deniyor.
3 şikeci kaybetti, 2 de Şiketaş!
3 de Galatasaray aldı ya... Toplam 8 puan.
Züğürt tesellisi...
Doğrusu puan cetvelidir;
Galatasaray 11
Şiketaş 11
Fenerbehçe 6 puan
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 02. Ekim 2008, 15:39:22
Tesadüfen başımıza gelenler
02.10.2008

Gazetecilik artık ayağa düştü... Eskiden itibar-ı muazzama sahibi meslek erbabı giderek irtifa kaybetti. Küfre, kavgaya, esarete sürüklenen medya büyük bir batağın içine düştü. Bunun sebebi açık ve net;
1-Gazeteci olmayanlar mantar gibi türedi.
2-Her türlü teşkilata taraf olamayanlar bertaraf edilmek istendi.
3-Para ve kaba kuvvet medyayı hükmü altına almaya yeltendi.
4-Medyanın büyük bir bölümü sahibinin sesi olunca gazetecilik yerin dibine battı.
Tesadüf bu ya...

Günlerdir, aylardır, yıllardır bu gelişimi üzülerek izliyorum ve zaman zaman da zaten dile getiriyorum ama nafile ‘beton duvar oluşturmuş çıkar teşkilatını yıkmak zor!'
Çoğu birinin adamı, adeta kavuk sallayıcısı...
Haklıyı değil haksızı savunur olmuş medya...
Bunlarla mücadele edenlerimiz tabii ki var ama sayısal azınlıktalar...
 
 
Nasıl başladı bu erozyon?

Teşkilatlanma, ekmek kaygısı ile birilerinin dümen suyuna giriş olarak başladı. Sonraları bu oluşum rant ve reyting kapısı oldu.
Hatta o kadar ileri gitti ki; aynı takıma gönül vermiş yazarlar dahi kendi aralarında çatışmaya girdiler. Yeni başkan ve yönetimini tutanlarla eski yönetimciler sütunlarda savaştılar. Toplum hak etmediği bireysel husumetlerin denizinde boğuldu. Bu savaşlar giderek yönetim devirmeye kadar uzandı, o zaman da medyayı satın almaya kalkan yönetim güçleri ağırlıklarını ortaya koydular. Ya medya saf değiştirdi ya haritadan silinir oldu!

Reyting uğuruna birbirini ezen yorumcu ve kalemşörler de ortalığı velveleye verdi. Birinin ak dediğine öteki kara deyince ortalık karıştı. Aslında bu ‘akla-kara' gerçekleri değil reyting uğruna kavgayı hedef aldığı için bunları akl-ı selim sahibi kişiler izlemedi. Bu kavgacı ortamı kültür seviyesi ortalamanın altında olanlar izleyince film koptu, toplum kışkırtılarak yönetilmeye başlandı. Tribünler de bu kavganın bir parçası oldu. Vaktiyle ‘tribün gücünü' arkalarına almak isteyen yönetimler sonraları tribünlere mahkum oldu.
Gazetecilik de bu kargaşa ortamında dibe vurdu.
Tesadüf bu ya...

Son olayları izliyorum;
Bir kısım medya kulağının üzerine yatar ‘kötü kişi olmamak için' haksızlığa göz yumarak yorum yapmazken,
Diğerleri kendi meslektaşlarını aşağılayarak şer odaklarının tarafını tuttu.
Böylece medya da kendi içinde çok acı bir şekilde bölündü.
Ne yazık ki doğru düşünce sahipleri çok azınlıkta kaldı.

Toplum da bu olaylara sessiz kaldı. Gereği gibi tepki vermedi
Sosyal bağların kuvvetlenmesi; doğru, dürüst ortamın yaratılmasında toplum bilincinin ortaya çıkarak ‘hatalı olanlara' tepki vermesi olarak bilinirken, halk da susunca her şey yapanın yanına kar kalmaya başladı.
Para ve kaba kuvvet insanımızı esir aldı.
Son olaylar bu söylediklerimin teyididir.

Tesadüf bu ya...
 
 
Gazetecilik nedir?

Buna da bir açıklama getirmek gerekir. Mesleği gazetecilik olanla sonradan yoruma soyunanları aynı kefeye koymamak lazımdır. Yıllarını gazetecilik mesleğine adamış ve ekmek parasını bu yolla kazanmışlar; ‘haber, yorum, meslek ilkelerinin inceliklerini kavramış kişilerdir gazeteciler. Onlar mesleğin her türlü ‘inceliklerini bilen, Türkçe'yi vakıf kişilerdir. Taraflı olabilirler, zira gazeteciliğin yorum bölümü kişiseldir. Futbolda yadırganır ama siyasette bu çok net bir şekilde ortaya çıkar. Siyasi yorumcular ‘kendi savunduğu siyasi fikirlerin' etrafında odaklanırlar. Gazetelerin rengi ve kimliğini bu şahıslar belirler.
Ancak haber özgündür, ona yorum katamazsınız.
Bugünün spor medyası ne yazık ki haberi dahi ‘kasıtlı' kullanmaktadır.

Yıllarını gazeteciliğe vermiş olanlarla ‘türedi yazarlar' arasındaki ince çizgi kaybolmuştur.
Gazetecilik mesleği seçkin ve zor bir meslek, hatta çok araştırma ve bilgi birikimi isteyen, kendine has kişisel kültürel değerler taşıması gereken bir meslek iken son yıllarda önüne gelenin ‘gazeteci' olduğu bir ortam yaratılmıştır.
Bugünün medyasında yazar ve yorumcu olabilmek için;
Birinin adamı olmak,
Hatta tribün amigosu olmak,
Günün trendini yakalayacak argoya sahip olmak,
Koyu taraf olmak yeterlidir.
Hatta futbolu bugün bırakanların ertesi gün ülkenin en önemli ve saygın medya kuruluşlarında yazı yazmaları ve televizyonlarda yorum yapmaları işten bile değildir.
Tesadüf bu ya...

Gerekçe ise açıktır;
Rekabete dayalı sunum.
Popüler kültürün piyasa uygulaması.
Toplum bunu istiyor!

Bunlar bir ölçüde kabul edilebilir savlar ama ‘yapabilenler için!'
İki kelimeyi bir araya getiremeyen, Türkçe'yi yüz kelime ile konuşan, meramını anlatmakta zorluk çekenler ‘bir zamanların Pele'si' olsa ne olur?

Antrenörlükten kovulanların yorumcu olduğu takımları ve hocaları acımasızca eleştirenlerin bir süre sonra, bu pazarlama metoduyla bir takımda birkaç yüz bin dolara iş bulmalarıyla dönmez bu çark! Bazen medya emekçiliğine soyunup işine geldiği zaman da hocalık yapmakla olmaz bu iş!
İşte o zaman sapla saman bir birine karışır ve gazetecilik mesleği yara alır. Saygınlığını kaybeder.

Liyakatlı olanları tenzih ederim. Onlar zaten; Can Bartu gibi, Sanlı Sarıalioğlu gibi, Vedat Okyar, Erman Toroğlu, Ziya Şengül, Turgay Şeren, Selçuk Yula gibi ve bu evsafı taşıyan daha unuttuklarım varsa özür dilerim ama gazeteciliği meslek seçen ve onca yıl başarıyla okuyucu ve dinleyici kazanmışlar için kimsenin bir diyeceği olamaz.
Spor medyası bir şeye karar vermeli;
Arasına alacağı yeni kişiler yazar-yorumcu olabilir mi? Bu evsafa sahipler mi?
Devamlılık arzedecekler mi?
Bunun bir süzgeci olmalı.
Olmalı ki kargaşa bitsin.
Gazetecilik mesleği eski saygın günlerine dönsün!
 
 
Gazetecilik haslet ister

Gazetecilik sonradan tercih edilebilecek bir meslek olabilir ama bunu hak eden yapar.
Nitekim; Gazetecilik Yüksek Okulu mezunu yanında onca hukukçu, doktor, mühendis ya da başka saygın meslek erbabı kişiler kendi mesleği yerine gazeteciliği seçmiş ve başarı merdivenlerini tırmanarak halkın sevgi ve takdirini kazanmıştır.
Söylemek istediklerim ‘gel-geç' içindir.
Spor medyasına irtifa kaybettirenler içindir.
Kimse geleceğinde ne olacağını bilemez, ancak gazetecilik kişide önemli hasletlerin olması gereken bir meslektir.
 
 
Bravo Erhan Telli...

Bayramın ikinci günü Milliyet Gazetesi'nin 1. sayfasının manşetinde spor medyasından birinin imzası vardı. ‘Kağıt toplayan çocuklar'la ilgili. Yazının sahibi spor muhabiri Erhan Telli.
Bravo Telli, işte gazetecilik budur.

Hıncal Uluç'u beğenirsiniz beğenmezsiniz ama sapına kadar gazetecidir. Ters düşen benim de nice fikirlerim var Hıncal'la... ama Hıncal gazetecidir; düşündüğünü kaleme de alır, söze de döker. Yorumları onu bağlar ama kimsenin adamı değildir.
Rahmetli Kazım'ı andım...
Bayramda bir uğradım, dertleştik...
Nice dostlarım var bu iki isim gibi ama azınlıktalar.
Bu gidiş bizi ya vezir edecek ya rezil!
Tesadüf bu ya...
Bayramın son günü içim acıyor.
 
 
Azizi Yıldırım ve ışıklar

febe'nin bu günlere geleceği gün gibi açıktı;
Volkan'la bu iş olmaz. Kiev maçında iki komik ıska geçti dünya sonu...
İnanın bana Şampiyonlar Ligi'nde böyle kaleci yok!
Neden hem Milli Takım'da hem febe'de ısrar edilir?
febe milyonların, Türkiye 70 milyonun takımı...
Volkan bir başka takımda kaleyi koruyabilir ama bu düzeyde değil!

Belki de Aragones Volakn babacan'ı oynatacaktı Kiev maçında ama birden değişti...
Tesadüf bu ya...

Maldonado, Emre, Selçuk'la febe yenemez!
Maldonado'yu da tavsiye eden Alex! Anlaşıldı ki bunlar Türkiye'yi çiftlik sanıyor. İki çalım attın mı mukavelen bir sene daha uzar!
febe'nin bu hale düşmesinde medyanın da, yönetimin de, taraftarın da payı var.

Emre Belözoğlu'nu gördünüz; laf ebeliği top oynamasından daha iyi. Yalandan oynuyor, doğuştan şikebahçeli olabilir ama febe'ye kırk paralık hayrı yok!
Her topta ya rakibine feyk atıyor ya yere düşüyor. Bir zamanlar Galatasaray'dayken iyi futbolcu olabilir ama belli ki çaptan düşmüş!
Hala febe'in de Milli Takımın da gözdesi!
 
 
Gel de Aurellio'yu arama...

Maldonado + Emre bir Aurellio etmiyor. Neden?
Aurellio gol de atıyordu,
Asisit de yapıyordu,
Hepsinden önemlisi defansa koşup ters kademelere de giriyordu.
Bir Aurellio daha gösterebilir misiniz febe'de!

Aragones'in orta alanına en az 2 Aurellio lazım ki iş görsün.
O zaman da ilk gidecek ikili; Maldonado ve Emre'dir!
O zaman niye Aurellio gitti de febe bunlara kaldı?

Geçen sene çeyrek final oynayan takım nereye gitti?

Kezman için ne oluyorsa bugün Güiza için de o oluyor.
Güiza'ya geriden yardım gelmeyince adamcağız boşu boşuna rakiple boğuşup kendini tüketiyor, aynı Kezman gibi...
Tesadüf mü bunlar...

Roberto Carlos da işin sırrını çözdü; Başarısız olursak seneye bedava oynarım diyormuş...
Faruk Süren'in dediği gibi;
Emre de febe'i çok seviyorsa, Carlos da seneye bedava oynayacaksa neden febe'ye gelirken bedava gelmediler de milyon dolarları götürdüler!
Kendilerini bilmiyorlar mıydı?
Ya da...

febe'ye yazık oldu ama bu geliş çok önceden belliydi.
Aziz Yıldırım hiç üzülmesin; kurmayları olaylardan sonra çıkıp onu müdafaa edeceğine önceden başkanlarını uyarsınlar da febe bu durumlara düşmesin.
 
 
Uğur Meleke ve Ertem Şener haksız mı?

Ne diyordu Aziz Yıldırım?‘
Galatasaray'ın UEFA Kupasını alması tesadüftür. Çünkü alt yapıya dair hiçbir hazırlıkları yoktu...'
Doğru olarak kabul edersek;
Aziz Başkan yıllardır alt yapıya öyle yatırımlar yaptı ki inkar etmek adamın iki elini yanına getirir. Aziz Bey hazırlıkları tamamladı ama nerede başarı?
Tesadüfen bile bir başarı yok...
Bunlar ikilem değil mi?

Önceki gece Saraçoğlu'nda elektriklerin kesilmesi üzerine ne demiş Uğur Meleke?
Tribünlerde kavga çıktı elektrikler kesildi, Aziz Başkan sahanın içinden geçerken elektrikler yandı!
Ne demiş febe-Kiev maçını anlatan Ertem Şener;
Kaç yıldır içerde-dışarıda Şampiyonlar Ligi maçları anlatırım bir saten önce elektrikler kesilmez!
Yalan mı?

Ne demişlerdi bir süre önce;
Saraçoğlu'nda bir febe maçında yayıncı kuruluşun elektrik kabloları kesildiği zaman?
.................................
Bunların hepsi de mi tesadüf Aziz Başkan!


Bu akşam Galatasaray'ın Bellinzona maçı var.
Ne diyorduk hep;
Yediğinden bir fazlasını atarsan başarılısın.
Deplasmandaki 4-3 galibiyetin sonrasında bu akşam umarım;
Galatasaray tesadüfen de olsa turu geçer!

 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 03. Ekim 2008, 12:01:26
Yine de ötekilerden iyi
03.10.2008

Bellinzona’lı Gürkan Sameter İstanbul’a geldiğinde; ‘Galatasaraylıyım, ona sempatim var’ dedi... Galatasaraylı eski futbolcu İsviçreli Kubilay Türkyılmaz; ‘Galatasaray turu rahat geçer, geçti bile’ dedi...
Galatasaray ne yaptı?
Turu geçti!
Geçti ama gel de ne çektiğimizi bir de bize sor.
Bu maçı seyretmek çile çekmek,
Yazması azap!
Bu kadar kötü bir Galatasaray’ın takdir görmesi, turu geçmesinden çok ilk maçı da dışarıda kazanmasıyla ülkeye 6 puan kazandırmasıdır. Yine de diğer rakiplerinden çok daha başarılıdır Galatasaray.
 
 
Arda’nın sakalı farz mı sünnet mi?
İlk 15 dakika Galatasaray’ın hücumu yok. Oyun orta alanda itişme... Hatta Bellinzona daha iyi top gezdiriyor. Gol için ümit çok, eylem yok! Baros da olmasa seyredilir adam yok.
Sakal bırakmış Arda önce sağda sonra solda isteksiz...
Sakalı farz mı sünnet mi belirsiz...
Arda da öyle... Belli ki tatminsiz.
Bi haller olmuş Arda’ya...
31’de sakatlanarak çıkıyor giren oyuncu Almancı Alpaslan Erdem.

Mehmet Topal ve Ayhan orta alanda yetersiz...
Lincoln fırsat kolluyor...
Hakan Balta orta alanda hava değişiminde!
Takım oyunu yok.
Galatasaray’ın gol atması iki kişinin maharetine kalmış; Lincoln ve Baros...
Nitekim öyle oluyor; Lincoln sağdan kale içine sarkarken düşürülüyor... Arkadan müdahale penaltı. Bizim hakemlere duyurulur!
Baros yine golünü atıyor. Bu adam takımın seyir zevki. Kalite bir oyun düşüncesi, çabukluğa dayalı süratle her zaman rakibi atlatan ve takımına kamçı vuran bir güç olarak gözüküyor ama onu tamamlayan yok! Baros kapris de yapmıyor, düşüyor kalkıyor mücadeleye devam ediyor. Başkaları gibi sıyırma kantar değil. Takımı için oynuyor, arkadaşlarıyla iletişimi takdir görüyor. Bu arada gözlerim de Kewell’ı arıyor. Meğer 19 Kewell Galatasaray’ın kimlik no’suymuş. Onsuz Baros serseri mayın!
 
 
Gazap üzümleri tarlası
Galatasaray’ın bu halinin sebebi; hatlar arsındaki derin boşluktur. Savunma bir türlü öne çıkmıyor. Forvetle defans arasında ‘gazap üzümleri’ yetiştirilecek tarla var! Bu kadar boş alanda hiçbir takım rakibe ağırlık koyamaz!
Topal’la Ayhan ziyan oldular. Onlara da bir çift lafım var; çok koşuyorsunuz, çok çalışıyorsunuz ama topu oyuna çabuk sokmuyorsunuz. İlla ya top sürüyor arkadaşlarınızın koşu yolunu daraltıyorsunuz ya da ekseniniz etrafında iki kez dönüyorsunuz. Bu da rakibin defansta çoğalmasına yarıyor. Skibbe mutlaka futbolun ileriye doğru çabuk oynanması gerektiğini kafanıza çakmalı. Böyle oynarsanız, sakatlar düzelince kulübede oturursunuz. Kewell’ı arayışım ondan.
 
 
De Sanctis yerinde dursa...
İkinci yarının başında Bellinzona da bir penaltı kazanıyor ama yenen gol kalenin göbeğinden. Sameter’in vuruşunda De Sanctis korkuluk gibi kalenin ortasında ayakta dursa topu kafayla çıkartacak... Önemli değil! Bellinzona ikici golü de atsa turu yine Galatasaray geçecek, ama olmaz ki...
Böyle de oynanmaz ki!

Penaltılar da olmasa maç hiç çekilmez!
Galatasaray resmen futbola ihanet ediyor. Bunun hafifletici izahı ancak şudur;
Futbol iyi oyuncular ve iyi rakiplerle oynanır.
Rakip Bellinzona olunca Galatasaray’ın da oyunu bozuldu. 4-3’lük ilk maç da bundan farklı değildi, futbol zevki yoktu ama 7 gol vardı, göz boyadı!

Galatasaray’ın zamana ihtiyacı var dedik ama zaman da geçiyor.
Hala Galatasaray’ın iyi bir takım olacağına inancım var.
Bir not;
Futbol artık fizik güce, dayanıklılığa bağlandı. Bellinzona onu uyguladı. (24) nolu Diarra, ‘diare’ olmuş Afrikalı çocuk gibi çırpı bacaklı ama maç boyu hatasız mücadele etti. Wahab da öyle, Mangiarratti, Lustrinelli de öyle... Kaliteleri yok ama futbol disiplinleri yüksek.
 
 
Ha gayret Skibbe
Skibbe gerekenleri yaptı, eldeki sağlamlardan doğru bir takım çıkarttı. Yaser’i de oyuna alınca 2. golü de buldu. Bazı maçlar zordur, bu da öyle bir maçtı. Galatasaray iyi oynamadan UEFA’ya kapağı attı. Amaç rakibi elemekti. Elediler işte!
Saraçoğlu’nda final söylemi için de vakit daha erken. Ümitliyim ama iddialı değilim bu oyunla zor.
Sabırsızlıkla sakatların iyileşmesini beklemekten başka çare yok.
Galatasaray’dan iki 11 çıkar;
Biri Turkcell’de oynar, öteki Avrupa Vodafone’da...

Ha gayret Skibbe olacak gibi...
 
 
N’aptın Şiketaş?
Doğrusu hiç böyle bir sonuç beklemiyordum. Şiketaş elenebilirdi ama böyle havlu atarak değil. 4-1’lik sonuç Şiketaş’ın oyun kurgusunun bozuk olduğunu ifade eder.
Tabii ki Ukrayna takımı da pek yabana atılır gibi değilmiş..
Tevekkeli Lucescu ‘aman bu takıma dikkat’ dememiş...
Sanlı Kaptan da bana demişti; bu takımdan kork Osman;
Metalist tam metalist, civa gibi bir takım!
 
 
Eşeğini sağlam kazığa bağlayacaksın!
Hadi şimdi gelin, Büyükşehir Belediye maçında hakem gollerimizi vermedi, deyin!
Futbolda eşeğini sağlam kazığa bağlayacak sonra Allah’ına yalvaracaksın!
Önce futbol oynayacaksın.
Şiketaş, Metalist’i İnönü’de üçleyecek, işi İstanbul’da bitirecekti. İki ayaklı maçların iç sahaları çok önemli.
Bakın Kayseri de ilk maçın kurbanı oldu. Kayseri’de yense turu atlamıştı...

Bunları hep yaşıyoruz ama hiç ders almıyoruz. Avrupalının bize olan üstünlüğü işte budur.
Lafla vakit geçirmiyor, futbolun emrettiklerini yapıyorlar.
Şiketaş’a üzüldüm.
Beni de yanılttılar.

Ertuğrul Sağlam’a da bir sözüm var
Rotasyonu, motasyonu bırak takımının iskeletini kur. Kayseri’den geldiğin günden beri etkin bir Şiketaş yaratamadın!
Bana kalırsa elmanın sapı, üzümün çöpü derken kılı kırk yarıp takım kuramıyorsun!
Hoca dediğin biraz sert ve kararlı olur.
Bunu başaramazsan her gittiğin takımda ömrün kısa olur!

Ertuğrul benim çok sevdiğim genç bir hoca, beyefendi ama Avrupa’da hal ve gidişe tur vermiyorlar. Şiketaş mutlaka ilk 11’ini bulmalı.
Zapatoncny, Zapatocny deniyordu gördük!
Ama bunda başka şeyler var. Şiketaş defansı hiçbir zaman iki maç üst üste aynı adamlarla maça çıkmadı. Sebebi ne olursa olsun kabak hocanın başına patlar!

Futbolda en önemli şey; istikrar!
Şiketaş’ta en önemli şey istikrarsızlık!
Kalecisinden tutun, defansı, orta alanı ve de ileri ucu hep değişken. Sonuçlar iyi olsa alkış alırlar. Elenirlerse o kadroya da yol gözükür!

Onun için diyorum ki;
Galatasaray hepsinden iyi...
Hiç olmazsa umut vaat ediyor.
febe ve Şiketaş’ta umut, Kaf dağının ardında...

Kala kala iki takımımız kaldı Avrupa’da;
İster misiniz ikisi oynasın Saraçoğlu’nda!
 

Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 06. Ekim 2008, 19:41:59
Galatasaray’a muska lazım!
06.10.2008
Skibbe’nin takımının hastalığı belli ama bir türlü tedavi edilemiyor.
Galatasaray geri dönemiyor, defansından iyi top çıkamıyor...
Ve bu hastalığın çaresi bulunamıyor!
O zaman muska yazdıracaksın!

Skibbe Bursa maç sonrası gerçeklerin altını çizdi.
Demek herkesin dediği gibi Skibbe yeteneksiz ve bilgisiz bir hoca değil.
Sokaktaki adam ne diyorsa aynısını Skibbe de söyledi!!!!....
O halde takımın başında kalabilir!!!...

Skibbe’nin dediğini futbolcuları uygulamadı.
Ne yani, oyuna girip Skişbbe mi göz hapsine alacaktı Yusuf’u...

Ne dedi Skibbe;
Topu kaptırdığımızda defansif moda geçemiyoruz!
E günaydın!

Bir de ne dedi Skibbe;
Servet topla oynayamıyor...
E pes!

Servet ne zaman topla oynadı ki... Ama biz onu Beckenbauer yaptık!
Çünkü başka Servet yok!
Türk futbolunun derdi budur!
Yoksa; Aragones, Skibbe, Zico, Kalli, Del Bosque falan hikaye...
Kabahat bizim futbolu algılamamızda...

Önümüze geleni imparator, padişah ilan ediyoruz sonra fermana kelle veriyoruz!

Servet Milli takımda, Servet Galatasaray’da banko!...
Sakat da olsa...
Dökülse de...
Alıp alıp topu kaybedene kadar rakip kaleye götürse de...
İmparator bile ondan vaz geçmiyorsa n’apsın Skibbe!
Yerine adam yok adaaaam!
Servet her kornerde kafayla gol atmaya gidiyor. Hepsi karavana!
Bu güne kadar kaç kafa golü attı Allah aşkına!
Bi söylesenize...
İstatistik yapsan 1000’de 1 çıkar...

Boşuna mı Kalli Milat’tan Önce ilk sefer geldiğinde Galatasaray defansına;
Stumpf ve Falco Götz’ü aldırdı...
Bak Meira’ya; hem defans hem ofans...
Ama elde bir Meira var!
Bunların altını çizdikten sonra Bursa mağlubiyetine gelelim.
 
 
Koca Galatasaray bir YUSUF’u tutamadı!
Hoca olmaya gerek yok!
Futbolcu olmaya da gerek yok!
Yahu hırsız eve girmiş, kapıya kamyonu dayamış...
Örtü dantel, tencere tava götürüyor ve sen hala buzdolabını götüremez, masayı alamaz, yatağı taşıyamaz diyorsun!...
Adam kamyonla gelmiş sen ne diyorsun!

Yusuf da öyle...
Yusuf resmen üç puan hırsızı!
Sevimli aşirementocu!

Ona tedbir almazsan;
Orta sahana kilit vurmazsan,
Alan savunmasında gözden kaçırıp topa sahip olmasına izin verirsen,
Seni soyar soğana çevirir...
Mahşere kadar yanarsın!
Nitekim öyle oldu!
Skibbe ucuz atlattı; Sercan’la Adriano usta olsalar Yusuf gol olur Skibbe’nin üzerine yağardı!...
Tam net beş gol su gibi boşa aktı!
Bursa iki de attı, etti yedi!...

Peki bu golleri kim yedi?
Bütün takım!

One way ticket!
Skibbe’nin eline sopa alması lazım;
Nonda, Arda, Baros ve de oynadı mı bilemiyorum, göreni varsa söylesin bir de Lincoln!...
Mudanya dolaylarında arabasının bozulduğu söyleniyor, bir başka rivayete göre de Lincoln’ün benzini bitmiş!...
Her neyse, bu saydıklarım;
Nonda, Arda, Baros ve Lincoln tatile bile giderken ‘One way ticket’ alıyorlar...
Geri dönüşleri keyfe kalmış!

Ayhan’la Hakan Balta da havuz nöbetinde eksik kalınca felaket kapıyı çalıyor...
Biri zaten ‘Balta’, onun yeri sol defans ne işi var havuzun göbeğinde...
Adam yokluğundan işte...

Barış, Hasan, Serkan Çalık, Mehmet Topal, Linderoth, Kewell sakat olunca... Sabri bekte, Serkan yedekte olunca n’apsın Skibbe...

O mu çıkıp oynayacak?
Galatasaray takımına gelmiş her futbolcu ya Skibbe’nin dediğini yapacak ya kendi aklına güvenip kıskıvrak YUSUF’u yakalayacak.
Beceremezsen, Yusuf becerir işte!
Maçın özeti budur.
 
 
Samet Aybaba’yı kutluyorum
Bursaspor’un hocası Samet Aybaba’yı kutluyorum, neredeyse sıfırdan bir takım yaratıyor. Bu yıl Bursaspor çok adam verdi adam aldı.
Aybab iyi bir takım yaratmış, başka hocalar gibi Yusuf’a pranga vurmamış. Futbolcusuyla kişilik savaşına girmemiş.
‘Çık oyna, takımına maçı kazandır’ demiş!
Yusuf da oynadı Bursaspor da maçı çatır çatır aldı!

Mustafa Sarp ve Keçeli olanı dinamo gibiydiler...
Sercan telaşlı atak, Adriano biraz kavruk, Veli, Bekir mükemmeldiler.

Sonlarda Bursa yoruldu ama atı alan da YALOVA’yı geçti...
 
 
Galatasaray’a tavsiyeler
1-Şut çekmeden maç kazanılmaz,
2-Sabri’den büyük takıma futbolcu olmaz,
3-Hakan Balta’dan orta sahaya fayda gelmez!
4-Servet her kornerde ileri gitse de, savunmadan alıp alıp top götürse de gol atamaz!
5-Kewell’siz Galatasaray yaratıcı olamaz!
......................................
Sakatlıklar bir tarafa, böyle giderse; Skibbe de kendi kaderini kendi çizecek.
 
 
Skibbe’ye de öneriler
İsimlerin etkisinde kalmaktan vaz geç, yoksa bu dert seni götürür, muska da kurtarmaz!
Nonda, Lincoln, Baros, ve de sakatlığı kesin Arda aynı anda oynamaz!
Hele Kewell yoksa. Çünkü Kewell Galatasaray’ın akıl ‘drajesi’...
Takımın yükünü ötekiler taşıyamıyor!

Şayet,
Özür dilerim ama...
4-6-0’ın 6’sını;
Aydın, Yaser, Baros, Ayhan, Lincoln, Alpaslan olarak dizseydin, Galatasaray maçı kazanabilirdi... Zira Bursa bu ligin üstün değerde takımı. Genç ve dinamik.
O halde;
Topu çabuk ve dikine oynayan adamlar lazım. Kaptırdığında Alpaslan, Yaser, Aydın gibi gençler lazım ki rakibe 3. bölgede bassınlar...

Nonda da çaptan düşük!
Arda da...
Aslında Ayhan da çok koşmasına rağmen ayağında çok top tutuyor, ekseni etrafında çok dönüyor, çok geri pas yapıyor.... Top ayakta 2-3 saniyeden fazla kalmayacak. Ayhan’ın ortalaması; 17 dakika!...
Bu zamanda çağ gerisi futbol hiç çekilmiyor.

Hakan Balta’nın da yeri sol bek...
Hakan varken Volkan da sol bekte oynamaz!
Skibbe bunlara dikkat etmeli.
İsim değil; koşan ve akıllı olan ayak oynar!

Bir başka önemli not;
Baroş’a bir pozisyonda üst üste üç sarı verilmeliydi! Maçın sonlarına doğru;
1-Topa elle müdahaleden, 2- Rakibini arkadan çekmekten, 3- Yerde yatan Ömer’in sırtına basmaktan!
Aynı anda ayrı ayrı üç sarı görmeliydi...

Baros dedim de aklıma geldi; Baros sustu puanlar uçtu!
 
 
Aghahowa ve Emre
Gırtlak dokuz boğumdur derler ya... Şart olsun doğru!
Neler neler var yazacak...

Al işte bir yanda Kayseri’nin üç otuz paraya bulduğu Aghahowa,
Öte yanda şikebahçe’nin tonla euro verip bonservis bedeli ödeyerek aldığı Emre Belözoğlu!
Biri üç gol atıp hat-trick yapıyor,
Ötekinin üst üste üç maçı yok!
Aghahowa gollerden sonra üst üste altı perende atıyor,
Emre paraya takla atıyor, fol yok yumurta yokken menekşe yaprağından incinip sedyeyle sahadan çıkıyor...
Üstelik Alex de kadroda yok!
Kim kurtaracak şikeci takımını?

Sonra şikebahçe tribünleri aşkını dile getiriyor;
I love you Zicooo
I love you Tuncaaaay
I love you Aurelliooo....
I love you Feneeer...

Peki bunlar nereye, nasıl, niçin gittiler?
Allah Allah!
Ya kalanlar...

Volkan
Volkan’dan şikeci’e kaleci olmaz!
Bir kaleci bu kadar çok hata yapmaz,
Topa bu kadar kontrolsüz çıkmaz,
Tek pozisyonda iki kere arka arkaya aynı saniye içinde ıska geçmez!
Geçerse, şikebahçe’de kaleye geçmez!

Maldonado
Nereden aldık, almaz olaydık denen Maldonado bugün olmazsa olmaz ise,
Takıma kırık paralık katkısı yok ise,
Medya; ayıp olmasın, Josico da kelek çıktı şikeci zorda kalmasın diye Maldonado’yu da görmezden geliyor ise şikeci başarılı olamaz!

Roberto Carlos
Unutulmaz sol bek, Real Madrid’de ömrünü geçirmiş Roberto Carlos’un şikeci’e ve bu ülkeye en büyük faydası;
35 Yaş şiirinin Galatasaraylı yazarı ünlü şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın ruhuna rahmet okutmasıdır.

Ka-Kazım
Net ve açık; Ka-Kazım şikebahçe’nin oyuncusu değil! En azından şimdilik... En azından futbolu önemseyene kadar...

Defans ve orta saha
Kimi koyarsan koy; Edu-Lugano... Önder-Edu... Yasin-Lugano... Lugano-Can Arat... Iııh!...
Sakatlık sonrası futboluna kurban olduğum Gökhan Gönül de henüz hazır olmadığından,
Bu defans dikiş tutmuyor.
İnanmayan varsa Aghahowa’ya sorsun!

Ben müsterihim şikebahçe’nin bu eksik ve hatalarını hep söyledim.
Dinletemedim. Sakalım yok bıyığım var, o da tahrikkar!

Oysa şikebahçe bu ülkenin olmazsa olmaz takımı, uğruna yananı, sevgisi yürekte belki de en çok olanı.... Ama heyhat tesadüfen bile bir başarısı yok Avrupa’da...
Çünkü eleştiriye tahammülü yok, çünkü büyüklüğüne o kadar inanmış ki hatalarını bile görmüyor, dostunu düşman addediyor...

Aragones ne yapsın!
Tenhada konuşsak Aragones beni kutlayacak ama nerdeee...

Aragones’in elinde; İniesta, Senna, Fabregas, Xavi, Capdevila, Alonso, Cazorla var da oynatmıyor mu?
şikebahçe’de sahada; Selçuk, Maldonado, Emre,
Yedek kulübesinde; İlhan, Yasin, Gürkan, Ali Bilgin, Burak, Deniz var...

Siz bakmayın onun adının Deniz olduğuna,
Deniz, kumda unutulmuş bir damla su....
Aylar sonra hatırlandı, belki de sene sonra... Saraçoğlu’na düştü.

şikebahçe’de sakatlıklar da var... Yazık,
Emre Belözoğlu zaten müzmin sakat, onu biliyoruz ama;
Deivid’le Vederson talihsizlik...
Alex’inki geçici...

Ya Kayseri;
Koray, Toledo, Puroviç sakat! Cangele yeni düzeldi...
Gökhan Ünal gitti, Kaleci İvankov da gitti...
Bir Aghahowa geldi, pir geldi!

Kayseri’nin attığı ilk gole bakın; Bilal Aziz 40 metre geriden orta yapıyor, Aghahowa golü atıyor...

Dikkat!
şikebahçe kendi evinde Saraçoğlu’nda kim bilir kaç yıl sonra belki de ilk kez taşradan gelen bir lig takımına 4-1 yeniliyor...
Hem de bir Nijeryalısı hat-trick yapıyor; Aghahowa...

O Kayseri ki;
Üç gün önce taa Paris’ten geliyor.
Yol yorgunu ve eksik...
Ve de UEFA’da PSG’ye kök söktürmesine rağmen elenerekten...

Geliyor Saraçoğlu’nda, Şampiyonlar Ligi’nde oynayan anlı-şanlı şikebahçe’yi 4-1 yeniyor!
Ortada hayret edilecek bir şey var ama.... Nedir acaba?

Bir de gerçek var;
şikebahçe’nin bu hale gelmesinde en büyük kabahat onu dev aynasında gösteren şikebahçe medyasıdır.
şikebahçe bir kez olsun kendi gerçeğini göremedi ki!

İşte size beni doğrulayacak iki cümle daha, biri;
Saraçoğlu’ndaki Kiev beraberliğinden sonra Sevgili Mahmut Uslu’dan;
‘N’olmuş yani... Biz bunları gider orada yeneriz!’

İkincisi medya genelinden;
‘şikebahçe bu ligde yürüyerek şampiyon olur!’
Hep beraber izliyoruz;
Yürüyor işte...
 
 
Milli Takım seçmeleri...
Milliler için de söyleyeceklerim var;
Kendi takımlarında iyi olmayan Volkan Demirel, Gökhan Zan, Emre Belözoğlu’nda ısrar etmek mağlubiyete çanak tutmaktır!
Sakat Arda ve Sabri’den medet ummak galibiyete set çekmektir.
Tek maçta bunca yıllık Yusuf Şimşek’i görüp üç gün önce açıklayıp da almadığın kadroya üç gün sonra davet etmek işini gereği gibi yapmamaktır.
Yine tek maçta Kayserili Turgay’ı almak ökseye yapışmaktır.

Bir hatırlatma;
Dün Fatih Tekke, Rusya’da hat-trick yaptı!
Milli kadroda yine yok!

Aghahowa T.C. olsa alınırdı ama...
 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 08. Ekim 2008, 11:20:17
Sizlere geçmiş dönemlerden bazı örnekler vereyim. Sevimsiz ama kulübün nereden nereye geldiğini görmeniz için gerekli bunlar...

Örnek 1: Galatasaray Kulübü’nde bir yönetim kurulu üyesi... Şirketinin kulüpten 7 milyar lira alacağı var. Ödeme gecikmiş, şirket kulübü icraya veriyor.

Örnek 2: Bir yönetim kurulu üyesi... Kulüpten 313 bin dolar alacağı var. Kulübe protesto çekiyor; “Ödeyin bir an önce” diye.

Örnek 3: Başkan Özhan Canaydın ve arkadaşları İtalya’ya gidip, Milan kulübü ile görüşüyorlar. Hedefleri Julio Cesar’ı almak. Ancak İtalyan yönetici lafı bizimkilerin ağzına tıkıyor; “Siz” diyor; “Önce yaptığımız son maçtan kalan 4 bin dolarlık bilet borcunuzu ödeyin, sonra futbolcu isteyin. “Canaydın ve arkadaşları şoke olmuş bir şekilde İstanbul’a dönünce bir de görüyorlar ki, hangi Avrupa kulübüyle maç oynanmışsa alınan biletlerin hiçbirinin parası ödenmemiş; borç 111 bin dolar.

Örnek 4: Galatasaray kulübü 4 milyon 385 bin doları ödeyemediği için o zamanki başkanı Özhan Canaydın’ın sekiz bankadaki şahsi hesabına haciz geliyor...

Örnek 5: Galatasaray bir ara mali anlamda öyle zor duruma düşüyor ki, teknik direktörü Başbakan’dan kulübü için para istemek zorunda kalıyor...

Bitmedi... Say sayabildiğince... UEFA’dan yabancı futbolcuların paraları ödenmediği için koyulan transfer yasakları, defterlerde görünmeyen 100 binlerce dolar borç ve daha birçok örnek...

Ve bunları ödemek için kan kusup, kızılcık şerbeti içtim diyen bir başkan Özhan Canaydın...

Her şeye rağmen kulüp için çok şeyler yapmaya çalışan bir spor adamı...

Yani dünden bugüne...

Yani karanlık günlerden aydınlığa...

Nereden nereye geldi kulüp bir bilseniz...

Bugün ödemeler tıkır tıkır, bankalarla problem yok...

Seyrantepe tam gaz gidiyor...

ABD’den alınacak 150 milyon dolarlık kredi Galatasaray’ı daha da uçuracak...

Yönetimde bir iki anlaşmazlık olsa da bütünlük var... Canaydın’dan bayrağı teslim alan Polat, 25 Ekim’de yapılacak kongrede kredi için onay alıp yola devam ettiği takdirde çıtayı daha da yükseltecek..

Polat diyor ki : “Bu bizim için tarihi dönemeç...”

Ya onay verilmezse, o zaman yeni krizler kapıda...

Onun için diyorum ki değerli kongre üyeleri... Ya “Evet” diyeceksiniz, ya da... Ne olacağını o zaman görürsünüz.



Alo ben Umit Karan!

İşte aynen başlıktaki gibi söylüyor biri aradığı yaşı 50’ye merdiven dayamış bir hanımefendiye...

Hanımefendi hayranıymış Ümit’in; aramış taramış, telefonunu sağa sola vermiş, en sonunda da beklediği telefon böyle gelmiş... Bir sevinmiş, bir sevinmiş...

“Ahhh Ümit, aman Ümit... Buluşalım tez vakit” diyerek ne kadar sevdiğini anlatmış Ümit’e...

“Tamam en kısa zamanda” demiş karşıdaki ses...

Telefon görüşmeleri sık sık tekrarlanıyor ama buluşma gerçekleşmiyor bir türlü...

Derken günlerden bir gün yine...

- Alo... Ben Ümit Karan!

- Merhaba hayatım. Ne zaman buluşacağız!

- Bir işim var, onu halledeyim tamam... Yalnız bu işimi halletmem için acilen 50 bin dolar lazım.

- 50 bin mi? Lafı mı olur? Hemen gönderiyorum.

Daha sonra ne aranır hanımefendi, ne de aradığında bulabilir günlerde sevgi dolu sözcüklerle konuştuğu Ümit Karan’ı...

“Dolandırıldım mı acaba” diye doğru polise... Polis de Ümit Karan’ı bulur hemen tabii... Ve acı gerçek: Ümit Karan kadını tanımaz bile... Birisi “Alo ben Ümit Karan” diye kandırmış kadıncağızı...

İşin en tuhafına gelince..

Magazin basınından bazı muhabirler “Ümit gece kulübü açtı, bir kadınla tanıştı, kadını da çarptı” diye haber yapmazlar mı?

Düşünün hele...

Ümit’in dünya güzeli bir eşi, çocuğu, ailesi var...

Ümit’in yıllık geliri bilmem kaç milyon dolar.Ticari işlerini saymıyorum bile... Gidecek de bir kadını 50 bin dolar tokatlayacak...

Kadıncağızı kandırmışlar tamam da... Gazeteci de kanar mı yahu! Bir araştır be kardeşim, böyle haber yapmak çok vahim değil mi?



Doktorları yıpratmayın

Galatasaray’da sağlık ekibinin işi artık çok zor... Çünkü medya çok üzerlerine gidiyor...

Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu gibi çok önemli bir tıp adamına “işi bilmiyor” etiketi vurulmaya çalışılıyor... Murat Çevik gibi genç, özverili bir doktor için burun kıvırıyorlar...

Hatta Bülent Bayraktar gibi çok saygı duyulan bir başka doktora “Hemen göreve gel“ denildiği kulaktan kulağa fısıldanıyor... Amaç ne? Sakat futbolcuların sayısının fazla olması nedeniyle doktorların yıpratılması mı? Peki Galatasaraylı futbolcuların doktorlarına artık güven mi kalmadı? Neden başka masörlere, doktorlara gidilir? Efendim adale sakatlıklarına çare buluyorlarmış... Mucize bir iğne yapıyormuş bu tıp adamları (veya masör)...

“Ne iğnesi yaptınız futbolcuya, adı ne raporunu verin” diyorlar, tıssss yok...

Yani şarlatanlıkla, doktorluğu karıştıranlar var...

Her şey bir yana MR’ında hiçbirşey görünmeyen futbolcunun ağrılarım arttı demesinde hiç mi art niyet yok? Ve bunun gibi birçok örnek... Ama kolayı yapılıyor, “Hesabı doktorlara kesin, olsun bitsin” deniliyor, acımasızca... Bence herkes uzman olduğu dalda konuşucak, yorum yapacak... Doktorlara çamur atmak en kolayı... Sayın Sezgin siz de bu konuda ne yapacaksanız yapın bir an önce çünkü herkes yıpranıyor...



Bursa anıları

Bursa seyahati neşe içinde başladı. Deniz otobüsünden Başkan Adnan Polat’la Sabri yan yana indi. Bunu gören Arda da seslendi:

“Oooo Sabri abi. Meşhur oldun valla... Başkanın yanında yürüyorsun, tüm televizyonlar seni gösterecek!”

Başka bir köşeden başka bir espri geldi:

- Beyler, şikebahçe maçları saat 21.00’de oynanmasın!

- Neden?

- Aragones’i görmediniz mi, uykusu geliyor!

Neşeli ortam, maçtan sonra yerini oflayanlara, puflayanlara bıraktı.

Örneğin futbolcu bir arkadaş daha sormadan başladı:

“Off ki ne off! Bunun olacağı belliydi... Sanki onlar Galatasaray biz eski Bursaspor gibiydik... Kötü oynuyoruz, çare bulamıyoruz... Bir-iki kişinin sırtına binilmiş gidiliyor... Kanser olacağım, acilen düzelmemiz lazım, acilen...”

Sonra sessizse ayrıldı yanımdan...

Bursa’dan bir iki anı size... Giderken kahkaha, dönerken eyvah!



Küfürbazlar dışarı

Hasan Şaş kendisine yapılan küfürlerden son derece mutsuz..

Tıpkı Arda gibi... Bir dönem Necati Ateş gibi... Hatta Ümit Karan gibi...

Yani tribündeki taraftarın protesto etmeye hakkı vardır ama küfür etme hakkı yoktur...

Tıpkı Konyaspor maçında Hasan Şaş’a yapılan gibi...

Hasan gibi bir aslan yürekli canını dişine takacak, kazanmak için ortalığı yıkıp dökecek, hatta arkadaşlarıyla ters düşecek, bu yetmiyormuş gibi tribünden anasına avradına küfür edilecek...

Hasan Şaş, küfür yediği maçtan sonra, koridorlarda zor sakinleşti... Ağlamaklıydı. “Vay be” dedi; “Oyna, oranı, buranı yırt, kimsenin umrunda değil... Sonra koro halinde küfredilsin...”

Bazı Galatasaray taraftarları ipin ucunu kaçırıyor... Kulüp en son küfürlerden dolayı 90 bin YTL’yi bulan ceza yedi...

Yani 100 milyonu veren herkes küfür etme hakkına sahip olamaz...Kulübünü düşünmeyen, takımının kaptanını düşünmeyen taraftar bir kez daha kendini çek etmeli. Yazık oluyor..



Kimler para verdi?

Geçen gün aklıma takıldı, mini bir araştırma yaptım: “Yönetim kurulunda kim kaç para kasaya koydu” diye...

Rakamları duydum, irkilmedim dersem yalan olur...

Şimdi yazsam ayıp olacak, yazmasam “ortaya bir kılçık attın devamını getir” diyecekler...

Yine de ben kimlerin “geri almak üzere” kasaya para koyduğunu yazayım şimdilik yeter...

Başkan Adnan Polat, Mehmet Helvacı, Yiğit Şardan, Ali Haşhaş, Mümtaz Tahincioğlu...

Verdikleri rakamlar da bir başka yazıya...



Gençler buhar oluyor

Bu sezon başında Galatasaray’ın pilot takımı Beylerbeyi’ne alt yapıdan 12 futbolcu verildi...

“Orada oynayıp kendilerini geliştirsinler, yani pişsinler” denildi, amaç buydu yani.

Kimler gönderildi; Fırat, Gürege, İrfan, Mehmet Düz, Soner, İlkercan, Eray, Fatih gibi genç oyuncular...

Ama gelin görün ki, Beylerbeyin’de sezon başından bu yana çocuklar itilmiş muamelesi görüyor... O günden bu yana bir ikisi kadroya giriyor o kadar... Antrenman topçusu olup çıktılar yani...

Pişsin diye gönderilen genç cevherler, buharlaşıp uçacaklar haberiniz ola...

Bahri Havadır / Akşam gazetesi
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 08. Ekim 2008, 12:49:49
Grup börek değil
SU BÖREĞİ
07.10.2008

UEFA'da Galatasaray'ın içine düştüğü 2. GRUP yeme de yanında yat börek gibi bir grup.
Fikstürden sonra ise tam su böreği; hafif mi hafif!
Güzel mi güzel,
Tam dişe göre...

1. maç; 23 Ekim'de Olimpiyakos'la burada. Hani istesen olmaz!
2. maç; 6 Kasım'da Lizbon'da Benfica ile... Hani kursan böylesi denk gelmez!
3. maç; 27 Kasım'da Ali Sami Yen'de Metalist Kharkiv'le... Hani istesen Şiketaş'ın acısı böylesine dinmez!
Ve son maç Almanya'da Herta Berlin'le...
Ha İstanbul'da oynamışsın ha Berlin'de...
Oralar bizim...

Benfica'nın Eusebio'dan sonra Avrupa'da başarısı yok.
Herta Berlin'in Alman Ligi'nde başarısı yok ki Avrupa'da olsun! Sadece Alman takımı oluşu bir kriterdir o kadar... Ama Almanya da neredeyse bizim. Yurttaşlarımız onlara üç basar!
Olimpiyakos da Yunanistan'ın Fenerbahçesi... İçerde çok başarılı dışarıda Panathinaikos...
Metalist Kharkiv için bir evde bir üzüntü yeter! Kharkiv bir ikinci sürprizi yapamaz!
 
 
Can Bartu hay ömrüne bereket!

Televizyondan seyrediyorum; kaliteden nasibini alamamış kişilerce yönetilen Habertürk'ün kıymetini bilemediği 90+3 Programı'ndaki benim güzel partnerim Can Bartu, Nyon'da kura çekiyor. Ben böyle bir kura görmedim.
Hay ömrüne bereket Can Ağabey!...
İşe bakın Galatasaray'a bu kadar kıyağı bir şikebahçeli yapıyor!
Can Ağabey kalite adamdır, sportmendir, Nyon'da İtalyanca konuşandır. Oh be!...
Yıllar sonra Alp Yalman, Faruk Süren, Şenes Erzik'ten sonra Can Ağabey'i gördüm ki yabancılara onların lisanıyla hitap ediyor.
Gurur duydum...
 
 
Saraçoğlu'na vize Metalist'ten...

Hani Galatasaray hesapta Şiketaş ile Saraçoğlu'nda final oynayacaktı ya... UEFA'nın hikmetine bakın ki Şiketaş'ı eleyen Metalist bu kez de Galatasaray'ı karşısına aldı.
Yani Saraçoğlu vizesini bir bakıma Metalist Kharkiv verecek.
Evvelallah Galatasaray Kharkiv'i paketler!
Sarı-kırmızılılar Saraçoğlu'na gider mi gitmez mi sonra belli olur ama Galatasaray da Kharkiv'i Ukrayna'ya vizesiz yollar!
 
 
Rakipler kimmiş?

Bırakınız onlar düşünsün...
Bırakınız onlar Galatasaray'dan korksun!
Her zaman aynı şeyi söyledim; ben bileğime güvenirim. Ben Galatasaray'a güvenirim.
Galatasaray da kimliğine güvenir.

UEFA KUPASI almış bir takım ‘ben bu gruptan çekinirim' demez!
Onu, müzesi Avrupa Kupası görmemişler söyler, çünkü böyle bir zoru asla görmemişlerdir.
Korkabilirler....
 
 
Galatasaray'a zaman lazım diyordum. İşte zaman...  

İlk maç 27 Ekim'de hem de Ali, Sami Yen'de Olimpiyakos'la... Famagusta'ya elenmişlerdi...
Galatasaray'ın verilmiş sadakası varmış ki şansı böylesine denk düşüyor.
Çok iddialısın Osman Tanburacı demeyin!
Bu grubu ve bu maç fikstürünü gördükten sonra korkanın aklından korkarım ben!

Ayrıca Galatasaray'ın elinde UEFA Kupası'nı kazanmış kadro gibi, hatta belki de ondan daha iyi bir kadro var....
Karşılaştıralım;
Süren'in takımı
Taffarel – Fatih Akyel, Popescu, Bülent, Hakan Ünsal – Arif, Okan, Suat, Emre, Hakan Şükür, Hagi
Bugünkü;
De Sanctis – Sabri, Meira, Servet, Hakan Balta – Arda, Aydın, Ayhan, Baros, Lincoln, Kewell
Ne dersiniz?
 
 
Üç galibiyet şaha kaldırır

Skibbe üç maç üst üste kazansın Galatasaray şaha kalkar.
23 Ekim Olimpiyakos, 6 Kasım Benfica, (9 Kasım şikebahçe), 27 Kasım Metalist...
Galatasaray bunları kazansın işi bitirir.
9 Ekim'deki şikebahçe maçı da Avrupa heyecanıyla arada kaynar!

Eğer Galatasaray hatlar arası bağı kurabilirse,
Skibbe savunmayı forvetten başlatabilirse,
Sakatlar düzelebilirse,
Bilhassa; Linderoth ve Mehmet Topal.
Galatasaray bu gruptan lider çıkar.

Bunlar aşılamayacak sorunlar değil.
Yeter ki kader mani olmasın!

 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 11. Ekim 2008, 13:37:39
Yine Kalli

11.10.2008

Galatasaray’da A’dan Z’ye her şey değişecek. Bunun için de işe tavandan başlanacak.
Başkan Polat’ın kadim dostu Kalli’yi bayram arifesi davetinin altında yatan gerçek budur. Bunu, bunca yılın tecrübesi söylüyor. Son günlerde gelişen olaylardan çıkardığım sonuç budur.

Kalli’nin Almanya’ya dönerken verdiği rapor ve şartlar Polat yönetimi tarafından kabul görürse Galatasaray’da yeni bir dönem başlayacak.
Olaylara birlikte bir göz atalım;
Galatasaray’da Başkan Adnan Polat dahil kimse gidişten memnun değil. Bu gidişin şampiyonlukla, Bursa yenilgisiyle ya da UEFA kuralarıyla falan ilgisi yok. Galatasaray alt yapıdan başlayarak yeniden bir yapılanma düzenine girmeli ki geleceği kurtulsun. Florya’da durum ‘iletişim açısından’ pek iç açıcı değil. Rakipler kaos içindeyken tez elden önlem alınmalı ki Galatasaray şampiyonluğu kaçırmasın.

Adnan Polat’la Bodrum’a giden Kalli dönüşte Bellinzona maçını da seyreder ve Galatasaray’ın röntgenini çeker...
Ortaya çıkan sonuç şudur;
1-Galatasaray’ın Florya bölümüne mutlaka el atılması gerektir.
2-Michael Skibbe son derece yalnız bırakılmıştır.
3-Skibbe’nin yardımcıları Ümit Davala ve Edwin Boekamp derhal gönderilmeli yerine Skibbe’yi bilgilendirecek başka bir yardımcı bulunmalıdır. (Bursa yenilgisinde bile Yusuf’un nasıl bir futbolcu olduğu Ümit Davala tarafından Skibbe’ye söylenmemiştir. Buna örnek olarak da geçen yıl Denizli maçında Kalli’nin yardımcılarının Yusuf hakkında Kalli’ye bilgi verdikleri ve Yusuf’un oyun düzeninde gözden kaçırılmadığı gösterilmiştir.)
4-Florya’da Galatasaray takımının ambians eksiği vurgulanmış ve bunun için Skibbe’ye geçen sene şampiyon olunan şartların sağlanması öngörülmüştür.
5-Üzerine çok yük binen Adnan Sezgin’in görevlerinin hafifletilmesi ve Galatasaray alt yapısının reorganize edilerek geleceğe dönük projelerin derhal başlatılması ihtiyacı doğduğu saptanmıştır.
6- Skibbe’nin yalnız bırakılmasından doğan ‘futbolcu-yardımcı hoca iletişimi’ ile ‘Skibbe-yönetici’ mesafesinin yeniden gözden geçirilmesi...

Bütün bu aksaklıkların düzeltilmesi için Polat’ın dostu Karl Heinz Feldkamp yapılması gerekenleri bir bir sıralamış ve eğer şartlar uygun olursa seve seve Galatasaray’a yardımcı olabileceğini ifade etmiştir.
 
 
Skibbe kalacak Kalli çatıda oturacak
Düşünülen şudur;
1-Skibbe katiyen gönderilmeyecek ve görevine devam edecektir.
2-Kalli’nin öne sürdüğü şartlar kabul edilirse, Feldkamp Florya’da Galatasaray’ın başına geçecek ve futbol ona bağlanacaktır. Alt yapıdan üst yapıya kadar her şey Kalli’den sorulacak ancak Kalli sahaya inmeyecektir.
3-Futboldan sorumlu Skibbe’dir ve yanına Almanca bilen ve geçen yıl şampiyon olan Galatasaray’ı çok iyi bilen bir veya iki yardımcı atanacaktır. (Muhtemelen; Ahmet Akçam ve Burak Dilmen)
4-Adnan Sezgin, Kalli ekibinin içinde olacak ve Galatasaray’ın yarınları için alt yapıda önemli tedbirler alınacaktır.
Keza sakatlıkların ve sağlık sorunlarının bu kadar artmış olması da Başkan Polat’ı sağlık birimleri için acil tedbirler almaya zorlamış olabilir.
Florya’da sağlık ekibi de değişim sürecindedir.

İyi bir kadroya sahip Galatasaray’ın ligde ve Avrupa’da daha başarılı olabilmesi için Başkan Adnan Polat’ın bu önlemleri derhal alması son derece akılcıdır.
 
 
Polat yanlış yapmamalı
şikebahçe’nin bu kadar zorda olduğu, Şiketaş’ın mecburi hoca değişikli yaptığı ve Trabzon’un yeni bir takım kurduğu bu ligde Galatasaray’ın mutlak şampiyon olması işten bile değildir. Böyle bir ortamda Galatasaray’ın şampiyon olamaması Başkan Polat’ı da rahatsız edeceği için bu tür bir önleme gidildiğini tahmin ediyorum.
Nitekim;
Kalli’nin dönüşünden sonra Galatasaray Kulübü resmi web sitesinde yapılan açıklamada;
"Galatasaray futbol takımı antrenörleri Ümit Davala ve Edwin Boekamp ile 10 Ekim 2008 tarihi itibarıyla yollarımızı ayırmış bulunuyoruz’ denmesi, Kalli’nin tavsiyeleri doğrultusunda düğmeye basıldığının bir işaretidir.
 
 
Son yorum;
Galatasaray tez elden yeni bir yapılanmaya girmeli; Kewell, Baros ve De Sanctis’le’ takviye edilen kadronun geçen sene onlarsız dahi şampiyon olduğu unutulmamalıdır.
Rijkaard ve Fatih Terim sesleri Galatasaray’ı son derece yanlışa sürükleyecek söylemlerdir. Gerçeklik payı yok denecek kadar azdır.
 
 
En rahat milli kadro
Bu akşam Bosna-Hersek maçı var.
Son yıllarda belki de en rahat kadro seçimi olacak.
Teknik Heyet’in ilk 11’i belirlerken hiç zorlanmayacağını düşünüyorum. Eldeki mevcutlar genç ve dinamik isimler.
Kayırılan prensler yok!
Beklenmedik isimlerin yer alacağı kadroya sakatlıklar mani...
O halde sahaya sürülecek 11 için problem yok.
Keşke inatla kadroya çağırılmayan ve bu hafta Rusya’da hat-trick yapan Fatih Tekke de kadroda olsaydı...
Neyse...
Bosna Hersek maçı bu açıdan güçlü bir Türkiye’nin sahada olacağı izlenimini veriyor bana.
Yüzde yüz hak edenin oynayacağı bir Milli Takım olacak İnönü’de... Umutluyum.
Ancak Kayserili Turgay Bahadır’ın Milli Takıma çağırılmasındaki affedilemez hata gol yolları için teknik ekibin panik içinde olduğunun bir kanıtıdır. Bu panik maça yansımazsa kazanırız.
 
 
Bosna’yı bırak kendine bak
Belçika’ya kaptırılan iki puandan sonra artık puan kaybetmek olmaz! Arkasından ver elini Estonya... Sonra İspanya... Bosna’ya puan kaybedersek yanarız! Bu maç kendimizle yüzleşme maçımız olacaktır. Türk çocuklarının hepsinin birbirinden değerli olduğunun ispatlanacağı maç olacaktır. Onlara güveniyorum
 
Osman  Tanburacı  
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 17. Ekim 2008, 12:06:19
Bir varmış, bir yokmuş!
17.10.2008
Galatasaray ve Michael Skibbe ile ara vermiştik yazılarımıza...
Şimdi yeniden Galatasaray ve kaldığımız yerden devam edelim.
Ne demiştik iki ay önce.
"Bu takım Skibbe ile bir arpa boyu yol alamaz"
Evet, şu anda yeniden başladığımız yerdeyiz.
Konumuz yine Galatasaray, yeniden Galatasaray.

EN İDDİALI KADRO
Galatasaray son 10 yılın en iddialı ve kaliteli kadrosunu bu sezon kurdu.
1996-2000 yılları arasında bile Galatasaray bu denli iddialı bir kadro kurmamıştı.
O dönemde Galatasaray'ın ne bu kadar geniş bir kadrosu vardı ne de kalitesi.
Takımın klasik 11'inde bulunan 6 futbolcu yeni yeni çınlıyordu kulaklarımızda.
Transfere ayrılan para, kulüp bütçesinin sadece yüzde 15'ine denk geliyordu.
1996 yılında Galatasaray'ın Milli Takım'a verdiği futbolcu sayısı 4'tü.
Takımın iskeletinin genç ve dinamik oyunculardan oluşması ise en büyük avantajdı.
Tabii bu genç oyuncuları saha içerisinde istediği gibi oynatan Hagi'nin varlığı da unutulmaz.
Tabii unutulmaması gereken saha kenarında bir de teknik direktörün olduğuydu.
Evet. O dönemde Galatasaray bir teknik direktörünün olduğunu hissediyordu.

BİR YÖNETENİN VARLIĞI...
Şimdi hissedilmediği kadar bir 'yönetenin' varlığı herkesin aklına kazınmıştı.
Doğrularıyla, yanlışlarıyla bir Fatih Terim gerçeği vardı.
Herkesin kabul ettiği, benimsediği.
10 yıl geçti aradan, o efsaneleşen kadronun üzerinden.
Galatasaray bir kumar oynadı!
Dönüşü zor, sancısı uzun bir kumardan bahsediyorum.
İki ay önce Galatasaray'ın Skibbe'ye bir gömlek bol geldiğini söyledik.
O zaman ne Kewell vardı ortada ne Baros.
Bu iki yıldızın gelmesi, small olan gömleği xl yaptı.

BAŞARI VE BAŞARISIZLIK
G.Saray'ın şu an içerisinde bulunduğu durumun tek sorumlusu vardır!
O da sayın Adnan Polat ve yönetimidir.
Transfer politikasında bu denli başarılı olan bir yönetim, nasıl olur da bu takımı Skibbe'ye emanet eder anlayamıyorum.
Tüm Galatasaray taraftarının kafasında hala şüpheler var.
Bu kadroya, bu transferlere rağmen.

KALMAYAN ALMAN EKÖLÜ!
Skibbe'nin Galatasaray'a gelmesindeki kriter nedir?
Merak ediyorum açıkcası.
Skibbe, geçen sezon B.Leverkusen'den kovuldu!
B.Leverkusen'den önce B.Dortmund'dan kovuldu.
Almanya'da başarılı olduğu bir kulüp yok!
Skibbe'nin Galatasaray'a gelme kriteri şayet 'gençler' ise.
Nerede bu genç futbolcular.
Bakın, Arda Turan her geçen gün biraz daha bitiyor.
Özgürcan sezon başında yollandı.
Diğer "Can'lar" zaten yok!
Öyleyse nedir?
Bir ekolün, Alman ekolünün devam etmesi midir?
Şayet öyleyse, artık öyle bir ekol de kalmadı.
Almanya'da görev yapan teknik direktörlerin yüzde 35'i yabancı.
O ekolü sürdüren takımlar zaten ortada yok!

HEM DOYDUK, HEM AÇ KALDIK!
Transferde doyuran yönetim, teknik bazda aç bıraktı!
Taraftar bir teknik direktörün varlığını hissetmiyor.
Bırakın taraftarı, sahadaki futbolcu da hissetmiyor.
Herkes sahada bir kavga içerisinde.
De Santics, Servet ve Meira ile kapışıyor Bursaspor maçında.
Kewell, Antalya maçında 'ön direk' kavgası yapıyor arkadaşlarıyla.
Servet ve Ümit her maç sonunda Skibbe'ye giydiriyor ince ince.
23 yaşındaki Arda sakallarını uzatıyor, Skibbe'yi protesto için.
Yedek kalan “Almancı” Aykut, sessiz ama öfkeli.
İkinci kaptan Hasan Şaş, susuyor ama az kaldı patlamasına.

SESSİZ FIRTINA
Takım içerisinde fırtınalar kopuyor.
Kimse sesini çıkarmıyor.
Günah keçisi olmamak için.
Sayın Adnan Polat, "taraftar tepkisinde haklı" diyor.
Tabii ki haklı. Kimse güvenmiyor teknik heyete.
Hala sorular ve işaretler var herkesin kafasında.
Ben, şimdi düşünüyorum.
Bu takımdan kimler kovuldu kimler.
Eric Gerets ve Mircea Lucescu gitti yakın zamanda.
Bu iki teknik adam, bu kadronun başında olsaydı n'olurdu.
Bir düşünün. Gerets ve Lucescu hangi şartlar altında çalıştı bu takımda.
Kimlerle şampiyon oldu, hangi imkansızlıklar içerisinde.
Kovulan teknik adamlarla ile Skibbe'yi karşılaştırın bir beş dakika.
Düşünün, beğenilmeyip kovulan teknik adamlarla karşılaştırın diyorum.

MİLLİ BİR TAKIM, Galatasaray
Galatasaray şu anda Türkiye'nin en iyi ve en alternatifli kadrosuna sahip.
Takımın her hattı, birbirinden kaliteli isimlerden kurulu.
Milli Takımlarında oynayan futbolcusu sayısı 14.
Yabancıların hemen hepsi Milli Takımlar’da.
Milli arada Florya'da idman yapan kişi sayısı 10.
Bakın şikebahçe'ye.
Lugano ve Güiza dışında Milli Takım'a giden yabancısı yok.
6 yabancı da Dereağzı'nda idmanlarına devam edecek.
Ya Şiketaş.
Şiketaş biraz daha farklı!!!
Milli Takım'a giden bir oyuncusu bile yok!
Türk oyuncuları anlatmıyorum bile...
Galatasaray'ın elindeki müthiş kadroyu kullanabilecek bir teknik direktörü yok!
İşin özü budur.

OLMASI GEREKENLER
Şu an itibarıyla bu denli karamsar bir tablo çizmek sizlere pek de doğru gelmeyebilir.
Ancak, Galatasaray'ın şu anda ligde 6'da 6 yapması gerekirdi.
Şampiyonlar Ligi'nde olması gerekirdi, her zamanki gibi.
Kasaba takımı Bellinzona'yı elerken kanırmaması gerekirdi.
Rakiplerini beklerken, korkan değil, korkulan olması gerekirdi.
Gerekirdi, gerekirdi. Çok şey gerekirdi.
Şu anda bu takımın başında bir teknik direktörün olduğunu hisseden var mı?
Cevat Güler olsaydı n'olurdu?
Çok fazla bir şey değişir miydi?
Benim gibi herkes bu kadroya rağmen, bu soruların cevaplarını arıyorsa bir sorun var demektir.

OLMAYAN POTANSİYEL!
Takımda çok fazla sakat var.
Bu da Skibbe'nin bir şansızlığı.
Şu ana kadar alternatif kadrodan yararlanamadı.
Bu da bir gerçek.
Ancak, ben Skibbe'de bu kadrodan yararlanabilecek bir potansiyel göremiyorum.
Takımdaki dengeleri sağlayamayacağından korkuyorum.
Kewell ile kazanayım derken, Arda'yı yok edeceğinden ürküyorum.
Kariyerinde zirve yapan Servet'i küstüreceğinden endişeleniyorum.
Bir ay sonra kadrosundaki '10' vazgeçilmezi açıklayabileceğini düşünüyorum.
Yıllar sonra takımına bu derece inan taraftarın hayal kırıklığına uğramasından çekiniyorum.
Hepsi bu!

