24. Kasım 2017, 22:34:07

Gönderen Konu: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları  (Okunma sayısı 79827 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #32 : 13. Nisan 2008, 14:32:00 »
Hırs ve istek


UZUN zamandır G.Saray’ı bu kadar hırslı, istekli ve arzulu görmemiştim... Her oyuncu görevini yapmak için bir savaş içindeydi. Neydi bu takımı bu kadar hırslandıran değişim.

Öncelikle G.Saray’ın oyun kalıbında bir değişme vardı. Üç tane orta saha adamı Ayhan, Mehmet Topal ve Okan hem ilerideki hücum adamlarına yardımcı hem de savunmadaki zorluklara kalkan oluyorlardı. G.Saray’ın bu denli rakip kaleyi abluka altına aldığını bu sezon ilk kez gördük. Alan daraltma, rakibe top kullandırmama, rakipten top çalma ve pozisyon üretme... G.Saray bunların hepsini yaptı. Ancak ilk yarıda bir türlü emeğinin karşılığını alamadı. Sanki top Trabzon kalesine "Benim orada işim yok" diye bas bas bağırıyordu. Şayet ilk perdede Hakan Şükür’ün 3 kafa şutundan biri girse, maçın gidişatı bambaşka olabilirdi.

Servet belki de bu sezon Trabzon maçında en rahat oyununu ortaya koydu. Çünkü dün gece sahada dinamo gibi işleyen öyle bir G.Saray orta sahası vardı ki savunmadaki Servet’e "Seni zamanında çok yorduk. Bugün dinlen" mesajı veriyorlardı.

Geç kalan düdük

Trabzon da kükreyen G.Saray karşısında adeta kabuğuna çekilmiş, yoğun pres karşısında şaşkın vaziyette idi. Bir tek Yattara vardı, o da kısa süreli bir vals gösterisi yaptı ve takımını harekete geçirmek istiyordu. Ancak bu da yetmedi çünkü Trabzon takımının gücü yoktu.

İkinci perdede G.Saray arı gibi çalışmasının karşılığını Arda’nın ayağından gelen golle aldı. Gol öyle bir dakikada geldi ki, strese girecek bir G.Saray’ı sahada kaymak gibi yaptı.

Trabzonspor golden sonra bir silkelenme süreci yaşadı, ancak Umut’un attığı golü "ofsayt" denilerek hakem tarafından geçersiz sayıldı. Yunus Yıldırım’dan önce yan hakem Volkan Narinç bayrağını kaldırdı. Yunus Yıldırım, Volkan Narinç’ten yanlış istihbarat mı aldı onu bilemem, ama hakemin düdüğü geç çalması sahayı karıştırdı.

G.Saray’da sahaya çıkan bütün futbolcular görevlerinin kat ve kat fazlasını yaptılar. Yani G.Saray’da ya da herhangi bir takımda eğer futbolcular tek vücut olup kenetlenirse kulübedekinin de işi kolaylaşır, başarıya çabuk ulaşılır. İşte G.Saray’da ligin bitimine 4 hafta kala manzara bu.

İlhan Söyler / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8687507.asp?yazarid=59&gid=61&sz=20175

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #33 : 13. Nisan 2008, 14:32:51 »
Adnan Bey'in takımı


HANGİ Adnan Bey’in? Farketmez, Polat ve Sezgin’in... Servet stoperse, Okan ile Ayhan bildiğimiz yerlerindeyse, Hakan-Ümit gol için rakip kale önündeyse, yani Kalli dışında herkesin kuracağı takım sahnedeyse normal olan budur ve Adnan Bey’in takımı kazanmaya odaklanmış bir takımdır.

G.Saray şampiyon olmak için 3 puan alması gereken bir maçı kazandı. Rakip alanda baskıyla başlayan, presle boğmayı amaçlayan G.Saray’da ilk yarının en önemli pozisyonu Servet’in direkten dönen kafa vuruşuydu. Sabri’nin sağdaki çıkışlarına solda Volkan katılmıyor, Okan’ın içeri hareketlenmesiyle Sabri önünde açılan kulvarlarda olumlu ataklar yapıyordu. Şunu bilmemiz gerekiyor ki, Mehmet Topal G.Saray’ın ve Türk futbolunun cilası az olan, parladığı halkde parlatılmayan bir yıldızıdır.

Okan ekip ruhu içinde çarpışan, Ayhan birikimlerini ortaya koyan bir futbol oynadı. Hakan Şükür her zamanki gibi dingin ama rakibi ürkütmede etkin bir isimken, Ümit Karan kritik bölgelerde iyi pas alan ve de atan pozisyon zengini bir futbolcuydu dün akşam. Arda 32. dakikada Trabzon kalesine gönderdiği şutun bir benzeriyle 50. dakikada biraz da şansın yardımıyla golle buluşurken, Ersun Yanal kendi kendine şu soruyu sormalı: "Benim takımım taç atışından nasıl gol yer?" Taçtan aldığı topla Ayhan’ın yaptığı ortada Arda topla iyi yerde buluştu ve Hasan’a çarpan top ağları buldu.

Güler büyük risk

G.Saray dün göz kamaştıran bir futbol oynamadı. Hatlar arasındaki iletişim mükemmel değildi. Adnan Bey’in takımı kazanmak istiyordu ve kazanmak için her yolu deniyordu. Hatta 70. dakikada skor 1-0 iken, ani G.Saray kontratağında Trabzonspor kale sahası içerisinde gole en yakın isim sol bek Volkan’la stoper Servet idi. Gol arzusu ve kazanma isteği her oyuncuda vardı. Bu takım Adnan Bey’in takımıydı.

Doğrusu son 4 maça sahaya Sevgili Cevat Güler’le çıkmak, çok ciddi riskleri göze almak demek olur. Galatasaray Yönetimi bu sorunun çaresini bulmak, Adnan Bey’in takımına Adnan Bey kadar yeni heyecanlar katacak ve saha içinde takıma hakim olacak bir teknik direktör bulmak zorundadır.

Bir sözüm de Trabzon’a... Üstünde hiçbir baskı olmayan, rahatlamış Trabzonspor’un bu kadar silik oluşunu orta alanda bir beynin eksikliğine bağlamak yanlış olur. Benim bildiğim ve yaşadığım Denizlispor, Ankaragücü, Gençlerbirliği ve Milli Takım’daki Ersun Yanal felsefesinden dün gece eser yoktu.

İlker Yasin / http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8687508.asp?yazarid=98&gid=61&sz=20175

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #34 : 13. Nisan 2008, 14:33:53 »
Galatasaray‘ın özellikle ilk yarıda ortaya koyduğu futbolu “iyi” bulanlar var...

Aslında ilk otuz dakikada kaçan gollere baktığınızda haklı yanları var...

Ama Galatasaray’ın “iyiliği“ biraz da Trabzonspor’un “kötülüğünden” kaynaklandı...

Hatta “Biraz” da demeyelim...

Çokca Trabzonspor’un kötülüğünden kaynaklandı...

Galatasaray, Galatasaray gibi oynasa bu Trabzonspor’u “darmadağın” ederdi...

Ama Galatasaray, Gençler maçındaki “hırs patlamasından” sonra, sanki eskiye dönüş yapmış gibiydi...

Biraz Arda, biraz Sabri, savunmada Servet...

Orta alanda Mehmet Topal ile Ayhan’ın cılız hamleleri...

Bu bile Trabzonspor’dan üç puan almaya yetti de arttı bile...

Ama bu kadar kötü Trabzonspor’u bulmuşsun, girdiğin pozisyonları atsana, maçı koparsana...

O da yok...

Trabzonspor bu sezon A.Sami Yen’e gelen takımlar içinde belki de en kötüsü olarak göründü...

Ersun Yanal’ın başında olduğu takım kötü olabilir de, hırstan, mücadeleden bu kadar uzak nasıl olur anlayamadım...

Trabzon yönetimi Yattara ile üç yıllık sözleşme yaptı...

Umarım bu Yattara üç maç oynayıp üç sene yatmaz...

Bu kadar kişisel oyun olur mu, bu kadar sorumsuzluk olur mu?

Trabzonspor’un yediği golde Çağdaş dönüp kendine bir baksın...

Takımına taçtan nasıl gol yedirdiğini bir görsün...

Hani derler ya “ahı gitmiş vahı kalmış” diye...

Bu Trabzonspor’un ne ahı kalmış, ne vahı kalmış...

Baktık, bitime bir dakika kala Ersun Hoca saçını başını yoluyordu...

Bu gidişle yakında yolacak saç-baş da bulamayabilir...

