21. Kasım 2017, 00:41:53

Gönderen Konu: Lincoln Sendromu  (Okunma sayısı 3673 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

muikta

  • Köşe Yazarı
  • Mimar
  • *
  • Kayıt Tarihi: Mar 2008
  • İleti: 4047
  • Yaş: 34
  • Yer: İstanbul
Lincoln Sendromu
« : 10. Haziran 2009, 21:33:58 »
Lincoln Sendromu

Galatasaray tarihinde, taraftarın hakkında bu kadar farklı düşündüğü bir futbolcu belki de olmamıştır. Kimi sabredilmeli, bir şans daha verilmeli derken, kimisi de hemen gönderilmesinden yana. Bir kesim Rijkaard’la yıldızı barışırsa çok iş yapacağından ümitliyken, aksini düşünenler takıma daha fazla zarar vermeden yolların ayrılmasından yana. Yani sizin anlayacağınız, son iki sezondur sadece Galatasaray camiasını değil, Türkiye’yi de meşgul eden bir isim Lincoln. 

Özhan Canaydın Lincoln’ün transferinden sonra yaptığı açıklamada, Avrupa’nın en iyi on numaralarından birini aldığımızı söylemişti. Şüphesiz çok iddialı bir açıklamaydı bu ama transfer sürecinde yaşanan zorluklar ve yıllardır özlemini çektiğimiz lider oyuncu ihtiyacı bu açıklamayı beraberinde getirmişti. Taraftar olarak bizler de en az başkanımız kadar heyecanlıydık. Transferin gerçekleştiği haberi resmi olarak duyurulduğunda, şampiyon olmuşçasına sevinen Galatasaraylıların sayısı hiç de az değildi. Nitekim Atatürk Hava Limanı ve Florya Metin Oktay Tesisleri, bir futbolcuya gösterilen teveccühün zirvesine tanık olmuştu o günlerde. Ligler başlayıp, ilk haftalarda takımı sırtlayan bir oyuncuyu sahada gördüğümüzde ise, artık yeni bir aşkın doğduğundan kimsenin şüphesi yoktu. Ta ki dokuzuncu hafta gelip çatıncaya kadar…

Acaba diyorum kendime, o meş’um diye nitelendirdiğimiz hafta mutlaka gelecekti de, Kalli bu haftanın gelişini mi hızlandırdı? Yani, Şiketaş maçının arifesinde yaşananlar, kadro dışı kalma durumu olmasaydı da yaşanılacak mıydı? 

Şüphesiz bu sorulara net cevaplar vermek çok güç. Çünkü o haftaya kadar fırtına gibi giden bir takım ve o fırtınanın baş mimarı olarak Lincoln gerçeği vardı ortada. Kalli’nin yaptığının doğru veya yanlış olduğunu hiç hesaba katmadan bu gerçek söylenebilir. Ama işte ne olduysa o haftadan sonra oldu ve bizi bugünlerde meşgul eden “Lincoln Sendromu” yavaş yavaş ortaya çıktı. 

Önce Kalli’ye cephe aldı Lincoln. Kimi maçlarda sakat olduğu gerekçesiyle oynatılmadı. Sakat olmayıp oynatıldığında ise ilk maçlardaki performansının yerinde yeller esiyordu. Artık ayakta durmaya çalışmayan, ufak bir müdahalede yere düşen ve mücadele gücü en asgari düzeyde olan bir oyuncu vardı karşımızda. Ama taraftar onun bu hallerine de katlandı, her maç öncesinde ve sonrasında bağrına bastı onu. Canını dişine takan oyuncularımıza “göstermelik” sevgilerini ifade eden taraftar, Lincoln’ü baş tacı etti deyim yerindeyse. 

Koca bir iki senenin hülâsasını vermek çok zor, bunu biliyorum. O yüzden bugün yaşananlar ve Lincoln hakkındaki düşüncelerimi ifade edip yazımı noktalamak istiyorum. 

Bu camia hiç kimseye göstermediği ilgiyi, alakayı ve sevgiyi Lincoln’e gösterdi. Aynı şekilde hiç kimseyle yapılmayan/yapılamayan bir anlaşma yaptı onunla. Geçen süreçte görünen o ki Lincoln, ne bu teveccühe mazhar olmak derdindeydi, ne de bu takımın büyüklüğünü anlama derdinde. Kariyerinin sonlarına gelmiş bir futbolcunun hoş bir seda bırakıp gitme düşüncesi Lincoln’ün kafasında yoktu ve “ben parama bakarım” misali davranışlar bunu ispatlıyordu. 

Tıp uzmanları kangren olmuş bir kolu kurtarma telaşına düşmezler. Bilirler ki, bu kol feda edilmezse kolun sahibi feda edilecek. Yapılacak iş bellidir ve çok da düşünülmesine gerek yoktur; kol kesilecektir.  

Lincoln belki bu sene Rijkaard’la ekstra bir çıkış gösterecek, belki son iki sezondur yaptıklarını affettirmek için varını yoğuna ortaya koyacak veya belki aldığı paranın hakkını vermeye çalışacak, bilemiyorum. Bunlar ihtimaldir ve olabilir. Ama ya Lincoln eski Lincoln’se…

Bu taraftar ve camia üçüncü kez Lincoln problemini kaldıramaz. Onun yeteneklerinin ve futbolculuğunun ne kadar üst düzey olduğunu bilen bizler, bir ihanete daha düçâr olursak geleceğimizi tehlikeye atmış oluruz. Bu anlamda bize tek bir yol kalıyor: kangren olmuş kolu kesip atmak. 

Evet, Lincoln’e bize “yaptığı!” katkılardan dolayı teşekkür edilip yolları ayırmalıyız. Yoksa vücudu kaybetmek işten bile olmaz.   

Hayatın anlamını kaybetmişsem, ölmeliyim (Aliya İzzetbegoviç)