Fatih Şamlıoğlu
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 18. Ekim 2008, 12:09:28
Kalli'nin merhemi olsaydı...


G.Saray, perşembe gecesi İstanbul'da Olympiakos ile oynayacak. Trabzon maçında büyük ihtimalle Galatasaray'ı, Olimpiyakos'un yardımcı hocası izleyecek. Ligde her takımın hocasının bir sonraki rakibi izleyecek, ayrıntılı not tutacak ve bilgi verecek hocası vardır. Avrupa'da da bu böyledir. Olympiakos-Panthrakikos maçını Galatasaray adına izlemeye, not tutmaya kim gidiyor? Söyleyeyim; Karl Heinz Feldkamp.

Çarşamba günü Galatasaray Olympiakos'a "İzlemeye Tolga Demirtaş'ı gönderiyoruz" diye faks çekiyor. Perşembe günü bu isim değişiyor; yeni bir faksla gelen kişinin Feldkamp olacağı bildiriliyor. UEFA'da final oynamaktan söz edenler Felldkamp'ı 'bilgiç dede' olarak görüyor. Hocalık yaparken kulübeden maçı okuyamayan; rakip kulübeyi kendi kulübesi sanıp, 5 dakika maçı izleyen; Leverkusen'i çok iyi süzdüğü için (!) G.Saray'ın 5 gol yemesini sağlayan Feldkamp, Olympiakos'la ilgili not tutup Skibbe'ye bilgi verecek. Feldkamp'ın merhemi olsaydı zaten kendi başına sürerdi. Rezalet!


http://www.sabah.com.tr/haber,9156D1B3FBF94F3B8E26EA5BAE7ADB15.html
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: tunahangur - 18. Ekim 2008, 12:12:18
şimdi böyle diyolar da geçen sene ilk  6 hafta takımın ligde en iyi futbolu oynadığını rakiplerini ezdiğini ve o zaman da takımın başında feldkamp'ın olduğunu unutuyolar
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 20. Ekim 2008, 16:01:23
1+1'in 3 ettiği gece
Her maça giderken sarı-kırmızı forma koleksiyonumu açar; oynayacağımız 90 dakikayı düşünerek en uygun formayı seçerim.ASY’deki Trabzon maçı öncesi “4  Song” numaralı formamı aradım önce; 3 sene önce Manisa maçında 35 metreden gol atarak kilit galibiyeti getirdikten sonra “Aslan” dansı yaparken üzerinde olan siyah formayı….Bulamadım…Sonra canım çubuklu bir forma çekti; eskilere gitmek istedim..UEFA zaferinin habercisi 3-2’lik Milan maçında bize son dakikada penaltıyla galibiyet golünü getiren “22 Ümit”e gitti aklım..Daha çok aramama rağmen onu da bulamadım..Son bir tercihim kalmıştı artık; bembeyaz uzun kollu bir “9 H.Şükür” forması..Evet Kral’ın forması bu maç için uygundu…
 
Rakip antrenör Ersun Yanal sezon başından beri 14 oyuncuyla oynuyor olmasından dolayı sanırım takımını Yılmaz Vuralvari bir taktikle dizmişti sahaya..Sabri’nin milli maçlardaki performansından etkilenmiş olsa gerek Serkan’ı bu sezon ilk kez kendilerine göre sol içte görevlendirerek sözüm ona etkisini azaltacaktı..Evdeki hesap çarşıya uymadı..Göbekte yalnız bir bir Hüseyin maç boyunca bir Ayhan’ı, bir Lincoln’u, Arda’yı kovalamaktan yoruldu…Lafı gelmişken 3-0’ında etkisinden dolayı olsa gerek maçın sonralarında Aydın’a karşı kasti sert harekelerde bulunması hiç ama hiç yakışmadı Trabszonspor kaptanına…

Skibbe ise maça yine farklı ama akıllıca bir taktikle başlamayı uygun görmüştü…4-1-4-1 olarak dizilişinde 1’lerden Meira ve Baros daha da önem kazanıyorlardı..Her iki oyuncumuzda maç boyunca çok ama çok etkili oldular; hafta  içi Portekiz Milli Takımında da aynı mevkide oynayan Meira’nın Ayhan ve Lincoln’ün bir nebze arkasında oynaması orta saha zenginliği getirdi takımımıza..Sağda Arda, solda Kewell şeklindeki kanatlarımızın da 15. dakikadan sonra deplase koşular yapmasıyla rakibin dengesi tamamen bozuldu..Sol kanatta çok daha etkili oynayan Arda maçın en iyisi olarak göze çarparken; daha çok serbest adam görüntüsüne bürünen Kewell’da tüm atak organizasyonlarımızda olması gereken yerde; olması gereken sekilde atağa kaldırdı takımımızı..

2. yarıya Yattara ile başlayarak klasik dizilişine geçen Trabzonspor Selçuk’un şut denemeleri dışında etki gösteremedi defansımız karşısında..Maç boyu ileri geri çalışarak pozitif futbol oynayan Sabri; tecrübesini çok iyi kullanarak harika bir maç çıkaran Emre defansımızın en öne çıkan isimleriydi bu maçta..Trabzon karşısından oynadığımız oyunu sezon geneline yayabilirsek; büyük bir aksilik olmazsa şampiyon oluruz..Yönetimin 3 ayda tutan bu aşıyı bozmamasını arzuluyorum..Olympiakos karşısında da böyle güzel futbol ve bol gollü galibiyet bekliyorum Aslanlarımızdan..

Saygı ve sevgilerimle,

Ant İpek 
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 20. Ekim 2008, 17:01:43
TURGAY ŞEREN 
Skibbe akıllandı 

Galatasaray Teknik Direktörü Skibbe’yi yaptığı yanlışlardan dolayı ben de herkes gibi çok eleştirdim. Ama hepimiz de çoğu zaman haklıydık. Galatasaray’ın sahada ne yaptığını, nasıl gole gideceğini, defanstaki oyuncuların kademe anlayışından haberdar olmadıklarını hatta amatör bir takım görüntüsü verdiklerini defalarca yazıp, uyardık.

Bu eksikleri kim tamamlayacaktı? Tabii ki Metin Oktay Tesisleri’nde yaptıracağı bol antrenmanlarla Skibbe ve yardımcıları. Dün akşam Galatasaray’da bütün oyuncuların çok iyi oynadığını söylemek yanlış olur. Özellikle Baros ve Kewell geldiklerinden beri en kötü oyunlarını oynadılar. Bizler gibi Skibbe de dayanamadı ve Kewell’ı oyundan aldı; yerine genç, süratli Aydın’ı sürdü. İyi de yaptı. Ben Baros’a hayret ettim. O güçlü, sağa sola koşan, hava toplarını alan Baros dün akşam yoktu. Gelelim Lincoln’e; gerçekten iyi oynadı. Baros’un yanında ikinci bir santrfordu, iyi paslar verdi, en önemlisi nefis bir gol attı. Güzel bir verkaçla kaleci Tolga ile karşı karşıya kaldı ve tabii ki golü de kaydetti. Attı ama gitti korner bayrağını yerinden çıkardı. Bu FIFA kurallarına göre bir sarı karttı. Ama Bünyamin Gezer bunu gömezlikten geldi. Görseydi daha önce bir sarı kartı olan Lincoln oyun dışı kalacaktı. Ama Lincoln, oyun başladıktan bir dakika sonra topa elle müdahale etti ve ikinci sarı karttan oyun dışı kaldı.

Galatasaray’da özellikle Arda özlediğimiz gibiydi ama ne hikmetse Skibbe onu yine sağ tarafta oyuna başlattı. Buna rağmen Arda sahanın her yerine ayak bastı, çok koştu ve nefis gollük paslar verdi. Çoğu zaman da esas yeri olan sol kanada gitti yaptığı bir orta da gol oldu.

Trabzonspor, Galatasaray’ın bu arzulu oyununun karşısında kötü oynadı diyemem. Onlar da sahanın her tarafında rakip Sarı-Kırmızılılar’a hep markaj yapmak istediler. Ama dün akşam güçlü bir G.Saray vardı. Ve sahaya Skibbe tarafından iyi organize olarak çıkmışlardı. Galatasaray kalecisi Sanctis için fikrim yok diye yazıyordum ama dün akşam o da çok iyi oynadı. Galatasaray oyun planını değiştirmiş. Orta sahada Meira ve Ayhan, kenarlarda Arda ve Kewell’la başladı. Emre uzun zamandır oynamamasına rağmen hata yapmadı. Skibbe! Emre, Galatasaray defansında oynar O’nu ihmal etme.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 20. Ekim 2008, 17:02:21
LEVENT TÜZEMEN 
Arda sola geçince... 


Maçtan önce Galatasaray'ın Trabzon'u farklı yeneceğini söyleselerdi kimse inanmazdı.. Ersun Hoca takımını 3 forvetle sahaya sürerek "Kazanmaya geldim" demişti. Skibbe'nin savunmaya Emre Aşık'ı koyması, Meira'yı Ayhan'ın yanına ikinci ön libero olarak itmesi ve Baros'u tek forvet düşünmesi hem sürpriz hem de şaşırtıcıydı. Galatasaray'ın kadro yapısına baktığımızda Skibbe'nin "Önce kaybetmeyeyim" garantisi içinde olduğunu algıladım.
İlk 15 dakikada önde basan, orta alanı kontrol eden, hücumu düşünen bir Trabzon vardı. Ayhan kolay top kaybediyor, solda oynayan Kewell ile sağda görev yapan Arda etkili olamıyordu. Trabzon'da orta alanı SelçukHüseyin ikilisi kontrol ediyordu ama Ersun Hoca Serkan'ı 'joker' olarak kullanıyordu. Emre-Servet ikilisi Gökhan-Umut ikilisini kontrol ederken Serkan göbekten sürpriz adam olarak Galatasaray savunmasının arasına giriyor ve tehlikeli oluyordu.
Sola geçen Arda Galatasaray'ın durgun ve etkisiz oyununu sihirli bir değnek gibi değiştirdi. Arda ileride top tutup saklamaya başlayınca Galatasaray Trabzon kalesinde çok adamla çoğalmaya başladı. Arda'nın ortasında Baros'un atamadığı gol bir sinyaldi. Ardından sahneye özlenen Arda çıktı. Öyle bir gol attı ki, Tolga uzun boyuna rağmen çaresiz kaldı.

DE SANCTIS ÇOK İYİYDİ
Oyunun kontrolünü eline geçiren Galatasaray top yapmaya, hücuma hızlı çıkmaya ve kanatları kullanmaya başladı. Servet'in golünden sonra Trabzon moral olarak sendeledi. Kewell, Baros ve Arda vuruşta acele etmeyip topu kesmeyi düşünselerdi maç ilk yarı farka giderdi.
Kewell-Baros-Lincoln üçlüsünün paslaşması sonucu Lincoln'ün attığı goldeki vuruş tekniği mükemmeldi. Gol sonrası sevinçten korner bayrağını çıkarmasının bedeli sarı karttı ve önceden de sarı kartı olduğu için kırmızı görmesi gerekiyordu. Bünyamin Gezer bu olayı nasıl atladı şaşırdım. Ama Gezer'e şansı yardım etti. Lincoln topu elle kestiği için ikinci sarıyı gördü ve adalet kısa süre içinde yerini buldu.
Futbolda bir kural şöyle der: "Atan da tutan da iyi olacak." İtalyan kaleci De Sanctis, Trabzon zaferinin en büyük mimarıydı. Geriden maçı çok iyi okudu, zaman geldi libero gibi oynadı. Gerektiğinde kalesini doğru zamanda terk etti, Trabzon kornerlerinde tutamayacağı topları yumrukladı ve çok iyi yer tuttu. Özellikle Colman'ın şutunda topa uzanışı tecrübesinin ve kalitesinin belgesiydi. 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 20. Ekim 2008, 17:02:55
KANAT ATKAYA 
Şapka çıkarmak 


BAŞLIĞA bakıp "Ama o şapkadan tavşan çıkartmak olacaktı" diye düzeltmeyi istediğinizi hissedebiliyorum. Fakat Trabzonspor karşısında Arda Turan’ın 26’ıncı dakikada yaptığı harekete dense dense "Tavşandan şapka çıkartmak" denir.

Orta desen orta değil, şut desen şut değil. Fakat neticede güzel algılanan ve kıymeti de büyük olan bir goldü.

Arda’nın Galatasaray’ın sorumluluğunu üstlenecek seviyede olgunluk göstermesi ayrıca gurur verici.

Dün takımdan ayrı tutulup alkışlanacak bir performans gösterdi.

* * *

İyi kadro kuran, iyi de oynamaya başlayan Trabzonspor, ilk şok golle şöyle bir sallandı fakat altı dakika sonra gelen darbe daha ağır oldu.

Bu kez Arda ve Servet ve Trabzonsporlu bir futbolcu arasında gezen top gol çizgisini geçti. Servet’in eline çarparak girdi top fakat herhalde o mesafeden kaçabilme ihtimali pek yoktu.

Neticede sinir bozucu iki gol üst üste gelmiş oldu.

* * *

Ersun Yanal, belli ki futbolcularını mümkün mertebe skoru değiştirebileceklerine inandırdı devrede. Trabzonspor daha kararlı bir taze başlangıç peşinde gibi algılandı 45-60 arasında. Bu süreçte de aslında pek beceremediği kontrollü futbolu hasbelkader iyi uygulayan, biraz şanslı bir Galatasaray çıktı karşılarına.

De Sanctis’in iyi, güven veren oyununu da unutmamak gerek tabii.

* * *

Yattara’nın dönüş heyecanı filan derken umutlanan Trabzonspor, bu kez Galatasaray Şeytan Üçgeni’nin baskın operasyonuyla karşılaştı.

Kewell-Baros-Lincoln (Arda da katılınca Şeytan Dörtgeni oluyorlar!) paslaşması neticesinde gelen gol Galatasaray’ı rahatlattı. Hatta o kadar rahatlattı ki; korner bayrağıyla samba yaparken sarı karttan kurtulan Lincoln, 60 saniye içinde hentbol yüzünden sarardı.

Golü attığı için affedilecektir ama böyle kırmızı kart görülmez; görenin şuurundan şüphe ederim.

* * *

Galatasaray 3 Büyüklerin 3 Gollü 3 Puan kutlamalarına, önemli bir rakibi geçerek katılmış oldu. Hem artık Cevat Hoca da görev başında... İyi, iyi...
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 20. Ekim 2008, 17:03:29
 İLHAN SÖYLER 
Maçın yıldızı 
BÖYLESİ maçlarda yetenekli futbolcuları kollarım. Kim veya kimler maça damgasını vuracak diye merakla beklerim. Dün akşam bu anlamda öne çıkan bir futbolcu vardı; Arda Turan.

İlk 10 dakikada sağ kanatta görev aldı, sıkıldı. Ne o topu, ne de top onu sevdi. Başladı gezmeye Arda. Sol kanada geçti. Ve bir aşk şarkısı gibi topa "Burası seninle gezdiğimiz yer. Burası seninle baş başa kaldığımız yer" dercesine hayal gücünü burada kullandı, hedefe ulaşabilmek için kapıları zorladı. Son dönemde dalgalı denizdeki gemi misali olan Galatasaray’ı limana yanaştırdı.

Futbolda yetenek, Allah vergisidir. Bunun yanında futbolcuda bilgi, etkinlik, özgürlük, yaratıcılık ve rekabet etme duygusu olması gerekir. Bu özellikleri taşıyan futbolculara baktım iki takımda da 90 dakika boyunca. G.Saray’da Emre sürpriz bir şekilde görev aldı. Onun önünde Meira görev yaptı ve aralarındaki iletişim tamdı. Klas futbolcular aradım bulamadım. Ama savaşanları gördüm; Hakan Balta, Ayhan. Bu oyuncular bu zemin içinde büyük yetenekleri olmamasına rağmen akıllarını ve enerjilerini birleştirip sahaya yansıttılar.

Zirveyi değiştirdi

Trabzonspor aslında oyuna iyi başladı, Galatasaray’ı sarstı durdu. Ancak G.Saray Trabzonspor’un gol isteklerini ortadan kaldırdı. Gökhan Ünal şayet oyunun başlarında başka yere gitmek yerine hedefe gitseydi, belki de oyunun şekli değişebilirdi. De Sanctis’in başarılı kurtarışlarıyla kalesinde Trabzonspor’a geçilmez bir duvar oluşturduğunu da unutmayalım.

Michael Skibbe’nin elinde iki isim var aynı yerde oynayacak. Ancak Kewell ve Arda tercihini teknik adam değil, futbolcular kendi özverileriyle değişim yaparak gerçekleştiriyor ve oyuna hükmediyorlar.

Yazımın başına dönelim. Aslında böyle kritik maçların yıldızı olabilecek oyunculardan biri Lincoln’dü. Hep markaj altında kaldı, istediği oyunu sahaya yansıtamadı. Daha önceleri hafif yarışmalarda kendini kaybettirip bir anda ortaya çıkıyordu. Trabzonspor karşısında çok fazla görünmedi, ama çıkıp yine golünü attı. Yalnız golden sonra bayrakla dansı tam bir Brezilyalı laubaliliğiydi.

Her iki tarafın da kazanma duygusuyla mücadele ettiği güzel bir maçtı. Lideri koltuğundan indiren de Galatasaray oldu.

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 20. Ekim 2008, 17:03:59
YALÇIN DÜMER 
Olacak galiba 
Milli arada bir sürü sorunla haşır-neşir olmuş Galatasaray ile; son yılların en iddialı takımı Trabzonspor’un ilginç gecesi. Ev sahibinin puan kaybetme anlamında opsiyonu kalmamış. Diğeri liderliğin verdiği avantajla daha rahat. İşte bu rahatlıkla oyuna hakim başlayan konuk takım. Rakiplerinin üzerlerine gittiler fakat, bilinç ve şuur aramadan, bir Ersun Yanal klasiği izledik yine. Neyse bir İstanbul yakasına bakalım...
Skibbe, yine orta alanı kalabalık tutmuş, değişik bir tarzla. Defansın önüne Meira’yı koymuş. Portekizli yeni görevinde değil sırıtmak, Lincoln’den sonra maçın en iyi adamıydı adeta. İlk kez Servet ile Emre, bu kadar huzurluydular. Takım çift önlibero gibi gözükse de, Ayhan hücuma yakın oynadı. Ve biraz kramponlarıyla topun dengesini sağlasa, devredeki fark daha da artardı. Tabii Baros ve Kewell’ın bonkörlüğünü ‘es’ geçmeyelim. Milli dopingli Sabri, aynen devam... Hırsı ve arzusu görülmeye değer; ‘Seni eleştirirken, acımasızlığımız ne kadar fazlaysa, şu anki resmine de o denli taktirle bakmak hakkımız’.
DeSanctis’i unutursak kaleme ihanet olur. Nihayet Galatasaray uzun zamandır aradığı ve bugüne kadar başarılarına ket vuran kaledeki güvensizliğin çaresini bulmanın tatlı acısını çıkartıyordu.
İkinci yarı pususuna çekilen evsahibi, Lincoln’ün son derece şık olan imzasından sonra, oyunun tüm inisiyatifini eline geçirdi. Üstelik yine aynı kişinin sakarlığı tarafından 10 kişi kalmasına rağmen. Bunda da Kewell-Aydın değişikliğinin çok etkisi vardı. Aydın, oyuna girdiği andan itibaren etrafını öyle bir aydınlattı ki, sormayın. Bir alkışta genç futbolcuya.
Her türlü yaşanan kaosa rağmen, Galatasaray dün akşam takım gibi takım olma yolunda, bize birçok enstantane yaşattılar. Darısı Olympiakos maçına...
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 21. Ekim 2008, 09:34:40
De Sanctis ve Lincoln
21.10.2008
Trabzon maçında çok gol bekliyordum, hani 3’ten falan da fazla... Trabzon da atar diye düşünüyordum, atamadılar. Galatasaray maçı rahat kazandı ve Şiketaş’ı lider yaptı!...
Burak Dilmen Hoca’nın gelmesiyle takım daha bir rahat olmuş...
Ancak bu maçta Skibbe de Ersun Yanal da hatalar yaptı;
Skibbe’nin Meira’yı ön liberoda oynatması Steaua Bucuresti maçındaki hatanın tekrarıydı.
Meira ön liberoda da oynayabiliyor ama bir futbolcu başarılı olduğu yerde oynatılmalı. Meira’nın yeri savunmanın ortası. Galatasaray’ın sağlam tutması gereke yeri de orası...
Emre Aşık yıllarca sağ bek de oynadı.
Trabzon’a karşı;
Emre Aşık, Meira, Servet, Hakan Balta oynasa Sabri de Emre’nin önüne geçse...
Hatta Ayhan’a yardım etse çok daha iyi olurdu gibime geliyor.
Çünkü;
Arda sağ kanatta başladı yine sola kaçtı ve golünü de attı.
Arda sağa kaçınca Kewell da sağa geldi ama randımanı düştü!
Sabri sağda, Arda solda...
Kewell oyunun içine kaysa ve orta alanda Kewell, Lincoln, Ayhan olsa hatta onlara zaman zaman Sabri ve Arda da yardıma gelse Galatasaray’ın orta alanı daha güçlü, gol akınları da daha etkili olurdu diye düşünüyorum.
Ayhan çok çalıştı ama tatmin etmedi.
Neyse... Skibbe’nin 11’i de 3 golle işi bitirdi...

Baros gol atamadı ama bence mükemmel işler yaptı. Kalite...
Lincoln serbest oynadı ve de mücadele gücü yükselmiş. 3. golde Kewell, Lincoln, Baros,
tekrar Lincol paslaşması alkış aldı... Galatasaray bunları maç boyu yapamaya çalıştı. Aydın girdikten sonra Galatasaray forvetleri coştu. İşte benim idealimdeki futbolcu tipi Aydın’dır. Aydın fırtına gibi. Dikine oynayan, çabuk ve süratli, alan kat eden ve pas verdikten sonra beklemeden boşa kaçan bir etkin tip. Allah Aydın’ı nazardan saklasın.
Galatasaray Baros’la iki net gol kaçırırken, Aydın’ın attığı gol sayılmadı bir de Sabri’ye yapılan penaltı verilmedi. Bunlar Galatasaray’a yapılan haksızlıktır demiyorum, gol sayısının artabileceği ihtimaline karşılık söylüyorum
 
 
Servet’in eli, Lincoln’ün sazı ve de uyurgezer biri...
Servet’in el yordamıyla attığı gol ‘öküz altında buzağı arayanlar için’ ağızlara sakızdır!
Çiğne çiğne patlat!
Hakem bu golü elle kendisi bile atsa fark edemez. Anlayamaz. Olay çok ani oldu ve Servet’in amacı elle oynamak değildi. Top Servet’in eline çarpmasa orada iki Galatasaraylı oyuncu daha vardı yine gol olurdu.
Ayrıca bu gol iptal olsa Galatasaray yine kazanırdı zira Trabzon, Galatasaray’a çok geniş oyun alanları bıraktı. Kaçanlar talihsizlikti.
Lincoln’e gelince...
İşte burada yazımın başlığına dönüyorum;
De Sanctis kalede Galatasaray’a yaptığı kurtarışlar ve kale sahasına hakim oluşuyla ne kadar güven veriyorsa Lincoln de o kadar saatli bomba! Her an güzel hareketler yaptığı gibi her an da kırmızıya dik gidiyor. Attığı nefis golden sonra ‘bayrak direği ile aşkı’ anında rujlu dudaktan öpüş gibi kızarmalıydı... Hakem Gezer o an uyurgezer moddaydı! Lincoln’ü atmaması affedilemez. Hem de kulağına öksüren bile vardı!
Nitekim ilahi adalet, Lincoln’ün sorumsuzluğu ile birleşince iki dakika sonra şeytanın eli topa yapıştı. Gezer de rahatladı Lincoln de... Olan Galatasaray’a oldu. Ancak ne tuhaftır ki 10 kişilik Galatasaray maç sonuna kadar Lincolnsüzlüğü hissetmedi. Aydın iki kişilik oynadı.
Galatasaray zor maçı kolay kazandı.
 
Osman Tamburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Fat'h ی۱۹٥ - 23. Ekim 2008, 18:15:56
Baros, Kewell, Arda, Lincoln, De Sanctis
23.10.2008
Başlıktaki isimlere bir bakın, Olympiakos’ta var mı?
Bir de Olympiakos’un kalesine bakın;
Nikopolidis!
Hani o...

Şimdi bir de Galatasaray’ın orta sahasına bakınız. Çıldırdığım ön libero tanımlamasıyla orada oynayanlara bir bakın;
Meira ve Ayhan...

İşte bütün mesele bu!
Olympiakos vasat takım ama orta alanını iyi tutuyor, kontratağa yatıyorsa Galatasaray’ı fena zorlar.
Baros, Kewell, Arda, Lincoln mükemmel...
Seyri zevk veriyor.
Hepsi futbolun kreatif tarafı.
Takım da onların üstün top kullanımına ayak uydurarak ileri çıkıyor.
Ama ya geri dönüşler?
Galatasaray atağa çok güzel kalkıyor kaybedilen topta geri dönüşler gezinerek. O zaman da Meira ve Ayhan yetmiyor. Zaten Ayhan da yarı forvet olduğu için Galatasaray ataklarına katılıyor ve geri dönüşü zorlaşıyor. Ayrıca Ayhan ‘ayağında çok top tutarak ve de geriye dönerek’ zamanlama hatası yapıyor ve Galatasaray’ın atakları el değiştiriyor. Hem de en olmadık yerde ve zamanda...
Eğer Skibbe ve ekibi bunu aşabilirse değil Olympiakos, Galatasaray’ı kimse tutamaz!
 
 
Sakatlar iki ekipte de çok
İspanyol hakem üçlüsü maçı yönetecek. Sertliğe dikkat!...
Linderoth, Emre Güngör, Mehmet Topal, Barış, Serkan, Uğur Uçar, Hasan Şaş ve Aydın Yılmaz da bu maçın kadrosunda olmayacak. Neredeyse bir takım! Koy Yunan Ligi’ne bunları kafaya oynasınlar!
Olympiakos'ta da; Geraldo Leanordo, Raul Bravo, Ieroklis Stoltidis, Dudu Cearense, Mirres Sisic, Luis Santo Diogo, Predrag Djordjevic ve Kyriakos Papadopoulos sakatlıkları nedeniyle yoklar.
Bu maç Olympiakos adına yoklar maçı olabilir ama Galatasaray için varoluş maçıdır.
Galatasaray kendi sahasında oynayacağı maçı mutlak kazanmalıdır. Kazanırsa güle oynaya bir üst tura çıkar zira Galatasaray’ın en zor devresi bu devredir. Galatasaray’ın zamana ihtiyacı vardır bu süreçteki maçları kazanırsa geleceği parlaktır.

Olympiakos eski tüfeklerden medet uman bir takım. Stratejik mevkilerinde yaşlı isimler var. Real Sociedad’tan tanıdığımız 35’i geçkin Kovaçeviç gol ayakları...
Bırakın bu ayakları...
Kalecileri de öyle...
Orta sahaları da...

Defansları; Patnos 32, Fransız Domi 30, Patsatzoglou 30, Antzas 32 yaşında.
Bunların yedekleri de tam tersine 20 yaş altı...
Hele bir de Papadopoulosları var. Ama bunlarda da Papdopoulos üç tane...
Kyriakos Papadopoulos 16 yaşında...
Yiannis Papadopoulos 19 yaşında,
Avraam Papadopoulos 24 yaşında...
Hepsi de savunmacı...
Dört de yabancıları var savunmada...
Bence delinmez değiller. Deneyimle acemilik kucak kucağa ve de sakatlar çok.
Galatasaray bu savunmayı aşar.
 
 
Orta alan soru işareti?
En etkin isimleri sakat; Liverpool’dan gelen Arjantinli Eduardo, CSKA Moskova’dan gelen Brezilyalı Dudu, 36’lık Djordjevic, 33’lük Stoltidis, Sloven Sisic... Bunlar sakatlar...

Olympiakos’un en önemli ismi Arjantin-İtalyan kırması Belluschi. Mükemmel bir adam. 25 yaşında ve River Plate’den gelme...
Bir başka Arjantin-İtalyan kırması Atletico Madridli çok deneyimli Galetti var.
Bu ikisi orta sahanın beyni olacaklar...

Forvetlerinde; 21 yaşındaki müthiş adam Luis Santo Diogo da sakat...
Bir de İspanyol golcü var, Real Zaragoza’dan gelme genç Oskar Gonzalez...

Yani Hocaları Ernesto Valverde takım kurarken zorlanacak.
 
 
Niko yere yatarsa ultrAslan ayağa kalkar
En büyük kozum kaleci Nikopolidis.
Muvazzaflıktan bile düşen Nikopolidis yine bir kaç topu buyur ederse gollü bir maç olur!
Baros, Lincoln, Kewell aman yerden vursunlar... Bütün şutlar yerden en az bir-iki karış yukardan gitsin ki Nikopolidis yere atlasın. Niko yere atladı mı bir daha kalkamıyor... Yaş kırk!... Niko’yu yere yatırırsak Galatasaray tribünlerini ayağa kaldırırız. ultrAslan şov yapar!
Haa Nikopolidis oynamazsa; Slovak, Pavel Kovak var o da 35’lik...
Bir de genç kalecileri var 21 yaşındaki Leonidas Panagopoulos...
Yani Olimpiyakos’un kalesi neresinden bakarsan bak ııh!
Galatasaray’da bu kaleci zaaflarını değerlendirecek elemanlar var.
İki dileğim daha var;
Aman frikikleri Sabri atmasın!
Aman Lincoln yine bayrak direğine yeşillenmesin!...

Galatasaray oyunu rakibin üzerine yıkarsa... Dikkat!..
Hücuma kalkarken kaybettiği topa ilk basan olursa bu maçı rahat koparır. Bütün mesele rakip atakları onların sahasında durdurabilmek... Rakibi kontrol edemeyen bir Galatasaray savunmada açıklar veriyor.
Çünkü topyekun hücuma kalkıyor; Hakan soldan bindiriyor, Servet bile ayağındaki topu kaybedene kadar rakiple itişiyor, her kornere gidiyor ve Galatasaray defansı açık düşüyor.
Bunlar yapılmamalı.

Önemli bir nokta da Kewell’ın ne iş yapacağıdır.
Arda’nın direksiyonu hep sola çekiyor.
Kewell da solu istiyor. O zaman solda yığılma sağda eksilme olunca kantarın topuzu kaçıyor!
Aydın da yok ki denge sağlansın!
Skibbe ve ekibi buna çare bulmalı. Trabzon maçında gördük...
Galatasaray rakip kaleye iyi sokuluyor ama biraz da isabetli şut çekse de uzaktan kaleyi yoklasa... Ne yazık ki bunu yapacak adam yok!
Pardon Arda var. Trabzon’a attığı gol nefisti. Ama o tesadüf!
 
 
Hay Allah tesadüf dedim aklıma geldi.
Galatasaray, Arsenal’in elinden UEFA Kupası’nı alırken tesadüf diyenlere cevaptır;
şikebahçe’nin Arsenal’e, 15 maç sonra Saraçoğlu’nda 5-2 yenilmesi de tesadüf!
şikebahçe’nin, Galatasaray’ın UEFA Kupası finalinde yendiği Arsenal’e 5-2 yenilmesi de bir tesadüf!
şikebahçe’nin Avrupa’daki 100. golünü kendi aslan gibi evladı yerine Silvestre’nin atması da bir tesadüf!
Bu yıl UEFA Kupası’nın Saracoğlu Stadı’nda oynanması da bir tesadüf!
Bu kupada şikebahçe olamayacak olması da çok kötü bir tesadüf!
şikebahçe’nin, Arsenalli 17’lik sübyan Ramsey’in ayağından onun ilk Avrupa golünü yemesi de bir tesadüf!
şikebahçe’nin bu kadar genç bir Arsenal’i Saracoğlu’nda yenememesi de bir tesadüf!
İster misiniz Galatasaray da bu akşam bir tesadüfe daha imza atsın da Olympiakos’u yensin!...
Sonra da gitsin tesadüfen Saracoğlu’nda final oynasın!

Futbol bu belli mi olur?
Yeri geldi manzara koydum.
Kızmaca yok!


Akşamki maçta da iyi manzaralar görmek dileğiyle...
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Ekim 2008, 13:58:14
TURGAY ŞEREN 
Arda Turan ve Lincoln’e rağmen 

Maç öncesi eğer Galatasaray kadrosunda Arda ve Lincoln oynayamayacak deseler, herkes gibi ben de üzülürdüm “Galatasaray iki süper oyuncusundan ne yazık ki mahrum oynayacak” derdim. Geçtiğimiz hafta Trabzonspor karşısında Arda’yı ne kadar övdüğümü, yazımı okuyanlar hatırlayacaklar. Gerçekten fevkaladeydi Arda. Ama aynı Arda dün akşam sahada hemen hemen hiç yoktu. Aynı zamanda da inanılmayacak iki gol kaçırdı. Hele bir tanesi var ki anlatmakla bitmez.

Arda kale sahasının içinde yani kaleye 3-4 metre mesafede, kaleci Nikopolidis ortalarda yok, yapılacak tek şey ayağının burnuyla topa vuracaksın. Boş, bomboş Olympiakos kalesine Galatasaray’ı rahatlatacak ikinci golü atacaksın. Ama nerede Arda topu öyle bir yere vurdu ki Ali Sami Yen’de ayağa kalkmayan Galatasaraylı kalmadı.

Gelelim Lincoln’e; bazen oyun içinde tuhaf şeyler yapıyor. Sola bakıyor, sağa atıyor. Bu sanki çok önemli bir şeymiş gibi. Ama aynı Lincoln yine kaleci Nikopolidis’le karşı karşıya kaldı, topa vursa ikinci gol olacak. Bir çalım daha atayım dedi. Çalımı attı ama rakip defans Lincoln’ün ayağından topu aldı. Şimdi anladınız mı niçin Arda ve Lincoln’ü yazımın başlığına attığımı.

Maçı televizyondan izleyenler herhalde kalp krizi geçirmek üzere olmuşlardır. Kaçan gollerden sonra kaleci Sanctis’in yanlış çıkışı, oyuna sonradan giren Kovaceviç’in kafasından beraberlik golü, az daha Galatasaray kalesine giriyordu.

Kovacevic kafayı vurdu. Top hepimizin yüreğini hoplatarak yere indi ve Galatasaray kalesinin, direğinin dibinden dışarı çıktı. Maçın 1-1 bitmesi işten bile değildi. Ama önemli olan şimdi tabelanın yazdığı. Galatasaray 1-0 galip ve üç puan önündeki maçlar için önemli bir avantaj.

İspanyol hakem süper bir maç yönetti. Bizim hakemler biraz dikkat ettilerse herhalde birçok şey öğrenmişlerdir.

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Ekim 2008, 13:59:05
LEVENT TÜZEMEN 
Farkı kaçırdılar 


Skibbe'nin futbolda "Kazanılan takım bozulmaz" ilkesine uyarak Trabzonspor'u yenen takımı sahaya sürmesi akıllıcaydı. Çünkü Galatasaray'ın aradığı takım uyumuydu ve sezon başından bu yana aynı onbirle üst üste oynamamak büyük sıkıntı yaratıyordu. Galatasaray yakaladığı takım uyumu sayesinde Olympiakos'u pozisyon vermeden yendi.
Skibbe'nin kenardan oyuna fazla katkısı yoktu ama oyuncuların Skibbe'ye sahip çıktıkları gözleniyordu.
Galatasaraylı oyuncular zihinsel olarak Olympiakos'a karşı iyi motive olmuşlardı. Avrupa'da başarıya susayan seyirci de tribünleri doldururken maç boyu desteğini bırakmadı .
Galatasaray Baros'u tek forvet olarak kullanıyor ama Kewell-Arda ve Lincoln sürekli hücuma katkı yapıyordu. Sabri'nin bindirmeleri etkili oluyordu.
Galatasaraylı oyuncuların oyun disiplini üst düzeydeydi top rakibe geçtiğinde geriye çabuk dönüp pozisyon alıyorlardı.
Steaua maçında ön liberoda başarısız olan Meira, Trabzonspor maçındaki iyi oyununu Olympiakos maçına da taşıdı. Portekizli oyuncu topla rakip arasına akıllı girerken hava toplarını alıyordu. Servet-Emre ikilisi Meira'nın kule görevi yapması sonucu rahatladı .
İlk 15 dakikadan sonra Arda ve Kewell'ın kanatları değişerek oynaması sonucu Olympiakos'un kenar savunmacılarının aklı karıştı ve Galatasaray kanat bindirmeleriyle rakip kaleyi dövmeye başladı. Lincoln'un ön direğe kestiği kornerde Kewell'ın topu kafayla yere vurması akıllıcaydı ve gol geldi.

TAKIMI SKİBBE BOZMASIN
Galatasaray oyunun kontrolünü elinde tutuyor. Tempoyu ayarlıyor, enerjisini akıllı kullanıyor ve topun arkasında daha çok kalıyordu. İkinci yarının başında Ayhan'ın " Al da atın" diye hazırladığı pozisyonu önce Arda sonra Lincoln boş kaleye atamadı.
Galatasaray fizik olarak, mücadele olarak, pozisyon olarak ve kalite olarak rakibinden çok üstündü. Maç boyu tek pozisyonu Kovaçeviç'le bulan Olympiakos Galatasaraylı oyuncuların ilk toplara basması ve alan daraltması yüzünden hiç etkili olamadı. Arda, Lincoln ve Kewell gol vuruşlarını düşünerek yapsaydı Galatasaray farklı kazanırdı.
NOT : Bu takımı Skibbe bozmamalı. Ancak saha içinde bir oyuncu pas alış-verişlerindeki dengesizliği gidermek için liderliği üstlenip konuşmalı.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Ekim 2008, 14:00:01
KANAT ATKAYA 
Mutluluk verici 
Mutluluk verici

Kanat ATKAYA

Galatasaray uzun bir aradan sonra belki de ilk kez eli-yüzü düzgün bir Avrupa Kupası maçı oynadı.

Neredeyse Lucescu’dan bu yana Avrupa maçlarında hevesi kursağında kalan, kazansa bile tatmin edici bir futbol izleyemediğini düşünen Galatasaray taraftarı bu kez işin bilincinde bir takım gördü sahada.

Arda, Ayhan, Servet, Hakan Balta... Listeyi uzatmak mümkün. Galatasaray 11’inin bir maçı ciddiye aldığını ve ısrarla rakibini yenmek için yüklendiğini ne zamandır görmüyorduk. Artık bu işin hikmeti Skibbe midir, yoksa, toplu halde Şampiyonlar Ligi’ne katılamamanın diyetini mi ödemeye çalışıyorlar, bilemem. Fakat neticeden memnunum.

Sersemletici pres

Netice demişken, Galatasaray 90 dakika boyunca neredeyse sersemletici bir pres uyguladı Olympiakos’a. Resmen sahayı dar etti, maçın belli bölümlerinde top göstermedi rakibine. Fakat, bütün bu övgü sözlerine rağmen eleştirilecek noktalar da yok değildi. Baros’un tek forvet oynamaktan pek mutlu olmadığı, veriminin düştüğü aşikár. Yine de presi en ön safta başlatarak faydalı olmaya çalıştı.

Galatasaray’ın bir gollük farkla önde gitmesi seyredene de kendilerine de pek huzur vermiyor. Maçın son dakikasında serseri bir topa kurban gitme ihtimali huzur kaçırıyor. Bu noktalarda Nikopolidis’i geçecek pek çok pozisyon yakaladı Galatasaray. Ancak pozisyon yaratana kadar gösterdiği inadı, gol vuruşlarında bir türlü gösteremedi.

Hedef Kadıköy olacak ise, bu noktalarda daha bitirici, daha ısrarcı ve daha kararlı olmak gerekir. Kadıköy’e kadar yol uzun, yol oraya varır mı, bilemiyorum. Ama ben dün geceki futboldan ve cebe konan 3 puandan son derece memnunum.

Lincoln, kart görme alışkanlığını bir an önce terk etse daha da mutlu olacağım.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Ekim 2008, 14:01:10
 İLHAN SÖYLER 
Kupaların takımı 

Galatasaray, kupaların takımı. Nasıl oynayacağını, ne yapacağını biliyor. Olympiakos deyip geçmeyin.

Rakip iyi bir takım. Ama Galatasaray dün hücuma çıkışlarıyla, pozisyon üretmesiyle, bölümler arasındaki iletişimiyle mükemmeldi. Hele böyle maçlarda sahneye çıkan Lincoln, zaman zaman kendini unutturuyor, sonra sahada bir anda parlıyor ve oyuna hükmediyordu.

İlk 10 dakikaya Galatasaray kötü başlamıştı. Ancak 10 Numara Lincoln, yaptığı hareketlerle bir anda takım arkadaşlarını gıdıkladı, tempoyu hızlandırdı. Ama ikinci yarıda öyle bir gol kaçırdı ki, inanılmaz kaçan goller kategorisinde kesinlikle jenerik olur. Bu da Lincoln’e yakışmadı. Galatasaray yönetimini tebrik etmek lazım. Kim için biliyor musunuz? Tartışmasız Harry Kewell. Yani bu adamı tutup İngiltere’den getirenin de, bulanın da eline, ayağına sağlık. Saha içinde de Kewell, Arda ile adeta gözleriyle anlaşıyor. Al kardeşim-ver kardeşim oyunu gibi kanat değiştirip rakibi serseme çeviriyorlar.

Başarılar hayal olmaz

Galatasaray, Bursaspor maçından sonra takım olarak savaşçı, mücadeleci bir kimliğe büründü. Yani, G.Saray’da üst düzeyde bir kazanma hırsı var. Bu yalnız sahadaki futbolcular için değil. Kulübedeki Skibbe ve yardımcı hocalar bile yerinde duramıyor. Bunları söylerken de bir parantez de Emre Aşık’a açmak lazım. Adamın kafasına vuruyorlar, formayı alıyor. Formda oluyor ama kenarda oturuyor. Ama Emre gibi bir adam gık bile demeden forma verildiğinde çıkıyor, çatır çatır futbol oynuyor. Vallahi bu adamı tebrik etmek lazım.

Bir de sahada öyle bir İspanyol vardı ki, sanki dedektif. Maçın hakemi Eduardo Gonzalez. Adam ne görse hiç korkmadan, düşünmeden asılıyor düdüğe. Asla affı yok, itiraz eden mi, ne cüret? Hemen yanına geliyor ve sahada hakemden kaçan kaçana.

Sonuç olarak Galatasaray dün 3 puanı cebine koydu ama pozisyonları cömertçe harcayınca hak ettiği bir farklı galibiyetten oldu. Galatasaray her maç böyle oynasın, Skibbe’nin takımı için UEFA’da başarılar hayal olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşür.
 
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Ekim 2008, 14:02:14
YALÇIN DÜMER 
Çiftetelli 

Anlamı ve önemi duble bir maç. Rakip nede olsa komşu. Siftah da güzel olursa, değme keyfine. Kadro Trabzon maçıyla karbon kağıdı. Oyun şablanu ve taktik de öyle. Pusuya yat, üzerine çek, sonra saldır. Kewell, Arda sağlı sollu turnike. Sıfıra inmeden orta yok. Lincoln beyin, Ayhan süpürücü. Yunanlılar’ın başı dönüyor, Meira’nın kolonya dağıtmaya hiç mi, hiç niyeti yok. Fırsatını bulduğu anda göbek havası.
Skibbe ısınıyor. Kalli’nin gözlemciliği, körün istediği bir göz misali. Olympiakos’un röntgeni çekilmiş her damarına kadar. Esas sevindirici olan cephedeki gelişmeler. Artık rakibin kullandığı duran toplarda, Galatasaraylı futbolcular nerede duracaklarını, ne yapacaklarını biliyorlar. Servet-Emre uyumu nazar boncuğu. Yardımlaşma, kademe anlayışı sadece bu bölgede değil; sahanın her metrekaresi için geçerli. ‘Ev sahibinde kötü olan var mı?’ diye sorarsanız, vallahi ben görmedim. Sanctis’den Baros’a kadar doğruları hatalardan kat kat fazla olan kramponlar. Üzücü tek nokta, kaçan gollerdi. Hele Lincoln’ün direğe nişanladığı bir pozisyon var ki, akıllara zarar. Futbolun kitabında bu da var. Sağlık olsun, ne diyelim.
Sanırım dün gece stadı ağzına kadar dolduran ve hiç susmayan taraftar, aldığı maç biletinin parasını sonuna kadar helal etmiştir. 8 senedir Avrupa’da yaşanan erezyonun bittiğinin resmidir, Olympiakos karşılaşması. Kewell’ın golü, arkadaşlarının oyunu, srtaki’ye geçit vermemiş, Sami Yen’de çifte tellinin güzelliğini yaşatmıştır. Eee bu kadar masraftan sonra, gülmek hakkımız...


24.10.2008



Anlamı ve önemi duble bir maç. Rakip nede olsa komşu. Siftah da güzel olursa, değme keyfine. Kadro Trabzon maçıyla karbon kağıdı. Oyun şablanu ve taktik de öyle. Pusuya yat, üzerine çek, sonra saldır. Kewell, Arda sağlı sollu turnike. Sıfıra inmeden orta yok. Lincoln beyin, Ayhan süpürücü. Yunanlılar’ın başı dönüyor, Meira’nın kolonya dağıtmaya hiç mi, hiç niyeti yok. Fırsatını bulduğu anda göbek havası.
Skibbe ısınıyor. Kalli’nin gözlemciliği, körün istediği bir göz misali. Olympiakos’un röntgeni çekilmiş her damarına kadar. Esas sevindirici olan cephedeki gelişmeler. Artık rakibin kullandığı duran toplarda, Galatasaraylı futbolcular nerede duracaklarını, ne yapacaklarını biliyorlar. Servet-Emre uyumu nazar boncuğu. Yardımlaşma, kademe anlayışı sadece bu bölgede değil; sahanın her metrekaresi için geçerli. ‘Ev sahibinde kötü olan var mı?’ diye sorarsanız, vallahi ben görmedim. Sanctis’den Baros’a kadar doğruları hatalardan kat kat fazla olan kramponlar. Üzücü tek nokta, kaçan gollerdi. Hele Lincoln’ün direğe nişanladığı bir pozisyon var ki, akıllara zarar. Futbolun kitabında bu da var. Sağlık olsun, ne diyelim.
Sanırım dün gece stadı ağzına kadar dolduran ve hiç susmayan taraftar, aldığı maç biletinin parasını sonuna kadar helal etmiştir. 8 senedir Avrupa’da yaşanan erezyonun bittiğinin resmidir, Olympiakos karşılaşması. Kewell’ın golü, arkadaşlarının oyunu, srtaki’ye geçit vermemiş, Sami Yen’de çifte tellinin güzelliğini yaşatmıştır. Eee bu kadar masraftan sonra, gülmek hakkımız...

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Ekim 2008, 14:12:53
Sergen Yalçın: Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın?..

İŞTE özlenen G.Saray.. Ben bu takımı çok beğendim.. Adeta hepsine sihirli bir değnek dokunmuş, o arkada çok hata yapan, rakibe çok boşluk bırakan takım gitmiş, yerine inanılmaz mücadele eden, sahanın her yerini kontrol eden, rakibe oynama izni vermeyen başka bir takım gelmiş...

MAÇA müthiş başladı G.Saray. Bir kanattan Arda, diğer kanattan Kewel, arkadan onlara destek veren Lincoln darmadağın ettiler Olympiakos’u.. Ki o Olympiakos’un hiç de böyle boş bir takım olmasını beklemiyordum.. Çünkü dün öğle saatlerinde Yunanlı taraftarlarla bir vesileyle karşılaştım.. Oturduk, onlara Olympiakos’u sordum, ‘Çok para harcadık, müthiş bir takımız, özellikle Diogo büyük yıldız olacak’ diyorlardı.. Dünkü maça bakıyorum ve ilk aklıma gelen şu: Benim konuştuğum taraftarlar sanırım Olympiakos’un maçlarını hiç izlememişler.. G.Saray’ın müthiş futbolu onları böyle kötü göstermiş olabilir ama adamlarda da hayat yok..

G.SARAY’IN etkileyici futbolunun sebeplerinin başında takım halinde herkesin iyi oynaması rol oynadı.. Başrolü Sabri’ye veriyorum.. Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın? Sabri önde ve arkada parmak ısırtacak işler yaptı.. O kadar çok depar attı, o kadar çok dripling yaptı, o kadar disiplinli biçimde geriye döndü ki, ben seyrederken yoruldum.. O gereksiz agresifliklerini de bir kenara bıraktı.. Son maçlara bakarsak, kendisini alkışlamak lazım..

***

AYNI şekilde Kewell’ı da diğerlerinden ayırıyorum.. Kewell çok akıllı, çok teknik bir oyuncu.. Ne zaman çalım atacağını, ne zaman pas vereceğini biliyor.. Bu bakımdan Arda ile Lincoln’den ayrılıyor.. Tribüne değil, takıma oynuyor.. Arda, Ayhan, Meira, Hakan Balta, Barros hepsi birden iyi oynadılar.. Dolayısıyla Lincoln de iyi gözüktü.. Ben Türkiye’ye geldiğinden beri Lincoln’ü bu kadar gayretli görmedim.. Fiziksel açıdan çok diri olmamasına karşın elinden geleni yapmaya çalıştı.. Biraz da kondisyon kazanırsa, o özlenen Lincoln’ü görebiliriz.. Herkes dünkü kadar koşarsa, bu takımın bir yıldız oyuncuyu idare etme lüksü olabilir.. G.Saray da bu lüksü kullandı, Lincoln ekstra işler peşinde koşma şansı yakaladı..

***

DİKKATLİ okuyucularım bilir.. Ben Ayhan’ın oyun stiline öyle aman aman bayılmam.. Ancak Ayhan şu anda hakikaten çok başarılı.. Tecrübesini konuşturuyor, agresif, toplara basıyor, 2 ayağını birden kullanıyor.. Bu tarz adamlar her takım için önemli.. İstersen sol bekte, istersen ortada, istersen kalede oynatabiliyorsun, kulübede kalırsa problem de çıkarmıyor.. Böyle bir Ayhan’a ben dahil kimse laf edemez.. Tabii bunda sezon sonunda mukavelesinin bitiyor olması da rol oynayabilir, o da kulübün işine gelir..

G.SARAY’DA en tuttuğum oyunculardan biri Milan Barros.. Dünkü haline üzüldüm.. Adam tek forvet oynuyor ama çok zeki.. Her ne durumda olursa olsun topun ön tarafta kalmasını sağlıyor ve arkadan gelen Lincoln, Kewell ve Arda’ya topu bırakıyor.. Ama bırakıp gol için kaleye doğru döndüğü zaman topu geri alması gerekiyor.. Oysa ya Arda ya da Lincoln topu hızla kaleye yönelen Baros’a atacağına çalımı seçiyor.. O sırada rakip defans yerleşiyor, Baros’un da gol atması zorlaşıyor.. Birçok pozisyonda arkadaşlarına sinirlendiğini gördüm, ki haklı.. Bu anlayışla gol atması zorlaşıyor.. Yoksa dün en azından 5-6 defa kaleyle başbaşa kalması işten bile değildi..

SONUÇ olarak G.Saray güzel bir gruba düşmüş.. Metalist’i de burada yenerler, deplasmandan da rahatlıkla en azından 1 puan çıkarırlar.. Grup birincisi olmaları bile sürpriz sayılmaz benim için..

(Vatan)
 

Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Ekim 2008, 14:16:32
 
İşte bu kadar

şikebahçe'nin Arsenal karşısında aldığı beklenmedik hezimetten sonra gözler Galatasaray'ın Olympiakos ile yapacağı maça çevrilmişti. Spor medyasında son 4 günde çıkan yazıların çoğunluğu uyarı yazılarıydı. Herkes Olympiakos'un büyüklüğünden, süratli takım olmasından ve Galatasaray'a zor dakikalar yaşatacağını yazıyordu. Bütün bu yazıların dışında sadece bir gazete "Olympiakos 8 eksikle geliyor" haberiyle rahatlatıcı bir bilgi veriyordu. Oyunun başlama vuruşu çaldığında Galatasaray sahaya Trabzonspor kadrosuyla çıkmıştı. Sistem de aynıydı. Meira ile Ayhan ön libero oynuyor, Lincoln ise forvetle öne libero arasındaki değişken oyunuyla gol arıyordu. Maçın ilk 15 dakikasında Galatasaray'ın bariz bir üstünlüğü kesinlikle görünüyordu. Bu da herkesi rahatlatmıştı. Ancak 15. dakikadan sonra Olympiakos'un prese başlaması 25. dakikada Kewell'ın attığı gol ile son ermişti. Devrenin sonuna kadar Arda, Baros ve Lincoln'ün kaçırdığı 4 gol vardı. İkinci yarı Galatasaray'da değişen hiçbir şey yoktu. Hücum oyunu Arda ve Lincoln ile denenirken onlara Meira'nın yardımcı gelmesi karşı tarafı çok rahatsız etmişti. Bence Meira, Türkiye'deki en iyi oyunlarından birini oynuyordu.

Sarı-kırmızılı taraftar mutlu
Bu yarıda kaçan gollerin inanılmaz rakamlara erişmesi farkın da artmasını önlüyordu. Uzun yıllardır görmediğim bir sevinci yaşayan Galatasaraylı taraftarlar defalarca "Dağ Başını Duman Almış" marşını söyleyip takımlarını çılgın gibi destekliyorlardı. Trabzon maçından sonra bu maçtaki galibiyet de onları çok mutlu etmişti. Olympiakos iyi oynayamadı. Ama bana sorarsanız onları oynatmayın G.Saray'dı. Şimdi diyeceksiniz ki en iyi oyuncular kim? G.Saray takım olarak iyi oynadı. Ama onlardan ayrılanlar vardı. Mesela Meira, Lincoln, Ayhan, Hakan Balta ve Sabri çok çalışanlardı. Servet'in oyun içindeki başarısını hiç kimsede görmedim. Bu maçların bir gerçeği vardı. Puan maçları olması. 1-0 olsun senin olsun. Gelen de 3 puan olsun tezi en geçerli olandı. Bu grupta G.Saray 2 maç kazansın bir üst tura geçecek. Şimdi 3 puan alındı. Geriye bir 3 puan daha kaldı. Onda da sorun olacağına inanmıyorum
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Ekim 2008, 14:17:43
 
Harika futbol

Trabzon maçı 11'i ve sezonun uğurlu turuncu forması ile sahaya çıkan G.Saray, seyircisinin müthiş desteği ile maça hızlı başladı. Bu hızlı başlangıcın sonucunda 12. dakikada rakip iki sarı kart görmek zorunda kaldı. Olympiakos Teknik Direktörü Ernesto Valverde birçok eksik olmasına bakmaksızın hücumu düşünen karakterde hoca. Öyle ki takımı kırmızı kartla eksik kalsa bile oyuna hücumcu sokacak kadar cesaretli bir anlayışa sahiptir. G.Saray maçı öncesi birçok eksiği olmasına rağmen Valverde savunmayı ileride kurdurarak daha fazla hücum yapma planı ile oyuna başladı. Ama G.Saray'ın arzusu ve iyi oyunu Olympiakos'a orta sahayı fazla geçme şansı tanımadı ve 25. dakikada müthiş baskı sonuç verdi. Herkesin maç öncesi aklının bir köşesinde Yunanistan-Türkiye maçının kader adamı kaleci Nikopolidis'in hata yapabilme potansiyeli vardı. Kewell'ın golünde Yunanlı kaleci pek de iyi gözükmedi. Gol sonrası tabii ki Olympiakos çıkmaya başlayacak ve G.Saray az da olsa frene basacaktı. Nitekim aynen öyle oldu ve konuk ekip dengeyi sağladı ama golü bulamadı. İkinci yarı G.Saray yine çok baskılı girdi oyuna ve pozisyonlar nefis oyunla art arda gelmeye başladı ama bir o kadar da cömertçe harcandı. Bu dakikadan sonraki soru 'Acaba sarı-kırmızılılar skoru koruma psikolojisi ile geri çekilecek miydi?' Çünkü gol gelmedikçe ve yorgunluk arttıkça bunun olması kaçınılmazdı. Ama Olympiakos fazla gelemedi ve tek pozisyon dışında tehlike yaratamadı. Cimbom hak ettiği galibiyeti almayı başardı.

G.Saray kültürü
Steaua maçında Meira'nın savunmanın ön tarafında oynaması çok eleştirilmişti. Ancak son iki maç gösterdi ki o maçta sorun başka yerlerde aranmalıymış. G.Saray'ı Türkiye'deki diğer takımlarda ayıran bir özellik var. Uzun yıllardan beri kulübe yerli veya yabancı hangi futbolcu gelirse gelsin, parasızlığa ve kötü yönetimlere rağmen takımını müthiş şekilde sahipleniyor ve herkes büyük bir özveri ile mücadele ediyor. İşte bu kültür sayesinde G.Saray geleceğine çok daha güvenle bakabilir.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 24. Ekim 2008, 19:26:41
Attention! You May Fall Int The Sea

19 Eylül 2001'de Ümit'in golü ile Lazio'yu yendiğimizden beri  Avrupa'daki grup maçlarına galibiyetle başlayamamıştık..Dün geceki galibiyet herşeyden önce bu açıdan anlamlı benim için sevgili okurlar..Maçın değerlendirmesine geçmeden önce; 7 yıl aradan sonra gelen bu galibiyeti çok ama çok önemli bulduğumu belirtmek istiyorum..
 
 
Sezonun en kalabalık taraftar topluluğunun önüne artık klasikleşmeye başlayan ve her geçen gün daha oturan 4-1-4-1 taktiği ile çıktık..Meira'nın Portekiz  Milli Takımı ile beraber eş zamanlı götürdüğü ön liberoluk görevi on yıllardır maçları omuzomuza seyrettiğim sevgili arkadaşım Emre Uğurlu'yu da memnun ettiğinden bana maç başlar başlamaz şöyle dedi : “Bu sayede Ayhan daha ileride oynuyor ve takım savunması daha ileri de başlıyor, bu sebepten 2 maçtır gol yemiyoruz”.

Tespitinde haklı çıktı Emre, zira Arda'nın da oyunun 2 yönünü mükemmele yakın oynamasıyla takımda ısıran adam sayısı artıyor ve rakibin üretmeye çalıştığı çoğu atak başlamadan bimiş oluveriyor..Dikkat edin; Lincoln bile çoğu pozisyonda ortayı kapatmak adına daha defansif koşular yapmaya başladı...Lincoln haricinde Kewell ve Baros'u hücum hattının diğer elemanları olarak düşününce, orta ve ileride oynayan 6 oyuncumuzla defansif devrim yapmaya çalışıyor Skibbe..Baros'un her ne kadar skor yansıtamasa da çok etkili koşuları oluyor, en ileride tek başına oynamasına rağmen yaptığı koşularla defansı oldukça yıpratıyor ve bu boşlukları Kewell, Arda ve Lincoln gayet güzel kullanıyorlar.

Aslında maçla ilgili saatlerce yazabilirim, çünkü başta dediğim gibi bu galibiyeti çok ama çok önemsiyorum ve takımımızı ait olduğu yerde grubun zirvesinde görmek keyfime keyif katıyor sevgili okurlar..Skibbe'nin takımı total futbolu sahaya yansıtmaya çalışırken iznizle burada Ayhan'ı, Arda'yı ve Sabri'yi ayrı bir yere koymak istiyorum..Bilhassa yurt içindeki rakiplerimizde olmayan bir durum bu; kendi nüvemizden çıkan bu 3 Aslan, hem oynadıkları futbolla hemde saha içerisinde her anlamda gösterdikleri etkinlikle baş tacı edilmeyi sonuna kadar hakediyorlar...Ne yorulmak nedir biliyorlar; ne duruyorlar..Hem Cimbom'u hemde Milli Takımımızı sırtlarında taşıyorlar; bize düşen ise sadece Onlara hakeetiklerini vermeye çalışmak oluyor...

Dünki maçın kahramanlarından biri de Eski Açık'tı...Yaptıkları inanılmaz tezahürat yeri göğü inletti..Maç başında açtıkları “Attention! You May Fall Into the Sea”  pankartının maç sonunda “Sorry Neighbour, You Fell Into The Sea, Eagean Sea..” şekline dönüştüğünü hatırlatmakta fayda görüyorum..

Sevgili okurlar, izninizle bu galibiyeti  Kaptan Hasan'a armağan etmek istiyorum..Eminim Florya'daki evinde; kucağında Yusuf Deniz, yanında eşi Sibel'le heyecan içinde izlemiş en az sahadaki kadar terlemiştir..Şimdiden geçmiş olsun Hasan; bu seneki Kadıköy seferini kaçıracak gibi görünüyor olsan da seneye de olsa  seni takımın başında görmek dileğiyle,

Sevgilerimle,

Ant İpek

Not: Buradan İstanbul Emniyeti'ne bir ricamız olacak; Likör Fabrikası'nın sokağına parkeden tüm araçların lastikleri maç sonunda indirilmiş; çoğu aracın camları kırılmıştı..Bu konuda yetkilileri uyarmanın faydalı olduğunu görüyorum..Arcaı hasar gören tüm taraftarlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum..
 
 
 
Ant İpek
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 24. Ekim 2008, 19:44:13
Oyun güzel sonuç kısır
5-2 olsa ne yazar...

Nasrettin Hoca hesabı; ‘görenler görmeyenlere anlatsın’ güzellikte bir maç... Öyle televizyondan falan seyretmekle olmaz. Kewell’ın ince zekası televizyondan fark edilmez. Adam top kendinde olmadığı zaman daha da mükemmel. O anı da televizyon göstermiyor... Kewell adeta bir zeka küpü, adeta ince ayar hassas terazi...

Pozisyonu da, oyunu da, oyun içi hayatı da iyi tartıyor. Hagi’den sonra gelmiş ‘numune’ figür. Futbol ununla daha da güzel oluyor.

Niye bu kadar övüyorsun diyeniniz çıkacak, çünkü bizde futbolcu bacak arası atarsa, gereksiz çalım yaparsa, on kişiyi çalımlarsa futbolcudur ya... Kewell’da bunlar yok. Kewell akıllı adam, topu koşturuyor. Arkadaşını kolluyor, rakibin koşu alanını kapatıyor. Attığı gol bir bedenin oyuna ve topa isyanıdır.

Lincoln’ün kornerine ön direkte nasıl yükseli, nasıl topa yüklendi, boynunu kasıp, kafayı arkaya atıp, zamanlamayı ‘greenwich’e göre öyle güzel yaptı ki vuruşu muhteşemdi; gol oldu tabii...

Dünkü Galatasaray sadece Kewell’la değil tümüyle mükemmeldi. Hani size zaman gerek diyordum ya... Galatasaray zamana da hükmetmiş. Kum saatinin bir yanı çabuk boşalır olmuş! Oynadıkları ‘total’ futbolda herkesin büyük payı vardı.

 
 
Olympiakoslular tesadüfen perişan oldular  
Şöyle diyebiliriz;
1-Tesadüfen de olsa Galatasaray, Olympiakos’u 1-0’la perişan etti!
2-Olympiakos, Galatasaray kalesine son 15 dakikaya kadar sokulamadı bile,

3-Galatasaray hatasız oynadı, topa önde bastı, ataktan hiç vaz geçmedi.
4-Sabri sağ kanadı, Hakan Balta sol kanadı çok çok iyi kullandı,
5-Orta alanda Meira hayatının oyununu oynadı. Forvete sürekli servis yaparken, savunma görevini de hiç ihmal etmedi! Mükemmel bir anlayışı sahaya soktu. Al ders diye okut!

6-Ayhan dinamo gibiydi, takımı atağa kaldırandı, ancak çok ciddi bir ikaz; Ayhan topu ayağında fazla tutma! Topla geriye dönme! Geriye pas atma! Arkadaşın hareketlenmişken ona sırtını dönme! Bak iyisin ama defon çok, bunu bil! Sakatlar iyileşince bu kadar çok koşmana rağmen ilk makas yiyen sen olursun!
7-Rakibe oyun alanı bırakılmadı. Galletti, Belluschi, Diogo, kımıldayamadığı gibi, Olympiakos bir tane bile kanat atağı yapamadı. Hakan Balta ve Sabri gardiyan gibiydiler.

8-Baros için göze battı diyemem ama takımın ‘gizli kahramanıydı’ sıkı markaj altında olmasına rağmen, ‘petalya’ görevi yaptı ve çok iyi mücadele etti. Alan değiştirerek hem rakibi üzerine çekti, hem onlarla vücut vücuda itişti, hem rakibin Galatasaray’ın üzerine fazla adamla gitmesine mani oldu.
9-Defans üçlüsü De Sanctis, Servet ve Emre Aşık hatasız oynadılar. Sonlara doğru rakip bastırınca ‘kene’ Mehmet Güven oyuna girdi ve rakibe yapıştı. Emre Aşık ve Servet havadan yerden kuş uçurtmadı.

10-Üç isim daha var; Arda, Lincoıln ve Kewell onları tek tek anlatacağım ki Galatasaray’ın kimliği ortaya çıksın. Ben oyuna bayıldım.
Zaman gerek diyordum...
Onlar zaman tünelinden çıkmak üzere...
 
 
Uğur böceği Arda
Kewell’la sık sık alan değiştirmesi ve bunu seyredene bile çaktırmadan yapması harika... Öyle tatlı geçişler yapıyorlar ki omuza konmuş ‘uğur böceği’ gibi sessiz ve sakin.

Ama bu değişim takıma uğur ve güç getiriyor. Kewell golü sağ ön direkte attı!

Arda her zamankinden çok koştu, arzuluydu, becerikli, güçlü ve kendine güvenliydi, bir futbolcuda bu kadar çok niteliği bir maçta bir arada gördün mü hakkını teslim ediyorsun. Arda harikaydı hele birkaç topuk pası verdi ki yeme de yanında yat.

Sonuncusu harikaydı; orta sahadan kalemize hücum ediyorlar ve Arda adamın peşine takılmış, birden önüne geçiyor ve kendi kalesine doğru koşarken nefis bir ‘topuk’ top galiba Sabri’de.... Ve Galatasaray atak yerken mükemmel bir atağa kalkıyor...
 
 
Lincoln, Evliya Çelebi olmuş...  
Her eve lazım lüks eşya... Sen de avize; ben diyeyim tablo!... Faydası kadar zararı olacak mı diye düşündürten bir yapı... Lincoln; keyfi yerine gelince keyif veriyor.

Tam kendinden emin bir ‘güzel kadın’ rolünde, kaprisli ve şeytan! Oynadı mı oynuyor. İki topu direkten döndü. İlki için söversin, ikincisi için yanarsın!...

Attığı paslar, oyunu çabuklaştırarak terse dönmeler, rakipler arasına bırakılmış bomba misali toplar, süzüm süzüm süzülen, su gibi akan bir ‘Evliya Çelebi’ futbolu oynayan adam! Takıma ruh veriyor. Bazen de sinir ediyor. Dün canlıydı... Çok da koştu...
 