Galatasaray kötü oynayıp kazanmaya devam ediyor...

Bitime dört hafta var ve bu kötü oyuna rağmen hedefe doğru “uygun adım” yürüyor...

Gönül istiyor ki, şampiyon adayları, biraz daha şampiyon adayına yakışır futbol ortaya koysun... Futbol seyircisi, daha iyi futbola layık değil mi?

Şansal Büyüka / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=115045,10,34

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #35 : 13. Nisan 2008, 14:36:53 »
Galatasaray çok iyi oynadı. Özellikle ilk yarıda en az 7-8 net gol pozisyonu yakaladı, bir kısmını kaleci Tolga, diğerlerini de Galatasaray forvetinin beceriksizliği ve şanssızlığı engelledi. Oysa maç Galatasaray’ın lehine1-0 değil çok farklı bitmeliydi. Önemli olan üç puanı kazanmaksa Sarı-Kırmızılı takım onu dün gece başardı.

Ancak unutmadan hemen söylemek lazım; Trabzonspor net sadece bir gol pozisyonu yakaladı. Kaleci Aykut’la bir metrede karşı karşıya kalan Umut, 44. dakikada Trabzonspor adına bu şansı harcayıp, yok etti.

Galatasaray kalesinde Aykut’a hemen hemen hiç top gelmedi diyebilirim. Trabzonspor forvetinde Umut ve ilk yarı oynayan Barış hiç etkili olamadı. Sağ bek Ferhat, sol bek Mustafa Keçeli ve defansın ortasında oynayan Tayfun ve Çağdaş, Galatasaray’ın galibiyet golünü atan Arda’nın yanı sıra Hakan Şükür ve Ümit Karan ile mücadele ettiler. Çoğunu da kazandılar. Fakat Arda’ya mani olamayınca sahadan mağlup ayrıldılar.

Sarı-Kırmızılı takımın orta sahasında Mehmet Topal çok iyi oynadı. Tam bir ön libero gibiydi. Rakiple mücadele etti, ileriye çıkan Servet ve Emre’nin kademesine girdi. Ona koskocaman bravo demek lazım.

Galatasaray defansında Servet her zamanki gibi hava toplarına hakim ve zaman zaman da Galatasaray’ın kazandığı kornerlere ve sağdan-soldan faul atışlarında Trabzonspor kalesinin önüne gitti, gol atmak için uğraştı. Zaten Servet’in oyun tarzına alışmak lazım. Servet iyi bir defans oyuncusu oldu Galatasaray’da. Sadece defansta değil zaman zaman rakip kaleye de yüklendi. Fizik gücü fevkalade. Yanında oynayan Emre Ankaragücü’nden geldiği zaman onu çok beğendiğimi ve Galatasaray’ın çok iyi bir defans oyuncusu transfer ettiğini yazmıştım. Oynadığı her maçta Servet’in yanında Galatasaray’ın en iyi oyuncusu. Ona da Bravo.

Ama gecenin kralı Arda’ydı. Trabzonspor sağ beki Ferhat, onun çok üstüne oynadı, ama yapabileceği bir şey yoktu. Arda’nın teke tek mücadelede geçemeyeceği oyuncu yok. Dün akşam zaten iyi oynayan Galatasaray’da en çok koşan, gol arayan, Hakan’a ve Ümit Karan’a havadan pas atarak gol attırmaya uğraşan Arda’ydı. Galatasaray orta sahasında Ayhan’ı da toparlanmış gördüm. Mehmet Topal’ın yanında o da iyi oynadı.

Gerçeği söylemek gerekirse Trabzon takımı eski gücünden çok ama çok şey kaybettiği gibi ruhunu da kaybetmiş.

Turgay Şeren / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=115047,10,35

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #36 : 13. Nisan 2008, 14:37:36 »
Maçtan önce futbolcularla konuşuyordum. Florya’ya öyle bir bahar havası gelmiş ki anlata anlata bitiremediler. Gülenler, eğlenenler, esprileri ardı ardına patlatanlar hatta talk şov yapan bile varmış kamp öncesi. Yani buradan çıkardığım sonuç Kalli’nin takım üzerinde yarattığı gerginlik yerini sevgiye, saygıya ve birbirine güvene bırakmış.

Bu durum maça da yansıdı. 32 dakikada tam 8 net gol pozisyonu. Tek kale oynayan bir Galatasaray. Birbirine inanmış 11 futbolcu, adeta ölümüne mücadele ettiler.

Herkes bunu gördü. Bu takımı üç günde Cevat Güler yaratmadı. Nezih Boloğlu da, antrenör Burak Dilmen de, bu takım zaten vardı. Sadece eksik olan özgüvendi, stres-sıkıntıydı. Cevat Güler’in maç öncesinde çok önemli taktikler verdiğini sanmıyorum rakibini iyi analiz etti sadece futbolculara ufak tefek önerilerde bulundu hepsi o kadar. Bakmayın siz Cevat Güler’in beyaz saçlarına, kırışmış yüzüne Kalli’den tam 25 yaş küçük ama iki gün içinde takımda ağabeylik, birlik beraberlik, özgürlük nasıl uygulanır bunu diğer arkadaşlarıyla beraber gösterdi.

İlk 45 dakikada Galatasaray adeta tek kale oynadı. Okan, Arda, Hakan Şükür ve Servet inanılmaz goller kaçırdılar. Kaleci Tolga şanslıydı. Trabzonspor ise 44’te Umut’la gole çok yaklaştı ama beceremedi.

Aslında teknikler, taktikler, oranlar ve yüzdeler hiç önemli değil. Mehmet Topal gibi bir aslan yüreklinin maç içerisinde sürekli sakatlanıp, ayakta bile zor durmasına rağmen oyuna devam etmesi her şeyin göstergesiydi.

Galatasaray şampiyonluk yoluna yüreğini koydu. Kalli gitti, takım benliğine kavuştu. Oyuna giren de çıkan da herkes mutlu. Keşke Kalli torununu görmeye Almanya’ya gittiğinde bir daha dönmeseydi. Benim Kalli takıntım falan yok! İnanın böyle düşünüyorum çünkü bu takımın oyundaki her karesini inceleyin Kalli’yi hiç aramadı.

Hasan Şaş, Hakan Şükür, Ümit Karan gibi takımın ağır ağabeylerini de kimse göz ardı edemez. Çünkü onların bu oluşumda, takımın bu yürekliği göstermesinde, Cevat Güler, Nezih Boloğlu ve Burak Dilmen kadar emekleri var.

Bahri Havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=115048,10,47

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #37 : 17. Nisan 2008, 09:45:04 »
Unutulmazsınız!




Genelde açılan çukurlara ıslık çalıp yukarı bakarken düşeriz. Vitrine meraklıyızdır, her şeyin içini geç görürüz. Yüzeysel konuşur, dedikoduya da bayılırız. Kameralar ise dayanılmazdır bizdeki meraklılara. Görenin dili çözülür. Flaşlar patlayıp kamera ışıkları yandı mı, dün işinin patronu olan, bugünün popüler yıldızı olduğunu zanneder. Günü kurtarmaktan, gelecek planlanamaz hale gelinir böyle durumlarda, dolduruşa gelip şişenler, sonunda geleceği göremeden yan kapıdan çıkıp gidiverirler... Bu arada hizmeti yapanlar harcanır, ‘bilmeyenler’ bilir zannedilir.
Hem kulüp geleneği ve kültürü hem de kulüp bütçesine katkısı en fazla olan birimi büyük darbe yedi Galatasaray’ın, geçtiğimiz hafta içinde.
Avrupa Yıldızlar şampiyonluğu, Dünya Yıldızlar 9.’luğu, 3 yıl üst üste PAF Ligi şampiyonluğu, Mini Minikler Ligi namağlup şampiyonluğu, Süper Genç Ligi İstanbul namağlup şampiyonluğu, Süper Genç Ligi Türkiye 2.’liği, Yıldızlar Ligi Türkiye şampiyonluğu, B Genç Ligi İstanbul ve Türkiye şampiyonlukları, UEFA ve Avrupa elit kulüpler altyapı toplantılarına Türkiye’den tek davet edilen olma gururu, Genç Milli Takımlara 51 futbolcu gönderme başarısı, 2005’te Avrupa şampiyonu olan U-17 Ulusal Takım’a 6 oyuncu verebilme başarısı...
Bunlara ek olarak A takıma çıkan Sabri, Arda, Uğur, Mehmet Güven, Fırat Kocaoğlu, Çağrı, Semih Kaya ve çeşitli liglerde kiralık oynayan Özgürcan, Oğuz, Aydın, Zafer, Anıl, Mülayim gibi 15’in üzerinde genç Galatasaraylı’yı kulübe kazandıran başarılı altyapı, yazımın başında anlattığım zihniyet yüzünden büyük darbe yedi. Büyük futbol kulüplerinin altyapıda gerçekleştirdiği her türlü uygulamayı yapabilen, danışmanlarla donatılmış bu birimi yaratan emektar Ali Yavaş, kendine yakışan marurlukta, Galatasaray’ın ona verdiği kulüp terbiyesi bilinciyle, kırgın olmasına rağmen tek kötü söz söylemeden, demeç vermeden ayrıldı gitti yuvasından. Arkasında bıraktığı bütün çocuklar, güzellikler ve hizmetlerini değerlendirecek tek bir teşekkür bile alamadan.
Dişini geçiremediğine teslim olan, dişini geçirdiğini ısıranlar bilmelidir ki, Galatasaraylılar kendisine hizmet eden böyle gönül savaşçılarını unutmaz, onları hep hatırlarlar. Hizmet edenleri hizmet dışı bırakanları da hiç unutmazlar!!!



