14. Aralık 2017, 00:34:21

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 80229 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

hagiAS90

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #64 : 04. Temmuz 2008, 16:58:32 »
En adileri Selcuk Yula.


beckham12

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 2026
  • Yaş: 30
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #65 : 11. Temmuz 2008, 10:48:57 »
Şovun en ilginci!..

Dert hepsinde var. Galatasaray, Avustralya doğumlu Kewell'ı aldı, herkes ayakta. Zar atıp ne geldiğini bilmeden 'Tamam kazandım' diyen adamlara benziyoruz. Sakatlığı geçti mi, geçmedi mi o henüz belli değil. Bu tip sakat oyuncular 'İyiyim' der maça çıkarlar, ufak bir darbede kocaman bir ah çekerler ve 'eski sakatlığının nüksettiğini' hiç utanmadan söylerler. Umarım Kewell'da böyle bir şey olmaz. Galatasaray'ın genç hocası Skibbe'ye bakıyorum: Acaba bir yerde kupa kaldırmış mı diye... Onun cevabını önce Almanca sonra Türkçe vereyim: 'Nein' yani 'Hayır.' Peki bu adam acaba bilinmeyen güçlerini ortaya mı koyacak ve Aragones'i tuş edecek!.. Galiba bu iş 'halamın sakalları olsaydı'ya dönüyor. şikebahçe ile ilgili bir şey yazıyorum, okuyanlar çılgınca mesajlar gönderiyor. Ben rahatsızlık duymuyorum, kötü söz sahibinindir.

Neden Türkiye'ye geldi! Neyse bırakalım bunları konumuza dönelim. Güiza, büyük bir transfer olarak empoze edildi. Bu konuda görüşümü yazmayacağım ancak önemli sakıncalar var. Güiza, İspanya'dan neden Türkiye'ye geldi; belli değil. İspanya'daki arkadaşlarım 'Kaçtı' diyor. Çünkü karısı onu müşkül durumlara sokuyormuş. Arzu eden varsa Medyaspor'un sitesine bakabilir. Bayan Güiza, ilginç bir şov yapıyor. Adamın aklı hep karısında olacak. Belli ki Güiza'nın ciddi bir ailevi sorunu var. Benim derdim onun ailevi sorunlarınden öte şikebahçe'nin ve Türkiye'nin milyonlarına yazık olmasın. Dün bir ara Kemal Belgin ile konuştum. Kemal "Ne diyorsun" dedim. "Adam iyi adam" dedi. "Ama o kadar büyük golcü de niye Real Madrid, Barcelona gibi takımlar almıyor" diye de ekledi. Bu da doğru... Bu konudaki son sözüm şu: Biz çok gol kralı gördük; bir sene sonra attığı golün üstüne çıkamayan. İnşallah Güiza bunlardan birisi olmaz.  yazar: İsmet Tongo

beckham12

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 2026
  • Yaş: 30
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #66 : 11. Temmuz 2008, 10:55:49 »
Daniel Güiza’nın Gökhan Ünal’dan ne farkı var? Ya Alper Tezcan’ın...
11.07.2008
İki Milli futbolcu; Gökhan Gönül ve Daniel Güiza...
İkisi de geç fark edilenlerden...
Gökhan Ünal; Gençlerbirliği, Kayserispor
Daniel Güiza; Getafe ve Mallorca’da oynadı.
İkisi de ülkelerinin vasat takımları...

Gökhan 26 yaşında,
Güiza 27 yaşında...

Gökhan 2005-2006 sezonunda 25 golle Türkiye Gol Kralı
Güiza da 2007-2008 sezonunda 37 golle İspanya Gol Kralı

Gökhan 2006-2007 sezonunda 8 hafta süren sakatlığına rağmen 25 maçta 16 gol
2007-2008’de de 11 gol atmış...
Güiza ise; 2005-2006’da 32 maçta 9 gol,
2006-2007’de 29 maçta 11 gol atmış...

Milli performanslar;
Gökhan Ünal Milli Takım’a ilk kez 2006 yılında seçildi. Bugüne kadar 2 golü var.
EURO 2008’de Fatih Terim tarafından milli kadroya alınmaması da çok eleştirildi.

Daniel Güiza ise İspanya Milli takımında 8 kez kadroya alındı ve öncekilerde olduğu gibi EURO 2008’de de yedekler arasındaydı. Bugüne kadar o da 2 gol attı.

Bu kadar benzerlik olur mu?
Gökhan Ünal, yaklaşık 6 milyon euro karşılığında bu yıl Trabzonspor’la 4 yıllık sözleşme imzaladı.
Daniel Güiza ise yaklaşık 28 milyon euro karşılığında şikebahçe ile 4 yıllık sözleşme imzaladı.
Bu kadar benzerliğe rağmen aradaki fark; tam 22 milyon euro!...
Değer mi?

Göreceğiz!
Ya şikebahçe aldandı,
Ya Gökhan Türk futbolcusu olduğu için gadre uğradı!...

İşte Güiza’nın ağzından acı gerçek!
Bu sözlerimi, Daniel Güiza bir İspanyol yayın organına verdiği şu beyanatla doğruluyor;
‘La Liga, İspanyol futbolculara değil yabancı futbolculara cömert davranıyor. Eğer İspanya dışına çıkmazsan zaman gelir yemek yiyemezsin. Ekmek aramak için İspanya dışına çıkmak zorundayız. Çünkü burada bir şey yapmasa da parayı yabancılara vermeyi tercih ediyorlar.
İspanya'dan canım çok sıkkın gidiyorum ama bir gün döneceğim.''
İşte size ibret verici acı gerçekler...
İstediğiniz gibi yorumlayın!
 
 
Bir şaka!
Alex ne demiş?
Aragones de bizim kadar koşuyor!
Ölçü kendisiyse evet!
 
 
Harry Kewell!?
Gazeteci olunmaz gazeteci doğulur denir...
Bana göre de futbolcu olunmaz futbolcu doğulur!
Adam olacak çocuk da ( ) bellidir...

Beni yetiştiren rahmetli Ali Mortaş -İstanbulspor altyapısının elleri öpülesi hocası- şöyle derdi;
‘Dünyaya gelen her çocuğun eğer apış arasında ‘hayaları’ varsa mutlaka futbolcudur. (Yani kız değilse...) Onun doğasındaki yetenek oynayacağı kulübü belirler. Kimi amatör kümede oynar, kimi şikebahçe, Galatasaray’da, kimi Real Madrid’de... Ben doğuştan yetenekli olanları seçer onları bir maden gibi işler genç yaşta büyük kulüplere kazandırırım... Tabii talihleri varsa...’
Bu sözler hiç aklımdan çıkmadı...
 
 
Bir kıyaslama daha;
Harry Kewell ve Daniel Güiza...
Daniel Güiza 27 yaşında uzun yıllar ülkesi İspanya’da alt yapılarda B takımlarında gezdikten sonra 2005- 2006 yılında yani 25 yaşında Getafe ve Maillorca...
Harry Kewell ise 29 yaşında; daha 17’sinde Avustralyalı olmasına rağmen İngiliz Leeds takımına geliyor ve çatır çatır oynuyor... Kendi ülkesinde de değil, diyar-ı gurbette...
Arkasından Liverpool’a transfer oluyor... Orada da takır takır oynuyor.
Leeds United ve Liverpool, Kewell’in oynadığı dönemlerde Avrupa’yı kasıp kavuruyorlar...
Kewell, ünlü Manchesterli sol kanat oyuncusu Giggs’in alternatifi olarak görülüyor...
Ancak Kewell kısa aralarla iki önemli sakatlık geçiriyor...
Yazık!
Yine de Galatasaray’a transferi çok önemli bir olay.
Oynarsa Galatasaray uçar...
Sakatsa yine isabetsiz bir karar!

Ancak her iki hal de bir gerçeği değiştirmez;
Harry Kewell anadan doğma futbolcu.

Harry Kewell:
1978 doğumlu Avustralyalı. Her iki kanatta, forvet arkasında ve forvette görev yapabiliyor. Premier Lig’te çok başarılı. Avustralya’nın yetiştirdiği en büyük yıldız olarak gösterilen Kewell’in Liverpool’da sakatlıklar ve şanssızlıklar yakasını bir türlü bırakmasa da, ne kadar kalite bir oyuncu olduğunu attığı enfes gollerle ispatlamış biri. Çok çabuk ve zeki. Kewell duran topları çok iyi kullanabilen, etkili ortaları ve şutları olan bir solak. Avustralya milli takım formasını 36 kez giyen Kewell’in bu forma altında 11 golü var. Leeds United forması ile 181 maçta 45 gol, Liverpool’da ise 93 maçta 16 gol kaydeden Kewell aslında orta saha oyuncusu...
 
 
Futbolculuk bir talih işidir
Bunları yazarken aklıma genç yaşta ziyan olmuş Galatasaraylı bir futbolcu geldi.
Alper Tezcan...
Alper daha 20’sine varmadan gelecek vaat eden bir futbolcu olarak Galatasaray’da parladı...
Bundan sekiz sene önce Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazandığı sene Bologna maçının son dakikalarında sahaya sürüldü... UEFA yolunda 19 yaşında gencecik bir çocukken...