 
Harry için üç kere; Kewell, Kewell, Kewell
Başta anlattım ama kendimi alamadım. Birkaç olayı daha var;
1-Bir anda Olympiakos kontratak yaptı baktım Hakan Balta alanını boşaltmış, ‘eyvah’ dedim... Bir de baktım Kewell orada... Zevkten bayıldım... (tv’de bunları göremezsiniz)
Hakan Balta ile taç çizgisi kenarındaki paslaşması rüyalara girer...
Sıkışık alandan topu soldan, sağdaki en uzak nokta Sabri’ye çıkartması keskin ‘şahin göz’ ister...
Yine rakip korner atıyor topu iki kez kafayla çıkaran Kewell...
Galatasaray atağa kalkıyor; Kewell her topa can veriyor. Bu adam tepe-göz! Öyle paslar attı ki seyri sefa...
Öyle goller kaçtı ki seyri cefa!
Galatasaray iyi futbol oynadı.
Hani 1-0 falan sidik zoruyla kazandığın zaman diyorlar ya ‘Kötü oynarken de kazanıyorsan iyi oynadın mı kim bilir neler yapacaksın!’ böyle dandik bir salak savunma var ya...
Galatasaray onu da rafa kaldırdı;
Mükemmel oynadı ama tek golde kaldı.

Galatasaray bu maçı kazanarak büyük bir iş yaptı ama inanın bana bu maçın skoru çift haneli rakamlara kadar giderdi.
Ya da en azından yaanış anlaşılmasın ama 5-2 falan olurdu!

Herta Berlin-Benfica maçı da 1-1 bitmiş. Bu da yarar!

Şimdi soruyorum; Skibbe gitsin mi kalsın mı?
Burak Hoca mı?
Cevat Hoca mı?
Bir başkası mı?
UEFA yolu uzayacak...
Galatasaray grupta lider, inşallah böyle gider...
Çevre bilimcilere duyurulur!
 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Cengiz Dülger - 24. Ekim 2008, 19:45:03
Sergen Yalçın: Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın?..

İŞTE özlenen G.Saray.. Ben bu takımı çok beğendim.. Adeta hepsine sihirli bir değnek dokunmuş, o arkada çok hata yapan, rakibe çok boşluk bırakan takım gitmiş, yerine inanılmaz mücadele eden, sahanın her yerini kontrol eden, rakibe oynama izni vermeyen başka bir takım gelmiş...

MAÇA müthiş başladı G.Saray. Bir kanattan Arda, diğer kanattan Kewel, arkadan onlara destek veren Lincoln darmadağın ettiler Olympiakos’u.. Ki o Olympiakos’un hiç de böyle boş bir takım olmasını beklemiyordum.. Çünkü dün öğle saatlerinde Yunanlı taraftarlarla bir vesileyle karşılaştım.. Oturduk, onlara Olympiakos’u sordum, ‘Çok para harcadık, müthiş bir takımız, özellikle Diogo büyük yıldız olacak’ diyorlardı.. Dünkü maça bakıyorum ve ilk aklıma gelen şu: Benim konuştuğum taraftarlar sanırım Olympiakos’un maçlarını hiç izlememişler.. G.Saray’ın müthiş futbolu onları böyle kötü göstermiş olabilir ama adamlarda da hayat yok..

G.SARAY’IN etkileyici futbolunun sebeplerinin başında takım halinde herkesin iyi oynaması rol oynadı.. Başrolü Sabri’ye veriyorum.. Be kardeşim, sen hiç mi yorulmazsın? Sabri önde ve arkada parmak ısırtacak işler yaptı.. O kadar çok depar attı, o kadar çok dripling yaptı, o kadar disiplinli biçimde geriye döndü ki, ben seyrederken yoruldum.. O gereksiz agresifliklerini de bir kenara bıraktı.. Son maçlara bakarsak, kendisini alkışlamak lazım..

***

AYNI şekilde Kewell’ı da diğerlerinden ayırıyorum.. Kewell çok akıllı, çok teknik bir oyuncu.. Ne zaman çalım atacağını, ne zaman pas vereceğini biliyor.. Bu bakımdan Arda ile Lincoln’den ayrılıyor.. Tribüne değil, takıma oynuyor.. Arda, Ayhan, Meira, Hakan Balta, Barros hepsi birden iyi oynadılar.. Dolayısıyla Lincoln de iyi gözüktü.. Ben Türkiye’ye geldiğinden beri Lincoln’ü bu kadar gayretli görmedim.. Fiziksel açıdan çok diri olmamasına karşın elinden geleni yapmaya çalıştı.. Biraz da kondisyon kazanırsa, o özlenen Lincoln’ü görebiliriz.. Herkes dünkü kadar koşarsa, bu takımın bir yıldız oyuncuyu idare etme lüksü olabilir.. G.Saray da bu lüksü kullandı, Lincoln ekstra işler peşinde koşma şansı yakaladı..

***

DİKKATLİ okuyucularım bilir.. Ben Ayhan’ın oyun stiline öyle aman aman bayılmam.. Ancak Ayhan şu anda hakikaten çok başarılı.. Tecrübesini konuşturuyor, agresif, toplara basıyor, 2 ayağını birden kullanıyor.. Bu tarz adamlar her takım için önemli.. İstersen sol bekte, istersen ortada, istersen kalede oynatabiliyorsun, kulübede kalırsa problem de çıkarmıyor.. Böyle bir Ayhan’a ben dahil kimse laf edemez.. Tabii bunda sezon sonunda mukavelesinin bitiyor olması da rol oynayabilir, o da kulübün işine gelir..

G.SARAY’DA en tuttuğum oyunculardan biri Milan Barros.. Dünkü haline üzüldüm.. Adam tek forvet oynuyor ama çok zeki.. Her ne durumda olursa olsun topun ön tarafta kalmasını sağlıyor ve arkadan gelen Lincoln, Kewell ve Arda’ya topu bırakıyor.. Ama bırakıp gol için kaleye doğru döndüğü zaman topu geri alması gerekiyor.. Oysa ya Arda ya da Lincoln topu hızla kaleye yönelen Baros’a atacağına çalımı seçiyor.. O sırada rakip defans yerleşiyor, Baros’un da gol atması zorlaşıyor.. Birçok pozisyonda arkadaşlarına sinirlendiğini gördüm, ki haklı.. Bu anlayışla gol atması zorlaşıyor.. Yoksa dün en azından 5-6 defa kaleyle başbaşa kalması işten bile değildi..

SONUÇ olarak G.Saray güzel bir gruba düşmüş.. Metalist’i de burada yenerler, deplasmandan da rahatlıkla en azından 1 puan çıkarırlar.. Grup birincisi olmaları bile sürpriz sayılmaz benim için..

(Vatan)
 



sergen kendini beşiktaşlı olarak adlandırıyor. ama ben sergenin yorumlarını seviyorum. bazıları gibi gerçekleri hasır altı etmiyor doğruları söylüyor.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 27. Ekim 2008, 13:35:17
TURGAY ŞEREN 
Youla’yı tutamadılar 

Galatasaray’ın yediği bir ilk gol var. Futbol tarihinde ben böyle rakibi serbest bırakıp, ona hiç müdahale etmeyip kalesinde golü gören takıma rastlamadım.. Youla topla geldi, Emre ve Meira, Youla’nın etrafında sanki afyon yutmuş gibi dönmeye başladılar. Arkadan onlara kaleci Sanctis de katıldı. Oldu mu üç kişi, yani üç Galatasaraylı, bir tanesi kalecisi, iki tanesi defans oyuncusu Youla’yı durduramadılar. Ve top tıngır mıngır kaleye gidip Eskişehir’in golü olarak Galatasaray kalesine girdi.

Golden sonra ne beklenir? Sarı-kırmızılı takım toparlanacak, ayağa pas oynayacak, oyunu kanatlara yayacak ve rakip kalede gol arayacak. Ama o Galatasaray’ı bulmak dün akşam çok zordu. Rakip defans aynı Galatasaray’ın yaptığı hatayı tekrarladı. O ana kadar da Eskişehirspor defansı Serdar’la, Luce’yle ve Tayfun’la çok iyi oynuyorlardı. Kaleci de uzun boyuna rağmen Ayhan’ın vurduğu topu üstünden sektirince Galatasaray çok kötü, hatta berbat oynadığı ilk yarıda beraberliği kurtardı.

Gelelim ikinci yarıya; bir sürü olayların yaşandığı ikinci yarıya... Kewell, rakip defansın arkasına Baros’a uzun bir pas verdi. Baros, herhalde futbol değil de voleybol oynadığını hatırladı. Binlerce kişinin önünde topu sol eliyle düzeltti ve Galatasaray’ın ikinci golünü attı. O yardımcı hakem niçin oradadır. Bu tip olayları görmek için değil mi? Fırat Aydınus, “ben çok iyi hakemim” diyor herhalde. Dün akşam gözlerinden rahatsız mıydı ki o pozisyonları göremedi. Ve Eskişehirspor bu golle yenilmiş olsaydı yazık kere yazık olurdu.

Zaten dün akşam Galatasaray’ın kazanacak hali de yoktu. Ümit Karan’ın ayağına çarpan frikik topu Sanctis’in kalesine girince ortalık karıştı. Galatasaraylılar ofsayt diye ayağa kalktı. Ama şimdi sormak lazım o ayağa kalkanlara. Top Ümit Karan’ın ayağına çarpıp Galatasaray kalesine girdiyse bu pozisyon ofsayt mı olur diye. Zira kendi oyuncusu golü atmıştır. Bunu kiminle isterse tartışırız...

Gelelim maç 2-2 olduktan sonra sarı-kırmızılıların maça asılışına... Hakem, Arda’ya yanıma gel diyor, Arda eliyle hayır sen gel diyor. Bakın Galatasaray’da disiplin nerelere gelmiş. Saymaktan ben sıkıldım hakem beş mi altı mı ne sarı kart gösterdi. En sonunda takım kaptanı olacak Ayhan, ters bir hareket yapınca ikinci sarıdan kırmızı kart görüp gelecek hafta takımını yanlız bıraktı. İşin doğrusu şu; Galatasaray defansı bir tek oyuncuyla baş edemedi. Kim mi Youlayla.. Hiç kimse bahane aramasın, Eskişehirspor bu yıl birinci lige çıktı ve Rıza ile birlikte tutunmaya çalışan bir takım. Dünkü maçta Galatasaray’dan ne eksiği vardı: Bana göre fazlası vardı...
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 27. Ekim 2008, 13:36:10
LEVENT TÜZEMEN 
Dolce Vita'nın faturası 


Şiketaş berabere kalmış, Trabzon Antep'e takılmış ve Galatasaray Eskişehir'de kazanırsa ikinci sıraya oturacak. Kafalarda otomatikmen oluşması gereken doğal motivasyon futbolcuların ruhuna bile girmemiş. Çünkü; G.Saray'ın hocası ve oyuncuları Olimpiakos zaferinden sonra belli ki "Dolce Vita" (Tatlı hayat) dolu günler yaşamış..
Ne Skibbe ne de oyuncuları zihinsel olarak Eskişehir maçına hazırlanmadıkları gibi hepsi Eskişehir'i "Nasıl olsa yeneriz" düşüncesiyle hafife almış. Ne oldu? Galatasaray Eskişehir'de utanç gecesi yaşadı.. Koşan, basan, mücadele eden kazanma ruhunu ortaya koyan taraf, Rıza Hoca'nın Eskişehir'iydi ve haklı bir galibiyet kazandı.

G.SARAY NEDEN KAYBETTİ?
1-Skibbe'nin Lincoln'un yokluğunda tek forvetten çift forvete geçmesi büyük hataydı. Çünkü işleyen ve kazanan sistemi bozdu. Lincoln'e çamur atanlar herhalde Brezilyalı'nın Galatasaray için ne kadar önemli olduğunu Eskişehir maçında görmüşlerdir. Nonda-Baros ikilisi ile Ayhan-Meira ikilisi arasındaki mesafede topu tutup oyunu kuracak, araya paslar atacak kim vardı? Kimse yoktu. Kewell-Arda ikilisinden birini Lincoln'un görevine soyundurmayı düşünmeyen ve bunu maç içinde bile göremeyen ve müdahale etmeyen Skibbe'nin ne kadar çapsız olduğu bir kez daha kanıtlandı..
2-UEFA finalini hedefleyen Galatasaray kaleci degajından gol yiyor.. Meira'nın topa havada müdahale etmemesi ve yere çarptırması hataydı ancak futbolda kuraldır: Rakip takımda Youla gibi hızlı ve çabuk bir oyuncu varsa savunmada en hızlı oyuncunuzu bırakırsınız..
En hızlı olan ve ilk yarı çabukluğuyla üç kez kademeye girip tehlikeyi önleyen Sabri, Kewell ve Arda varken korner atmaya gidiyor. Skibbe kenardan "Sen gitme Sabri" diye bağırmıyor..
3-Kewell gibi top tutan, rakibi bekçi yapan oyuncu çıkar da; Mehmet Güven mi girer? İleriye top taşıyacak, rakiple boğuşacak oyuncu gerekir. Yaser kenarda duruyor, oyuna Mehmet Güven giriyor..
4-Bir takım kazandığı önemli bir zafeden sonra yeterince dinlenmezse sahada fizik güç olarak ayakta kalamaz, mücadele edemez ve baskı yediğinde çabuk sinirlenir.. Başta Arda, Baros, Ayhan, Hakan, Emre, Meira ve Ümit adeta sinir küpüydü.. Ümit Karan girdikten sonra takımın sinir katsayısı patladı. . Yenilen ikinci golde top Karan'ın ayağına çarptı ve Karan'ın ofsayt itirazlarına inanan Meira, Servet ve Emre de gereksiz yere sarı kart gördü.
Sonuç; Galatasaraylı futbolcuların hem ruhları hem de ayakları prangaya bağlanmış gibiydi.. Eskişehir yüreğiyle oynadı, savaştı, korkmadı ve haklı kazandı. 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 27. Ekim 2008, 13:36:54
 İLHAN SÖYLER 
Akıllar başka yerde 



Galatasaray formasını giyiyorsunuz, rakiple mi maç yapıyorsun yoksa hakem Fırat Aydınus ile mi?

Bu ne kardeşim... Hangi hakem kararları değişmiş ki, hepiniz birden Aydınus’a hücum ediyorsunuz. Birer birer sarı kart görüp laubali hareketlerle oyunu bırakıyorsunuz.

Arda, sinir küpü olmuş, ben "Arda Turan’ım" diye hakeme posta atıyor. Hakem bunun altında kalır mı? Galatasaray’ın yediği ikinci golde top, bana göre Ümit Karan’ın ayağına çarpıp içeri girdi. Yan hakem ofsayt deyip bayrak kaldırdı. Ancak Fırat Aydınus pozisyona yakın olduğunu belirtip golü verdi. Ondan sonra da, rakibe hücum edemiyorsun, hakeme ediyorsun.

Youla tek başına savunmayı dağıttı

Koca oyun boyunca parmakla sayabilecek kadar Galatasaray’ın pozisyonu bile yok. Youla, Servet ile Fernando Meira ikilisini alıp adeta gezmeye çıkardı. Koca Galatasaray defansı Youla’ya yol veriyor. Sonra kaleci De Sanctis her pozisyonda "çıkayım mı, çıkmayayım mı?" çelişkisi yaşıyor. Ardından suçlu aranıyor. Shabani Nonda ile Milan Baros sanki izinli günlerinde idi. Orta sahada bir tane Ayhan var. Adam topu mu kessin, oyun mu kursun, pas mı atsın? Allah aşkına bir adama bu kadar yüklenilmez ki.

Kewell, sezon başından bu yana ilk kez sahada yoktu. Hiç ağırlığını koyamadı. Dün Galatasaray’da Cassio Lincoln sahada mumla arandı. Lincoln olsaydı, hücum adamlarına ya da kendine pozisyon yaratmasını bilirdi. Oyunu okuyabilir, çözüm üretebilirdi. Eskişehir’in üçüncü golü ise ofsayt kokuyordu.

Es-Es galibiyeti kesinlikle hak etti

Ancak asla bu Eskişehir’in galibiyetini gölgeleyemez. Çünkü Rıza Çalımbay’ın öğrencileri savaşmasını seviyor, Galatasaray’dan hiç ürkmeden galip geleceğinden emin bir futbol ortaya koydu. Yani, dün gece galip gelmesi gereken takım kesinlikle Eskişehirspor’du. Galatasaray’ın bu kadar kötü oyun sergilemesinin nedenlerini Skibbe’ye sormak lazım.

Bu takım 3 gün aranın ardından bu kadar kötü oynar mı? Ne pas veren var, ne kademe yapan ne de gol koklayan var koca Galatasaray takımında. Tabii mağlup olursun, başın önde sahadan ayrılırsın. Çünkü hiçbir futbolcunun kafası maçta değildi. Akılları başka yerde idi. Bu normal sonuç sayın Skibbe...
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 27. Ekim 2008, 13:37:39
İSMET TONGO 
Nasıl maç bu! 


Hey gidi hey, neydi o Eskişehirsporlu günler. İstanbul'a gelirler, İnönü Stadı'nın kapalı tribününe, boydan boya yerleşirler, hiç susmadan takımlarını "Es, es, es. ki, ki, ki, eski, eski, es" tezahüratları ile yeri göğü inletirlerdi. O günleri düşünerek, maçın başlamasını bekledim. Oyun başladığında sahaya daha iyi yayılan, topa daha hakim takım Eskişehirspor'du. Özellikle Youla'nın kanat akınları, hem tehlikeli hem de gol kokuyordu. Nitekim gol de Youla'nın ayağından geldiğinde Galatasaray defansı inanılmaz hatalar yapmıştı. Gol Galatasaray'ı yıkmamıştı ancak beklenen Cimbom ortada yoktu. Ayhan'ın golü Galatasaray için ümit golüydü. Devre Nonda'nın kaçırdığı önemli bir gollük pozisyonla kapandı. İkinci yarı herkesin beklediği, Eskişehirspor'un yorgun Galatasaray önünde daha etkili olacağı idi. Bu yarıda bana göre futbol adına yaşanan iki büyük skandal ve bir kart olayı vardı.

Çok tartışılacak
1- Baros, Kewell'dan aldığı pasla Eskişehirspor 18'inin içine girdi ancak topu sürerken kolla düzeltip vurdu ve golü attı. Ne Fırat Aydınus ne de yardımcı hakem bunu gördü. Haksız bir golü nizami saydılar.
2- Galatasaray'ın yediği gol ise tam bir skandaldı. Skandal, hakem adına değil futbolcular adınaydı. Atılan ceza atışı aşağı yukarı 35 metre cıvarındaydı ve top gol olurken Ümit Karan'a vurdu ve ağlara gitti. Orada duran üç Eskişehirli pasif durumdaydı. Galatasaraylılar bu gole "ofsayt" diye uzun süre itiraz ettiler. Bu itirazlar hataydı ve herkesin sorduğu da "Bunlar kural bilmiyor mu?" idi.
3- Olayların baş kahramanı orta hakem Fırat Aydınus rekora imza attı ve tam 8 sarı kart gösterdi, maç bittiğinde de topu kendisine getiren Ayhan'a ikinci sarıdan kırmızı kartı verdi. Maç 2-2 giderken, Youla ve Lovrek'in golleri ile maç Eskişehirspor'un galibiyeti ile bitti. Bu maç elbette şikebahçe derbisi öncesi tartışmalara sebep olacak. Hele hele Fırat Aydınus gibi bir hakemin maçı bu hallere getirmesi uzun uzun konuşulacak. 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 27. Ekim 2008, 13:41:28
Acil önü hasta dolu
27.10.2008
Bu sene ligde virüs var. Her hafta birileri yatağa düşüyor, bereket virüs öldürücü değil! Eskişehir'deki Galatasaray, maçın son 15 dakikasında sefilleri oynadı. Maçı iyi izleyin göreceksiniz ki;

1- Galatasaray yorgunluktan rakip sahada çok top kaybediyor. Hemen hemen her topu atak yaparken ya da bire bir sürerken rakibe kaptırıyor. Sonlara doğru takımın ayakta duracak hali yok! Bilhassa Baros'un tek müspet hareketi yok. Attığı gol de el yordamıyla... (Bu bitiklik Skibbe'den falan değil, bireysel eksiklikten ve de maç trafiğinden... Bir de oyun disiplininden kopmaktan. Herkes kendini bireysel tüketiyor. Meira da bitti, Ayhan da, Arda da... Bittikleri şurdan anlaşılıyor ki kart görüyorlar!

2- Dakika 20'de Eskişehir kalecisi degaj yapıyor Galatasaray defansında iki kişi var; Meira ve Emre Aşık! Youla tek başına ikisini de 'çabuklukla' katlıyor. De Sanctis de zamanlamayı yapamayınca Youla tek başına üç Galatasaraylıya yetiyor! Nerede Servet? Nerede Hakan Balta? Nerede Sabri?... Daha maçın başı!

3- Baros'un attığı gol geçen haftadan alışkanlık! El yordamıyla... Galatasaray geri düştüğü maçta 2-1 öne geçiyor ve bunu dahi koruyamıyor! Neden? Eskişehir'i 'kek' görüyor da ondan! Olympiakos'u yendi ya! Eskişehir de kimmiş? Bu tavır adama 'diyet' ödetir! Ödediler işte. Burada Skibbe ne yapsın! Bizim takımların genel tavrı bu. Havaya giriyorlar gevriyorlar...

4- Servet bir fenomen! Asla savunma görevini iyi yapmıyor. Aklı fikri ileri kaçıp gole gitmekte, kendini Ronaldinho sanıyor!... Ayrıca sınırlı yetenek, ayrıca milli maçlardan beri yorgun. Ağır gidiyor, geri dönmek için otobüs bekliyor! Servet mutlaka dinlendirilmeli ve kulağı çekilmeli!Hatta kulağından duvara çivilenmeli. İnsan görevini bu kadar ihmal etmez. Servet'in görevi önce kalesini savunmak! Ne yapsın Skibbe... Ancak makaslar... O kadar! Servet megaloman olmuş! Takımı dinamitliyor. Dört golde de yerinde yok! Koşmaktan ölen Meira orta saha oynamasına rağmen her golde defansta... Bunları lütfen görün!
 
 
Futbol takımları koyun sürüsü değildir!
Maçın röntgenini çekmeğe devam ediyorum. Çünkü biliyorum hala Sevgili Başkan Adnan Polat gibi hakeme sallayanlar olacaktır! Evet, hakem iki pozisyonda hatalıdır! Baros'un elle attığında ki onu pek göremez... Bir de Youla'nın ofsayt golünde... Ama şartlar eşit! Bir hataya öteki hata... Niye şikayetçi ki Adnan Polat! Neden biliyor musunuz? O da kendini galibiyete hazırlamış Olympiakos galibiyetinden sonra Eskişehir'i çantada keklik görmüş! Takımının hatalarını göremiyor. Kaybedince hezeyan ediyor. Yanlış!

5-Futbol ekip oyunudur. Futbol takımları koyun sürüsü değildir. Her futbolcunun 'kişiliği' vardır. Galatasaray'da kişilik sapmaları var. Herkes kendini kurtarıcı görüyor. Şimdi yazacaklarımı iyi okuyun ve mümkünse Ligtv'den bu pozisyonu tekrar tekrar izleyin;
Eskişehir neredeyse orta sahadan bir frikik kazanıyor. Paslaşarak kullanıyorlar. Adam 40 metreden vuruyor...
Şimdi Galatasaray savunmasına bir bakın. Sıkı durun!
De Sanctis'in önünde kimler var? Sayıyorum;
Ümit Karan, Baros, Kewell, Meira ve top Ayhan'ın bacakarasından da geçiyor, Ümit Karan'ın kaval kemiğine çarpıp gol oluyor....
Servet, Hakan Balta, Sabri, Emre Aşık yoklar! İyi izleyin. Böyle bir takım olur mu? Karmakarışık! Başıbozuk. Defans forvetin önünde! Güldürmeyin beni...
Sakın ha Skibbe'yi suçlamayın! Skibbe 'deli manyak' olsa böyle yapın demez!

Galatasaray diğer bütün takımlarımız gibi en ufak bir başarıdan sonra havalanıyor! İşte böyle de kafasına tokmağı yiyor. Maçı verenler futbolculardır. Hep beraber oturup bu maçın kasetini seyretsinler bana hak vereceklerdir. Futbol böyle oynanmaz!

6- İkinci Eskişehir golünde Youla ofsayt! Doğrudur ama yenen 4 golün birinde hakem hatalıdır. Galatasaray defansı %75 hatalı demektir. Neden bu görülmüyor!
Ümit'in ayağına çarpan top gol olduktan sonra film gerçekten kopuyor çünkü Galatasaray'ın karizması çiziliyor. Tek savunma var artık; suç hakemin!
On tane Galatarasaylı hakem Fırat Aydınus'a koşuyor... İten kakan, laf yetiştiren... Önceleri Ümit Karan karede yok!... Sonra o da geliyor hakeme bir şeyler anlatıyor... Oysa golü attığını bilen tek kişi Ümit Karan! Ama ne yazık ki o da itiraz edenler arasında!...
Büyük takım oyuncusu böyle olamaz! Utandım.
Ümit Karan yangına körükle gidip 5 arkadaşına sarı kart gösterttireceğine onların yanına sokulup 'aman arkadaşlar gol benden' dese hiç olmazsa sarı kartlar görülmezdi! Nerdeeee... Film kopmuş bir kere... Galatasaray Eskişehir'i kolay lokma görmüş. Kaybedince kendini kaybetti. Yazık!

Şimdi kızın bana...
Şimdi gerçeklerden uzaklaşıp bindirin hakeme...

Galatasaray gibi bir takım kendi hatasını başkasına yüklemez!
Yükleyene de tavır alır.
Adnan Polat'ın da maç sonrası söylemini talihsiz bir beyan olarak yorumluyorum.
İmam ve cemaat meselesi...
Adnan Polat Galatasaray'ın başarısını istiyorsa ki istiyor. Derhal ama derhal, ama saniye geçirmeden takım içinde 'ıslahat hareketi' uygulamalıdır!

 
 
Başıbozukluk Galatasaray'ı bitirir!
7- Youla'yı, Servet ve Emre tutamaz! Skibbe ve Burak Dilmen burada hatalıdır. Skibbe'yi tutacak adam ya da savunmada olacak adam onlardan daha çabuk olan Meira'dır. Koy bu maçta orta alana Meira'nın yerine bir başkasını, çek Meira'yı defansın göbeğine... Çek ki savunma savrulmasın! De Sanctis'e bile 4 gol yedirdiler. Defans hasta olmuş De Sanctis ne yapsın. Kurtarışları da var ama... Önünde defans yok ki. İpini koparan gole gidiyor. Maçın sonlarına doğru geri dönecek mecalleri kalmadı maç da durup dururken 4 oldu!

8- Eskişehir takımının tümü Lincoln değerinde değil! Ama Eskişehir de Galatasaray kadar yorgun değil. Bir ülkenin milli takımına her seferinde bütün takımlardan fazla oyuncu vermek ve üç cephede savaşmak da kolay değil. Ama bunun da bir raconu var. Galatasaray da bunu bilecek. Futbolcusu da aldığı paranın hakkını verecek.
Bu maçta Olympiakos kadrosundan sadece Lincoln yoktu, takım döküldü... Acaba Lincoln 'olmazsa olmaz' mı? Sanmıyorum!
Skibbe de maçtan sonra Lincoln'ü aradık diyor!
Be hocam; Lincoln oynadığı zaman da onu sahada çok aradık!
Neyse...

9- Arda kart görecek hakemi ayağına çağırıyor!
Ayhan topu 'altın tepsi'de sunar gibi hakeme götürüyor. Al bunu sok... Fırına sok ki senin yüzün kızarmıyor bari top kızarsın gibilerden...
Ne hakkı var Ayhan'ın buna!
Maç bitmiş 8 dakika da fazla oynanmış sen Galatasaray olarak geriden gelip deplasmanda öne de geçmiş koruyamamışsın ne yapsın hakem?
Maç bittikten sonra aranırsan adama da kırmızıyı basarlar!
Bak iki hafta sonra şikebahçe maçı var. Ayhan da takımın koşanı... Yazık değil mi...
Şimdi herkes geveleyecek, bunları yazan pek olmayacak Galatasaray'ın da burnu bir türlü gülistan-ı bahardan çıkamayacak!
 
 
İki aksırmakla hasta olunmaz!
10- Olan oldu, Galatasaray kazanacağı maçtan mağlup çıktı.
Skibbe'ye de Burak ve Cevat hocalara da güvenim hala tam. Sorun onlarda değil. Sorun takım halinde futbolun gereklerini yapamamakta. Bu aksaklıkları KÖŞEBAŞLARINDAKİ 'simitçiler' görüyorsa BÜTÜN GÜN Florya'da olanlar görmemezlik edemez. Mesele uygulamada!
Galatasaray iyi takımdır ama kimse de vazgeçilmez değildir.
Defansın göbeği gözden geçirilmeli...
Servet ileri yollanmamalı. İki sebepten;
1-Savunma zaafa uğruyor
2-Servet ileri gitse faydalı olamıyor.
Ayrıca bana göre; oyun disiplinine sadık kalan oyuncu asiden daha iyidir!

Forvet savunmaya gelmemeli...
1-Kupa'nın son ayağı değil, tur atlanacak ve de maçın bitmesine iki dakika kalmış değil, şampiyonluk maçı değil. Daha ligin bitimine 26 hafta var, maçın bitimine de yarım saat... Neden bütün forvet bir frikik atılırken savunmasına gelir?
Ya işgüzarsın, ya kendine güvenin yok korkuyorsun.

Dikkatli bakın, frikik atılırken Galatasaray savunmasında tam 10 Galatasaraylı var, sadece De Sanctis yok! Bu savunma anlayışı değil, başıbozukluktur. Evel ezel forvetlerin savunmaya yardıma gelmelerine karşı oldum, çünkü onların savunma kontrolleri çok zayıf olur. Bırakın savunmayı o yerin sahibi yapsın, forvetler pek pek baraja girsin!
Galatasaray'da tam tersi...
Forvetler defansta, defans hücumda...

Skibbe mutlaka bunlara çare bulmalı.
Galatasaraylı futbolcuları futbol okulunun birinci sınıfına yazdırmalı!

Ancak telaşa da gerek yok!
Galatasaray iyi takım.
Ancak bu söylem de doğruysa o zaman da mevsim başından beri kötü giden şikebahçe de iyi takım; Çünkü aralarında sadece iki puan var!'
İki hafta sonra da Saraçoğlu'nda şikebahçe-Galatasaray maçı var!
Merak etmeyin;
Galatasaray iki kere aksırdı diye hasta olmaz!
Bu sene ligde virüs var!
Öldürmüyor, süründürüyor...
Biliyorsunuz;
Acil önü, hasta dolu...
 
OSMAN TAMBURACI
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: turnusol - 27. Ekim 2008, 13:46:21
Acil önü, hasta dolu... :iyi: :hehe:
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: scatman_35 - 27. Ekim 2008, 15:08:20
Sizin hiç Alpaslan’ınız öldü mü?

Futbol nedir? Takımınıza maçı kazandıran şey nedir? İnce ince düşünülmüş, özenle uygulanmış bir taktik mi? O taktiği yaratan ‘beyin’ mi? Uygulayan futbolcular mı? Taktik maktik hak getirdiğinde sahneye çıkan yıldızlar mı? Yoksa lehinize aleyhinize, artık Allah o gün ne verdiyse, ince ince düdük çalan hakemler mi? Hepsinin özü şans mı yoksa? O topu direkten döndüren ya da filelerle buluşturan, son saniyede dünyanın en iyi kalecisine elinden kaçırtan, yaradana sığınıp vurduğunuzda 90’a takan? İyi bir zemin yeter mi kazanmaya, sadece inanarak kazanılıyor mu gerçekten yoksa? Taraftarı neresine koyuyorsunuz futbolun peki? Birbirine denk iki takım 4-4-2 oynadığında maçı kim kazanacak, söylesenize hadi?
Ben, uzun seneler önce, futbolun taraftar olduğuna inandım... O maçı güzelleştiren, nefis bir stadyum, güzel bir zemin, iyi bir kadro, limonata gibi bir hava kadar, dolu tribünler oldu benim için... Hatta tribünler olduktan sonra, onlar olmasa bile oldu zaman zaman... Ben tribünde edinilen arkadaşlıkları, o haftadan haftaya, 90 dakika için bir araya gelmeleri, tribünde gülme krizine girmeleri, devre arasında maç geyiği yapmaları, kim var kim yok diye bakmaları, tekrarı olmayan pozisyonu kaçırdığında yanındakine ‘Kim attı, kim attı?’ diye sormaları sevdim...

En çok arkadaşlarımı sevdim
Aynı anlamsız tezahüratı, bir profesöre ve bir ilkokul mezununa, bir üst düzey yöneticiye ve kapıcısına omuz omuza yaptıran neydiyse artık, benim sevdiğim tam da oydu... Soğuk havalarda tribünde bir avuç olmanın hissettirdiği ayrıcalığı sevdim ben... Soğuktan donmaya ramak kala patlayan ve tek amacı bizi zıplatarak ısıtmak olan “Çıldır, çıldır, çıldırmayan...” tezahüratını sevdim... Hava ne kadar soğuk olursa olsun, tribünde hissedilen ‘Aslında o kadar da soğuk değil!’ duygusunu sevdim... Yağmurda ıslandığını fark etmeden ıslanmayı, güneşte yandığını anlamadan yanmayı sevdim...
İlk defa çıktığı kız arkadaşını maça getirip, galibiyet sonrası tezahürat yapa yapa eve gittiği için kızı statta unutan salak tribün arkadaşımı sevdim... Her maçı falancanın sağında filancanın solunda, sezonlardır yıkanmayan kokuşuk (aka uğurlu) formasıyla seyretmezse o maçın kesin kaybedileceğine inanan naif erkekleri sevdim... “Bu erkekler neden sadece statta naif?” diye düşünmeyi sevdim... Gittiğimiz fasıllarda bazı şarkıların ‘orijinal’ versiyonunu hatırlamamayı, büyük bir ciddiyetle, kimseye fazla çaktırmamaya çalışarak tribün versiyonunu söylemeyi sevdim... Alelade bir şarkı radyoda çalarken içimden, sırf o şarkı bizim takım gol attığında statta çalan şarkı olduğu için kendimi ‘Gooool’ diye bağırırken yakalamayı sevdim... Maç öncesi tahmini 11’ler yapmayı sevdim... Maç sonrası ev yolunda maç kritiği yapmayı da... Hagi’yi sevdim ben... Hooijdonk’u sevdim... Nouma’yı da...
Ama ben en çok tribünde edindiğim arkadaşları sevdim... En sağından başlayıp, ortasından geçip, en solunda karar kıldığımız tribünde yanında oturduğumuz Sarı’yı, Nevzat’ı, Bülent’i, Emin’i, Zafer’i, Burak’ı, Alpaslan’ı...
Maça gidince orada olduğunu bildiğin bir şeydi Alpaslan... Nasıl Galatarasay’ın tam kafandaki olmasa da öyle ya da böyle bir 11’le sahaya çıkacağı kesinse, Alpaslan’ın da orada olacağı kesindi... Aşağıda durur, pankartları tek tek astırırdı... “Kanka, üst üste gelmesin” derdi... Tribünde kavga da gördüm, korkunç yenilgiler de, ama Alpaslan’ın gülmediğini hiç görmedim ben.... Basketbol maçında da oradaydı, deplasman maçında da... Bursa deyince Ebru telefonda, “O maç haftaya değil miydi?” diye düşündüm anlamsızca...
Bizim arkadaşlarımız daha hiç ölmemişti Alpaslan... Annemlerin uzaktaaaan ahbaplarının başına gelen bir şeydi ölüm... “Kaç yaşındaydı?” diye sorunca “83” cevabıyla gizlice iç rahatlatan bir şeydi... Ama meğer ölüm varmış, korku varmış, bu dünyanın sonu varmış... Sayende onu da öğrendik Alpaslan...


BANU K. YELKOVAN / Radikal
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=901059&Yazar=%20&Date=27.10.2008&PAGE= (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=901059&Yazar=%20&Date=27.10.2008&PAGE=)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 28. Ekim 2008, 02:53:23
Olmuyor beyler  

Yusuf ve Youla'ya önlem alamayan bir hoca G.Saray'ın başında kalamaz Birkaç hafta önce şikeci'in 8-9 puan ilerisinde olan G.Saray bu farkı eritti

Yazıya başlamadan önce okuyacak olanlardan bir ricam var. Yazıyı okurken lütfen yanınıza bir puan cetveli de alınız. Çünkü konu onun üzerinden yürüyecektir. Lütfen hatırlayın ve puan cetveline bakın. Daha birkaç hafta evvel şikebahçe, Galatasaray'ın 8-9 puan gerisindeydi. Bugün ise 2 puan gerisinde. Yani nefesini Galatasaray'ın ensesinde hissettirir hale geldi. şikebahçe, o günlerde kongreye gidecek kadar statlarda "istifa" sesleriyle yaşıyordu. Bugün ise bir çıkışa geçti. İnişteki Galatasaray'ın omuzuna dayandı. Galatasaraylı yöneticiler ve de teknik kadro elemanlarının bu duruma ne diyeceklerini bilemiyorum, ancak gözle görünen hatta hepsinden çok önemli bir şey var. O da nedir biliyor musunuz?

DERBİ MAÇI GELDİ ÇATTI  
Galatasaray bu hafta eğer Gaziantep'i geçebilirse şikebahçe'nin karşısına +2 puanla çıkacak. Hatırlarsınız şikebahçe her kötü gününde Galatasaray'ı yenip moral bulup yoluna devam eden bir takımdı. Eğer bu sene de bu böyle olacaksa o zaman bu statlarda istifa sesleri Adnan Polat ve yönetimine dönecektir! Galatasaray'ın bütün bunları düşünerek çok kısa süre içinde toparlanması lazım dersek acaba çok mu bir şey istemiş oluruz? Görünen köy kılavuz istemiyor. Galatasaray Futbol Takımı'nda ve teknik kadrosunda inanılmaz bir başıbozukluk gidiyor. Kimin ne yaptığı belli değil.

HAKEM HOCASI ŞART  
Örnek vereyim size... Son Eskişehir-Galatasaray maçında nizami bir golü ofsayt zanneden on futbolcunun hakemin gırtlağına sarılması gibi. Burada soru basit: Meslekleri futbol olan futbolcuların, kuralları bilip bilmemesi! Görünen o ki çoğu kuralların çok dışında hatta bihaber. Yönetim ve başkan Adnan Polat'ın süratle bir hakem hocası alması lazım. Futbolcuların itirazlarını önleyecek ve sakinleştirecek bir psikologla beraber bir hakem hocası Galatasaraylı futbolculara bir şeyler öğretmeli. Benim tavsiyem bu iş için en ideal adam Bülent Yavuz'dur. Dünyanın en büyük takımlarının hepsinde böyle bir hakem hocası vardır.

SKİBBE GÖNDERİLMELİ  
G.Saray'da iyi bir psikoloğun olduğuna da inanmıyorum. Teknik kadro her şeyi o kadar çok iyi biliyor ki buna gerek duymamıştır. G.Saray'ın yok olan disiplinine tekrar dönmesi için çok ciddi tedbirlerin alınması gerekir. Eğer alınmazsa Fırat Aydınus'u çevirip 4-5 tane sarı kart görme olayları ardı ardına devam eder. Skibbe süratle gönderilmelidir. Kaybedilen 6 puanlık iki maçta Yusuf ve Youla gibi iki adama tedbir alamayan bir hoca asla G.Saray'ı çalıştıracak çapta değildir. Yönetim, 'G.Saray hiç kimseyi ligin ortasında göndermez" diyor. Göndermeyin ama ligi de nerede bitireceğimizi düşünün.

İsmet Tongo
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Ekim 2008, 10:38:19
SKİBBE GÖNDERİLMELİ
G.Saray'da iyi bir psikoloğun olduğuna da inanmıyorum. Teknik kadro her şeyi o kadar çok iyi biliyor ki buna gerek duymamıştır. G.Saray'ın yok olan disiplinine tekrar dönmesi için çok ciddi tedbirlerin alınması gerekir. Eğer alınmazsa Fırat Aydınus'u çevirip 4-5 tane sarı kart görme olayları ardı ardına devam eder. Skibbe süratle gönderilmelidir. Kaybedilen 6 puanlık iki maçta Yusuf ve Youla gibi iki adama tedbir alamayan bir hoca asla G.Saray'ı çalıştıracak çapta değildir. Yönetim, 'G.Saray hiç kimseyi ligin ortasında göndermez" diyor. Göndermeyin ama ligi de nerede bitireceğimizi düşünün.

İsmet Tongo
(bence eskişehirde bırakılmalılıydı)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 30. Ekim 2008, 13:47:19
şikeci-Galatasaray maçı yaklaşıyor ya...
şikebahçe kanadı da Galatasaray kanadı da bir sonraki hafta oynanacak derbi için resmen konuşlandılar. Füzeleri, patriotları mevzilerine yerleştirdiler ve atışlar başladı...
Hedef hakemler!
Baskı kurulacak ki maçta hakem hatası olmasın.
Olursa ‘biz demiştik’ diyebilsinler...
Sevgili Adnan Polat da Şekip Mosturoğlu da ne ister hakemlerden!
Kendi takımlarının haline bir baksalar ya!...
Hakemlere;
Ayhan altın tepsi içinde top sunuyor...
Edu hakemin kafasına top atıyor...
Sonra yöneticiler hakemleri topa tutuyor...
Yersen!
Özgener Federasyonu hata yapıyor ya... Varsın kulüp yöneticileri de yapsın.
Böyle başa böyle tıraş
Galatasaray forvetleri ve Sessiz Gemi
Galatasaraylı futbolcuların maçlarda; ailece, topyekun gole gitmeleri ve sonra geri dönememeleri bana ünlü şairin Sessiz Gemi şiirindeki dizelerini hatırlattı;
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden
Bir çok maç geçti dönen yok forvetinden...
Yahya Kemal Beyatlı
Galatasaray böyle giderse arkasından çok mendil sallanacak galiba...

 
 
Dikkat dikkat!
Galatasaray-Trabzon 3-0
şikebahçe-Kayseri 1-4
şikebahçe-Bursaspor 5-2
Eskişehir-Galatasaray 4-2
İki şikeci iki Galatasaray maçında, yani dört maçta tam 21 gol, yani maç başına; 5 golden bir fazla...
Daha ne istiyorsunuz?
 
Galatasaray ve Saks mavisi...
Malum Galatasaray denize düşmüş yılana sarılıyor.
Goldman Sachs’tan (saks okunuyor) kredi alacak. Oysa Saks dünyada krizin başlangıcı...
Belki Galatasaray Goldman Sachs’a elini verecek kolunu alamayacak ama genel kurul geçen cumartesi Adnan Polat’a bütün olası risklere rağmen; ‘bu krediyi alabilirsin’ dedi!

Goldman Sachs’tan kredi alınmaması için; Hayrettin Kozak, Murat Ece, Murat Sağman yırtınsa da... İnan Kıraç ’bu işe nokta koyalım’ diyince, arkasından Mükerrem Taşçıoğlu da ‘krediyi alalım’ beyanında bulununca Adnan Polat ve yönetimi rahatladı.

Genel kanı; Sportif A.Ş. ve Futbol A.Ş.’nin birleştirilebilmesi ve Galatasaray’ın bu badireden kurtulabilmesi için bu kredinin alınmasından yanaydı. Ancak;
Şartlar son derece ağırdı...
Teşekkür konuşması için kürsüye gelen Başkan Adnan Polat da genel kurula hitaben şöyle dedi;
‘Teveccühünüze teşekkürler... İnceleyeceğiz, Galatasaray için en uygun şartı arayacağız, krediyi almayabiliriz de...’

Ben de kongredeydim;
Krediye itiraz yoktu, şartlara vardı. Çok ağır; Riva elden gidebilir, Florya risk altında... Aslantepe Stadı da hepten Galatasaray’dan çıkabilir. Zira teminat için onun da loca ve kombineleri Goldman Sachs tarafından kendi alacakları yemiyormuş gibi bir İngiliz firmasına %8 komisyonla pazarlanmak isteniyor.
Daha alınacak kredinin miktarı da belli değil!
50 mi, 70 mi, 100 küsur milyon dolar mı? Belli değil...
Tahvil alım konusu da var...
Yani iş riskli; Galatasaray elden gidebilir!
Bu kredi, alınmazsa da Galatasaray elden gidebilir.
İki ucu kokulu değnek!

Bıçak kemiğe dayandı bir kere.
SPK bastırıyor...
Gizlilik anlaşması da var...
Galatasaray’ın yüksek menfaatleri için kimse fazla bir şey de söylemek istemiyor ama durum kritik...
Doktor ne yersen ye diyebilir...

Ben de diyorum ki; Kulüpler artık Dernekler Kanunu ile yönetilmesin! Genel Kurullar da seçtiği Başkanına ve Yönetim Kurulu’na sonuna kadar güvensin. Yönetimler de bir daha yapacakları işler için genel kuruldan izin almasın. Kötü yaparlarsa da ibra edilmesinler!
Böyle amorf bir durum olmaz! Altı ay önce seçiyorsun altı ay sonra ‘bana sormadan yapamazsın!’ diyorsun. Bun ne perhiz bu ne lahana turşusu...
Genel Kurul seçtiği Başkanına güvenecek.
Güvenmiyorsa seçmeyecek!
Elli kere de benden izin al demeyecek!
Faruk Süren 20’den fazla olağanüstü kongre yaparak tarihe geçti.
AIG iznini öyle aldı!
Sonra ne oldu?
Özhan Canaydın geldi bozdu.
Genel Kurul’un iradesini bir kişi bozdu, hem de milyon dolarlar zarar pahasına...
Böyle saçmalık olur mu?

Ayrıca; Adnan Polat yönetimi de sanırım tarihin en çok oyla seçilen yönetimi; 2148 oy...
Galatasaray’ın hayati önem taşıyan Goldman Sahcs kredisi kongresinde yetki verenlerse, sıkı durun; 309 kişi!
Yasaysa yasa...
Ama böyle saçmalık da olamaz!...

O zaman bu kararın alınması için; seçen hazirun sayısı istensin.
Sayısal madde konsun.
2000 kişiyle seçilecek,
300 kişiyle kabul veya reddedilecek!
Olur mu böyle saçmalık...

Galatasaray’ın bu yetki kongresi, Goldman Sachs firmsının adından mülhem ‘Saks mavisi’ gibi bir şey...
Malum; saks mavisi, gece mavisi... Yani oldukça karanlık...
Ama psikolojide de mavi; sinir sistemini rahatlatan bir renk...
Ayrıca en iştah kapatıcı da bir renk!

Yorum sizlerin, karar Polat’ın
OSAMAN TAMBURACI
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Fat'h ی۱۹٥ - 01. Kasım 2008, 17:01:26
 Galatasaray’ın açmazları
01.11.2008

Kasım ayı Galatasaray için dert ayı. Üç günde bir maç var, takımda da 12 sakat...
UEFA, Lig, Fortis iç içe geçmiş...
Hani kendimce takım kuruyorum, darlanıyorum. Doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor.
Burada Skibbe ve Burak Dilmen hocanın ’katre vahit’ suçu yok!
Sakatlık başa bela...
Bunun adı kader!
Beklemekten başka yapacak bir şey yok.

BU SAKATLIKLAR NEDEN?

Sağda solda uluorta konuşuluyor; bu sakatlıklar neden oluyor diye?
Allahtan!
Kim sakatlanmak ister?
Hangi doktor veya tıp, sakatlığa çare olsun istemez!
Barış’ın tarak kemiği kırık,
Mehmet Topal’ınki ona keza maçta darbeye dayalı sakatlık,
Emre Güngör milli maçta sakatlandı,
Uğur Uçar’ınkini Allah kimsenin başına vermesin...
Bir de Linderoth var ki adam ömründe arıza görmemiş Galatasaray’a geldi sakata ayrıldı, neredeyse malulen emekli olmak üzere...
Aydın Yılmaz mükemmel ama zayıf bünye... O da Allah’tan... Rıdvan gibi.
Serkan Çalık menisküs hem de nükseden... Daha geçmeden...
Bunların hepsi talihsizlik...
Hasan Şaş’ı, ve ufak tefek arızaları saymıyorum; nerdeyse bir takım...
Günah!
Transfer mevsimi gelmeden derde çare bulamazsın.
Ya da zamanı gelecek iyileşecekler.
Medyanın yaptığı; üzüm yemek değil bağcı dövmek!
Haa bir de alt yapı problemi var!

Galatasaray’a alt yapıdan futbolcu gelmiyor, yetenek geliyor.
Futbolcuyla yetenek farklı şeyler. Alt yapı yeteneği bulup çıkartıyor ama o cevheri bilimsel işleyemediği için genç çocuk A Takıma güçsüz geliyor, yeteneği var fizik gücü yok!
Onun için Aydın ve gibiler neredeyse ziyan oluyor bu sadece Galatasaray’ın değil Türk takımlarının derdi...
Neyse yazıya hangi amaçla başladım nerelere geldim...
Ama bunları anlatmadan spor kamuoyuna bir şey anlatamazsın.
Öteki yayın organları gibi ona buna çatarak;
Skibbe’yi asarak, başkanı vurarak, iki futbolcuyu karalayarak zaman geçirirsin.
Esas sebep bu yazdıklarım...
Onun için Kalli alt yapının başına gelsin istiyorum.
Alttan gelen sağlam gelsin. ki, koydun mu A takımına ortalığı yırtsın.
Avrupa öyle yapıyor...

Ama bizde;
Öyle bir manzara yaratılıyor ki; Galatasaray’da yönetim kötü, o yüzden bunlar geliyor başa...
Yani; Adnan Polat, Dr. Mehmet Kurtoğlu, Skibbe falan el birliği ile takımı dinamitliyor!
Olur mu hiç böyle şey.
Medyanın bir bölümü Galatasaray’la sorun yaşadığı için ‘Vurun Kahpe’ye filmi vizyona giriyor.
Amaç ve eşhas belli!
Affediniz ama;
Bu girişi yapmak vacip olmuştu!..
Gelin Check-up yapalım

Florya için şu benzetme yapılabilir;
Ey Yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak
Sakatlar ordusunun yattığı yerdir
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın
Patlamaya hazır bir takımın olduğu yerdir.

Galatasaray’ın bütün sorunu sakatlardır. Takım öyle bir açmazın içinde ki sebepler belli çareleri sınırlı. Ama Galatasaray bu kaderi yırtacak ve yakında patlayacak.
Ya havai fişek gibi ses getirip renk cümbüşü olacak
Ya gerçekten patlayacak! Bummm olacak!

Gelin takımın bir röntgenini çekelim.
Check-up yapalım, pozitif-negatif değerleri saptayalım
Kalede sorun yok defans ödem yapmış!

De Sanctis pozitif değer. Neşeli ve güvenli, uyum sorunu yok.
Defansta ödem yapmış yerler var; sağ bek sorun. Ona tek çare Ocak’ta takviye...
Uğur’un iyileşmesi vadeye bağlı. Bu sene zor gibi, şansı yardım ederse vade çabuklaşır, kader isyan ederse vade uzar!
Sağ bekteki Sabri için; siz deyin ‘geçici görevde’ ben diyeyim ‘hava değişiminde’ ancak Sabri orta alanda daha iyi, sorun onu yerinde oynatamamak, lakin sağ bekte de başka adam yok! Sabri mecburiyetten sağ bek!
Barış sağ bekte oynayabilir ama o da sakat! Bence Barış Galatasaray takımının dinamiğidir. Onu da sağ bekte oynatmak Ferrari’yi keçi yoluna sürmektir... O da sağ bekte olmamalı, orta sahada oynamalı ki rakibi ısırsın...
Bu iki oyuncu sakatlıklar yüzünden hep ‘geçici görev’deler.’
Eğer sakatlıklar olmasın Galatasaray tadından yenmez, kim oynamasa dedikodu olur...
Çünkü hepsi birbirinden iyi...
Yeri gelince bu konuyu da ele alacağım...

Hakan Balta sol bekte ‘metal yorgunluk’ yaşayabilir, mutlaka dinlenmeli. Ama zor.
Alternatifi hazır kuvvet Volkan’dır. Hakan’ın da orta alana kaydırılması gereksiz, esas yeri sol bek, orada verimi daha yüksek. Orta alan için sınırlı yetenek!
O da mecburiyetten orta alana sürülüyor çünkü o mevkiin adamları sakat!
Meira da ortada. Neden?
Adam yok da ondan...
Oysa Meira da bana göre defansın belkemiği. Orada oynamalı verimi artmalı.
Bakın dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyoruz;
Sakatlıktan kaynaklanan açmazlar...
Defansın göbeği sırça köşk!

Servet ‘sermayesi kediye yüklenmiş’ bir Servet!
Bitmek üzere... Yorgunluktan...
İleri gidip geri dönememesi yorgunluktan... İsviçre’den beri...
Laf anlamaması da yorgunluktan, beyni durmuş adeta...
Solunum yetersizliğinden...
Biri mutlaka Servet’e yaptıklarının yanlış olduğunu, esas görevinin gol atmak değil gol yedirtmemek olduğunu hatırlatmalı...
Ve kulağını çekerek her dakkaulu orta ileri çıkışlarını engellemeli...

Galatasaray’ın defansı en sorunlu yeri... Sırça köşk!
Sakatlıklardan dolayı Servet’i dinlendiremezsen o zaman, ona lafını dinletmesini bileceksin!
Mum edeceksin.

En ideal defans; Sabri, Meira, Servet, Hakan Balta...
Emre Güngör iyileşti, ohhh!
Emre Aşık devamlı olmaz ama sağlam bir yedektir,
Murat için vakit henüz erken,
Sağ bekte ‘Eyvah’ var!
Solda Volkan...
Uğur, vadeye kurban!

Bir de Mehmet Topal var... Defansın göbeği için yedek akçe...

Yazı uzadı, ötesi haftaya...
Orta saha ve forvet mükemmel ama...
Sorunlar isimlerde...
Çok büyük isimler, çok küçük hatalara gebeler...

OSMAN TANBURACI
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 04. Kasım 2008, 02:50:04
Halilibrahim Sofrası

03.11.2008
Kimi kuru ekmeğe talim eder, kimi baklava börek yer... Kiminin sofrasında vardır kuzu şişi, kiminin çorba içerken kırılır dişi... Hamdolsun Galatasaraysan, futbolun sırrını çözmüş isen, mazinde UEFA yatıyorsa, o yıllar unutulsa da Galatasaray tarihe de baş kaldırır, lider Trabzon'u Kupa maçında muma çevirmiş Gaziantep'e de...

Galatasaray, ligin efesi Gaziantep'i 3-1 yenerken ultrAslan'a da Ali Sami Yen'de mükemmel bir ziyafet çekti. Sanırsınız çimler üzerine Halilibrahim Sofrası kurulmuş...
Abartmıyorum, maçı seyrederken 'keyif katsayım arttığı' için size bu zevk anını seçkin futbola yakışan şekilde aktarıyorum...
Gerçekten güzel bir maçtı, tarif et deseniz; güzel oyunu anlatmaya kelimeler yetmez...
Kıskanlar için söylüyorum; inanmayanlar aklı başında bir arkadaşına sorsun, hatta bir 'futbol doktoru' bulsun, nedenini öğrenip bu futbolun 'reçetesini' alsın!
 
 
Yarım saatlik fırtına
Lezzet kısa sürdü diyenler için söylüyorum; mevsim yağmuru kısa sürer ama o toprak kokusu yok mu o toprak kokusu... Adamın burnundan gitmez. En güzel yağmurlar 'Baran-ı Nisan'dır... Nisan yağmuru yağar durur sonra tekrar yağar... Tabiat uyanır...
Neyse... Edebiyat bitti...
Bağışlayın çok zevkli bir maçtı...
Gol vardı, goller vardı...
Hücum vardı, servis vardı...
Üst üste üç pas yapılamayan ne maçlar görmüşken bu gözler, dünkü maç rüya gibiydi...
Kapat gözlerini sırt üstü yat; her bir Galatasaraylı futbolcu için gökten beşer onar yıldız topla...

Teşekkürler Skibbe...
Teşekkürler Burak Dilmen Hoca, Cevat Hoca...
Şimdi soruyorum;
Skibbe gitsin mi?
 
 
Makas futbolu
Kewell, Lincoln, Arda hepsi hovarda... Alıp veriyorlar... Olmadı bi daha alıp veriyorlar... Olmadı bi daha... Bi daha... Şarkı gibi. Taa gole kadar. Goller sıra dışı imalat!
Baş makastar kim; hepsi...
Malum, Galatasaray 'makas futbolu' oynuyor... Makasın ağzı açıldı mı bilin ki kapandığında rakibi ısıracak ve seyredenin ağzı açılacak!
Goller seyirlik,
Goller üretim harikası,
Goller takım ürünü, bireysel değil!...
Arda, Lincoln, Kewell...
Baros, Ayhan, Meira...
Re re re... ra ra ra... Gassay Gassay Cim Bom Bom...
 
 
Kem küm eden medya...
Şiketaş tıss, şikeci pıss... Medya hala kem küm ediyor...
Gaziantep maçını bırakıp;
'Kewell sakat!'
'Eyvah!... Benfica maçında Kewell yok!'
'Ancak yarım saat oynuyorlar!'
'şikeci maçı kayıptır!' diyerek başlıklar atarak, canım Antep maçını es geçiyorlar!

Bu ülkede Galatasaray kıskanılıyor...
Onun için sordum Skibbe gitsin mi diye?
Aragones'in takımı dökülüyor,
Ertuğrul Sağlam gitti de ne oldu?
Ama ille de Skibbe...
Galatasaray da seyredene zevk veriyor.
Ama 'film kısaymış!'
Bul uzun metrajını, onu seyret!
Var mı?

Yahu el insaf!
Galatasaray, Gaziantep'i sürklase ediyor, Antep golü Arda'nın 'acemi penaltısı'ndan buluyor, medya hala bunları görmezden gelip Galatasaray'ın kuyusunu kazıyor!
Evet, Gaziantep goller kaçırdı...
Ama Galatasaray daha ilk yarı durumu 6-0'a taşırdı...
Bunu da söylesenize...
Etmeyin yahu!
Ayıptır yahu!...
Bırakın Galatasaraylı güzel futbolun zevkini yaşasın!

Sabah gazetesinde mükemmel Gaziantep maçının ardından Hıncal'a sorulan sorulara bakın;
'Son 11 maçın 9'unda gol yiyen Galatasaray, Benfica ve şikebahçe'ye nasıl oynamalı?'
Elinin körü!... Soruya bak soruya...
Gaziantep maçıyla ne ilgisi var bu sorunun...
Hıncal ne cevap veriyor önemli değil, medya Galatasaray'ın Gaziantep karşısındaki mükemmel oyununu 'es' geçiyor. Mesele bu!
Eğer ki şikeci bir 'gıdım' iş yapsın manşetlere çıkıyor.
Komik!

Bu hafta Galatasaray'ın oyunu kadar zevk veren bir başka müsabaka varsa, gelin gider yapalım.
Hepsi futbol adına keçiboynuzu,
Galatasaray keyif veriyor ama beğenen yok!
Hala 'öküz altında buzağı arayanlar var...'
Bir kere de helal olsun deyin!
Bir kere de yarım ağızla aferin deyin ki bi dahaki sefere tenkit hakkınız olsun!
Ayıbın da bu kadar şeddelisi olmaz!
 
 
Maçın özel notları  
Kewell, Lincol, Arda bunlara ilaveten, Baros...
Bin sayfa şömiziye kaplı roman... Yani futbolun kitabı! Maç başladı on dakka geçmedi Arda sağdan sola geçti, Kewell sağa... Futbol rüzgarı esmeğe başladı. Rakip de Gaziantep... Takır takır oynuyor Nurullah Sağlam'ın takımı... Başkan İbrahim Kızıl da iyi takım yapmış. Tabata, Eduardo, Deumi, Erman, Hakan Bayraktar, bilhassa soldan bindiren Korkunç İvan... Bunlar zehir gibi futbolcular. Zurita.... Beto ve Murat Ceylan da yoklar!... Gaziantep bir süre oyuna ağırlığını koydu ama yetmedi;
Galatasaray Ayhan ve Meira ile başlattığı ataklarda büyük işler yaptı. Bu ikili dün coştu...
Ayhan çok koştu, rakibe bastı, ileri geri, mekik gibi çalıştı.
Meira hem defansına yardım etti hem takımını atağa kaldırandı. İleri sokuldu, gol bile aradı...
Kewell başlı başına 'çift beyin.' Top ayağına geldi mi bil ki 'dilim pizza' servisi başlıyor. Mükemmel... Şaşılacak bir sürat ve hatasız paslar.
Neymiş hastaymış...
Kewell karaciğer hastası olduğu için ancak 60 dakika oynayabiliyorsa;
Koşmayan Alex demek karaciğersiz!
 
 
'31 yapan varsa' beri gelsin!
Galatasaray defansı ile ofansı arasında bütün hatlarıyla mekik dokuyor.
Lincoln de 'harikalar kumpanyası'nın baş aktörü; dağıttığı paslar attığı gol, ayakta alkışlanır. Rakibi de takipte...
Arda bir başka 'küçük dev adam' rakibi tülbentten geçirip' süzüyor. Attığı attırdığı goller, defansına koşarak yardımı çok olumlu...
Galatasaray bu şekilde oynadı.
Neymiş yarım saatmiş!...
'31 yapan varsa' beri gelsin!
 
 
Servet'in kulağı çekik!
Belli ki Servet'in kulağı çekilmiş...
İleri kaçmayınca Galatasaray defansı ayakta kaldı. Servet bir kere gitti, yüreğimiz hoplattı.
Savunma görevini üstlenince de takım rahatladı.
Kalede De Sanctis güven veriyor. Zamanlaması, topa çıkışları, altı pasa hakimiyeti çok iyi. Cesareti en büyük meziyeti...
Baros için de övgü gerek, rakiple iyi becelleşiyor...
Presi de var, yıkılmadan ayakta kalışı da...
De Sanctis'in degajını göğsüyle indirmesi de, rakibi topla geçmesi de...
Sağa sola deli dolu koşmak, rakibi oyalamak marifet değil...
Baros gibi oyuna katkıda bulunmak, topu kullanmak, arkadaşlarından kendine servis yapılmasını beklemeden, arkadaşlarına servis yapmak güzel şey. Hem de rakipten çalarak!

Galatasaray, Gaziantep'i 3-1 yendi, mükemmeldi...
Bir de fiyaka süresini uzatırsa rakiplerin boyları kısalır!
Değil Galatasaray'ın kafalarına vuracağı tokmaktan...
Rakipler Galatasaray'a saygı duyacağı için başları öne eğilecek de ondan boylar kısalacak...

Teşekkürler Galatasaray.
Sakatlar orduna rağmen; Örneksin...

 
OSMAN TANBURACI
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 04. Kasım 2008, 10:02:10
Ne yazık ki Galatasaray’da yine parasızlık krizi hortladı...

Bugünü kadar ödemelerde bir aksama olmamıştı ama şimdi “parasızlık” tüm haşmetiyle etrafı sarmış durumda...

Sayıları bir elin parmağını geçmeyen yöneticiler, sürekli çözümler arıyorlar ama açıkcası zorlanıyorlar...

Bu işin bu noktaya gelmesindeki en önemli neden Galatasaray’ın şampiyonlar ligine girememesi ve oradan gelmesi planlanan 15 milyon Euro’nun buhar olup uçması...

Çünkü sezon başı hesaplamalarında bu yoktu...

Şampiyonlar ligine girilseydi her puan paraydı, bu da olmadı.

Skibbe’nin katkısıyla kriz Galatasaray’ı da vurdu.

Şimdi ne mi olacak?

Başta Adnan Polat olmak üzere; Yiğit Şardan, Işın Çelebi, Mümtaz Tahincioğlu, Mehmet Helvacı ve diğer uzmanlar bir araya gelip “ekonomik krize çare bulacak...”

Florya tesislerindeki elektirik düğmelerini kapatmakla bu işler olmaz...

Demek ki... Her zaman evdeki hesap çarşıya uymaz.



Neredesiniz?

Geçen gün sevgili kardeşim Raşit Altun, çok güzel bir habere imza attı... “Deivid döndü, bizimkiler hâlâ dönemedi.” diye...

Bence hoş bir haberdi...

Ben tam olarak hatırlamıyorum, Linderoth, Uğur Uçar, Serkan, Barış , Orkun, Emre Güngör ve diğerleri ne zamandır yoklar...

Ne zaman dönecekler?

Birileri cevap versin...

Çünkü verilen “İki hafta kaldı, son düzlükteler, dönüyorlar, geliyorlar” lafları karın doyurmuyor...

Neredeler?

Neden dönmüyorlar?

Ayağı kırılan Deivid dönüyorsa, gol atıyorsa bu çocukların akibeti ne olacak?

Ben Türk hekimlerine güvenen, onlara sonsuza kadar inanan biriyim...

Ama birileri çıkıp bir şeyler anlatsın... Lütfen...



Bir fincan kahve olsam

Bir türkü vardır eskilerden... “Bir fincan kahve olsam, 40 yıl hatırım vardı” diye...

Portekizliler’de de meşhur kahve herhalde. Örneğin Meira... Kahvekolik resmen.

Özel bir kahve makinesi var. Paketlenmiş kahvelerle birlikte makinenin de her deplasmanda yanında olmasını istiyor.

Küçük de değil bu makine, koskoca bir alet.

Peki bu paketi kim taşır? Elbette malzemeci Veli veya Hasan...

Keyfini kim sürer; Fernando Meira...

Kahve içmek iyi güzel de... Oynadığı futboldan rahatsız yöneticiler, “tekmeye kafasını uzatmıyor, günü idare ediyor” diyorlar, ona göre...

Bir kahvenin 40 yıl hatırı kalmış artık eski türkülerde.



İstikrar, ne olur G.Saray’a da gel

Bursasspor maçında Yusuf Şimşek’e önlem aldıramadı, Skibbe’yi uyarmadı diye Ümit Davala gönderilmedi mi?

Oysa bana göre bu mantıksızlığın ta kendisiydi...

Eskişehir maçını düşündüm bu kez de. Youla elini kolunu sallaya sallaya ceza alanına içine girerken, gol atarken bu kez yedek kulübesinde Burak Dilmen hocam vardı...

Yani şimdi de Burak Dilmen mi gönderilmeli ?

En büyük holdingler, patronlar, en büyük kulüpler başarıda neyi kıstas alır... İstikrarı değil mi?

Günü kurtarma adına yapılan operasyonlar ancak zaman kazandırır, geleceği değil...

Bu Manchaster Kulübü’nü yönetenler aptal mı? Alex Ferguson’u 22 yılın üzerinde işin başında tutuyor... Arsenalli Arsen Wenger 12 yıldır çalışıyor, Auxerre’i Guy Roux 40 yıl aralıksız çalıştırdı...

O kulüpleri yönetenler zırt pırt operasyonlar yapmadılar...

Çünkü işin başına birini getirken karizmasına, geçmişine, takıma ne vereceğine, vizyonuna bakıyor adamlar...

Bizdeki mantık şöyle : “İyi ve sessiz ve mülayim bir adam canım. Hem de efendi...”

Yani adamın kolundan saatini alıyorlar, adam uyuyor, yardımcısını gönderiyorlar melül melül bakıyor, Yusuf da, Youla da şov yapıyor...