Can Çobanoğlu / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=105409&authorid=47

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #38 : 17. Nisan 2008, 09:45:57 »
Ya sabır ya kahır



Galatasaray ne zaman rakibe maaile saldırdıysa, hep hüsrana uğramıştır. Hele karşısında ayağa paslarla çabuk çıkan bir rakip varsa, fark yemekten kurtulmuştur. Kırk yılın başında istediği sonucu almıştır belki, ama bu hafifletici bir neden değildir.
Gençlerbirliği maçı da benzer görüntülerle geçti. Daha birinciyi atmadan ikinci gol peşinde koşacak kadar aceleciydi yine takım. Daha atak olgunlaşmadan, top çevirip yerleşmiş rakip savunmanın dengesini bozmayı denemeden paldır küldür yapılan ortalar ve kalabalık savunma arasında eriyip gitmeler, tabii her zamanki gibi geriye dönememeler, eli belinde pozisyonları izlemeler sonrası nasıl bir sonuç çıkabilirdi ki ortaya!
Sıfıra inerek geriye kesilmiş bir tane orta yok. ‘Önünü boşaltarak’ uygun pozisyonda kaleye şut denemesi sıfır. İkiye birler deseniz hak getire. Duran top organizasyonu mu, o da ne! Ve hep doldur-boşalt, hep düzü beceremeden topuk fantezisi! Eeee, nereye kadar.
Asıl tehlike bundan sonra ligde kalan 4 maçtaki rakipler. Hepsi Gençlerbirliği ile benzer özelliklere sahip. İyi kapanan, ayağa paslarla hızlı hücum eden, boş alanlara adam kaçıran, ya çok koşup mücadele eden ya da becerili beyinlere fazlasıyla sahip ekipler; yani cümbür cemaat saldıran takımların belalıları olan İstanbul Büyükşehir Belediye, şikebahçe, Sivas ve Gençlerbirliği Oftaş. Bu maçlarda henüz birinciyi atmadan ikinci peşinde koşulmamalı! Ve o yemeden atılacak birinciye ulaşabilmek için de, gerekirse 90. dakikaya kadar sabredilmeli. Orta alanı kalabalık tutup, savunma güvenliğini bir an olsun elden bırakmamak gerekiyor.
Sezon başından bu yana yapılamayan, daha doğrusu düşünülmeyen bu organisyon kalan 4 maçta ne kadar sağlıklı uygulanabilir, orası bilinmez! Ancak artık, maçın özellikle ilk bölümlerinde kontrollü oynamayı becerebilmeli bu takım. Çok da kötümser olmaya gerek yok, çünkü son yıllarda takımını sürekli yalnız bırakan taraftarı geriye dönüş sinyalini verdi son iki maçta. Kalan 3 maçta taraftar, 2 maçta saha avantajına sahip Galatasaray biraz aklını kullanır, çokça da mücadele ederse, gelecek sezona ümit taşır. Aksi takdirde kaos kapıda!



Ayhan Yılmaz / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=105427&authorid=77

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #39 : 17. Nisan 2008, 09:49:13 »
İlk dalgada karaya oturdu

Galatasaray iki kupayı birden alırsa; tüm dünyanın ilgisini çekecek, üniversitelerde gerçekten "tez" konusu olacak bir başarı elde etmiş olur diyorduk. Gerek kalmadı. Yani tez konusu yapmaya gerek kalmadı. İlk dalgada tekne karaya oturdu. Gençler'in gençleri tez elden bitirdi işi. Üstelik de darbe göstere göstere geldi. G.Birliği'nin ikinci yarıda gol atacağını göremeyen bir tek Galatasaray'ın "geniş" teknik kadrosuydu herhalde. Galatasaray'ı yönetenler bu gelişi göremedi, gördüyse de çözemedi. Çözemezdi de. Neden mi? 1-Yabancı biri gelse ve Galatasaray kulübesine baksa kimin patron olduğunu anlayamaz. Üç teknik adam aynı anda bağırıp çığırıyor, taktik veriyor. Kulübede bu role soyunan futbolcuları saymıyorum bile. Kulübesini çözemeyen sahayı nasıl çözsün? 2-Galatasaray'a, Leverkusen hezimetinden bu yana balans ayarı tutmuyor. Gol ortalaması yüzde 70 oranında düştü. Mevcut oyun sistemi, çözüm değil çözümsüzlük içeriyor. Kalli de bu yüzden pes etmedi mi zaten? Kabul etmek gerekir ki; Galatasaray şansı ve maç maç parlayan yıldızları ile yol alabiliyor. Teknik ekibin kadro kurgusuna ve taktiğine müdahale etmesi gerekiyor. 3-Galatasaray'ın saha içinde de B planı yok. Kapanan savunmaları açamıyor, bir formül üretemiyor. Ayrıca basit hatalar yapılıp ikramlarda bulunuluyor. Gençlerbirliği maçında yenilen golde, direk dibinde olması gereken futbolcu yoktu yerinde. Bu kadar basit gol yiyip binbir zorlukla gol atabiliyorsanız fazla yol alamazsınız. 4-Galatasaray'ın en önemli sorunu orta sahasının yetersizliği. Orta sahayı bir tek Mehmet Topal ayakta tutuyor. Lincoln'ün takıma girişi Mehmet'i de tüketiyor. Lincoln sistem oyuncusu değil, kafasına göre takılıyor. Sadece futboluyla değil, zihniyetiyle de takımı bozuyor. Arda da, Ayhan da kafasına göre takılmaya başlıyor. Lincoln'ü doğru konumlandırmak şart. 5-Yöneticiliğin temel kuralıdır (!), elinizin altında yeri geldiğinde feda edeceğiniz bir günah keçisi olmalıdır! Galatasaray kupadan sonra ligi de kaybederse Adnan Polat ve Adnan Sezgin olacak bu günah keçileri. Tamam bu yol onları kahramanlığa da götürebilir ama bıçağın diğer sırtı çok daha keskin. Maddeler daha da çoğaltılabilir. Toparlarsak; Galatasaray iki kupadan kolay olanını avucundan kaçırdı. Diğer kupa çok daha zor ama imkânsız değil. Bu, Adnan Sezgin'le de olabilir. Kupanın diğer ucundan tutan rakiplerinden Sivasspor'un başındaki Bülent Uygun da bu noktaya menajerlikten gelmedi mi? Futbolda her şey mümkündür, yeter ki hamleler doğru yapılsın...

Bülent Tuncay / http://www.fotomac.com.tr/yaz1260-50110-112.html

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #40 : 25. Nisan 2008, 10:02:03 »
Yanlışsın Hakan !