İlk maç Bologna’da 1-1 bitmişti.
Ali Sami Yen’deki rövanşın son dakikalarında Galatasaray 2-1 galipti. Bir gol yese her şey bitecekti...
Fatih Terim, 19 yaşındaki Alper Tezcan'ı maçın son 3 dakikasında savunma yapmak için yanına çağırdı.
89’da Okan Buruk oyundan çıktı, Alper Tezcan girdi.
Bologna’da ise Alper’in yaşında Kamerunlu genç bir solbek vardı; Wome...
Maç bitmiş uzatmalar oynanıyordu...
Oyuna iki dakikalığına giren Alper, Wome ile çarpışmış ve olan olmuş ayağı kırılmıştı.
O yıl Galatasaray UEFA Kupası’nı aldı.
Alper Tezcan olmadan dalından düştü...
Şimdilerde Güiza gibi 27’sinde falan...
Unutuldu, bitti, hayatı karardı Alper’in...
Sonraları onu Yenibosna’da oynarken gördüm...
Bir semt takımında...
UEFA’dan mahalle takımına...

Bugün Alper’in Federasyon’daki fişinde şunlar yazıyor;
Alper Tezcan;
Silivri, 3 Mayıs 1980 doğumlu.
Lisans no; 754647
Kulübü; Yeni Burdur Gençlikspor
Sözleşme başlangıcı; 6 Şubat 2008
Sözleşme bitiş tarihi; 31 Mayıs 2008
 
 
Wome, Okan Buruk ve Fatih Terim
Olayın öteki kahramanı Bolognalı Alper’in yaşıtı Wome ise İtalya'nın en büyük kulüplerinden biri olan Inter'deydi düne kadar,belki hala orada...
Okan Buruk ise Alper gibi genç yaşında ayağı Erman Toroğlu’nun gözü önünde kırılmasına rağmen Galatasaray’la UEFA Kupası’nı kaldırdı... Sonra Wome gibi İnter’de oynadı...
Fatih Terim ise ayağı kırılanların sayesinde bugün şöhretin zirvesinde...
Acaba Terim, o hadiseden sonra Alper’in hiç elinden tuttu mu?
Gözlerinin içine bakarak...
‘Evladım benim’ dedi mi?
Mutsuzluğun üzerine kurulu başarılardan ona da payını verdi mi?
 
 
Futbol işte böyle bir oyun!
Kimin ne olacağı belli olmuyor...
Bazılarının mutsuzluğu ötekine mutluluk oluyor...
Nur içinde yat Hasan Doğan...
Her doğan şanslı olmuyor ki..
 
yazar:Osman Tanburacı

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #67 : 14. Temmuz 2008, 12:21:56 »
Korkmakta haklısınız !

Galatasaray doğru adreslere, doğru kişileri yerleştirdikçe birileri rahatsız oluyor. Salt Adnan Polat’ı karalamak uğruna, transferleri eleştirmek için eleştiriyorlar. Taktılar Kewell’a. Sakatmış da, her Mayıs ayında bu sakatlığı nüksedermiş de, 18 ay top yüzü görmemiş de, eğer iyi olsaymış Liverpool onu niye bırakırmış da. Medyayı kastediyorum...
Alemde, ‘mişli geçmiş zamanı’ bu kadar çok kullanan başkaları var mı acaba? Yahu bir merak edin sorun adamın sağlık kontrolünde ne oldu, raporu nedir diye. Öyle ya, bu kulübün bir doktoru var. Harry Kewell’ın kaç kez sağlık kontrolünden geçtiğini ve bu incemelerin hepsinden, deyim yerindeyse taş gibi çıktığını biliyor musunuz? Üşenmeyin, bir telefonunuz yeter, yeter ki sorun! Sinek küçük mide bulandırır misali, ‘Ortalığı karıştıralım da ne olursa olsun’cular; çabalarınız beyhude.
Gelelim niye Türkiye’yi seçtiğine... Yine hayattan bihaber olanlara sesleniyorum. Avustralyalı yıldızın kulübü Liverpool, kalmasını çok istedi, artı Portsmouth ve Roma kaç aydır peşindeydiler. Ama Kewell Galatasaray’ı seçti. O kadar kompleks içinde yanıp kavruluyoruz ki, adamın Florya’ya geldiğine bile inanamıyoruz.
Hatırlarsanız, Hagi ve Popescu da uzaydan değil, yine büyük bir kulüp Barcelona’dan geldiler ve aynı arkadaşlar Hagi’ye ‘Dede’ demişlerdi. Sonra ne oldu demekten ben bıktım, onlar bıkmadı! Anlayacağınız, Kewell’ın burayı seçmesinde anormal bir durum yok.
Aslında bu arkadaşların tek derdi Galatasaray korkusu. Hatırlayın, geçen sezon gelen şampiyonluktan sonra, “Bu, günü kurtarmaktır. şikebahçe ikinci olmasına rağmen, yaptığı icraatlarla futbolda devrim yapmıştır” gibi masallara bile imza attı muhterem arkadaşlar. Oysa ki, Özhan Başkan’dan bayrağı alan Adnan Polat her geçen gün yaptıklarıyla rüştünü ispat etmekte. Bakın, borç konuşuluyor mu, kimsenin alacağı var mı, özellikle bugünlerde stat projesinde gaza son hız basılmadı mı? Polat’ın “Kimse bizden büyük transfer beklemesin” demesine rağmen Harry Kewell’ı alması, eteklerinizi tutuşturmanızın en önemli nedeni. Bakın, hiç tavsiye etmem, ama Galatasaray’ın ilk onbirini şöyle bir beyninizde kurun... Korkmakta haklısınız !


Yalçın Dümer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=111188&authorid=72

turnusol

  • Vikipedici
  • Mimar
  • *
  • Kayıt Tarihi: Nis 2008
  • İleti: 4602
  • Yaş: 38
  • Yer: Mecidiyeköy'deyim.
    • maç yazıları
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #68 : 14. Temmuz 2008, 16:52:54 »
Rıdvan da FB'den ümidi kesmiş Galatasaray yorumculuğuna başlamış. Ama daha acemi olduğu bu yazının heryerinden belli oluyor. birde bu siteye uğrasa belirsiz bir stad projesi demezdi heralde

bu adam tipik bir fb yorumcusu

:nanik:

Seçimlere dikkat!
Rıdvan Dilmen


Yönetim isteyerek veya istemeyerek önü açık bir kadro yarattı. Geçmişteki gibi yanlış yabancı transferler yapmazlarsa, 2-3 isabetli yabancıyla Avrupa’da da başarılı olabilirler. Ama geçtiğimiz sezondaki dağınık görüntüyle gelen şampiyonluk kimseyi yanıltmasın!

Tarihine baktığımızda çok önemli başarıları var. UEFA Kupası ve Süper Kupa sahibi Galatasaray... Bu kadar önemli başarıları olmasına rağmen kulüp olarak ileriye gideceklerine her geçen gün geriye gidiyorlar. Başarılı da olsalar, başarısız da olsalar sürekli kabuk değiştiriyorlar... Kulüp  sürekli sorunlarla boğuşuyor. “Borç batağında” deniyor, ne aşamada olduğu belirsiz bir stat projesi var, kimse bilmiyor.
83 puanla Gerets zamanında şampiyon olunuyor. Aynı takım aynı hocayla ikinci yılında ancak 54 puan toplayabiliyor. Sonra tekrar kadro değişimine gidiliyor ve kulübede bile pek göremediğimiz birçok oyuncu gelip, gidiyor. Bu oyuncuları kim buluyor, kim getiriyor, kaça getiriyor, nasıl gönderiyor? Teknik adamlar geliyor gidiyor, sonra kendileri takım çıkarıyor.
Çok güvenerek ve öve öve bitiremedikleri teknik direktörün sanki Ankara’ya giriş yasağı vardı ya da sözleşmesine “Ankara’ya gitmem” maddesi ekletmişti, Ankara’daki deplasmanlara gitmedi. Bazen Florya’da, sonra bir duyduk ki hastalanmış Almanya’da...
Bir sabah kalktım, gazeteyi açtım; Galatasaray-Şiketaş maçının olduğu gün... Lincoln ve Hakan Şükür kadro dışı kalmış... 3-5 gün sonra tekrar takıma döndüler. Başka bir sabah gazetede Sabri’nin kadro dışı kaldığını okudum. 3-5 gün sonra o da takıma geri döndü. 2 yılda bir sürü gol atan Necati’yi baştan Ankaraspor’a, sonra Belediye’ye verdiler. Sonra Hasan Şaş kadro dışı kalanlar ve geri dönenler kervanına eklendi. Sonra birden Song sıkıntısı yaşandı... Gitti-geldi.
Sezonun bitimine 6 hafta kala bu defa Kalli gitti ya da gönderildi... Belli değil... 6 haftalık nöbetçi antrenör arayışında da başarılı olamayınca yönetim, yardımcı antrenörlerle sezonu bitirdi. Takım şampiyon oldu ve o teknik direktörler takımı şampiyon yapmanın ödülü olarak tekrar yardımcılığa döndü.