Florya’da neler oluyor?


Bahri Havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=134418,10,47
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 04. Kasım 2008, 10:34:51
TURGAY ŞEREN 
İyi oyun şanslı goller 

Galatasaray sahaya çıkarabileceği en iyi kadroyu çıkardı. Hiç kimse aksini söyleyemez. Kenarda kalan bir Nonda bir de kulübeden oyuna giren Ümit Karan var. Galatasaray defansı çok dikkatli oynadı. Kimdi bunlar; Sabri, Emre, Servet, önce Hakan Balta sonra Kewell’ın yerine girip Hakan Balta’nın yerini alan Volkan. Rakiplerine göz açtırmadılar diyemem ama onlara gol fırsatı da vermediler.

Arda’nın defansa gelip yaptığı bir penaltı var. Arda’ya önce sormak lazım: Senin orada ne işin vardı? İkinci soru da; voleybol oynar gibi niye topa elle vurdun? Allah’tan Deumi’nin yaptığı çok büyük bir hata sonucu kalecisiyle anlaşamaması Arda’nın 3. golü atmasına neden oldu. Bir anlamda Arda gereksiz yere penaltı yaparak rakibe hediye ettiği golü telafi etti.

Bu kez Galatasaray orta sahasında Meira’yı çok iyi buldum. Oynaya oynaya Galatasaray defansının önünde, ön libero görevini benimsemiş gözüktü. Dün akşam da çok iyiydi. Hem hücuma katıldı, hem rakibi defansının üstüne gelmeden bastırdı, hem de defansa yardım etti ve onların kademesine girdi.

Kewell ilk geldiği gibi değil. Attığı gol tam bir şans golü. Sol taraftan yapılan bir ortada hiç kimse topa müdahale etmedi, Kewell aradan fırladı, ilk golü attı, kaleci sadece bakakaldı.. Bu tam bir şans golüydü. Gelelim ikinci gole: Kaleci Tolgahan eline gelen topu kaçırdı, sadece duran toplarda görev yapan ve oyunda olduğu belli olan Lincoln boş kaleye ikinci golü attı.

Galatasaray için çok şanslı bir hafta oldu. Rakipler puan kaybetti Galatasaray gerçekten güçlü rakibini yenerek zirveye doğru tırmandı.

Gaziantepspor’un Tabata diye kısa boylu bir Brezilyalısı var. Nereden bulmuşlar, nasıl almışlar, kaç para ödemişler onu öğrenmek lazım. Sahada en çok koşan, futbol oynamak isteyen ve oynayan, süratli, bir de üstelik fevkalade bir penaltı golü atan bu Tabata Gaziantepspor takımında çok güzel şeyler yapacak ve kendisini izleyenler mutlu olacak.

Hakem Özkahya Gaziantep’in kalecisine verdiği bir geri pası anlayamadı. Oysa bu bir geri pastı ve Gaziantep kale sahası içerisinden endirekt vuruş vermeliydi ama uyudu.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 04. Kasım 2008, 10:35:29
LEVENT TÜZEMEN 
Klas ama yorgun 

Trabzon ve Olympiakos maçlarını kazanan kadro Gaziantep karşısında sahadaydı. Yaratıcı, kaliteli ve ayağa isabetli pas yapma becerisi yüksek oyunculardan kurulu Galatasaray, ilk yarım saatte futbol resitali yaptı.
G.Saray kenarları kullanarak hücum ediyor, Baros atılan her topu göğsüyle önüne alıyor, Ayhan ve Meira'nın orta alanda yarattığı rahatlıkla Lincoln istediği gibi top kullanıyor ve araya mükemmel final pasları bırakıyordu. Skibbe, Eskişehir'de iki forvet yerine, oynamayan Lincoln'ün yerine bir oyuncuyu takıma monte etseydi işleyen sistem bozulmaz, G.Saray da etkisiz olmazdı. Lincoln geniş alanı seven, ters çalımlar atan ve hücum hattı ile AyhanMeira ikilisi arasındaki boşluğu dolduran, top saklayan bir oyuncu. Ayrıca "Koşmuyor" diyenlere ben katılmıyorum. Gaziantep karşısında klas bir gole imza atarken rakibi de kovaladı, pres de yaptı. İlk yarım saatte Baros, Kewell ve Arda yakaladıkları pozisyonları atsa maç erken kopacak, G.Saray Arda'nın golüne kadar çektiği sıkıntıyı çekmeyecekti.
G.Saray'ın etkili olduğu anlarda Sabri ve Hakan Balta'nın yaptığı bindirmeler de önemliydi. Art arda şok goller yiyen Antep, Arda'nın neden olduğu penaltıdan sonra yeniden maça asıldı. Top kullanma becerisi yüksek ve kafası radar gibi yukarıda oynayan Tabata, Gaziantep'in maestrosuydu. Murat Ceylan, Murat Şahin ve Beto olsaydı kafa kafaya bir maç olurdu.

CANKURTARAN EMRE AŞIK
İkinci yarıda Galatasaray'ın yorgunluk sorunu yine ön plana çıktı. Kewell, Baros, Arda, Hakan Balta ve Meira fizik olarak düştü. G.Saray rakip kaleye gidemiyordu. Eğer Eduardo iki net fırsatta topu kafasıyla köşelere gönderse Gaziantep skora ortak olurdu. Tribünlerin "Golü yedik" dediği anda Emre Aşık ikisi ayakla, biri kafayla üç kritik dokunuş yaptı. Gaziantep'in risk aldığı sırada Ümit Karan'ın kafayla indirdiği topa Arda üç kişinin arasında akıllı vurup işi bitirdi. G.Saray'ın bu 11'inin teknik kapasitesi yüksek ama takım savunması zayıf. Çünkü koşan oyuncuların sayısı çok az. Barış, Topal, Serkan Çalık gibi dinamizmi yüksek oyuncular bir an önce dönmeli. 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 04. Kasım 2008, 10:36:08
 KANAT ATKAYA 
X-Files gibi 


F.BAHÇE ve Şiketaş’ın puan kayıpları neticesinde Gaziantepspor maçı fikstürdeki joker maç konumuna yükseldi. Futboluyla kimi zaman zevk verse de taraftarında tedirginlik yaratan Galatasaray’ın rakibi, ligdeki belalılarından.

Geçen sene iki maçta da berabere kalmıştı Galatasaray’la Gaziantepspor. Bu sene kadroları daha iyi. Lig gerçekliğine hakim bir hocaları var: Nurullah Sağlam. Tabata, Zurita gibi "sürprizli" oyuncuları var.

Puansa mesele Galatasaray kadar onlarda puan toplamış.

Ayrıca deplasman maçlarında daha etkili bir takım olduğu biliniyor.

***

Fakat Galatasaray da sıkışmış vaziyette. Hafta içi Başkan Adnan Polat, "Sayıyla kendimize gelelim!" konuşması yapmış. Ufukta Benfica ve şikebahçe maçları var.

Herhalde, "En iyisi biz Gaziantepspor’u yenelim de sonrasına bakarız" diye düşünmüş olacak sarı kırmızılı futbolcular.

Maça çok hızlı başladılar, rakibinin nefes almasına imkan tanımadan sezonun kahramanlarından Kewell ve Lincoln ile çabucak 2-0’ı buldular.

***

Bu noktadan sonra Galatasaray açısından Pilav Günü gibi geleneksel bir hal almaya başlayan "kaşıntı süreci" başladı.

Arkaya adam kaçırmalar, rakibe manasız ikramlarda bulunmalar... Sonunda Arda olaya "el koydu", Galatasaray penaltıdan golü yedi, kendini bir güzel sıkıntıya sokup rahatladı!

***

Bir de "kaybolan futbolcular" meselesi var.

Galatasaray’da tuhaf, X-Files (Gizli Dosyalar) dizisi tadında işler oluyor.

Maç içinde bazı futbolcular dönemsel olarak buharlaşıyor, sonra arada bir belirip yeniden uçuveriyorlar.

Mesela Ayhan, mesela Lincoln, mesela Hakan Balta...

Sabri son maçlara göre formsuz, Baros ise son maçlarda olduğu gibi şanssız ve formsuzdu.

Gaziantepspor 60. dakikadan sonra iyice pestili çıkan Galatasaray’ı beraberlik için epeyce zorladı.

Taraftar, "Ha yedik, ha yiyeceğiz golü!" derken Arda’nın "yok olup yeniden belirerek" attığı gol geldi ve bu sayede zorlu haftaya iyi bir başlangıç yaptı Galatasaray.

Ama bu futbolla Benfica ve şikebahçe’ye karşı ne olur?

Bekleyelim görelim.

Sakin ve makul bir derbi haftası dilerim...
 

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 04. Kasım 2008, 10:36:50
 İLHAN SÖYLER 
Galatasaray rahatladı 

İLK 10 dakika sağ kanatta oynayan Arda, Kewell’a gitti. "Gel kardeşim bu tarafa ben sola geçiyorum" deyince bir anda kanatlar değişti. Bu değişim, Galatasaray’ı ateşledi. Arda’nın kanadından da goller geldi.

Sonra Galatasaray, biraz tempoyu düşürdü, ara sıra çıkarttı. Golleri bulmak istedi, olmadı. Olmayınca da oyundan soğudu. Hele, sağ kanatta oynayan bir Sabri vardı ki İstanbul türküsü gibiydi. Telgrafın tellerine kuşların konduğu gibi Gaziantep de Galatasaray’ın sağ kanadına işte öyle kondu. Antep’in kullandığı penaltının gelişimi onun kanadından başladı. Sabri, yanından geçen kuşu tutmadı, yalnızca bakmakla yetindi ve gerisini herkes gördü.

Takımda bir kaptan var ki her şeyiyle o bandı hak ediyor. Oyunun temposunu ayarlıyor, takımının her hareketini okuyor ve yönetiyor.

Servet, yine başladı son günlerde kötü huyuna. Sürekli arkasına adam kaçırıyor, sonra da etrafına bağırıyor. Bir de Arda’ya birkaç lafım var. Sen bu takımın artık yıldızısın. Sen kendi sahandaki maçta top kaleye girecek olsa bile nasıl onu elle kesersin. Hele ki haftaya şikebahçe maçı varken? Hakem kazara, bir kırmızıyı çıkarıp yüzüne vursa, bunun telafisi olur mu? Soruyorum sana Arda Turan?

Skibbe ne yapsın?

İkinci bölümde Gaziantep gerçekten G.Saray’ın üzerine karabasan gibi çöktü. Rakip sahada top oynamaya başladı. Sanki G.Saray’ın üzerinde bir ağırlık vardı. Ama istekli oyuncular biraz daha kendini sıkınca Galatasaray’ın üstünlüğü yine ortaya çıktı. Örnek mi? Milan Baros. Adam o kadar gol atmak istiyor ki, kendini adeta yırtıyor ama bir türlü golü bulamıyor. Bir de Antep’in yaptığı geri pası hakem Halis Özkahya çalmayınca Galatasaray iyice kendine geldi. Gol atma zamanı yoksa gider bu iş dercesine Galatasaray canlandı. Ve Arda herkese ’oh’ dedirtti..

Skibbe’ye de hak vermek lazım. Tamam, Galatasaray bazı maçlarda düşüş yaşıyor. Ama, bakın bir Galatasaray’ın kadrosuna sakatların dışında Skibbe’nin sahaya süreceği kim var? Bunları düşünelim, ondan sonra bu adamı yargılayalım. Adamın zaten oynatabileceği oyuncuların hepsi sahada gerisi de tedavide. Galatasaray ne zaman çıkışa geçecek biliyor musunuz? Sakatları düzelecek işte o zaman Florya’da forma savaşı rekor düzeye uaşacak ve herkes daha iyi bir Galatasaray izleyecek. Şimdiden buradan herkese duyurulur.

Bu arada son bir dipnot, Galatasaray dün aldığı galibiyetle Kadıköy’e de çok rahat çıkacak.

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 04. Kasım 2008, 10:37:25
 YALÇIN DÜMER 
Arda Arda Arda 

Galatasaray geride kalan iki maçın acısını çıkarırcasına, istekli çıktı Antep önüne. Arda’nın incesi, Kewell’ın büyüleyici vuruşu... Adama boşuna ‘büyücü’ demiyorlar. Attığı golle hafta içi fi tarihinden kalma hastalığını gündeme getirenlere, selam olsun diyordu Avustralyalı haklı olarak. Gol pozisyonlarını yazıya dökmek, pek huyum değildir. Ama gerek hazırlanışı, gerek finali derslikti Arda-Kewell işbirliğinin. Ardından Lincoln çıktı kürsüye. Şu bir gerçek ki, bu takım Lincoln’lü bir başka oluyor. Tabii Brezilyalı oynarsa. Oynadı da... Hem de tüm gücüyle ve şıklığıyla. Arda’yı unuttum zannetmeyin. Florya’nın afacanının refleksi heyecanı arttırdı sadece. O kadar hata kadı kızında da olur diyelim. O pozisyon hariç, negatif hiç bir hareketi yoktu. Ve gecenin yönetmeniydi bir anlamda. Kendi dışında takım arkadaşlarını da oynattı, figüran olmalarına müsade etmeden. İmzasını da sona bıraktı.
Galatasaray’ı toparlanmış gördük. Bunda futbol oynamak isteyen Antepli oyuncuların da payı büyüktü. Özellikle ilk yarısı keyifli bir maç izledik. Baros’un cömertiği, hakemin Arda’ya yapılan penaltıyı vermemesi ve ters kararları gerilimi son ana kadar taşıdı. Hemşehrilerinin puan kaybettiği haftada Galatasaray zorluk dereci yüksek olan karşılaşmada, üç puanı hanesine yazdırarak perşembe akşamı için moral depoladı. Ne diyelim, darısı Portekiz gecesine.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Fat'h ی۱۹٥ - 04. Kasım 2008, 10:52:55
benficanın oyun dizilişi ve oyun anlayışı nasıl hangi oyuncular oynuyor zayıf yanları nedir bilen varmı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 10. Kasım 2008, 11:57:47
KIBLEM ATATÜRK

10 Kasım'da O'nu minnetle anarken bildiğim tek şey şudur;
Elhamdülillah Müslümanım, Allah yolunda kıblem var.
Çağdaş dünya yolunda, ülkemin bekası için de kıblem ATATÜRK'tür...
 
 
Büyük başkan takımı hocaya götür!  
Öncelikle her şartta bu işi başardığı için şikebahçe'yi tebrik ediyorum.
Galatasaray'ı yine yendi, hem de farklı yendi.
Hem de sahaya çıkaracak takım bulamazken...
Hem de Alex'i, büyük umut Emre'si sakat iken...
Aurellio'su yok iken...
Josico'su, Deivid'i, Vederson'u altı aydır top oynamamışken...
İngiltere'de Arsenal'e karşı yorgun düşmüşken...
Rakibi, Benfica'yı yenip ülkesine moral yüklü gelmişken...
şikebahçe, Galatasaray'ı pozisyonsuz maçta bir kez daha yendi.
Hem de 4-1

Pozisyonsuz diyorum zira şikebahçe'nin attığı bütün goller ya duran toptan ya anlık vuruşlardan... Hazırlanmış, orta alandan olgunlaşmış, rakibi futbolla ekarte eden hiçbir atak yok. Üstelik Galatasaray da ilk golü daha 2. dakika dolmadan kazanmış.
Rakip afallamış!
Buna rağmen şikebahçe 4-1 galip.
O zaman bunda bir iş var!

Adnan başkan vakit kaybetmeden al takımı götür;
Nefesi kuvvetli bir DEDE bul okuyup üflesin...
Dünkü gibi...

Bir teyze bul kurşun döksün,
Gül Baba'ya götür muska yazsın,
Cümbür cemaat Eyüp Sultan'a gidin adam başı dörder kurban kesin!
Yoksa bu böyle gitmeyecek...
Taraftarın yüreğine inecek.
 
 
Skibbe'yi idam etmeyin!
Galatasaray için en tehlikeli şey şikeci'e yenilmek değil, bu yenilgiden sonra takımın karışmasıdır!
Skibbe asla suçlu değildir!
Ufak tefek ‘tercih yanlışları' olabilir ama Skibbe suçlu değildir.
Galatasaray 9 senedir şikebahçe'ye karşı üstünlük kuramıyorsa;
Sakın ha Skibbe'yi asmayın!
Faturayı ona kesmeyin!
Mircea Lucescu, Fatih, Georghe Hagi, Erik Gerets, Karl Heinz Feldkamp... Bunların hepsi dokuz senedir şikeci'e karşı başarısız olan hocalar!
Skibbe de bunlardan biri...
Suçlu değil, kader mahkumu...
 
 
Sigmund neredesin?
Bu maçın teknik analizi olmaz!
Bu maç psikanaliz gerektirir...

Freud sağ olsaydı, ya da onu klonlayabilseydim; 50 tane Freud yapar yönetimi dahil bütün Galatasaray takımını rehabilitasyona alırdım.
Belli ki bu takımın üzerinde şikebahçe fobisi var,
Ya da şikebahçe maçları bu takımı felç ediyor...
şikeci maçlarında dünyayı parçalayan Galatasaray gidiyor,
şikeci'e silkelenen bir Galatasaray geliyor.
Buna mutlaka bir çözüm bulunmalı.
 
 
şikebahçe iyi olsa gam yemem...
Sor Fenerliye o da oynanan futboldan memnun değildir...
Galatasaray'ı bir kez daha yendikleri içinse sonsuz keyifli,
Takımlarının mücadele gücünden de memnundurlar. O kadar!
şikeci takımını bütünüyle de tek tek de incelesen futbol adına pek olumlu bir şey bulamazsın.
Galatasaray galibiyeti de şikeci'i kandırmasın, kötü oynuyorlar...
Dünkü maç için ‘güzel' diyenlere şaşarım.
Belki bir ara ikinci yarı karşılıklı sonuçsuz ve şuursuz ataklar vardı ama şeker gibi eridiler.
İki taraf da sadece mücadele etti o kadar.

Galatasaray ilk dakikada gol de atsa,
Melekler ona avans da verse,
şikeci maçlarında silahı her daim tutukluk yapıyor!

Teknik, taktik, fizikle bunu izah edemezsin!
Sorun; ruhsaldır,
Sorun; zihinseldir.
Sorun diz bağlarının tutmamasıdır.

Tekrar tebrikler şikebahçe.
Galatasaray'ın mağlubiyeti koca şikebahçe camiasını ve sahada ter dökenleri tebrike mani olmaz!
şikebahçe ‘national' bir başarı daha elde etti.
Ama hala sıralamada Galatasaray'ın altında, bu Fenerliyi kesmez!
Galatasaray galibiyetleri şikeci için artık sıradan oldu.
şikebahçe mutlaka sıra dışı, hudut dışı bir şeyler yapmalı...
Öyle değil mi Gürcan Bilgiç?
Seni de kutlarım koçum...

Galatasaraylı üzülme!
Bu da bir istikrar. Hiç olmazsa onu başarıyorsun..
 
 
Sahaya inelim, inceleme yapalım!  
İki takım da olası en iyi 11'leriyle sahaya çıktı;
İlk bakışta;
Her maçta hata yapan Volkan faktörü vardı, Galatasaray bunu hiç değerlendiremedi...
Edu-Lugano ikilisinin ‘göbek' zafiyeti de hiç değerlendirilemedi.
Galatasaray bu ikilinin arasına top atacağım derken saçmaladı, oyun kurmaktan çok, büyük bir acelecilikle şikebahçe'nin o iştah açan göbeğine top atmaya çalıştı.
Başaramadı!
Orada Ümit Karan varsa böyle gol atamazsın.
Ümit oynasın diye Baros'u da battal edemezsin!
Galatasaray Ümit-Baros ikilisinde ısrar ederse forvetinde bocalar.
Çünkü çift forvet takımın orta alanını gebertir!
Nitekim öyle oldu.

Benfica'daki başarılı takım bozulmaz mantığı bana ters!
Kewell'ın oynamayışı taktik değildi ki...
Kewell sakat olduğu için oynamıyorsa iyileşince kulübede oturmaz, ilk 11'de oynar!
Kewell ikinci yarı oyuna giriyorsa da Ümit-Baros'un ikisi birden oyundan çıkarılmaz! Çabuk adam Baros oyunda kalır ki, Kewell ve Lincoln'ün ve de Arda'nın kurnaz paslarını çabuk stiliyle gole çevirsin.
Nonda; Baros kadar çevik değil, Baros'un çıkması hataydı.
Şunu hissettim;
Galatasaray teknik heyeti, kafasında bir şablon yapmış maç nasıl giderse gitsin onu uyguluyor. Bu hatadır!
Baros oyundan alınmaz!

Nitekim 71'de Emre Aşık kenara alındı Aydın oyuna girdi.
Ne oldu? Meira defansa geçti. Doğrusu buydu, çünkü Meira defanstan da ileri çıkabilen bir oyuncu. İki yönlü... Hatta Galatasaray geriye düşünce derhal tek yönlü Emre'yi alıp forvetini desteklemeliydi...
 
 
Maçın kahramanları Gökhan, Selçuk ve Güiza
şikebahçe'nin kazanmasındaki en büyük etken Gökhan Gönül'dür.
Gökhan, Arda'ya adım attırmadı. Arda bozulunca Galatasaray'ın atakları etkisini kaybetti.
Lincoln yalnız kaldı...
Ayhan'la Meira'nın çabaları yetmedi. Servis yapacak adam bulamadılar.
Arda ve Lincoln çok top öldürdü.
Bu tarz, deneyimli Aragones'in Galatasaray'ı durdurma manevrasıydı, rakibine boş alan bırakmadı ve başardı.
Galatasaray ilk golü bulmasına rağmen çuvalladı!

Öteki başarılı isim Selçuk çok çalıştı; hem defansına yardım etti hem golünü attı.
Ancak; hakem Hüseyin Göcek de ilk yarıda tercih haklarını Galatasaray'ın aleyhine kullandı.
şikebahçe defansına ve bilhassa Selçuk'a sarı kartları göstermesi gerekti, es geçti.

Bir de Güiza var, gol atamadı ama rakip defansı çok meşgul etti. Etkindi.
Carlos yine 59'da kendini kenara attı! Yersen...

 
 
De Sanctis 49'da hatalı
 Maç 49'da bitti!
Carlos'un frikiğinde barajda az adam çok adam, baraj maraj önemli değil! De Sanctis hata etti ve tutamayacağı topu sahanın içine çeldi. Oysa plonjonu, o topu kornere atmaya müsaitti... Sahanın içine düşürünce Lugano golü attı.
De Sanctis hatalı ama Galatasaray defansından topu takip eden de yok. Lugano bomboş...
Son Deivid golü güzel vuruş ama Aydın üç sefer hamle yapıyor Deivid'in pozisyonunu bozamıyorsa geçmiş olsun!

De Sanctis'in yediği öteki gollerde bir hatası yok!
İlk Selçuk golü; yüz kırk on bir bin kere tekrarlansa bir daha içeri girmez!
Kornerden kısa atılan top bir çalışma mahsulü ama Selçuk'un vuruşu ve topun iğne deliğinden geçişi bir şans!
Emre'nin kendi kalesine attığı golde kabahati yok!
O vurmasa arkadaki Güiza golü atacak. Bütün mesele Galatasaray defansının rakibine şut çektirmesi. Zaten Emre yattığı yerden avaz avaz Sabri'ye bağırıyor; ‘önünden geçiyor vursana' diye...
Emre'nin vuruşundan sonra De Sanctis'in tek ayak üzerinde kalmışken tekrar terse dönüp topa uzanması her kalecinin harcı değil! Mükemmel bir hareket ama yetişemedi.
De Sanctis'in orta parmağı biraz uzun olsa işi bitirir, topu dışarı atabilirdi...
De Sanctis'in bu refleksi mükemmeldi.
 
 
Hakem Hüseyin Göçek ikaz etmeliydi
Galatasaray'ın sayılmayan frikik golü takımı bozdu. Çift vuruşmuş, tek vuruşmuş anlamam. Hakem bunu açıkça belli edecek. Hatta söyleyecek. Yabancı varsa ona da eliyle ‘iki' işareti yapacak... Hakem Göçek elini havaya kaldırdı ama sanki kambura yattı. Lincoln vuruşu yaparken hakem Göçek kendini, Lincoln'e göstermedi, arkasında kaldı. Belki pozisyonu iyi süzmek için yaptı ama hataydı... Ben hakemlerin bu gibi pozisyonlarda oyuncuları ikaz etmesinden yanayım.
Ayrıca faul pozisyonu da resmen tek vuruş! Hakemin çift vuruş kararı yanlış!
Lugano topa vuramıyor, top Baros'un kucağına düştükten sonra Lugano ‘haşırt!' yapıyor...
Vuruş serbest vuruş. Karar yanlış!

Diyelim ki hakem haklı ve çift vuruş.
İşin garip tarafı Lincoln direk kaleye vuruyorsa yazık.
Ama Volkan için gözlemim daha da beter.
Volkan her şeyi cepheden görüyor, hakemin elinin havada olduğunu da...
Ve topa atlıyor elini değse gol!
Vay ki ne vay...
Volkan atladıktan sonra gol olunca yerde yıkılıyor... O da çift vuruş olduğunun farkında değil.
Kuralı Volkan da bilmiyor! Ve milli kaleci...

Hakem Göçek'e bir işaret daha;
Lincoln hakeme ‘kart işaret' çekti diye Göçek Lincoln'e kart gösterdi, Lugano'nun maç boyu hakemleri ikaz etmek için havada gezen elini hiç görmedi.
Bunun adı ince kıyımdır!

Galatasaray'ın bu mağlubiyete getireceği hiçbir savunma olamaz.
Hakem bahane ama... Bunlar da olmamalı.
Ayrıca;
Galatasaraylı futbolcular 7 sarı görüyor... Ayıp! Demek sinirler laçka...
Elle top taşımak da moda oldu. Yapma Baros. Ayıp yahu!

Galatasaraylıya bir not;
Üzülme!...
Galatasaray iyi takım, şikeci'e şansı tutmuyor.
Galatasaray sakatları düzelsin bu yılın en iyi iki takımından biri, hatta mevsimi önde bitiren olacaktır.
Ötekine dört aday var!

 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: gayınsin - 11. Kasım 2008, 13:55:09
Ümit Aktan'ın Türkiye Gazetesi'nde bugünki yazısından bir bölüm aşağıdaki yazı. Aslantepe'yle alakalı görüşleri  var. Bence kayda değer bir yazı.


>> As­lan­te­pe fiş­tek­le­ni­yor
Sa­yın Baş­kan Po­lat... Geç­ti­ği­miz haf­ta As­lan­te­pe’de iş­çi­le­rin bir kıs­mı­nın ver­di­ği sı­kın­tı­nın UE­FA ve Şam­pi­yon­lar Li­gi ka­dar yer ve za­man iş­gal et­ti­ği­ni gör­müş­sü­nüz­dür.
Gü­düm­le­nen ha­ber­ler­de iş­çi­le­rin kü­çük bir kıs­mı­nın sos­yo­lo­jik ne­den­ler­le tah­rik edil­miş ola­bi­le­ce­ği­ni Lig Rad­yo’da di­le ge­tir­miş­tim. Du­yum­lar o ni­te­lik­tey­di çün­kü.
Şim­di bi­li­yo­ruz ki, ta­şe­ron fir­ma­la­rın bel­ki de dış mih­rak­lar ta­ra­fın­dan gü­düm­len­me­si­ne ka­dar uza­na­bi­lir ora­da­ki sı­kın­tı.
As­lan­te­pe’nin bir gün bi­le ak­sa­ma­sı­nın ra­kip­le­ri­ni­ze na­sıl bay­ram et­ti­re­ce­ği­ni siz ben­den iyi bi­li­yor­su­nuz.
Bu ne­den­le As­lan­te­pe yük­sel­dik­çe, ih­ti­ras­la “fiş­tek­len­di­ği­ni” his­se­di­yo­rum, da­ha da faz­la­sı­nı ya­pa­cak­la­rı­nı du­yu­yo­rum.
Eren Ta­lu’nun ça­re­siz ka­lıp tı­kan­ma­ma­sı için ku­lü­bün so­run­la­rıy­la bo­ğu­şur­ken bu ko­nu­da da “dik­kat­li” dav­ran­ma­nı­zı, hat­ta aşa­ğı­lık sa­bo­taj­lar­la bi­le kar­şı­la­şa­ca­ğı­nı­zı his­se­di­yo­rum.
İşi­niz çok zor ya­ni...
Der­bi­den son­ra Mah­mut Us­lu te­le­viz­yo­na çı­kıp, yap­tı­ğı yan­lı­şı kı­lı­fı­na uy­du­ru­yor. Sa­yın Baş­kan si­zin ise çı­ka­cak bir te­le­viz­yo­nu­nuz yok.
Var da kim­se­nin sey­ret­ti­ği yok!..
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: İsmail Sağlık - 12. Kasım 2008, 20:01:10
Evet! Skibbe'yi savunuyorum
12.11.2008

Lucescu'yu da savunmuştum... Hatta Bay Mircea buradan giderken kıymetli dostum İlker Yasin şahidimdir; KanalD'de ‘Aurevoir mon avocat!' diyerek asansör kapısında boynuma sarılmıştı... ‘Bir gün yine Türkiye'ye döneceğim' diyerekten...
Bir de bakarsınız Galatasaray'a yine gelir.

Neden Lucescu gibi bir hoca bana güvenle sarılıyor?
Gerçekleri hırsımla karıştırmıyorum da ondan...
İnsani değerlerim yüksek de ondan!
Futbolu ve hocaları hırsıma alet etmiyorum da ondan!
Benim de görüş bozukluklarım olabilir, açı farkım mutlaka vardır, hatalarım da ama kimseyi aşağılamak gibi bir niyetim yoktur.
Hele hele hocaları camialara kızıp asmak benim harcım hiç değildir!

Aragones'i de ben savunuyorum, Tigana'yı da... Gerets, Kalli, Skibbe'yi de...
Çünkü onları ne bilgisiz buluyorum ne suçlu!
Esas suçlu onları bu kadrolara mahkum eden yöneticilerdir.
Esas sorun hocalara ve takımdaki iki futbolcuya dünya dolarlar, eurolar veren gerisini boş veren, başarıyı şansa bırakan borç batağındaki yönetimlerdir.
Futbol; ‘bir hoca iki futbolcu'yla kurtulacak bir oyun değildir.
On bir tane hatta yedekleriyle eş değer yetenek ister! Profesyonel zihniyet ister, alt yapıdan gelen çağdaş futbola uyumlu, fizik güce sahip gençler ister.
Nerdeee?

Hoca en son halka!

Bir takımın başarısında hoca en son halka.
İşler iyi gitmeyince kellesi ilk istenen kişi de ne yazık ki hoca!
Ucuz bir uygulama değil mi?
Galatasaray için ‘bu kadar iyi takımın başına Skibbe getirilir mi' deniyor!
Getir o zaman Lippi'yi. Bak bakalım gelir mi?
N'ekka ekmek o'kaa köfte!
Kuzey kutbunda ananas yetişmez!
Bu takımın başına da Lippi gelmez!
Gelirse çaplı ve sağlam futbolcu ister.
Yani;
Davul dengi dengine...

Sen takımının değerini gözünde büyütürsen, Başkan Polat Kadıköy'e giderken Benfica'yı yenip geldik şimdi şikeci'i de yeneceğiz der dört yersen bu iş olmaz!
İşte böyle ‘hatıralar sarar 4-1 yanını'...
Galatasaray'ın tökezlemesini bekleyenlere gün doğar!

Mevzu o kadar derin ki, dağıldık. Devam edelim...
Türkiye'ye gelen hocaların hepsi memleketlerinde kariyer sahibi hocalar ama buraya geliyorlar iki galibiyetle adamları ya baş tacı ediyoruz ya iki mağlubiyette tazminatını bile vermeden postalıyoruz!
Löw burada istenmeyen adamdı şimdi Alman Milli Takımının başında...
Del Bosque, Aragones buraya geldiklerinde ‘bir numaraydılar' geldiler futbol cahili ilan edildiler...
Doğal olarak onları koruma ve kollama moduna giriyorum.
Yoksa ne bu hocalar benim babamın oğlu ne ben onların babasının oğluyum.
 
 
Yerliler için avukatlığı bırakır savcı olurum!

Aynı şeyleri yerli hocalar için söyleyemem.
Tabii içlerinde sempati duyduklarım, takdir ettiklerim vardır ama hocalıkla-yorumculuk arasında karar veremeyenlere: hocalığı boş zamanlarda çimene serilme, yorumculuğu da koltuk kapma olarak görenlere pek itibar etmem!
Hep ben diyen, her şeyi kendinden menkul sayanlara, etrafa tepeden bakanlara da...
Bu ülkede bu görüşlerde ‘tek' kaldığım ya da üç beş benim gibi düşünen olduğu için de pek sevilmem!
Ama bilirim ki sevgi sabredenindir.
Bizim futbol dünyamız sabırsızdır. İki yenilgide hoca gönderir.
Hak güdeni, akıllı olanı da pek sevmez!
Emir kulu ister!
 
 
İyi hoca nasıl olur?
 
İyi hoca denecek adamın önce iyi takımı olmalıdır.
Ya da yönetimi...
İyi hoca sabırla olur.
Nasıl ki iyi takım zaman içinde yaratılıyorsa iyi hoca da o takıma paralel süreçte ortaya çıkar.

Skibbe'yi ele alalım;
Önce kalecisi yoktu!...
Sonra Steaua maçında De Sanctis geldi ama Skibbe onu oynatmadı.
Neden?
Takım ahenginin ve futbolcularının hocalarına güveninin sarsılmaması için.
Bunu 10 hocaya sorun 9'u böyle düşünür.
Skibbe de doğruyu yaptı, Aykut'u oynattı ama Galatasaray Steaua'ya elendi.
Hocasının takım tertibindeki hatasını telafi edecek bir babayiğit çıkmadı!
Hani futbol ekip işiydi?
Ekipte bir kişi hata yaparsa neden ötekiler o hatayı telafi edemiyor?
Neden bilir misiniz; Galatasaray'ın kadro gücü sınırlı da ondan.
Bu kadro ancak bu kadarını yapar.
Zamana yaslanır, çok çalışır, bir bütün olursa da başarır.
Ama Galatasaray içten dıştan yıpratılıyor ve bir takım çevreler de buna çanak tutuyor.
Yazık!
Nefes tüketmem buıyüzden...
 
 
Sakatlıklar takımın belini büktü

12 sakatı olan takım kan ağlar ama Galatasaray hala üç kulvarda hem de mevcutların en iyisi olarak savaş veriyor.
Dahili rakipleri tel tel dökülürken Galatasaray;
Belki de UEFA Grubu'ndan lider çıkacak!
Her maçı kazanması mümkün değil ki...
şikeci yenilgisini çıkın!
şikeci mağlubiyeti artık vaka-i adiye oldu!
Hangi hoca şikeci'e yenilmedi ki...
Skibbe yenilmesin!

Eksi 250 milyon dolarla da hangi hocayı başa getirirsin?
Gelen senden Şampiyonlar Ligi'nde güreşecek çapta takım ister. Yapabiliyor musun onu? Yok!
Çıkma Kewell,
Hava değişimindeki Baros,
Kafadan kontak bayrak direği meraklısı Lincoln...
Sabırsız Sabri...
Topal Mehmet (sakatlığından ötürü)...
Kendini Popescu sanan Servet...
Tarihteki güçlü donanma ‘Yenilmez Armada'nın yerli versiyonu Arda...
İflah olmaz sakat Linderoth!
Talihsiz delikanlım Uğur Uçar...
Müzmin meniskus Serkan Çalık...
Mazotu bitmiş BMC Nonda...
İlahi yedeklikten sahaya zıplayamamış, futbolu unutmuş Ümit Karan...
36'lık vaz geçilmez savunmacı can Emre...
Bunların hepsi tek tek iyi isimler ama hepsi arızalı sağlam...
Ümit vaat ediyorlar ama zaman gerek. Bir de hocaya saygı...

İki adam var Galatasaray'da doğru dürüst; Ayhan ve Meira!
Gerisi bebe...
O zaman devam Skibbe!
 
 
Les Adnans da gereğini yapmıyor

Galatasaraylı yöneticilerle kavgalı oldukları için Skibbe'yi gönderip Les Adnans'tan intikam almak isteyenler var. Dikkat!
Bunların kollarının uzanacağı medya da var.
Zaten benim medyam bir lokma haber diye can atarken bir Skibbe yahnisini kim yemez!
Biri kör kuyuya bir taş atıyor, kırk akıllı çıkarmak için kendini yırtıyor ama faydsız!
Skibbe olayı budur.
Boşuna dedikodu.
Skibbe'yi gönder yerine gelen de süre isteyecek.

Üç maç sonra onun da kellesi istenir.
Mustafa Denizli bir maç daha kaybetseydi yanmıştı!
Türkiye'de futbol düzeni böyle işler!

Bunlar da batıya açılan pencere Galatasaray camiasına, kulübüne zarardır.

Medyayla kavga edilmez...
Beş parmak beşi de bir değil, baş edemezsin!
Galatasaray yönetiminin medyayla soğuk savaşı hatadır.
Ne demek falanca, falanca, falanca Florya'dan içeri giremez!
Ne yapmış bunlar?
Gazeteciyi görevden nasıl men edersiniz?

Galatasaray'da moda oldu son yıllarda bu yasaklar...
Ya Başkan'ın peyki olacaksın, ya kovulacaksın!
Ya yalaka olacaksın ya kara listeye alınacaksın!
Galatasaray'ı bu konuma düşürenler bugün tarih oldular ama kötü bir miras bıraktılar bu camiaya...
Her kuşun eti yenmez!
Galatasaray yönetimi medyaya tavır koymaktan vaz geçmeli.
Başarı birlikte yürüyüşle gelir!

Açık söylüyorum;
Kayseri Kupa maçı ve bu haftaki BşBld. maçı çok önemli olası kayıplarda Galatasaray derinden sallanır!

Bunları aşarsa da yolu açılır...
Çünkü Galatasaray iyi bir takım ama hala iyi bir ekip olamadı.

Bakın Sayın Başkan Polat;
Yönetiminiz mutlaka; hocanız Skibbe, futbolcularınız, taraftarınız ve medyayla kol kola girmeli...
Girmeli ki Galatasaray sakin bir limana doğru yelken açsın.
Yoksa bu gidişte rota yok!

Galatasaray karaya oturacak!
Yol yakınken düğmeni elinize alın!

OSMAN TANBURACI - sporx
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 13. Kasım 2008, 11:51:38
Ligtv'deki Oğuzlar
13.11.2008
Ben olsam bu programı CD yapar D&R'larda satarım...
Satarım ki bu toplum futbolun güzelliklerini çifte Oğuz'la yaşasın, Atilla Gökçe'yle de ince zekadan örnekler görsün .
Lig tv'de Oğuz Tongsir'in programı çok keyifli... Öğleden sonraları saat 2'de Atilla Gökçe'yle beraber aktüel konuları işliyor, spor kamuoyunun merak ettiklerini, aykırı fikirleri, ya da o hafta ağızlara sakız olan konuları didikliyorlar... Mükemmel... Genellikle seyrediyorum hatta tekrarlarını bile... Sabah sabah...
Son programda MHK Başkanı Oğuz Sarvan vardı. Kurt gazeteci Oğuz Tongsir ve ince esprili Gökçe MHK Başkanı'nı çapraz ateşe aldılar... Her soruyu kılıflamadan, çatır çatır sordular. Oğuz Sarvan da özlenen bir MHK Başkanı olarak ve de konuya hakim bir centilmen olarak fevkalade güzel cevapladı. İnsan işte böyle 'mert' söylemler istiyor.
Umarım spor kamuoyu izlemiştir.

 
 
Eşcinselden hakem olur mu?
Uzun uzun hakemlerden konuşuldu... Atilla Gökçe sonunda Oğuz Sarvan'a sordu; bir eşcinsel MHK'ya müracaat etse ve ben hakem olmak istiyorum dese kabul eder kurslara alır mısınız?
Sarvan gülerek;
-Ayrım yok ayrım yok, eğer aranan şartlar uygunsa olabilir, dünyada bunun örnekleri var, dedi...
Oğuz Tongsir'in son cümlesi de programı noktaladı;
-Ne yani Sayın Sarvan 'hani o malum tepki' tribünlerden gelirse hakem de;
'Teveccühünüz efendim' mi diyecek!
Koptum...

Bitişi başa aldım ki programın lezzetini anlayın...
MHK Başkanı Oğuz Sarvan bir de Teknik Direktörlerden ince bir söylemle özür diledi. Geçen haftaki maçlarda hocaların alan ihlalindeki sözleri için... Bayıldım... Böyle nazik bir MHK başkanı görmekten mutlu oldum. Atilla Gökçe de programda bunu vurguladı.
 
 
Bir maçta 7 hakem olsun mu?
Eski hakem Oğuz Sarvan; karar karmaşası olur diye 7 hakeme karşı çıktı. Hakem tek olmalı ki kararlar bütünlük kazansın, Slovenya'da UEFA'nın bunun uyguladığını ve de olabilir dediğini söyledi ama Sarvan zor, diyor... Oğuz Sarvan da ünlü hakem Collina ile aynı fikri savunmuş oldu.

Söz benim;
Çok hakemli maç bana da uymaz! Otorite dağılırsa sonra toparlamak da zorlaşır. Ben de Sarvan'a katılıyorum...

Sonra laf futbolcuların hakeme itirazlarına geldi. Sarvan orada da çok samimi itiraflarda bulundu. Hatta, hakemliğim bittikten sonra öğrendim diyerek şu açıklamayı yaptı; futbolcu otoriteye isyanla kendi popüler kişiliğini ispatlıyor. Genç yaşta çok paraya, şöhrete ve de sevgiye alışmış bir futbolcu toplum önünde 'karizması çiziliyor' diye otoriteye baş kaldırıyor. (Tabii karizma çizim lafı Sarvan'ın değil, benim...)
Hakeme itirazı normal ölçülerde kabul edilebilir bir hadise olarak tanımlayan Sarvan; futbolcu takımının hakkını korumak için ya da pozisyonun farklı geliştiğini anlatmak için itiraz eder ama bunun da bir nezaketi olmalıdır demeye getirdi...

 
 
Lincoln'ün frikiği ve Volkan!
Hakem Hüseyin Göçek düdüğü çaldı elini havaya kaldırdı mı bil ki çift vuruş! Gördüm görmedim olmaz! Göreceksin. Futbolcu da oyunu takip edecek. Hakem sözlü ikaza mecbur değil. Elini kaldırdıktan sonra yavaş yavaş Lincoln'ün arkasına gitmesi pozisyonu iyi süzmek içindi, hakem hata etmedi, dedi Sarvan...
Futbolcuların da kuralı bilmediği ortaya çıktı. Çünkü sade Lincoln ve Volkan değil, diğer futbolculardan da sevinenler, üzülenler vardı... Bunları gördük!
Sonrasında Sarvan çift vuruş pozisyonunu da açıkladı... Hakemin karar doğru, bunu Erman Toroğlu da Maraton'da iyi açıkladı, dedi...

Ben Sarvan'la aynı fikirde değilim; Lincoln'e yapılan hareket, Lincoln'ün kucağına bir darbe! Buz gibi direkt vuruş! Ama hakeme saygımız sonsuz!...
Ayrıca hakem sözlü de uyarmalı çünkü futbolcu topa bakıyor, baraj kuruyor, kalecinin gözü topta, vuruşu yapanın da gözleri kale direklerinde geziyor... Falan filan, ben ikazdan yanayım...
 
 
Maç sonuna süre ilavesi...
Çeşitli görüşler var. UEFA toparlamış; oyuncu değişikliklerinde yarım dakika, (aynı anda iki oyuncu da değiştirilse yine yarım dakika), sakatlıklar için 1 dakika ilave. Hakem oyun sonuna üç dakika koyar da 2. dakika sonunda bir şey olursa hakem kalan süreyi oynatır ve maçı bitirir, dedi Oğuz Sarvan...

Sarvan'ın şu söylemi de ibret verici;
Sene başındaki hakem seminerimizi bir CD yaptık ve bütün kulüplere yolladık. Ayrıca kulüplere istedikleri anda hakem hocaları gönderip kuralları ve son değişiklikleri her kulübün futbolcularına aktarmayı teklif ettik. Bir nevi yerinde kurs... Sadece Şiketaş ve Trabzon kulüplerinden istekli cevap geldi... Ötekiler?....

Vay ki ne vay!
Kulüpler MHK'nın bu hizmetine sırt dönüyor ama futbolcuları da sahada hakemlerin üzerine yürüyor.

Oğuz Sarvan son sözünde de nazikti; görev verilmeyen hakemler için 'bu bir tercih meselesidir. Yeni bir kadro tespit ettik ve yola öyle çıktık' dedi...
Sarvan 'hakemlere kefilim' diyerek de onlara destek verdi.
Sarvan için iyi hakem; kendi hatalarıyla notu kırılan hakemmiş...
Ben öyle anladım.
Hakem dış etkenlerle hata yaparsa işte kötü olan da buymuş!

Teşekkürler Ligtv...
Teşekkürler Oğuzlar ve de Gökçe, güzel üstü bir program seyrettim....
Söyleyin Şansal Büyüka'ya tekrar yayınlatsın...

 
osman tamburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 10:36:16
2 maçtır 2500(!) kişinin desteklediği 11 + 3 Genç Adam

Bu sezon 3. kez Kayserispor karşısına çıkan takımımız son yarım saatte oynadığı etkili futbolla karşılaşmadan 1-0 galip ayrılarak UEFA Kupası’ndan sonra Fortis Türkiye Kupası’nda da bir üst tura çıkmayı büyük ölçüde garantiledi.
 
 

Geçen senenin Kupa Şampiyonu Kayserispor karşısına kalede Aykut,sol kanatta Volkan-Ferdi ikilisi ile çıkan takımımızda M.Topal uzun bir aradan sonra ilk 11’de görev alırken; sağ kanatta Aydın’a teslim edilmişti.. Arda oyuna girene kadar rakibine göre daha az gollük pozisyon üreterek etkisiz futbol oynayan takımımız son yarım saatte Arda’nın bindirmeleriyle rakibi hataya zorlaması ve Aykut’un uzun ve akıllıca paslarla Baros’un yerine oyuna giren Ümit’i topla buluşturması ile rakip sahada tehlikeler yaratmaya başladı ve maç boyunca etkisiz bir oyun sergileyen Aydın’ın takipçiliği sayesinde bulduğu golle kupadaki en önemli rakiplerinden birini büyük olasılıkla kupa dışına itiverdi..Bu maçta gözümüze çarpan en önemli noktalar; Aykut’un kalesinde güven vermesi, Arda’nın varlığının takımımız için ne kadar önemli olduğu idi..

25 yıldır Ali Sami Yen’de maça giden birisi olarak; Kayserispor maçında söylenen tezahürat kadar çirkin ve anlamsız bir tezahürata şahit olmadığımı belirtmek istiyorum. Biz renkleri ve armayı sebepsiz yere sevmekten bahsederken; tribünlerin nerdeyse bomboş olmasının verdiği otorite boşluğunda bu kadar anlamsız ve biçimsiz bir tezahürat neden dakikalarca söylendi, inanın anlayabilmiş değilim; anlamakta istemiyorum.. Umarım bundan sonra hiçbir ortamda bu tezahürat tekrarlanmaz..

Dikkatinizi çektiği üzere Kayserispor maçından çok fazla bahsetmeyi anlamlı bulmuyorum. Pazar günü aldığımız mağlubiyet ve bunun etkilerini, oyuncular-teknik ve idari kadro arasında yaşananların konuşulması bu günlerde daha doğru olacaktır. Bu ortamda son 4 resmi maçta 3 galibiyet ve 1 şikeci mağlubiyeti alan futbol takımımızı yerden yere vurmamı da kimse beklemesin benden..

Maçın pozisyonlarını izleyince pazar günü çoğu pozisyonu sağlıklı irdeleyemediğimi farkettim; yine pek de ince sayılmayacak bir kıyım yaşanmış. Çoğu medya organı maçın hakemi Lincoln topa vurmadan çift vuruşu gösterdi diye yorumlar yaparken hemen hemen hiç kimse o pozisyonda neden serbest vuruşa hükmedilmediğinden bahsetmiyor. Aynı şekilde sarı kartları netlemek için rakip oyunculara da  bize uygulanmış olan standartlar dışında muamele yapıldığının üzerine basmıyor (tam 7 sarı kart gördü bizim oyuncularımız).  Arda’ya gösterilen sarı kartı gerektiren nedenlerin aynısını sırasıyla pek çok rakip oyuncu yaptılar taraftarımızın önünde..Peki ya bunlara neden sarı kart gösterilmedi?   

Saha dışındaki etmenleri bir kenara bırakıp saha içine dönelim şimdi..İçeriden aldığım duyumlar futbolcularımızın kendi aralarında bu sene kesin şampiyon olacaklarına inandığı yönünde..Buna bende inanıyorum fakat her geçen gün fobi haline gelen deplasman maçları ve bu maçlarda doğru ve akıllı oyun şablonu, futbolcu ve taktik tercihleri konusunda  Skibbe’nin beni hayal kırıklığına uğrattığını eklemek istiyorum. Bugün gelinen nokta Skibbe’den bu noktadan sonra net bir katkı beklemenin çok gerçekçi olmadığıdır..

Neden mi? Ne yazık ki neden çok;

• Kadıköy’de devre arası yaptığı değişikliklerle oyunu kendi kendine sıkıştırdı ve dakika 65’den sonra orta sahayı Turkcell Süper Lig’in en vasat göbek ikililerinden Josico-Selçuk’lu rakibimize teslim etmemize göz yumarak mağlubiyetimize engel olamadı.

• Ligin daha 2. maçında Kayserispor ile deplasmanda oynadığımız maçta beraberliğe razı oldu (Haftalar sonra gördük ki aynı sahada aynı mantalite ile oynayan Şiketaş ve İstanbul’da bize karşı aynı mantalite ile oynayan Kayserispor’da 85. dakikadan sonra yedikleri gollerle evlerine puansız döndüler)

• Bursaspor karşısında rakibin en tehlikeli oyuncusuna gerekli önemi göstermedi, aynı hataya Kadıköy’de de düştü. Hafta başından beri oynamayacağı kesin olan ama maç öncesi psikolojik savaşta bir hafta boyunca oynayabileceği yalanı basının manşetlerini süsleyen Alex’siz şikebahçe karşısında dikkat edilmesi gereken tek adamın Deivid olduğunu sezemedi. Maça başladığı taktik tutmadıktan sonra yaptığı anlamsız iki değişiklikle olası bir B planını devreye sokma şansını ortadan kaldırdı.

• 8 günde 3 maça çıkmakta zorlanan Emre’nin bu 3’lü serilerin bilhassa son maçlarında fiziksel olarak çok zorlandığını ve bireysel hatalar yapabileceğini hesaba katmadı. Tamam şikebahçe maçında yaşanan şanssızlıktı ama buna benzer bir pozisyonda Eskişehir’de yapılan hatada ne yazık ki yine Emre vardı. (Bu arada Hasan’dan sonra takımımızın en eski ve kıdemli oyuncusu olan Emre’nin profesyonelliğinin ve duruşunun bilhassa Kadıköy’de 2. golden sonra kendisine hesap soran Sabri’ye örnek olmasını diliyorum. Biz Sabri’yi 2015 yılında da takımımızda görmek istediğimiz için kendine iyiyi örnek alması gerektiğini düşünenlerdeniz) 

• Orta sahanın tüm yükünü aylardır Ayhan’a yıkmak dışında bir sonuç üretemedi Skibbe..Aynı şekilde stoper yokluğunda Murat’ı Ankaraspor maçı dışında görevlendiremedi; Vestel Manisaspor’da çoğu maç sol stoper oynayan Hakan’ı bu mevkii de görevlendirmeyi düşündüğünü bile hiç zannetmiyorum.

Bu ve bu gibi nedenler arttırılabilir Skibbe hakkında; yalnız bugünlerde yaşanan başka bir konu Skibbe’nin bu noktadan sonra Galatasaray’a katkı sağlayamayacağı görüşünü destekler nitelikte..Meira ve Lincoln’e Benfica maçı sonrası izin vermesine rağmen yönetimin teknik Direktörün varlığını hiçe sayarak bu oyunculara para cezası vermeyi düşünebilmesi Skibbe’nin artık buradaki misyonunu tamamlamış veya tamamlatılmış olduğunu gösteriyor bana..2 yardımcısı görevden alındığında da buna ses çıkaramayan Skibbe belki de son kez yönetim tarafından by-pass’a tabii tutuluyor..

Bu koşullar altında futbol takımının bu dönemi minimum kayıpla atlatıyor olması çok ama çok önemli. İki kupada gruptan çıkmayı büyük olasılıkla garantilemiş olarak lig maçlarına daha çok konsantre olup 16. haftada ASY’de oynanacak Şiketaş maçına kadar alınacak 15 puanla o maçın farklı havada geçmesini sağlayabiliriz..Burada esas yük geçtiğimiz sezon yönetici misyonunu üstlenen H.Şükür ve H.Şaş’ın boşluğunun  Ayhan ve Ümit tarafında doldurulup doldurulamayacağı. Bu noktada iki kaptana destek olma konusunda takımın eskileri Sabri, Arda ve Emre’nin alacakları sorumluluklarda takım içi dinamikler açısından çok önem teşkil etmekteler…

İzninizle sözlerimi Kayseri maçından önce saygı duruşunda andığımız, İstiklal Savaşı’mızın hayatta uzun kalmış son gazisi Rahmetli Emekli Kurmay Albay Mustafa Şefik Birgöl’ün ve diğer tüm gazilerimizin yüce hatırası önünde saygıyla dileyerek bitirmek istiyorum..

Saygı ve sevgilerimle,

Ant İpek
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:08:44
Maç: 1 Moral: 0

şikebahçe bozgununun kahramanı Galatasaray boş tribünlerde Kayseri ile gruptan çıkma savaşına çıkmıştı. Durum tatsızdı. Ezeli rakip karşısındaki ağır sonucunun moral çöküklüğü devam ediyordu. Skibbe, takım da değişiklik yapmıştı. Aykut kaleye, Mehmet Topal orta sahaya, Aydın ve Ferdi karşılıklı iki kanada alınmıştı. Maçın ilk yarısındaki oyun, Turkcell Süper Lig'in zirvesinde oynayan takımların mücadelesi halinde geçti. Gerçek olan ise 1 puanlık Galatasaray'ın bütün gücünü oyuna vermesi lazımdı. Ama maalesef bu yarıda asla bu olmadı. Kayseri, Galatasaray'dan daha organize, dana tedbirliydi. Koca devrede kaçan iki gol fırsatı vardı. Son dakikalarda, Ferdi'nin şutunu Souleymanou, Olembe'nin şutunu da Aykut kurtarmıştı. Ancak Baros'un her geçen maçta moralinin bozukluğunun artması ise kötü bir durumdu. Genç futbolcu, "Gol atamam" korkusu ile kaleye top atmamaya başladı. Bu konuda, sayın Sezgin ona bir psikolog vermelidir. Aksi halde, Baros'un çöküntüsü uzun süre devam eder.

Üzücü olaylar
İkinci yarı, bir avuç Galatasaraylı taraftarın tezahüratı ile başladı. Ancak Cimbom'da değişen bir şey yoktu. Galatasaray, 60. dakikada Arda'yı oyuna aldı. Amaç galibiyetti. Arda'nın ardından oyuna giren Ümit Karan'la Galatasaray toparlanmıştı Aghahowa'nın bu yarıda kaçırdığı gollerin sayısı üçtü. Ancak Kayserili futbolcunun kaçırdığı en komik goller ise Aykut ile karşı karşıya kaldığı anda oldu. Aghahowa, topa iki defa vurdu, ikisinde de Aykut, burun buruna olmasına rağmen golü kurtardı. Galatasaray'ın dünkü oyununa baktıkça inanın bana sanki başka bir takım sarı-kırmızılı formayı giymişti. şikebahçe maçının sonucunun etkisini bu kadar göstermesi Belediye maçı için tehlike idi. Sayın Skibbe bu takımı moralman toparlamalı. Galatasaray'da ki değişiklikler fark etti. Her iki takım da karşılıklı önemli goller kaçırdı. Ancak 90. dakikada Aydın'ın golü Galatasaray'ı ipten aldı.. Maç sonundaki olaylar ise iki takıma yakışmayacak kadar hem üzücü hem de ayıptı.
İSMET TONGO
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:11:26
Moral maçı

Son şampiyon ile Türkiye Kupası'nın son sahibinin maçı 5 dakikalık protesto ile başladı. Taraftar haklı, kimse gücenmesin. Yıllar sonra para basıp son yılların en alternatifli kadrosunu kuruyorsun ama o kadroyu oynatacak, ruh verecek onu koşturacak kişinin tercihinde özenli davranmayınca önce Şampiyonlar Ligi'ne veda ediyorsun ardından da ligde ve kupada mehter marşı sistemi bir ileri iki geri yol alıyorsun yani aslında yerinde sayıyorsun. Bu arada iki maçta bir 4 gol yiyerek de sıradan takım hüviyetine bürünüyorsun. Bu takım her anlamda layıkıyla yönetilseydi bugün hem Şampiyonlar Ligi'nde havasını atıyor hem de ligin zirvesinde en az 10 puan farkla keyif çatıyordu. Galatasaray'a kimsenin bunları yaşatmaya hakkı yok. Sorumlu kimse ortaya çıkmalı. Futbolcuysa futbolcu, yöneticiyse yönetici teknik adamsa teknik adam. Bana göre bu takımı ayağa kaldıracak olan taraftarıdır. Taraftar yeri gelince tepki verecek yeri gelince destek. Rahmetli Alpaslan Dikmen ruhu taşıyan G.Saray taraftarı bunu inanılmaz güzel yapıyor.

Hannibal Servet
Neyse geçelim maça. G.Saray'ın rotasyonlu kadrosu tek devrelik futbolu tercih etti. Volkan, Mehmet Topal ve Ferdi takımın yeni isimleriydi. Servet özel maske ile sanki Hannibal filminin korkunç kahramanı gibiydi. Bu takım eğer bir gün önce elmacık kemiğinden ameliyat olan Servet'i dinlendirme lüksüne sahip değilse yazıklar olsun diyorum. Ama o Servet'e yine helal olsun. şikebahçe maçında inanılmaz eleştirildi o gün sahada en çok koşan en çok çalışan tabii ki en çok hata yapan da oydu. Aynı Servet dün gece de yüzündeki maskeye ve görünen acısına rağmen sahanın en çalışkanıydı. İlk yarıda Kayseri'den Aghahowa ile G.Saray'dan Baros'un kaçırdığı goller komikti. İkinci yarıda Arda ve Ümit'in girmesi görüntüyü değiştirdi. G.Saray, Kayseri kalesine daha bilinçli ve daha etkili indi. Aydın'ın golüyle de güldü.

ZAFER ERTEM
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:12:55
Tehlikeli tenhalık!

14.11.2008



Ciddi bir müsabakada, Cim Bom adına tribünlerdeki tenhalık tehlikeli. Daha da tehlikelisi hücum bölgesindeki tenhalık. Galatasaray’ın Kayseri doğrularına karşın, doğru hücuma çıkış organizasyonu yok. Üstelik bir Toledo’su da yok. Lüks bir Lincoln’ü var! O’nun da randımanı yok.
Sağlıklı yaşam dönemi ya! Tolunay Kafkas’da sağlıklı futbol dönemini başlatmış. Skor tabelasında kazanır, kaybeder ama, sağlıklı adımlar hep devam eder. Souleymanou mükemmel kaleci.  Hele hele bire birdeki açı kapatma hüneri, kalecilik dersi.
Aydın! Rakip üzerine öyle gidilmez. şikebahçe maçı sonrası yine aynısı... Olembe kaleyi tutturamadı, şanslı anındı. Baros’un da gol atmaya kepenk çekmiş hali sürmekte! Çek bakalım ne zamana kadar çekilecek?  Devre arası Skibbe, tavır yapmış olmalı, tempolu ve hırslı başladılar. 5 dakika! Sonra yine iki büyük Kayserispor tehlikesi var. Mehmet Eren’in iştahına deva olacak formül yok. Kayserili iki kanadı, yoldukça yoldu, bitiremedi! Ferdi gayretliydi çıktı, Arda oyunda. Gayret artı, işbitiricilik de arzuladı Alman demek ki. Fark etti zaten, daha yoğunlar şimdi konuk alanında. Gol atma değil, kendini attırma gayretindeki Baros dışarı ve Karan içeri. Canlandı oyun. Havada aşk değil, gol kokusu var! Aykut’tan izin çıkmadı, bu kokuyu Kayserililer’in solumasına! Üst üste iki kurtarışı da şahane. Sonra Souleymanou’nun ASY’de yaşamayı sanki adet haline getirdiği, son dakika şanssızlıklarına bir yenisi eklendi ve Aydın topu içeri itti: 1-0. Biri galibiyeti, diğeri mağlubiyeti hak etmemişti ama oldu.
Not; maç sonu rezilliklerine kim imza attıysa, ders alması gereken ceza da uygulanmalı. Ayıp be!



Oğuz Dizer
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:15:21
14.11.2008



Nihavent makamında, uyku öncesi rehavet kıvamında, temposu olmayan 90 dakikanın sonunda, Aydın ile gelen gol gecenin tek güzelliğiydi. Günümüzün moda alışveriş deyimiyle; taksitli ve indirimli kampanyayla kaleci Souleymanou’nun da ikramı olmasa, zaten tatsız olan futbol meyvesiz kalacaktı.. Ve belki de Cim Bom, 1 puanla başladığı maçı, 1 puan üstüne daha koyarak, bundan sonraki karşılaşmalarda puan paniğine kapılacaktı.
Yorgunlar kenarda, diriler sahada başlamıştı. Ama düdükten sonra görüldü ki, uzun süredir oynamayanlar kendilerine verilen şansı iyi kullanamadılar. Ne Ferdi, ne Volkan, ‘Bizim oynamamız gerekli’ mesajını hocalarına veremediler. İstanbul’un sarı-kırmızısı böyle olur da, Kayseri’nin sarı-kırmızısı ona nazire yapmaz mı?.. Onlarda da bir isteksizlik, bir durgunluk vardı ki, sanki, ‘kupa fuzûli’ diye bağırıyorlardı. Cim Bom’un kocaman bıraktığı orta sahayı, Kayserispor’un parmakla gösterilen oyuncusu Mehmet Topuz, herhalde hiç anlamadı ve görmedi ki, oyunda yok gibiydi. Ne Toledo, ne Saidou, ne Mehmet Eren ne de Ragıp ve Turgay, kendileri gibi değildi. Sarı-Kırmızılılar ise rakibe verdiği gol pozisyonlarıyla ve kendisini bulup, atamadıklarıyla aklı oyunun dışında, sanki geçen hafta sonu görüntüsündeydi. Oynayanı da, gireni de, çıkanı da, seyredeni de, ‘Bitse de gitsek’ havasındaki maçı yazan bizler için, en mutlu an, hakemin bitiş düdüğüydü.



Can Çobanoğlu 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:16:04
Kuzuların sessizliği

14.11.2008



Ali Sami Yen’de kuzuların sessizliği. Sen Kadıköy’de kuzu olursan cezanıda taraftar keser. Tribünlerde az sayıda bulunan seyırci ilk 5 dakika susma hakkını kullanıyor haklı olarak. Neyi protesto ettikleri açık ve net. Anlayan anlar.
Gelelim futbola onu da ara ki bulasın. Son derece yavan bir akşam. Arda antre yaptıktan sonra bir kaç cılız atak ve Aydın’ın golü bile keyif vermiyor kimseye. Yüzde yüzleri kaçıran konuk takım Kayserispor. Skibbe’nin takımında sürpriz sanatçı Ferdi Elmas. Biz bile unutmuşuz bu kramponu. Espiri bir yana Ferdi mücadelesiyle diğer arkadaşlarından daha fazla puanı hak etti. Gerçi diğerlerinin ne hak ettikleri de tartışılır.
Mehmet Topal’ın formasına kavuşması sevindirici. Önümüzdeki günlerde Ayhan’ın yükü biraz daha hafifliyecek sanırım. Maskeli süvari Servet’in direnci ve Aykut’un geceye damgasını vuran kurtarışları takdirle karşılanmalı. Son maçlarda varoşların çocuğu rolünde olan Milan Baros’un performansında gözle görülür bir düşüş var. Nazar mı değdi ne? Bununla birlikte takımda ‘babalar’ çoğaldı. Her maç itiş kakış. yakışmıyor. Göğsünüzde taşıdığınız armaya bakarsak.
Taraftarla başladık taraftarla bitirelim. 90 dakika dillerden düşmeyen ‘Başarılar gelir geçer asaletin bize yeter’ nakaratına dikkat! Bu gidişle asalette kalmayacak. Sorumlularına...



Yalçın Dümer
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:17:58
Doğan Koloğlu
Galatasaray tatmin etmedi

ARDA’NIN ilk 11’de olmayışı sahada sırıttı. Nitekim ikinci yarıda oyuna girince durum değişti. Hücumda daha etkili olmaya başladılar. Bir de son 20 dakika Ümit de takıma dahil oldu. Buna rağmen her iki takım da mantık dışı goller kaçırdı. Ama Galatasaray ilk yarı sahada hiç yoktu. Özellikle sarı-kırmızılılar topu çabuk oyuna sokamadılar. Kendi sahalarındaki maçta kontrataklarla ayakta durabildiler. İlk yarıda gol pozisyonları bile yoktu. 2. yarı pozisyon buldular. Galatasaraylı futbolcular bu sezon acemiliğin faturasını ödüyorlar. Kendi sahalarında kontratak oynuyor ve yabancılaşıyorlar. Cimbom adeta hiç pres yapamıyor. Üstelik kendileri de kime nasıl pas vereceklerini bilemedikleri için adam ararken topu kaptırdıkları örnekler var. Ayrıca Galatasaray’ı iyi etüd ekmiş olan Kayserililer çok sayıda faul yaparak saha avantajını kendilerine çekmiş oldular. Özellikle yaratıcı oyuncu kabul edilen Lincoln o kadar ağır ve acemi hareketler yaptı ki sahada adeta yok oldu. Üstelik Galatasaray’ın iyi oynayamadığı maçlardaki durumu dün ortaya çıktı. Çünkü Galatasaraylılar hiçbir zaman ikili mücadeleye girmiyor ve pres yapmıyor. Üstelik daima vücutlarını kullanarak rakibe yakın oynuyorlar ve topu alamasalar bile fizik güçlerini kullanarak rakibin dengesini bozuyorlar. Bu durumda Galatasaray ilk yarı pozisyon göremedi. Ancak maçın son 20 dakikasında üstün oynadılar. Bu iki takımı da tatmin etmedi. Kayserispor faullü oynadı. En çok faulü Cimbom’un teknik oyuncusu Lincoln’e yaptılar. Kayserispor’un bir avantajı da uzun oyuncularının olmasıydı. Ama Galatasaray ısrarla havadan oynadı. Bu arada Kayseri’den Aghahowa çok gol kaçırdı. Seyirci ise maçı seyretme yerine şarkılar söyleyene coşturmaya çalıştılar. Servet sakat sakat oynamasına rağmen başarılıydı. Tam bir beraberlik maçıydı ancak son dakikalarda daha da yüklenen Galatasaray Aydın’la golünü buldu ve lig için de biraz olsun moral kazandı. Ancak gol ofsayttı.