Gol rekorlarını kırmış, onca milli sevinç yaşatmış, pek az insana nasip olmuşları başarmış olsan da, yanlışsın Hakan! İlk yanlışın Galatasaray Liseli olmaman. Sonra, şikebahçe yerine Galatasaray’a transfer olman. ‘Torino’ya git’ dediklerinde gitmen, ‘Gel’ dediklerinde gelmen. Ki ödediğin faturayı iyi bilirim, Adnan Polat da bilir. Sonra özel yaşamında, aleme dalmaman. Kulübünü çok sevmen. Doğan abinin resim sergisine katılmaman, Oray Eğin’in Radikal 2 röportajlarına erotik pozlar vermemen. Kuliste başka, ekran karşısında bambaşka konuşmaman. Düşündüğünü söylemen, vs...
Hadi bunları başaramadın, ne yapacaktın? Aleme dalacak, ‘Pepimiz Hrantız’ diye bağıracak, bölücülere destek mesajları salacaktın. Üç-beş entel spor uzmanıyla, promilli gecelerde, felsefe (!) yapacaktın. Denizde su alıp batma olasılığına karşın, dibine tıkaç takılanlarla takılacaktın. İnançlarını da hiç kimseye empoze etmeye çalışmayacaktın.
Evet zurnanın ‘zırt’ ettiği yer de, burası mı acaba? Bak Hakan; hepimiz Elhamdülililah müslümanız. Ne çocukluğum, ne gençliğimde ‘Kutlu doğum haftası’ diye bir etkinliğe rastlamadım. İslamiyette abartı ve Noel özentisi şeyler yoktur. Son dönemde benzeri zorlamalar arttı. Peygamber efendimizi anmak istediğinde, vaktin varsa Yasin-i Şerif, azsa 3 Kulhuvallah, bir Elham okur ‘Ya Errahmanirrahim okuduğum duaları, önce Sallalahül Aleyhisselam efendimizin, sonra Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının, şehitlerimizin, kimsesizlerin, eş, dost, akraba ve mümin kardeşlerimizin ruhuna hediye ettim’ dersin.
İnançları abartmanın popülizm ve yatırımlar (!) dışında faydası yok, günahı çok. Allah kuluna nasip edeceği tüm güzellikleri, sporcu olarak nasip etmiş. Şükür edecek, zorlamalara girişmeyeceksin. Şu yaptığının, kafasındaki türbanı süsleye süsleye, TIR kasası gibi uzatan ve geriye doğru ilave dingil gibi güneş gözlüğü takanlardan ne farkı var?
Sonra Fethullah Hoca’nın organizasyonu! Finans işlerini ve onca yatırımı gerçekleştirecek tahsili ve gücü var mı? Yoksa bu iş başlı başına bir Amerikan yapımı mı? Benim 6 ayda uyandığıma, 15 senedir uyanamıyor, insanı hayretler içinde bırakıyorsun.
Haydi... şikebahçe’ye 2 tane at da, kısmen de olsa kendini affettir.

Oğuz Dizer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=105942&authorid=45

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #41 : 28. Nisan 2008, 13:03:26 »
Galatasaray dün akşam bu sezonun en disiplinli, en mücadeleci futbolunu oynadı. Kaleci Aykut’tan tutun da özellikle sol açık oynayan Arda’ya kadar tüm Sarı-Kırmızılı futbolcular oynadıkları futbolla galibiyeti sapına kadar hakettiler.

Galatasaray maça tam saha pres yaparak başladı. İlk on beş dakika şikebahçeli futolculara top göstermediler. Sağlı sollu ataklardan ilk yarı bir gol gelseydi kesin söylüyorum maç daha farklı bir skorla bitebilirdi.

Galatasaray’da Sabri, Emre, Servet ve Hakan Balta, ne Alex’e ne Deivid’e ne de Kezman’a ve sonradan oyuna giren Semih’e göz açtırmadılar. Dün akşam sahanın yıldızı Mehmet Topal’dı. İyi oynayan Galatasaray’ın en değerli oyuncusuydu. Zaman zaman Emre ve Servet’in kademesine girdi, ön libero olarak kural ne yazıyorsa aynı şeyleri fevkalade uyguladı sahada.

Ümit Karan’ın direğin dibinden dönen bir şutu var. Nonda’nın da kaleci Volkan’ın affedilmesi mümkün olmayan hatasından attığı bir gol var. Ben kalecilere her zaman şu öğüdü veriyorum; “defansınız rakiple mücadele ederken kalenizi boşaltmayın” diyorum. İşte dün akşam Volkan, bu hatayı yapınca maçın kaderini de değiştirdi. Nonda oyunda kaldığı sürede çok iyiydi. Neden değiştirildi onu da anlamak zor. Hele hele Arda. Hakan Balta’nın önünde çok iyiydi. Geldi defanstan top çıkardı, hücuma katıldı, zaman zaman gol pozisyonlarına da girdi. En önemlisi çok sert olan oyunda her şeyini ortaya koydu. Sakatlanma pahasına da olsa kafasını, ayaklarını, rakiple ikili mücadelede çok iyi kullandı.

Tekrar söyleyeyim; dün akşam Galatasaray sahadaki her hareketiyle maçın galibi olmalıydı ve oldu da. Edu’nun ikinci yarının 70. dakikasında ceza sahası içinde Hakan Şükür’e yaptığı bir penaltı pozisyonu var. Fırat Aydınus, dün akşam için sakın ha “iyi maç yönettim” demesin. Çaldığı çoğu düdükler yanlıştı, Edu’nun hareketi de yüzde yüz penaltıydı ama es geçti.

Şimdi kaldı son iki hafta. Galatasaray deplasmanda Sivas’tan galip ayrılırsa şampiyonluk yolunda artık onu kimse tutamaz.

Turgay Şeren / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=116592,10,35

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #42 : 28. Nisan 2008, 13:08:23 »
İyi ki Kalli tribünde oturuyordu. Oturmasaydı müthiş oynayan Galatasaray’a illa ki bir arıza yaptırırdı.

Gerçekten de Galatasaray olağanüstü derecede oynadı. Servet’ten Ayhan’a, Sabri’den Ümit Karan’a kadar herkes performansının iki katına çıktı.

Devre arasında Hagi’nin yanına gittim. Takımı Galatasaray için sadece, “Rüya gibi oynuyorlar” dedi. Kalli’ye sordum, “Very good” dedi.

Tekrar maçtayız, ikinci yarı başladı. İlk yarıdaki Galatasaray ikinci yarı biraz durgundu. Ancak saha içinde ne yaptığını bilen 11 yürekli adam vardı.

şikebahçe tam profesyoneller takımı. Ama Galatasaray duyguyla, arkadaşlıkla, her türlü zorluğa karşı dayanan bir ekip olmanın verdiği hırsla bu maça asıldı. Teknik direktörü yok, parası yok ama yüreği olan 11 müthiş adamın savaşı vardı dün sahada.

Elbette şikebahçe’de Volkan’ın hata yapması, Lugano’nun sakatlanarak oyundan çıkması da Galatasaray’ın galibiyetinde önemli etkenlerdi. Ama Galatasaray hiçbir şekilde küçümsenmeyi, fakir edebiyatı yapıyor denilmeyi hazmedemedi.

Düşünün; bir yanda üniversitede hocalık yapan Cevat Güler, diğer yanda futbol dünyasının en önemli isimlerinden teknik direktör Zico... Bir yanda kasım kasım kasılan bir rakip, diğer yanda mütevazı olan Sarı-Kırmızılılar...

Polat’ın bu maçtan önce başlattığı tek yürek çağrısına uyan 90’ınana merdiven dayamış Galatasaray’ın eski başkanları, eski teknik direktörleri ve tribünleri dolduran taraftarlar takımlarını ne kadar övse azdır.

Öte yandan bana göre Lincoln iyi ki oynamadı. Çünkü bu takımın temposuna, hırsına asla ayak uyduramazdı. Zaten hangi derbide ayak uydurdu ki...

Bu galibiyet Galatasaraylı futbolculara analarının ak sütü gibi helal.

Bir tebrik de maçın güler yüzlü hakemi Fırat Aydınus’a....


Bahri havadır / http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=116594,10,47

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #43 : 28. Nisan 2008, 13:32:48 »
LEVENT TÜZEMEN: G.SARAY HAK ETTİ (SABAH)

Lincoln'ün yokluğunda Galatasaray, şikebahçe'ye karşı iki forvetle dikildi. İlk 45 dakikada Galatasaray'ın "Avrupalı ruhu" sahadaydı. Zihinsel olarak derbiye yeterince hazırlanmayan şikebahçe'nin tek ciddi pozisyonu olmadı. Çünkü Galatasaraylı oyuncular sahanın her yerinde pres yaptı, rakibe top kullanacak boş alan bırakmadı.

4'te 4 yapan Cevat hocanın bu başarısını alkışlamak gerekir. Galatasaray derbide takım disiplininden taviz vermedi. Savunmada Servet-Emre ikilisi yürekleriyle oynadı. Balta ile Topal kritik pozisyonlarda çok iyi kademeye girdi. Sonuçta "Hocası yok" denilen Galatasaray yüreğini koyarak oynadığı derbiyi hak ederek kazandı. Galatasaray için; deplasmandaki Sivas maçını oynamadan "Şampiyon oldu" demek hata olur. En büyük tehlike rehavettir.