Şükür gibisi gelmedi
Yani karmakarışık bir saha içi ve saha dışı düzeniyle bir kulüp son 3 sezonun 2 şampiyonluğunun sahibi...
Ancak hakkını yemeyelim Galatasaray yönetiminin... Çünkü ister isteyerek olsun, ister istemeyerek, önü açık bir kadro yarattılar. Geçmişteki gibi yanlış yabancı transferler yapmazlarsa 2-3 isabetli yabancıyla Avrupa’da da başarılı olabilirler.
Ama geçtiğimiz sezondaki dağınık görüntüyle gelen şampiyonluk kimseyi yanıltmasın!
Lincoln ve Hakan Şükür’e değinmeden geçemeyeceğim. Lincoln için Galatasaray piyango. Astronomik para kazanıyor, günümüz futbolunda böyle vurdumduymaz oyuncu tipi pek kalmadı. Koskoca Galatasaray’ı küçük görüyor. Beyefendi canı istediği zaman geliyor. Takım arkadaşları burada antrenman yapıyor, o gelmeye tenezzül etmiyor. Geliyor, ilk antrenmanda seyirciler ve yöneticiler bağrına basıyor... Lincoln, Galatasaray için bir şans değil, Galatasaray Lincoln için bir şans. Ve birileri bunu Lincoln’e anlatmalı...
Hakan Şükür... Ben ve benim gibi yetenekli birçok oyuncu geldi geçti futbolumuzdan. Ama hiçbirimiz Türk futboluna Hakan’ın verdiği hizmeti vermedik. 2 aydır Hakan Şükür’ün ne yapacağının belirsizliği var futbol basınında. Futbol tarihimizin en büyük hizmetkârının basına belirsizlikle malzeme olması beni ve futbolu gerçekten seven birçok insanı üzüyor. Hakan Şükür istediği zaman Galatasaray’dan ayrılmalıydı. O Galatasaray’da bunu fazlasıyla hak etti. Futbolda böyle bir şey yok ama Hakan Şükür bir istisna. 



Şampiyon takım yok
Galatasaray son üç sezonda iki şampiyonluk elde ederken, Gerets zamanında mücadele eden kadrodan şimdi eser yok. Mondragon - Cihan, Song, Tomas, Orhan Ak (Ergün), Saidou - Volkan, Iliç, Ayhan - Hakan Şükür, Necati (Hasan Kabze) on birinden şu an bir tek Ayhan takımda var. Bu değişim kulübün mali açıdan yıpranmasına yol açarken, kulüplerimizdeki istikrarsızlığın da en güzel belgesini oluşturuyor.

http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=spor&ArticleID=893158&Date=14.07.2008&ver=92
« Son Düzenleme: 14. Temmuz 2008, 16:59:48 Gönderen: turnusol »

hagiAS90

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #69 : 14. Temmuz 2008, 23:33:22 »
Ridvan Dilmen'in yazilarina hep objektif bakmisimdir.

Ama kendisi dün F7 hakkinda ilk defa olumsuz bir elestiri yapmisti.
O yazinin ardindan Galatasaray'imiza 5 kati fazlasini yazmasi biraz degil baya bir düsündürücü.

Kendisi herseyi Tesadüfe baglamis.
Sayin Özhan Canaydin döneminde dogrudur;belki pek dogru seyler yapilmamistir.
Ama Sayin Adnan Polat döneminde Galatasaray'imizin belinin dogrulmaya basladigi bir gercektir.
Ve Görüyorum ki bu F7li,Atgözlüklü Sempatizanlari baya bir tedirgin etmistir.

Ayrica ilkdefa kendisini böyle arastirmadan kuru bir yazi yazmis görüyorum.
Malesef ki Yazarin oynamak istedigi oyun cok basit bir sekilde görülmektedir.
Sayin Ridvan Dilmen'e artik objektif bakisim olamaz.
Kendiside Selcuk Yula,Selim Soydan vs.vs. olmaya özenmistir ve bu hareketinden dolayi artik güven kaybetmistir.


fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #70 : 15. Temmuz 2008, 11:28:10 »
Şımarmasın yeter


Sarı kırmızılı takıma Kartalspor’dan geldi. Farklı özelliklerle donatılmış 19 yaşında bir genç. Ancak, biraz dilli ve bazı değerlerin henüz farkında değil.

HERHALDE, G.Saray Yönetimi tüyoyu sağlam yerden aldı. Kimsenin aklına gelmeyen genç Yaser’i bir yıl boyunca izlediler, kolladılar ve sezon bitmeden işini bitirdiler.

Servis arkadaşlarım "Transfer’in Gözdeleri"ne onu da yaz dedikleri an biraz düşündüm. Yeteri kadar tanımıyordum Yaser’i. Çocuk denecek yaştaydı ve gözlerden uzak bir ligde oynuyordu.

Hemen bazı dostlara yöneldim. Sorup, soruşturdum. Şiketaş alt yapı ürünü bir genç çıktı Yaser...

Öyleyse, Cem Çıkın’a sorabilirdim bu çocuğu. Çıkın, bir dönem Şiketaş alt yapı futbolcu izleme komitesinde görevliydi.

Tam adamına sormuşum. Seceresini okudu Yaser’in. Bakın neler konuştuk...

Sevgili Cem, kısa bir tarifini yapar mısın Yaser’in?

Trabzonspor’a giden Gökhan Ünal’ın bir benzeri diyebilirim.

Demek ki, iyi bir genç?

Evet, henüz 19 yaşında. Daha da iyi olacak.

Özellikleri?

Fuleli bir stili var. Topu atıp giden futbolculardan.

Fiziği nasıl?

O da Gökhan’a benziyor.

Evet sevgili Cem, başka?

Kanatlarda oynar. 4-4-2’de çift santrfora da koyabilirsin.

Tekniği nasıl?

Onu söyleyecektim. Vuruş tekniği mükemmel.

Bir soru daha. G.Saray’da oynar mı?

Şans versinler ve inansınlar. Zorlar kadroyu.

YİNE Cem Çıkın’ın söylediğine göre, Şiketaş’ta iki sezon kalmış Yaser Yıldız. İkinci sezonda PAF’ın en çok gol atan futbolcusu unvanını yakalamış.

Peki, huyu-suyu nedir bu gencin?

Doğrusunu söylemem gerekirse, daha çocuk.

Nasıl yani?

Söylediğim gibi. Bazı taşlar yerli yerine oturmamış.

Biraz daha açar mısın?

Açıkçası, biraz şımarıktır. Biraz da ukala...

Eyvah!

Yoo, zamanla aşar bunları. Alt yapılardaki otorite noksanlığından kaynaklanan bir şey bu. Daha doğrusu kulüplerin alt yapılara ilgi eksikliği bazı gençlerde mental sıkıntılar yaratıyor. Yaser de aşar bunu.

Genç Yaser, Şiketaş’tan sonra bazı Anadolu takımlarında oynadı. Denizli, Mersin İdmanyurdu, Uşakspor gibi.

Denizlispor’da Giray Bulak ona A takımda şans verdi. Ancak, gerçek patlamayı Kartalspor’da gerçekleştirdi.

Yine de olaylı ayrıldı Kartalspor’dan. Geçen sezon ilk yarı mükemmel bir performans yakaladı. Yaser’in başarısı Kartalspor’un sıralamadaki yerini de etkiledi.

Ve devre arasında ipler koptu. Kartal Yönetimi, Yaser ile sözleşme yenilemek istedi, genç futbolcu sıcak bakmadı bu işe.

Ve Yaser kadro dışı kaldı!

Sonrası mı? G.Saray onu gözhapsine almıştı. Sezon biter bitmez, kapıp götürdü Florya’ya!

ONU bir de sevgili meslektaşım ve dostum, 2. Ligi avucunun içi gibi bilen ve izleyen Tunç Kayacı’dan dinleyin...

Özellikle özgüven dolu bir genç. Tuncay Şanlı ve Serhat Akın karışımı bir tip. Hücum oyuncusu, kanat ve forvet arkası oynayacak özellikleri var. Topla giderken mükemmel vuruyor.

Sevgili Tunç, G.Saray iyi bir transfer mi yaptı?

Yüzde yüz iyi bir transfer.

G.Saray’da kendine bir yer bulur mu?

Genç bir jenerasyon var G.Saray’da. Bu da onların arasına katılabilir.

Ve Kayacı sözlerini şöyle noktaladı...

G.Saray’da Skibbe gibi gençleri önemseyen bir hoca, Yaser için en büyük şans.

Yani, G.Saray’da kaynayıp gitmez değil mi sevgili Tunç?

Göreceksin, müthiş bir patlama yapacak. Geçen sezon aynı şeyleri Gökhan Gönül için söylemiştim. Doğru çıktı değil mi?

Gerçekten de doğru çıktı sevgili Tunç. Sen ısrarla, "Bu da sağın Roberto Carlos’u" demiştin.

Ama sen yazmaktan çekindin!

Doğrusu korkmuştum. Belki de Carlos’un adı ürküttü beni...

Öyleyse bunu yazabilirsin... Biraz özen gösterilsin ve biraz da sabır. Göreceksin, kimleri kulübeye itecek...

Bir şey soracağım. Bir arkadaşım onun değerlerini anlattı ama biraz dillidir

dedi. Doğru mu?

Yani, biraz şımarık mı?

Evet, aynen öyle...

Doğru söylemiş. Ama bunu da büyükleri düzeltecek. Yine de bu çocuğu iyi izleyin. Farklı bir futbolcu ve değişik özellikleri var.