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:24:58
 Turgay Şeren
 
 Aghahowa’ya binlerce teşekkür 
 
Galatasaray dün akşamki maçta, Kayserispor siyahi oyuncusu Aghahowa’ya kaçırdığı gollerden dolayı teşekkür etmelidir.

Maçı kazandıysa, burada Aghahowa’nın payı büyüktür. Galatasaray, karşısında ligin iyi takımı Kayserispor’u buldu.

Kayserispor’u buldu ama o Kayseri galiba İstanbul’a “laf” olsun diye gelmiş.

Defansında hata üzerine hata yaptı. Orta sahası ve forveti özellikle adaşım Turgay, ona uzatılan her arapasını, nedense ezberlemiş gibi, geriye verdi. Bu paslar, çoğu kez de kendi arkadaşları yerine rakiplere gitti.

Maç böyle oynanırken, Sarı-Kırmızılılar defansta özellikle Sabri’nin olduğu tarafta büyük boşluklar bıraktı.

İşte yazımın başlığı da oradan çıktı zaten.

Kayserispor’a “güç kazandırsın” diye transfer edilen siyahi Aghahowa, 52. dakikada gol kaçırmaya başladı.

Mehmet Topuz, sağ taraftan fevkalade bir top getirdi. Kale bomboş.

Aghahowa, 6 pas çizgisinin içerisinde, vücudunla kaleye girse gol olur, ama nerede! Topa bir vurdu; geldiği yere gönderdi.

Galatasaray’ın 90 dakikada kaçırdığı tek bir pozisyon var. O da golü atan Aydın’dan geldi.

Lincoln maçın bitimine doğru Aydın’a nefis bir pas verdi. Gol atmamak için o anda Aydın’ın vurduğu gibi topa vurmak lazımdı. Top kale yerine auta gitti.

Galatasaray’ın galibiyet golü 90. dakikada geldi. Bu da rakip kaleci Souleymanou’nun hediyesidir.

Elinden kaçırdığı topu Aydın’a “al gol at” diye verdi. O da bu sefer, istese de bu golü kaçıramazdı. Zira Arda ile beraber kalenin içersindeydi. O kaçırsa; Arda golü atardı ve Galatasaray’ın galibiyetini ilan ederdi.

Hakem Abitoğlu Galatasaray’ın bir penaltısını yedi. O pozisyonda Kayseri defansında bir tek Ali Turan vardı. Arkasında da Galatasaraylı futbolcular. Ali Turan topa “pat” diye sol eliyle vurdu. Denilir ki, top çarptı! Eğer Ali Turan eliyle oynamasa arkadaki Galatasaraylı golü atacaktı. Bu “bal gibi penaltıyı” Abitoğlu yedi, bitirdi.
 
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:27:15
Yazarlar / Bahri Havadır
 
 Hüzün bitti mi? 
 

 
Bence hayır... Çünkü; şikebahçe yenilgisinin travmasını üzerinden atamayan Galatasaray kazanmasına rağmen tatsız, tuzsuz, heyecansızdı...

Başkan Adnan Polat da öyle...

Taraftar da öyle... Maçın başında çıt çıkarmayarak protesto ettiler... Sarı-Kırmızılı renkler için ölüp bitenler, “iyi günde kötü günde” diye bağıran Galatasaray’lılar sessizdi bu kez... O yırtınmalar yalan mıydı peki? Bu durum oyunculara da yansıdı...

Hepsi ruh gibiydi...

Oynamak, kazanmak yeniden, “Biz daha ölmedik” demek gelmiyordu içlerinden...

Biraz Servet, biraz da Ayhan’ın, ikinci yarıda da Arda’nın çabası vardı...

Gecelerin adamı Lincoln yalan koşular yaptı...

“Centilmen ve acımasız” denilen Milan Baros’un ayaklarında sanki kilolar vardı...

Ferdi’nin 41. dakikada, Olembe’nin 45. dakikada tehlikeli atakları kimseyi mutlu edemedi...

Kaleci Souleymanou belki de kalecilik yaşamının en kolay ilk yarısını geçirdi... Formasında ne tek damla ter, yüzünde stres, korku, endişe hiçbiri yoktu... Sağa sola gülümsüyordu...

Maçın sonlarında bir kez hata yaptı, onu da Aydın gole çevirdi...

İkinci yarıda Agahahowa net goller kaçırdı... Arda tempoyu biraz yükseltti... Oyunda biraz hareket vardı... Bu detayların aslında hiçbir önemi yok.... Esas konu; ezeli rakibine yenilen Galatasaray kısa sürede neden bu kadar geri gitmişti acaba? Bence saha içi olaylarından çok saha dışında yaşanan gelişmeler, takımın kimyasını bozmuştu...

Gece kulübüne gidip 10 bin dolar ceza alanlar da sahadaydı, üç gün önce elmacık kemiği kırılıp, ameliyat olan da...

Geldiği günden bu yana tartışılan hatta kamp gecesi, “Beyler falanca hoca devre arasında geliyormuş...” haberleriyle maça motive olmaya çalışan teknik direktör Skibbe de..

Peki bu durumda ne yapabilirdi garibim Ferdi Elmas? Veya sakatlıktan yeni kurtulan Mehmet Topal...

7-9 günde bu kadar değişim gösteren bir başka takım var mıdır acaba? Benfica’da herkesin sempatisini kazanan bir Galatasaray’ı, bir de dün gece Ali Sami Yen’deki Galatasaray’ı gözünüzün önüne getirin... Büyük takımlar, büyük ekipler, lider kaptanlar ne kadar fırtınalarda yaşasa gemiyi su almadan karaya sağlam çıkarırsa “büyüklüğünü kanıtlarlar...” Gemi daha su almaya başlamadı ama acayip sallanıyor... Başkan Polat dümende zorlanıyor, Skibbe makine dairesinde terliyor...

Kara şimdilik çok uzakta çok...

Yolculuk biter mi ki?
 
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:30:25
İlhan SÖYLER
 
 Ah ile vah ile


ASLAN’ın pençeleri dökülüyor. Geçtiğimiz hafta ezeli rakip şikebahçe karşısında hüsrana uğramışsın, ben "şu Kayserispor maçında bir şeyler yapıp taraftarımı sevindireyim, gıdıklayayım, iyi bir futbolla gönlünü alayım" demen lazımdı. Ama neredeee?

Skibbe, uzun zamandır oynamayan Ferdi Elmas’ı sahaya sürüp neler yapacağını görmek istedi. Ancak ondan da bir şey olmadı.

Bırakın onu, futbol literatüründe bir oyun felsefesi vardır. Nedir bunlar?

Verkaçlar yapacaksın. Kanatları etkili bir biçimde kullanacaksın. Topu kazanmadan önce düşünce zenginliğini beynine yerleştireceksin. Rakibin arkasına sarkıp hedefe gideceksin. Bunların hiçbirisi dün akşam sahada yoktu.

Uzun zaman oyunun kontrolü Kayserispor’daydı. Tolunay Kafkas, çıldırdı. Nasıl çıldırmasın? Aghahowa’nın maç boyunca kaçırdığı goller genç teknik adamı adeta deli etti. Yakaladıklarını atsa, Galatasaray da havlu atardı. Galatasaray’da Milan Baros, şaşılacak bir şekilde top oynuyor. Pozisyona girmeye çalışıyor, ama bir türlü gol yollarında isabet bulamıyor.

Sadece isimleri var

Hele Galatasaray’ın defansı hem kanatlardan, hem de ortadan su borusu gibi... Dalan akıyor. Bir türlü suyu kesen vana çalışmıyor. Galatasaray’ın derdi yalnız bununla kalmıyor. Parmakla sayılacak sayıda gol pozisyonuna giriliyor.

Galatasaray’da birçok oyuncu bireysel anlamda çok iyi. Ancak isimleri var, sahada kendileri yok. Böyle bir takımı kamçılamak için iyi bir kenar yönetimi gerekli diye düşünüyorum. Çünkü Galatasaray, her maçını ah ile vah ile oynuyor.

İlk bölüm bitti, dışarı çıkıp "hava alayım" dedim. Bir baktım numaralı tribünden büyük bir kalabalık stadı terkediyor. İçimden "hayırdır" diye geçirdim. "Hem ıstırap çekiyoruz, hem de üşüyoruz. Üşüyeceğimize, gidelim" diyorlar. Artık gerisini siz anlayın... Aghahowa kaçırdı, Tolunay, kafasındaki bereyi yere attı. Daha sonra Galatasaray da golü...


Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:32:03
Kanat ATKAYA
 
 Yazık


Galatasaray taraftarının şikebahçe mağlubiyetinin ardından derin depresyon içinde olduğunu her şeyden önce kendimden biliyorum. Futbola karşı genel bir isteksizlik, mutsuzluk, umutsuzluk genel ve ortak belirtiler.

Durumun ümitsizliği tribünün halinden belli. İlk 5 dakika tezahürat yok. Sonrasında "yasak savar" gibi Kapalı tribünde başlayan tezahürat zamanla stada yayıldı, fakat takım üzerinde pek etkisi olmadı.

* * *

"Rotasyon" kisvesi altında yedeğe çekilen "as" oyuncuların yerine sahaya çıkanların da yürüyecek hali yok.

Dün Kayserispor karşısında sahaya çıkan futbolcular eğer bir deneme maçı oynuyor olsaydı, içlerinden hiçbiri Galatasaray’da oynamak için seçilemezdi.

O kadar sıradan, o kadar berbat, o kadar kişiliksiz bir futbol.

90 dakikanın tek ilginç yanı Servet Çetin’in "Hannibal Lecter" maskesiydi.

Benfica karşısındaki maçı bu takımın çıkardığına inanmak güç.

Kendinizi iyi niyetli bir şekilde zorlasanız ilk 45 dakika Mehmet Topal ve Ayhan Akman’ı belki "iyi yedek olur" diye alırsınız Galatasaray’a.

İkinci 45 dakikanın kahramanı ise, topu ayağına dolaştırıp duran Kayserispor karşısında başarılı maç çıkardığı izlenimine kapılacağınız Aykut’tu.

* * *

Galatasaray, ezeli rakibi karşısında yaşadığı hüsranı üzerinden atamamış netice itibariyle.

Hem taraftar hem de futbolcuların morali sıfırın altında.

Bu durumda Skibbe ve yönetimin bir çözüm üretemediğini görmek de tedirgin edici.

Belki de böylesi daha hayırlı.

Galatasaray’ı birilerinin çıkıp toparlaması gerekiyor.

Fakat ufukta böyle bir irade de göremiyorum.

Yazık ki ne yazık!

Gelen galibiyet Türkiye Kupası’nda yola devam etmek bakımından elbette işe yarar.

Fakat içi rahat bir biçimde sevinen var mı acaba? Hiç sanmam.

Adnan Polat futbolcularla yemek yiyip "Sizden bu maçta galibiyet bekliyorum aslanlarım benim" demekten ötesini yapmalı.

Yoksa at bu seneyi çöpe...

Yazık ki ne yazık!
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 14. Kasım 2008, 11:35:14
Piyango gibi


şikebahçe'den alınan farklı yenilgiden sonra Kayserispor ile Ali Sami Yen'deki kupa maçı Galatasaray için 3 puan ve bir moral arayışıydı. Cimbom, 3 puanı buldu ama sonuç hüsran da olabilirdi. Çünkü, Kayserispor'un maçta net 10 gol pozisyonu var. şikebahçe pozisyona giremeden 4 gol atmıştı. Kayserispor'un bu kadar pozisyondan gol çıkaramaması Galatasaray için büyük bir şans...
Galatasaray'ın deplasman karnesi kötü. Ama Ali Sami Yen'de daha farklı oynar diye biliyoruz. Dün akşam öyle olmadı. Özellikle ilk 60 dakika Galatasaray, kendi evinde değil de deplasmanda gibiydi. Sahada iyi şeyleri yapan hep Kayserispor'du.
60 dakika diyorum çünkü Arda'nın oyuna girmesi Galatasaray'ın canlanmasına ve şikebahçe maçıyla üstüne çöken ölü toprağını atmasına neden oldu.
Galatasaray, Arda'nın ateşlemesi ve bunun yanı sıra Sabri, Ümit Karan ve Aydın'la Kayseri kalesinde daha fazla etkili olmaya başladı. Bunun semerisini de attığı golle gördü. Galatasaray'da maçın kazanılmasında en önemli etken Arda...
Kısa süre oynadı ama takımını ateşledi. Onun dışında Kayseri'nin 3 net pozisyonunu kurtaran Aykut'ta galibiyette önemli bir oynadı. Elmacık kemiğinden operasyon geçiren Servet için de özverisinden dolayı başarılı diyebiliriz. Ancak, bazı oyuncular var ki oynayıp oynamadıklarını anlamak mümkün olmadı.
Baros'taki düşüş sürüyor. Benfica ve şikebahçe maçlarında sağ tarafta oynadığı için şikayeti vardı. Dün istediği yerde oynadı ama olumlu hiçbir katkısı yok. Sadece, konuşma konusunda performansının artığını söyleyebiliriz.
Defansta Meira, ne etliye ne de sütlüye karışıyor. Arkasına atılan toplarda geri dönüşü yok. Ondan topu iyi kullanması bekleniyor. O konu da hiç gayretli değil. Sadece idare ediyor. Mehmet Topal, sakatlıktan sonra kendini henüz toparlayamamış. Milan Baros'la beraber takımın en etkisiz isimlerinden biriydi. Sonuç olarak, Galatasaray için bu galibiyet tam anlamıyla bir piyango oldu. Ve Cimbom kupada çok büyük bir avantaj elde etti.
CÜNEYT TAMMAN
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: İsmail Sağlık - 14. Kasım 2008, 12:46:27
Yakışmıyor!
14.11.2008

Başlıktaki sözcüğü nereye çekersen çek!
1-Bu kadar sık maç trafiği bize yakışmıyor,
2-Futbolsuz mücadele futbola yakışmıyor,
3-Bu kadar gol kaçırmak kimseye yakışmıyor,
4-Sabri Galatasaray’a hiç yakışmıyor...

Galatasaray-Kayserispor maçının özeti budur.
90 dakika dömi-heyecanlı bir maç, onlarca gol pozisyonu ve kaçan tonlarca gol!
Son dakikada Aydın’la gelen üç puan!
Ofsayt kokusu var. Koku Arda’dan geliyor ama golü atan Aydın.
Tartışmam!
Maç içinde el var, tekme var, hakem Kamil Abitoğlu’ndan devam kararları var...
Bunları tartıştığımız sürece kabak yorumcunun başına patlıyor.
‘Gördün-görmedin’ oluyor. Sanki kasıt varmış gibi...
Yani Hacivat eğlenecek diye Karagöz cereme çeker ya!... İşte onun gibi bir şey...
Hakem ve oyuncular hata yapıyor ceremesini yazar çekiyor!
Hakemin atladıklarının, sesli-sessiz düdüklerinin hesabı bizden soruluyor.
Bizim de;
Gördüğümüz var, göremediğimiz var...
Kayda değer bulduğumuz var bulmadığımız var...
Bize göre doğru olan var, rakibe göre doğru olan var...
Bu futbolda sıkıntı var; oynayana, idare edene, yazana çizene, kimseye itimat yok!
Herkes imam gibi... Kendi bildiğini okuyor!
Her bakış açısı, her pencere, o dilin rengine boyalı!

Zor hafta

Galatasaray için çok kritik iki maç vardı Kayseri ve pazara B.Şh.Bld. maçı... İlkini kazasız atlattı, sıra hafta sonundakinde...
Galatasaray bu maçları kaybetse Skibbe’nin kafasına kaya düşer, takım dağılırdı.
Skibbe’yi koruma altına almam bu yüzden!
Bir hoca; ezilerek, itelenip betelenerek, durmadan kakılarak aslanların önüne yem diye atılamaz! Haksızlık yapılıyor. Galatasaray Skibbe üzerinden yıpratılıyor. O yüzden hocanın yanındayım.
Bir gün ‘Skibbe mükemmel hoca’ dediğimi duyan var mı?
Herkes gibi onun da hataları var ama şimdilik yapacak bir şey yok, Galatasaray bir ayda üç günde bir maç yapıyorsa bırakın Skibbe rahat çalışsın.
Skibbe babamın oğlu değil; gitse de isabet olur, ama bunu da temcit pilavı gibi tekrarlamak Galatasaray’a zarar verir.
Gerekirse, zamanı geldiğinde gereği yapılır.

Maça dönelim;


Kayseri iyi takım, sahaya iyi yayılıyor, çok çabuk top gezdiriyor, çok pozisyon yakalıyor. Bu maçta çok şanssızdı. şikebahçe’ye dört sallayan takımın forveti Aghahowa’nın bu maçta kaçırdıkları Bağdat’a köprü oldu. Ancak Aghahowa’nın karşısında da Aykut vardı. İki üç tane öyle mükemmel gol kurtardı ki alkış aldı. Volkan’a da De Sanctis’e de taş çıkarttı!
İki takım da iyi mücadele etti. Futbol çok azdı ama kazanma hırsı vardı.
Skibbe dört sürpriz isimle sahaya çıktı ve kazandı. Kalede Aykut hatasızdı. Mehmet Topal belli ki daha hazır değil, maç sonrası kendi de itiraf ediyor. Ama acı gerçek; ‘takım için özveride bulunuyoruz’ demesiydi... Üzüldüm. Keşke oynamasaydı çünkü bir futbolcu için en büyük risk ‘sakatlığın tamamen geçmeden’ oynama gayreti içine girmesidir. Nüksederse iş uzar. Moral bozulur!
Ferdi’nin oynaması da hayra alamet. Gayretli ve olumlu... Pişmesi gerek. 60’da Arda’nın girmesiyle Galatasaray canlandı, pozisyonlar üretildi.
Gözlemim şu; Galatasaray zor günleri sabırla aşıyor, dün şansı da yaver gitti çok pozisyon verdi gol yemedi çünkü karşısında şikebahçe yoktu!
Aydın’ın doksan dakika oynaması beni mutlu etti. Bu çocuk kazanılmalı. Fevkalade çağdaş bir futbol oynuyor. Dikine rakibin üzerine gidene hayranım. Aydın bu tip bir futbolcu çabuk ve akıcı... Aydın’ın fizik gücü eksikti demek kapatmış... Demek Galatasaray’da düzelme var.
Baros hariç! Milan Baros giderek gol krizine giriyor, kaleci Souleymanou ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda saçmaladı! En yapılmayacak hareketi yaptı geri döndü, kaleci ondan önce davranınca topu bile kaybetti! Sonra da bir başka pozisyonda fauldü, eldi diye hakeme delleniyor. Geçiniz... Skibbe Baros’u oyundan almakla iyi yaptı, sarısı vardı kırmızıya dik gidiyordu...

Lincoln boşa akan musluk gibi...

Lincoln, Ayhan ve Meira... Galatasaray’ın bu üçlüsü görevini iyi yapanlar. Lincoln biraz gamsız ama giderek takıma oturdu, mükemmel pasları var, çoğunu arkadaşları ziyan ediyor. Lincoln’ün ara paslarını takip eden golcü biri olsa ‘Avrupa’da Altın Ayakkabı’ alır. Galatasaray daha bu zenginliğini fark edemedi. Lincoln boşa akan musluk gibi!
Ayhan kaptan olalı beri sınıf atladı. Yine dinamo gibi çalıştı, yorgunluk ona koymuyor gibi... Allah nazardan saklasın.
Meira tam bir görev adamı ve beyefendi, maç sonrası kendini yetiştiren (maruf hocası) gibi küfürbaz Sabri’yi kucaklayıp tünele götürmesi harikaydı. Kayseri’ye karşı savunmanın göbeğinde oynayan Meira tam bir joker. Helal olsun!

Maskeli Süvari Servet

Skibbe’yi bu konuda anlayamıyorum; Servet’in, Allah korusun bacağı alçıya alınsa Skibbe onu koltuk değnekleriyle oynatacak! Başka adam mı yok be Burak Hoca... Dinlendirin şu adamı! Galatasaray’ın bu kadar çaresizliği insanın kanına dokunuyor. Demek Servet olmasa sermaye kediye yüklenecek. Olur mu öyle şey!
Kara Maske Servet’in görünüşü bile faul!
Ben Servet’in yedeği olsam havlu atarım! Nedir bu vaz geçilmezlik. Alt tarafı Kupa maçı, alt tarafı bir tek adam!
Galatasaray Servetsiz 10 kişi oynasa n’olur!
Anlamıyorum. Bu kadar mı korkuyor defansından bu teknik heyet!

İlk yarı Kayseri’nin


Grupta 1 puanı bulunan Kayserispor ilk yarıda daha çok tehlike yaratan taraftı. Aghahowa ve Toledo ile net goller kaçıran Kayserispor’un kalesinde de Souleymanou Galatasaray’a pozisyon vermedi. Olembe'nin ve Mehmet Eren'in getirdiği toplarla gole çok yaklaşan Kayseri son vuruşları yapamadı. Toledo ve Mehmet Topuz da galibiyete koşan ayaklar olarak gözüktüler ama gol çıkmadı. Mehmet Topuz biraz havalanmış! Her yemeğe maydanoz oluyor!... Her kavganın içinde var, her topa da kasıtlı sert giriyor. Ayıp ediyor. Topuz kaliteli futbolcu ama hırsını kontrol edemiyor. Takımına zarar!
Turgay da bu kez golle buluşamadı. Geçen yılın Kupa şampiyonu Kayseri için gruptan çıkış tehlikede...

Sabri kendine gel bu kaçıncı!


Fizik güç, rakiple dişe diş mücadele, çok mevkide oynayabilme becerisi ve gençliği ile Sabri Galatasaray için bir kazanç!
Alt yapı noksanı, yaşam standardı, bilgi zaafiyeti, kabadayılığı Sabri’nin en büyük eksiği... Bunları kapatması da zor. Bir de küfürbaz! Florya’daki hali dillere destan, tam bir külhanbeyi...
Maçlarda hakemle konuşması, rakiplerine dayılanması...
Elini kaldırıp rakibinin üzerine giderken tipindeki faulü görmeden rakibin faullerine dayılanması affedilemez!
Dün maçtan sonra hadise çıkmadıysa Galatasaray’ın verilmiş sadakası varmış...

Sabri son dakikada gol bulan takımına ihanet ediyor.
Zaten Kayseri son dakika golünü yemiş ve çıldırmış!
Sana ne be Sabri... Atı alan Üsküdar’ı geçmiş... Gitsene soyunma odana...
Başta Meira ve arkadaşları küçük kabadayıyı zor zapt ettiler!
Sabri Galatasaray’a yakışmıyor.
Kalli söylemişti...
Bir numara da olsa yakışmıyor!

OSMAN TANBURACI
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:27:09
Belediyelere iki gol kampanyası
17.11.2008
Ankara ve İstanbul Belediyelerine febe ve Galatasaray sürpriz bir kampanya başlattı!
'İki gol üç puan, futbolu çıkart aradan!' kampanyası futbolun yok olduğu ülkemizde lige ilaçtır! Bu kampanya tutmasa dahi taraftarı geçici olarak sevdaya kaptırır!

Galatasaray demek bence Kewell demek... O da olmasa yüzleri kim güldürecek. Galatasaray'da dikine futbol oynayan tek isim Harry Kewell. Gol de onun becerisiyle geldi. Lincoln'ün kornerine vurduğu kafa ölü noktaya gidince Galatasaray 39'da rahatladı... Ondan önceki topla buluşmalarında da Kewell rakiplerini tren gibi geçti. Arda ile bu kez fazla da yer değiştirmedi ama yine de etkin bir oyun sergiledi. Kewell 60 dakika da oynasa Galatasaray'ın ilacı oluyor. Olympiakos'a attığı golün kopyasını BŞB'ye de attı.
 
 
Geçmiş olsun Arda
Arda demişken 66 sırt numaralı Arda'ya da geçmiş olsun... İnşallah hayatını da 66'ya bağlar. Malum; 66'ya bağlamak bir şeyi garantiye almaktır.
Sevgili muzip Arda umarım yine bir muziplik yapmıştır... Acil şifalar dilerim 'yetenek güzeli' Arda'ya... Nazara geldi çocuk.
... Maçın sonlarında kenara geldi ve yere uzandı Ardacık... 'kalp ritmi bozukluğu' diyor doktorlar... Yorgunluğa ve strese bağlı ve de uykusuzlukla ilgili bir durum...
Tekrar acil şifalar Ardacık...

Ancak; bütün dünya ve biz; giderek tempo kazanan ve maç trafiği sıklaşan futbolda psikolojik ve fizyolojik yorgunluklara dikkat etmeliyiz. Şaka değil, FIFA buna çare bulmalı. Bu kadar zorlama, bu kadar fizik kapasiteyi pompalama iç organları isyana sürükler. Futbol artık insan bünyesini tehdit eder hale geldi. Gencecik çocuklar bedene bindirilen bu kadar yükü kaldıramıyor. Bizde bir de stres var! Aman dikkat!...
Hiçbir puan insan sağlığından önemli değil!

 
 
Servet de maskeli yüzle oynamamalı
Anlamadığım şey galiba Galatasaray'da Servet'ten başka ganimet yok!
Servet resmen görüntü kirliliği arz ediyor. Hem maskeden hem topla her dakika ileri çıkıp takımına zarar vermesinden... Servet maskeyle onatılmamalı.
'Ayağım kopsa yine oynarım' mantığından da artık vazgeçmeliyiz...
Bir de şu çok önemli;
Alt yapı, alt yapı deyip duruyoruz... Acaba alt yapıdan gelen filiz gibi, Arda gibi, Aydın gibi gençlerimiz adale gücü, kemik yapısı, ciğer kapasitesi açısından iyi yetiştirilerek mi geliyorlar?
Haftada üç maçı kaldırmak o kadar kolay değil! Bunlar daha yirmi yaş civarı çocuklar. 21-22... Yazık değil mi?
Sakın ola ki dünya alt yapılarıyla bizi karıştırmayın.
Ailesi fakr-u zaruret çeken çocukların 12-14 yaşına kadarki beslenmeleri de sade suya çorbayla...
Sonrasında alt yapıdan gelmesi gereken bilimsel vücut gelişimi ve direnci de hak getire...
Kim ne derse desin bizde daima 'yetenek oynar' fizik kapasite Allah'tan gelir!
Böyle bir inanış olmaz ama oluyor işte!...

Bizim evlatlarımız daha yılda 70-80 maç yapmaya hazır değil!
Kim diyorsa ayıp ediyordur...
O çocukların babaları ayda 260 milyar almıyor ki sabahları ballı kaymak yesinler...
 
 
Abdullah Avcı'nın takımı geçen seneden uzak
BŞB gol yollarında neredeyse yok! Bebbe, Efe, Erman ve de Serhat gol için yeterli değil. Adriano kenarda! Tjikuzu, Ekrem, Okan da orta sahayı tutmaya yetmeyince BŞB maç kazanamıyor. Abdullah Avcı buna nasıl çözüm getirir bilemem ama iki kısa boy Efe ve Erman, hatta Okan 36 yaşa rağmen BŞB'yi ayakta tutamaz... İşleri zor.
Buna rağmen Galatasaray zorlandı çünkü o da sık maç temposunu kaldıramıyor. Sakatlıkları da olduğu için takım kuramıyor ve hep aynı futbolculara yüklendiği için de giderek randımanı düşüyor.
 
 
Skibbe de zorda, elde sağlam kalmadı
Galatasaray'dan çok ümitliydim ama 11 hafta geçti, yani ligin 1/3'ü bitti Galatasaray hala istenen kıvama gelemedi. Bu iyiye alamet değil!
Baros geldi, gollerle parladı sonrası tısss...
Meira yokluktan orta alanda oynuyor, iyi de oynuyor ama bana kalırsa onun yeri defansın göbeği...
Servet maskeyle oynayacağına çek Meira'yı defansın göbeğine oynasın Emre ile, orta alana da koy başkasını... Mehmet Topal'ı mesela...

Ayhan, Meira, Lincoln, Arda ve Kewell takımı sürükleyenler, ama Kewell'ın dışındakiler çok yan pas hatta geri pas yapıyorlar. Futbol böyle oynanmaz! Çok zaman kayboluyor, rakiple çok mücadeleye giriliyor, takıma bir güvensizlik çöküyor. Görüntü seyredene de hoş değil!

Galatasaray takımı topu koşturacağına rakiple didişerek kendini yoruyor, zaten geri dönüşlerde zorluk yaşayan takım, kısa yoldan rakip kaleye gideceğine aşırı zaman kaybediyor ve aşırı güç kaybına uğruyor. Bunda Skibbe'nin de yapacağı bir şey yok. Mevcut oyuncu karakteri bu!
Soldaki Hakan Balta da iyi ama sağdaki Sabri'nin bütün iyi niyetine rağmen ve de çabukluğuna, hücuma sık katılmasına rağmen verimi çok düşük! Son hareketleri hiç yok!
BŞB sıkı takım olsa 'kesik kesik' oynayan Galatasaray zorlanırdı.
Bir de şu var;
Galatasaray maçlarda ikinci golleri bulmazsa her an puan ikram eder hale gelir.
Tek gol kurtarmaz! BŞB sonlara doğru bir gol bulsa Galatasaray bunun altından kalkamazdı.
Bereket Lincoln bir kere direkte patladı arkasından çok güzel bir ver-kaça girdi ama top şans eseri kendi önünde kalınca kaleciye de çalımı bastı ve şık bir vuruşla ikinci golü attı, taraftar rahatladı. Dakika 80 üzeri...
Tekrar ediyorum sakatlıklar sürerse Skibbe çok zorlanır.

 
 
Hakem Dereli acaba nereli?
Bence körler ülkesinden...
Baros'u kündeden aşırdılar görmedi...
İttiler penaltı çalmadığı gibi bir de sarı gösterdi...
Penaltıyı vermeyebilir, itirazım olmaz, olamaz!
Hakem takdiridir. Her düşene penaltı verilmez ama her düşene de sarı verilmez!
Ne yani itilen kakılan kendini yere atmayacak mı?
Bakın Baros 4. sarıyı gördü. Bu hafta Ankara'da oynamayacak. Yazık değil mi?
Bu kadar mı ucuz bu kartlar...
Dereli bir ara Baros'un ofsayt atağını da görmedi bereket pozisyon kayboldu...

Sonuç;
Galatasaray 2-0 kazandı ama futbol adına alkışım yok.
Diyelim ki yorgunluk ve sakatlıklar var...
El oğlu dinler mi?
 
Osman TAMBURACI
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:28:43
 TURGAY ŞEREN 
Lincoln attı, attırdı 

Galatasaray dün akşam tüm oyuncularıyla kazanmak için ne gerekiyorsa yaptı. Sanctis bile ikinci yarıda Bebbe’nin yüzde yüz değil ama gol olabilecek bir şutunu kurtarma başarısını gösterdi. Aferin ona.

Galatasaray defansı Sabri, Emre, Servet ve Hakan Balta; karşılarında isimleri olan, iyi oynayacakları düşünülen Bebbe, Efe, Tjikuzu ve Erman Kılıç olmasına rağmen, hemen hemen hepsi hücuma katıldı. Çok çabuk da yerlerine döndüler.

İşin güzel tarafı, Servet her zaman kademedeki yerini aldı.

Hep şunu söylüyorum; Meira, Galatasaray orta sahasında, fevkalade oynuyor. Skibbe onu hiçbir zaman defansın göbeğine koymamalı.

Dün akşam rakip hücumlarını ilk karşılayan Meira’ydı. Onlarla iki mücadeleye giren yine oydu. Arda’ya, Baros ve Lincoln’e uzun nefis paslar atan gene Meira’ydı.

Her iki takım da inanılmaz goller kaçırdı.

Lincoln’ün nefis kornerinde Kewell kafayla Galatasaray’ın golünü attı. Ancak aynı Kewell ikinci yarıda hemen hemen kale sahası içerisinde topu dağlara taşlara vurdu.

Bu gol kaçmazdı.

Aynı filmi ikinci yarıda Ayhan gösterdi. Ayhan, Lincoln’ün direkten dönen şutunu sol ayağıyla kale yerine arkadaki tribünlere attı. Bunlar Galatasaray’ın kaçırdıklarıydı.

Bir tane de 70. dakikada Erhan Kılıç’ın; Galatasaray 1-0 galipken kaçırdığı gol var. Erhan, Sanctis ile karşı karşıya; nereye vursa gol olacak. Ama o da topu tribünlere atmayı tercih etti.

Eğer bu gol olsa; oyunun şekli tamamen değişir. Durum 1-1 olur. Galatasaray üç puan için kalan dakikalarda çok, hem de çok uğraşırdı.

şikebahçe mağlubiyetinden sonra Galatasaraylı futbolcular, herhangi bir moral bozukluğu içersinde değillerdi. Kaldı ki, Büşükşehir kötü bir takım değil. İyi mücadele edip, koşuyorlar da.

Bu takımı yenmek öyle kolay değil. Galatasaray dün akşam zoru başardı ve üç puanı kaptı.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:29:30
LEVENT TÜZEMEN 
Baros'u kullanabilmek 

G.Saray uzun süre diken üstünde oynadığı Belediye maçını Ümit Karan'ın oyuna girmesinden sonra kopardı. Skibbe, kadro derinliğini yakalamasına rağmen; Trabzon, Olympiakos, Gaziantep maçlarını kazanan kadroyu sahaya sürdü.
G.Saray adına lige dönüş adına kırılma noktası sayılabilecek bir maçtı. Çünkü Belediye büyük maçlara çok iyi motive oluyordu. Abdullah Avcı'nın öğrencileri ilk 25 dakika G.Saray'ı adeta sahasına hapsetti. Belediye orta alanı çok adamla kontrol ediyor, ilk toplara basıyor, pres yapıyor ve savunmasını öne çıkarmıyordu.
G.Saray'ın top kullanan ayakları Lincoln, Arda, Ayhan ve Kewell boş alan bulamadıkları için ayağa pas oynayamıyordu. Baros sahanın her yerini geziyor ama Belediye savunması kaleye yakın durduğu için Çek yıldız depar atacak alanı bulamadığından gol pozisyonu üretemiyordu. Solda oynayan Arda'ya top geldiğinde Belediye üç adamla anında baskı yapıyordu. Her şey 39'da Lincoln'ün kornerinde ön direğe hamle yapan Kewell'ın kafayla attığı golle değişti. Gol G.Saray'a güven getirdi ve daha rahat oynamasını sağladı.

KARAN GİRİNCE BELEDİYE DAĞILDI
İkinci yarı Belediye öne çıkıp gol aramaya başlayınca G.Saray kanatlardan yüklenmeye başladı. Arda'nın soldan, Sabri'nin sağdan yaptığı bindirmeler etkili oldu. Belediye mücadele ruhuyla karşılık vermeye çalıştı ama G.Saray'ın fizik gücü bu ruhu teslim aldı. Lincoln kendine sürekli boş alan yarattı ve aldığı topları ezmeden olumlu pasa dönüştürdü. Ayhan'ın göbekten hücuma verdiği destek mükemmeldi. Meira dikkatliydi ve oyundan hiç kopmadı.
Arda, Sabri, Lincoln, Ayhan çok koştu. Maskeyle oynayan Servet tekmeye kafa sokarak nasıl bir profesyonel olduğunu gösterdi. Skibbe golcü oyuncusu Baros'u kazanmak için ilk onbirde oynatıyor. Doğru bir hamle ancak öne çıkmayan savunmalara karşı Baros etkisiz kalıyor. Bunun için iki yol var: Ya Baros'u markajdan kurtarmak için Karan veya Nonda ile birlikte oynatacaksın. Ya da Galatasaray skor avantajını ele geçirdikten sonra rakip savuma öne çıkacağı için Baros'u oyuna alacaksın. Yani Baros'u rakibe göre kullanmak gerekiyor. Baros çıkıp rakip savunmayı yıpratan Karan girince Belediye dağıldı. Ve G.Saray pozisyon üstüne pozisyon buldu. Lincoln'ün direkten dönen vuruşu şanssızlıktı ama attığı artistik gol çalışkanlığının karşılığıydı.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:30:40
KANAT ATKAYA 
Kewell tipledi 

G.SARAY için sıkıntıları büyütebilecek veya bir haftadır Florya üzerinde kümelenen kara bulutları azıcık olsun dağıtabilecek bir fırsat maçı.

Kayserispor maçında tribüne gelmeyen taraftarın ilgisinde biraz artış olmuştu. Galatasaray hálá nekahat devresindeydi, hálá sarılacak yaraları vardı ve reçetede de "İstanbul Büyükşehir Belediye’yi yen. Mümkünse biraz da iyi oyna, birşeyin kalmaz" yazıyordu.

* * *

Durgun başlayan ancak ritmini zamanla bulan ve artıran Galatasaray, 20’nci dakikadan itibaren baskıyı artırdı.

Presin bunaltıcı hal aldığı 25-30’uncu dakikalar arasında İstanbul Büyükşehir Belediyespor defansı bütünlüğümü korudu.

"İlk dalga kesildi..." derken 35’ten itibaren biraz daha zorladı kendini Galatasaray.

Bu sırada saha içinde oyunu okuyup Skibbe’ye tercüme eden Kewell saha içi organizasyonda minik değişikliklerin devreye girmesini sağladı.

Galatasaray "çete futbolu"ndan, "sistem futbolu"na -uzun süreli ve istikrarlı olmasa da- geçişler yaptı.

Ancak gol duran toptan geldi.

Lincoln’ün köşe vuruşunda harika pozisyon alan Kewell, basketboldaki "tipleme"ye denk gelen bir kafa dokunuşuyla işleri yoluna koydu...

* * *

İlk yarı boyunca İstanbul Büyükşehir Belediyespor, Teknik Direktör Abdullah Avcı’nın neredeyse yalvarıp yakarmasına rağmen Galatasaray’ın üzerine gidemedi.

İkinci yarıda sarı kırmızılı takımın "kaşıntısının" tuttuğu 70’nci dakika civarlarında İBB nihayet biraz zorladı Galatasaray’ı fakat yeterli olmadı.

* * *

Kewell ve Lincoln Galatasaray’a hem renk katıyor hem de skor üretiyor.

Hagi’nin kavuğunu birine vermem istense, yaydığı olumlu hava yüzünden, sahaya aktardığı güzellikler yüzünden tek adayım Kewell olur herhalde.

Çok sevdirdi kendini nazar değmesin.

Nazar demişken...

Arda gözbebeğimiz, umarım sağlığına ve neşesine hemencecik kavuşur.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:31:22
ZAFER ERTEM 
Niye 11'e aldın! 



Bir önceki hafta Gaziantep'i 4 golle topa tutan Belediye'nin ligdeki son maçında F.Bahçe darbesiyle sarsılan G.Saray için zor bir rakip olacağı belliydi. İlk yarıda ne yaptığı belli olmayan korkak bir futbol oynayan savunmayı ön plana alan Avcı'nın öğrencileri ikinci 45'in son 20 dakikasında G.Saray'ın yorulmasını fırsat bilip ciddi gol pozisyonları buldu. Bir ara skoru eşitleme şansı bile yakalayabilirdi ama final vuruşlarındaki beceriksizlik G.Saray'a şans olarak döndü. G.Saray'ın mutlak kazanması gereken bir maçtı. Beklenti, düzelen Mehmet Topal'ın ilk 11'de sahaya çıkmasıydı ama bay Skibbe, Topal'ı kulübede değerlendirmeyi tercih etti. 4'lü defansın önündeki ikili yine Meira-Ayhan oldu. Harry Kewell kanatta Milan Baros ilerde gol ümidiydi.

İnanılmaz goller kaçtı
G.Saray adına gecenin iyileri Lincoln, Arda, Ayhan ve Sabri olarak göze battı. İlk yarıda G.Saray adına tek olumlu hareket Servet'in zorladığı pozisyonda direkten dönen top ile Kewell'ın golüydü. G.Saray ikinci yarıda inanılmaz goller kaçırdı. Kaçırdıkça güven tazeleyen Avcı'nın öğrencileri son çeyrekte G.Saray kalesini ablukaya aldı. Lincoln'un direkten dönen topu şanssızlıktı. İkinci golü ise G.Saray'a derin bir nefes aldırdı. Fark ikiye çıktıktan sonra G.Saray biraz daha rahatladı. Arda'nın rahatsızlığını aslında küçümsememek lazım. Maçın bitiminde Skibbe'nin 'hafta içinde de rahatsızdı sanırım yoruldu' açıklaması talihsizdi. Adama madem rahatsızdı niye 11'e aldın diye sormazlar mı? Ama Skibbe'ye kimse birşey sormuyor, soramıyor. Bir çift sözüm de Aydın'a. Herkes ondan ümitli ama o geriye gidiyor. Gereksiz kartlar görüp takımına artık yarar değil zarar veriyor. Hakem Dereli zaman zaman maçın önüne çıkmaya çalıştı ama Milan Baros'un pozisyonunda kesinlikle haklıydı. Üç puan Cimbom'a ilaç gibi geldi.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:32:33
Osman Korkmazel
Primi hakettiler

KAYSERİSPOR kupa maçını anladıkda dün gece de tribünlerin boş kalması, ifade edilirdi acaba? Azınlık taraftar topluluğunda çoşkuyu devamlı ultrAslan cephesi verdi. Uyuşuk geçen maçı canlandıran gruptu. Galatasaraylı futbolcuların, bu bölüme özel prim göndermesi gerekir! Maç boyu bitmeyen enerjileri, Herry Kewell’ın golünden sonraki şovları ve Avustralyalı oyuncuya çılgın tezahüratları anlatılmaz, yaşanır... Bir ilk 30 dakika seyrettik. Futbol maçı demeye bin şahit lazım. Oysa bu iki takımda hücum zenginliğiyle tanınmıyor muydu? Yarım çeyrekte Galatasaray adına Servet’in biri direkte patlayan 2 pozisyonu İst. Belediye’nin tek net atağını görebildik. Sonrasında canlının ötesinde, tv den de izlediğimizde Baros’un buram buram kokan verilmeyen 2 penaltısı vardı. Onu bana sormayın, Selçuk Dereli’ye sorun? Ama Kewell’ın bizlereikinci kez (UEFA Olimpiokos oyunu) yaşattığı ön direk golü enfesti. Maçtan enterasan iki alıntı daha yapmak istiyorum. Kewel ile Skibbe’nin, Galatasaray’da iyi gitmeyen işleri antrenör bölgesinde çözmeye çalışması. Arda’nın kaptırdığı topu savunmaya kadar kovalaması ve hatasını savuşturması. Ve de bitik düşen Arda’ya, Skibbe’nin alkış tutarak destek vermesi, tam bittiğinde de kenara alması. Bunlar hoca talebe ilişkisinin iyi gittiğini gösteren enstantanelerdir... Abdulah Avcı fena fırçaladı ki Belediyeli futbolcular, ikinci yarı gol alanında etkinliğin yanında inanılmaz fırsatları hovardaca harcadılar. Aydın, Ümit Karan ve Mehmet Topal iş başı yaptılar. Ne yaptılar özellikle Aydın Lincoln’u rahatlattı. Brezilyalı 12 dakika futbola doyurdu bizleri. Golünü birkaç kez daha izleyeceğim.

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:33:07
Doğan Koloğlu
Tatsız bir maç oldu

Dün Ali Sami Yen’de kalitesi düşük bir maç seyrettik Çok ilginç ve sıradan maçın hakemi de hiç umulmadık yorumlarda bulundu. Dakika 16’da gelen korner atışında Galatasaraylı oyunculara rakip oyuncular tarafından ‘tut, it, kak’ uygulandı. Ayını şey bir iki dakika sonra yine on sekiz içinde Kewell’a yapıldı. Ancak Selçuk Dereli ona da sustu. Daha sonra bir çocuğu azarlar gibi Meira’ya da hakem sakın konuşma diye ikaz etti... Böyle hakemlik ve yönetim olmaz. Bundan iki yorum çıkar. Hakim maçını bir kaç kez daha seyretsin. Ve kendisine de buradan bir çağrım var. Bu iki olayı açıklamak istiyorsa arzu ederse bana hemen söylesin, kelimesi kelimesine köşemden yazarım. Yalnız dakikaları sakın ha karıştırmasın. Galatasaray’da gene bu sezon alıştığımız eksikler vardı. Topa girişlerde ‘bir çekingenlik bir tutukluluk’... Arda ve Lincoln gibi oyunu canlandırıp depar adamlarına pas atacak yıldızlar var ama bir türlü beklenen futbolu örnekleyemediler... Nitekim hiç akıla gelmeyecek bir şey, Servet’in şutu direkte patladı. Şansı da yaver gitmedi. Dünkü karşılaşmada hakem uyuşmazlıkları da vardı. Emre, Bebe’ye benzer harekete yapıyor, hakem hemen çalıyor. Ancak bu kez sarı-kırmızılı futbolculara yapılan aynı faulleri es geçiyor. Arda 30 metre koşuyor itilip kakılıyor Baros resmen güreşteki hareketler gibi ekarte ediliyor. İnanılır gibi değil, bir de itiraz edince kart görüyor. Neyse ki 39. dakikada Kewell kafa şutuyla golü atıyor. Maalesef hakem bu gole bir kulp bulamadı. Ama haksız başka bir pozisyonda kart çıkarmayı başardı. İkinci yarı Lincoln şahane bin pozisyonu kullanamadı. Rakip zayıftı ancak Cimbom da formunda değildi. Galatasaray en büyük tehlikeyi frikikle Bebe ile yaşadı. Sarı-kımızılar, 67. dakikadaki kenardan ortada defansı boş bıraktı. Kalecİ De Sanctis kritik bir kurtarış yaptı. Nihayet 83. dakikada Galatasaray, zayıf olan rakibin boşluklarını da kovalayarak Lincoln ile 2. golü buldu ve maçı garantiye aldı. Galatasaray mutlaka futbol yapısındaki kolektif anlayışı kullanarak değiştirmeli. Artık günümüzde futbol boşlukta koşmakla değil adam kovalamakla bağımlıdır.

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:34:39
Ata sporu!

17.11.2008



MHK Başkanı projeksiyon sunumu esnasında görüntüyü dondurdu, iki pozisyonu radyodan sökülmüş anteniyle işaret etti. ‘Beyler ceza alanı içinde bel kündesi ve bohçalama işte böyle olmalı!’ Galatasaray forvetlerine yapılanlar sonrası, devre arası seminerde ‘kurallar bu’ demezse ayıp eder MHK Başkanı. Ayağa basıp rakibi tuş etmek mi? O da yasak. Yasak da karşıbahçede hele hele kanarya kafesinde olanı, seminer programına alınmaz!
Galatasaray zaten ‘aman aman’ değil. Değil de, bir de çalmayan düdükler nedeniyle ‘Şah’ken, şahbaz’. şikebahçe çalışıyor! Galatasaray mı? Uykuda!
Ata sporu güreş kuralları harman edilmiş ayaktopu oyununa, pek yabancı değilmiş Kewell. Ne de olsa ‘Anzak’ torunu. Devamlı alan değiştirdi, gezindi ve Baros gibi etkilenmedi. Şık bir kafa vuruşuyla da golü buldu 1-0. Galatasaray pek tempolu gözükmezken, Avcı’nın çocukları güreş dışı etkinliklerde de becerili gözüktü, atamadılar. Bitti devre.
‘Sağlıklı bir Karan, 3 Baros etmez mi?’ diye düşünürken, Karan girdi. ‘Meira’yı ben göremedim, sen gördün mü Turgay (Şeren) ağbi? Aslan pozisyon üzerine pozisyon yiyor, Servet, Emre ve Ayhan’ın anası ağlıyor. İyi ki Lincoln devrede... Brezilyalı kendi attı sonra. Samba, ça-ça, tangol 2-0.
Skibbe kuvvetsizlerine ve niyetsizlerine çare; ya bulmalı, ya da bulmalı...         



Oğuz Dizer
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:35:35
Lige döndü

17.11.2008



Febe maçının ardından Galatasaray, beklediği ve istediği 3 puanı kendisine hiç zorluk çıkarmayan Büyükşehir karşısında, attığından fazlasını kaçırarak aldı. Skibbe, herhalde Topal takıntısından olsa gerek, Meira’yı Ayhan’ın yanında, Emre Aşık’ı da yorgun ve sakat Servet’in yanında kullanmayı tercih etmişti. Daha önce İnamoto engeline takılan ve uzun süre kenarda oturan Mehmet, şimdi de Skibbe’nin hışmına uğruyor. Oysa bu çocuk, Galatasaray’ın hem takım olma adına hem de satıldığında para kazanılabilecek genç bir yetenek. Üstelik de Emre ile Servet, bir arada oynadığında ara toplarında bu kadar risk varken, Meira’yı mutlak oynatmak istiyorsan, neden kendi stoper mevkiinde kullanmazsın, bu da anlaşılmaz.
Sarı-Kırmızılılar’ın en büyük şansı, rakip Büyükşehir’in tam da onların istediği gibi oynamasıydı. Oyunun boyunu 80 metreye yayıp, birçok boş alan bırakınca, Galatasaray’ın usta ayakları çalışabilecek kolaylığı buldular. Üstüne üstlük Büyükşehir Belediye, topa basmayınca, takım presi yapmayınca ortalık gezi yerine döndü. Servet müthiş bir özveriyle oynadı. Oyuna başladığı yerden daha çok, Baros’un oynadığı pozisyondaydı. 29.dakikaya kadar pozisyon sıkıntısı çeken Galatasaray’ın ilk tehlikeli atağı, maskeli cesur yürek Servet’ten direkte patlayan vuruşundan geldi. Kalitesi olmayan, atılandan 5 kat fazlası kaçırılan, Aslan’a 3 puanı getiren maç, hem Skibbe’yi hem de Sarı-Kırmızılı futbolcuları rahatlattı. ..Ve Cim Bom lige döndü.



Can Çobanoğlu 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:36:18
Demek ki ne yapmayacakmışız!

17.11.2008



Psikolojisi bozuk insanları anlamanın en kolay yolu; görüntü ve kıyafetlerinde yaptığı değişikliktir derler. Galatasaray, şikebahçe yenilgisini gündem dışı bırakmak istese de, forma değişikliği bir şeylere yeniden başlamak istediğine işaret gibiydi.
Galatasaray’ın forması değişmişti, ancak üstündeki olumsuz futbol görüntüsü yine değişmedi.
Skibbe’nin takımında bir şeyler ters çalışmaya devam etti... Oyunu Lincoln’ün kurması, Meira’nın arkasını toplaması gerekirken, yine Meira 10 numara olmaya soyunup, Lincoln seken topları kovaladı.
Gol pozisyonlarına Baros girmesi gerekirken, Servet son vuruşu yapma telaşındaydı. Aslında bu görüntü, önceki haftaların tekrarıydı. Kimin yeri neresi, yine karıştı. Sezon içinde birkaç kez doğru işleyen Galatasaray vardı, onlardan birinde de zaten Benfica zaferi yaşandı.
Peki Galatasaray buraya kadar nasıl geldi? Çok basit. Biraz Servet, biraz De Sanctis, biraz Hakan Balta, birazdan çok çok fazla Kewell sayesinde. Bu oyuncular belli bir standart tutturdu. Birçok maçta da bu standartın üstüne çıktı. Dün gece de aynı ekip iş başındaydı. Maçı koparan adam, yine Kewell’dı...
Kewell’ın golü Skibbe’ye üç puan dışında bir şey ifade etti mi bilmem ama, bana etti. Galatasaray’ın golü kornerden geldi. Sezon başından bu yana hep aynı görüntü vardı. Kornerden gelen orta, Meira ya da Servet’in kafa vuruşu, sonuç; top dışarda. Lincoln bir kez şansını Kewell ile denedi, gol oldu.
O zaman sevgili Skibbe ne yapmayacak mışız? Her kornere Servet ve Meira’nın gitmesine izin vermeyecekmişiz! Kim bilir belki Baros, Kewell ve Arda kornerlerde daha yararlı olabilir. Bir de bunu denemek gerekmez mi?
Galatasaray, Büyükşehir Belediye karşısında istediğini aldı. Ancak Skibbe’nin Galatasaray’ı kadro kalitesi kadar oynamamayı yine sürdürdü.



Can Tongo 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:37:00
Kewell ve Lincoln

17.11.2008



23 dakika al gülüm ver gülüm. Bizlerde eyvah yine bitse de gitsek mi edası. Sonrasında Sabri ve Kewell’ın bindirmeleri, Lincoln’ün bu böyle gitmez tavrı sıkıntılı dakikaları bitirmeye yetti. Söz Kewell’dan açılmışken saçının telinden ayağının tırnağına kadar futbolcu olan Avusturalya’lı bir  takım için çok büyük zenginlik. Tabii ki kulvarında oynatılırsa. Skibbe’nin ısrarla onu sağ tarafta kullanmasının nedeninin Arda olduğunu biliyoruz. Arda’nın sağ kulvarı da ustaca harmanladığını görmüştük, en azından geçmişinden. Alman hocanın ikinci inadı ise Mehmet Topal varken Meira’nın ön liberoda rol alması ısrarı. Halbuki Portekizli’yi arka ikiliden birine koysa Mehmet’in varlığında Ayhan’ın yükü azalacak, Barış mumla aranmayacak. İkinci devre konuk takımın bu kadar pozisyon bulmasının altında hep bu dertler yatıyor. Bir de Baros problemi var. Şanssızlık mı, yoksa basiret sorunu mu anlamadık. Gayretiyle son vuruşları aynı paralelde yürüse sorun yok. Acil dinlendirilmeli, Ümit Karan devreye girmeli.
Kewell ve Lincoln’ün şık golü haricinde yine keyifsiz bir akşam geçirdik Sami Yen’de. Arda’nın rahatsızlığı da tuz biber. Geçmiş olsun! Bu keyifsizliği yaşatan sadece kramponlar değildi elbet. Türkiye’nin en güvenilir hakemi olarak gördüğüm Selçuk Dereli’nin, Baros’a yapılan ve penaltıya giden iki faulü görmezlikten gelmesi garipti. Anlaşılan birileri karşı-yaka da iyi çalışırken diğeri adeta şamaroğlanı. Geçelim.
İkinci gariplik Galatasaraylılar’ın üzerindeki formalarının uyumu! Kelimenin tam anlamıyla zevksizlik abidesi. Daha doğrusu takım elbisenin altındaki beyaz çorap misali. Bu futbola böyle imaj, sizde haklısınız...



Yalçın Dümer 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:37:59
Üç puan iyidir!

Servet'e koca bir maşallah diyelim. Başında gladyatör maskesi ile sahada ayak basmadık yer bırakmadı. Bir sağda, bir solda koştu durdu. Adeta santrfor gibi oynadı. Geriye geldi, top çıkardı, ileri gitti iki gol kaçırdı, bir topu da direkten döndü. Bunlar çok güzel şeyler. Tabii ki lafımız olmaz. Ancak esas konu Servet'in defansı boş bırakması. Bir ara geri dörtlüye baktım üç kişi kalmışlardı. İki üç pozisyonda bayağı sıkıştılar. Servet'e bu ciddi konuyu hatırlatmak isterim. Aynı şekilde Hakan Balta da ileri çıkıp, çıkıp geri geldi. Ama hiçbir zaman, Servet gibi olmadı...

MHK bir şey söylemeli
Selçuk Dereli maçı iyi takip edemedi. Boş alanlarda yapılan faulleri vermek çok kolay. Ancak kale içinde, korner ya da faul atışlarında yapılan fauller adeta penaltı gibiydi. Aynı pozisyonda, altı pas dışında Milan Baros beline sarılıp yere indirilirken, diğer bir köşe de Kewell'a daha ağır faul yapılıyordu. Bu hareketlerin bir cezası var mı yok mu? Merkez Hakem Komitesi dünkü maçın bandını seyredip bize bir şeyler söylemelidir. Galatasaray, Büyükşehir Belediye karşısına aynı düzen ve de bir iki değişik isimle çıkmıştı. Skibbe aynı oyun kurgusu ile "Devam" da kararlı. Hemen, hemen herkes artık Galatasaray'ın oyun düzesinin öğrendi... Gelecekte bu oyun düzenine bozacaklar mutlaka çıkacaktır.

Lincoln ve Kewell
Galatasaray da dün iyi oynayanlar içinde iki futbolcu vardı ki alkış aldı. Kewell hem sağda hem solda bilerek oynarken, bir de güzel kafa golü attı. Lincoln dün güzel oyunu bir golle süsledi. Baros da kaç haftadır gol atmadı. Endişe verici durum. Adeta topa vurmaktan çekiniyor. Futbol sorumluları bu konuda geç kalmadan tedbir almalı. Maçta her iki takım da karşılıklı pozisyonlara girdi. Ancak ikinci yarıda Büyükşehir Belediye'nin daha hakim olduğu gözle görülüyordu. Direkten dönen karşılıklı iki top dışında Galatasaray kalecisi De Sanctis çok önemli pozisyonlarda golleri önledi. Kısacası, Galatasaray bir maçı daha kazandı ve çıkışa devam etti.
İsmet TONGO
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:39:11
Ya haftaya?

Hafta içi kupa maçında takıma uyarı veren taraftarlar şampiyonluk yolunda desteğin en gerekli unsurlardan biri olduğunu kavramış olacak ki dün akşam tribünlerde coşkulu şekilde yerini aldı ve takımına destek verdi. Galatasaray taraftarı olayı bir bütün olarak düşünmeli ve takımının peşinden hiç ayrılmamalı. Çok önemli ve unutulmaması gereken bir şey daha var ki bu desteğin başkalarına sataşarak, onlarla dalaşmakla değil sadece takımı ateşlemeye yönelik olması. İşte bu destekle Galatasaray maç başlar başlamaz rakibinin üzerine adeta bir kâbus gibi çöktü ve ilk yarı tek kale oynandı. Hakemlerden yazılarımda pek bahsetmem ama Selçuk Dereli'nin Baros'a bırakın pozisyonun penaltı olup olmadığı bir yana, kendini yere attı diye sarı kart göstermesi tam anlamı ile bir komedi idi. İkinci yarıda da Galatasaray alışılmış oyununu sürdürdü ve rakibin hep baskı altında tuttu. Oyunu dilediğince yönlendirdi. Fakat nadiren de olsa yine rakibe pozisyon verildi. Belediye takımının da bu maçta çok yumuşak bir rakip olduğunu da belirtmemiz gerekiyor. Takımda müthiş bir potansiyel olduğunu sürekli söylüyoruz. Dün akşam yine bunun iyi bir örneğini gördük. Ancak haftaya nasıl bir oyun bizi bekliyor, bilmiyoruz. İstikrar ve süreklilik şart. Yoksa hedeflerin hepsi hayal olarak kalır. Hagi takımdan ayrıldığından bu yana Galatasaray adeta duran top fakiri idi. Bu sezon dikkat çekici bir özellik de uzun yıllardan beri sorun olan duran top organizasyonlarında gösterilen gelişme. Demek ki antrenmanlarda Skibbe bu tip çalışmalar yaptırıyor ve bunların yararı da ortaya atılan goller ve yaratılan tehlikelerle görülüyor.

Schalke'deki gibi
Son olarak Lincoln'e değinmek istiyorum. Lincoln'ün gelişine çok sevinmiştim. Çünkü 7 yıl Almanya'da izlediğim ve müthiş maçlarına tanık olduğum bir futbolcu gelmişti. Ama ilk yıl Lincoln bekleneni veremedi. Meira'nın gelişinin Lincoln'e de yarayacağını çünkü ilk yılında kendi ana lisanında konuşabileceği bir arkadaşı olmayan Lincoln'ün bundan olumlu etkileneceğini ve rahatlayacağını belirtmiştim. İşte Lincoln bu yıl aynı Schalke'deki oyunlarını oynamaya başladı. Umarız hep böyle gider.
Hüseyin ÖZKÖK
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:39:52
İki ters, bir düz!

Galatasaray zayıf rakibinin üstüne üstüne gidiyor maçın başında. Geriyi Belediyeciler karşısında biraz sağlam tutacaklar ama biraz... Mesela Sabri sürekli rakip aut çizgisini görecek, Lincoln daha bir soğukkanlı olacak, Ayhan orta sahada topa daha mükkem basacak, Baros daha çok ileriyi düşünecek ve uyarılmış ki kanatlara sarkmayacak ve Kewell ustalığını konuşturacak. Olacak olan bu. Böyle hesaplandığı belli bir kurguyla oynamaya başladı sarı-kırmızılılar. Bir ara kanatlardaki bindirmelerden bunalan Mahmut Tekdemir, Belediyecilerin ilk kaybı olacaktı nefessizlikten. Baros girdi Sabri çıktı, olmadı Kewell bindirdi. Fenaydılar gerçekten ve bütün bu ataklarda mavilerin Mahmut'u karşı koymaya çalışıyordu. Her top neredeyse kale önü tehlikesiydi dersek abartmış olmayız. Haroşo, karoşo, iki ters bi düz, ince tığ kalın tığ, 9'lu, 8'li burgu, baklava dilimi; ne kadar örgü biçimi varsa denedi Cimbom. Özellikle Baros'un sağa kaçtığı toplarda. Bunlardan birinde girdi ceza sahasına bizim Çek ve arkadan takıldı Belediyeciler. İşte o pozisyonda hepimiz 'penaltı' diye celallendik ama hareketin doğduğu ortamda sarı kart Baros'a çıktı. Çok ince dokundu Belediyeci defans oyuncusu. Bunu ilk yarıdaki kayıp hanesine yazdı Galatasaray.

Lincoln ruhumuzu okşadı
Demeye kalmadı o saate kadar ince ince gezinip topa iğne deliğinden geçirecekmiş muamelesi yapan Lincoln sanki topla oynayacak bir usta aranıyor serzenişimizi duymuş gibi cetvelli, gönyeli, pergelli bir pas çıkardı Kewell'a, o da gerekeni yaptı. Kafa vuruşuyla topun ve hepimizin ruhunu okşadı: 1-0. O anda başladı tribünler; Herr-y Herry Kew-ılll... Herr-yy Kew-ıllll.. Bir 1970'ler parçasıyla ve bir kez şenlendi taraftar pozisyonsuz geçen ilk yarının sonunda... İkinci yarı biraz eziyetli geçiyor 'taraftarının' "bu sene sensin şampiyon" nidalarının altında. Ve fakat 68. dakika geldiğinde Harry Kewell çıkıyor artık enerjisinin bittiği yerde ve Ümit Karan giriyor. İleride biraz daha top tutabilecek bir hava yakalıyor onunla sarı-kırmızılı ekip. Bütün ikinci ve üçüncü topları alıyor ileride ama çok çabuk kaybediyor Galatasaray. Bütün ataklarda orta saha oyuncuları rakip aut çizgisine kadar iniyor ama topun kesildiğiyerde kimse yok. Atak oyuncular ya erken hareketlenmiş ya da ortalanan topa geç kalmış oluyorlar. Meira bile Belediyecilerin ceza sahası üzerinde geziniyor ama ah o son vuruş! Bir türlü olmuyor. İşte biz bu durumlar için varız diyen Lincoln giriyor devreye; biraz şans, biraz o şansı değerlendirecek ustalığıyla jeneriklik bir gol yazıyor skorborda: 2-0. Bu maçtan geriye ne mi kaldı: Buruk bir gülümseme yüzümüze asılı...

Hakan DİLEK
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:40:33
İşte böyle olmalı

Galatasaray adına en önemli faktörün kazanmak olduğu bir maçtı. Futbolun güzelliği çirkinliği bir yanaydı... Hem özgüven tazelemek hem de yarışta ciddi bir yara almamak adına kazanılması mecburi bir maçtı. Üstelik İstanbul BŞB, ev sahibine kolay teslim olmayan bir takımdı. Abdullah Avcı, rakibinin psikolojik sıkıntılarından yararlanmak adına maçın başında baskın bir gol kazanma arzusundaydı. İlk 20 dakika ev sahibi İstanbul BŞB, deplasman takımı Galatasaray gibiydi. Sarıkırmızılı oyuncuların ayakları resmen prangalanmıştı. İlk yarının sonlarına doğru Skibbe'nin öğrencileri kendilerine gelmeye ve en azından rakip sahada görünmeye başladılar. Kewell'ın golü takımı iyice rahatlattı. Üstelik bu gol önemli bir başka eksikliğin giderilmeye başlandığını gösteriyordu. Galatasaray takımı yıllardır duran topları doğru dürüst kullanamıyordu.

İtiraz hastalığına dikkat
İkinci yarıda da Galatasaray'ın üstünlüğü sürdü. Lincoln ve Arda'nın sürüklediği ataklarda pek çok pozisyon yakalandı. Lincoln'ün golü ise uzun zamandır ondan beklenen tarz bir goldü. Ceza sahasında bu tarz hareketleri ve pozisyonları Brezilyalının daha fazla yapması gerekir. Bu maç gösterdi ki Galatasaray ileride Baros ve ona destek olan Arda-Kewell- Lincoln hücum hattıyla sabrederek oynamalı. Bir hafta önce de bu tarzla sahaya çıksaydı o sansasyonel skorun olmayacağına yürekten inanıyorum. Hakemler için yazmayı sevmiyorum ama Selçuk Dereli'nin en küçük hareketlerde sarı kart gösterme merakı çok açık belliydi. Otorite kurmakla, adaletli davranmayı karıştırdı. Galatasaray oyuncularının itiraz hastalığı hakemleri bu tarz hareketlere yöneltiyor, dikkat!
Şükrü KANBER
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:41:18
Farkında değil

Ligin ilk yarısı bitiyor ama ben hâlâ Skibbe'yi anlayamadım. Deplasmanlarda genelde çift forvet, kendi sahasında ise tek forvet oyuna sürüyor. Bunun adı önlem değil bir nevi korkaklıktır. Alman hoca hâlâ çalıştırdığı takımın büyüklüğünün farkında değil. Kanatlarda Arda ve Kewell gibi iki etkili oyuncun var ama Baros rakip alanda yalnızları oynuyor. Artık ligin ortasına doğru geliniyor. Bu saatten sonra sen hâlâ rakiplere önlem almayı düşünüyor isen pes doğrusu. İstanbul BŞB'de zaten önemli gol silahı olan İbrahim Akın yok. Bu kadar önlem niye? Dün akşam sarı-kırmızılılar karşılaşmaya istekli başladı. İstanbul BŞB karşısında gol pozisyonları da buldular. Özellikle Kewell bu takıma renk ve canlılık katıyor. İlk yarıdaki tek golü de kafayla atarken klasını bir kez daha gösterdi Kewell. Bu yarıda bir de verilmeyen penaltıları vardı ki zannediyorum bu sezon hakemler Galatasaray lehine penaltı vermemeye yemin etmişler. Vermedikleri gibi faule maruz kalan futbolcuya (Baros) sarı kart gösterecek kadar da ileri gidiyorlar. Bilmiyorum yönetim bu konuda ne zamana kadar sessiz kalacak ama bu da onların sorunu.