BÜLENT TULUN: ŞAMPİYON GİBİ (FOTOMAÇ)

Maçtan bir gün evvel Lincoln'ün sakatlanması aslında kimseyi şaşırtmamıştı. Çünkü kendisine ihtiyaç olan hiçbir maçta arkadaş sahneye çıkamamıştı. Ama diğer taraftan Lincoln'ün olmayışı G.Saray için büyük bir avantaj haline dönüştü. Etkisiz bir Lincoln ve tek santrfor yerine yerine Galatasaray etkili iki santrforla çıktı. 90 dakika boyunca sahada istekli bir Galatasaray vardı. İlk yarı skorunun 1-0 yerine 3-0 olması gerekirdi.

Artık G.Saray'ın bir beraberlik lüksü de var. Bundan sonra bir sürpriz olacağını sanmıyorum. Bu kriz döneminde takımının başında dimdik duran Cevat, Nezih ve Burak hocaya büyük birer ödül vermek lazım.


 

ZAFER ERTEM: HAYAT ONDA! (FOTOMAÇ)

Her iki takım için de olmak ya da olmamak maçıydı. Zorlu derbinin favorisi F.Bahçe, saha avantajı G.Saray'ındı. F.Bahçe çok alternatifli kadro ile zor derbiye çıkarken, G.Saray'da Lincoln'ün bir gece önce sakatlanıp takımını yanlız bırakması alternatifsiz kadroya mahkum olan G.Saray'ı daha da çaresiz bıraktı.

İşin ilginci maça konuk olarak gelen ve teknik direktör olduğu dönemlerde Nonda'yı kulübeye hapsederek futbolu unutmasına neden olan Kalli'nin Nonda'nın golü sonrasında ayağa kalkıp sevinmesiydi. İkinci yarının ilk çeyreğinde F.Bahçe iyi yüklendi G.Saray kalesine. Daha iyi ayağa pas yapınca G.Saray bir süre F.Bahçe'yi izlemeyi tercih etti. Bu arada Cevat Güler'in ilk değişikliğini Nonda'yı çıkarıp Hakan Şükür'ü oyuna alarak yapmasının hangi mantığa uyduğunu merak ediyorum. Dünya derbisini favori kaybetti. G.Saray, hakem Aydınus'a rağmen kazandı. Sahanın yıldızı Sabri'ydi. G.Saray hırslıydı, istekliydi. İstediği için koltuğu kaptı, inanıyorum ki istediği için de şampiyon olacak.

Buraya getirirsen

RIDVAN DİLMEN / MİLLİYET

Rotasyon motasyon diyerek, Zico’nun “suçlu benim”, “ben hata yaptım”, “her gün bir şey daha öğreneceğim” demeçleri birbirini takip ederek bu maça kadar geldi şikebahçe. Ama unutulan birşey vardı. Ali Sami Yen’e puan puana çıkmak o kadar da kolay değildi.
Ligin bitimine 5-6 hafta kala Galatasaray yönetimi doğru bir seçim yapmış, Teknik Direktör Feldkamp’ı göndererek doğru oynamaya başlamıştı. Bir hafta önce de Belediye önünde tek forvet, arkasında Lincoln ile oynamış, Lincoln sakatlanınca teknik heyet sistemde fazla oynama yapmadan çift forvetle sahaya çıkmıştı. Tipik 4-4-2 düzeni. Yani Sevilla gibi. Ama Sevilla karşısındaki o arzulu şikebahçe sahada yoktu. Galatasaray arzu ve iştah olarak üst seviyeye çıkarken, rakibine göre daha iyi oynadı, maçı fazlasıyla hak etti.

Hak ettiler
Her iki yarı da oyunun son 10 dakikası hariç Galatasaray ağırlıklı oynandı. Son 10 dakika şikebahçe baskı kurmak istedi ancak Galatasaraylı oyuncular rakiplerinin yüzünü kaleye döndürmedi.
şikebahçe takımında bireysel anlamda iyi oynayan bir kişi bile yoktu. Herkes vasatın altındaydı. Çok iyi işlere imza atan teknik heyet son on dakika ciddi bir hata yaptı ve anlamsız şekilde Song’u oyuna aldı. Bu durum şikebahçe’nin işine geldi. Ama gol pozisyonu üretemedi.
Galatasaray taktiksel anlamda kusursuzdu. Dört çizgi orta saha oyuncusu rakibin kanatlarını çok iyi durdurdu. Burada bütün iş Maldonado’ya düşüyordu. Ancak o her zaman olduğu gibi Lugano ile Edu’nun arasında dolaştı. Galatasaray ev sahibi olmanın da avantajıyla şikebahçe’nin en iyi yaptığı hazırlık paslarını tatlı faullerle kesti ve organizasyona izin vermedi.
İki hafta daha olmasına rağmen Galatasaray bu sonuçla yüzde 90 şampiyonluğa ulaştı diyebiliriz.

Favori kazandı

MEHMET DEMİRKOL / MİLLİYET

Galatasaray, kupa maçlarında ezberlediği oyunla sahadaydı. Bu oyuna kağıt üzerinde 4-4-2 denebilir. Ama Ümit’in kanatlara kaçışıyla, Arda’nın öne çıkışıyla 4-3-3/4-5-1 varyasyonuna yakın bir oyunla şikebahçe’ye önde bastılar. Zico’nun da oyuncu ve diziliş tercihlerinin etkisiyle, rakibi durdurup istedikleri gibi oynadılar. Eksik kalan, oyun hızı ve şikebahçe’nin büyük boşluklar bıraktığı ters kanada top atamayışlarıydı. Bunu yapabilseler girdiklerinden çok daha fazla ve net pozisyon bulabilirlerdi.
Zico 4-3-2-1 (noel ağacı) dizilişini artık resmileştirmiş görünüyor. Kezman’ın arkasında Deivid ve Alex duruyor. Onları Kazım, Maldonado ve Marco üçlüsü tamamlıyor. Ancak bu oyun önde basan rakiplere karşı kopuyor, çok zayıf kalıyor. Kezman, Alex ve Devid. Kazım ve Marco hücuma yakın duruyor ve takımdan uzaklaşıyor. Hücum üçlüsü savunma sıkıştığında atılan uzun topları da alamıyor. Böylece tamamen oyun dışı kaldılar.
Önünde geriye gelmeyen Kazım olunca Gökhan ya savunmaya mahkum kaldı, ya da çıktığında şikebahçe savunması eksik oldu öte yandan. Lugano ve Edu’ya ekstra yük bindi. Uğur’a yardım edilmemesinin de sonucu aynı oldu.
Sonuçta, şikebahçe beşli bir savunma ve beşli bir hücum takımı oluyor. Galatasaray’da ise 10 kişilik bir takım var. Biliyoruz ki sadece alan savunmasını değil, alan oyununu iyi oynayan oyuncu kalitesi ne olursa olsun öndedir. Öyle de oldu zaten. Buna Lugano ve Volkan’ın sakat sakat oynayışını ekleyin. Zaten dengesiz olan şikebahçe bu sakatlıklarla dörde bir üstün bir pozisyonda Nonda’dan gol yedi. Zihnen ve takım olarak alan oyunundan koparsanız işiniz zordur. Galatasaray, şikebahçe’nin bu sıkıntısını 3 maçtır çok iyi kullanıyor.
Sarı-lacivertliler, Chelsea’nin özellikle Londra’da böyle oynamayışına, önde basmayışına dua etmeliler. Ya da rakibin Liverpool olmayışına...
Tabii iyi takımlar rakiplerinden ve oyunlarından etkilenmezler. Galatasaray bunu yapamadı. İkinci yarıda anlamsızca geri çekildiler ve onlar da şikebahçe’ye uyup koptular birbirlerinden. Basit bir kontra oyununa yattılar. Bu şikebahçe’yi bildik anlamda hareketlendirmedi belki. Ama ara sıra da olsa daha kalabalık gelebildiler rakip kaleye. Song-Ümit değişikliğinden sonraysa çok daha sık. Halbuki rakibi tamamen sahadan silmişti ev sahibi. Teknik direktörsüzlüğün sıkıntısını çekerek bir zafer kazandılar.
şikebahçe ise teknik adam performansının çok kötü oluşuna hiçbir oyuncunun isyan etmeyişiyle kaybetti.
Galatasaray bir teknik deha arasa da kazandı.
şikebahçe, bir Tuncay’ı olmayışından kaybetti.