Gündeme

oturdu

Yaser Yıldız’a geleceğin yıldızı gözü ile bakanlar, onun en çok çocuksu davranışlarını eleştiriyorlar. Bir G.Saray idmanında Lincoln ile tartışarak gündem yaratan Yaser,VFB Homberg maçındaki performansı ile bir kez daha adını duyurdu.



Korkut Göze / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=123782,10,17

dr_furkangs

  • Çırak
  • *
  • Kayıt Tarihi: Tem 2008
  • İleti: 23
  • Yaş: 27
  • Yer: Tokat
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #71 : 15. Temmuz 2008, 12:40:30 »
En adileri Selcuk Yula.


bende o adamı bi turlu sevemedim bi de ayrıca zamanında GS de oynamış nası oluyorda ekmeğini yediği yeri kötülüyor
dr_furkangs

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #72 : 16. Temmuz 2008, 11:03:30 »
Kamuflaj !!!


İyi ki, “Korkmakta haklısınız” diye yazdık ortalık toz duman alkış ve hakaret elele. Neydi yazımızın ana fikri; Galatasaray ve Adnan Polat’ın izlediği rotanın doğru olduğu ve bu seyrüseferden birilerinin rahatsızlıkları. Kewell’in iddia edilenin aksine sağlık kontrolünden turp gibi çıktığı, Adnan Başkan’ın takım olarak çok iyi bir jenerasyon yakalayıp başarının kapıda beklediğini yazıp altına tavsiyemizi de eklemiştik. “Galatasaray’ın ilk onbirini şöyle bir düşünün”... Korkmakta haklısınız!” diye.
İşte bu korkuyla Kalamışta’ki komşunun basındaki elçilerinin paniklemeleri devam ediyor. Planları açık ve net... Kendi yanlışlarını kamufle etmek için başkalarını lekelemek... Dilerseniz biraz nostalji yapıp 2004-2005 sezonuna gidelim. Galatasaray devre arasında Franck Ribery’i getiriyor. Kısa zamanda olsa müthiş bir performansa imza atıp adından söz ettiriyor. Ardından kulübün maddi sıkıntılarının tavana vurduğu günlerde bir darbe de bu Fransız’dan geliyor. Aniden gelişiyle geç ödenmiş 50 bin Doları bahane edip Türkiye’den gidişi bir oluyor. Bu olaydan sonra dönemin Başkanı Özhan Canaydın’ın bir tek Yassı Ada’ya götürülüp asılmadığı kalıyor. Hatırlayın o gün çıkan yazıları. Ali Sami Yen’in tribünlerini, komşu ve elçilerinin alaylarını...
Benzer olay, bence daha ağırı komşu da yaşanıyor. Marco, soyunma odasındaki pırasa edebiyatına baş kaldırınca bileti kesiliyor. Takımın adeta hamalı Brezilyalı’nın sonuna kadar hakettiği ufak bir zam talebi reddedilince o da ‘Riberyvari’ bir şekilde soluğu Avrupa topraklarında alıyor. Medyada ses yok, herkes sus pus. Tamam Ribery’deki yönetimin skandalıdır. Peki ya bu... Elbirliğiyle kamuflaj!
İkinci konumuz Kewell’in eleştirileri... Özellikle internet sitelerinde ışıl ışıl! Neymiş Avusturalyalı kampa doktoruyla gelmiş. Atınız, sonuna kadar utanıp sıkılmadan fütursuzca. Çok merak ediyorum. Neredeyse sabah akşam maç yapılan İngiltere’de 2005-2008 arası sadece 58 maçta yer alan ve geçen sezon büyük bölümünü sakatlığıyla geçiren Emre Belözoğlu hakkında niye ses yok? Elbirliğiyle kamuflaj!
Şimdi soruyorum size... İki kulüpte yaşanan benzer olaylar, her zamanki gibi farklı yorumlar. Bu nasıl iş? Gerçi biz nedenini bir kez daha yazalım da anlayan anlamayana anlatsın. a) Geçen sezon şerefli ikincilik gibi saçma sapan yorumları çöpe atan, sonuna kadar hakkıyla gelen şampiyonluk. b) Yine bu sezonda Galatasaray’ın ligin tartışmasız favorisi olması. c) Başkan ile kurmaylarının inanılmaz çalışmaları ve sorunların minumuma inmesi. Başka ne diyelim... Hayırlı kamuflajlar!



Yalçın Dümer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=111310&authorid=72

ua_dodo_Bumblebee

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Ara 2007
  • İleti: 3140
  • Yaş: 46
  • Yer: adana
  • ULTRASLANTEPE
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #73 : 17. Temmuz 2008, 12:10:18 »
kolpa basından taraflı bir haber daha. ezik7ler yapmış olsa kendini bilmez bir kaç taraftar derlerdi  ama üstünde Galatasaray forması var diye Galatasaray yapmış oluyor nedense. kim bilir onlar da ezik7li taraftar olup çamur atmak için bu girişimde bulunmuş olabilirler.

Galatasaray'dan febe'e taşlı saldırı 17 Temmuz 2008 
 
Avusturya kampındaki ilk hazırlık maçından sonra şikebahçeli futbolcular taşlı saldırıya mağruz kaldılar.

febe, resmi internet sitesinden yaşanan olayı şu şekilde duyurdu:

"Wörgl'de oynanan hazırlık maçı sonrası Kitzbühel istikametine hareket eden takımımızın otobüsü ilk kavşakta taşa tutuldu. Otobüsün ortasında bulunan kapının camının kırıldığı olayda taş atıp kaçanların üzerlerinde Galatasaray forması olduğu ve süratle olay yerinden uzaklaştığı görüldü. Taraftarlar, febe kafilesini taşıyan otobüsü taşlarken, otobüsün hasar gördüğü görüldü. Sarı lacivertli futbolcular ise olayda yara almadı. Takımı getiren otobüs şöförünün Kitzbühel polisine ifade verdiği bildirildi."


kaynak. hürriyet.com
« Son Düzenleme: 17. Temmuz 2008, 12:13:19 Gönderen: ua_dodo »

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #74 : 19. Temmuz 2008, 11:57:11 »
Dikkat!... Aragones patlar !

febe’de yine yalancı bahar rüzgarı esiyor. İddia ederim bu febe bu sene de bir şey yapamaz! Bunları söylemem Fenerliyi kızdıracak ama ‘dost acı söyler!’ febe yine yanılgı içinde. Aziz Bey bir türlü sağlam takım kuramıyor. Her mevsim mutlaka bir şeyler eksik kalıyor. Ya kaleci, ya defans, ya da orta sahada sorun çıkıyor. Bu sene de febe takımı harcanan bunca avroya rağmen iddia ediyorum geçen seneden daha kötü!...
Sebebi nedir desen tek cevap çıkar;
febe fiyakaya bayılıyor. Her şeyi parayla halledeceğine inandığı için de hata üstüne hata yapıyor. Çünkü iyi bir takım olabilmek her gördüğünü alarak etrafa para saçarak olmaz! İyi takım ihtiyaç duyulan mevkilere oyuncu alarak yaratılır. febe bunu hiç yapmaz! Bir mevkie dört adam alır, öteki bölgelerde adam kıtlığı yaşanır!

Örnek;
1-Elde iki santrfor; Kezman ve Semih varken Aziz Bey gider Güiza’yı hem de 28 milyon avroya transfer eder... Bilmez ki bu çağın futbolunda santrfor artık yoktur!
Eğer Aragones üç santrforla oynasın, febe batar!
Bir maç dahi kazanamaz!
Tek santrforla da oynarsa oynamayan iki değerli oyuncuya yazık olur!
Kezman ve Semih febe maçlarını televizyondan izler...

2-Kalesinde çok hata yapan Volkan varsa ve de Serdar Kulbilge kapris uğruna gönderilmişse bu febe kalesinden yıkılır! Aragones hala kalede Cassias var sanıyorsa aldanır!

3-Solda Roberto Carlos’a bel bağlayanlar da yanar! Çağın futbolu yaşlı adam kaldırmaz! Geçen sene febe bütün golleri soldan yedi. Ama Carlos dedi başka bir şey demedi.... Carlos da yarı yolda bıraktı gitti!...
Dikkat! Carlos, Dante gibi ortasında ömrün. Ne bekler 35’i aşkın bu adamdan febe?
EURO 2008’de İtalya Milli Takımı defansındaki 36’lık Panucci’den battı!... Fransa ona keza defansında 36’lık Thuram olduğu için silinip gitti... febe bunları görmüyor mu?

4- Aurelio da kapris uğruna gitmiştir. Memet Aurelio’ya bir milyon avro fazla verilseydi, febe bu değerli oyuncusunu kaybedip peşinden ağıt yakmazdı. Şimdi Aurelio’nun yerini doldurmak için ‘Senna’ veya benzeri bir oyuncu alacak. Eminim çuvalla da para verecek. Aziz Bey, Aurelio’nun meneceri Bayram Tutumlu ile takıştığı için Aurelio bedavadan gitti!
Bu Zico’da da böyle oldu. Aziz Bey Ziko’nun kardeşiyle takıştı Zico da gitti!