Almanya'da yattılar
İkinci yarı sayın Skibbe klasik değişiklerini yine yaptı. Bu yarının ortalarında önce Kewell'ı çıkarıp yerine Aydın'ı, sonra da Baros'u çıkarıp Ümit Karan'ı oyuna soktu. Bir maçta da farklı bir şey yap, nerde! Neyse ki Lincoln devreye girip 2. golü atınca maçı rahatlattı. Bu galibiyet Galatasaray'a çok iyi bir moral oldu bence. Bundan sonraki haftalar zirveyi yakalayabilirler. Yine söylüyorum sorun sadece takımdaki yorgunluk. Bunun nedeni de Almanya kampında takımın iyi çalıştırılmaması.

Yaşar YALÇIN
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:42:48
Bahri HAVADIR
 
 Eli öpülecek adam 
 
Sadece golü attığı için değil, yanlış anlaşılmasın. Saha içindeki liderliği, oyun anlayışı, yardımlaşma, centilmenlik... Dahası futbol adına aklınıza ne geliyorsa hepsini yaptığı için eli öpülecek adam Kewell diyorum.

Gerçi maç başlarken seronomide Arda, Okan’ın elini öptü ama saha içindeki performansıyla eli öpülecek adam Avustralyalı yıldızdı. Oyunda kaldığı 68 dakika boyunca Kewell gerçekten müthişti.

Oyundan çıkarken de tribünler haklı olarak adına besteler yaptılar, ayakta alkışladılar.

Maça dönersek...

Galatasaray, şikebahçe deprasyonunun izlerini hala üstünden atamamış göründü. Her ne kadar futbol oynamaya çalışsa bile ilk yarı boyunca bunun izleri her fırsatta hissedildi. Bu yarıda, kayda değer şeyler; önce Lincoln ile Kewell’ın konuşup golü planlaması, ardından da 39. dakikada golün gelmesiydi.

İkinci yarıda Galatasaray, daha derli toplu, daha üstün olan, daha çok golü kovalayan, hatta rakibi bunaltan taraftı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, her ne kadar Bebbe ile Erman beraberlik golüne çok yaklaşmış olsa bile 83. dakikada Lincoln’ün müthiş golü Galatasaray’ı rahatlattı.

Brezilyalı, gol vuruşunu artistik bir şovla tamamladı.

Bu dakikadan sonra maç bitip gitti zaten.

Ancak Arda, o kadar koştu, o kadar çok kendini zorladı ki artık koşamaz hale gelip kendini yere bıraktı.

Yetkililere sorduk, çok koştuğu için kalbini çok zorlamış... Toparlamak gerekirse; Galatasaray, ligde puan tablosunda hak ettiği yerde olmayan, diri ve akıllı futbol oynayan rakibine karşı iyi bir mücadele verdi, Kewell’ın önderliğinde ve Lincoln’ün klasına yakışır attığı golle de rahat bir galibiyet alıp şikebahçe derbisinin travmasını atlatmayı başardı.
 
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 17. Kasım 2008, 11:45:19
İlhan SÖYLER
 
 Lezzetli kanat


AMAN ne lezzetli kanatmış... Hem Kewell yemek istiyor, hem de Arda. 40 dakika bu kanadı kim kullanacak diye birbirleriyle yarışa girdiler. Aman doktor, buna bir çare bul. Çünkü her ikisi de sol kanada geçmek istiyor.

Bu işin etini, kaymağını da orada yemek istiyor. Kewell sağ ayağını kullanamıyor, orta yaparken bile topu soluna alıp öyle vuruyor. Arda ise sağ ayağını kullanıyor ama dengeyi o da sol tarafta kuruyor. Milan Baros, gol yollarında fırsat buluyor ama haftalardır bir siftahı yok. Üzerinde sanki bir baskı var. Bomboş topu bile artık kullanamaz hale geldi. Aslında, kötü topçu olmadığını herkes biliyor. Galatasaray orta sahası oyun kurarken, üçüncü bölge yani hücum bölgesine akacağı yerde geri paslarla vites düşürüyor. Bu da topu kazanan futbolcunun hızlı bir şekilde oyunu okuyamamasından kaynaklanıyordu.

Aman doktor bir çare

Doktor Skibbe, bir reçete de savunmaya yaz da, artık tribünler şu stresten bir kurtulsun. Takım öndeyken bile "ah" "vah" diye sinir harbi yaşamasın. Aman ha, bu böyle devam ederse, bu tribünlerin yarısı sezon sonuna kadar vallahi kalp hastası olur.

Rakip kim olursa olsun, her yan top Galatasaray için bir tehlike. Her yan top gol oldu, olacak. Galatasaray evinde, kendi sahasında bir farkla önde Belediye ha bire Galatasaray kalesinde, golü ha buldu, ha bulacak derken sahneye Lincoln çıktı. Usta futbolcu olduğunu da ceza sahası içinde bir kez daha gösterdi, G.Saray’ın 10 numarası. Ve Lincoln’ün attığı golle herkese bir "oh" çekti.

Sabri yalnızca futbol oynamayı düşündüğü zaman ne kadar faydalı olacağını gösterdi. Bu çocuk, birazcık aklını başına alıp, bir tek işini yapsa daha çok büyür ve başarılı olur. Bir de takımda öyle bir istikrar abidesi var ki, tam bir vazife adamı. Hakan Balta, "Görevim bu" diyor ve her maçta sessiz sedasız işinin hakkını veriyor. Galatasaray kazanmasına kazandı, dün 3 puanı alan taraf oldu ama oynanan futbol adına kimseyi tatmin etmedi. Kısaca G.Saraylıları mutlu etmek için daha yapacak çok işin var, Skibbe.


Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 18. Kasım 2008, 14:57:08
Belediyelere
iki gol kampanyası  


Ankara ve İstanbul Belediyelerine şikebahçe ve Galatasaray sürpriz bir kampanya başlattı!
'İki gol üç puan, futbolu çıkart aradan!' kampanyası futbolun yok olduğu ülkemizde lige ilaçtır! Bu kampanya tutmasa dahi taraftarı geçici olarak sevdaya kaptırır!

Galatasaray demek bence Kewell demek... O da olmasa yüzleri kim güldürecek. Galatasaray'da dikine futbol oynayan tek isim Harry Kewell. Gol de onun becerisiyle geldi. Lincoln'ün kornerine vurduğu kafa ölü noktaya gidince Galatasaray 39'da rahatladı... Ondan önceki topla buluşmalarında da Kewell rakiplerini tren gibi geçti. Arda ile bu kez fazla da yer değiştirmedi ama yine de etkin bir oyun sergiledi. Kewell 60 dakika da oynasa Galatasaray'ın ilacı oluyor. Olympiakos'a attığı golün kopyasını BŞB'ye de attı.
 
 
Geçmiş olsun Arda
Arda demişken 66 sırt numaralı Arda'ya da geçmiş olsun... İnşallah hayatını da 66'ya bağlar. Malum; 66'ya bağlamak bir şeyi garantiye almaktır.
Sevgili muzip Arda umarım yine bir muziplik yapmıştır... Acil şifalar dilerim 'yetenek güzeli' Arda'ya... Nazara geldi çocuk.
... Maçın sonlarında kenara geldi ve yere uzandı Ardacık... 'kalp ritmi bozukluğu' diyor doktorlar... Yorgunluğa ve strese bağlı ve de uykusuzlukla ilgili bir durum...
Tekrar acil şifalar Ardacık...

Ancak; bütün dünya ve biz; giderek tempo kazanan ve maç trafiği sıklaşan futbolda psikolojik ve fizyolojik yorgunluklara dikkat etmeliyiz. Şaka değil, FIFA buna çare bulmalı. Bu kadar zorlama, bu kadar fizik kapasiteyi pompalama iç organları isyana sürükler. Futbol artık insan bünyesini tehdit eder hale geldi. Gencecik çocuklar bedene bindirilen bu kadar yükü kaldıramıyor. Bizde bir de stres var! Aman dikkat!...
Hiçbir puan insan sağlığından önemli değil!

 
 
Servet de maskeli yüzle oynamamalı  
Anlamadığım şey galiba Galatasaray'da Servet'ten başka ganimet yok!
Servet resmen görüntü kirliliği arz ediyor. Hem maskeden hem topla her dakika ileri çıkıp takımına zarar vermesinden... Servet maskeyle onatılmamalı.
'Ayağım kopsa yine oynarım' mantığından da artık vazgeçmeliyiz...
Bir de şu çok önemli;
Alt yapı, alt yapı deyip duruyoruz... Acaba alt yapıdan gelen filiz gibi, Arda gibi, Aydın gibi gençlerimiz adale gücü, kemik yapısı, ciğer kapasitesi açısından iyi yetiştirilerek mi geliyorlar?
Haftada üç maçı kaldırmak o kadar kolay değil! Bunlar daha yirmi yaş civarı çocuklar. 21-22... Yazık değil mi?
Sakın ola ki dünya alt yapılarıyla bizi karıştırmayın.
Ailesi fakr-u zaruret çeken çocukların 12-14 yaşına kadarki beslenmeleri de sade suya çorbayla...
Sonrasında alt yapıdan gelmesi gereken bilimsel vücut gelişimi ve direnci de hak getire...
Kim ne derse desin bizde daima 'yetenek oynar' fizik kapasite Allah'tan gelir!
Böyle bir inanış olmaz ama oluyor işte!...

Bizim evlatlarımız daha yılda 70-80 maç yapmaya hazır değil!
Kim diyorsa ayıp ediyordur...
O çocukların babaları ayda 260 milyar almıyor ki sabahları ballı kaymak yesinler...
 
 
Abdullah Avcı'nın takımı geçen seneden uzak
BŞB gol yollarında neredeyse yok! Bebbe, Efe, Erman ve de Serhat gol için yeterli değil. Adriano kenarda! Tjikuzu, Ekrem, Okan da orta sahayı tutmaya yetmeyince BŞB maç kazanamıyor. Abdullah Avcı buna nasıl çözüm getirir bilemem ama iki kısa boy Efe ve Erman, hatta Okan 36 yaşa rağmen BŞB'yi ayakta tutamaz... İşleri zor.
Buna rağmen Galatasaray zorlandı çünkü o da sık maç temposunu kaldıramıyor. Sakatlıkları da olduğu için takım kuramıyor ve hep aynı futbolculara yüklendiği için de giderek randımanı düşüyor.
 
 
Skibbe de zorda, elde sağlam kalmadı  
Galatasaray'dan çok ümitliydim ama 11 hafta geçti, yani ligin 1/3'ü bitti Galatasaray hala istenen kıvama gelemedi. Bu iyiye alamet değil!
Baros geldi, gollerle parladı sonrası tısss...
Meira yokluktan orta alanda oynuyor, iyi de oynuyor ama bana kalırsa onun yeri defansın göbeği...
Servet maskeyle oynayacağına çek Meira'yı defansın göbeğine oynasın Emre ile, orta alana da koy başkasını... Mehmet Topal'ı mesela...

Ayhan, Meira, Lincoln, Arda ve Kewell takımı sürükleyenler, ama Kewell'ın dışındakiler çok yan pas hatta geri pas yapıyorlar. Futbol böyle oynanmaz! Çok zaman kayboluyor, rakiple çok mücadeleye giriliyor, takıma bir güvensizlik çöküyor. Görüntü seyredene de hoş değil!

Galatasaray takımı topu koşturacağına rakiple didişerek kendini yoruyor, zaten geri dönüşlerde zorluk yaşayan takım, kısa yoldan rakip kaleye gideceğine aşırı zaman kaybediyor ve aşırı güç kaybına uğruyor. Bunda Skibbe'nin de yapacağı bir şey yok. Mevcut oyuncu karakteri bu!
Soldaki Hakan Balta da iyi ama sağdaki Sabri'nin bütün iyi niyetine rağmen ve de çabukluğuna, hücuma sık katılmasına rağmen verimi çok düşük! Son hareketleri hiç yok!
BŞB sıkı takım olsa 'kesik kesik' oynayan Galatasaray zorlanırdı.
Bir de şu var;
Galatasaray maçlarda ikinci golleri bulmazsa her an puan ikram eder hale gelir.
Tek gol kurtarmaz! BŞB sonlara doğru bir gol bulsa Galatasaray bunun altından kalkamazdı.
Bereket Lincoln bir kere direkte patladı arkasından çok güzel bir ver-kaça girdi ama top şans eseri kendi önünde kalınca kaleciye de çalımı bastı ve şık bir vuruşla ikinci golü attı, taraftar rahatladı. Dakika 80 üzeri...
Tekrar ediyorum sakatlıklar sürerse Skibbe çok zorlanır.

 
 
Hakem Dereli acaba nereli?
Bence körler ülkesinden...
Baros'u kündeden aşırdılar görmedi...
İttiler penaltı çalmadığı gibi bir de sarı gösterdi...
Penaltıyı vermeyebilir, itirazım olmaz, olamaz!
Hakem takdiridir. Her düşene penaltı verilmez ama her düşene de sarı verilmez!
Ne yani itilen kakılan kendini yere atmayacak mı?
Bakın Baros 4. sarıyı gördü. Bu hafta Ankara'da oynamayacak. Yazık değil mi?
Bu kadar mı ucuz bu kartlar...
Dereli bir ara Baros'un ofsayt atağını da görmedi bereket pozisyon kayboldu...

Sonuç;
Galatasaray 2-0 kazandı ama futbol adına alkışım yok.
Diyelim ki yorgunluk ve sakatlıklar var...
El oğlu dinler mi?
 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 18. Kasım 2008, 17:10:56
BİLMEZ MİSİNİZ?

Türk futbolu, Galatasaray, Milli Takım...
Herkes çok şey bekliyor da,
'Kurtarıcı' 'Futbolu bırakırım' durumunda şimdi...
Her maç oynamak zorunda olmanın bedelini ödüyor...
Vazgeçilmez olmanın, gündemde olmanın...
Oysa 21 yaşında daha...
Taşıyamayacağı yüklerin altında belli...
Yorgunluk ve stresin getirdiği sonuç...
Aşırı duygusallıktan sebep...
Yoğun maç trafiğinin etkisinde...
Tepkisi kıymet bilmeyenlere...
Hırs, sarı-kırmızı sevdası, puan savaşı...
Sonuçta elde kalan hüzün olunca;
Önce saha kanarına,
oradan ambulansa,
ardından hastaneye...
Gece boyunca kontrol altında...
Şükürler olsun kötü bir şey yok...
Futbol oynamasına engel değilmiş rahatsızlığı...
Öyle kısa süreli sanmayın,
hayat boyu unutulmaz yaşadıkları... 
Aniden fenalaşmanın, hatta düşüp bayılmanın,
bir 'tek sebebi varmış' Türkiye'de...
Kalbin tek düşmanı 'içkiymiş' besbelli...
"Bir haftadır uyuyamıyor..."
"2 gündür kendini kötü hissediyor..."
Galatasaray ve Milli Takım hocalarının tespiti...
Sorun belli de, çözüm nerede?
'Kalp ritmi bozukluğu' deniyor tıp dilinde...
'Geçmiş olsun' mesajı yağdı bir günde...
Şimdilerde hiç olmadığı kadar meşgul telefonu...
Hal-hatır soranı, 'nasılsın' diyeni çok...
Zaten bu hafta oynamayacak Arda,
Milli Takım kadrosundan da çıkarıldı...
Dinlenecek evinde, kendine gelecek bir haftada(!)...
Taraftar maç öncesi, maç sonrası gururlandıracak yine...
Gazeteler bir süre daha yazacak, manşetten inmeyecek...
TV'lerde görüntüsü dönecek günlerce...
Ama bir kere yaşandı o kare, milyonların gözü önünde...
Huzur vermek, unutturmak yerine...
'şikebahçe yenilgisi, gece gezmesi, içki, özel hayat vs.'
Kim bilir hepsi doğrudur belki de...
Ama dedik ya daha O 21'inde...
Eleştiriler, iddialar için beklemektense,
Hiç çözüm üretmeyiz nedense...
Maç sırasında fenalaşmak mı, suçlamalar mı garip olan?
Bir an 'doğru mudur?' diye düşünsek bile,
'Acaba'dan önce,
'Tecrübe' nedir bilmez misiniz?' geliyor zihinlere...
 
 
gokhan karatas
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 21. Kasım 2008, 11:18:45
Dejavu!

21.11.2008



Galatasaray, özellikle son üç haftadır her türlü engellemelere ve ucuz numaralara rağmen yoluna devam ediyor. Takım kötü oynayabilir, futbolcular özel hayatlarına yeteri kadar özen göstermeyebilir, hatta hocası elindeki değerlerin farkında bile olmadan ekibini çalıştırmaya devam  eder. Bütün bu nedenler Florya’nın sakinlerini ve onun sorumlularını bağlar. Kendileri eder, kendileri bulurlar. Ama sen Galatasaray’ı saha ve salon ayırt etmeden dışarıdan birtakım oyunlarla çökertmeye başlarsan, biraz ayıp olur...
Kimse alınmasın, Trabzon ve onun takipçisi Şiketaş olmasına rağmen şampiyonlukta en büyük favori Galatasaray’dır. Taraftar gibi düşündüğümü sanmayın sakın, herkes takımı inceleyip aynaya bakmaya kalkarsa, gerek kadrosu, gerek ikinci devredeki fikstür avantajı neyi savunduğumuzu anlatır. Yalnız ligimizde son günlerde yaşananlar, finale giden yolun sadece futboldan geçmediği yolunda. Bakın size taze örnekler. Karşıyaka, Kocaeli’ye gider, hakemin gereksiz uzatmaları evsahibine pahalıya patlar, Yılmaz Vural çıldırır, sürüsüne bereket ceza alır. Akabinde Bursa’yla oynar Karşıyakalılar o ana kadar Timsah’ın iyi gitmesine rağmen Samet Aybaba maçtan sonraki günlerde istifasını verir, nedeninin kifayetsiz futbolcuları olduğunu kimse bilemez. Sus pus... Derken derbi zamanı ve dolayısıyla sıra Galatasaray’dadır. Gecenin kara adamı, “Agresifim ben, kompleksliyim” der, Recep İvedik misali. İnce ince doğrar misafiri. Son olarak EGO gelir Karşıyakalara. Lehlerine verilmeyen penaltılarla benzer fatura, bu kez Ankaralılar’a çıkar. Sayın Melih Gökçek isyandadır haklı olarak, ne de olsa salı günü gelmiştir hakem hakkındaki tüyo ama spor etiğini düşünerek susmuştur Onursal Başkan, bu tesadüfleri (!) görüp susan, eli kalem tutan arkadaşların tersi bir suskunlukla.
Futbolun sponsorlar dünyası olduğu tartışılmaz fakat birileri şampiyonluk yarışından uzaklaşmasın diye bu kadar da skandala imza atılmaz. Sanırım değeri hiçbir değerle ölçülmeyecek ‘Gerçek El Clasico’yu sezon sonunda yaşayacağız tekrar. Galatasaraylı futbolcuların üzerlerindeki tişörtte yine şöyle yazacak: ‘Alnımızın akıyla!’ Unuttunuz mu yoksa...



Yalçın Dümer 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 21. Kasım 2008, 11:20:25
Göççek hafta!

21.11.2008



Durum iyi diye düşünürken, ters döndü. Melih Gökçek’in açıklamaları, Cemal Aydın’ın telefon irtibatı sonrası yaşananlar; cumartesi ve pazar’ın adını şimdiden koymamı sağladı. Müsabakalar oynandıktan sonra değil, henüz oynanmadan iliştirdiğim yafta, maalesef ‘göççek hafta’, ‘göçük’ de olabilir! Yanılırım inşallah.
Melih Gökçek ‘hakem gadrinden’ söz ederken, Galatasaray’ı ateşe attığının farkında değil mi? Elbette farkında. Ama yılların kurt politikacısı, mesleği gereğini mükemmel yapıyor ve oynanmamış oyunun kaderini, kurnazca yazmaya çabalıyor. MHK de çanak tutuyor. Bülent Yıldırım’ın hakemliğine, kişiliğine kim ne diyebilir? Fakat Ankaralı gencin insan olduğu da düşünülmeli. Baskı altında kalıp, hata yapacak. Hangi taraf adına hata yapmış olursa olsun... Yakılacak!
Aydın’ın Özkahya’ya telefon açması yanlış, hakemin üstlerine bildirmesi doğru. Başka hataları da var deneyimli Başkan’ın! Gökçek gibi merkezle irtibata geçmeli, paparayı yedikten sonra feryat etmeliydi! Baktı bir şey yok o zaman susar ve başı ağrımazdı. Sonra ‘onursal’ değil, ‘kellesi giyotinde, eli ateşte başkan’ modelidir kendisi. Resmi sorumlu olunca ‘tak’ ceza heyetine. Nasıl unuttu? Eee kolay mı, kaç türlü baskı!
Evet ‘şikebahçe çalışıyor!’, Gökçek ‘Ben Fenerbahçeliyim’ diye bas bas bağırıyor ve görünen köyün kılavuz istemediği (!) haftalara giriliyor. Hatta girildi bile. Eskişehir’de içeriden çıkarılan top, Galatasaray’ın Kadıköy ve ASY’de verilmeyen penaltıları, ilginç hakem atamaları ve futbolumuz çok bilenlerinin suskunlukları! Kader mi örüyor ağlarını? Yok canım!
Bu arada herkes 4 büyükten birini unuttuğu gibi; Trabzonspor’un, şu kurgulardan zarar göreceği akıllara gelmiyor. Oysa ülkenin yüzde 80’i Bordo-Mavi şampiyonluğu bekliyor. Nasıl mı? Beşiktaşlı ‘Ben olmazsam Trabzonspor olsun’ der. Galatasaray ve şikebahçeli de aynısını diler. Yüzde 60 eder. Var mı yüzde 20 de Karadenizli? Etti yüzde 80. O zaman MHK atamalara azami dikkat göstermek zorunda. Hakem hatasına evet, atama hatasına hayır. Hele hele ‘onursal başkan’ provokasyonu? Külliyen hayır.
‘Hakemland’ değil ‘hakedenland’ futbol ülkesi isteme hakkı yok mu halkın?



Oğuz Dizer
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 21. Kasım 2008, 11:21:42
Çözüm stat klinikleridir

Arda fenalaştıktan sonra, ancak 45 dakikada Bakırköy sahillerindeki Acıbadem Hastanesi'ne getirilebilmiş. Düşünün bir kere, Arda'yı hastaneye götürecek ambulans, 15 dakikada yanına gelecek, onu alıp 15 dakikada izdihamı yararak yola çıkacak, önce İncirli'ye gelip, oradan Bakırköy üstünden karışık yollardan sahile çıkıp, eski Vita Fabrikası'nın arsasının üzerindeki Acıbadem Hastanesi'ne varacak. Bu onların söylediği 45 dakika. Bir de yollarda trafik var. Ondaki gecikmeyi ise hiçbir yere ekleyemedik. Bu şartlarda Arda'yı en uzak hastaneye gönderenler acı bir olay olmadığı için çok şanslı. Neyse bu konuyu şimdilik kapatıp, yazmak istediklerimize gelelim. Türkiye'de artık yeni, mükemmel statlar yapılıyor. Yapılan bu statlara, devlet, Bernabeu Stadı'ndaki gibi ihtiyacı en iyi şekilde karşılayacak 'klinik şartı' getirmelidir. Statlarda yapılacak bu klinikleri de sponsorlar yapar. Hiç masraf kapısı açılmadan yapılacak kliniklerin tek yararı, sakatlanan sporcunun saha içinden beş dakikada doktorun yanına gitmesi olacaktır. Etliye sütlüye karışmayan Sayın Spordan Sorumlu Bakanımız'ı bu konuda duyarlı olmaya ve göreve
İsmet TONGO
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: Fat'h ی۱۹٥ - 23. Kasım 2008, 16:53:20
Golü mumla aradık!
23.11.2008

Dün Ankara'da tesadüf bu ya şikeci'le Galatasaray peş peşe oynadılar... İki maç da golsüz bitti. şikeci Ankaragücü'ne, Galatasaray da Ankaraspor'a gol atamadılar. İkisini de yerinde seyrettim! Başkaları ne der bilemem ama ben Galatasaray'ı çok beğendim.

Ankara'daki iki maçta; şikeci çok kötü, Galatasaray iyiydi...
Ancak yorumlara ve maçın yıldızlarına bakıyorum sanırsınız Galatasaray, şikeci'den de kötü!
El insaf!
Bu resmen kamuoyunu yanıltmadır!
Bunda da mutlaka bir art niyet vardır. Medya görevlileri ne yazık ki tuttukları takımı kayırmaktadırlar.
Gazetecilik taraf tutarak yapılamaz!

İki büyük takımımız Ankara'da peş peşe oynadıkları için sadece gönül rahatlığı ile ‘bir günlük' bir karşılaştırma yapacağım.

Gelin tartışalım;
şikeci'in rakibi düşme hattında.
Galatasaray'ın rakibiyse lig ikincisi...
Ankaragücü'nün morali Başkanı Cemal Aydın'la bozuk,
Ankaraspor ise moralli ve liderliğe oynuyor.
Ankaragücü-şikebahçe maçı normal hava şartlarında oynanıyor,
Ankaraspor-Galatasaray maçında rüzgar şaha kalkıyor...
Galatasaray 90 dakikayı deplasmanda olmasına rağmen gol arayarak ve maçın mutlak hakimi olarak geçiriyor,
şikebahçe'nin tek gol pozisyonu yok! Tek olumlu hareketi yok!

Bütün bu şartlar altında Galatasaray hem daha iyi hem daha zor koşullarda oynayan taraf!
Nasıl oluyor da yıldızlar böyle veriliyor?
Biraz insafsız değil mi?

İşte yıldız tabloları ortalamaları;
Milliyet'te;
Galatasaray; 5.35, şikebahçe 5.36
Sabah'ta;
Galatasaray 4.50, şikebahçe 5.50
Vatan'da;
Galatasaray 6.01, şikebahçe 5.31
Hürriyet'te;
Galatasaray 5.54, şikebahçe 5.27
Fanatik'te;
Galatasaray 5.18 şikebahçe 5.45
Yeni Şafak;
Galatasaray 1.90 şikebahçe 1.72
Fotomaç;
Galatasaray 6.3 şikebahçe 5.5
Akşam;
Galatasaray 4.72 şikebahçe 4.81

Bunlara bakın ve siz karar verin.
şikeci'in oyunu ile Galatasaray'ın oyunu arasında bu kadar mı fark var?
İnsafınıza bırakıyorum.
Ankaragücü-şikebahçe maçı uyutucu ve temposuz, Ankaraspor-Galatasaray maçı korkunç rüzgar altında tempolu ve heyecanlı...
Beni de Galatasaraylı olarak lütfen nitelemeyin!

Kamuoyunun gözleri önüne bir şeyleri sermek istiyorum.

 
 
Galatasaray'ı eleştirenler acımasız

şikebahçe ve Galatasaray'ı farklı gözle seyredenler mutlaka vardır. Beğenen beğenmeyen... Oyunu güzel bulan bulmayan... Bunlara bir diyeceğim yok ancak; Galatasaray'ı yıpratmak için hariçten atılan o kadar çok ‘gazel' var ki aklım almıyor. Sırf Adnan Polat ve Adnan Sezgin'i yıpratmak için Skibbe'nin üzerine oynanıyor. Yazıktır, ayıptır, günahtır.
Olan Galatasaray takımına oluyor. Akıtılan tere verilen emeğe saygısızlık var.
Dikkat edin medya futbolcuları hiç eleştirmiyor. Eleştirilen zavallı Skibbe ve başkan ile yönetim... Bunda kötü niyet ararım.

Skibbe babamın oğlu değil, Les Adnans da hatasız değil ama göz göre göre Skibbe'yi yıpratmak da iş değil! Bakıyorum ulema-ı muharrir çalakalem Skibbe'yi kötülüyor. Skibbe takım kurmasını bilmiyormuş, falancayı oynatması lazımken filancayı oynatmış!... Arda çıkar mıymış, Aydın girer miymiş... Mış mış da mış mış... Bir de bunu ayağını topa vurmamışlar yapıyor! Anlamak mümkün değil! Böyle söyleyerek hem bilgiçliklerini ortaya döküyorlar hem spor kamuoyunu haksız yere Skibbe ve Galatasaray'ın üzerine salıyorlar.
Amaçları belli; Galatasaray bünyesi içinde sevmedikleri yöneticileri zor durumda bırakmak! Sorun kişisel.
Galatasaray bu alicengiz oyunlarına kurban edilmemeli.
 
 
AntiSkibbe'ciler hata ediyor

Medya-kulüp kısır çekişmeleri bir takımın mahvına sebep olur. Bu gidişi gayet tehlikeli ve insafsız buluyorum. Yani; sokaktaki adam, on yaşındaki çocuk, ayağını topa değmemişler biliyor da Skibbe mi bilmiyor! Geçen yıl istenmeyen Kalli'yi de böyle savundum, altı maç kala dayanamadı gitti ama Galatasaray şampiyon oldu. Altı maçta mı Galatasaray şampiyon oldu yoksa Kalli'nin, o ‘moruk' denen Kalli'nin mi eseridir şampiyonluk?
Tenkit ederken de bilgili ve insaflı olmalı. Evet Skibbe ah aman bir hoca değil. Ama Galatasaray da ah aman bir takım değil! Arızalı sağlamlar var ve gençlerle dolu... Böyle takımı şampiyon yapmak da zor ama köstek olmak da ayıbın daniskası.

Son söz;
Galatasaraylı takımını alkışlasın!
Galatasaray iyidir ve şampiyonluğun en kuvvetli adayıdır.
Dünkü maçta da Galatasaray'ı çok beğendim.
 
 
Ayhan hayatının maçını oynadı

Baros, Lincoln, Barış, Linderoth, M. Topal, Uğur yok!
Bu saydıklarım yokken Galatasaray deplasmanda lig ikincisine kafa tutuyor. Ya bunlar da olsa...
Ayhan, Meira ve Hakan Balta orta sahayı öyle bir ele geçirdi ki Ankaraspor kımıldayamadı. Maçtan sonra Aykut Kocaman şöyle dedi; Galatasaray'ın oyuna bu kadar etkin başlayacağını ummuyordum. Öyle bir presle yüklendiler ki altından kalkamadık, ilk yarı devamlı topun peşinden koşup Galatasaray'ı durdurmaya çalıştık. Oyun planımız ilk 60 dakika defansa çok adamla çekilip son yarım saatte gole gitmekti ama Galatasaray bunu yaptırtmadı.'
Aykut Kocaman'ın bu söylemi maçın özetidir.
Galatasaray bütün maç boyunca rakibinden üstün bir oyun sergiledi sadece gol bulamadı. Hava şartlarını da buna eklerseniz gerçek ortaya çıkar.
Ayhan mükemmeldi, ilk kez onu bu kadar ‘zaman kaybetmeden' çabuk ve dikine oynarken gördüm. Takımın dinamosuydu.
Kewell da 80 dakika oyuna akıl kattı, bir kafası direkten döndü.
Arda her atağı sürükledi, rakibin kalabalık defansı arasında iyi işler yaptı. Pozisyonlar hazırladı.
Ümit Karan'a kötüydü diyenlere söylüyorum;
Erhan, Ediz, Batak, Uğur... Önlerinde Muhammed Hanefi, Lewis ve Adem Koçak...
Ankaraspor gol atmaktan çok gol yememeği düşünüyor.
Ne yapsın bu katı defans karşısında Galatasaray?
Ümit de rakip savunmayı çok zorladı, ama bu katı savunmayı hem de o rüzgar altında açmak konuşmak kadar kolay değil.
Futbol söylem değil eylem işi...
Biraz insaf!
Galatasaray'ın tek eksiği uzaktan şut çekmemesiydi.

 
 
Defans da iyi

Galatasaray defansı da rakibe pozisyon vermedi; 4. dakikadaki Meira hatası Servet tarafından kapatıldı. Bu da kademenin iyi oluşudur.
Ankaraspor'un cılız atakları da başarıyla savuşturuldu. Ne yani, bir maç içinde hiç mi rakibe fırsat verilmeyecek? Olur mu öyle şey!
De Sanctis de iki hata yaptı; bir çizgiden Servet'in çıkarttığı topta, ikincisi; son dakikalarda aşırtma topta. İkisinde de açılmayacak kalesinde kalacaktı.
Ancak aşırı rüzgarı ve De Sanctis'in degajlarında havadaki topun geriye dönüşlerini de hesaba katın lütfen!
 
 
Neden yerden oynanmadı!

Herkes aynı şeyi söylüyor;
Galatasaray neden topu yere indirmedi. Benim tek cevabım var;
Gel sen indir!
O kadar kolay mı bu iş...
Arda'nın Ediz tarafından çekilmesi de penaltı değil mi?
Onu da söylesenize...

şikebahçe maçından da söylenecek tek söz var;
Lugano üç kere hakeme ‘kart ver' diye el etti, hakem Fırat Aydınus es geçti!
Sarıyı verse Lugano Şiketaş maçında yok...

Öyle yağma da yok!
Galatasaray kötü değil.
Öyle işe geldiği gibi yorumlamak da yok!

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 10:39:00
TURGAY ŞEREN 
Sıfıra sıfır elde var sıfır 

Dünkü maçta bahsedilecek bir iki pozisyon var; o kadar. Yoksa oyun olarak al Galatasaray’ı vur Ankaraspor’a, al Ankaraspor’u vur Galatasaray’a.

Futbol olarak hiçbir şeyin olmadığı tesadüflerin futbol olarak ortaya çıktığı bir maç oldu.

Size birkaç pozisyondan bahsedeyim; De Nigris, ilk yarıda uzun bir pas aldı. Galatasaray kalecisi Sanctis yerinde durur mu, çıkmaması gereken yerde fırladı, gitti. De Nigris ona da bir çalım attı, topu Galatasaray boş kalesine gönderdi. Allah’tan Servet, gol çizgisi üzerinden topu çevirdi. Yoksa bu gol olsa maç öyle biterdi.

Yani Galatasaray 1-0 mağlup olur, şimdi aldığı bir puan da uçar giderdi.

Ben Sanctis’i hayretle izliyorum. Aynı zamanda İtalya Milli takımın yedek kalecisi de. Kendi kendime soruyorum, Buffon’dan başka İtalya’da kaleci sorunu mu var.

Galatasaray defansında Sabri, her iki devrede de bir şeyler yapmak isteyen tek futbolcuydu.

11’er kişilik oyunda bir kişinin gayreti yeter mi! Yetmez tabii.

Sabri ileri gitti, geri geldi. Geri gitti, ileri geldi. Çok güzel gollük ortalar yaptı ama kim atacak o golleri. Ankaraspor kalecisi Senecky hava toplarına çıktı yumrukla uzaklaştırdı.

Galatasaray’da Kewell’in kafayla vurduğu bir top var, direğe çarptı geldi, bu da Galatasaray’ın şanssızlığıydı. Dikkat ederseniz şanssızlıklar bile eşit. Ankaraspor’un topu çizgiden döndü, Galatasaray’ınki de direğe çarptı yok oldu, gitti.

Galatasaray’ın orta sahası artık belli oldu. Meira ve Ayhan oynayacak.

Geçtiğimiz maçlarda Meira’yı hep methettim. Ama dün akşam o da yoktu sahada.

Ayhan, orta sahada bir şeyler yapmak istiyor; arkadaşlarını ikaz da ediyor. Ama Galatasaray öyle bir hale gelmiş ki, onlara ikaz da yetmiyor. Arda, oynatılmamalıydı. Bu büyük bir hatadır. Zaten hiçbir şey de yapmadı.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 10:39:48
ATİLLA GÖKÇE 
Nerdesin Lincoln? 

Aykut Kocaman’ın bu yıl sürpriz çıkışla zirveye yerleştirdiği Ankaraspor, belli ki yerini yadırgıyor. Peşpeşe puan topladıkları maçlardan sonra büyüklere karşı tutukluk yapıyorlar. Bunda futbolcuların bir yıldız olarak parlama tutkusuyla takım oyunundan kopuk bireysellik gösterileri etkili olabilir. Ya da Konate, De Nigris’in hiçbir zaman başlangıçta bir niyet gösterisi olarak sahaya çıkamamaları.
Galatasaray’a bakarsak, Lincoln’ün yokluğu olumsuz etkiledi sarı-kırmızılı takımı... Forvet arkası oynayan Ayhan,arkadaşlarını, özellikle Ümit Karan’ı, ceza alanında topla buluşturacak yaratıcı inceliği gösteremedi. Ümit Karan, belki de tribünde kendisini izleyen Arap transfer konuklarının yarattığı baskıyla hayret verici bir tutukluk içindeydi. Attığı bozuk şutlara, kaybettiği toplara baksa, eminim “Bu ben miyim !” diye isyan eder.

Kewell’ın eksiği var
İki takımın ortak rakipleri de rüzgârdı. Topu istedikleri gibi kullanamadılar.
Skibbe’nin, Meira ile Hakan Balta’dan oluşturduğu “zoraki ön libero ikilisi” dün başarıyla çalıştı. Ama alışkanlıkla değil, hakkını vererek gecenin kahramanını alkışlamalıyız: Servet Çetin. Onun gibi iri yapılı, kaba saba görüntülü bir stoperin De Nigris’in şutladığı topu çizgi üzerinden çevirmesi tam anlamıyla “kurtarıcı”lıktı. Galatasaray, Batak’ın uzaktan şutunu son anda çelen De Sanctis’in de kurtarışıyla savunma anlamında görevini yaptı. Ancak bu durum takımın deplasmanda maç kazanamaması gibi kötü alışkanlığı önlemeye yetmedi.
Kewell’ın belli ki fizik kondisyon sorunu var. Bir maçın tamamını çıkaramıyor. Dün yine 80 dakika iyi dayandı ve yerini Aydın’a bıraktı. Skibbe’nin de işi zor... Arda’yı mı dinlendirsin, tedavi altındaki Kewell’ı mı ? Karar vermek zor. Arda, geçen hafta yürek hoplatan geçici rahatsızlığından sonra dün yine de elinden geleni yapmaya çalıştı. Oysa ne kadar ısrar ederse etsin, oynama isteğine karşı konulmalı ve dinlendirilmeliydi.

Kafalar karışıyor
Bülent Yıldırım’ın Emre Aşık’a maçın ilk dakikalarında göstermediği bir sarı kart var. Mehmet Çakır’ı düşürdüğünde gösterdiği sarı kart ikincisi olacaktı, kurtuldu. Bir de Arda kendisine dokunduğu için Yıldırım’dan sarı kart gördü, buna çok şaşırdım. Doğru, kuralları uyguladı. Ama ligimizde öyle sarmaş dolaş hakem futbolcu görüntüleri var ki, kafamız karışıyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül açısından iyi bitti maç. Böylece “ayağının uğuru”na yorum getirme gereği kalmadı.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 10:40:28
İLHAN SÖYLER 
Tişört ve forma 

İKİSİ de lodosa tutulmuş vapur gibiydi. Bir oraya, bir buraya sallanıp duruyorlardı. Her an bir kazaya uğrayabilirlerdi. Zaten iki takımın da en büyük korkusu buydu. "Aman haa, bir gol yersek yanarız" diye tir tir titriyorlardı. Hal böyle olunca ortaya acayip derecede tatsız, tuzsuz ve savruk bir maç çıktı.

Galatasaray’da Michael Skibbe yine sağlamcılığını göstermiş, artık herkesin ezberlediği isimleri sahaya sürmüştü. Lincoln’ün sakatlığı nedeniyle oynamayışı ve İstanbul’da, Aydın’ın da neredeyse tüm maç boyu kulübede bırakılması G.Saray’ın yaratıcılığını bitirmişti.

Sarı kırmızılılar Ankaraspor önünde defansif anlamda oldukça başarılıydı. Çok koştular, savaştılar ama "yaratıcı" oyuncu eksikliği yüzünden hücumda neredeyse hiçbir şey yapamadılar. Topu kazandıkları anlarda amatör futbolcuların bile yapmayacağı pas hataları yaptılar. Gol pozisyonu elbette ki buldular, ancak onların da kaynağı rakibin bireysel hatalarıydı.

Bir futbol takımında en önemli mevkii defans, burada oynayan futbolcular da oyunun "anahtar" isimleridir. Galatasaray savunmasındaki Servet ve Emre Aşık, gerek markajda ve gerekse ikili mücadelelerde gayet iyiydi. Ama top servisleri berbat mı berbattı.

Hiçbir şey oynamadı

Ümit Karan gol atmak için çok istekliydi. Ne var ki, istediği pasları alamadı. Geçen hafta yüreğimizi ağzımıza getiren Arda, dün kalbiyle oynadı.

Oyunun diğer "anahtar" ismi Skibbe, kötü giden maçı çevirmek için birtakım değişiklikler yaptı. Bir ara kanatlara eğildi; oyuncuların yerlerini değiştirdi, ama olmadı.

Dünkü maç şu acı gerçeği bir kez daha gösterdi. Tarihinin en pahalı kadrolarından birini kuran Galatasaray, hiçbir şey oynamıyor. Puan cetvelinin dibindeki takımlar karşısında bile zorlanıyor. Bu sene birazcık kıpırdayan Lincoln haricindeki diğer pahalı yabancıların hiçbiri kendilerinden bekleneni veremiyor. Hepsi bölük pörçük. Devamlılıkları yok. Ali Sami Yen Stadı’ndaki birkaç maçta taraftar gazıyla oynadılar, hepsi o kadar.

Son sözüm bu acayip renkteki formayı icat edip giydiren Galatasaraylı yöneticilere... Sarı mı, kırmızı mı, turuncu mu, ne olduğu belli olmayan tuhaf bir renk bu. Önceden Galatasaray takımı sahaya adımını attığı anda rakip takımlara korku salardı. Ama şimdi bu acayip renk yüzünden hiç mi hiç ürkütmüyor. Yöneticilere naçizane tavsiyem bu formayı artık futbolculara giydirmeyin. Bu renkten çok güzel tişört olur ama forma olmaz.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 10:41:00
LEVENT TÜZEMEN 
Deplasmanda kedi 
Galatasaray iki ruhlu bir takım oldu.. Ali Sami Yen'de taraftar desteğiyle futbolun tüm özelliklerini sahaya yansıtıyorlar.. Rakibe basıyorlar, pres yapıyorlar, hücumu kanatlardan düşünüyorlar, takım halinde savunma yapıyorlar, ayağa isabetle pas oynuyorlar, topu daha çok kontrol ediyorlar ve bol pozisyon üretip gol atıyorlar.
Ancak deplasmanda düşünceler sanki prangaya vuruluyor. Doğru düşünemiyorlar, iki pas üst üste yapamıyorlar, takım disiplininden uzaklaştıkları için çok pas hatası yapıp kolay top kaybediyorlar. Kapasitesi yetersiz Skibbe de oyuna müdahale edemiyor, farklı bir taktik ortaya koyamıyor. Elindeki "Homojen" kadroyu nasıl kullanacağını bilmiyor. Aydın ve Barış'ı erken oyuna almalıydı.
Oysa Skibbe için kupada oynadığı Ankaraspor ile ligde karşılaşmak rakibi tanımak adına bir fırsattı. Ama Alman hoca tıpkı sezon açılışında karşılaştığı ve ligde kaybettiği Bursa için yapamadığı analizi Ankaraspor'a da karşı yapamadı. Hoca aciz kalınca, Galatasaray Ankara'da da yürüdü. Başkan Adnan Polat'ın dediği gibi yürüyerek maç kazanamazsın. Kupada Ankaraspor'dan alınan beraberlik için "Büyük başarı" diyen Skibbe ligde üçüncü sırada olan rakibinden alınan bir puan için her halde takla atar!

HAKEMİN AKLI KARIŞIK
Ali Sami Yen'de seyirci baskısıyla "Aslan" kesilen Galatasaray deplasmanlarda "Kedi" oluyor.. İstatistiklere baktığımızda da, Bursa, Eskişehir, şikebahçe yenilgileri ile Kayseri ve dün Ankaraspor'a karşı alınan beraberlik Galatasaray'ın deplasmanda başarısız olduğunu kanıtlıyor.
Ligin 12'inci haftasında deplasmandaki 18 puanın 13'ünü kaybeden 116 milyon Euro ile piyasa değeri en yüksek Türk takımı olarak gösterilen Galatasaray şampiyonluktan söz edemez. Galatasaray'ın "Lodos"lu gecede akılda iki pozisyonu vardı : Arda'nın ortasında Kewell'ın direkten dönen kafa şutu ve Senecky'nin 86'da kurtardığı Ümit Karan'ın vuruşu.
NOT: Hafta içinde yaşananlar hakemleri olumsuz etkilemiş. Çok beğendiğim Bülent Yıldırım zihinsel olarak dağınıktı... Arda'yı belinden indiren Uğur ile Adem'in formasından çeken Emre Aşık sahada kalamazdı. Ediz'in Arda'yı ceza alanında yaka paça indirişi de penaltıydı. 
10
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 10:41:32
ZAFER ERTEM 
Hovardalık 
Hovardalık

Oyun başlıyor, dakika 1. G.Saray, Arda ile yükleniyor sağ çarprazda, genç yıldız yere indiriliyor faul üstüne üstlük net kart hem de sarısından, Hakem Bülent Yıldırım bakıyor. Hemen ardından G.Saray korner kullanıyor, ceza sahasında Ediz, Arda'yı yaka paça yere indiriyor Yıldırım yine bakıyor. İkinci yarının başında De Nigris ofsayt ama vuruşunu yapıyor top ağlarda. Yıldırım yanına koşuyor. De Nigris "duymadım" işareti yapıyor. Yıldırım geri dönüyor. Kart nerede hocam?.. Normal şartlarda Uğur, Ediz, Emre dün geceyi kırmızı kartla kapamalıydı. Bu yönetim Bülent Yıldırım gibi kaliteli bir hakemin kalitesine yakışmadı. MHK Başkanı Oğuz Sarvan ne diyor: "gözünü dört açacaksın gördüğünü çalacaksın, cesur olacaksın" bunu bana demiyor ki hakemlere diyor. Peki Yıldırım ne yapıyor "es" geçiyor. Allah'tan futbolcular iyi niyetli de sıkıntının boyutu büyümedi.

G.Saray'a kök söktürdü
G.Saray'da Lincoln, Mehmet Topal ve kart cezalı Baros'un yokluğunda yine sürpriz bir 11 sahaya çıktı. Meira zar zor yetişmişti maça ama sahada yürüyecek hali yoktu. Sahanın en kötüsüydü Ümit Karan'la beraber. Volkan bir türlü rüştünü ıspat edemedi köşesinde. Emre sert faulleri ile yine yürekleri ağızlara getirdi. De Nigris'in oyunun başında kaleci Sanctis'i de çalımlayıp kaleye plaselediği top tıngır mıngır ağlara giderken Servet'in inanılmaz kurtarışı G.Saray adına bir şanstı. Kewell'ın direkten dönen topu da yine ev sahibi Ankaraspor adına şanstı. Kewell, Arda ile yer değiştirdikten sonra inanılmaz pozisyonlar buldu takımı adına. şikebahçe kökenli olmasına rağmen Aykut hocayı beğenirim. Duruşu ve disiplini ile hangi takımı çalıştırırsa çalıştırsın hep sempati ile takip ederim. Ama Aykut hocanın geçen hafta şikebahçe maçında De Nigris gibi bir gol ayağını 80'de oyuna almasını kimse bana iyimser düşüncelerle açıklayamaz. O De Nigris çıkana kadar dün gece G.Saray'a kök söktürdü. Aslan uyuyan bakıcısı Skibbe eşliğinde puan hovardalığına Ankara'da da devam etti.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 10:44:09
Galatasaray Metalist'i Nasıl Geçer?
 
'Galatasaray da perşembe günü Ali Sami Yen'de daha önce Şiketaş'ı safdışı bırakan Ukrayna temsilcisi Metalist Kharkiv'i konuk edecek...'Tansu Sarı'nın köşe yazısı:

Galatasaray da perşembe günü Ali Sami Yen'de daha önce Şiketaş'ı safdışı bırakan Ukrayna temsilcisi Metalist Kharkiv'i konuk edecek. Haftayı Zorya'yı 2-1 mağup ederek kapatan Metalist özellikle duran toplarda etkili bir takım. Son 2 haftadır serbest vuruşlardan gol buldular. Özellikle defansta oynayan Gancarczyk ve forvette oynayan Jackson sol ayaklarını muhteşem kullanıyorlar. Savunmanın göbeğinde Obradovic ve Gueye; orta alanda Edmar ve Valyaev forvette oynayan Jackson, Fomin ve Devic en etkili silahları. Kalecileri Goryainov kale alanına hakim değil. Hatalı goller yemeyi alışkanlık halne getirdi. Yan toplarda ve serbest vuruşlarda zayıf bir kaleci. Karambol toplarla rakibi dize getirebiliriz. Sağbekleri Konyushenko da ağır kalıyor. Arda Turan- Harry Kewell ikilisi Ukrayna temsilcisine zor anlar yaşatabilir kanısındayım. Şiketaş'ın kötü olmasından faydalandılar ve temsilcimizi elediler. Ama özellikle kalecimiz De Sanctis ve defansımızdaki Servet'in de uyumaması şart. Mümkün olduğunca ceza sahasının uzağında faul yapmamız gerekiyor. Myron Markevich genelde alternatifsiz bir kadro sahaya sürüyor. Kalede Goryainov; savunmada Konyushenko, Gueye, Obradovic, Gancarczyk; orta alanda Bordiyan, Valyaev, Edmar (Slyusar) Devic (Trisovic); forvette de Jackson ve Fomin (Zeze) kadrosunu sahaya çıkaran Markevich Galatasaray karşısında da bu tertibini bozmayacak gibi görünüyor. Galatasaray Olympiakos ve Benfica galibiyetleriyle bence her ne kadar gruptan çıkmayı garantilese de Metalist karşısında mutlak favori. Skibbe ve öğrencilerine başarılar diliyorum.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 14:21:45
Issız Maç

Tüm takım olarak uzun süredir ilk kez Perşembe- Pazar oynama rutinini yaşamadığımız bir haftada, Federasyon’un anlamsız ısrarı ve yanlış kararıyla Cumartesi gecesi oynatılan Ankaraspor deplasmanında galip gelemeyerek deplasman maçlarını iyice “fobi” haline getirmiş durumdayız..
Salı günü Avrupa Kupası maçına çıkacak şikebahçe’nin maçını Cumartesi gündüz oynatmak şikebahçe adına ne kadar anlamlıysa, milli maçın hemen arkasından bizim maçımızı oynatmak o kadar anlamsızdı..Federasyonun lig ve kupa maçların saatini belirlerken 2 maçın tam arasını tercih etmesi gerek. Şiketaş milli takım onbirine sadece 1 oyuncu (ki bu oyuncu kendi takımında genelde yedek) verirken Onların maçlarını Pazar oynaması onlara sağlanan bir avantaj iken, olay bizim açımızdan haksızlıktır. 2 sezon önce 51 saat içinde şikebahçe ve Liverpool ile oynanamızı sağlayan Federasyon’u bu konuda duyarlı ve adaletli davranmaya davet ediyorum…

Puan sıralamasında üstümüzde yer alan ve anca galip geldiğimiz durumda önlerine geçebileceğimiz Ankaraspor karşısında tıpki Kayserispor deplasmanında olduğu gibi “beraberliğe razı” bir oyun sergileyerek 2 puan daha bıraktık deplasmanda…Kayserispor maçı daha ligin 2. haftası idi; arada oynadığımız maçlarda 3 deplasman maçından mağlubiyeti aldık ama Skibbe buna rağmen dünkü silik futbol karşısında kendisi de silik bir görüntü çizdi..

Benfica deplasmanında sahaya cesur bir kadro çıkararak oyuncularına güven aşılayan Skibbe, dünkü maçta oyuncu değişikliği içinde nerdeyse son çeyrek saati bekleyerek “aman yenilmeyelim” mesajını verdi bizlere..Takımda gördüğümüz en büyük eksiklik toplu motivasyonsuzluk ve dizilişteki boşvermişlikti..Rakibin tahmin etmesi çok kolay olan bir dizilişle sahada yer alarak, maç boyunca oyunun kaderini değiştirici hiçbir hamle yapmayarak ileride çok arayacağımız 2 puanı daha bıraktık sahada..Eskişehir, şikebahçe maçlarında 4’er gol yiyip mağlup olduğumuzda bile daha kişilikli ve istekli bir futbol oynamıştı takımımız…Ankaraspor karşısında ise değil kötü bir oyun, herhangi bir sıfatla nitelendirilemeyecek kadar isteksizce yer aldık sahada..Takımca bu kadar etkisiz bir maç oynadıktan sonra tek tek “şu oyuncu iyiydi, şu kötüydü” diye yorum yapmayı çok doğru bulmuyorum ama takımın bu kadar kendine ihtiyacı varken Kaptan Ümit’in yeteri kadar sorumluluk almaması inanın beni çok üzüyor..

Şimdi önümüzde beraberliğin yeteceği Metalist maçı var; eğer bu maçta da takım etkisiz bir oyun ortaya koyarsa bilelim ki mental olarak ciddi bir noksanlık var takımımızda..Amaç ASY’de galibiyet ve grubu birinci tamamlayarak diğer bir grubun üçüncüsü ile eşleşmek olmalı…

Saygı ve sevgilerimle,

Ant İpek
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 14:45:14
Hayal-i Küçük Skibbe!

24.11.2008



Mazeretimiz vardı, Ankara’ya gidemedik. Geçtik televizyon karşısına, duygularımızı paylaşmak için. O da ne? Dışarıda fırtına, tufan, ekranda görüntü yok. Ayda avuç dolusu para öde, rüzgardan dolayı siyaha düş. 2008 yılında memleketimde insan mazaraları.
Yazık günah. Gelişmiş tüm ülkelerde ücretli kanallara, yerin altındaki kablolar hayat verir. Burada ise para gelsin yeter! Bizler gibi koyun bulduktan sonra!
Neyse... Biz Ankara’ya dönelim. Maçı parçalı bulutlu izlemekle pek bir şey kaybetmedik. Yine bir deplasman klasiği Florya sakinleri için. Alman hoca beraberliği başarı sanıyor, Leverkusen’i çalıştırdığını zannederek. Artık birileri çıkıp, “Bu ülkede ikinci olmanın bile önemi sıfırdır” demeli. Başkent’te tek pozisyon yok. Biraz Ayhan, biraz da Kewell... Gerisi nane şekeri.
Futbolcular her fırsatta hocalarını sevdiklerini ve ona destek olduklarını söylüyor. Aman ne hoş... Onlar da alıştılar Leverkusen’li gibi olmaya! Öyle ya, Bundesliga’da ilk 5’e gir, Avrupa’ya açıl, bir iki tur geç, başarı! Salla başını al maaşını!
Bakın Sayın Skibbe... Buralarda bu hikayeler geçmez. Başında olduğun takım, Türkiye’nin en fazla taraftarı olan kulüp. Köylü mantığı Beyoğlu’na ters. Galatasaray için dışarıda alınan beraberliğin yenilgiden farkı yoktur.
Gelelim kadro tercihlerine... Meira’dan ön libero, Hakan Balta’dan orta saha yarat, sakatları bahane ederek. Bir de jokerin var; Mehmet Güven! Kurtarıcın desek daha doğru olur. Aman tanrım, ne buluş! Baros’a sağ kanatta rol vererek figüran durumuna düşürdün son haftalarda. Bununla beraber, medyadaki eleştirilere de alıştığınızı söylüyorsunuz. Kusura bakmayın, siz alıştınız Skibbe, ama biz size hiç alışmadık!
Siz de haklısınız, Türkiye=Sizler için rakı, roka, palamut! Lütfen sakatlıkmış, yorgunlukmuş, bunları bahane etmeyin. Çalıştığınız, dolayısıyla ekmek yediğiniz takımın adı, tarihi ters düz etmiş Galatasaray. Bir an evvel aynayla dargınlığınızı bitirmeniz gerek. Ne zaman hatalarınızla yüzleşeceksiniz, Sayın Hayal-i Küçük Skibbe?



Yalçın Dümer 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 14:46:47
 Hangisi önemli?

Eğer ben, Galatasaray başkanı ya da futbol sorumlusu olsam, Ankaraspor maçından sonra, Esenboğa Havaalanı'nda Skibbe'yi yanıma çağırır, eline tek yönlü uçak biletini verir "Hocam yarın buradan Münih'e bir uçak kalkacak. İstanbul'a gelmene gerek yok der" kibarca evine yollardım. Bu işin artık şakası kalmadı. Ama ne hikmetse, Galatasaray yönetim kurulu 'kah kah, kih kih'ler içinde yaptığı toplantılardan sonra "Bize hocamızı yarıda göndermek yakışmaz. Onun için onun arkasındayız" diye açıklama yapıyor. Aslında yapılan bu açıklamanın bir tek amacı vardı; eğer Skibbe'yi gönderirlerse 'Herkesin bula bula bunu mu buldunuz?' demesini istememektedirler. Tabii bir de 'Biz size demedik mi, bu adam bu işi yapamaz' lafını yemekten korkuyorlar. Ama işin gerçeği açık açık ortadadır. Galatasaray bu adamla sözleşme yaparken, onlar da korktukları için Skibbe'ye 1+1 yıllık mukavele imzalattılar. Sayın başkan büyük bir emek harcayarak yapmaya çalıştığın başarılı işlerin sonunu göremeyecek kadar zor günlere gittiğinin farkında değilsin. Bak neler oldu hatırlatalım sana belki işi ciddiye alır gerekeni yaparsın:

Taraftar terk ediyor
1- Skibbe geldiğinden beri, tüm hazırlık maçları, lig maçları, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası maçı ile Türkiye Kupası maçlarında (3-4 maç hariç) çok kötü futbol oynandı.
2- Galatasaray büyük ümitlerle girdiği Şampiyonlar Ligi'ne elemelerde veda etti.
3- Galatasaray şu anda 12 maçta 15 puan kayıpla Türkiye ligi şampiyonluğundan da dev adımlarla uzaklaşıyor.
4- Türkiye Kupası'nda gruptan çıkma şansı yüksek ama oynanan maçlar yürekler acısı.
5- Galatasaray son yıllardaki en büyük transferlerini bu sezon yaptı. Buna rağmen Skibbe yüzünden her hafta taraftarlarını biraz daha kaybediyor.
6- Sayın Skibbe üst düzey kadroya rağmen oyuncuları hatalı yerlerde oynatarak sahaya doğru dürüst bir takım çıkaramadı.
Sayın Polat'a, yönetim kuruluna, Adnan Sezgin'e tek sorum şudur: Sizin için hangisi değerlidir? Galatasaray'ın teknik direktörlük görevini kaldıramayan, hataları yüzünden Şampiyonlar Ligi'ni kaybeden, lig ve kupada kötü sonuçlara imza atan bir hoca mı; yoksa bu üst düzey kadroyu başarıdan başarıya taşımak mı? Artık bir karar vermeniz gerekmiyor mu

İsmet TONGO
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 24. Kasım 2008, 14:47:58
ALP YALMAN
Yönetim inanıyorsa!

Galatasaray’nın sergilediği oyunu ve içinde bulunduğu durumu nasıl buluyorsunuz? - Bana göre takım normal gidiyor. Çünkü kadro sınırlı, mali imkanlar kısıtlı. Bu düşünce tarzı içerisinde alınan neticelerde normal. Zira yarışta tek başına da değiller. Geniş kadrolar kuran ve imkanları daha rahat olan rakiplerle yarışıyor. - Skibbe G.Saray’ın ağırlığını kaldırabiliyor mu. Alınan sonuçlardaki katkısı olumlu mu, ulumsuz mu? - Skibbe’nin takım üzerinde katkısı olup olmadığının bilinmesinin imkanı yok. G.Saray’daki mevcut durum bu. Öncelikle buna inanıyor olmak lazım. Yönetim Skibbe’ye inanıyorsa, güvenlerini devam ettiriyorsa, bizim de etmemiz gerekir. Aksini düşünme taraftarı değilim. Aklı başında bir idare heyeti var. Onlar yeterli görüyorlarsa bizim de bekleyip sonunu görmemiz lazım. Zaten aynı şeyler yönetim içinde geçerlidir. - Son zamanlarda hakem hataları Galatasaray’ın aleyhinde ağırlık kazanmaya başladı. Bunda art niyet aranmalı mı? - Evet Galatasaray’a bir takım kısmetsizlik oldu. Hatta bu konuda maçın neticesini etkileyecek gelişmeler dahi yaşandı. Ancak ben bunların altında kasıt aramıyorum. Kasıt arama niyetinde hareket edersek hiç bir şeyin cevabını veremeyiz. Bu tür gelişmeleri sadece Galatasaray’ın talihsizliği olarak yorumluyorum. - Yönetimin transfer politikasını nasıl buluyorsunuz. Alınanlar yeterli mi? - Galatasaray’ın maddi imkanlarına göre alınan futbolcular iyi. Ancak takımda büyük kısmetsizlikler yaşanıyor. Hazırlık çalışmaları dahil sezon başından bu yana, takım olarak bir araya gelip çalışmadılar. Bunda baş etken sakatlıklar oldu. Bu nedenle yapılan transferde eksikler konusunda şudur, budur diyecek bir ortam oluşmadı. Çoğunun parayla giderilemeyecek durumları var. Mesela Hasan Şaş’ın yokluğu. Bence yönetimin kadro oluşturmakta gösterdikleri hassasiyetleri doğru. Ancak sonrası büyük şanssızlık... - Yönetim daha önce büyük bir kredi yetkisi aldı. Şimdi de ek bütçe için kongre çağrısı yaptı. Polat ve ekibinin bu isteği, Galatasaray’ı düzlüğe mi çıkarır, yoksa şimdikinden daha mı kötü olur? - Bu sorunun cevabını şu aşamada vermek mümkün değil. Çünkü ek bütçe almak için yapılan çağrının içeriği henüz netlik kazanmadı. Bütçeye yapılmak istenen ilaveyi nereye kullanacakları belli değil. Bu nedenle sorunun cevabını kongre sonrası vermek gerekir.

 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: ua_dodo_Bumblebee - 25. Kasım 2008, 09:11:57
ya arkadaşlar akşam kanaltürk' de yayınlanan stadyum programına eski yöneticilerden semih haznedaroğlu katıldı stadla ilgili açıklamalarda bulunmuş bu programı nerde bulabilirim linki varsa buraya atabilirmisiniz. 24.11.2008 tarihli stadyum programı.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 25. Kasım 2008, 10:06:47
Ya çalsaydı?

25.11.2008



Henüz dakika 1; Ediz’in bel kündesine, güreş hakemi bile düdüğünü çalar, puan işareti verirdi. Oysa Yıldırım oralı bile olmadı. Hadi diyelim ki ‘basireti bağlandı’. Galatasaray’ın son maçlarında, diğer arkadaşlarının da bağlandığı gibi. Peki ya çalsaydı? Galatasaray penaltı vuruşuyla öne geçecek, belki de kazanacaktı. Kafasını Skibbe’ye takmışlar, ‘Hoca kabahatli’ diye bağırıyor, asıl katliam nedeni diğer hocaları (!) görmezden geliyor. Yanlış yönlendirmenin daniskası değil de, ne bu?
şikebahçe’yi de izlememiş olsam ‘Galatasaray’ın kötü oyununu benden başka herkes görmüş’ diyeceğim. Ama o 90 dakikadan sonra, Aslan’ın mücadelesi kaymaklı ekmek kadayıfı. Özellikle ilk yarı, Ankaraspor gibi bir rakibi sindirdiler. Üstelik fiziği, temposu, gücü ve oyun düşüncesi nedeniyle Mavi-Beyazlılar’a saygı duyulmalı. Vaziyetleri, puan cetvelinde bulundukları yerden belli değil mi? Ankaraspor’un bir hafta önceki penaltısı verilmiş olsa, Galatasaray’ın da cumartesi iç edileni, ligin rengi ne olurdu, hesaplayan var mı? Skibbe de, Skibbe! Tamam hataları var ama ‘vaziyetin tek sorumlusu’ diye ilan etmek de ayıp be! Türlü etkenin olduğu kollektif bir yapıda, tek adama yüklenmek niye? Eeee bu medya 3-5 maçta Adnan II’yi de yılın teknik direktörü (!) yapmış, sonra dozu kaçırdığını anlayıp araya Cevat hocayı katmıştı. Normal yani!
Abdullah Gül “Bütün büyükler düşüşte” demiş. Yanlış. Sayın Cumhurbaşkanı “Küçük zannettiğim kulüpler büyümüş” dese, daha doğru olurdu. Kayserispor’a baksa yeterdi; tesisi, yemesi, içmesi, kamp ve çalışma şartlarıyla bırakın büyükleri, Avrupa’da dahi birçok kulübü sollama halinde, Anadolu kulüpleri. Ekonomisini doğru kullanan koşuyor, yanlış harcayan da apışıp kalıyor. Galatasaray, şikebahçe, Şiketaş ve Trabzonspor’un her gittikleri kentte favori oldukları dönem, artık hayalden öte değil. Bu gerçeği kabullenemeyen bir kısım ‘geçmiş zaman mimozaları hayranı’, gönlündeki olmayınca, bunalıma giriyor ve ilk iş olarak teknik adama, sonra da futbolculara fatura kesmeyi yeğliyor. Taraftar da bu konuda hazır mezarın bayat ölüsü zaten! Kazanan kahraman, kaybeden hain.
Hep büyüklere bakıp; Ankaraspor, Ankaragücü, Sivasspor ve tüm diğerlerinin emeğine bakmayınca hem ayıp oluyor hem de doğru analiz ortaya çıkmıyor. Cumartesi Yenikent’te olumsuz fırtınaya rağmen, mükemmel bir mücadele vardı... Farkına varan yoktu!



Oğuz Dizer 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 25. Kasım 2008, 10:07:58
Skibbe artık yordu

Skibbe ile ilgili yazmaktan, Skibbe'nin yetersizliğini dile getirmekten, yaptığı hatalı tercihlerden, oyuna müdahalelerindeki yanlışlardan yazmaktan yoruldum. Galatasaray gibi dar alan presinin sonucu bol pozisyonlu hücum futbolunun Türkiye'deki temsilcisinden kısır bir istatistik üretmesinden de sıkıldım. Galatasaray Türkiye'nin dünyada en bilinen markalarından birisi. Futbol adına pek çok yeniliği bu ülkeye getiren öncü bir futbol kültürüne sahip. Ancak sportif direktörlük sistemi tutmuyor, tutmadı ve tutmayacak. Zayıf bir teknik direktör ve ona hükmedebilecek sportif direktör modeli sarı-kırmızılı takımı, ligin en kaliteli kadrosu olmasına karşın sıradan bir ekibe dönüştürdü. Bu modelde Skibbe sahada var ama sahanın dışında pek çok konuda gerçek patron Adnan Sezgin. Adnan Polat-Adnan Sezgin ikilisinin ortaklaşa projesi artık S.O.S verdi.