Galatasaray oynatmadı
Geriye bayram ve sorular kaldı



MUSTAFA DENİZLİ / MİLLİYET

Galatasaray - şikebahçe maçını dünya derbileri arasında gösteriyoruz. Fakat stada gidişimiz bir zorluklar zinciri, çıkışımız ise tam bir felaket! Kaldı ki, Ali Sami Yen’in seyirci kapasitesi de düştü. Buna rağmen derbide bu zorluklar yaşanıyor.
Evet heyecana, ilgiye bakarsanız gerçekten dünya derbileri arasında gösterebiliriz. Peki dünya derbilerinde bu çizgide bir futbol bulabilir miyiz? Bu çok zor. Esasında bunu da normal karşılamak lazım. Belki bir sezonun bütün emekleri geldi, bir maça kilitledi.
şikebahçe sahaya Maldonado ile çıkınca az da olsa oyunun neler gösterebileceği kafanızda canlanıyor. şikebahçe gerçekten maçı kazanacak bir şey yapmadı. Birkaç kişi büyük mücadelenin içinde olduysa bu, bir derbiyi kazanmak için yeterli değildir. Nitekim yetmedi de.
Yıllarca bu derbileri yaşayan, böyle maçlarda görev yapan bir insan olarak birincisi statta hem küfür hem yabancı madde olarak geçmiş senelerden çok daha güzel bir görüntü vardı. Hakikaten bu durum maçın en güzel taraflarından biriydi. Oyunun başındaki taşkınlıktan da çabuk vazgeçildi.
Galatasaray derbiyi kazanmak için her şeyi yaptı. Bu maçlarda kulübeler çok önemlidir demiştik. Galatasaray kazandı, ancak bana göre şikebahçe’den kötü değişiklikler yaptı sarı-kırmızılı kulübe. Birincisi Hakan Şükür girmeden önce oyundan ilk düşünlerden birisi Arda’ydı. Burası Volkan’la takviye edilebilirdi, ama bu tercih edilmedi. Nonda hem fizik hem moral olarak sahada var olan bir futbolcuydu. Bu değişiklik niye yapıldı anlamak mümkün değil.

Amatörce bir diziliş
Galatasaray’a galibiyeti getirenlerin başında Emre, Ümit Karan, Servet, Barış, Ayhan ve Mehmet Topal vardı. Hakan Balta da onlara ayak uydurdu. Kısacası Galatasaray’da kötü oynayan yoktu. şikebahçe’de kim iyiydi diye soracak olursak, hakikaten bir iki tane mücadele eden ve bunun yanında kötü gözüken Kezman, biraz Edu ve biraz Gökhan’dan başka kimse oyunda etkili değildi. Orta saha yok gibiydi. Peki niye yoktu? Maldonado ve Alex yok. Bunlar yok olunca, Aurelio da yok. Zaten olağanüstü büyük bir hata maçın sonucunu belirledi. Bu gol belki sadece sonucu değil, şampiyonu da belirledi.
İlk yarıda 2-3 tane dikkat çeken pozisyon oldu. Rakip takım antrenörleri artık iyi düşünsünler. Oyuncularına, “Galatasaray ataklarında topu kornere vurun. Çünkü kornerleri kullanamıyorlar. Hiç olmazsa dönen toplarla gol pozisyonu yakalayabiliriz” demeliler.
İnanılmaz bir şey bu. Galatasaray kornerlerde bir amatör takımın bile yapmayacağı, garip bir saha dizilişi uyguluyor. Bütün takım ceza sahası içinde, iki kişi dışarıda. Çabuk çıkan bir takım mutlaka gol yapar. Ama şikebahçe bunu yapamadı. Çünkü şikebahçe’de iş yapacak oyuncuların sahadaki varlıkları ile yoklukları belli değildi. Şimdi gözüken o ki Galatasaray, Sivas’tan çıkaracağı bir beraberlikle İstanbul’a şampiyon gibi dönebilir.
Kısacası heyecanı, tansiyonu yüksek, fakat futbol olarak hedeflerden uzak bir derbi, bir şampiyonluk maçıydı. Şunu da eklemek lazım. Volkan kulübeyi sakatlığıyla devamlı tedirgin etti. Kulübe rahat oyuncu değişikliği yapamadı.

G.Saray hak etti

ERMAN TOROĞLU HÜRRİYET

İLK 45 dakikanın tamamında Galatasaray, sahanın her yerinde baskı uyguladı. Topa en yakın olan futbolcu, ne pahasına olursa olsun presi yaptı, bütün arkadaşları da ona yardım etti.

şikebahçe, üst üste ısrarla bu kadar inatçı bir pres beklemiyordu. Zaten sarı lacivertliler bu tarz presi hiç sevmezler. Ve hep beklediler, ne zaman Galatasaray, şikebahçe hücumlarını kendi yarı alanında karşılayacak diye. Ama 45 dakika boyunca sarı kırmızılılar hep rakip yarı alanda ilk baskıyı yaptılar. şikebahçe, ancak iki kere hızlı hücum şansı buldu. Özellikle ilkinde, Ümit Karan, şikebahçe’yi iyi tanıdığı için atabilecekleri bir golün kokusunu aldı ve kendi kale sahasına kadar rakibi kovalayarak topu kornere attı.

Bu şunu gösteriyor; Ümit Karan’ı bir rakip ceza alanında bir de kendi ceza alanında görüyorsunuz. Ve bu oyun isteği, hırsı koca 45 dakika boyunca bütün sarı kırmızılılarda vardı. Nonda, Edu-Lugano ikilisini bozdu. Çünkü, bu oyuncu çok ters yerlere gidiyor ve bu ikilinin istemediği işleri yapıyor. Nitekim buna benzer bir pozisyonda Edu panikleyip, kendi kalecisi Volkan da kendisine faulü yapınca Galatasaray’ın golü geldi.

Zico’nun Lugano’yu alması acaba atılma riski miydi? Yoksa vazifesini yapmaması veya sakatlığı mı? Ama Lugano’nun hareketlerine bakarsanız, sakatlığı oynamasına engel değildi.

Devre arasında bütün soru, Galatasaray’ın bu presini 90 dakika boyunca sürdürebilmesiydi. İkinci yarı başladığında, ilk yarıdaki pres yoktu ama şikebahçe’de de hareket yoktu. şikebahçe belki de bu sezonun en kötü futbolunu oynadı. şikebahçe’de el freni Maldonado sahnedeydi. O, olmayınca Marco da sahnede olmuyor. Ama dönüyorsunuz Galatasaraylı teknik adamlar da şikebahçe’nin ekmeğine yağ sürüyor. Nasıl mı? Nonda’yı oyundan alarak. Bu Nonda’yı 90 dakika oyunda tutsalardı daha önce 2-0, 3-0’lık skoru yakalayıp rahatlarlardı.

Güzel maç oldu

şikebahçe, Galatasaray kalesinde tehlike bile yaratamadı, bir tek Alex’in pozisyonu hariç. Dünkü maç sabaha kadar oynansa, Galatasaray kazanırdı. Sonuna kadar hak ettiler. Galatasaraylılar’ın bir şeyi iyi düşünmeleri lazım. Kalli’nin sevapları ve günahları. Bu takım neden inişli-çıkışlı oldu. Yönetimden mi teknik adamdan mı? Veya takımın içinden mi? Sarı kırmızılılar eğer şampiyon olurlarsa ve kendi içlerindeki çelişkileri görüp, halledemezlerse seneye işleri zor olur. Her şeye rağmen güzel bir maç oldu. Belki kalite yoktu o da normal. Ama kesinlikle de hakem yığılacak bir maç olmadı. Fırat Aydınus, belki önce bir-iki sarı kartı kullanmadı. Teknik açıdan kendini böyle hazırlamış olsa gerek. Ama hiçbir zaman oyunun içine girmedi ve maçın neticesini hakeme yıkmadı.

İsteyen kazandı


AHMET ÇAKIR / ZAMAN

Dev maçla ilgili olarak hafta boyunca bizler konuştuk. Her zaman olduğu gibi gerekenden çok da fazla konuştuk... Oysa gerçek söz sahada söylenecek ve onu da futbolcular yapacaktı... Bütün bir sezonun hesabının bu maçta görülecek oluşu, maçı "yürek dayanmaz" hale getirmişti. Üstelik şampiyon oluyorum derken kendini 3.lükte bulma tehlikesi de kapıdaydı...
İlk 45 dakika bittiğinde, şikebahçe'yi izleyen yorumcu arkadaşlar Sarı Lacivertli takımı bu sezon hiçbir karşılaşmada bu kadar etkisiz görmediklerini söylüyorlardı. Gerçekten de Galatasaray sezonun kaderini belirleyecek maçı kazanmayı rakibinden çok daha fazla istediğini bütün belirtileriyle ortaya koymuştu. Sadece sonuç alma yönünde yeterince becerikli sayılmazdı. Tabii Ümit Karan'ın direkten dönen vuruşunda da talihsizdi. Gerçi ortada hiçbir şey yokken bulunan hazine değerindeki golden sonra talihsizlikten sözetmek de pek doğru olmazdı. Volkan'ın rahatça alabileceği topa Edu da çıkınca Nonda futbol hayatının belki de en önemli golünde topu kafasıyla ağlara itme zahmetine katlandı.