Eğer Aziz Yıldırım bunları bilinçli yapıyorsa helal olsun! İstemediği oyuncudan veya hocadan ‘tereyağından kıl çeker gibi’ kurtuluyor demektir. Yok, hata ediyorsa –ki ediyor- o zaman da febe hak etmediği sportif başarısızlığa uğruyor...
Büyük bir takım bu kadar hatayı her sene yapmaz!
Manzaraya bakın!

İster inanın ister inanmayın. Gördüğüm manzara bu!... febe bu halde kalırsa yazık olur.
Değil Güiza, Üç Güiza olsa febe işlemez, Aragones patlar!

Bugünkü muhtemel kadro şu;
Volkan – Gökhan, Edu, Lugano, R. Carlos – Selçuk, Emre Belözoğlu, Alex, Ka-Kazım, Güiza, Uğur Boral
Yedekler; Volkan, Önder Turacı, Can Arat, Vederson, Maldonado, Ali Bilgin, Deivid, Burak Yılmaz, Kezman, Semih.
Deivid, Vederson sakat. Appiah kapalı kutu!
Gerisi hikaye.

Bu kadro; Aurelio’yu çok arar!
Bu kadro top kaptırınca geriye zor döner,
Bu febe, Aragones’in kafasındaki futbolu zor oynar!
Hatta Aragones çıldırır!
Yabancı kadrosu da dolu

febe’de yabancı kontenjanı da dolu...
Edu, Lugano, R. Carlos, Maldonado, Appiah (!), Deivid, Alex, Kezman, Güiza,
Bunlardan mutlaka üçü boşalmalı!
Boşalmalı ki febe iyi bir takım olsun.
Ama üç kişiyi boşaltmak kolay değil!
Git demek zor. febe büyük bedel öder!
Aziz Bey takımı yeniler ama çok da zarar eder.
febe’de, varlık içinde yokluk!

febe’yi tesis zengini yapan, kulübü sınıf atlatan Aziz Başkan mutlaka bu işten el çekmeli. Transfer işine karışmamalı. Bu işi ehline bırakmalı...
Kim bu ehil kişi?
Onu ben bilemem ama Aziz Başkan mutlaka hoca ve futbolcuyla muhatap olmaktan vaz geçmeli.
Ya da; yanına öyle bir kişi bulmalı ki o Bey, Aziz Bey’in sağ kolu olmalı, Aziz Bey fikrini söylemeli, transferde öncesinde ve sonrasında sıcak temasa girmemeli.
Aziz Bey, Galatasaray’ın UEFA Kupası’na tesadüf diyordu ama ne yazık ki kendisi onca seneye ve on yıllık deneyimine rağmen hala bir alt yapı kuramadı ki UEFA’yı alsın.
Galatasaray’ın başarısı tesadüfse, o zaman;
febe’in bu varlık içinde yokluğu ne?
febe’ye iyi bir kaleci şart!

febe’nin falında başka şeyler de görüyorum; Volkan’dan daha iyi bir kaleci yurt içinde yok! Ama Volkan’la da Avrupa’ya kafa tutamazsın, çünkü çok hata yapıyor!
O zaman bir yabancı kaleci şart!
O halde mutlaka yabancı kontenjanını boşaltmak gerek!
Peki kim gider?

Bunlar hep hesapsız adımlar...
Gidiciler; Deivid, Appiah (!) ve Maldonado, belki de Kezman...
Bunları göndermek de zor!
Gelenler kimler olur?

İşte bütün mesele bu!
Gelenler koşan ve rakibi ısıran adamlar olmalı.
Senna ve ikizi Alonso... Ve de iyi bir kaleci...
İşte o zaman febe tadından yenmez!
Aragones de bu takımı uçurur.

Luis Aragones’in oyun planı; rakibi bastıran ve gol için zaman kaybetmeden rakibin üzerine dikine giden bir takım oyunu... Zamanı harcamak, topu gevelemek yok!
Gol noktalarında sürpriz isimlerle sonuca gitmek var.
Bugünün Fenerbahçesi bunu asla yapamaz!
Ya oyun planı değişir ya Aragones!

Ama daha transfer süreci bitmedi;
Aziz Başkan bu üç ismi bulur da transfer ederse febe’i de kimse tutamaz!

Zor ama olası...
Üç yabancı gönderilecek,
Kaliteli üç yabancı gelecek.
Zor ama.
Parayla değil mi?...



MTK maçı yaklaştı durum kritik

Aragones hala bir arayış içinde. İdealindeki kadroyu kuramadı. MTK maçı yaklaştı.
Her sene son ana kadar belirsizlik Zico’yu da götürmüştü...
Çıkar yol arıyorum ama manzara gözümü korkutuyor.
Eğer Güiza, Sena ve ikizine ve de bir kaleciye, toplam 80 milyon euro veriyorsan, o zaman da takım içinde birlik sağlayamazsın!
Beş parmak beşi de bir değil ama
Halep ordaysa arşın da burda...
Burak Dilmen’i arıyorum

Geçen seneki şampiyon kadroda temel taş; Kalli’nin yardımcısı Burak Dilmen’di.
Mevsim başında bir ihtilal yapması için getirilen Karl Heinze Feldkamp’la beraber başarılı iki isim daha vardı; Ahmet Akçam ve Burak Dilmen.
Ne garip tesadüftür ki; üçü de bugün yok!
Sanki şampiyonlukta bunların payı hiç yok!
28’inci haftada Kalli gitti, peşinden de Ahmet Akçam...
Burak Dilmen kaldı ve Cevat Hoca’yla beraber Galatasaray’ı şampiyon yaptı.
Ama Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmadığı için Burak Hoca da bugün takımın başında yok, Cevat Hoca da...
Burak Hoca geçen yıl Bay Kalli’nin sağ koluydu...
Bütün rakipleri inceleyen ve rapor tutan adam Burak Hocaydı...
Galatasaray onunla rakipleri çözmüş, Cevat Hoca’nın kondisyon yüklemesiyle şampiyon olmuştu.
Burak Hoca’nın takımdan el çektirilişi de bir başka hüzün...
Burak Hoca hala Florya’da ama konumu belli değil!
Galatasaray güzel işler yapıyor ama bazen de insanı can evinden vuruyor.
Ben şahsen Burak Dilmen’i arıyorum. Hem de özlemle...
Umarım bu hata düzeltilir ve Dilmen’in başarısı ödüllendirilir.
Moruklardan vaz geçin!

Transfer mevsimi daralırken benim de içim daralıyor....
İyi oyuncular artık takımını buldu geriye yine kaşalotlar kaldı.
Bütün takım yöneticilerine sesleniyorum;
Asla ve asla içi geçmişleri takımlarınıza almayın.
Hele büyük paralar ödeyip hiç mi hiç almayın yoksa takım içinde huzursuzluk çıkar, takımlarınız göçer!
Crespo sesleri falan duyuyorum, sakın ha!...
Benden söylemesi...


Hani Güiza’yı 20.000 kişi karşılayacaktı ? :D :D :D

Galiba bir yanlışlık oldu. Fenerli Güiza’yı Ronaldinho ile karıştırdı...
Güiza gelmeden önce 20.000 kişi Atatürk Havaavlanı’na koşacak deniyordu.
Güiza geldi ertesi günü bütün gazetelere baktım tövbe 20 kişi ya var ya yoktu!...
Medya bu olayı görmezden geldi...
Kimseden çıt çıkmadı.
Gol Kralı omuzlara alınmadı.
Hayret!


http://www.sporx.com/yazarlar/osman_tanburaci/5762
-----------------------------

Helal tamburacı almışsın yine tamburu eline.
Durun karnıma ağrılar girdi ya  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:  :yuvarlan:
« Son Düzenleme: 19. Temmuz 2008, 11:59:20 Gönderen: fx35 »

cimbomcakal-MCAKAL

  • Mimar Sinan
  • ******
  • Kayıt Tarihi: Oca 2008
  • İleti: 9170
  • Yaş: 47
  • Yer: Türkiyem/Köln
  • Merhaba Dostlar...
    • http://www.ttarena.biz/index.php
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #75 : 19. Temmuz 2008, 11:59:54 »
Korkmakta haklısınız !