Doğru çözüm Lucescu
Bu tarzda devam etme uğruna takıma hakim olamayan Skibbe ile devam ederlerse ligde havlu atma günleri çok yakındır. Ali Sami Yen dışında maç kazanamayan bir takım, yarın kendi sahasında da puan kaybederse harcanan onca para ve yatırım değerini yitirecek. Baros, Kewell, Meira transferlerinin, Arda ve Lincoln gibi yıldızları kadroda tutuyor olmanın bir mantığı kalmıyor. Milli Takım'da orta sahadaki tüm dinamizmi temsil eden Sabri'nin bu yokluk günlerinde bile sağ beke hapsedilmesinin de stratejik önemi bulunmuyor. Başkan artık bu gidişata dur demeli. Ya tam yetkiyi Skibbe'ye vererek sonuçlarına katlanmalı -ki bu çok zor ve olmayacak bir ihtimal- ya da acilen bu ülkeyi ve şartları bilen bir teknik adam değişikliğine gidilmeli. Gelen hoca da kariyeri ve geçmişi itibarı ile kısa dönem çözümü olmamalı. Bu şartlarda Lucescu en doğru çözüm. Tabii böyle bir çözüm isteği varsa...
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 25. Kasım 2008, 10:22:13
Maskelerin gücü
Hakan ÜNSAL
   
    Skibbe, Lincoln’ün yokluğunda klasik tek forvet anlayışından vazgeçmedi. Herkes çift forvet oynamasını beklerken orta alanı 5 oyuncuya teslim etmesi garip geldi. Skibbe, herhalde kupada oynadığı ve berabere kaldığı Ankara’dan korkmuş. Lincoln varken tek forvet doğru ama Lincoln yokken ve orta alan 4’lü iken çift forvet oynamakta sakınca olmaz. G.Saray’da sıkıntı tek önliberolu oynayınca çıkıyor. Daha doğrusu Galatasaray Mehmet Topal veya Linderoth yoksa tek önliberolu oynayamaz.

Skibbe’nin Barış’ı düşünmesi lazımdı. Barış tarzı oyuncular sakatlıktan dönüşte ne kadar eksik olsalar bile yine de oyun temposunu çabuk yakalarlar. Hakan Balta’yı klasik yerinde oynatıp Barış’ı tercih etmek daha doğru bir seçim olurdu.

İlk yarıda iki pozisyon var. Biri Meira’nın hatasında Nigris’in vuruşunu Servet iyi zamanlama ile çıkardı, diğeri Kewell’ın kafasında direkten dönen top. Pozisyonlarda bile eşitlik vardı. Hatta tek maskeli oyuncu olmaz diye Neca da oyuna girip orada da eşitliği sağladı. Maçta dikkat çeken olay iki maskeli oyuncu olmasıydı. Düşünün maçın sıkıcılığını. İlk yarıda biraz vardı diyebileceğimiz oyunu ikinci yarı çıkan sert rüzgar aldı götürdü.

Galatasaray oyunda ağırlığını yarım saatten sonra hissettirmeye başladı. İlk yarının son 15 dakikasında daha istekli ve etkili bir Galatasaray vardı fakat pozisyon yoktu. Emre Aşık ilk yarının şanslı oyuncusu idi. Oyunun başında yaptığı sarı kartlık müdaheleyi hakemin gözden kaçırması Emre’yi kırmızı karttan kurtardı.

Aykut Hoca De Nigris’i oynatarak doğru tercih yaptı. Ama şikebahçe maçında iyi ve moralli De Nigris niye yoktu anlamadım. Herhalde Galatasaray maçına saklıyordu!..

Galatasaray yine deplasmanda kayıp. Bu puanlar telafi edilir diye düşünülebilir ama Trabzon deplasmanda da kazanıyor. Rakiplerin bu kaybı Trabzon’a hep artı yazıyor. Böyle giderse sezon sonu da şampiyonun adı bölümünde Trabzonspor yazar.
Başlık: Ynt: öyle bir Galatasaray geliyorki.. yeterki gözünüzü açın
Gönderen: Fat'h ی۱۹٥ - 27. Kasım 2008, 09:03:40
Bravo Polat doğruyu yaptın
27.11.2008
Ekim’in 11’inde, yani bundan tam bir buçuk ay önce ‘Yine Kalli’ diye yazmışım sporx’te... Kalli alt yapının başına geliyor diye...
Bugünkü gazeteler Kalli geldi diye yazıyor...
Hayret!
Kalli zaten hiç gitmedi ki....

Adnan Polat- Karl Heinz Feldkamp dostluğu taa 1992’ye dayanır.
Adnan Polat o zamanlar çiçeği burnunda bir yönetici, Feldkamp da zehir gibi bir hoca. Zehir demem Kalli’nin otoriter, işbilir, eşi hanımefendiye sadık, sağlam karakterli ve de futbol bilgini olmasından...
Yani Feldkamp futbol hocası olduğu kadar hayat hocası da... Bir bilge kişi...
Aradan geçen 15 senede bu hasletler katmerlendi ve son gelişinde -ki ben ona gitmedi şartlar öyle gerektirdi diyorum- Galatasaray’ı şampiyon yapan kişi...
Ne yazık ki bizde meyve veren ağaç taşlandığı için Kalli neredeyse istenmeyen adam!
Çünkü bizde kişinin bilgeliğinden çok ‘kendini satabilmesi’ Önemlidir. Yani ambalaj!
Kalli’nin yaşından ötürü ambalajı kısmen bozuktur ama o ambalajın içinde derya gibi futbol ve hayat bilgisi yatmaktadır.
İnsanımız bunu atlıyor.
İlla ki kabadayı, küfürbaz, manşetlik laflar eden, saha içinde kulübede atraksiyon yapan, triplere giren hocalar istiyor ki kendiyle uyum sağlasın!
Aşınız!
Kalli adam gibi adamdır ve Galatasaray’ın ihtiyaç duyduğu bir otoritedir.
 
 
Kalli geldi ama nasıl?
Geçen yıl Kalli yasaları uygulanmasaydı Galatasaray şampiyon olamazdı!
Kim ne derse desin Kalli Galatasaray için bir değerdir.
Adnan Polat da doğruyu yapıyor ama AntiGalatasaray medyası işi başka boyutlara çekiyor. Aman Dikkat!

Bakın yeri gelmişken söyleyeyim;
Bugün Galatasaray’da yaşanan şey otorite boşluğudur.
Bunun da Skibbe’yle ilgisi yoktur.
Geçen sene şampiyon olunurken Kalli yasalarıyla bir yere kadar gelinmiş sonrasında -Kalli ile yollar geçici olarak ayrılınca- otorite futbolcunun eline geçmiştir. Evet Galatasaray şampiyon olmuştur ama futbolcuya dayalı –sadece bizde geçerli olan- alaturka bir düzen oluşmuş ve Galatasaray şampiyon olmuştur.
Bu seneki, otorite boşluğundan doğan zafiyet bundandır.
Kalli’den sonra gevşeyen futbolcular sultayı ele almış, hoca tanımaz olmuş...
Ne zaman ki Skibbe başa gelmiş futbolcu elinden kaçan ‘beyliğin’ huzursuzluğu ile otorite tanımaz olmuştur.
Bu psikolojik bir baş kaldırıdır. Skibbe’nin zafiyeti değil!
Geçen sene şampiyon olunmuş ama kötü yansımaları bu yıl gözükmüştür.
Hatırlayın geçen yıl Kalli giderkenki yazılarımı...
Bugün Kalli’nin varlığı en kısa zamanda Galatasaray’ı içine düştüğü bu boşluktan kurtaracak ve yine şampiyon yapacaktır.
 
 
Bay Altyapı Hocası Kalli
Kalli, Florya’da laçkalaşan alt yapının başına geçen kişidir. Galatasaray’ın bütün gelecek projesini hayata geçirecek olan kişidir. Alt yapıdaki ufacık çocukların hayatına yön verecek kişidir. Sadece topa vurmak yetmiyor, hayatı da algılamak şart. Onun için de Kalli gerekli... Onun yöneteceği alt yapının hayata ve futbol bilimine faydası olacağına inanıyorum. Florya’ya bir şekil gelecek ve hepsinden önemlisi; genç çocuklar topla yeteneklerini geliştirirken en büyük eksiğimiz olan ‘fiziksel’ gelişimlerini de tamamlayacaklar. Alt yapıdan üst yapıya geçtiklerinde futbol mantalitesi beyinlerine kazınmış, fizik güç (dayanıklılık ve devamlılık) bedenlerine sinmiş olacak. Bu muhteşem bir kazançtır. Galatasaray alt yapısında yetişen çocuk ‘futbolun bütün gereklerini’ vücudunda taşıyacak ve de hayata bakış açısı kendine güvenli olacaktır. Bu arada böyle bir hayat standardı yaşayan çocuk kültürel eğitimini de tamamlamış olacaktır. Özlenen Galatasaray alt yapısı budur.
Ondan sonra benim sevgili dostum Hıncal Uluç kardeşim çıkıp sakatlıklardan ötürü Galatasaray’ın doktoru koskoca Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu’nu eleştirmeyecektir.
Bunun için Florya’nın başındaki Altyapı Hocası Bay Kalli’dir.
 
 
Bir de Herr Feldkamp var
Kalli bu kez üstyapının da danışmanı. Üstyapının da başı Adnan Polat.
Herr Feldkamp aynı zamanda Adnan Polat’ın danışmanı.
Futbol konusunda her şeyin üzeri.
Adnan Sezgin de Sportif A.Ş.’nin Genel Müdürü.

Örneğin; futbolla ilgili alınacak bir kararın mimarı Herr Feldkamp olacak.
Stratejiyse, kritik bir haftaysa, dünya üzerindeki araştırmalarsa hep Herr Feldkamp tarafından ön görüş olarak sunulacak tabii ki son kararı başta Adnan Polat sonra da Yönetim Kurulu verecek.
Yani Galatasaray profesyonelleşecek...
Galatasaray ‘ben yaptım oldu’mantığından kurtulacak!
Polat’ın da akıl hocası olacak.
Herkes; başkan da olsa her şeyi bilemez ki...
 
 
Arsen Wenger ve Guy Roux’dan anılar
Faruk Süren’in rüyası Arsene Wenger’di. UEFA alındıktan sonra altyapının başına Arsen Wenger’i ya da gibisini getirecek ve Galatasaray’a çağdaş bir yön verecekti, olmadı!... Sebeplerine burada girmeyeceğim ama keşke başarabilseydi...

Hep alt yapı diye yırtınır dururuz. Alt yapı bir kulübün geleceğidir. Oradan yetişecek gençler hem takımı destekler hem zaman içinde o kulübe para kazandırır. Bu temelin atılması da sadece tesisi hazırlamak değil, o tesislerden iyi sporcu yetiştirmektir. Sporcunun yetişmesi de belli kriterlere ve bilgili hocalara bağlıdır. Alt yapı bir planlamadır. Kalli de bunun için görevdedir. Kalli Skibbe’nin başına değil; Galatasaray’ın alt yapısının başına geçmiştir.
Futbol dünyasına adını yazdırmış kulüplerin başında hep alt yapıya önem vermiş isimler vardır. Arsene Wenger gibi, Guy Roux gibi... Bunlar yüzlerce genç arasından starları bulup çıkaranlardır. O starlar da tarladan yetişmez, belli bir eğitim sürecinden geçerek futbol dünyasına ‘elmas’ gibi düşerler. Ünlü Fransız futbolcular Basil Boli, Eric Cantona bu düşüncenin ürünüdürler... Kendileri de ‘star’ oldu, kulüplerini de ‘ihya’ ettiler...

Guy Roux Fransa’nın çok küçük bir kenti Auxerre’in başına 25 yaşında geçmiş ve bir ömrü bu uğurda harcamış bir alt yapı hocasıdır. Şöyle der; ‘her yıl Fransa’dan devşirdiğim 12-14 yaş arası yüz çocuğun içinden bir tane yıldız çıkarsam Auxerre de kurtulur, takım da...’
 
 
Alt yapı nedir?
Bir tarihte Guy Roux ile konuşmuştum, on küsur yıl oluyor, Şiketaş-Auxerre eşleşmesinde... O zamanlar Sabah grubundaydım... Guy Roux’nun bana dedikleri hala kulaklarımda; ‘alt yapıdaki çocuğu yetiştirmek; bilgi ister, planlama ister, sabır ister... Bir çocuğu üstyapıya hazırlarken şunlar çok önemlidir;
1-Futbolun temel kurallarını ve oyun planını öğretmek. Bu üstyapıda uygulanan sistem olmalıdır.
2-Çocuk zihinsel gelişimini sürdürürken fiziksel gelişimini de aynı süreçte bilgi-fizik paralelinde tamamlamalıdır. Çok yetenekli bir çocuk eğer fiziksel güce ulaşamamışsa asla ‘yıldız’ olamaz!
3-Hayatı algılama, kültürel eğitimini tamamlama, yaşamı yakalama...
4-Ben 12 yaşından itibaren yetiştirdiğim futbolcuyu eğer hak etmişse hiç çekinmeden gözümü kapar 18 yaşında A takıma koyar ve -buraya dikkat- 23 yaşına kadar oynatır ona verdiklerimi böylece geri alır ve 23 yaşında kısmeti çıkan kulübe büyük paraya ve para ederken satarım. Bu şu demektir; yetiştirdim, kullandım, en üst verimi aldım ve satarak kulübüme milyon dolarlar kazandırdım...

Kalli de bu planlama için Galatasaray’ın başındadır. Kulüp içinde görev bölümü vardır. Bugün için Kalli alt yapıyı düzenler Skibbe de üst yapıdan sorumludur.
Kuzu gibi geçinirler Galatasaray da şampiyon olur.

Ancaaak;
‘Florya’nın da beş kapısı var’
Onu da bir başka sefere yazacağım... Çok uzadı.

Bugün Metalist Karkhiv maçı var onu dahi yazamadım.
(Gerçi bütün gazeteler Kharkiv olarak yanlış yazıyor ya... Aslı Karkhiv ve okunuşu da Metalist Karhiv...)
Bence bugün yazdıklarım Metalist Karkhiv maçından daha önemli...
Nasıl olsa bu gece maçı da yazacağız...
Ben Galatasaray’a güveniyorum ve Galatasaray’ın bu gruptan lider çıkacağını
ilk günden söylemiştim...

Not; Ankara’da Spor Şurası’ndayım...
Galatasaray doktoru Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu ile yaptığım röportajı da yazacağım ama vakit yok...
Bekleyin.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 27. Kasım 2008, 10:49:44
Osman Korkmazel
Skibbe ‘oh’ çeker

Galatasaray yönetimi, dün kendi sitesinden de açıkladığı üzere, fazlaca önemsenecek bir olaya imza attı. Koltuğu iyice sallantıda olan Michael Skibbe’nin, rahatlaması söz konusu olacak. Kalli’nin teknik danışmanlığa getirilmesiyle, son zamanlarda futbolcuların iyi yaklaşımları dışında yalnız kalan Alman hocanın her bakımdan rahatlayacağı kanaatindeyim. Galatasaray’ın ‘içini dışını’ iyi bilen Feldkamp, vatandaşının gönderileceği söylentilerini de sonlandırabilir. Eğer Skibbe, Galatasaray’dan kopmayı düşünmüyorsa, ki düşünmüyor; Kalli ile derinden istişare içine girmeli. Tribünden takımı daha iyi analize edecek Kalli, Skibbe’ye çok şey katar, onun kalıcılığını da sağlar. Kurt hocanın detaylı bir çalışma içerisinde olduğunu biliyorum. Bu akşamki Metalist Kharkiv oyununda bile Skibbe’ye teknik taktik açıdan çok katkı yapar. Çünkü Ukrayna ekibinin birkaç maçını izledi. Galatasaray, aslına bakılacak olursa bu geceki karşılaşmaya çok rahat çıkacaktır. Grupta lider olma avantajının yanında, genelde sakatlar da iyileşti. Ukrayna ekibini Şiketaş önünde seyretmiş ve şaşkınlığa düşmüştüm. Müthiş çabuk oynuyorlar. Fizik gücünün ötesinde, teknik açıdan da üst seviyedeler. Metalist, genel savunma anlayışını da kusursuz yapıyor. Tek sıkıntıları, kontra atılan toplarda kademe hatası yapıp, savunmada bu anlarda açık veriyorlar. Galatasaray’ın 12. adamını da arkasına alıp yapacağı tek şey var. Hücumda çabuk çoğalıp, Lincoln’ün de gol pasları servislerini etkinleştirmesidir. Ukrayna takımı az önce de belirttiğim gibi kontra toplarda hatalar yapıyor. İşte burada Kewell, Baros, ve Arda’ya büyük iş düşüyor. Fantastiğe kaçmayıp, direk golü düşünürlerse, Galatasaray rahat kazanır. Tabii ki savunmada bilindik bireysel hatalarını da tekrarlamazsa
 
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 27. Kasım 2008, 10:52:30
İç güveysinden!
FANATİK, bir cümleyle son Polat seçimini öyle güzel anlatmış ki, başka ne söylense boş. ‘Teknik danışman’ın hâli ‘iç güveysinden Kalli’ce’, yani bizim ‘hallice’ nin, ‘Kalli’ce’si! Kurnazca bir yöntem olmalı bu. Geçtiğimiz sezon ‘Galatasaray’ı kim şampiyon yaptı?’ anlaşılamadı. Bu sezon da batıran veya çıkaranın kim olduğu yine anlaşılamayacak! Kalli neden gitmişti, niçin geldi? Skibbe transfer hatalarının günah keçisi mi? ‘Tarihin en pahalı transferi’ deniliyor da, ‘aynı zamanda en doğru seçimleridir de’ denilebilir mi? Hayır. Teknik adamını dahi seçmeyi beceremeyen akıl, futbolcu tercihinde akıllanmış mıdır? Aynı mevkilere üst üste alınanlara ve bunca harcamaya karşın boş kalan taraflara bakın! Anlayın.
Oğuz DİZER

Hedef şaşırtma!
Sayın Adnan Polat, birilerine şirin görünme adına göstermelik ve soru işaretleri ile dolu adımlar atmayı sürdürüyor. Ancak Skibbe üzerinden dozu her geçen gün yükseltilen baskıları en aza indirmek amacıyla yapılan Kalli hamlesi sonuç getirmez. Çünkü aynı çevrelerce, geçen sezon ‘bunak’ muamelesi yapılmadı mı Kalli’ye? Ben hâlâ bu kadronun inişli-çıkışlı grafik sergilemesinin normal olduğunu düşünüyorum. Barış, Mehmet Topal ve Linderoth gibi mücadele gücü yüksek isimlerin katılımıyla Galatasaray’ın takım görüntüsüne bürüneceğine inanıyorum. Özetle sorun Skibbe, çözüm de Kalli değil. Saldırıların asıl hedefindeki isim kısa vadede Sezgin, uzun vadede ise Polat’tır!
Ayhan YILMAZ


Hayırlısı...
Galatasaray 3. Kalli dönemine hazırlanıyor. Her ne kadar geçen sezon Alman hocayı eleştirsek de, yönetimin aldığı karar doğru. Feldkamp’ın futbol ehliyetine kimse itiraz edemez. Üstelik şu anki yıldızlar topluluğu takımı acz içinden çıkarabilecek en kestirme yoldur Kalli formülü. Olympiakos ve Benfica maçları arefesinde, ‘çömezine’ verdiği raporların nasıl yarar sağladığını gördük. Haa, Skibbe’ye ayıp olur mu? Hiç sanmam! Kariyeri bu tür filmlerle dolu, sonu hüsran ve kovulmalarla biten Skibbe’nin hayatını açın inceleyin. Yardımcıları gitti, ses yok. Sürekli eleştiriliyor, yine sus-pus. Ayrıca eli sopalı birinin başında durması, belki de Florya’da yitirilen otoritenin tekrar var olmasını sağlayacaktır. Ne diyelim, hayırlısı...
Yalçın DÜMER
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 27. Kasım 2008, 10:54:12
Kimin eli kimin cebinde belli değil

Galatasaray'da bir otorite boşluğu var. Daha doğrusu yetki karmaşası, hatta kavgası var. Adnan Sezgin, teknik direktör Skibbe'nin de onayıyla, Lincoln ve Meira'ya Portekiz'de 2-3 saatlik izin veriyor. Futbol komitesi üyesi Haldun Üstünel, "Benim haberim yok" diyerek ortalığı birbirine katıyor. Adnan Sezgin, lodos nedeniyle uçağa binmekten korkan Arda'ya Ankara'da "Sen otomobille dön" izni veriyor. Adnan Polat, "Bizim haberimiz yok, çabuk geri çağırın Arda'ya, uçakla dönecek" diyor... Adnan Sezgin kim? Futbol A.Ş'nin genel müdürü, yani futbol şubesinin CEO'su. Ve siz Adnan Sezgin'in kararlarını kamuoyu önünde tartışmaya açıyorsunuz. Peki bu nasıl CEO'luk? Bir profesyonel, maddi sonuçlar içermeyen bu kadar basit kararları almaya bile yetkili değil midir? Diyelim kararlarını onaylamadınız; olay bittikten sonra, oyuncuları olayın kahramanlarına dönüştürmeden hesap sormak daha doğru bir yöntem değil midir? Son olarak Feldkamp'ı teknik danışman olarak göreve getirdiler dün. Adnan Sezgin'in istemediği, Skibbe'nin adından rahatsız olduğu Feldkamp'ı. Teknik danışman nedir? Ne görev yapar? Yetkileri nedir? Mesela çalışma programını o mu belirler? İlk 11'i o mu seçer? Oyuncu değişikliklerine o mu karar verir? Sınırları nedir bu görevin? Henüz belli değil... Kulüpte CEO var ama yetkisi alınmış. Teknik direktör var, üzerine teknik danışman getirilmiş. Futbol Komitesi var, bir kişilik işi üç kişi yapmaya çalışıyor. Başkanı var, tüm çalışanlarını kararlarıyla eziyor... Anlayacağınız Galatasaray'da durum bugünlerde biraz karışık, karmaşık. Adnan Sezgin ile Haldun Üstünel arasında olduğu ileri sürülen gerilimde başkan tarafını belirlemiş gibi. Her ne kadar Adnan Polat, "Hocamızla devam ediyoruz" diyorsa da, futbol takımının yönetiminde değişikliklerin olacağının açık sinyalleri mevcut. İlginç olan, SS'lerin, Sezgin-Skibbe ikilisini köşeye sıkıştırmak için Feldkamp taşının öne sürülmesi. Adnan Polat, geçen sezonun sonunda Feldkamp takımı yüzüstü bırakıp gittiğinde, "Kalli'nin bu davranışını içime sindiremiyorum" demişti. Anlaşılan başkanın sindirim sistemi düzelmiş. Ama her sofraya oturduğunda aynı yemekleri yemeye devam ederse midesi iyice bozulur.
Bülent Tuncay
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: ajanxxx1905 - 28. Kasım 2008, 10:24:59
Yazarlar / Bahri Havadır
   
Hoş geldin Kalli!

bahri.havadir@aksam.com.tr
 

Sefa getirdin diyeceğim ama işe cefayla başladın sayın Kalli...

Hemen vurmayalım canım, yoldan gelen Kalli yorgundu...

Metalist maçına fazla kendini verememiş, dolayısıyla Skibbe’ye de fazla tüyo aktaramamıştı...

Sadece Kalli değil, maçtan önce evde buluşan Skibbe, Metalist maçıyla veda eden Ertuğrul Sağlam’dan da fazla bilgi alamamıştı...

Çünkü, koca 45 dakika boyunca defansına kapanıp bir iki hızlı atakla gol arayan Metalist Kharkiv’i iyi analiz edemediği her halinden belliydi Skibbe’nin...

İzleyenleri heyecanlandıran tek şey 30’uncu dakikada ofsayt gerekçesiyle sayılmayan goldü...

Pozisyon öncesindeki milimetrik paslaşmalar, heyecan vericiydi... Ama hakem ofsayt çaldı...

Kalli tribünde, Skibbe sahada, pembe kramponlu Milan Baros boş koşular peşindeydi...

Heyecansız, renksiz, temposuz bir maçtı bana göre...

Servet gibi güç abidesinin, Metalist’in golündeki acemiliği saç baş yoldurdu...

Sana gol lazımken, neden Ümit Karan, Baros değişikliği yapıldı anlayamadım...

En bitik haliyle bile Kewell’ın bir şeyler yapacağı durumda Aydın’la yer değiştirmesine aklım basmadı...

Yani, Kalli takviye güç olarak geldi; Galatasaray kayıpla başladı...

Şimdi nasıl bir kılıf bulunacak...

Olmuyor işte olmuyor...

Galatasaray şu kadrosuyla döktürmesi gerekirken, insanı canından bezdiriyor...

Kalli değil, onun dedesi gelse ne olur?

Başkan çözüm insanısın, dostsun, yürekli bir futbol adamısın, ama bu Kalli formülü hâlâ tutar diyorsan; diyecek bir şey yok...

Hep dünyaya geniş bir vizyondan bakarsınız ama bu Kalli operasyonu neyin nesi ki...

Kangren olmuş bir kola merhem sürmeyip kesip atman gerekirken...

Allahım ne günlere kaldık...
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:39:03
TURGAY ŞEREN 
Suçlu sadece Servet değil 

Galatasaray, dün akşam karşısında kaya gibi bir takım buldu. Ukrayna ekibi ayağa nefis pas oynuyor. Fizik güçleri o kadar iyi ki, rakip G.Saraylı oyuncuların top hangisinin ayağındaysa başında iki Metalistli futbolcu vardı. Bir başkası kısa mesafeden arkadaşları topu kaybederlerse, öbürü müdahale etmek için hazır kıta bekliyor.

Gelelim yediğimiz gole; Servet tek başına Galatasaray yarı sahasının ortasında topla oynuyordu. Neden oynadığını anlamak zor. İki rakip futbolcu aniden Servet’in üstüne geldiler ve topu kaptılar. Servet, arkadan baka kaldı. Yapma be Servet... Brezilyalı oyuncuları Edmar gitti maçın golünü attı. Kaleci Sanctis’de olaya tuz-biber ekti. Topa koşayım derken, kaydı ve rakibin golünü kolaylaştırdı. İşin doğrusu şu; dün akşam ki maça dikkatle bakıldığı zaman Metalist takımı Galatasaray’dan çok daha iyi futbol oynadı. Öylesine birbirlerine alışmışlar ki, sırtları birbirine dönük ayağa pas oynadılar. Sergei ve Maidana defansın iki süperiydi. Marco, sakatlanıp oyundan çıktı ki o ana kadar o da süperdi. Jakson ise ayağına gelen topa adeta vücudunun bir parçası kadar yakın ve sıcaktı.

Gelelim bizim Galatasaray’a: uzun zamandan beri Milan Baros’u sahada görmüyoruz. Ayakkabıları pembeymiş-yeşilmiş hiç önemli değil. Yalınayak oynasın da yeter ki iyi oynasın. Kewell, saha içi seyircisi. Arda’da öyle.. Volkan, karşısında her zaman birden fazla rakip gördüğü için bulunduğu koridor adeta yol geçen hanıydı. Dün akşamın en güzel mesajı Barış Özbek’in sakatlığının geçmiş olmasıydı. Skibbe’nin Galatasaray’ı işte dün akşam ki Galatasaray... Sahada hiçbir şey yapmayan, rakibini zorlayamayan ve beraberliği dahi hak etmeyen Galatasaray...

Belki Feldkamp+Skibbe beraberliğinden bir şey olur, onu da zaman gösterecek..
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:39:43
LEVENT TÜZEMEN 
Metalist kabus oldu 

G.Saray'ın Şampiyonlar Ligi ve UEFA'nın gruplu sisteminde kalıcı liderliği yoktu. Bir galibiyet, gruptan lider olarak çıkmasını sağlayacaktı. Evdeki hesap tutmadı; Metalist, G.Saray'ın kabusu oldu.
Rakibin fizik gücü, direnci, agresif oyunu G.Saray için handikaptı. Metalist, maç boyu müthiş fizik gücüyle sarı-kırmızılı oyuncuların sinirini bozdu. Ukrayna ekibi maç boyunca fazla adamla oynuyormuş gibiydi. Çünkü Metalist, makine düzeninde çalışıyor, çok koşuyor, sahanın her yerinde basıyor, kontrataktan hücuma çabuk çıkıyor, G.Saray'ın kolay top almasına ve kullanmasına izin vermiyordu. Top Galatasaray'a geçtiğinde hemen alan savunmasına dönüyor, hücuma çıkarken de bilerek, görerek ayağa isabetli pas yapabiliyorlardı. Ukrayna ekibi önde pres yaptığı için Ayhan-Meira ikilisi ayaklarındaki topları zorunluluktan yana ve geriye oynuyorlardı. Kewell ikili mücadeleleri kazanamadığı için etkili olamıyor; G.Saray, Arda'nın kanadından Sabri destekli hücum girişimlerinde bulunuyor; göbekten de Lincoln pozisyon hazırlıyordu. Ama Kewell ve Baros final paslarında topun şiddetini ayarlamıyordu. G.Saray'ın ilk yarı tek ciddi pozisyonu Baros'un ofsayttan attığı goldü.

SKİBBE OYUNU OKUYAMADI
İkinci yarı Emre Aşık'ı çıkarıp Meira'yı savunmaya çeken ve Ayhan'ın yanına Barış'ı monte eden Skibbe'nin bu planı tutmadı. Barış kafasına göre takılınca göbekte oluşan boşluğu Ayhan tek başına dolduramadı. G.Saray sağdan bindirmelerle Metalist kalesine yüklenirken göbekten de rakibe pozisyon veriyordu. Rakip fizik olarak dimdik ayaktaydı ama G.Saray yorgunluktan geriye çabuk dönemiyordu. Skibbe bu ayrıntıyı görüp göbeğe önlem almayınca Metalist ekibi G.Saray'ı Edmar'ın golüyle cezalandırdı.
Futbolda kazanamıyorsan kaybetmeyeceksin. G.Saraylı futbolcular fiziksel ve zihinsel olarak oyundan düşmelerine rağmen ısrarla gereksiz olarak golü aradılar. Oysa oyunu tutmayı düşünüp bir puanı korumayı bilselerdi Metalist devreye girmeyecekti. Skibbe'yi futbolcuların aciz duruma düştüğünde elini oyuna sokmadığı ve oyunu iyi okuyamadığı için eleştiriyorum. Ne diyelim; böyle başa böyle traş! 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:40:19
KANAT ATKAYA 
Vizyon 
PEK ihtimal vermiyorum ama "Galatasaray bu maçı nasıl kaybetti?" diye düşünen varsa eğer maç öncesi hazırlıklara bakmayı önereceğim.

Skibbe maç öncesinde Ertuğrul Sağlam’la Metalist Kharkiv üzerine bir sohbet yaptı. Bu bir danışma sohbeti olarak yansıdı. Danışılan kim? Metalist Kharkiv’e elenip Avrupa’dan uzaklaşan Şiketaş’ın hocası. Galatasaray bununla yetinmedi. Bir de bu maç öncesinde Galatasaray’ın geçen sene Avrupa kupalarından elenmesinde önemli rol oynayan Kalli’yi danışman olarak getirdi. Bütün bu danışmanlara başvuran kişi de Galatasaray’ı Şampiyonlar Ligi’nden eden Skibbe. Eğer buna vizyon diyorsak bu vizyonla gidilecek nokta da bu kadardır. İlk 60 dakika gol üretemese bile futbol manasında güzel işler yapan Galatasaray’ı bizzat teknik direktör dağıttı. Sahada çalışan takımı teker teker imha etti. Sakatlıktan dönen ve verimi belirsiz olan Barış’ı aldı. Meira’yı geri çekti vs.

Tahribat büyük oldu

Galatasaray dün kazanmak için değil sanırsın kaybetmek için oynadı. Benfica maçıyla gelen rahatlığın hem şikebahçe maçında, hem de sonrasında yarattığı tahribat umduğumdan büyük oldu. Şimdi Galatasaray başkalarının hesaplarına bakmak, Herhta Berlin macerasından puan çıkartmak gibi işlerle uğraşacak. Malum, Şampiyonlar Ligi’nden gelen takımlar grup ikincileri ile oynayacak. Yani grupta kalınabilecek en kötü durum ikincilik ve Galatasaray’ın bu durumda kalma ihtimali de azımsanacak gibi değil. İlk 60 dakikadaki futboldan gol çıkmaması, elbette üzücü.

Fakat "biz 60 dakika oynadık ondan sonrası bizi ilgilendirmez" demek gibi bir rahatlığı olamaz Galatasaray’ın. Ve Galatasaray’ı yönetenlerin. Adnan Polat’ın Kalli’ye duyduğu vefa borcu takımı kötü etkileyecek bence. Kimse kendini kandırmasın. Bu noktan sonra Galatasaray ileri değil ancak geriye gider. Hazırlanmamış Barış’ı, hazırlanmamış Aydın’ı maça sürmek kimin aklıysa bu hesabı da o vermeli. De Sanctis maç boyunca yere yatmadan 90 dakikayı tamamladı. Golü yediğinde bile yere yatmamıştı garibim. Hesabı Servet’e veya De Sanctis’e kesmek saçma bir kolaycılık olur. Vizyon buysa varacağın nokta da budur.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:40:55
İLHAN SÖYLER 
Yedi bela Metalist 
Galatasaray, karşısında yedi bela bir takım buldu. Metalist Kharkiv, tempolu, hırslı, alan daraltan ve sahanın her tarafını kontrol eden bir takım.

Galatasaray oyunun ilk bölümünde topa sahip olduğu vakit rahat nefes alıyordu. Olamayınca ayvayı yiyordu. Metalist Kharkivli oyuncular, Lincoln gibi topla haşır neşir olan futbolcuyu bile anında devre dışı bırakıyor, servis yapmasını engelliyorlardı. Lincoln ilk yarının son bölümlerinde çok iyi bir pozisyon yakaladı. Kalecinin darbesinde sendeledi, eğer düşmeyi tercih etse kesin penaltıydı. Ancak kendini bırakmayıp "golü atayım" dedi ama onu da başaramadı.

Meira orta sahada pas hataları yapınca, oyun Galatasaray adına daha tehlikeli hale geldi. İkinci bölümde teknik heyet herhalde ikazda bulundu ki, bütün toplar pas koordinesi halinde kullanıldı. Galatasaray takım oyunu oynayınca, Kharkiv’in dengesini bozar gibi oldu. Ancak dedik ya, rakip yedi bela.

Baros yalnız kaldı

Asla oyundan kopmadı, vazgeçmedi. Çapraz hücumlar yapıp, Galatasaray defansının dengesini bozdu. Başka takımlar gibi "deplasmandayım, geriye yaslanıp kontratağa çıkayım" düşüncesi hiç yoktu. Galatasaray bunu bekledi, ama rakip hiç öyle bir düşünceye kapılmadı. Adamların öyle bir fizik gücü var ki, bir tane bile hava topunu sektirmedi. Galatasaray bunu geç de olsa anladı ve yerden oynayıp verkaçlarla rakip kaleye akmaya çalıştı. Baros, ileride çok yalnız kaldı. Zaten rakibin üç tane çam ağacı gibi fizikli savunmacıları vardı. Baros birini geçse, diğerine takıldı. Hal böyle olunca da etkili olamadı, pozisyon bulmakta zorlandı. Skibbe, baktı ki, Baros defansı yaramayacak sahaya Ümit Karan’ı sürdü. Maç sonrasında Galatasaraylı futbolcular oynanan futbola ve rakibe ne derler merak ediyorum. Herhalde Kharkiv’i tebrik ederler. Ve sonunda Metalit Kharkiv maç sonu mücadele etmesinin karşılığını 78’de Servet’in hatası ile aldı. Servet Çetin’in hatasının faturasını hiç acımadan kestiler.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:41:30
ZAFER ERTEM 
Şaka gibi bir şey 


UEFA'da iki maçta alınan 6 puan nedeniyle olsa gerek G.Saray maça isteksiz başladı. Düşünün, ilk atağımızı 29'da gerçekleştirdik. 9'da Gancarczyk, 17'de ise Devic'in o golleri nasıl kaçırdığını ise anlamakta güçlük çektik. Metalist önünde isteksizdik ama biz de 29'da 3'e 2 pozisyonda Baros'la gol kaçırdık. Metalist bize yabancı değil, Şiketaş'la oynadıkları maçı da izlemiştim. O maçta iyiydiler, dün gece ise bir o kadar kötü. G.Saray isteksiz olunca onlar iyi göründüler, sürpriz toplar kapıp sürpriz ataklar yaptılar. Devre arasında soyunma odalarında belli ki bir şeyler yaşanmış. Skibbe mi, Adnan Sezgin mi yoksa tribünden izleyen teknik danışman Kalli mi bilmiyorum ama futbolcular fena uyarılmıştı.

Barış mutlaka oynamalı
Devreye Barış değişikliği ile giren G.Saray daha bir takım görüntüsündeydi. Savunma risksiz toplar kullanıyor, orta saha ayakta akıllı kısa paslarla topu kanatlara taşıyor Kewell, Arda ilk yarıya oranla daha çok orta pozisyonu buluyordu. Bu takımın sezon başındaki Barış'a ihtiyacı var. Uzun bir sakatlık sonrası sahalara dönen Barış ise henüz o havada değil. Biraz daha zamana ihtiyacı var? Dün gece ürkek oynadı, ona yakışmayan pas hataları yaptı. Ümit Karan, Aydın değişikliği sahaya sadece değişiklik olarak yansıdı. İkilinin olumlu tek hareketi olmadı. Gariptir, G.Saray iyi oynadığı dakikalarda kalesinde golü gördü. Servet'in basit hatasından topu kapan Edmar, Sanctis'in de kalede yer tutamamasını fırsat bilip G.Saray'ın ateşini düşürdü! G.Saray bir puan bile alsa garantileyeceği grup birinciliğini, yenilerek iyice zora sokup yine taraftarını kahretti.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:42:43
İntihar

28.11.2008



Teknik patronun tartışma ikliminde maçlara çıkan, zihnen iğdiş edilmiş futbolcular yine de iyi oynadı ama olmadı.
Galatasaray hücum açısından Avrupa’da dahi pek çok kulübü imrendirecek bir kadro zenginliğine sahip... Topu ayağına aldığında seyrine doyum olmaz bir futbol sihirbazı kimliğine bürünen Lincoln’le, Arda’nın da, Baros’un da, Kewell’ın da verimi yükseliyor. Ancak kabak da Ayhan ve defanstaki arkadaşlarının başına patlıyor. Çünkü Arda dışında bu isimlerden hiç biri defansına gerçek anlamda yardım etmiyor. Bir de devşirme ön libero Meira rakibi ısırmayınca rakip ataklar etkili olabiliyor...
İlk 20 dakikada Jackson ve Deviç’li rakip hücumları etkili oldu. Kewell soldayken Volkan’ın yalnızlığı ile Kharkiv pozisyon buldu. Oyun sonrasında dengelendi. Defansif zaafın mimarları olarak gözüken yıldızların 40 dakikalık futbol gösterisi başladı. Hele öyle bir atak vardı ki; Kewell, Lincoln, Arda şeytan üçgenindeki pas trafiği, Lincoln’ün 10 numaralık slalom gösterisi Baros’un ayağından filelere gitti. Ofsayt gerekçesiyle sayılmasa da sadece o organizasyon için maça gitmeye değerdi. Barış oyuna girip, Meira yerine gidince oyun daha da keyiflendi. Kewell’ın 10 numarayı düğümleyişi, Lincoln ve Arda’nın topuklarıyla yaptıkları inceleri, sahanın tamamının kullanılması, önde baskı yapılması maçın kazanılacağını düşündürse de, Kharkiv 60’tan sonra oyunu dengeledi. Galatasaray 3 puana mahkummuş gibi saldırırken, kornerlerde yürekleri ağızlara getirdi. Ama sonucu aslan yürekli, yüzü maskeli, adelesi darbeli Servet’in bir anlık hatası belirledi. Canı sağolsun...



Hakan Can
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:43:21
Boşuna gelmemiş

28.11.2008



Şiketaş’ın başına gelen, boşuna gelmemiş. Metalist şanslı olsa, daha oyunun başında 2 gol atmıştı. Galatasaray ceza alanından seken topları armut gibi topladılar. Kendi ceza alanından çıkanları da, çok çabuk rakip alana taşıdılar. İki ceza alanı arasını mükemmel kullanıyorlar yani. Bir de savunmada paniklemeyip, fırsatları golle bitirseler Metalist değil, Real Madrit oldular zaten. Devic’le yakaladıkları iki pozisyon var ki... Aman aman, ucuz kurtuldu Cim Bom.
Soldaki Jackson mesela. Adımları Sabri’nin boyu kadar, bizim çocuğun çilesi de işte o kadar! Ona rağmen yılmadı Aslan yavrusu, dişe diş uğraştı, hücumdan da eksik kalmadı. Galatasaray’da da müthiş adamlar var ve ayar tutturdukları an 3 iplik overlok haltetmiş. Tutturamazlarsa da tonlarca kumaş ziyan olmuş gitmiş! Spor kültürü olan ve yansıması, futbol doğruları izlenen Ukrayna ekibine, kendi özgün stilimizle cevap veriyoruz!
Nasıl tarif edeyim bilmem ki? Kavgada boks kuralları uygulamaya çalışan biri ve ‘Tophane’ üsulu dalan bizimki! Yani adam gard alır, bizimki ‘hayalarına’ bi patlatır! Dünyası kararır. Bazen de kroşeyi, o çakar dağıtır, hatta bayıltır. Öyle oldu zaten!
Ofsayt olduğu halde, izlemenin bile çoşku verdiği bir golümüz var. Lincoln Sabri’ye değil, Baros’a verse, bir başka pozisyon var. Polonyalı Baros’un elini yemedi. Yeter be Çek! Zidek ve Zednicek bile, senin kadar topa ellemedi. Veee 60. dakika sonrası Galatasaray’da fizik arıza başgösterdi. Bu arada Arda Bordian’a sallamıyor ki, medyaya sallıyor! Neden çenesine çaktı anlaşılamadı.
Servet sallandı, Sanctis patinaj yaptı ve Metalist çaktı 0-1. Bizimki yorulunca, bir kroşe ve nakavt yani.   



Oğuz Dizer
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:43:58
Polat kulübeye!

28.11.2008



Eminim Skibbe için hayatının en zor maçlarından biriydi. Her ne kadar Galatasaray, gruptaki ilk iki maçını kazandıysa da, dün alınacak kötü bir sonuç, Alman çalıştırıcı için kaçınılmaz sonu hızlandıracaktı. Bu, Skibbe’nin yaşadığı trajedinin bir boyutuydu. Diğeri ise, olası bir galibiyette aslan payının Kalli’ye verileceğiydi. Sonuçta Skibbe ne İsa’ya yaranacaktı, ne de Musa’ya...
Aslında Galatasaray’ın sorunu, ne Skibbe, ne Kalli, ne de sahadaki heyecanını, coşkusunu, enerjisini, ruhunu kaybetmiş bazı şöhretler. Sorun, yönetim. Sorun, çağdışı yönetim tarzı. Sorun, bir büyük takımın yönetimine yakışmayacak skandal kararlar alınması... Skibbe bir hataydı. Tazminatını vermemek için Skibbe’nin yardımcılarının gönderilmesi daha vahim bir hataydı. Ligde giderek hedeften uzaklaşıldığının anlaşılmasından sonra geçen yıl takımı yüz üstü bırakıp giden Kalli’nin, Skibbe’nin teknik danışmanı olarak tekrar çağrılması, hatanın ötesinde, deyim yerindeyse tüy dikilmesiydi. İşine karışıldığı gerekçesiyle istifa eden bir futbol adamının, başarısız bulunan bir başka futbol adamının işine karışması için tekrar geri getirilmesi, eşine ender rastlanır bir basiretsizlik örneğidir. Bir teknik adamı başarısız buluyorsan gönderirsin, olur biter. Tazminatı vermemek gibi küçük hesaplara bakmazsın. Bu tür küçük hesaplara bakarsan, büyük takımın başkanı ve yöneticisi olamazsın.
Dün gecenin aslında en suçsuz insanı Skibbe’ydi. Dünyada üst üste bu kadar refüze edilip, hem futbolcularının, hem taraftarın, hem de kamuoyunun önünde böylesine küçük düşülülüp başarılı olabilecek bir başka teknik adam daha olduğunu sanmıyorum. Bu yazının dün geceki maçın sonucuyla hiç bir alakası yoktur. Galatasaray nasıl olsa tur atlar. Ama bu kafayla nereye kadar gidilebilir ki?



Hamit Turhan
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:44:49
İmece de nafile!

28.11.2008



Ertuğrul Sağlam ve Lucescu’nun imece usulü yardımlarıyla geriden Kalli tamponlu Skibbe, dolayısıyla Galatasaray, Metalist önünde. Konuk takımdan başlayalım, alışık olmadığımız stille. Deyim yerindeyse; taş gibi ekipler. Daha doğrusu, oyun bozan kramponu borazan. Süratli, ne yaptığını bilen, üstüne üstlük endamları da yerinde. Kontraları baş ağrıtır biçimde... Ağrıttı da. Arda ve Lincoln’ü öyle bir ezberlemişler ki, tüm maç kelepçe taktılar, bir daha da bırakmadılar. Görüntü bu olunca, ‘Ne yapacağız şimdi’ demedik desek, yalan olur. Floryalı arkadaşlar, topu yere indirmek yerine sürekli şişirince, Metalist’in ekmeğine de yağ sürdüler. Araya atılan bir kaç top dışında, bumerang misali, her pozisyon suratımıza çarptı adeta.
İkinci yarıda Emre Aşık’ı çıkartıp, Meira’yı özlediği yere döndüren Alman hoca, Barış'ı da Ayhan’ın yanına monte etti. Gözlerime inanamıyorum. Birisi çimdiklesin beni. Aylar sonra, nihayet isabetli bir hamle. Doğru karar hemen etkisini gösterdi. Meşin yuvarlağı yere, hatalar da minimuma indi. Lincoln, Ayhan ve Arda’nın kısa zamanda olsa, mükemmel pas trafiği keyif verdi. Tam bir şeyler olacak derken, o ana kadar sessizliğini bozmayan ‘istikrar abidesi’ Servet’in mucizesini yaşadık. Tam bir sakarlık ve giden 3 puan. Olmadı, olacak gibi de değildi. Gün geçtikçe eriyen umutlar artık  kendini züğürt tesellisine bıraktı. Bundan sonra, işimiz papatya falına kalacak galiba... Liderliğe rağmen.



Yalçın Dümer
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:45:51
Gidişat kötü

Metalist Kharkiv, gördüğüm en ilginç takımlardan bir tanesi. Sanki muhafız alaylarına seçilen sırım gibi askerler gibi bunlar da sırım gibi futbolcuları seçip, bir takım yapmışlar. Eksikleri, iyi bir golcülerinin olmaması. Tek pası çok iyi oynuyorlar. Bir topa iki kişi birden koşuyor, üçüncüsü de onları takip ediyor. Hepsi diri ve akıllı futbol oynuyor. Önce şunu Skibbe yönünden tenkit etmek isterim. Sırım gibi dediğim boylu poslu Metalist takımı karşısında Skibbe, 90 dakika boyunca havadan futbol oynattı. İnsan böyle pozisyonlarda topu yere indirir. Ama bu görgü meselesi. Kalli geldikten sonra o da bazı şeyleri heyecandan göremeyecek. Galatasaray maça başladığında düşüncesi "Biz Şiketaş değiliz, yeneriz" şeklindeydi. Ancak sahaya yanlış dizilen Galatasaray ilk yarıyı oldukça kötü geçirdi. Bütün maç boyunca az ve öz söylenecek tek laf Galatasaray'ın yabancılarının sıfır olmasıydı. Lincoln, Baros, Kewell, hatta kaleci Sanctis bile. Yerliler de öyle değil mi? Arda ne yaptı. Meirra ilk yarı orta sahada trafik polisi gibiydi. Ayhan kartı gördü, durdu. Şimdi bu maçın bir tartışması yapılacaksa önce Galatasaray'ın iyi hazırlanmadığının altının çizilmesi gerekir. Yönetim ve futbol sorumluları, 10 gündür teknik direktör, sağlık kurulu, onlarla bunlarla uğraşmaktadır. Sonunda maça 1 gün kala görevli olduğu açıklanan Kalli, sanki elinde sihirli değenek varmışçasına tanıtıldı. Bu adamı, iki defa gönderip üç defa getiren zihniyet, bütün bu sonuçların hazırlanmasında başrol oynadı.

Penaltıyı harcadı
Lincoln'e de şaşırdım, müthiş bir çalımla içeri girdi. Faul yaptılar, ciddi şekilde sendeledi ama kendini yere bırakmadı. Düşse kimse bir şey diyemezdi. Hakiki bir penaltı da böylece kaçtı. Benim şaşırdığım taraf şu: Galatasaray bu gruptan çıkmış olabilir. Ama 9 puanla bir üst tura çıkması çok daha iyi olurdu. Ne hikmetse bunu başaramayacak kadar kötü futbol bakalım Galatasaray'a ne getirecek. Kala kala Galatasaray'ın elinde bir UEFA Kupası vardı. Bu gidiş hayra alamet değil. Düşünün bir kere. Sahanın en iyisi dediğiniz Servet bir golde böyle hata yapar ve Galatasaray yenilirse gelecek söylenecek laf bulmak zor olur
İsmet Tongo
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:46:36
Ah o salınış

İlk bıçak çekildiğinde duymuştum bunu; 'Bıçak bize ters aga!' Ne anlama geldiğini çok sonra öğrendim. Bizim maskeli süvarimizin o maskesinin bir gün başımıza iş açacağı belliydi. Tamam dünya büyüğü bir yürek taşıyor bünyesinde. Ama ya o panik anları. Onunla baş ettiği güç dönemlerde neler yaptığını bilmiyor değiliz. Servet'ten söz ediyorum. Böyle büyük talihsizlik olmaz. Bir maç böyle verilmez daha doğrusu. İş kazası desen değil. Hadi acemilik desen hiç değil. Ertuğrul Sağlam'ın; 'Bana metal demeyin uykularım kaçıyor!' dediği kadar var mıymış? Olmadığı ilk yarı ortalığı yarışından belliydi Galatasaray'ın. Özellikle Lincoln gibi bir ustanın ne yapması gerekiyorsa yaptığını kabul edersek. O rahatlık işte... Ama o bütün emekleri bir anda silen salınışı Servet'in; futbolda kabul edilemeyecek tereddütü! O ana kadar ne yapıldıysa tuz buz oldu.

Bir ayağı çukurda
Hele o golden sonra ellerini başına götürüşü, dahası o pişmanlık hali. Bir maç yazısından çok o halin anlatısı olsun istiyorum. Çünkü üzen kahreden bir andı o. Top önünde, rakip etkisiz bir pozisyonda ve o ana kadar ne vartalar atlatmışsın. Bir anlık duruş işte, bir anlık. İşte o an diyorum üzerinden bir fotoğrafın zum yaparak; o anın hesabı bir iç çekişin sıkıntısına benziyor. Herkes sustu o anda, herkes. Susmak 'ahı' gibiydi futbolun Şimdi bir maçın kaybedilmiş olmasından daha öte bir şey için konuşmak gerekiyor değil m? Galatasaray futbol adına ne lazımsa yapıyor! Görüntünün ötesinde bir oturmuşluk bir kendini bulmuşluk halidir ortaya konan futbol. Teknik direktörünün bir ayağı çukurda bir vadesiz yatırım gibi yaşadığı bir ortamdan çıkıyor bütün bunlar. İşte o salınış bütün talihsizliklerinin salınışıdır G.Saray'ın. Lig ve Avrupa'daki yürüyüşünü, bir 'TIR'ın, kocaman bir taşıyıcı makinenin önündeki çakıltaşını aşamayışı gibi, başladığınız bir resmin yeniden başa dönülerek yapılmaya zorlanması gibi. Evet G.Saray kocaman bir iş makinesidir ama metal işte, bize ters.
Hakan Dilek
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:47:26
Harç bitti...

Bütün dünya şirketlerini krize sokan CEO'ların kovulma hikayeleriyle çalkalanıyor. Başarısızlığın faturası herkese ödetiliyor. Tek istisnası ülkemizin büyük işadamlarından Adnan Polat. Acaba Skibbe'nin performansını kendi yöneticileri gösterse bu kadar sabreder mi? Gecenin tek yeniliği Barış'ın takıma katılmasıydı. Kalli, Barış ile geri döndü desek abartmayız. Galatasaray için ise daha çok Skibbe'nin güven tazeleme maçı niteliğindeydi. UEFA'da kazasız giden sarı-kırmızılı takım kendi evinde seriyi sürdürme niyetindeydi. Ancak, Ukraynalılar hiç de kolay lokma olmadıklarını Şiketaş'ı İnönü'de yenerek göstermişlerdi. Ev sahibi takımın yıldız kramponları sahaya jeneriklik görüntüler sunsalar da, maçın büyük bölümünde sahada topa sahip olsalar da bunu ceza sahası etkinliğine döndürme konusunda aynı beceriye sahip değildi. Artık ezberledik, tıkanan takımı açmak için önce Baros, sonra Kewell sahadan alınıyor, yedek kulübesine göre içeriye oyuncular giriyor. Ümit Karan ve Aydın daha önce alışıldık üzere sahaya girdiler. Ama sorun oyuncuların performanslarında, beceriksizlik ya da yetersizliklerinde değil.

Çanlar çalıyor
Galatasaray'ın oyun sistemi gol pozisyonu üretmede hâlâ büyük kısırlık yaşıyor. Takım iyi oyunuyor görünse de sonuca yönelik zenginliği bir türlü göremiyoruz. O nedenle oyuncu bazında değerlendirme yapmak gittikçe zorlaşıyor. Sadece Lincoln'ün kendine geldiğini, Almanya günlerini yakalamaya başladığını söylemekle yetinebiliriz. Galatasaray'da çanlar bangır bangır çalıyor, taraftar duyuyor, sağır sultan bile yerinden kalktı ama yönetim hâlâ Skibbe ile devam ediyor!
Şükrü Kanber
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:48:36
Doğan Koloğlu
Atamayana atarlar

UKRAYNA ekibi Türkiye ölçüsüne göre mantık dışı koşuyor. Ama çabukluğu ‘top becerisiyle kucaklaştırmakta zorluk çekiyorlar’.. Hatta en az 3-4 fırsatta akıl almaz şekilde topları avuta attılar. İlk dakikadan itibaren daha çok koşan, daha çok boş alan üreten hep Metalistlilerdi. Ama akıl almaz bir beceriksiz yönleri var. Sertlik ve tempo yüksekliği ile bütün sıkıntıları geçirdiler. Ama girdikleri pozisyonlarda ‘acemilik yönleri’ o kadar çok belirgindi ki... Onların yaptığı faulün haddi hesabı yokken ilk yarı kart gören sadece Ayhan’dı. Demek ki hakem bir kişiyi görmüş (!) Çünkü Ukraynalıların en büyük silahı sertlikti. Sanki hakem de bir başka karşı taraftı. Lincoln en çok tekme yiyen oyuncuydu. Onu Arda takip etti. Bu taktik Galatasaray yaratıcılığının budanması demekti. Onların kalesinde ürettiğiniz iki gol pozisyonu vardı ki mucize olarak ‘gol olmadı.’ Yani hamal gibi koşan Ukraynalılar 2-3 teknisyenin ürettiği bir ortamda akıl almaz bir şanssızlıkla gol pozisyonlarına yabancı kaldılar. Ama ne yazık ki oyuncu değiştirmek, ümit veren hareketler yapmak, tribünlerden destek almak hiçbir işe yaramadı. Halbuki ikinci yarı Emre çıktı Barış girdi. Ama rakibin bir silahı vardı o bizi yıktı. Rakip topu bize kaptırınca 11 kişi kendi bölgesine koşuyor. Yani Galatasaray gelsin de üstümüze doğru koşsun da biz ancak konratakla gol atarız iddiasını gerçekleştirdiler. Çünkü onlar yorulmadan 90 dakikayı tamamladı ama Galatasaray’ın karşı taktiği ve değiştirdiği oyuncularla yenilenme düşüncesi ürününü vermedi. Maç 90 dakika... Hiçbir zaman konsantrasyonu kaybetmemek lazım. Maalesef 82’de Servet’in basit bir hatasıyla golü yedik. G.Saray kendi seyircisi önünde bir puan dahi alsa rahatlayacaktı. Şimdi Hertha Berlin maçını bekleyeceğiz. Cimbıom kaçırdı, Metalist attı. Ve atamayana atarlar!..
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 28. Kasım 2008, 11:49:06
Osman Korkmazel
Oldu mu Servet!

METALİST Şiketaş maçında seyrettiğim kıvamda değildi. Tempoları yüksek tek topları bilinçli , hücuma çok adamla çıkışları da etkindi ama... Galatasaray’ın ceza sahasına daldıklarında inanılmaz beceriksizdiler. İlk 15 dakika fileleri iki kez havalandırma olayı kaçınılmazdı. Özellikle iki Brezilyalıları silik bir görüntü içindeydi.. Galatasaray temkinli işi ağırdan alan ve dörtlü hücumcusunun dönüşümlü oynaması ile ve de liderlik avantajını arkasına alarak ilk yarım saat sonunda Metalist kalesine akmaya başladı. İlk şutun dakikada 34 Sabri’den gelmesi bunun açık göstergesi idi. Yine söylüyorum... Bu sezon için Lincoln’ün Galatasaray’a ne denli katkı yaptığı dün akşam bir kez daha göründü. Verilmeyen golde tüm hünerlerini ortaya döktü. Aslında Baros aklını kullansa iş orada bitecekti. Ardından yine Lincoln menşeli bir gol kaçtı ki... Taraftarın nerede ne zaman takımını ateşleyeceği önemli bir unsurdur. Sarı-kırmızılı gönüldaşlar Galatasaray’ın bir üst tura lider olarak çıkacaklarından inandıklarından oyuncularını inanılmaz motive ettiler... Skibbe olumlu değişiklikleri yapmış Barış orta bölgeyi toparlamış, Ümit Karan hücum gücünü arttırmış, her şey yolunda gidiyor. Ancak Servet bütün işini gücünü bırakmış; “nakış işlemeye” kalkıyor. Çuvaldız da kendine batıyor, golü yediriyor. Ve tüm takımı altüst ediyor. Sana cezayı taraftar, yönetim değil; arkadaşların kessin...
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 28. Kasım 2008, 13:28:23
Servet
bir çuval incirin içine etti

Önünüze iki kart koyuyor ve birini çekin diyorum;
-Arda, Lincoln, Baros’un muhteşem paslaşmasıyla attığı golle 1-0 galip gelen Galatasaray’ı çekerseniz, bu Galatasaray’a toz kondurmazsınız.
-Servet’in hatasıyla 1-0 mağlup Galatasaray’ı seçerseniz, Galatasaray’ı tefe koyarsınız.
Bu kadar basittir futbol.
Hatanın üzerine; asla Sezar’ın hakkını Sezar’a vermezler.
 
 
Gel ayı ye beni!
Dün Galatasaray elinden gelen her şeyi yaptı. Göze hoş gelen, sahaya yayılan, koşan, rakibe basan çok da iyi futbol oynadı.
Galatasaray’ın iki eksiği vardı; iyi orta yapamadı, rakip kaleye hiç şut çekmedi.
Her şeye rağmen Galatasaray’ın her an bir gol bulması işten bile değildi...
Lincoln, Arda, Ayhan, Meira, Kewell, Emre Aşık, Sabri ve de hepsi iyi bir takım olmaktan örnekler verirken Servet geldi ‘Gel ayı ye beni’ dedi ve maç bitti!
Olmaz böyle şey!
Hayati bir maçta bu kadar büyük bir gaf yapılmaz!

Yahu be çocuk!
Daha maçın başında taç çizgisi kenarında da yaptın...
Adama geldi bastı aldı gitti...
Maç bitiyor yine rakiple inatlaşıyorsun!
Kimsin sen?
Pele mi? Maradona mı? Beckenbauer mi? Ronaldo mu?
Kimsin?
İnsan bu kadar disiplinsiz olur mu?
Oynadığın takım Galatasaray. Köçekspor değil!
Niye kıvırtıyorsun bir o yana bir bu yana!
Bak duman ettin.
Bir çuval incirin içine ettin!
Hay senin oynayacağın futbolun!
 
 
Bireysel asmaları hiç sevmem ama...
Takım 11 kişi hatta 14...
Hocayı, kaleciyi, bir oyuncuyu suçlayıp işin içinden çıkamazsın.
Ama el insaf!
Futbolda hata olur, kabul de... Göz göre göre, kendi kalene de gol atamazsın!
Arkadaşlarının ipini,
Hocanın ipini,
Takımın, taraftarın ipini çekemezsin!
Herkesin görevi var. Bir başkasının ekmeğine kan doğrayamazsın.
Ey Servet;
Senin asli görevin kaleni savunmak! Rakiple oynamayı bırak!
Bunu ne zaman öğreneceksin?
Skibbe senin kafanı yarıp içine akıl mı koyacak?

Bu kaçıncı.
Bırak rakiple iddialaşmayı, sen defans adamısın. İlla rakibe üstünlük kurmak için çalım atma... İlla rakipten top çalıp onu madara etmeye kalkma başa bela oluyorsun!
Kaleni bırakıp gol atmaya gidiyorsun.
Sonra da takımını yakıyorsun!
Attığın goller olsa amenna! Git gidebildiğin kadar, ama sen karavanaya koşuyorsun hep!...
Kornerde ileri gidiyor kafaya çıkıyor, vuracak arkadaşına da mani oluyorsun. Geri dönüşlerde de gecikiyorsun.
Yanı başında tazı gibi bekleyen rakip varken taç çizgisinden top çevirmeye kalkıyorsun, kıt becerinle devamlı top sürüyorsun, yedirdiğin golde niyetin topu defetmek olsa topu caddeye bile atarsın ama sen içinde zapt edemediğin kompleksle kendini ispata çalışıyorsun! Yapma be çocuk!
Aslan gibi oynayan takımını da milyonlarca taraftarını da üzdün!
Böyle bireysel hata olmaz!
Maç bitmiş yahu... Bir puanı kapmışsın, hala gol atma imkanın bile var sen takımını yakıyorsun.
Hoş geldi Volkan!

 
 
Ters kroşeyle nakavt!
81’de Edmar golü atınca yıkıldık... Oysa maçı sürükleyen taraf Galatasaray’dı hele ikinci yarıda sert Metalist’e karşı her an yumruğu indirmesi beklenirken bir anda ters kroşeyle nakavt oldu.
Üç maç 9 puan derken şimdi Berlin’de Herta’dan puan almaya bakacaksın! Bu maçı kazansan Herta’ya yenilsen de lider olarak grup çıkacaktın. Şimdi Ayhan da yediği sarıyla Herta Berlin maçında yok.
Bereket Metalist Karkhiv-Olimpiyakos oynayacak!

Metalist Karkhiv sert takım. Çok iyi kapanıp, mükemmel kontratağa kalkıyorlar. Orta alanda çok adam tutup hep ilk toplara bastılar. Galatasaray da aynı şeyi yapmaya kalkınca top daha çok orta alanda gezdi. İki takım da buradan kaçırdıkları toplarla gol fırsatları yakaladılar.
Karkhiv daha maçın başında poziyonlar yakaladı atamadı. Son vuruşlarda başarısızdılar. Zaten Karkhiv çok koşan, sert ve de mekanik oynayan bir takım. Sistemi hatasız uyguluyorlar. İyi takım görüntüsü ciddiyetlerinden. Edmar, Jaja ve Devic’le iyi top kullanıp kontratağa çıktılar. Gancarczyk de sağ kanadı iyi işletti.
Galatasaray da hep kazanmak isteyen taraftı. Ataktan vaz geçmedi, oyunu hiç gevelemedi. . Şık paslaşmalarla mükemmel bir de gol attı. Hakem ofsayt verdi. O gol sayılsa jenerik olur. 31’de Arda-Lincoln son dokunuş Baros ve gol!
Mükemmeldi...
Galatasaray böyle üçgenleri Kewell’la, Barış’la, Ayhan’la da yaptı... 39’da yine Lincoln gole yaklaştı çok iyi kapandılar.
Galatasaray hüsrana uğramasa bu maç sonrası yenemese bile alkış alırdı. Gerçekten futbol adına ortaya arzulu ve etkin bir oyun çıktı. Onun için Servet’e kızıyorum güzel oyunu sıfırladı.
 
 
Skibbe doğruları yaptı
İkinci yarı Meira defansın ortasına geçti, Emre çıktı Barış Özbek orta alanda rakibi ısırmaya girdi. Doğru bir hamleydi. Galatasaray fırtına gibi oynamaya başladı. Gol gelse arkası da gelecekti. Baros düşüşte... Ya kendisinden kaynaklanıyor ya Galatasaray takımı bir türlü tropu Baros’la buluşturamadığı için Baros etkisiz gözüküyor, ama Galatasaray’ın gol yollarında sorunu var. Nonda ve Ümit Karan da Baros’tan iyi olmayınca Teknik Heyet de zorlanıyor. Buna rağmen Galatasaray çok iyi işler yaptı. Zevkle seyredildi ve güvenli bir takım vardı sahada...
Yazık oldu.
 
Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: prekazigogar - 29. Kasım 2008, 16:12:20
Türk futbolseverleri şampiyonluklar kadar transfer dönemleri de heyecanlandırır, ama her transfer heyecan verdiği kadar olumlu olmayabilirde.

Her transfer döneminde kulüplerimize akla hayale gelmeyecek isimler transfer edilir. Görüşmelerin son aşamada olduğu hatta futbolcunun Türkiye'yi gezmeye geldiği bile söylenir.

Ancak genellikle transfer döneminin bitmesine yakın yıldız futbolcu eşi istemediği için ya da başka bir takımın teklifi nedeniyle Türkiye'ye gelmez. Muhakkak ki, Türkiye'ye yıldız isimler de geliyor. Örneğin, George Hagi, Roberto Carlos, Pierre van Hojdoonk, Jay Jay Okocha vs. vs...

Ancak son dönemde bazı futbolcuların verimsiz çıkması bazı futbolcuların da hiçbir varlık gösteremeden ülkeyi terk etmeleri akla Türkiye'deki transfer fiyaskolarını getiriyor.

Türk takımlarının son 30 yıllık yabancı transfer çalışmalarına bakıldığında öyle isimler var ki, bazılarına 'Bu da kim?' diyebilirsiniz, bazılarını da tebessüm ederek hatırlayabilirsiniz.

İşte 3 büyük takımın tarihi boyunca gerçekleştirdiği en fiyasko transferler:

Galatasaray

DOMINIC IORFA

Türkiye'ye neden geldiği neler yaptığı bir türlü anlaşılamadı. Nijeryalı futbolcu belki en fiyasko transferlerin başında geliyor. Galatasaray formasıyla sadece 14 maça çıkan Iorfa, buna rağmen taraftarlar arasında bir efsane halini aldı. Iorfa hakkında ortaya atılan en büyük iddialardan birisi de Nijeryalının ülkesinde aslında 400 metre koşucusu olduğu yönünde. Zaten oynadığı hemen her kulüpte hızıyla dikkat çeken Iorfa'nın daha sonradan futbolcu olmaya karar verdiği söyleniyor. Hatta Iorfa'nın bazı maçlarda kendi kendine pas attığı ve kendi kendine orta yaptığı iddia edilir.

PIERRE ESSER

1996-97 sezonunda büyük umutlarla Almanya'nın Fortuna Düsseldorf takımından alındı. İlk 11'de oynadığı ilk maçta son dakikada Yusuf Tepekule'den yediği hatalı gol sonrası yoğun şekilde eleştirildi. Bu nedenle Galatasaray kariyeri başlamadan sona erdi.