Açıkçası böyle bir maçta nefis bir organizasyon ya da kurşun gibi bir şutla yenecek golden çok daha yıkıcıydı böylesi... Ardından Edu'nun yerini Yasin'e bırakmak zorunda kalması F.Bahçe için iyi bir gece olmayacağını gösterir gibiydi... Galatasaray her yönden daha iyi hazırlanmıştı maça. Sadece saha içinde değil tribünde de güçlüydü Cim Bom. Eski başkanlar ve teknik direktörlerin tribünde yer alışı, başka takımlarda kiralık oyuncuların bile gelip şampiyonluk heyecanını paylaşmaları hiç de yabana atılacak işler değildi.

şikebahçe ikinci yarının başında biraz silkinir gibi oldu ama Sarı Kırmızılı takım buna pabuç bırakmayacağını hemen gösterdi. Peşinden Kazım'ın çıkarılıp Semih'in alınması beklenen bir gelişmeydi. Cevat Güler'in buna Nonda-Hakan Şükür değişikliğiyle karşılık verişi 'uyumuyorum ama yaptığına da aldırmıyorum' demeye benziyordu. Ancak Hakan'ın iyi başlamayışı biraz sıkıntı oldu. Bunun üzerine Ümit Karan'ı çıkarıp Song'u oyuna alışı, Sabri'yi de öne çıkarışı usta işi bir düzenlemeydi. Son dakikalarda Cim Bom'un büzülüp şikeci'in saldırması normaldi ama sonuçta hakeden kazanacaktı.

Sarı Kırmızılı takım futbol kalitesiyle olmasa da tek kelimeyle olağanüstü mücadelesiyle bu zorlu maçı kazanmayı bildi ve şampiyonluğa doğru dev bir adım attı. Bu kez önce şu şu oyuncular filan değil, 14 Sarı Kırmızılı futbolcu da görülmeye değer bir mücadele sergiledi. Sarı Kırmızılı takım aslan unvanına yakışır bir geceyi taraftarına yaşattı. Lincoln'ün yokluğu gibi önemli bir sorun bile kimsenin aklına gelmedi. Özellikle Ümit Karan "Ayağım kırılsa da oynarım" sözünün hakkını verdi. Bu arada, "Evsahibi yüzde 75 kazanır" bir kez daha doğrulandı. Bundan sonra artık şikebahçe için hayat zor olacak...

Galatasaray aklını kullandı yüreğini koydu ve kazandı



Yaktın, yıktın Volkan!


AZİZ ÜSTEL / STAR GAZETESİ
 
Galatasaray, inanılmazı başardı. Hocasız, sakatlarla dolu bu takım, sözümona Türkiye’nin en iyi takımı şikebahçe’yi yendi ve şampiyonluğa çok ama çok yaklaştı.

Galatasaray’ın, Lincoln şokundan sonra ne yapacağını, şikebahçe karşısında nasıl bir oyun sergileyeceğini herkesten çok ben merak ediyordum... Eğer bir kulüp 20 milyon dolar para vermiş ve sözümona Avrupa’nın en büyük yıldızlarından birini getirmişse, ondan böyle bir maçta yararlanamayacaksa ne zaman yararlanacak? Ama Lincoln, son idmanlardan birinde gene sakatlandı. Bu da, Cevat Hoca’nın bütün planlarını alt üst etti. Lincoln olmayınca çift santrforla başladı oyuna. Ve Nonda, sahada kaldığı sürece, 22 futbolcunun da en iyisiydi. Golünü attı, mücadele etti, topu iyi sakladı ve Galatasaray için eğer sürekli oynatılsaydı ne kadar yararlı olabileceğini gösterdi. Attığı gol, deftere Volkan’ın hatası diye yazılacaktır. Ama golden hemen önce Ümit Karan’ın direkte patlayan şutunun intikamını aldı Nonda...

Galatasaray orta sahası, beklediğim gibi oynadı. Pres yaptı, koştu, topu ayağında fazla tutmadı çabuk çıkardı. Savunma da büyük bir hata yapmadan oyunu götürdü. Ancak hataların en büyüğünü, Cevat Hoca yaptı. Nonda’yı çıkardı ve Hakan Şükür’ü aldı oyuna. Bunun herhangi bir açıklaması olamaz. Tabi eğer Nonda sakatlanmadıysa... Böyle bir gerekçenin dışında, Hakan Şükür niye oyuna alınır, üstelik de niye sahanın en iyi topçusu çıkarılır?

Zico’nun Semih hamlesine orta sahayı daha da kalabalıklaştırarak, örneğin Mehmet Güven’i alarak yanıt verebilirdi Cevat Hoca... Ama herhalde gene hurafeler karıştı işe ve Hakan, Nonda ile yer değiştirdi.

Ben şikeci’in bu kadar etkisiz ve bu kadar beceriksiz olabileceğini tahmin etmemiştim. Koskoca ilk yarı boyunca bir tek gol pozisyonu bulabildi.

Galatasaray, aldığı bu 3 puanla, şampiyonluğa artık çok yaklaştı.

Yılın karşılaşması haftaya Sivas’ta

HAKAN ÜNSAL / STAR GAZETESİ

Galatasaray’a son haftalarda futbolda izah edilemeyecek bir şeyler oluyor. Feldkamp’ın gitmesi sonrası oyuncu ve takımın performansının iyiye gitmesinin yanı sıra, kupada elenişten sonra da Galatasaray’ın orta saha anlayışı değişti.. Son olarak Lincoln’ün şikeci maçı öncesinde sakatlanması da Cim-Bom’un sahaya iki forvet çıkarak hücum gücünün arttırmasına neden oldu. Yani son 5 haftada yaşananlara bakarsak sanki dışarıdan bir el Galatasaray’a doğruları gösteriyor!

Maça gelince.. Galatasaray beklendiği gibi baskılı başladı. İlk 10 dakikadan sonra maç dengelenmeye başlarken, Ümit’in direkten dönen topu oyunu hareketlendirdi. Galatasaray orta sahası iyi mücadele ve pres yaparak şikeci’i sahasından çıkartmadı. şikeci ani çıktığı 2 pozisyonun birinde Alex’in kötü vuruşu ile golü kaçırdı. Nonda’nın attığı gol bana göre Zico’nun tecrübesizliğinden kaynaklandı. Küçük ayrıntıların maç kazandıracağı bir derbide oyunu başında kasığından sakatlanan Volkan’ı oyundan çıkarmadı. Volkan sakatlığı nüksedince toplara vuramadı ama en önemlisi aklı kasığında olduğu için konsantresini kaybetti. İlk yarı Galatasaray’ın üstünlüğü içinde sona erdi.

Maçın ikinci yarısı şikebahçe’nin biraz kıpırdanması ve Galatasaray’ın da temposunun düşmesi ile şikebahçe topa daha fazla sahip oldu. İkinci yarıda roller biraz değişti diyebiliriz. İlk yarıda baskı yediği için kendi yarı alanından çıkamayan şikebahçe kontra yapmaya çalışmıştı. Ama Galatasaray orta sahası şikebahçeli oyunculara pas yapma imkanı vermedi. Servet bana göre Galatasaray’ın da maçın da en iyisiydi. Sabri’yi de maçın en istekli oyuncularından biri olarak sayabiliriz.

Galatasaray bu sonuçtan sonra şampiyonlukta çok büyük bir şans yakaladı. Haftaya Sivas’ta yılın maçı ya da şampiyonluk maçı oynanacak.