Galatasaray doğru adreslere, doğru kişileri yerleştirdikçe birileri rahatsız oluyor. Salt Adnan Polat’ı karalamak uğruna, transferleri eleştirmek için eleştiriyorlar. Taktılar Kewell’a. Sakatmış da, her Mayıs ayında bu sakatlığı nüksedermiş de, 18 ay top yüzü görmemiş de, eğer iyi olsaymış Liverpool onu niye bırakırmış da. Medyayı kastediyorum...
Alemde, ‘mişli geçmiş zamanı’ bu kadar çok kullanan başkaları var mı acaba? Yahu bir merak edin sorun adamın sağlık kontrolünde ne oldu, raporu nedir diye. Öyle ya, bu kulübün bir doktoru var. Harry Kewell’ın kaç kez sağlık kontrolünden geçtiğini ve bu incemelerin hepsinden, deyim yerindeyse taş gibi çıktığını biliyor musunuz? Üşenmeyin, bir telefonunuz yeter, yeter ki sorun! Sinek küçük mide bulandırır misali, ‘Ortalığı karıştıralım da ne olursa olsun’cular; çabalarınız beyhude.
Gelelim niye Türkiye’yi seçtiğine... Yine hayattan bihaber olanlara sesleniyorum. Avustralyalı yıldızın kulübü Liverpool, kalmasını çok istedi, artı Portsmouth ve Roma kaç aydır peşindeydiler. Ama Kewell Galatasaray’ı seçti. O kadar kompleks içinde yanıp kavruluyoruz ki, adamın Florya’ya geldiğine bile inanamıyoruz.
Hatırlarsanız, Hagi ve Popescu da uzaydan değil, yine büyük bir kulüp Barcelona’dan geldiler ve aynı arkadaşlar Hagi’ye ‘Dede’ demişlerdi. Sonra ne oldu demekten ben bıktım, onlar bıkmadı! Anlayacağınız, Kewell’ın burayı seçmesinde anormal bir durum yok.
Aslında bu arkadaşların tek derdi Galatasaray korkusu. Hatırlayın, geçen sezon gelen şampiyonluktan sonra, “Bu, günü kurtarmaktır. febe ikinci olmasına rağmen, yaptığı icraatlarla futbolda devrim yapmıştır” gibi masallara bile imza attı muhterem arkadaşlar. Oysa ki, Özhan Başkan’dan bayrağı alan Adnan Polat her geçen gün yaptıklarıyla rüştünü ispat etmekte. Bakın, borç konuşuluyor mu, kimsenin alacağı var mı, özellikle bugünlerde stat projesinde gaza son hız basılmadı mı? Polat’ın “Kimse bizden büyük transfer beklemesin” demesine rağmen Harry Kewell’ı alması, eteklerinizi tutuşturmanızın en önemli nedeni. Bakın, hiç tavsiye etmem, ama Galatasaray’ın ilk onbirini şöyle bir beyninizde kurun... Korkmakta haklısınız !


Yalçın Dümer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=111188&authorid=72


Ne diyeyim sahane yazmis.ellerine saglik
"Haksizliga karsi susan Dil,bizden degildir..!!" Hz.Muhammed S.A.V.

beckham12

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 2026
  • Yaş: 30
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #76 : 19. Temmuz 2008, 13:28:45 »
Gülüzar=Gökhan Ünal
Fatih Altaylı, şikebahçe'nin yeni transferini eleştirdi.
Galatasaray’ın transferde akılcı işler yaptığını vurgulayan Fatih Altaylı, Güiza'nın ise büyük takımlarda oynamamış, Gökhan Ünal tarzında bir forvet olduğunu söyledi.

Fotogol'a konuşan Altaylı, Dani Güiza'yı, küçük takımların çok gol atan oyuncusu olarak gördüğünü belirterek, "Real Mallorca'dan alınan Güiza ahım şahım bir yıldız değil. Ne hikmetse Real Madrid, Barcelona gibi büyük takımların talip olmadığı bir golcü. Güiza bana göre Gökhan Ünal'dır" dedi.

şikebahçe'nin transferde büyük paralar harcadığını savunan Altaylı, "Kezman, Alex, Lugano, Roberto Carlos ve Güiza gibi oyuncular 3 milyon euro civarı ve üstünde transfer ücretleri alıyor. Bbunlar Türk futbolunun alışık olmadığı büyük rakamlar" diye konuştu.

Fatih Altaylı, Galatasaray'da durumun farklı olduğunu belirterek, “Mali yapı ağırlık olarak Seyrantepe Stadı'na kaydırıldı. Galatasaray'ın şu andaki transfer çalışmalarını pozitif buluyorum. Doğru bir yol izleniyor. Liverpool’dan alınan Kewell bunun en açık örneği” ifadelerini kullandı.

Fatih Altaylı

beckham12

  • Mimar
  • *****
  • Kayıt Tarihi: May 2008
  • İleti: 2026
  • Yaş: 30
  • Yer: istanbul
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #77 : 19. Temmuz 2008, 14:02:09 »
Transferi durdurun! Gençlere fırsat tanıyın...
14.07.2008
Sözüm Adnan Polat'a...
Sözüm Haldun Üstünel'e...
Sözüm Adnan Sezgin'e...

Bugün, yarın, pek yakında diyerek Türk filmleri takdimi yapar gibi taraftarı oyalamayın!
'Bizim kadromuz başarılıdır, artık transfer yapmıyoruz, alımları durdurduk...' deyin, siz de rahatlayın, taraftar da rahatlasın, takımdaki oyuncular da rahatlasın!
Dünya kazan, Galatasaray 'kevgir kepçe' futbolcu aramayın.
Olmayan paranızla, çuvalla borcun altına girip oyuncu alacağınıza gençlere güvenin yeter!

Galatasaray'ın genç kadrosu sizi mahcup etmedi ki.

Geçen yıl 'tuzu kuru' rakiplerinizin durmuş oturmuş kadrosuna, çuvalla parasına ve de Delgadosu, Roberto Carlos'una rağmen Galatasaray bu gençlerle şampiyon oldu.
Onlara haksızlık etmeyin.

Güvenin, bir kez daha şampiyon olun.

Unutmayın ki; o gençler bir yıl daha deneyim kazanırken, rakiplerin dünya starları bir yıl daha yaşlandı. Yaşları kırka merdiven dayadı...

Ey Galatasaraylı Allah'ın günü transfer palavralarını okuyacağınıza beni takip edin akıl yolunda birleşelim...
 
 
Zengin para saçar, akıllı riskten kaçar
Son 8 yılda Galatasaray maddi olanaksızlıklara rağmen hala şampiyon olmaya devam ediyorsa ve şampiyonluklar hala 17-17 ise, o zaman bu gençleri bir kenara atmayın!
Başka kulüpler gibi; bir futbolcuya sırf yabancı diye çuvalla avro vereceğinize akılın yolunu seçin ve yaşananlardan ders alın!
Galatasaray'ın pahalı Avrupalıya ihtiyacı yok!
Eldekiler yeter!
Sadece bir kaleci ve Lucas Neill olursa olur. Olmazsa... Yabancılar uçarsa... Çok naz ederse...
Onlardan da vaz geçin!

Asla ve asla rakiplerinizin çıkma mallarını toplamayın!
Sonra Selçuk Yula gibi ekmeğinizi yer başınıza dert olur!
Siz Engin Verel'i verin...
Tanju'yu verin...
Emre Belözoğlu'nu verin,
Ama seneleri şampiyon bitirin!
Unutmayın zengin para saçar, akıllı riskten kaçar!
Lütfen 'rakipler transfer yapıyor, bizde yapalım' gibi kofti komplekslere girmeyin.

Bonservis bedeli ödemeyin!

Sadece ihtiyaçlarınız için adam alın. Fiyakaya yaslanmayın.
Zira bunun dersi geçen yıl da ondan önceki yıllarda da, UEFA Kupası'yla da verildi.
Asla ve asla bonservis bedeli ödeyerek oyuncu almayın!
Bu çağda 'köle zihniyetinin' yok edilmeye çalışıldığı bir ortamda siz siz olun tek delikli kuruş bonservis bedeli ödemeyin!
Galatasaray aklıyla ve tarihe yansımış büyüklüğü ile bugünlere geldi.
Varın doğru yolda devam edin.
Görüldü ki; aklı kenara atıp trilyon avrolar da döksen başarı gelmiyor.
Aslolan futbolun gereklerini yerine getirmek ve hocasından yedeğine sosyal yaşamda ve sahada 'ekip ruhu' taşıyan bir takım yaratmaktır.
Gençlere güvenmektir.
Galatasaray bunu başardığı için dünya literatürüne girmiş tek Türk takımıdır.
Lütfen medyanın ve
Sizin başarınıza erişememiş rakiplerinizin tahriklerine kapılmayın!
 
 
Gencecik bir takım var
Arda, Barış, Mehmet Topal, Uğur, Hakan Balta, Emre Güngör, Serkan...
Dün maçta seyrettiğim; Yaser, Erhan... Kimde var?
On tane Güiza, beş tane Kewell'a değişmem bu gençleri.
Sevgili Başkan Adnan Polat;
Lütfen bu gençlere yazık etmeyin.
Baş fiyatla Avrupa'dan çakma oyuncu almayın!
Eto'o da. Cisse de, Baptista da onların olsun...
Bak Memet Aurelio gitti!
Güiza geldi....
Hiç hesaba vurdunuz mu?
 
 
Bir uzmanlık sorusu
Bir takımda Mehmet Aurelio'nun yokluğu mu daha çok hissedilir,
Güiza'nın varlığı mı?
Bunu göreceğiz.

Güiza'nın maliyeti 'lisan dersleri hariç!' 28 milyon avro...
Memet Aurelio bedavaya gitti!
Yerine gelecek için de kim bilir ne kadar para verilecek...
İki futbolcuya 50 milyon avro verirsen yandı gülüm keten helva!
Ötekiler n'olacak?
Şampiyonluk da garanti değil!
Bunları görün lütfen.

Bir işletmede kar-zarar tablosu vardır.
Bunlar da mutasavver bütçelerde görülür. Sonradan değil...
Neyse...
Futbol deyip geçmeyin, futbol sadece iki pas üç gol, bir bacak arası değil! Skor tabelası hiç değil! 6-0 yensen de şampiyon olamıyorsan bunda bir eksik var demektir!