ION LUTU

3 Ağustos 1975 doğumlu olan Rumen futbolcu, Fatih Terim döneminde transfer edildi. Geldiği ilk günlerde 'Yeni Rıdvan' denilen Lutu'nun, ilerleyen günlerde sarı-kırmızılı takıma yarar sağlamayacağı anlaşıldı. Galatasaray için bir başka hayal kırıklığı olan futbolcu, Steua Bükreş'e gitti.

BRUNO QUADROS

1999 yılında Everton'dan transfer edildi. Kısa sürede takıma katkısı olmayacağı anlaşıldı ve sözleşmesi karşılıklı olarak feshedildi. Sarı-kırmızılı takımdan sonra kiralik olarak İstanbulspor'a gitti. Daha sonra Flamengo ile anlaşarak, Brezilya'ya döndü.

JERSSON AMUR GONZALEZ DIAZ

Kolombiya'dan büyük umutlarla devre arasında transfer edildi. Ancak sarı-kırmızılı formayı hiç giyemedi. Sezon sonunda Arjantin'in ünlü takımı River Plate'e tranfer oldu. Centauros Villavicencio ile anlaşarak, tekrar Kolombiya Ligi'ne döndü.

MBO MPENZA

2002 yılında Mario Jardel'e karşılık Robert Spehar ve Pavel Horvath'la birlikte Sporting Lizbon Kulübü'nden alındı. Ünlü futbolcu Emila Mpenza'nın kardeşi olan oyuncu, forma şansı bulmakta zorlandı. Belçikalı futbolcu, 2004 yılında bir maçta bile oynamadan gönderildi.

ROBERT SPEHAR

2001-2002 sezonunda Bruges'de oynarken 'Gol makinesi' lakabıyla anılan Spehar, 31 yaşında Galatasaray'a imza attı. 2000 yılında Şiketaş ve Trabzonspor'un da ısrarla istediği Hırvat oyuncu, G.Saray formasıyla tek maça çıktı. Galatasaray, bu karşılaşmada Bursaspor'a 5-0 yenilmişti.

PAVEL HORVATH

1975 doğumlu olan Çekoslavakyalı futbolcu, 2001 yılında Sportin Lizbon'dan transfer edildi. Lucescu'nun pek şans vermediği futbolcu, sarı-kırmızılı ekipte tutunamadı. Sadece 3 maçta sarı-kırmızı formayı giyen Pavel Horvath, aynı yıl FK Teplice'e imza attı.

RADU NICELESCU

2001-2002 sezonunda gol sorununu çözmesi için transfer edildi. Yedek kulübesinin gediklisi oldu. Galatasaray'dan ayrıldıkatan sonra Şiketaş'ta antrenmanlara çıktı. Ankaragücü ile sözleşme imzaladı ancak başkent ekibinde de dikiş tutturamadı ve ülkesine döndü.

SERGIO ALMAGUER

Fatih Terim'in isteği üzerine 'yeni Popescu' umuduyla Cruz Azul takımından kiralandı. Transfer döneminin bitimine saatler kala imza attırılan Meksikalı savunma oyuncusu, beğenilmeyerek ülkesine gönderildi. Almaguer, Şampiyonlar Ligi'nde oynayan ilk Meksikalı futbolcu olarak Meksika Futbol tarihine geçti.

ALİ LUKUNKU

2002-2003 sezonunun ikinci yarısında transfer edildi. Kongo asıllı Fransız futbolcu için Galatasaray'ın kasasından 2 milyon 200 bin dolar çıktı. Fiziği ve hava toplarındaki hamkimiyeti nedeniyle transfer edilen 27 yaşındaki oyuncu, ileride çok ağır kaldı. Oynadığı maçlarda gol sorununa çare olamayan Lukunku, kısa süre sonra yeniden Standard Liege'e döndü.

MAREK HEINZ

EURO 2004'te sergilediği performansla dikkatleri üzerine çeken futbolu, 2005-2006 sezonunda 2 milyon euro bonservis bedeliyle transfer edildi. Ülkesinde frikikten attığı gollerle ünlenen Çek futbolcu, Galatasaray'da bu özelliğini gösteremedi. 700 bin euro tazminat ödenerek, sözleşmesi feshedildi.

JUNICHI INAMOTO

G.Saray'ın transfer döneminin kapanmasına bir gün kala İstanbul'a getirerek sözleşme imzaladığı Japon futbolcu Junichi Inamoto'da bekleneni veremedi. İnamoto 2007 yılının başında Alman ekibi Eintracht Frankfurt'la anlaşarak takımdan ayrıldı.
ERSİN ŞİYHAN/ İHA

Başlık: G.SARAY'IN BREZİLYALISINI İSTİYORLAR!..
Gönderen: emiralem - 30. Kasım 2008, 16:59:49
(http://img208.imageshack.us/img208/4372/630851081130155758vr5.jpg) (http://imageshack.us)
Galatasaray'ın Brezilyalı yıldızı Lincoln'e Rusya'dan talip var.

İtalyan tuttomercatoweb. adlı internet sitesi, Rus kulübü Lokomotiv Moskova'nın, Galatasaraylı Lincoln'e talip olduğunu ve Brezilyalı yıldız için 7 milyon euroluk bir bonservis bedelini ödemeyi göze aldığını, bugün kullanıcılarına duyurdu.

Transfer teklifinin resmiyet kazanıp kazanmayacağı ise önümüzdeki günlerde netleşecek gibi gözüküyor.

MARATON.COM.TR/ KORAY BULUT
(http://img208.imageshack.us/img208/4470/630852081130155758ho9.jpg) (http://imageshack.us)
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: İsmail Sağlık - 01. Aralık 2008, 02:42:16

Yazarlık hayatımın tek gününde bile taraftar dalkavukluğu yapmadım. Ancak Galatasaray taraftarının dün akşamki tepkisini son derece yerinde ve anlamlı görüyorum.

Sezon başından bu yana kırık dökük bir futbol, hiç olmayacak yenilgilerle hedeften uzaklaşma tehlikesi ve başta teknik direktör sorunu olmak üzere bir türlü çözüm bulunamayan sıkıntılar haliyle tepkiye yol açıyor. Buna bir de o kötü hava koşullarında bile doldurulan tribünlerin M.Kharkiv yenilgisine tanıklık etme zorunluluğu eklenince dün akşamki tablo ortaya çıkıyor: Maçın başlamasına yarım saat kala sadace 1.500 bilet satılabilmişti!

116 milyon Euro ile sadece Türkiye'nin değil Avrupa'nın en pahalı takımlarından biri, üçte bir, beşte bir, onda bir değerindeki takımlara bu kadar kolay yenildiğinde, tribünlerin boş kalmasına da katlanmak zorunda kalır. Oysa şikebahçe'nin Şiketaş'ı yenmesi ve Trabzonspor'un iki haftada yitirdiği 4 puandan sonra zirvede adeta bütün hesapların yeni baştan yapılmasını gerektirecek ortam doğmuştu. Galatasaray da sadece Hacettepe'yi yenerek, kaybettiklerinin önemli bir bölümünü geri alabilecek gibiydi. 13. Barış'ın getirdiği topu Lincoln bomboş durumda adeta mahsus yaptı denecek biçimde dışarı vurdu! Dakikasıyla yazdım; çünkü ilk yarıda Galatasaray'ın sözü edilmeğe değer tek pozisyonu buydu. (Oyunun bütününde sahadaki en iyi oyuncunun o olduğunu da atlamayalım.)

Sarı-Kırmızılı takımın bu perişan halini fark eden rakip, dakikalar geçtikçe oyuna ağırlığını koydu. Önce pozisyonları, sonra golü buldu ve Ali Sami Yen'de azap dolu dakikalar başladı. Cim Bom sezonun çok erken kapanmasına yol açacak bir felaketin eşiğinde görünüyordu. İşte o sırada ne olduğu, nasıl doğduğu anlaşılamayan bir kırmızı kart işi değiştirdi. Ardından Baros'un haftalar sonra gelen 'piyango' golü de Cim Bom'u soluklandırdı. Skibbe'nin ikinci yarıya sarı kartlı Meira'yı çıkarıp Ümit Karan'la başlaması anlaşılır bir durumdu ama fazla bir şeyi değiştirmedi. Böylece iki taraf da 10 kişi oynar hale geldi! Hacettepe'nin de G.Saray kadar pozisyon bulmasının nedeni buydu.

Penaltıda Zoko'nun topu elle oynamasını hakemden başka kimsenin görmeyişi de gecenin en ilginç olayıydı. Hacettepe 9 kişi kaldığında bile futbol oynamayı düşündü, gol peşinde koştu. Sahada 11 kişi olabilselerdi kendileri için çok gerekli ve önemli bir işi başarabilirlerdi. Biliyorum, kazanınca böyle şeylere pek kulak asılmaz ama G.Saray adına pek de mutlu olunacak bir gece değildi. Belki de maçın en kötüsü Milan Baros'un 3 golde imzasının bulunması futbolun ne kadar tuhaf bir oyun olduğunu belgeler gibiydi. Son bir not: Bu iş nasıl oldu bilmiyorum ama yine de azımsanmayacak sayıda bir seyirci topluluğu önünde tamamlandı maç...

Ahmet ÇAKIR - Zaman
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: İsmail Sağlık - 01. Aralık 2008, 02:43:35
Baros rekoru kaçırdı

Galatasaray'da rakip takım analizi bence rakibin gücüne ve maçın ciddiyetine göre yapılıyor. Hacettepe için analiz yapıldığını sanmıyorum... Eğer yapılsaydı Hacettepe'nin fizik güç olarak Metalist Kharkiv ile benzerliği olduğu saptanırdı. Hacettepe 37'de Tozo atılıncaya kadar Galatasaray'la başa baş bir mücadele sergiledi. Kewell'ı sağda turist gibi kullanan Galatasaray, hücum girişimlerini ilk yarı Arda'nın bölgesinden yaptı. Ve ilk 12 dakika içinde Arda ve Barış'ın hazırladığı iki pozisyonda Lincoln yüzde yüz golleri kaçırdı.
Hacettepe sahanın her yerine basıyor, savunmasını öne çıkarmadığı için Baros geniş alan bulamıyordu. Hacettepe, Galatasaray'ın hücuma çıkarken kaptırdığı topları çok çabuk hızlı atağa dönüştürüyordu. Meira pozisyon hatası yaparken hamle yapmakta ve ilk toplara basmakta geç kalıyordu. Sandro'nun golü de Meira'nın hamlede geç kalmasından doğdu. 10 kişi kalan Hacettepe savunmaya yaslandı. Devre biterken Arda'nın ortasında Ayhan'ın hamlesiyle şaşırıp topu elinden kaçıran kaleci Recep sekiz maçtır suskun kalan Baros'un golle tanışmasını sağladı.
Skibbe'nin Ümit Karan'ı ikinci forvet olarak ikinci yarı oyuna alması doğruydu ama savunmadan Meira'yı çıkarıp Servet'i tek bırakması şaşırtıcıydı. Ancak Hacettepe bir puan için kalesine gömülünce Galatasaray savunmada sıkıntı yaşamadı .

ABAY'I KUTLAMAK GEREK
Zoko'nun gereksiz elle oynaması sonucu oluşan penaltıyı Baros gol yaptı. Hakem Süleyman Abay'ı kutlamak gerek, çünkü o kalabalık içinde Zoko'nun tereyağından kıl çeker gibi topa elle dokunuşu mükemmel süzdü. Ama Teli'ye gösterdiği ilk sarı kart haksızdı. Gol sonrası Hacettepe'nin direnci düştü ve oyunun kontrolü ile hücum üstünlüğü tamamen Galatasaray'ın eline geçti. Lincoln'ün iyi oyunu, Barış'ın sağdan yaptığı bindirmeler etkili oldu. Sabri, Karan ve Lincoln final paslarında topun şiddetini ayarlayabilseydi Baros gol rekoru kırardı. Futbolda atmak kadar attırmak da önemlidir. Karan'ın gol atamadığı için sıkıntı yaşadığını biliyorum ama egoistçe golü araması ve etrafındakilere pas vermemesi yanlıştı.

Levent TÜZEMEN - Sabah
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 12:43:34
TURGAY ŞEREN 
Bu futbola 3 gol de lüks 3 puan da 
Galatasaray, Hacettepe karşısında ilk yarının son dakikasına kadar hem çok zorladı hem de çok zorlandı. Hacettepe’nin Tozo denilen futbolcusu o iki tane kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonu gole çevirseydi ilk yarının 3-1 bitmesi içten bile değildi.

Galatasaraylı tüm futbolcular açık söyleyeyim ilk yarıda uyudu diyebilirim, taki 44. dakikaya kadar. Hakem Süleyman Abay’ın uydurduğu bir frikik atışında Arda nefis bir orta yaptı. Kaleci Recep, topu elinden kaçırınca Baros için gol atmak çok kolay oldu. Neticesinde ilk yarı 1-1 berabere bitti.

İkinci 45 dakikaya tabii ki Galatasaray ve Hacettepeli futbolcular mücadele etmek üzere hazırdılar ama esas maça damgasını vuran Süleyman Abay oldu. Tozo’ya, Lincoln’e yaptığı bir faulden ki sarı kartla yakından uzaktan alakası yoktu ama Abay diğer hakemlerimiz gibi çok şımarmış, sarı kart şımarığı olmuşlar. Tozo’ya hem faulu çaldı, hem de sarı kart gösterdi. Arkadan kısa bir süre sonra yine Tozo, bu sefer tam bir faul yaptı, hem de dört dörtlük bir sarı karttı bu. Vermemesi ikinci büyük bir hata olurdu. Tozo’nun cezası iki sarı kart sonunda kırmızı karta dönüşünce Tozo oyundan çıktı.

Hacettepe zaten Galatasaray karşısında güçsüz bir kadroya sahip. Tozo’nun da çıkmasıyla Hacettepe maça 10 kişi devam etmek mecburiyetinde kaldı. Bana göre maçta ilk yarıda 44. dakikada bitmişti.

Galatasaray’ın beraberlik golünden sonra ikinci yarıda morali sıfır Hacettepe karşısında elbette saldıracaktı. Seyircisiyle, futbolcusuyla Hacettepe defansının üstüne yükselecekti. Nitekim bir penaltı kazandı ki hakemin verdiği tek doğru karar buydu. Baros ikinci golü attı, ardından yine Baros’un kafayla attığı üçüncü gol gelince ilk yarıda bitti dediğim maçta zevksiz hatta heyecansız en azından kazanılan üç puanla bitti gitti.

Galatasaray, dün akşamki gibi futboluna devam ederse Hertha Berlin karşısında hepimizin beklediği daha doğrusu Türkiye’nin beklediği ikinci tur vizesini alması biraz zor gibi.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 12:44:16
KANAT ATKAYA 
Alaturka Galaktika 

HACETTEPE kendini imha etmese, Galatasaray bu maçtan biraz zor puan çıkartırdı. Hem vicdanım böyle söylüyor hem de dün akşam futbol denen oyunun 11’e 11 oynandığı sıradaki manzara buydu.

Bir tarafta anlı şanlı Galatasaray.

Futbolcu desen futbolcu...

Yabancılar formlarının zirvesinde olmasa da adı sanı bilinir kimseler: Kewell, Baros, Meira, Lincoln, Nonda, De Sanctis...

Pek çoğu hala ülkelerinin milli takımında forma giyiyor.

Ya yerliler?..

Sadece Galatasaray’ın değil, Türk futbolunun medar-ı iftiharı Arda Turan.

Milli Takım arkadaşları Sabri, Servet, Ayhan...

Yani kadro güzel. Peki teknik direktör?

Onu da bol tutmuş Galatasaray bu sezon. Florya’da güvenlik görevlisinden çok teknik adam var.

Biri tesislere girip "Hanginiz hocası Galatasaray’ın?" dese, Malkoçoğlu filmlerindeki gibi herkes elini kaldıracak: "Benim hoca... Hayır benim... Hocanın daniskasıyım..."

Aksi İhtiyar modeli, genç ve umut vaadeden kontenjanından getirileni, İngilizce konuşanı, Almanca ıslık çalabileni (!..) Ne ararsan var.

* * *

Diğer tarafta Hacettepe.

Kimse tam olarak böyle dile getirmese de İlhan Cavcav tarafından yaşam destek ünitesi çekilmiş gibi duran Ankara’nın köklü fakat ilgiden mahrum kulübü.

Kadrosu mütevazı. Gol atamıyor pek. Ligin en az gol atanı. Haftalardır siftahı yok. Fakat, Erdoğan Arıca’nın ekibi 10 kişi kalmasına rağmen ilk 45 dakikayı 3-1 önde bitirebilecek bir performans sergiliyor.

"Alaturka Galaktika" Galatasaray’ın ne yaptığı ise belli değil sahada.

Hacettepeli bir oyuncu -affedersiniz- enayice kırmızı kart görüyor, Hacettepe kalecisi Recep topu Baros’un önüne sektiriyor, bir diğeri topu yumruklayıp penaltı yapıyor, sonra bir tanesi daha çıkıp kırmızı kart görüyor...

Sonra da Baros hat-trick yapıyor, Lincoln top sektirerek mesafe kat ediyor, Galatasaray maç kazanıyor.

Aman ne sevindim, ne sevindim!..

Aman ne mutlu oldum, ne kadar coştum!.. Elbette hatalar ve cezalar da oyunun parçası. Hacettepe kendi hatalarının kurbanı oldu, yazık etti.

Galatasaray’da ise -Ferhan Şensoy’un deyişiyle- "muammalı, çok hummalı bir hava" hakimiyetini sürdürmekte.

Durum bundan ibaret.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 12:45:00
İLHAN SÖYLER 
Aman doktor bir çare 

OLMUYOR, olmuyor... Bu futbol G.Saray’a yakışmıyor. Bırakalım artık çift santrfor edebiyatını, G.Saray’da dönelim sol kanat tartışmasına; Arda ve Kewell’a.

Avustralyalı sağda yapamıyor, genç Arda’ya da bu kanat iyi gelmiyor. Kewell’ın sol ayağı, Arda’nın sağ ayağı iyi. Ama Arda’nın direnç bulduğu yer sol kanat. Çünkü bu kanatta daha çabuk adam geçip, hedefe gitmesini biliyor.

Bu gidişle çok strese girerler

Kewell da bu kanattan oyun kurup, sol tarafta harikalar yaratıyor. Artık sayın Skibbe burada reçeteyi yazacak sensin. Bu futbolcuları isteyip, keşke bizde olsun diye yalvaran kulüpler var. Kewell’ı bırak sol kanatta oynasın, Arda’yı da orta alana koy bak nasıl meyvelerini yersin.

Hacettepe maçında bunu gördük. Kewell sola geçti, Arda ise hemen arkasından bu kanatta yer aldı. Hem de farkında olmadan. Sağ kanatta kimse olmayınca da bütün yük Sabri’ye bindi. Garibim bir ileri bir geri gitmekten yoruldu. Defansta ise yine aynı senaryo yaşandı. Hata üstüne hatalar yapıldı. Hacettepe ile oynuyorsun, rakibe pozisyon üstüne pozisyon veriyorsun. Karşında Kharkiv gibi takımlar olunca sonucun hüsran olduğunu perşembe günü gördük. Ama G.Saray’da hiçbir toparlanma yok. Bu gidişle G.Saray daha çok stresli günler ve maçlar geçirecek.

Galibiyetin mimarı Süleyman Abay

Hakem Süleyman Abay da öyle bir kırmızı kart gösterdi ki Tozo’ya, sanki adamın beynini okudu. Çocuk daha elini kaldırmadan bastı ikinci sarıyı ve ardından kırmızı kartı. Herhalde G.Saray’ın galibiyetinin en büyük mimarı hakem Abay oldu. O kırmızı olmasa G.Saraylıların canlanmaya niyeti pek yoktu.

Sarı kırmızılıların dünkü en büyük kazancı 3 puandan daha çok golcüsü Milan Baros’u yeniden kazanmak oldu. Çünkü attığı goller Baros’un öz güvenini geri getirdi. G.Saray, sancılı da olsa, zor da olsa 3 puanı cebine koydu, ama çarşamba günü bu futbolla G.Saray Berlin’den bir şey beklerse boşadır. Çünkü bu futbol Almanya’da ancak hüsran yaşatır. O yüzden artık kendinize gelin.
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 13:00:35
Kader anı

1.11.2008



İki perdelik maç oynadı Cim Bom. İlk yarısı futbol adına hüsran, ikinci yarısı skor yönünden mükemmel... Meira'yı yerine çeken Skibbe, uzun süredir ilk 11'de oynamayan Barış'ı, Ayhan'a destek için vermiş, Kewell'ı bir tarafa, Arda'yı diğer tarafa koyarak, sağlı-sollu ortalarla Baros'u kullanmayı düşünmüştü. Ligin zayıf rakibiyle oynarken çok gol atmayı istiyorsan, Ümit'i veya Nonda'yı, Baros'un yanına niye koymazsın. Hadi sen koymadın Bay Skibbe, akıl hocan olarak getirilen Kalli de mi bunu sana söylemedi. Peki!.. Kanatlardan getirilen toplarda gol bölgesinde çoğalamayan takımını da mı göremiyor teknik sorumlular. Kaç yan orta yapıldı bilmiyorum ama, ilk yarıda bu ortalara dokunabilen Sarı-Kırmızılı futbolcu olmadığını biliyorum. İşin enteresan yanı, ileride çoğalamayan Galatasaray, geriye dönüşte de çok tembeldi. Baros, Lincoln, Kewell ve Arda defansif olarak Meira ve Servet'e hiç yardım etmediler. Geçen haftaların çalışkan adamı Ayhan da, herhalde yorgun olsa gerek, ona bırakılan kocaman alanı beklenildiği gibi kullanamadı. Kader anı sarı kartların yanlış kullanılıp, Hacettepe'nin 10 kişi kaldığı dakikaydı. Sarı kart kararları hem hatalı hem de ağırdı.

Maçı, Süleyman Abay hatalı kararlarıyla; Zoko, Hacettepe adına atamadığı ve yaptırdığı penaltıyla; kaleci Recep de kendinden beklenilmeyen acemiliğiyle Galatasaray lehine çevirenlerdi. 10 kişi kalan Hacettepe ilk yarıdaki dirençli futbolunu devre arasında soyunma odasında unutunca, Galatasaray'da da Meira çıkıp, Ümit Karan oyuna dahil olunca Hacettepe adına kaçınılmaz son geldi. Galatasaray, 13. haftanın kârlı takımı, Hacettepe ise ligin düşme kabusunu yaşayanı oldu.



Can Çobanoğlu
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 13:01:12
Kime karşı?

1.11.2008



Skibbe kime karşı çift santrafor oynayacak? Çanakkale Aynalıçarşıspor’a karşı mı? Maça çıkarken, puan cetveline baksa yeter. Hacettepe ligin en az gol atan ekibi. Başka? En az yiyenlerinden biri. Topu topu Galatasaray kadar!
Hayret! Alman ‘hamdolsun bize bir şey olmaz’ felsefesi, Türk’te ‘kapasitem belli, acaba nasıl başedebilirim ki?’ düşüncesinde. 1-0 öne geçen Arıca, emeğinin karşılığını alma yolundayken, hesaplayamadığı bir handikap var. Süleyman Abay! Yahu insan Tozo’yu atarken utanır be... Dinle şimdi milleti.
Kucağına gelen topu ‘pembe pabet’ malikinin önüne attı ve O’da filelere bıraktı. Üstelik devre biterken. Şimdi oyun planı tamamen değişecek ve yeni strateji belirlenecek. Bir taraf 11 diğeri 10 kişi ve 1-1 vaziyet.
Yenilen golün hak sahiplerinden(!) Meira dışarı, Karan içeri. Sonra? Zoko ‘Erdoğan sana öyle bir zoka yutturayım ki, öl!’ dedi sanki. Kendi kale alanı içinde, topa bir aparkat ve penaltı. Abay sevinmiştir! ‘uğraşmama lüzum kalmadı’ diye. Pembe pabetli Baros vuruyor ve 2-1 oluyor. Bir de kafasıyla dokununca tabela 3-1.
Teli’de çifte telli! değil kırmızıdan gitti ve iyice moraran Hacettepe teslim oldu.
Şu ASY gecesinde olan biten sonrası; morarması gereken sadece konuk değil, Galatasaray tarafı, hakem camiası da olmalı. Ders de alınmalı.  Aksi halde, Abay gibisini bulamazlar ve bu kafanın ürünlerini Berlin’de fena morartırlar. Uyandırmadı demeyin!



Oğuz Dizer 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 13:01:47
Bayram yakın!

1.11.2008



Galatasaray’a geldiği ilk dönemde ‘Panter’ gibiydi Baros... Son dört haftada ise adeta kayboldu gitti. Yeni pembe kramponlarıyla, kaçırdığı gollerle tam ‘Pembe Panter!’ olacaktı ki, dün gece kendini kurtardı. Üç gol atınca, ‘Kezman’laştığı dönem son buldu.
Galatasaray adına sahanın bir başka yıldızı kuşkusuz kaleci De Sanctis idi. İşte Skibbe’nin takımı, ancak bu kadar oluyor. Ali Sami Yen’de oynayacaksınız... Tribünler dolu... Ve sahanın en iyi isimlerinden birisi kaleciniz olacak.
Skibbe kenarda, Kalli tribünde. Yazık bu taraftara. ‘Gönüllerin Başkanı’ Adnan Polat’ın bu iki teknik direktördeki inadıyla, yöneticilik birikimini açıkçası bir araya getiremiyorum.
Bu takım Galatasaray ve tarihinin en iyi kadrolarından birisine sahip. Skibbe ve Kalli’yi unutun, bu takımı hocasız sahaya çıkarın, bundan daha iyi sonuçlar alır. Skibbe resmen bu takımı bo-zu-yor. Tutmadı, tutmayacak da.
Hacettepe karşısında oyuna iyi başlayan, ilk yarının son 20 dakikasında kalesinde kabuslar gören, rakibin kartlar görmesinin ardından biraz daha iyi oynayan bir takım vardı sahada. İşte Galatasaray’ın dün geceki özeti bu kadar.
Tozo’nun ikinci sarı kartı futbol katliamının taa kendisi. Bu Süleyman Abay’ın değil, kuralı koyanın hatası. Rakibi formasından çekmekle, ‘sarı kart gösterir misin’ demek aynı suç kategorisinde.
Top Başkan Adnan Polat da... Bayram yakın. Skibbe’yi bugün göndersin, Galatasaraylılar’a en güzel hediyeye verir.



Can Tongo
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 13:03:03
Metin Oktay

1.11.2008



Sen Kadıköy’de adına beste yaptırırsan, sen UEFA’da 6 puan çekip kendi sahanda inanılmaz bir golü yiyip seyircini yaralıyorsan; bugünde taraftarının ne stadı doldurmasını, ne de canı gönülden alkışlamasını bekleyemezsin. Hakkın yoktur buna. İster Baros’un, ister Kewell’ın ya da ister Lincoln’ün olsun, tribünler yine Metin Oktay diye haykırır. Anlaşıldı mı, sanmıyorum. Anlayacak kadar Galatasaraylı değilsiniz çünkü. Fırınlar lazım metrekarelerce. İşte taraftar bu. Ders verdi alkışlar.
Maç mı? Ligin dibine demir atmış Hacettepe’ye bile tek santrafor, gerisini siz tahmin edin. İleride pembe panter Baros. Bizim mahalleye ters. Orta alan beşli ama şeşi beş, hakem de öyle. Tozo’yu attı anlam veremedik. Konuk takımın golü gibi. Haftaların günahını mı çıkartıyorsunuz ey hakem camiası? Burası St. Antuan değil ki Sami Yen. Hakemin bu kararı tüm havayı bozdu, dolayısıyla geceyi de. Lincoln’ün patronluğuna, Ayhan’ın çabasına, pembe panterin golüne de gölge düşürdü. Sonrası Ümit Karan’ın girişi hafif bir kıpırdanış, Servet’in göbek taşına tek başına oturuşu. 10 kişi kalmış rakibe karşı cesur yürek suaresi. Vay canına, ne cesaret! Zoko’nun ikramı, penaltıyla gelen huzur. Pembe Panter’den hat trick tekmil-i birden.
Takdir ediyorsunuz ki futbol karaborsa. Bedava goller, havada uçuşan kartlar, kandırılmaya çalışılan herşeyini vermiş taraftar. Kimseyi kandıramazsınız, gördük ki kanmıyorlar. Öyleyse Taçsız Kral Metin Oktay...



Yalçın Dümer
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 13:03:56
Doğan Koloğlu
G.Saray’a ders

Galatasaray’a büyük bir devrim gerekir. Her ayağına top gelen “Nereye ve kime topu atayım” molası yapıyor. Bunun faturasını da, rakibin koşarak, pres yaparak bastırması ve ürettiği panik ortamı öncülüğü oluşturuyor. Nitekim ilk 25 dakikada Hacettepe 8 faul yaptı Galatasaray 3... Bu sindirme taktiği idi ve tuttu. Rakibin öncülüğü buna bağımlıydı. Sahada bile dünkü gibi hakeme itirazlar bir türlü dinmedi. Nitekim ilk yarı Galatasaray 7, rakip 8 faulde kaldı. Ama onlar depar halinde karambole girdikleri için ek fiziki yaptırımda avantajlıydılar. Özellikle Arda ve Lincoln gibi top becerisiyle oynayanlar, bu davranışla yıpratıcı girişlerle kolay hırpalanarak eserlerini üretemediler. Ayrıca rakibin bir özelliği de Galatasaray’dan daha boylu oluşuydu. Ama Galatasaray orta alanı Arda ve Lincoln pres ustası değil çalım ustası. O nedenle Galatasaray kendi sahasında bile oyun kuruculukta orta alana hakim değildi. İkinci yarı Meira çıkarıldı. Ümit Karan girdi. Baros’la Ümit Karan çift santrfor oldu. Hiç olmazsa ilk yarı ihmal edilen hava toplarında etkili olan Ümit Karan geldi derken, kaleci ile karşı karşıya golü kaçırdı. O da tutuktu. Tuhaftır tribünler de maç boyu lay lay lomla tempo tutarak ısındılar, futbolla değil. Galatasaray defans oyuncuları ilginçtir, bu maçın CD’sini bir daha seyretsinler, birbirlerini marke ettiklerini görecekler... Ayrıca Barış hep ofsayta düşüyor. Bu yarı hakem kararı ile atılıp 10 kişi oynadığı için, üstelik maç da Galatasaray sahasındaki olduğundan futbol daha kaliteli olmalıydı. Tribündekiler de şarkısını değiştirerek ısrarla ‘ölümüne ölümüne’ sloganı tekrarladılar. Hakem neyse ki penaltıyı yakaladı. Üzülerek söyleyeyim ki, hiç sebebi yokken Zoko, Servet’e kafa vurdurmamak için topu elle çıkardı. Bana göre penaltı mucize bir fırsattı ve Galatasaray ondan sonra oyuna hakim oldu. Dakika 71’de üçüncü golü Baros atınca Galatasaray bunalımdan kurtuldu. Son söz Galatasaray bu futbolla Hertha Berlin karşısında asla sonuç alamaz.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 13:04:48
Osman Korkmazel
Skibbe’nin riski

LİGİN altında haftalarca kalmak öyle kamçılamış ki Hacettepe’yi, geçen hafta İst. Belediye önünde harcadıkları eforun iki mislini sarfettiler dün gece Galatasaray karşısında. Başlama düdüğüyle saldırıya geçtiler. En dikkat çekici yanları, ikili-üçlü şok baskınlarla Galatasaray’ın hünerli ayaklarına pranga vurmalarıydı. Arda, Kewell, Baros ve Lincoln ne yapacaklarını şaşırmış vaziyette devamlı arkadaşlarından yardım dilendi. Savunmada da özellikle Servet-Meira’nın yaptıkları bireysel yanlışlar. Santcis’in başına çorap ördü. İtalyan kaleci 31’de şans meleklerinin yardımı ile golü önledi ama 2 dakika sonra zincir halkasına bağlanmış hataya çaresiz kaldı. Bu golü alın teriyle hak etti Hacettepe. İlk yarı hak etmedikleri bir olayda yaşadılar. Tozo’nun kırmızı görmesi. Evet siyahi oyuncu ilk sarıyı Lincoln’e faulden haklı gördü de ikinci de, Barış, Tozo’ya fena girdi. Tepkisi normaldi. Maalesef hakem tepkiye ağır karar verdi. Yazık! Zaten bu karar sonrası Hacettepe oyundan düştü. Notlarıma bakıyorum; Baros’un beleş (diğer golleri usta işi idi) golü Galatasaray’ın ilk tehlikeli atağı... Skibbe çok büyük risk aldı Ümit Karan’ı oyun alarak. Bu belki de Hacettepe’nin on kişi kalması ile ilintili olsa da yine de riskti. Servet tek stoper kaldı ve zor anlar yaşadı. Zoko-Da Silva ikilisi onu tam matiz edeceklerdi ki; Zoko, bırakın futbolcuları tüm tribünlerin görmediği penaltıyı yaptırdı, Servet de rahatladı. Barış’la yazıyı noktalamalıyım. Bir futbolcu uzun sakatlık sonrası böyle yüksek tempoda oynuyor, takımına aşırı katkı sağlıyorsa, alkışlamak lazım. Taraftarları da oyundan alınırken ödülünü verdi.
 
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 13:06:02
Süper yakışıklı

İlginç maçın ilginç olaylarıyla yazıya başlamak istiyorum.
* Baros, devre biterken attığı beraberlik golüne o kadar çok sevindi ki bu herkes çok şaşırdı. Bana göre haksızlık etmeyelim. Milan Baros en son golü attığında İstanbul'da insanlar denize giriyordu. Neyse ki Baros gollerini üçleyince rahat etti.
* 36. dakikada Tozo ile Barış birbirlerine sert girdi. Kusurlu olan Barış'tı ama hakem Hacettepeli Tozo'yu kırmızı kartla ihraç etti. Adam toz olurken rivayete göre Skibbe bile yanındakilere sormuş "Bu Hacettepeli niye atıldı?" diye.
* Maçın en ilginç ama ne olacağını bilmeyen adamı şüphesiz ki bay Skibbe idi. Koyu renk elbisesi, beyaz gömleği ve mükemmel fiziği ile süper bir jön görüntüsü içindeydi. Defalarca yazdım. Adam bu haliyle aşk filmlerinin başrol oyuncusu olur. Böylece Galatasaray da ondan kurtulur.
* Hakem Süleyman Abay, Galatasaray'ın ikinci golünde öyle bir penaltı gördü ki herkes çaldığı düdüğün ne olduğunu anlayamadı. Ama top penaltı noktasına dikilince bunun penaltı olduğu anlaşıldı. Tabii arkadan da hakeme 'bravo' dediler.
* Galatasaray'ın yabancıları hâlâ kendilerine gelmiş değil. Baros üç gol attı ama benim için yetersiz. Meira kötüydü çıktı. Sanctis, kararsız kurtarışlarıyla insanları endişelendirdi. Kewell hâlâ kendinde değil. Ama merak ettiğim bir konu var, Nonda neden oynatılmıyor? Bir suçu mu var? Bir futbolcu, hele Nonda gibi birisi takımdan bu kadar kesilmez. Bay Skibbe herhalde ondan haz etmiyor olmalı ki son bölümlerde 15 dakika bile oyuna almıyor.
* Sadece yabancılar değil, bizdekilerde de ilginç adamlar var. Mesela Arda, kendine yakışmayacak kadar kötü. Ayhan bence oyuna kendini vermeli. Sabri yine bir şeyler yapmaya çalıştı. Servet ise bildiğimiz Servet'ti. Görünen o ki yerlisi de yabancısı da tedaviye muhtaç hastalar gibi. Bunları toparlayıp düzeltecek adam herhalde bay Skibbe olmalı. O ise olmamakta direniyor. Arkasında kendisini koruyanlara güveniyor.
* Diyeceksiniz ki "Maçtan bahsetmeyecek misiniz?" Birkaç satır da ona yazalım. Bana göre dünkü maç bir mahalle maçıydı. Galatasaraylı futbolcuların formalarını çıkarıp başka bir takımın formasını giydirin inanın bana o takımı küme düşürürler. Hiç kimse atılan gollere aldanmasın. Bu Galatasaray, Berlin'e de böyle giderse Avrupa macerası orada kapanır.
İsmet TONGO
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: AmasyaUA - 01. Aralık 2008, 13:06:54
Bonuslu Skibbe

Artık Skibbe hakkında yazmayayım diye kendimi şartlıyorum ama bir türlü olmuyor. Hacettepe ligin 17. sırasında ve bu maça çıkana kadar attığı gol sayısı sadece yedi. Ali Sami Yen'de böyle bir takıma karşı tek forvet sahaya sürüyor sayın Skibbe. Dilimde tüy bitti, bu takım Galatasaray, sen çalıştırdığın takımın hâlâ büyüklüğünün farkında değilsin. Allah Galatasaray camiasına sabır versin, başka bir şey demiyorum. Yönetim bu hocayı gönderemediği gibi bir de bonus olarak Kalli'yi getirdi.

Korkak başladı
Yani Skibbe gitse, bonusu kalacak! Maça böyle korkarak başlayan Alman hoca, ilk golü de kalesinde gördü. Daha sonra Tozo oyundan atılınca ilk yarının sonlarına doğru ancak beraberliği yakaladı. Bu arada Skibbe'nin rakibin 10 kişi kaldığının bile farkında olmaması komedi gibiydi. Allah'tan 4. hakeme sordu da Serkan Çınar durumu Alman hocaya izah etti. Ama takım yine ilk yarıyı tek forvetle tamamladı o da başka. Skibbe'nin maçın gidişine, rakibin durumuna göre hamle yapmasını zaten beklemiyoruz.

Skor aldatmasın
İkinci yarının başlarında Süleyman Abay'ın gerçekten çok iyi gördüğü penaltı pozisyonunu gole çeviren Baros uzun bir suskunluktan sonra bu karşılaşmadaki 2. golünü de penaltı atışı ile gerçekleştirdi. Bu golden sonra da 3. golünü atınca takımını da rahatlattı. Hacettepe bu golden sonra dağıldı, Teli de kırmızı kart görünce zaten 9 kişi kaldılar ki yapabilecekleri çok şey kalmadı. Ben özellikle son haftalarda gördüğüm en iyi hakem olan Süleyman Abay'ı tebrik ederim. Hele şikebahçe-Şiketaş maçının hakemini gördükten sonra, Abay mükemmeldi. Galatasaray'dan Ayhan, Lincoln, Milan Baros ve Barış'ı karşılaşmanın iyileri arasına koyabiliriz. Ancak bu futbol Berlin'de kazanmaya asla yetmez. Farklı galibiyet kimseyi aldatmasın. G.Saray UEFA'ya veda ederse şaşırmayın.
Yaşar YALÇIN
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 02. Aralık 2008, 15:53:53
Skibbe, Baros ve Cambaz Lincoln

Hacettepe maçında üç şey vardı;
1-Baros gol atmayı hatırladı,
2-Skibbe gol atmak için üçlü defans yaptı,
3-Lincoln atraksiyon çekti!
Bunlar güzel görüntülerdi...

Galatasaray maçı kazanmak için her yolu denedi.
Sakın ha, Hacettepe 10 kişi, sonrasında 9 kişi kaldı demeyin!
Recep topu göğsünden sektirmeseydi,
Zoko elini topa değmeseydi,
Baros onca kişi arasından kafayı vurmasaydı; 3 gol olur muydu?
Bunların ne ilgisi var eksik oynamakla...
Alayı bireysel hata. 11 kişi de olsa, bunları yaparsan yine 3 yersin!
 
 
Biri golü mumla arar öteki hat-trick yapar
Hani Baros gol orucundaydı?
Güiza golü mumla ararken, Baros hat-trick yapıverdi...
Hani Skibbe bir şey bilmiyordu?
Rakip 10 kişi kalınca defansını bile üçledi, Meira’yı kenara aldı yerine Ümit Karan’ı soktu. Gerçi Ümit kendinde bile ümit bulmadı ya, neyse...
Çok kötüydü!
Skibbe bir süre sonra 3-1’i bulunca defansa Emre Güngör’ü aldı, bu kez geriyi dörtledi...
İşte bunu anlayamadım!

Ancak Skibbe ve Burak hoca oyun içi uygulamayı başarıyla yapınca Galatasaray ilk golü yemesine rağmen maçı kopardı. Yarım düzine de gol olurdu vallahi.

10 kişi, 9 kişi... Tozo haksız atıldı muhabbetine falan da gülüyorum.
Bakın arkadaşlar fanatik taraftarlığı bırakın;
Hakem maçın mutlak hakimidir. Onu yıpratarak bir yerlere varamayız!
Şimdi içinizden şeddeli Fenerli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı olanlar mutlaka bana 'falanca maçta demedin, filanca maçta diyorsun ama...' diyecekler ben yine gülüp geçeceğim!

Bildiğim tek şey hakemin hata yapabileceğidir, ancak hatanın da derecesi var.
İnsani hata var, insafi hata var!
Bazılarına ben de insafın kurusun diyorum.
Ötekilerini, görmüyorum bile...
Kime olursa olsun!

Hacettepeli iki oyuncu oyundan atılmış! Atılmasaydı!
Kural dışı davranış yapılmasaydı. Bizde futbolcular çok gaddar oynuyorlar. İşleri güçleri rakibe kasıtlı hareket. Forma çekmeler, gözüne parmak sokmalar, resmen dirsek atmalar, tekmeler, itmeler, kakmalar... Hakeme çaktırmadan!... Yersen...
Hakem de bunların çoğunu tabii ki kaçırıyor. Sekiz göz bile yetmez bu hilelere...
Bizler ve hele sizler de uzaktan ahkam kesiyoruz, oysa hakem sahanın içinde. Olayı yaşayan o!... Seyredenler sertlik falan görmedi ama belki sözlü saldırı var...
Belki bizim kararımız yanlış!...
Böyle saçmalık olur mu?
Bizde herkes uluorta konuşuyor!
Herkes hakem ya!...
Hele Erman Toroğlu... Sanki sahadaki hakem kukla, Erman ağır ceza reisi...
Yargıtay, Danıştay üyesi...

Avrupa’da bunların bir tanesi yok! Çünkü herkesin bir birine saygısı var. Futbolcu çıkıyor topunu oynuyor.
Bizde Erdoğan Arıca Hocam bile çıkmış ‘rakip takım 9 kişi kalmışken ve 3-1 mağlupken Lincoln rakibi aşağılar gibi ayağında fazla top sektiremez, alay edemez, etik değil’ diyor’
Böyle bilet kesme olur mu?
Sen hakem misin be hocam!
Futbolcularına kız, atıldılar diye...
Lincoln 20 metre atraksiyon yaparken niye yoluna bir Hacettepeli çıkmıyor ki...
 
 
Lincoln ayak topu cambazı!
Erdoğan hocaya göre futbolcularına da gösterilen sarı kartlar haksız!
Çünkü kuralı koyan hakem değil her şeyde Erdoğan Hoca!
Böyle saçmalık hayatımda görmedim.
Lincoln’ün hareketlerinin cezası olsa zaten hakem kartı basar...
Neymiş etik değilmiş...
Püff!...

Galatasaray sahada rakibe külahı ters giydirsin diye aldı Lincoln’ü...
Ahlak dersleri vermek için değil!
Tonlarca parayı becerikli olduğu, topu ayağında bin kere zıplattığı, rakibe bacak arası çektiği, çalımı bastığı için aldı Lincoln.
Futbolda bu kadar kısırlık varken yetenekli bir adam seyri güzel hareketler yapıyorsa sen futbolcularına söyle de bu adama dokunmasınlar hocam, bilet alıp maça gelenler de güzellikler yaşasın!
Tam Osmanlı kafasıyız vallahi!

Lincoln bacak arası atınca Tozo kızdı ve amacını aşan kasıtlı bir engelleme yapınca 16’da sarıyı yedi, 35’te kırmızı oldu...
Cisse de 10 dakika içinde iki sarı görünce o da kızarmıştı.
Bu ülkede suçu işleyen korunuyor, cezayı kesen yerden yere vuruluyor!

Goller zaten 45, 57, 72’de atıldı.
Hacettepe’nin dokuz kişi kalışı 76’da... Yani iş işten geçtikten sonra.
72’de durum 3-1’e gelmiş bile...
Ne diyorsun sen Erdoğan Hocam?
Hakem kartı yanlış adama göstermiş!
Dua et sana göstermemiş...

Dün gece star tv’de kendimi zor tuttum. Erdoğan Hoca’ya Uğur Meleke’yle o kadar kapılar açtık ki hatadan dönsün diye... Ama o hala etik değildi diye direniyor.
Ne yani Hocam rakip 9 kişi kalırsa;
a) futbolcular bacak arası yapamaz!
b) 88’de penaltı verilirse kaleciyi ters köşeye yatıran gol vuruşu yapamaz!
c) Gollük orta yapamaz, kafaya çıkamaz...
d) Tribünlerden alkış gelse reverans yapamaz!
e) Topu köşelere götürüp zaman çalamaz!
Diye kaide mi var!
Böyle futbol oynanır mı? Bu mu nezaket, yoksa susup hakem kararına itaat mıdır nezaket?

Neredeyse Erdoğan Arıca Hoca, Skibbe’ye de kızacak neden sen de iki oyuncunu kenara almadın diye...

Sevgili hocam;
Sen bugüne kadar diğer 13 maçta çok iyi hakemlere rastladın da onun için mi takımının daha iki galibiyeti var!
Öteki hocayı gönderip seni getirmediler mi?
Takımın ne halde bilmiyor musun?

Erdoğan Hoca aslında Galatasaray’a yenildiğine yanmıyor. İki oyuncusu atılınca haftaya yoklar ona yanıyor! Eksik kalacak puan alamayacaklar!
Bakın orada haklı!

Peki ama bunda Lincoln’ün ne suçu var, adam zaten çalım atıyor diye gaddar tekmeler yiyor. Bırak adam hünerlerini göstersin be hocam...
Bırak Galatasaray tribünleri sefasını sürsün!
Hep Servet’in kahrını çekecek değiller ya!

Toplumu germeyi bırakın da işinize bakın.
Sanırsınız Galatasaray’ın aldığı puanlar haksız!
Öyle bir imaj yaratılıyor.
 
 
Sıkıysa başkasına yapsana modeli...
Erdoğan Hocam çok kızmış...
Yanaklarından öperim Hocam ama...
Ne demek o ‘sıkıysa başkasına yap modeli’
Metaliste karşı yapsaydın ya! diyorsun...
Hoppala...
Metalisttekiler aşağılık yaratıklar mı yoksa...
O da ne demek?
Merak etme Lincoln çalımı babasının oğluna atar, Metalistteki tek düze futbolcuların da ikisini ipe dizer üçüncüsüne de atar!

Erdoğan Arıca’nın kızması Galatasaray’a yenildiğine değil.
Gelecek haftaki maçta iki önemli futbolcusunun oynayamayacak olmasına...
Ben diyor Erdoğan Hoca düşmemeğe oynuyorum. Lütfen biraz daha dikkat etsin hakemler...
İşin aslı bu!
 
 
Maçı kaçırdık...
Skibbe; gereken her şeyi yaptı, bir de Servet’i dinlendirse...
Servet; Yine topu durup dururken rakibe attı, kabak Meira’nın başına patladı Galatasaray golü yedi.
De Sanctis mükemmel kurtarışlar yaptı. Hele bir tanesi jenerik olurdu. Harikaydı...
Çok hata yapan kalecilerin yanında De Sanctis çok güzel işler yaptı ama bakın medyaya söyleyen yok!
Baros hat-trick yaptı yine gol krallığına koştu. Başkası atsa methiyeler düzülürdü...
Kewell bu kez sahada yoktu...
Arda-Lincoln-Ayhan üçgenleri seyredene zevk veriyor alkış alıyor ama tabelaya gol yazdırmıyor.
Maçın başında Lincoln yüzde yüz üç gol kaçırdı onlar gol olsa daha 10. dakikada Galatasaray 3-0 öne geçerdi. Bu dedikodular da olmazdı...
Sabri yine Servet’e ya da tek ayak üzerinde kaldığı için kolay geçilen Meira’ya kızdı direğe tekme salladı! Hakem görse sarı!
Şükür ki Mehmet Topal ve Barış ve de Emre Güngör iyileştiler...
Dikkat Galatasaray geliyor...
Demedi demeyin.
 

Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: beckham12 - 04. Aralık 2008, 10:15:57
Ötün bülbüller ötün...
Şimdi aşk zamanıdır

UEFA kuraları çekildi, fikstür belli oldu; Galatasaray bu gruptan lider çıkar dedim...
Talihsizliğe rağmen hala lider.
Skibbe için; gitmesine sebep yok, AntiGalatasaray medyasının goygoyuna kapılmayın, dedim...
Skibbeli Galatasaray Kalli’siz grup çıktı...

Birden Atatürk’ün bir milleti ayağa kaldıran lafını hatırladım;
‘Dahili ve harici bedhahların’ olacaktır.
Evet ne yazık ki var...
Galatasaray’ı içerden dışardan vurmak isteyenler var.
Bu galibiyet onlara ‘sus’ payıdır!

Bravo Adnan Polat ve Şürekası...
Bravo Marka Team.

 
 
Kaptanlık Lincoln’ü kamçıladı
Yanarım yanarım şu Hagi’yi kaptan yapmadılar ona yanarım!
Bak Lincoln’e kaptan oldu gemisini kurtardı...

Futbol iyi futbolcularla oynanır, iyi takım olmak için zaman ister, iyi kaleci iyi defans arkasında belli olur, iyi teknik direktör yoktur iyi takım vardır.
Galatasaray Herta karşısında bunu ispatladığı için mutluyum.
Babamın oğlu değil ama her maç imtihan veren Skibbe için mutluyum.
Sakatlar geri döndüğü için mutluyum.
UEFA Grubu’ndan çıkarken bir Türk takımının iki deplasman maçını da kazanmış olmasından mutluyum.
Futbolda lafla peynir gemisi yürütenlerin, kendisini dev aynasında görenlerin, hiç yoktan kazan altına odun atanların, husumetle yatıp kalkanların gerçeği gördükleri için mutluyum.
Ötün bülbüller ötün,
Şimdi aşk zamanıdır.

 
 
Futbol takım oyunudur
Gel, Herta Berlin karşısındaki bu Galatasaray’ın futbolcularını birbirinden ayır!
Ayıramazsın.
Ayırırsan mutlaka birinin hakkı üzerinde kalır.
Galatasaray bir bütün halinde oynadı. Takım içi entegrasyon mükemmeldi, sırıtan olmadı.
İşte dilimimde tüy bitiren ‘ana fikir’ budur;
Futbol takım halinde oynanır;
Hocan hatasız olacak,
Mevkilerinde eksiğin olmayacak,
Savunmada hücumda hata yapmayacaksın.
O zaman yenemeyeceğin rakip yoktur.
Herta Berlin maçında Galatasaray işte bunu başardı.

 
 
Uzaktan şut yağmuru
Galatasaray’ı bu yıl hiçbir maçta uzaktan bu kadar çok şut atarken görmedim,
Daha maçın başında Lincoln üç kez rakip kaleyi uzaktan yokladı, şansı olsa ya da rakip kaleci Azman Drobny 10 cm daha kısa olsa Galatasaray iki farklı öne geçmişti bile.
Koşmuyor dediğimiz Lincoln ‘pazuband’ı koluna takınca ‘Aslan’ kesildi...
Breh, breh, breh...
O ne paslar, o ne vücut çalımları, o ne topuklar, o ne vuruşlar...
Rakip kovalaması da cabası...
Hani Lincoln’ün yeteneklerini sergilemesi ‘etik’ değildi!
Lincoln maestro gibi takımını yönetti, Galatasaray Grup liderliğine devam etti.
Lincoln’e yapılan bir penaltı da İtalyan hakem Rizzoli’ye takıldı, İtalyan bir de sarı karta asıldı... Ama Allah’ı var, hakem mükemmel bir maç yönetti.

 
 
Böyle maçları da yazmak güzel oluyor...
Skibbe ve Burak Hoca rakibi iyi incelemiş demektense, takımını iyi yönetmiş demek daha iyi olacak. Galatasaray bütün hatlarıyla başarılıydı, rakibine göz açtırmadı. Herta Berlin ilk on beş dakika biraz tırmalandı ama Galatasaray’ın öne çıkmış akıllı savunması arasından yol bulamadı. Voronin, Raffael ve Pantelic suyu sıkılmış limona döndü...
Gaddar tekmelerin sahibi defanstaki Simunic nasıl iki sarıdan kırmızı görmedi hayret. Baros yerden kalkmadı.
Ama bakın galibiyet gelince hepsi unutuldu.
Baros çok çırpındı ama o da yol bulamadı. Baros’u top hakimiyeti olduğu için beğeniyorum. Benim 4-6-0’ın ideal adamı. Hiç durmuyor çok geziyor. Rakip onu takipte tekme kullanıyor. 69’daki penaltı golü net vuruştu.
Arda-Lincoln-Kewell-Baros ver-kaçları seyredene zevk verdi. Bu kez Von Bergen’e penaltı yaptırmasının dışında Kewell durgundu.
Arda da aut çizgisine iyi kaydı, rakibi iyi atlattı ama o da sonuca gidişte şanslı olsa skor büyürdü.

 
 
Dinamo Barış; onun için saha bi karış!
Sakatlıktan yeni çıkacaksın ve böyle koşacaksın...
Helal olsun evlat sana...
İşte kendine bakan futbolcu budur. Üç aydır yok Herta’nın yıkışlışına imza atmak için Berlin’de var. Bir eşini daha bulun Avrupa şampiyonu olun!
Bir rakip kalede bir De Sanctis’in önünde...
Bir sağda, bir solda, bir ortada sanırsın dokuz kişilik bir manga!
Matarası elinde kasaturası belinde...
Dinamo Barış; onun için saha bi karış!
Öptüm evlat.

Ne demiştim ben; Barış, Mehmet Topal, Linderoth’un sakatlıkları geçsin siz o zaman Galatasaray’ı görün.
Gördünüz işte...
Daha Linderoth yok.
Aaaa Ayhan da yoktu sahi...

 
 
Bu Mehmet Topal’sa Maldonado kötürüm...
Çanakkale’den gel, Milli Takıma git, Galatasaray’la şampiyon ol, sakatlık geçir...
Gel oyna, desinler Herta’ya külahı ters giydir!
Gözümle görmesem, söyleseler inanmam!
Hem de 90 dakika +sı da var...
İnanamıyorum,
Bu Mehmet Topal’sa Maldonado kötürüm!
Seni de öptüm çocuk...

 
 
Servet-Meira nihayet buluştu
Galatasaray’ın savunma göbeği hiç hatasız oynadı. Maçın başında ve sonlarında çok baskı altında kaldılar ama olacak o kadar. Rakip de Herta Berlin. Buna rağmen ikili başarılı bir sınav verdi.
Bilhassa Servet.
Şimdi bana inandınız mı?
Servet bir kere bile topla rakibin üzerine saldırdı mı?
Savunma adamı gibi oynayınca Galatasaray kazandı!
De Sanctis’i aşan topu kurtarması Metalist maçında kaçan puanların ikisini geri getirdi!
Bu Servet’e servet ver al.
Ötekini koy sepete...

Hakan Balta da çok iyi işler yaptı, bu çocuk biraz ağır ama akıl küpü. Beğenmeyeni çok ama ben çok beğeniyorum. Zamanlaması harika, bir golü balta gibi Hakan önledi. Ataklara da katıldı.
Sabri golü bulmak için çok çalıştı ama şutları bir türlü kaleyi bulmadı... Olsun o defans adamı! Geçici görevde olduğu için ‘mevkiinin hakkını verdi’ diyelim.

 
 
De Sanctis maçı kurtaran adam
Bir kaleci takımını nasıl kurtarır diyorsanız De Sanctis’in şömiziye ciltli 90 dakikalık kitabını okuyunuz...
Her sayfası ibret dolu...
İtalyan kaleci Morgan De Sanctis 66’da galibiyeti 66’ya bağladı.
Voronin topu ceza sahası dışındaki Kacar'ın önüne attı. Kacar çok sert vurdu, De Sanctis bu sert şutu havada sinek gibi ezdi!
Kafa vuruşunu iyi bir refleksle üst direkten dışarı attı...
Ayaklardan iki top aldı, döndü bir daha aldı...
De Sanctis Galatasaray’ın iki puanını elleriyle aldı.


Velhasıl Galatasaray mükemmel bir maç çıkarttı.
Bileğinin hakkıyla üç puanı aldı.

Herta mı?
Galatasaray Berlin Olimpiyat Stadındaki kırk bin Türk çocuğunun coşkulu tezahüratıyla o kadar iyi oynadı ki onu seyrederken Herta’yı unuttum!

Şimdi buna da inanır, ‘Tanburacı rakibi izlemiyor’ dersiniz!
Gelin bu cümlenin yarısına inanın;
Galatasaray iyi oynadı.

Darısı şikeci’in başına... ;D
Dilerim Galatasaray’ı Avrupa’da yalnız bırakmaz! ;D
 

Osman Tanburacı
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: fx35 - 04. Aralık 2008, 11:58:07
Maç Almanya’da olunca, kaptanlık bandını da takınca... Aman... aman ...aman ...

Ne coştu Lincoln... Ne oynadı Lincoln...

Özellikle ilk yarıda nefes alamadı Hertha Berlin...

Hücuma bile çıkamadı Hertha Berlin...

Bu ifademi hoşgörü ile karşılayın...

Galatasaray müthiş oynadığı ilk yarıda rakibi adeta “şut manyağı” yaptı...

Sağdan, soldan, ortadan, havadan, karadan...

Nereden isterseniz...

Kimi Hertha Berlin’in iki metrelik kalecisinde kaldı... Kimi kılpayı dışarı çıktı...

Galatasaray’ın ilk yarıdaki bu göz kamaştıran futbolunun her dakikasında, her saniyesinde ve her pozisyonunda Lincoln vardı...

Diğer maçlardaki gibi bir görünüp, bir kaybolmadı...

Berlin’deki binlerce Türk’ün “Lincoooln... Lincoooln” temposuna ben de Türkiye’den katılıyorum...

Elbette sadece Lincoln değil...

Elbette Servet...

Zaman zaman aksayan partneri Meira’ya rağmen Servet...

Hele De Sanctis’in boşa çıkması sonucu kaleye giden topu çizgiden çevirmesi...

Metalist maçından ders çıkarmış olacak ki son derece basit oynaması...

Ama içten... Ama coşkulu...

Elbette orta saha...

Barış’ın, Mehmet Topal’ın takıma girişi...

Barış sakatlıktan yeni çıkmasına rağmen, olağanüstü oynadı... Hem hücuma çıkarken, hem savunmaya dönerken...

Topal, henüz eski Topal olmasa bile, orta alanın vazgeçilmezi gibi görünüyor...

Bir de Ayhan gelirse...

Sanki dertler bitecek gibi görünüyor...

Ama eksiği, yanlışı da söyleyelim...

Bu kadar etkili oynadığın bir maçta skor avantajını yakalayamaz, farkı arttıramazsan, rakibi yüreklendiriyorsun...

Nitekim dün akşam da öyle oldu... İlk yarıda kendi sahasından çıkamayan Hertha Berlin, ikinci yarıda, Galatasaray’ın da yorulmasından yararlanarak önemli tehlikeler yarattı...

Son dakikalardaki iki “hentbol” tartışması için İtalyan hakeme teşekkür borçluyuz...

Ama aynı hakem maç boyunca Suminiç’in Milan Baros’u “kıymalık köfte” gibi doğramasını ancak son dakikalardaki bir sarı kartla cezalandırdı...

O sarı çok daha erken çıkmalıydı... Belki de kırmızı...

Galatasaray işi bitirdi...

Şimdi grup birinciliği için Metalist karşısında Benfica’lıyız...

Çünkü grup birinciliği önemli bir avantaj...

Bir küçük not da seyirciye...

Berlin Olimpiyat Stadı’nda, Ali Sami Yen’e gelen seyircinin belki de iki- üç katı vardı...

Hem sayısal olarak, hem büyük coşkularıyla Galatasaray’a müthiş destek oldular...

Ali Sami Yen mabedinde çok uzunca bir süredir bu görüntüye hasretiz...

Dilerim bundan sonrasında o mabede dönüş olur...

Kadıköy yolunda Galatasaray’ın buna ihtiyacı var...


şansal büyüka
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: İsmail Sağlık - 04. Aralık 2008, 16:12:33
Şimdi zaferi kutlama zamanı

BERLİN- Futbolda tarih yazmak her zaman maç sonuçlarıyla olmaz. Dün gece Berlin'de belki de dünya futbol tarihinde eşine ender rastlanacak bir olay yaşandı.

Tribünlerdeki 60 bin civarındaki seyircinin büyük bölümü G.Saray taraftarıydı. Maç öncesinde söylenen "Sarı-Kırmızılı taraftarlar 40 bin bilet aldı" sözü gerçeğe epeyce yakındı.

Oysa maç öncesi koşullar Sarı-Kırmızılı takımın alabildiğine aleyhine görünüyordu. En önemli neden Cim Bom'un formsuzluğuydu. Buna İstanbul'daki yaz sıcağından buradaki kış koşullarına geçme zorunluluğu eklenmişti. Rakip Berlin de hem bu maçı kazanmak zorundaydı hem de bunu yapabilecek form düzeyindeydi. Kısacası neresinden bakılırsa bakılsın kendi evinde Metalist Kharkiv'e yenilmiş Galatasaray için koşullar hiç de parlak görünmüyordu.

İşte bu ortamda önce tribünde yazılan tarih, sonra sahaya yansıdı. Daha doğrusu tekerrür etti. Çünkü 1999'da da Şampiyonlar Ligi'nde grupta yaptığı 4 maçta sadece 1 puan alabilmiş olan Galatasaray, yine bu statta Hertha Berlin'i 4-1 yenerek ayağa kalkmış, ardından da Milan'ı 3-2'yle geçerek UEFA Kupası'na tarihi yürüyüşünü başlatmıştı.

Aslında dün geceki maçta Galatasaray'a beraberlik de yetebilirdi. Hatta yenilse bile gruptan çıkabilirdi. Nitekim ilk 20 dakikada olup bitenler de Sarı-Kırmızılı takıma pek gülümser gibi değildi. Ama sonrasında Cim Bom müthiş bir futbol oynadı ve Hertha Berlin'i adeta sahadan sildi. Bunun da temel nedeni Lincoln'ün harika oyununun yanı sıra orta alana Barış ve Mehmet Topal'la gelen müthiş dinamizmdi. Zaten Galatasaray'ın sezon başından bu yana yaşadığı en büyük sıkıntı bu iki oyuncudan yararlanamayışıydı. Hertha, ikinci yarının başında biraz kıpırdanır gibi oldu. Ama hepsi o kadar. Sonrasında yine Sarı-Kırmızı fırtına başladı.

Galatasaray her şeyi yapıyordu. Ama golü nasıl bulacağı belirsizdi. O iş de Lincoln'e kalmış gibiydi. Çünkü gole en yaklaştığı anlar Brezilyalı yıldızın iki müthiş şutuyla olmuştu. Kewell ve Baros'un bu tarihi gecenin biraz sönük kalan adamları oluşu Sarı-Kırmızılı takımın golü bulmakta zorlanmasının en önemli nedeniydi. İşte o noktada da Galatasaray'a biraz şansı yardım etti. Açıkçası öyle bir penaltı bizim aleyhimize verilse gazetelerde ve televizyonlarda neler yazılıp söylenirdi düşünmekte yarar olabilir.

Neyse bu tartışmaları yapacak çok zamanımız olacak. Şimdi zafer ve onu kutlama zamanı. Ben yine birlikte geldiğimiz Başkan Adnan Polat, tekerlekli sandalye basketbol takımının kazandığı kıtalararası şampiyonluğun medyada yeterince iyi değerlendirilmediğinden yakınıyordu. Bu maçın ardından yazılacak destanlar o açığı biraz kapatabilir.

Sarı-Kırmızılı takımın Avrupa fatihi unvanını bir kez daha ne kadar haklı olarak edindiğini gösteren dün geceki karşılaşma Teknik Direktör Michael Skibbe'nin de derin bir soluk almasını sağlayacaktır. Artık gruptan lider çıkma şansını bir kat daha artıran Sarı-Kırmızılı takım, bu sezonki parçalı bulutlu havayı bundan sonra dağıtacaktır.

Ahmet ÇAKIR - Zaman
Başlık: Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
Gönderen: İsmail Sağlık - 04. Aralık 2008, 16:13:33
Aslan zoru seviyor

Üstüne basa basa söylüyorum; Galatasaraylı futbolcular maç ayrımı yapıyor. Bu, Hertha Berlin önünde bir kez daha su yüzüne çıktı. Ligde zirveden kopacak duruma geldiklerinde, Avrupa'da da zora düştüklerinde kazanmaya yönelik bir şekilde futbola iyi konsantre oluyorlar. Trabzonspor, Olympiakos ve Benfica maçları örnektir. Galatasaraylı futbolcular insiyatif aldıkları maçlarda müthiş bir ciddiyete bürünüyorlar, oyun disiplininden kopmuyorlar, müthiş yardımlaşıyorlar ve mücadele gücü olarak üst düzeye çıkıyorlar.
Galatasaraylı futbolcular istediklerinde nasıl koşacaklarını, nasıl savunma yapacaklarını ve hücuma nasıl akıllı çıkacaklarını Hertha önünde gösterdiler. Dondurucu Berlin gecesinde makine düzeninde işleyen bir Galatasaray izledik. Haldun Üstünel, "Berlin bizim adımızı iyi bilir. İsmimizi hatırlatmaya geldik" şeklinde iddialı konuşmuştu. Gecenin sürprizi Lincoln'ün kaptan olarak sahaya çıkmasıydı. Brezilyalı yıldız, adeta samba yaptı, araya müthiş paslar bıraktı, Galatasaray'ı maestro gibi yönetti, gol pozisyonu yarattı, şutlarla golü aradı. İki gollük şutunu kaleci Drobny zorlukla kurtardı.

BARIŞ MÜTHİŞ DÖNDÜ
Ön liberoda Barış-Topal ikilisi orta alana dinamizm kattı. Özellikle Barış'ın dönüşü muhteşem oldu, Galatasaray'ın mücadele ruhunu ateşledi.
Sabri defalarca kanat bindirmeleri yaparak önünde bekin ileri çıkmasına izin vermedi. Ama şut sevdasına girmeyip pası düşünseydi, Galatasaray rakip kalede çoğaldığında daha fazla pozisyon üretirdi. Hakan Balta savunmaya sakinlik getirdi, ayağındaki topları görerek kullandı.
Galatasaray hiç panik yapmadı. Özgüvenleri yerindeydi. Hiç ezbere top atmadılar. Dar alanda kurdukları üçgenlerle ayağa isabetli paslan kullandılar. Baros gecenin en çalışkanıydı. Geriye gelip top çıkardı. Çapraz koşularla rakip defansın dengesini bozdu. Çoğu zaman tek başına duvar oldu.
Maç öncesi Berlin'de, "Galatasaray fark yer" düşüncesi hakimdi ama Galatasaray fizik olarak üstündü, ikili mücadeleleri kaybetmedi ve topa daha çok sahip olarak Hertha'yı yendi. Böylelikle Üstünel'in iddia ettiği