Umutlar azaldı



HABER7.com

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #44 : 05. Mayıs 2008, 10:03:30 »
Arda ve orta saha

şikebahçe galibiyetiyle düğümü çözen Galatasaray ustalarıyla, defalarca krize giren maçta Sivas’ı aşmayı başardı. Maçın başında cepheden gelen rüzgar ve Song’un kendi kalesine attığı gole rağmen misafir rahattı. Defansta yapılan acemiliklerde Sivas’tan geri kalır halleri olmasa da, defansta Servet, orta sahada başta Ayhan, sonra Sabri, Barış, Mehmet Topal, hücumda da Arda ile rakibinden farklıydı...
Orta alanın iyi oynaması Sivas’ın alan savunmasını salladı. Lincoln’ün yokluğunda Lincoln’ün rolünü çok daha iyi yapan Arda’nın gol noktalarına Tanju gibi sızması büyük çalkantılar yaşayan sarı kırmızılıları ligin son haftasına büyük avantajla taşıdı. Sezonun başlarında taraftarın protestolarına maruz kalan genç yıldız attığı 3 golün pasında da hep doğru noktadaydı.
Göklerin hakimi, bu sene şüphesiz yılın transferi ve stoperi Servet gol pasında ve Mehmet Yıldız’ı savunmada iyiydi ama ilk golde Song’u, ikincisinde Hakan Balta’yı kontrol edemedi, Emre’nin zamanlama hatasıyla başlayan üçüncü golde de kademeye giremedi. Şaka bir yana tabii, Servet yine mükemmeldi. Takımdaki herkes genelde kendi vasatının üstünde oynasa da, bireysel hatalarla belki de bu viraj geçilemezdi.
Ve Ayhan... Lincoln’ün değil, onun sakatlığıydı Galatasaray’ı sallayan. Takımı maestro gibi yönetti. İlk ve son gollerin pasını ustaca verdi. Skor 2-2 berabereyken 25 metreden attığı gol muhteşemdi.
Sivas tecrübesizliğinin kurbanı oldu. Çok adamla giderken orta saha defans balansı bozuldu. Türkiye’nin bütçesi ve kadrosuna göre en başarılı takımı onlar. Ayakta alkışlanmalılar...



Hakan Can / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Author&catid=32&authorid=22

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #45 : 05. Mayıs 2008, 10:04:21 »
Yiğit Aslan

Unutulmaz bir gecenin aktörleri oldular. Gergin geçen günlerden dipdiri çıktılar. Sahaya yüreklerini koydular. Olumsuzlukları olumluya çevirdiler. Daha önce iki büyüğe yenilen Sivas’ı bir başka büyük olarak golle ve net bir skorla geçtiler. 8 golün 7’sini kendileri attılar. Hakan Balta-Aykut hatasından taksit kampanyasıyla yedikleri golde bile durmadılar. Kafalarına koyduklarını sahada söke söke aldılar.
Tebrik edilecek, alınlarından öpülecek çocuklarıyla gururlanmalı Galatasaraylılar. Ayhan’ın bir sezona bedel şutuyla ağlara giden enfes golünü mü anlatmalı, yoksa “Arda, Cimbomun sihiri onda” dedirtecek oyunuyla bu küçük sihirbazı mı konuşmalı. Sabri’nin müthiş enerjisi, Servet’in cesurluğu, Mehmet Topal’ın aksayan her yere yetişmesi, genç Emre’nin tecrübeli Sivaslılarla yaptığı fizik savaşı, siyah inci Nonda’nın gezerek yorduğu Sivas defansını mı anlatmalı. En doğrusu tüm Cim Bom’u böyle bir baskıdan, böyle bir hazırlanmış şehirden 3 puan çıkardığı için bir yiğit aslan olarak kupanın bir sapını yakaladığı için hepsini kutlamalı. Aynı taktik anlayıştan çıkan nefes kesen mücadeleden aksayan taraflar yokmuydu? Elbette vardı. Ama bir futbolsever olarak bu tansiyondan 8 gol çıkaran her iki takımının futbolcularını ve teknik adamlarını kutlamak gerekli.
İkinci yarıda mutlak galibiyet için tempo yapan Sivasspor, bir büyüğe daha yenilmemek için direnişini maçın sonuna kadar sürdürmemesine rağmen herşeyi ile şampiyonluğa inanmış Galatasaraylı futbolcuların inadını kıramadı. Bu günü bile yaşatmış olmalarından ötürü başkanından, malzemecisine kadar Sivaslılar’a futbolseverlerin teşekkür borcudur.



Can Çobanoğlu / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=106740&authorid=47

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #46 : 05. Mayıs 2008, 10:06:26 »
Şimdiden çıldırın...

Galatasaray kötü başladı ve kötü de bir gol yedi. Sivasspor heyecanlı, ama oyuna da bağlı. Hep bildiğimiz gibi, hepsi futboldaki bereketinin, ekmeğinin peşinde... Konuk orta sahasıyla, savunması ve forveti arasındaki boşluğu bir türlü izole edemedi. Kopuklar yani! Ehhh öyle olunca da, topa istese dahi böyle vuramayacak Song’tan golü yiyeceksin: 1-0.
Barış, Arda ve Ayhan etkisiz başlayınca, Galatasaray da etkisiz. Sabri’yi infazdan sorumlu memurlara sormak lazım, ‘böyle bir adamı, nereden ve kaça bulacaksın?’ Hayret bişey! Sivas öne geçince arkaya gitti! 80 dakika nasıl duracaksın orada? Pas yapmakta ve tempoda sıkıntılı Cim Bom’a adeta ‘Gel-gel’ demek bu. Onlar da gitti zaten.
40. dakikaya kadar, Galatasaray’ın en kötüsü olarak değerlendirdiğim üçlünün mükemmel üretimiyle geldi gol. Barış Abdurrahman’la harbe giriyor. O top Ayhan’a, Ayhan’dan Arda’ya ve 1-1. İki dakika sonra, Sabri’den orta, Servet indirdi ve Arda bitirdi: 1-2. Devre böyle bitti.
İkinci yarı Sivas çıktı! Balta yapmaması gerekeni yaparken, Aykut da topu içerden çeliyor ve 2-2. Sivas milleti hep nasıl yendi? Bire bir kaldın, yandın. Kalmayacaktın. Ayhan topa öyle bir yerden vurdu ki... ‘İnsaf!’ Tam doksandan içeri: 2-3 ve olağanüstü bir gol bu. Heyecan fırtınası olur da, bu kadar mı olur? Emre geç kalıyor ve Sezer çakıyor; 3-3 şimdi. Sezona savunmasıyla tutunan Galatasaray, Sivas’ta kötü savunmasıyla ‘El aman’ dedirtiyor.
Arda 4.’yü atarken, galiba şampiyonluktan kaçışı da önlüyor: 3-4. Sonra Hakan Şükür, ‘Şükür’ dedirten golüyle, Galatasaray’lılara ‘Şimdiden çıldırın’ diyor.

Oğuz Dizer / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=106742&authorid=45

fx35

  • Ziyaretçi
Ynt: Galatasaray ile ilgili köşe yazıları
« Yanıtla #47 : 05. Mayıs 2008, 10:10:12 »
Hayat bayram olsa!

Galatasaray adına yüzüp kuyruğa geliş... Gereksiz dere-okyanus muhabbeti dışında sıkıntı sıfır. Rakibi yılın ışıl ışıl parlayan arması Sivasspor. Keskin viraj, yok yok bıçak. Tırnak içinde liderin en önemli akşamı. Tabi tırnak kalırsa. Hayırlısı deyip inelim bir başka patates tarlasına. Gecenin sürpriz kartviziti Song, Song’un hediyesi kendi kalesine... Canı sağolsun futbolda bu da var. Aslında Cevat hoca doğru düşünmüştü. Bugüne kadar diğerlerinin düşünemediğini. Zamanlama tartışılır. Merkez Ayhan asistanı Barış. Sabri nihayet istediği yerde. Arda mı sessiz sakin. Ayrıca sinsi mi sinsi, mecazi anlamda. Kramponlarından üçlük. Kabus bir yarım saat sonrası kendini buluş ve derin bir nefes. Golleri anlatmak tarzım değil. Ama bizde şaşırdık. Aykut’tan bir hediye daha Ayhan’dan kamufle. Arda yine sahnede. Bıkmadın mı kardeşim. Bitti mi bu iş olur mu? Finali kaptanlar yapar! Şükür attı yukarı baktı. Anlamayan anladı. Böyle bir maç yok. Mahalle günlerimi hatırladım valla! İki takım da heyecanıyla oynadı. Amatörlüğünü üstüne giyerek. Sivas’a alkış Galatasaray’a tebrik. Hangisini sayayım ki! Servet mi, kırk yıllık Galatasaraylı Emre Güngör’e mi, resitallerin bir numaralı ismi Ayhan’a mı, yada görünmeyen buz adam Hakan Balta’ya mı? Hakkettiniz çocuklar. Evet, Galatasaray çok zorlu bir akşamdan (matematiği sevmem) geriye bakarsak şampiyon olarak çıktı. Hedefe bir mi kaldı. Hadi canım sizde...



Yalçın Dümer  / http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=32&articleid=106739&authorid=72