Bunları hesap etmeyenler de 'para saçmaya' devam etseler de başarıya hasret kalıyorlar.
 
 
Lincoln, Linderoth, Kewell, Nonda
Bu isimler servet...
Lincoln hariç!
Lincoln servet ama defolu mamul! Eğer oynarsa... Eğer akıllanırsa... Eğer huyuna gidilirse...
Benim bunlara karnım tok.
Futbolcu dediğin adam gibi olacak!
Her tarafının okkalanmasını beklemeyecek.
O kadar milyon avroyu alıyorsa çıkıp çatır çatır oynayacak!
Gerisi boş!
Lincoln bu kadar ayrıcalık istiyorsa yazık değil mi benim 21 yaşındaki, idmanlarda maçlarda kendini yırtan, formasını ter içinde bırakan gencecik çocuklarıma...
Varsın Lincoln üç kere atraksiyon yapmasın!
Gençler atraksiyon yapmıyor ama Kupa'lar kaldırıyor.

Ben olsam bu yıl Lincoln'e üç ay sabrederim geçen yılki gibiyse postalarım.
Adam gibi de oynarsaaa...
İşte o zaman iş değişir. Galatasaray tadından yenmez. Çünkü Lincoln; Güiza ve Delgado'ya benzemez!

Dört yabancı direkt oynar

Linderoth, İsveç milli takımına çağırıldı, dün VFG Homberg denen Alman 3. sınıf takımını 2-0 yenerken Linderoth da oynadı. Sakatlığı geçmişse... Geçmesi önemli değil bu öyle bir sakatlık ki 'nüksetmesi' daha da beter! Eğer iyileşmişse ne gerek var başka oyuncuya... Linderoth zaten iki kişilik oynuyor.
Nonda bu yıl kendini bulacak gibime geliyor. Daha fazla oynama şansı bulunca daha çok gol atacak, daha çok gol atınca da daha çok coşacak...
Ve de Harry Kewell...
Bu dördü sağlamsa, Galatasaray'ı Avrupa'da da tutamazlar. Neden?
Zira bu dörtlü çağın futbolunda gereken her şeyi yapıyor;
1- Çabuk oyun
2- Hızlı düşünce
3- Alan değiştirme...
Rakiplerinizle bir kıyaslayın bakalım...
Bu dörtlü onlarda var mı?

'Ama bunlar sakat' diyorsanız, birileri de çıkar;
'Onlarsız 6 puan farkla şampiyon olduk, bu yıl ikisi sağlam çıksa demek 12 puan farkla şampiyonuz' der!
 
 
Kewell'ı, Tugay Kerimoğlu'na sordum;
'Osman Ağabey çok iyi adam, çok çabuk ve çok süratli. Çabuk düşünür, çabuk uygular. Böyle futbolcu dünyada az. Her iki ayağını da kullanır, kanat değiştirir, duran top kullanır! Komple bir adamdır, öldürücü çalımları vardır... Hocası Benitez onu son 8-9 haftada oynattı, mükemmeldi. Sakatlığından eser kalmamış. Ada'nın gözde futbolcularındandı, Galatasaray onu almışsa bana göre çok güzel bir iş yapmış...'
Tugay'a Lucas Neill'i de sordum;
'Keçi gibidir, oyuna asılır, çok yetenekli ve akıllıdır. Defansı rahatlatan bir düşünce hızına sahiptir. Sağda ve ortada oynar. Nazlanması Galatasaray için değil, düzenini değiştirmemek içindir. Yoksa Galatasaray'a gelmeği kim istemez ki... Lucas'ın bildiğim kadarıyla burada hiç sorunu yok. Mesele odur. Para uğruna rahatını bozmak istemiyordur. Çünkü Avrupalı için huzur paradan önce gelir. Ama Lucas Galatasaray'a gelirse defansın emniyeti ve çabukluğu olur.'
Ya kaleci İtandje dedim?
'Bak ağabey! Onun için pek bir şey söyleyemem pek kalede görmedim. Ama o Fransızdır. İngilizler iyi adam olmasa Fransızları almazlar...'
 
 
4-6-0'ın gerçeğini kavrayanlara
İki senedir dilimde tüy bitti; 4-6-0 demekten...
Buradaki (0) mecazi...
Rakip kale önünde 'diki kazığı gibi' bekleyen demode santrfor bende yok! Dünyada da yok zaten!
Onların golcüleri her yerde geziyor. Rakipten top çalıyor, çalım atarak ileri doğru mesafe kat ediyor, ver-kaça giriyor, geriden gelip kafayı atıyor...
Biz hala Türkiye'de bir tane yetmez 'çift' santrfordan bahsediyoruz.
E pes!

Onun için bu sene santrforu bol olan takımlar yine çağın futbolundan uzak olacak!
Orta sahaları ölecek...
Örneğin; Güiza, Kezman, Semih'in üçü de oynarsa o takımın orta alanı çöker!
Biri, ikisi oynamazsa o zaman da mutlaka takım içerden çöker. Sorun çıkar...
Galatasaray'da bu olmaz!
Amasya'nın bardaa biri olmazsa birdaa
Hepsi eşdeğer...
Vazgeçilmezi yok.
İnanmayanlara;
Geçen sene örnektir...
Linderoth yok!... Lincoln sorun... Kewell yok... Lucas yok... Kalede Orkun-Aykut!
 
 
Onun için diyorum ki; Adnan Polat sakın santrfor alma!
Şimdi Adnan Başkan da haklı; Hakan Şükür yok ya...
Taraftara bir santrfor hediye ederek eğer ki golsüzlük çekilirse vereceği cevap olsun istiyor!
Yani Polat şunu demek istiyor;
'Hakan Şükür gitti ama biz dünya çapında bir santrfor aldık!...'
Sırf bunun için santrfor almak istiyor Adnan Başkan.

Ben de diyorum ki; santrfor artık bitti. Galatasaray'ın elinde gol atacak en az on adam var;
Arda, Nonda, Ümit Karan, Lincoln, Kewell, Barış, Serkan, Aydın, Yaser, Erhan...
Çünkü bunların hepsi pozisyona giriyor.
Al işte VFB Homberg maçında goller Yaser ve Erhan'dan...

Çağın futbolu bu! Kimle atarsan at...
Rakibi şaşırt golü at!
 
 
VFB HOMBERG maçını geçiniz
Galatasaray dün akşam Almanların 3., 5. sınıf takımı VFB Homberg'i 2-0 yendi. Yazlık maç gibi bir oyun ben bu maçlara kilometre doldurma ya da rodajdan çıkma maçı olarak bakıyorum. Motoru zorlamayacaksın!
Keyfe keder oynayacak, ufak ufak sezonu açacaksın. Onun için de futbol kalitesini ölçü almam futbolcuları da pek hırpalamam!
Hele yenilere hiç laf etmem çünkü bu bir uyum sürecidir.
VFB Homberg maçındaki kadro bir daha asla bir araya gelmez.
Ancak; Yaser, Ferdi ve Erhan hiç de yabana atılacak oyuncular değil. Bunları Galatasaray takımında görmek beni mutlu ediyor. Hiç olmazsa nereye koştuğunu biliyorsun...

Aydın, Barış, Serkan Çalık, Mehmet Güven de artık rahatlamışlar...
Ötekiler zaten Galatasaray'ın asları.
Lincoln penaltı kaçırdı... Nazarlıktır inşallah!
Bence tipik Lincoln larjlığı... Adam bu işte!
Bana penaltı kaçar demeyin... Hazırlık maçı demeyin... Hazır değil demeyin...
Metin Oktay'ı mezardan çıkart getir yine çatala takar!
Penaltı kaçmaz! Kaçıyorsa atanın keleğidir!
Lincoln çok büyük bir yetenek ama iyi futbolcu değil!
Skibbe onunla çok uğraşacak. İlacını bulursa Türkiye Galatasaray maçlarının keyfine doyar!
Bulamazsa Lincoln'ün Galatasaray'daki vadesi dolar!
 
 
Linderoth için sevindim
Linderoth'u özel olarak izlemeye devam edeceğim. Zira Galatasaray'da vazgeçilmezlerin başında geliyor. Benim oyun planım bilhassa onun sorumluluğunda. Siz belki görmüyorsunuz ama Linderoth bu takımın her şeyi... Sağlamsa tabii... Görünmez faydalı işler yapıyor çünkü çok koşuyor. Oyuna katkısı çok fazla...
Bana göre orta sahanın beyni üç tane;
Linderoth, Kewell, Mehmet Topal...
Üç daha;
Arda, Barış...
Öteki; Ümit Karan ya da Nonda...

Aaaa Lincoln'ü unuttuk!
Hasan Şaş...
Ayhan...
Aydın...
Serkan...
Mehmet Güven...

Bana Cisse, Baptista falan gerekmez!

Akıllı olacaksın;
Galatasaray bu paraları veremez! Para da vermezsen kalite bulamazsın...
Para da versen kaliteyi bulamazsan iş yapamazsın!
Bu ince bir taştır anlayana...

Polat'ın yerinde ben olsam;
'Transfer kapanmıştır. İhtiyaç duyarsak arada alırız' der, maratona başlarım...

Hasan Şaş'a itibar ediniz...

Galatasaray'ın kadrosu iyidir. Çok büyük paralara adam alıp takım içinde farklı gelirde futbolcu bulundurmak kar değil zarardır. Önünde sonunda bir sorun çıkar. Gelir dağılımı toplumları birbirine düşürüyorsa, takım içinde daha beter fırtına yaratır!
Dikkat!

Bunları düşünmeyenler sezon içinde kök sökecektir.
Tekrar ediyorum;
Galatasaray'a Lucas Neill ve İtandje olursa iyi olur...
Olmazsa sorun yoktur!
Eldeki mevcutlar kazanılsın yeter!
Yıllardır birilerinin gölgesinde kalan Hasan Şaş'a artık gereken değer verilmeli Hasan da aklını başına toplamalıdır.
 
 
Sıvasspor'u kutluyorum
Dün maçı zar zor 1-0 kazandılar. Biraz da ilk maçtaki 2-2'lik deplasman sonucu Sıvas'ı garanti oyuna itti ama sonlara doğru bir gol yeseler elenirlerdi...
83'te gelen gol tura yetti...
Sıvas, geçen seneden beri güç kaybetmiş...
Çok çalışmaları gerek.
Takımın ahengi bozulmuş...
Hırvat Grbalj takımı isimsiz ama daha modern futbol oynuyor. Gücü az ama düşünce zenginliği çok. Beğendim.
Haftaya Portekiz'in Braga takımı ile oynayacaklar. O maç bundan zor olur aman dikkat!
Yine de Sıvasspor, Sıvas'ta ilk kez bir Avrupa turu attı, kutluyorum.
 

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #78 : 24. Temmuz 2008, 17:59:35 »
Galatasaray'IN EN İYİ TRANSFERİ


2005-2006 sezonu tarihler 22 Ocak 2006 Pazar gününü gösteriyor. şikebahçe'yle amansız bir şampiyonluk mücadelesi içinde olan Galatasaray, Konyaspor deplasmanında. Maçın oynanacağı Konya Atatürk Stadı'nda karlar temizlenmiş ancak saha buz pisti gibi. Oyuncular ayakta bile durmakta zorlanıyor. Maç boyunca Galatasaray üstün olarak gözükse de, 2 takımında gol pozisyonu sayıları oldukça az. Anlayacağınız oldukça sıkıcı bir maç.

Maçın sonlarına doğru Galatasaray Teknik Direktörü Eric Gerets, radikal bir kararla daha o zamanlar 17 yaşında olan Aydın Yılmaz'ı oyuna alıyor. Maçta artık dakikalar 90+2'yi gösteriyor. Bütün herkes maçın 0-0 sonuçlanacağını düşünürken, Sabri sağ kanattan sol kanata uzun bir pas atıyor, topu göğsüyle çok güzel kontrol eden Aydın, 2 Konyasporlu oyuncudan sıyrıldıktan sonra ceza yayının üzerinden sert bir vuruşla topu ağlara gönderiyor. Evet bu gol sarı kırmızılı taraftarların aklından hiçbir zaman çıkmayacak bir gol. Bu golün sahibi Aydın ise, o günden beri taraftarın heyecanla beklediği bir oyuncu.

Bu golden sonra genç oyuncu takımda daha çok yer bulmaya başladı. Zaman zaman maç içinde parlasa da, gençliği ve tecrübesizliği yüzünden istediklerini yapamadı. Yine de sarı kırmızılıların o sezon kazandığı "Mucizevi" şampiyonlukta en büyük paylardan bir ona aitti. Ancak o sezondan sonra Aydın için işler pek yaver gitmedi, üst üste 2 kez dizinden ciddi sakatlıklar geçirdi. Formayı üstüne geçirdiği sırada yeniden sakatlanan Aydın, iyice gözden düştü. 2007-2008 sezonu genç yıldız için yeni bir başlangıç olabilirdi. Ancak, genç oyuncu Vestel Manisaspor'a kiralandığını duydu.

Bu karara üzülse de, önünde aynı takıma kiralık gidip, bir yıldız olarak dönen Arda Turan vardı. Kendini göstermek için gittiği Ege temsilcisinde, sakatlıklar yine geçit vermedi. Manisaspor'da kaldığı sürece sakatlıktan kurtulamayan Aydın, ilk yarı bile tamamlanmadan Galatasaray'a geri döndü. Burada tedavisini devam ettiren genç oyuncu, sezonun 2. yarısında İstanbul Büyükşehir Belediye'ye kiralandı. Abdullah AVcı yönetimindeki takımda çok iyi çalışan ve şans bulduğu maçlarda bu şansını iyi değerlendiren Aydın, sezon sonunda çok sevdiği sarı kırmızılı ekibe geri döndü.

İşte genç oyuncunun şu ana kadarki futbol hikayesi böyle. Ancak esas önemli olan bundan sonraki yapacakları. Henüz 19 yaşında olan bu oyuncudan açıkçası ben çok şeyler bekliyorum. Benim fikrime göre, Aydın kendi jenarasyonundaki en önemli yetenek (Arda Turan, Mehmet Güven, Uğur Uçar, Cafercan Aksu, Özgürcan Özcan da bu jenerasyonun içinde).

Aydın'ın en önemli özelliği topla çok rahat olması ve topun ayağına çok yakışması. Yürüyerek adam geçebilen, oyunun yönünü çok iyi değiştirebilen ve kaleyi gördüğü anda çok iyi şutlar çekebilen genç oyuncu, eğer biraz daha güçlenebilir ve bencil oyun yapısından biraz daha uzaklaşabilirse, Türk futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en büyük oyuncu olur.

Genç oyuncu, şu an Almanya kampının yıldızı konumunda. Hem hazırlık maçlarında, hem de antremanlarda gösterdiği performansla Galatasaray kampını izleyen herkesin gözdesi haline geldi. Sarı kırmızılılar Kewell sakatlandı ya da Lincoln oynamıyor diye üzülmesin. Bu sezon eğer bir şansızlık yaşamazsa Aydın'ın sarı kırmızılıların en büyük yıldızı olacağını ve üzerine geçirdiği formayı Arda'da olduğu gibi bir daha bırakmayacağını düşünüyorum. Umarım böyle olur ve futbol seyircisi bu önemli yeteneği izlemekten mahrum kalmaz!
 

Enis Berki / http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=8482

nengin

  • Usta
  • ***
  • Kayıt Tarihi: Şub 2008
  • İleti: 625
  • Yaş: 39
  • Yer: KKTC
  • Galatasaray
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #79 : 24. Temmuz 2008, 21:40:16 »
Hababam futbolu

Galatasaray, eksik kadrosuyla sözüm ona bir hazırlık maçı yaptı.Kimin ne oynadığı belli olmayan, futbolun şartı olan bazı hareketlerin hiç birisinin olmadığı bir maçta sadece yedekler sahadaydı. Mesela böyle hazırlık maçlarında kanat akınlarının denenmesi, şut atılması, pozisyon yaratıcı hareketlerin yapılması, toplu hücuma kalkıp çabuk geriye dönülmesi lüzumlu bir şeydi. Ama biz bunların hiçbirini göremedik. Sahada 'hababam' futbolundan güzel örnekler vardı! Yazıya klasik bir filmle devam edelim. İyi, kötü, çirkin.

İyiden başlayalım
Galatasaray'da bana göre iyi olanlar Aykut, Emere Aşık, Volkan, Sabri ve Barış. Dikkat ederseniz, bu saydığım isimler geçen sezon da en iyi oynayanların arasındaydı. Demek ki bunlar sorumluluklarını bilen futbolcular sınıfındaydı. Bu listeyi bakınca Barış, Sabri ve Volkan'ın ilk 11'de yer alacağı kesinlik kazanıyor. Emre ise sakatlanan diğer Emre ile iyi bir yedek olacaktır. Ama şu bir gerçek ki Aykuk, Orkun'dan daha iyi kaleci.

Kötüler
Galatasaray'da belirgin bir değişikliğe gidiş var. Kim olursa olsun yerine yeni isimler alınıyor. Bir-iki maçta gördüğüm birkaç isim vurdumduymazı oynadıkları sürece bu takımda yer bulamazlar. Mesela Nonda. Geçen sene az şans buldu, bu sene ise hâlâ kötüyü oynuyor. Onu işini "Güle güle" ile bitirebilirler. Ferdi ve Yaser, Ankara'dan Galatasaray'a gelen Emre kadar olamadılar. Hâlâ iyi değiller. Hata ettiklerini inşallah geç fark etmezler. Aydın da öyle. Belki yeri değişikti ama yine de çabuk toparlanmalı.

Çirkin
Hem de çok... Ayhan, Galatasaray'ın en tecrübeli futbolcularından biri. Rakibine arkadan gelip tekmeyle vurdu ve kırmızı kartla atıldı. Bu gerçekten çirkin olay. Ama esas çirkinlik bundan sonra başladı. Ayhan hiç susmadan hakeme konuştu, itiraz etti, "Yapmadım" dedi, ama bir türlü susmadı. Yaptığı şeyi nasıl "Yapmadım" dedi, hayretle seyrettim. Ve Ümit Karan... Oynadığı süre içinde kendisine yapılan her harekette adeta makine gibi itiraz etti durdu. Bu itiraz hastalığı Galatasaray'ın başına çok dert olacak. Uyaralım.


OOFFFF OOFFF....
1905